- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Yaşlılık

Yaşlılık sitemize 22 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 1 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

YAŞLILIK

Fizyolojik yönden insanın ömrü dört devreye ayrılır:
1- Büyüme Devresi; 30 yaşına kadar sürer.
2- Durgunluk Devresi ki buna olgunluk devresi de denir; 40 yaşına kadar sürer.
3- Hafif Çökme Devresi; 60 yaşına kadar sürer.
4- Hızlı ve Tam Çökme Devresi; 60 yaşından ömrün sonuna kadar devam eder.

Birinci büyüme devresini ise 15 yaşına kadar çocukluk ve 30 yaşına kadar gençlik devri diye ikiye ayırmamız mümkündür. İnsanoğlunda 40 yaşından itibaren vücuttaki enerji azalır,
nemlilik oranının dengesi bozulur ve git gide kuvvet eriyişi devam eder ve nihayet bir gün enerji sona erer. İşte ölüm buna denir.
İhtiyarlık Cenab-ı Allah’ın fıtrî bir kanunu ve insan ömür ağacının son şekillenmesidir. Her fani varlıkta olduğu gibi insan için de dünyadaki yolculuğun son durağı mesabesindedir.
İhtiyarlık hali kainattaki binlerce delil gibi yeniden varoluşun açık bir remzi ve delilidir. Zira, kainattaki herşey değişken ve fanidir. Ancak insanoğlunda ebede uzanan ve ahiret âlemini iktiza
eden bir beka arzusu vardır. İşte insanoğlu yaşlansa, vücudu yıpransa bile bu beka arzusuyla yanıp tutuşmaktadır. Ahirete iman olmadığı taktirde bu dönemde insanı ölüm korkusu sarar,
dünya ve dünya malına karşı daha fazla sarılma ve hırs duygusu kendisini gösterir. Kişi böylelikle arzu ve emellerini bu dünyada güya tatmin etmeğe çalışır. Bu konuya dair bir Hadis-i
Şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle

buyurur: “Ademoğlu ihtiyarlar, fakat şu iki şey onunla beraber gençleşir kalır; dünya hırsı ve uzun yaşama duygusu”. (1)
Aslında insan ihtiyarlayınca diğer kuvvet ve hisler gibi dünya hırsı ve uzun yaşama düşüncesinde de bir gerileme gerekirken belki ölüm korkusu veya zafiyetinden ya da ebedi saadeti düşünmemekten dolayı bu iki duygu artmaktadır. Tabii bu ölüm korkusu ve dünya hırsı herkes için söz konusu değildir. İnsanlar ve ahireti
düşünenler için ölüm; lahutî âleme doğru bir uçmak, ruhun kafesten kurtulup azad oluşu ve bir nevi dünya meşakkatlerinden bir terhis hükmündedir.İşte ihtiyarlık bu vuslat durumunun son
basamağıdır. Bu sebepten gerçek inanan kişilerde korku yerine aşk, heyecan, reca duygusu artar. İmam Gazali (r.a.) “İnsanda gençlik devresinde korku, yaşlılık döneminde de umut
duygusu ağırlıklı olmalıdır.” diyerek korku ve reca dengesini bu şekilde izah etmektedir. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri Marifetname adlı kitabının I. bölümünde ihtiyarlığın
durumunu ve ölüm sebebiyle ruhun selamete eriştiğini bildirerek şöyle der; “Ölümün değerini bilmeyen, uzun ömürlü ve ihtiyar olmasını diler. Halbuki ihtiyarlık şiddetli bir hastalık ve uzun
süren bir hapishane hayatıdır. Elim bir azap, büyük bir bela, alçak bir emeldir. Ölüm, ruhu bedenin bu zahmetinden yaşlılığın eziyetinden kurtarır, ebedî hayata, doğruların, faziletlerin
bulunduğu yere götürür ve ona kemalin, olgunluğun lezzetini verip huzura kavuşturur; binaenaleyh ölüm yok olmak değildir. Ruhun bedenden ayrılmasıdır.”
Evet, yaşlılık yukarıda da söylendiği üzere insanoğlunun fizyolojik yönden vazgeçilmez bir dönemini teşkil etmektedir. Belki insanların çoğu bu dönemi sevmez veya sevimsiz görür, ancak
yaşlılık da ölüm gibi ilahî bir kanundur ve insan ömrü kifayet ettiğinde bu merhaleden geçecektir. Tarihte olduğu gibi günümüzde de insan anatomisiyle uğraşan birçok bilgin ve doktor yaşlılığı ortadan kaldırmak veya en azından onu asgari bir düzeye indirmek için uğraşmışlardır. Ancak bunda tam muvaffak olamadıkları bir vakıadır. Günümüzde bir takım estetik ameliyat ve tedavilerle vücutta yüzeysel açıdan bir iyileştirme yapılıyor olsa bile, bedendeki çöküşün ve ömür ağacının kurumasının önüne geçilememiştir. İmam-Ahmet ve birçok muhaddisin  rivayet
ettiği konuyla alakalı bir Hadis-i Şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur;” Ey Allah’ın kulları; tedaviye başvurunuz, zira Cenab-ı Allah her hastalığın bir çaresini (ilacını) yaratmıştır. Ancak ihtiyarlık denilen hastalık hariç”. Bir başka rivayette ise Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:  “Şüphesiz Cenab-ı Allah halk ettiği her hastalığa karşılık mutlaka bir ilaç da yaratmıştır. Ancak ölüm ve ihtiyarlık hariç”. (2)  İslamî açıdan bakıldığında yaşlılık, kişi için bir şeref, saygınlık ve meziyet unsurudur. Zira
ihtiyar kişi hayatının her anına yüzlerce seneyi sıkıştıracak hale gelmiş, Allah’ın en bahtiyar bendesi; çevresi için de bir vakar abidesidir. İnsanların çocukluk heveslerine hitap eden bütün
gelip geçici şeylerden sıyrılmış, fena alemin ekşi yüzünden bakî tebessümler arz eden canlı bir tablodur ihtiyar. Bu durumda olan ihtiyar, kabri ağlayarak değil gülerek ve ölümü de kucak açarak
karşılar.
İnsanın ebeveyni ile yakını olan diğer yaşlılar, kişi için Allah’ın birer emaneti, onlar için birer imtihan vasıtası, rızıklarının genişleme sebebi, bir takım bela ve musibetlerin def’ine vesile
olan bahtiyar varlıklardır. Bu nedenle bu mübarek ihtiyarların varlıklarıyla sıkılmak, ölümlerini arzu etmek ne kötü bir düşüncedir. Hele hele hayatını evladının hayatına feda eden ihtiyar
peder ve validesinin ölümlerini arzu etmenin ne derece çirkin olduğu aşikardır. Halbuki yaşlıların ölümünü arzulayan her genç de, ölüm erken olmazsa kendileri de ihtiyar olacaktır. “Her amel
kendi cinsinden bir şeyle karşılık görür” kaidesi uyarınca anne-baba ve ihtiyarlarına hürmet etmeyene evladı da hürmet etmeyecektir. Buna karşılık anne-baba ve ihtiyarlarına hizmet
edene ömrünün sonunda evladı veya başkası da kendisine hürmet ve itaat edecektir. Bir hadis-i Şerifte Peygamberimiz(s.a.s.) şöyle buyurur: “Herhangi bir genç, yaşından dolayı bir ihtiyara
hürmet ederse Cenab-ı Allah da yaşlılığında ona hizmet edecek kimseler halk edecektir.” (3)
Binaenaleyh, büyüklerine saygı göstermeyen, yaşlanmış ve düşkün hale gelmiş yakınlarına bakmayan kişiler Allah’ın indinde ve cemiyet nezdinde sorumluluktan kurtulamazlar, şefkat ve
merhamet göstermeyen böylelerine uhrevî ceza ve azaplar olacaktır. Bir Hadis-i Şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor; “Küçüklerimize şefkat göstermeyen ve büyüklerimize değer ve saygı göstermeyen bizden değildir.”(4) İşte hem insanlık hem de Müslümanlık gereği şu dur ki, yaşlılara saygı gösterilmeli, incelmiş duygularını rencide etmemeli, yaşlılıktan dolayı vuku bulacak bir takım hata ve dengesizlikleri hoşgörüyle karşılamalı, onları mübarek ve kutsal birer varlık kabul edip, hayırlı duaları
alınmalıdır.  Onların varlığı rızkın genişlemesine, bir takım bela ve musibetlere karşı birer kalkan olduğu unutulmamalıdır. Böyle davranan ve böyle düşünen ailelerde ve cemiyetlerde hayır olur, bereket olur ve huzur olur. Nitekim bir hadis-i Şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur; “Düşkünleri görüp gözetiniz, zira siz ancak düşkünleriniz sayesinde yardım görür ve
rızıklanırsınız.” (5)  Bir başka rivayette Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Beli bükülmüş ihtiyarlar, süt emen
bebekler ve (Dilsiz) olup otlayan hayvanlar olmasa idi başınıza büyük azap ve sel gibi belalar gelecekti.” (6)
Ne mutlu kendini bilen ve kalben yaradanı ile buluşmuş ihtiyarlara…Ve ne mutlu yaşlılarının değerini bilip, onlara sevgi ve saygı gösteren insanlara……..

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :