- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Süreğen Hastalıklar

Süreğen Hastalıklar sitemize 08 Nisan 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

SÜREĞEN HASTALIKLAR

  

Süreğen hastalıklar doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle oluşan, bireyin sürekli bakım ve tedavisini gerektiren ve hastalığı nedeniyle eğitim, mesleki ve sosyal uyumun olumsuz etkilendiği durumlardır.

  1. Süreğen Kan Hastalıkları

1.Bulaşıcı Sarılık

Bulaşıcı sarılık veya tıp dilinde viral hepatit, mikroskopla bile görülemeyecek kadar küçük, virüs denen mikroorganizmaların oluşturduğu, karaciğerin yaygın iltihabi hastalığına verilen isimdir. Bu hastalığın, A, B, C, D, E ve G harfleri ile isimlendirilen en az 6 farklı virüsle oluştuğu bilinmektedir.

Hastalığın belirtileri nelerdir?

Kuluçka süresini takiben, halsizlik, iştahsızlık, mide bulantısı, karnın sağ üst bölümünde ağrı, derinin ve gözakının sararması ve idrarın koyulaşması ile başlar. Kısa süren ateş olabilir. Ancak, çocukların büyük çoğunluğunda ve yetişkinlerin de bir kısmında sarılığın ortaya çıkmaması veya silik kalması mümkündür. Bu nedenle, özellikle küçük yaş gurubundaki çocuklarda hastalık teşhis edilmeden geçip gidebilir. Üstelik çocuklarda belirtiler daha hafif ve kısa sürelidir. Bulaşıcı sarılık genellikle 4–6 haftalık bir hastalıktır, A ve E virüsü ile olanlar sonunda tedavi olurlar ve kronikleşme (süreğenlik) göstermezler.

B, C ve D virüsleri ile oluşan bulaşıcı sarılıklar kronikleşebilir. Bunun sonucu olarak, Türkiye’de nüfusun %5–7 kadarı (4 milyona yakın insan) B virüsünü, farkında olmaksızın taşımaktadır. Bulaşıcı sarılık hastada sarılık yapmadan da seyredebilir.

Nasıl bulaşır?

A ve E virüsleri büyük abdest ile atılırlar ve virüs taşıyan dışkı ile kirlenmiş su ve besin maddelerinin (sebze ve meyveler) ağızdan alınması ile bulaşırlar. Virüsle kirlenmiş yüzeylere temas etmiş ellerin ağza değdirilmesi de kişisel bulaşmada ve virüsün yayılmasında çok önemlidir.

B ve C virüsleri ise, başlıca, kan yoluyla (kan ve kan ürünlerinin alınması, mikroplu enjektör ve iğnelerinin kullanılması, ortak jilet veya diş fırçası kullanımı, akupunktur, diş tedavisi vb) ve cinsel ilişki ile bulaşırlar. Hastalığın, bu virüsleri taşıyan anneden bebeğe geçişi de mümkündür.

Hepatit A virüsü ellerde saatlerce canlı kalabilir. Bulaşmada ellerin rolü büyüktür. Okullardaki sıra ve kapı kolları, tuvaletlerdeki musluklar virüs taşıyan dışkı ile kirlenebilmektedir, buralardan eller aracılığı ile ağız yoluyla bulaşır.

Hepatit B geçirmekte olan veya bu virüsü hastalık belirtisi göstermeksizin kanında taşıyan annelerden doğan bebeklerde, hastalık %95 sıklıkla kronik gidiş göstererek yaşamın daha ileri döneminde karaciğer sirozu veya karaciğer kanserine neden olabilir.

Hepatit B Virüsü İle Oluşan Bulaşıcı Sarılık Neden Daha Tehlikelidir?

Çünkü B virüsünün yaptığı hepatit hem çok sık ve yaygındır, hem de hastaların %5-10 kadarında, hastalığın alevli (akut) dönemi geçtikten sonra tam tedavi olmaksızın hastalık sinsi ve kronik (süreğen) biçimde devam eder. Bu hastaların bir kısmında zamanla siroz ve karaciğer kanseri gelişebilir. Bir kısmında ise virüs uzunca bir süre karaciğerde fazla hasar yapmadan kalsa bile, zaman içerisinde bu kronik taşıyıcılarda da denge kişi aleyhine bozularak kronik aktif karaciğer hastalığı gelişebilir. Virüsü taşıyan annelerden doğan bebeklerde hastalık, %95 oranında alevli (akut) bir tablo oluşturmaksızın sinsi kronik gidiş gösterir.

Taşıyıcı Ne Yapmalıdır?

Hepatit B virüsü, hastanın veya sağlam taşıyıcının kan ve diğer vücut sıvılarında (tükürük, ter, süt, sperm sıvısı, vajen sıvısı) bulunabilir.

B virüsü taşıyıcısı, hasta olmasa bile, kanı ve diğer vücut sıvıları ile hastalığı başkalarına bulaştırabileceğini bilmelidir. Kan vermemeli ve korunmasız (kondom) olarak, bağışık olmayan veya aşılanmamış kişilerle cinsel ilişkiye girmemelidir. Her 6–12 ayda bir karaciğer fonksiyon testlerini yaptırmalıdır. Alkol almaktan kaçınmalı, herhangi bir nedenle ilaç almak zorunda kalırsa bunu doktoruna danışmalıdır.

Bulaşıcı Sarılıkta Tedavi Var Mı?

Ani hastalıkta özel bir tedavi yoktur. Hastaya sindirimi kolay yiyecekler verilir. Yağı az yiyecekler önerilir. Üzüm, bal gibi şekerden zengin besinlerin diyette yer alması uygundur. Hasta istirahat ettirilir.

Kronik Hepatit Tedavi Edilebilir Mi?

B ve C virüsü ile oluşan kronik karaciğer hastalığında ilaç (interferon-alfa) tedavisi hastaların üçte birinde uzun süreli iyileşme sağlayabilir. Bu tedavi ise çok pahalıdır.

B Virüsüne  Karşı Korunmada Dikkat Edilmesi Gerekenler:

  • Test edilmemiş kan kullanılmamalıdır.
  • Enjektör iğnesi veya parmak delici iğne birden fazla insanda kullanılmamalıdır.
  • Jilet, diş fırçası gibi malzemeler ortak kullanılmamalıdır.
  • Kondom kullanmanın, cinsel ilişki ile bulaşmadan korunmada güvenilir yöntem olduğu unutulmamalıdır.
  • B virüsünün ısıya ve dış etkenlere oldukça dirençli olduğunu ve vücut dışında, kuru yüzeylerde en az 10 gün canlı kalabileceği bilinmelidir.
  • B virüsü taşıyıcılarının kullandıkları aletler, yarım saat, binde 5’lik çamaşır suyunda bırakılırsa veya 100 oC de 10 dakika kaynatılırsa veya sodyumkloril sülfatlı deterjanla muamele edilirse virüsün yok edilmesi mümkündür.
  • Taşıyıcının kanı veya diğer vücut sıvıları bulaşmış yüzeyler %10 luk çamaşır suyu ile bolca ısıtılarak silinmelidir.
  • Bir hastalığa karşı en akıllıca korunma, kuşkusuz, onun etkeni ile karşılaşmadan önce bağışıklık kazanmış olmakla sağlanır. Bunun yolu aşılanmaktadır.
  1. AIDS VE HIV

AIDS bulaşıcı bir virüs hastalığıdır. Mikrobu HIV (İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü) adı verilen virüstür, bu virüs bağışıklık sisteminin içine yerleşir ve vücudun mikroplara karşı koyma yeteneğini yok eder. Direnci azalan vücutta, HIV’in etkisinin yanı sıra, çeşitli mikroplar da hastalıklara neden olurlar.

HIV vücuda girdiğinden itibaren, vücutta bununla savaşmak için özel antikorlar oluşur. Kandaki bu antikorların ELISA yöntemiyle saptanmasına Anti-HIV testi denir. Anti-HIV antikorların ELISA yöntemiyle ölçülebilecek düzeye ulaşması için 3 aylık bir süreye ihtiyaç vardır. Bu nedenle test, bulaşma olduktan 3 ay sonra yapılmalıdır. Anti-HIV testinin pozitif olması kanda HIV virüsünün olduğunu gösterir. Ancak anti-HIV testinin yalancı pozitif çıkma ihtimali de vardır. Bu nedenle, kişinin HIV pozitif (seropozitif) olduğunu söyleyebilmesi için, Westernblood testi denen doğrulama testinin de yapılıp sonucunun pozitif olması gerekmektedir.

Anti-HIV testi, üniversite hastanelerinin mikrobiyoloji laboratuarlarında, devlet hastanelerinin laboratuarlarında ve özel laboratuarlarda yaptırabilir.

Danışmanlık Hizmeti Nedir?

HIV bulaşması, AIDS hastalığı, hastalıktan korunma, test yaptırma, hastaların bakım ve tedavisi hakkındaki bilgileri, kişiler yüz yüze ya da telefonla başvurarak, danışmanlardan öğrenebilirler. Danışmanlık hizmeti, test yaptırmadan önce ve sonra mutlaka alınmalıdır.

AIDS’in Belirtileri Nelerdir?

Virüs bulaştıktan sonra, AIDS hastalığı belirtileri kişinin yaşam koşullarına ve vücut direncine göre, 3–15 yıl, hatta bazen daha uzun bir süre sonra ortaya çıkar. HIV bulaştığı vücudun bağışıklık sistemini yıkıma uğratır.

Vücut direnci zayıflayan hastada, normalde zararsız olan, hafif geçen ya da ender rastlanan bazı hastalıklar belirir. Ayrıca lenf bezlerinde büyümeler, ağız ve deride tekrarlanan uçuk, pamukçuk, yara ve lekeler, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, ishal, öksürük, tüberküloz, akciğer hastalıkları gibi belirtiler ortaya çıkar. Kişide bu belirtilerin ancak birkaç tanesinin bir arada bulunması durumunda AIDS düşünülebilir. Kesin tanı için anti-HIV testi yapılır.

AIDS’in Tedavisi Var Mıdır?

AIDS’in tedavisinde olumlu gelişmeler vardır. Günümüze kadar bulunan ilaçlardan farklı etki mekanizmalarında olanların ikisinin ya da üçünün birlikte kullanımıyla HIV pozitif kişilerin kaliteli ve uzun bir yaşam sürebilmeleri sağlanmaktadır. Tedavi doktor kontrolünde ve kesintisiz olarak yaşam boyu sürdürülmelidir.

Hıv’in Bulaşma Ve Korunma Yolları Nelerdir?

HİV virüsü cinsel ilişki, kan ve anneden bebeğine olmak üzere üç yolla bulaşır. Korunmasız cinsel ilişki ile bulaşır. Tüm bulaşmaların %80-85’i bu yolla olmaktadır. Virüs kanda bulunduğu gibi erkeğin sperm sıvısında, kadının vajina salgısında da bulunur. Cinsel ilişki sırasında vagina, penis, anüs mukozası veya ağızdaki zedelenmiş doku ve çatlaklardan vücuda girerek; erkekten kadına, kadından erkeğe, erkekten erkeğe veya kadından kadına bulaşabilir.

Tüm bulaşmaların %10-15’i kan ile olmaktadır. Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş; şırınga, iğne, cerrahi aletler, diş hekimliği aletleri, dövme aletleri, akupunktur iğneleri, jilet, makas gibi tüm kesici ve delici aletler ile bulaşma olabilir. Damar içi uyuşturucu kullananların paylaştıkları iğne, enjektör ve uyuşturucu madde eritilen kaşıklar ile bulaşma olabilir. Anneden bebeğine bulaşır. Tüm bulaşmaların %3-5’i bu yolla olmaktadır. HIV, hasta veya taşıyıcı anneden bebeğine gebelik, doğum veya emzirme sırasında bulaşabilir.

HIV’in Bulaşmadığı Durumlar Nelerdir?

— HIV günlük yaşamda, aynı odada bulunma, aynı okulda okuma, aynı havayı soluma ile bulaşmaz.

— HIV sağlam deriden geçmez.

—Tükürük, gözyaşı, ter, aksırık, öksürük, idrar, dışkı;

—El sıkışma, deriye dokunma, okşama, kucaklama, yanaktan ve elden öpme;

—Yiyecekler, içecekler, çatal, kaşık, bardak, tabak, telefon;

—Tuvalet, duş, musluk, yüzme havuzu, deniz, sauna, hamam;

—Sivrisinek ve diğer böceklerin sokması, kedi köpek ve diğer hayvanlarla yaşamak, HIV’in bulaşmasına neden olmaz.

  1. Lösemi

Lösemiler, vücuttaki kan üretim sistemini (lenfatik sistem ve kemik iliği) etkileyen kanserlerdir. Lösemiler akut veya kronik olarak (mikroskoptaki görünüşlerine göre alt gruplara ayrılırlar) ve tümörün yayılım ve gelişim özelliklerine göre sınıflandırılırlar. Genel olarak, akut lösemiler çocuklarda ortaya çıkarken, kronik lösemiler daha çok yetişkinlerde görülme eğilimindedirler.

Çocukluk çağındaki kanser vakalarının %35’ini lösemiler oluşturur ve birinci sıradadır. Lösemiler hücre cinsine göre; ALL (Akut Lenfoblastik Lösemi) ve AML (Akut Myeloblastik Lösemi) olmak üzere 2 ana gruba ayrılır. Kendi içlerinde de alt sınıflar tanımlanabilir. Türkiye’de her yıl 16 yaşın altında 1200–1500 yeni lösemili çocuk vakası bildirilmektedir.

Nedenleri:

Lösemi nedenleri henüz tam olarak aydınlatılmamıştır. Sitogenetik ve moleküler tekniklerdeki yeni gelişmelerle; genetik yatkınlıklar, radyasyon, benzen ve türevleri (bali, vs.), böcek ilaçları gibi kimyasal maddeler, bazı kalıtsal hastalıklar ve bazı viral hastalıkların hep birlikte lösemiye neden oldukları çalışmalarla gösterilmiştir. Lösemi her yaşta görülmektedir. En sık çocukluk çağında 2–5 yaşlarında artmaktadır. 1 yaşın altında, 10 yaşın üstündeki yeni vakalarda tedaviye cevap azalmaktadır.

Herhangi bir etkiyle damarlarımızda dolaşan kanın esas yapım yeri olan kemik iliğimizdeki ana hücrelerde oluşan şifre değişikliği ile blast adını verdiğimiz olgun olmayan kan hücrelerinde artış meydana gelmektedir. Bu hücreler hızla yayılarak kemik iliğini, lenf bezlerini, dalağı, karaciğeri, beyin ve merkezi sinir sistemini tutmaktadır.

Belirtileri:

Çocuklarda lösemi hastalığının belirtileri:

İştahsızlık
Kansızlık
Zayıflama
Bacaklarda kemik ağrıları
Cilt altında kanamaları (kırmızı noktalar veya morarmalar)
Burun ve dişeti kanamaları
Ateş ilk gözlenen bulgulardır.

Ayrıca yayıldığı organlara ait belirtiler, örneğin baş ağrısı, kusma, karın ağrısı, görme bozuklukları önem taşıyabilir. Bu yakınmalarla müracaat ettikleri çocuk hematoloji (kan hastalıkları) uzmanlarınca yapılan muayenede çoğunlukla karaciğer ve dalak büyümesi, lenf bezlerinde genişleme, kanama bulguları tespit edilebilir. Yapılan kan, kemik iliği, hücre tipini belirleme ve genetik tetkikler sonucu kesin tanı konulabilir. Tanıdaki ayrıntılı testler genellikle lösemi tiplerini, tedavi prensiplerini belirlemede yardımcı olacaktır.

Tedavisi:

Tedavi öncelikle genel durumun düzeltilmesi yöntemleri ile başlar. Bu safhada kan veya kanın içindeki özel hücrelerini donörlerden (gönüllü kan verici kişi) alınarak lösemili hastaya verilmesi, enfeksiyon mevcutsa gerekli mücadelelerin yapılması, böbreklerin, karaciğer ve kalbin kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinden korunma önlemlerinin alınması çok önemlidir.

Ayrıca hastaların ve ailelerin hastalık hakkında bilgilendirilmesi, löseminin umutsuz değil, tersine iyi bir tedavi ve moral desteği ile lösemide %85’lere varan oranda iyileşmenin sağlandığının açıklanması tedavinin ikinci basamağıdır.

Tedavi Esasları Ve İlk Tedavi:

Çok yüksek doz, birbirinden farklı en az 6 çeşit ilacın 4–6 hafta içerisinde damardan ve ağızdan verilmesidir. Burada amaç, blast adı verilen kötü huylu ana hücrelerin yok edilmesidir.

Ancak bu kemoterapi ilaçları, maalesef yalnızca kötü hücreleri etkilememekte, vücudun iyi, faydalı hücrelerini de yok etmektedir. Bu nedenle, çocuklarımızın saçları dökülmekte, ağızlarında, bağırsaklarında yaralar açılmakta, halsizleşmektedirler. Yine, vücudun enfeksiyonlara karşı koruyan savunma hücreleri de ilaçlarla yok edildiğinden immün sistem yıkılmakta, en ufak bir mikrop, hastalık etkeni dahi tüm vücuda yayılıp ağır ateşli enfeksiyonlara neden olmaktadır.

Bu nedenle lösemili çocuklarımız etraflarındaki insanlardan, havadan, sudan mikrop almamak ve korunmak için maske takmaktadırlar.

 

B.Süreğen Nörolojik Hastalıklar

Süreğen nörolojik hastalıklar, sinir sisteminde devamlılık gösteren hastalıklardır, yetişkin ve çocuklarda görülen süreğen nörolojik hastalıklar olarak ikiye ayrılmaktadır.

Çocuklarda Görülen Süreğen Nörolojik Hastalıklar:

  1. Epilepsi

Epilepsi halk adıyla sara, yenileyen nöbetler ile karakterize sıklıkla geçici bilinç kayıplarına neden olan bir durumdur. Ancak bu geçici bilinç kaybı her zaman oluşmaz.
Nöbetler çok farklı şekilde ortaya çıkabilirler. Bazı nöbetten önce bir korku hissi olabilen olağan dışı bir algılama yaşanırken bazı nöbette kişi yere düşebilir veya ağzı köpürebilir. Bazen de boşluk nöbetleri denilen kişinin gözünü bir noktaya dikmesi veya donuklaşması gibi durumlar ortaya çıkar. Epilepsi, ruh ya da akil hastalığı değildir ve bazı nadir durumlar dışında zeka geriliğine yol açmaz.

Epilepsinin nedenleri nelerdir?

Tümörler, geçirilen beyin ameliyatları, doğuştan olan bozukluklar, doğum sonrası beyin iltihabı, ateşe bağlı istem dışı kasılmalar, vücudu etkileyen enfeksiyonlar, B6 vitamin eksikliği beslenme gibi nedenlerden meydana gelebilir.

Tedavisi nasıldır?

Epilepsi kompleks bir hastalık olduğundan doğru tedavi çok önemlidir. Bu bakımdan hastaların nörologa başvurmaları gerekmektedir. Tedavi genelde başlangıçta antiepileptik ilaç ile yapılır. Antiepileptik ilacın yeterli olmadığı durumlarda ve epileptik odağın ameliyata uygun olduğu durumlarda beyin cerrahisine başvurulur. Ayrıca kişiye ve ailesine danışmanlık hizmeti verilmesi faydalı olacaktır.  Bayılma şeklinde nöbet geçirmekte olan çocuğa yapılacak şey onu zararlardan korumak ile sınırlıdır. Sakin olunmalı, çocuğun yanından ayrılmamalı, yardim gerekiyorsa bir başkası bu işe görevlendirilmeli. Çocuğu yere yatırın, etrafındaki sivri maddeleri ortadan kaldırın. Çocuğu yan yatırıp tükürüğünün dışarı akması ve daha rahat nefes alıp vermesi için basını hafif yana arkaya eğin. Elbiselerinin gevşetin, şayet takıyorsa gözlüklerini çıkartın, hastanın dilini ısırmasını engellemek amacıyla elle veya bir cisimle çeneyi açmaya çalışmayın, ağzına hiçbir şey koymayın. Ağzındaki yiyeceklerin çıkartılması yararlı olur. Üzerine su dökmeyin, zorla nefes aldırmaya çalışmayın, çocuğu sallayarak ya da yüzüne vurarak, bazı maddeler koklatarak uyandırmaya çalışmayın. Nöbet esnasında ilaç vermeye çalışmayın, doktorunuzun önerileri dışında kendi kendinize nöbetin geçmesine yönelik bir şey yapmayın. Unutulmamalıdır ki tehlikeli görünümüne rağmen epilepsi nöbeti öldürücü değildir.

  1. Spina Bifida

Doğuştan anomalilerin en sik görülen tipi olan Spina Bifida’da çocuklar genellikle sırtlarında içi boş ya da sinirlerle dolu olan keselerle doğabilirler.

Nedenleri nelerdir?

Hastalığın nedenlerinde genetik ve çevresel faktörlerin rolü olduğuna inanılır. Ailede ayni hastalığın olması ve anne babanın geç yaslarda çocuk sahibi olması en büyük risk faktörüdür. Eğer ilk çocuk Spina Bifidali doğmuş ise risk artar, çocuk sayısı arttıkça risk yükselir .

Belirtileri nelerdir?

Çocuğun sırtında bir keseyle doğması, kas zayıflığı, doğuştan ayak, diz, kalça ve omurgada meydana gelebilecek sekil bozuklukları, deride his kusuru, idrar ve gaita kontrolünün olmaması, kafatasının normalden daha büyük olması,kan dolaşımının bozulması ve his kusuru nedeniyle deride açık yaralar, hareket güçlüğünden dolayı çevreye ilginin azalması.

Tedavi ve Öneriler

Eğer çocuk sırtında kese ile doğmuş ise ve/veya kafatasında normalden fazla büyüme varsa en kısa zamanda uygun cerrahi yöntem uygulanmalıdır.
Fizik tedavi yaklaşımları ile kas kuvvetinin artırılması, eklemde oluşabilecek bozulmaların önlenmesi ile çocuğun bağımsızlığının artırılması, çocuk ve ailenin yasam kalitesinin artırılması, cihaz yaklaşımları ve yürümeye yardımcı araçların kullanılması ile ayakta durma ve yürümenin sağlanması amaçlanır, barsak ve mesane problemlerinin tedavisinin üzerinde de özellikle durulmaktadır. Tedavi sürecine ailenin katilimi büyük önem taşır.

Yetişkinlerde Görülen Nörolojik Süreğen Hastalıklar

1.MULTIPL SKLEROZ (MS)

Beynin farklı bölgelerinin etkilendiği, ilerleyici bir hastalıktır. Genellikle genç erişkinlik döneminde ve kadınlarda daha sik görülür. Hastaların %95’i 20-40 yas arasındadır. Bulgu ve belirtiler beyindeki harabiyetin yeri, boyutu ve sıklığına bağlı olarak çok değişik özelliktedir.

Belirtileri nelerdir?

En çok görülen belirtileri; bir veya daha fazla kol veya bacakta kuvvet kaybı veya uyuşma, görme bozuklukları, denge bozuklukları, titreme, mesane kontrolünün olmaması ve cinsel sorunlardır. Belirtiler birkaç saat içinde aniden açığa çıkabileceği gibi haftalar veya aylar sürecek kadar yavaş olarak da açığa çıkabilir. Hastalar genellikle uzun süreli yorgunluktan, hareketlerdeki güçlüklerden, denge problemleri ve yürüme güçlüğünden yakınırlar. MS olan hastalarda ayrıca hafıza bozuklukları, depresyon, duygusal bozukluklarda görülebilir.

Tedavi ve Öneriler

Hastalığın bugün için kesin bir tedavisi yoktur, ancak hastaya yaşamını düzenleyici önerilerle yardımcı olunabilir. MS’li hastalarda çok tipik bir yorgunluk gözlenir. Hastalar sabahları dinlenmiş olarak uyanırlar, aksam üstü kendilerini dinç hissederler, fakat öğleyin ve öğleden sonra ilk saatlerde yorgun hissederler. Hastalar ağır aktivite ve egzersizden kaçınmalı, gerekirse mesleki olarak çalışma alanları düzenlenmelidir.
Hastanın mümkün olduğunca bağımsız hale getirilmesi tedavideki ana amaçtır. Hastanın
hareketsiz kalması önlenmeli gerekiyorsa yürüme yardımcıları verilmelidir.

2.PARKINSON

Beynin belli bölümlerinde meydana gelen yıkıcı değişikliklerle karakterize olan ve ilerleyici bir hastalıktır. Nedeni tam olarak bilinmemektedir.

Nedenleri nelerdir?

Kanama, zehirlenmeler, travma, korku ve duygusal bozukluklar hastalığa neden olabilmektedir.

Belirtileri nelerdir?

Titreme; hareket sırasında kaybolur, heyecan ve yorgunlukla artar.
Oturma, ayakta durma pozisyonlarında bas öne doğru düşme eğilimindedir. Tüm vücut bükülme pozisyonundadır. Hareketler normale göre daha yavaştır ve azalmıştır.
Yürüme bozuktur, ayak sürüme tarzında hareket ettirilir, bazı hastalar öne doğru, koşar gibi kısa ve hızlı adim alırlar, çiğneme, yutma ve konuşma güçlükleri görülebilir.
Hastalarda sıklıkla ağrı, aşırı salya, deride kızarma görülebilir, soğuk sıcağa göre daha iyi tolere edilir.

Tedavi ve Öneriler

İlaç tedavisi: Tedavide ilaç oldukça etkilidir. Egzersizle birlikte kullanıldığında daha yararlı olduğu bilinmektedir.

Cerrahi yöntem: Hastanın etkilenen beyin bölgesine yapılmaktadır, ancak hareketin yavaşlığını etkilemez.

Fizik tedavi ve rehabilitasyon: Erken dönemde başlanmalıdır. Değerlendirme sonrasında kapsamlı tedavi programı çizilmelidir ve bu her hastaya göre farklılık göstermektedir. Gerektiğinde yardımcı araç ve gereç kullanılmalıdır, hasta ve yakınlarına uzun süre hareketsizliğin zararlı olacağı anlatılmalıdır. Parkinson’lu hastalar için sabah kalktıklarında yataktan kalkmak zordur çünkü bütün gece ayni pozisyonda kalmışlardır. Bu nedenle sabah kalkmadan önce yatak içerisinde birkaç kez dönerek gevşemeleri yararlı olacaktır.

3.HEMIPLEJI (Serebro Vasküler Olay)

Halk arasında “inme” ya da “felç” olarak bilinmektedir.

Nedenleri nelerdir?

İnme, beyni besleyen damarların yırtılması, tıkanması, kafatası içindeki tümörler nedeniyle beynin beslenememesi veya kanama gibi sebeplerden meydana gelir.
İleri yas, hipertansiyon, Şeker hastalığı, kalp problemleri, sigara içme, genetik faktörler, bazı ilaçların kullanımı inme riskini arttırır.

Belirtiler nelerdir?

Vücudun bir tarafında kol ve bacak kaslarında sertlik,Hareket kaybı,normal olmayan hareket ve pozisyonlar, Denge ve yürüme problemleri, ağrı, dokunma ve vücudun pozisyonlarının hissedilmesi ve beyinde algılanmasında bozukluk, konuşma bozuklukları, hafıza kayıpları, zaman ve yer kavramlarını algılamada bozukluğun görüldüğü kronik bir durumdur.

Tedavi ve Öneriler

Genelde inmeli hastalarda hastalığın nedenine göre değişmekle birlikte, ilk 8 haftada iyileşme belirgin olup, 6 aydan sonra daha yavaştır. Hastalarda erken tedaviye başlanmalı, 24-48 saat sonra egzersizler yaptırılmalı, beslenme,mesane ve deri bakimi üzerinde durulmalı, uzun süreli yatağa bağımlı gelişebilecek yatak yaralarını önlemek için 2 saatte bir sırtüstü, etkilenen ve sağlam tarafa döndürülerek pozisyon alması sağlanmalıdır. Hastanın genel durumu düzelince daha aktif rehabilitasyon programına başlanmalıdır.

 

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İlgili Terimler :