- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Sosyal Fobi ll

Sosyal Fobi ll sitemize 08 Nisan 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

A)SOSYAL FOBİ

Sosyal fobi ilk kez Isaac Marks tarafından 1966 yılında tanımlanan psikiyatrik bozukluktur. Temelde, başka insanların bulunduğu ortamlarda hata yapma, diğer kişiler karşısında küçük düşme korkusudur. Yani sosyal çevre içinde yaşarken açığa çıkan korku halidir. Korku; gerçek  bir tehlikenin veya bir tehlike düşüncesinin uyandırdığı endişe duygusudur. Fobi ise belirli durumlar karşısında bazı hastaların kapıldıkları baskılı, endişeli, mantık dışı korku olarak tanımlanır. Fobi (fhobia) sözcüğünün epistemolojisine bakarsak eski Yunanca’daki “phobos” dan geldiğini görürüz. Köknel (1998) fobiyi “kaçma havalanma, uçma, dehşet, telaşlı korku, panik” olarak ifade eder (s.20).

Tüm bu tanımlara bakarak korkunun gerçek bir tehlike ile karşılaşıldığında ortaya çıkan gerçekçi bir duygu, fobinin ise gerçekçi olmayan ancak belirli bir baskı hissi sonucunda açığa çıkan bir duygu olduğunu söyleyebiliriz. İnsanı en çok zorlayan şey, duygular ve bu duygular karşısında verilen tepkilerdir. Tepki veren kişiyi diğer insanlar izlemektedir. Bunun farkında olmak tepki veren kişiyi tedirgin eder. Kendisini izleyen kişinin, verdiği tepkiyi yersiz bulabileceğini düşünür.

Bir sosyal fobiğin düşünce zinciri olumsuz düşüncelerle harekete geçer. Kişi kendisini büyük bir zincirle bağlar ve o zincirin gidebildiği yere kadar gider. Yani durmadan kendi içinde döner, hareket edemez; yalnızca endişe duyar, tedirgin olur. Elbette ki bu hissiyatın içindeki kişi performans göstermesi gereken bir durumla karşılaştığında daha da çok kaygı duyar ve ani tepkiler göstermeye başlar. Herhangi bir alarm altında en çok yaşanılan durum öncelikle “buradan kaçmalıyım, uzaklaşmalıyım” duygusu, sonrası ise kalp çarpıntısı, kaslarda gerginlik sonucu titreme, boğazın düğümlenir gibi olması, ateş basması sonucu açığa çıkan terleme ya da aniden buz kesmesidir. Büyük bir ihtimalle bu bedensel tepkileri, baş ağrısı ya da vücudun en hassas bölgesi neresiyse o bölgeyi vuran ağrılar ya da bozulmalar (bağırsak ya da mide problemleri gibi) da takip eder. Yaşanılan bu duruma stresin çeşitli şekillerde açığa çıkması diyebiliriz.

Stres daima her türlü sıkıntının ana kaynağında yer almaktadır. stresle baş edebilmek için onun büyümesini engellemek, yani kaynağı kısmende olsa kurutmak gereklidir. Oysa ki bu kaynağın varolduğunu bilmek  kişinin kendisini tehdit altında hissetmesine neden olur. Tehdit, tehlikenin varolduğunu algılamaktır. Kişi kimi dürtüleri, aşırı uyarıları ya da çevresel durumları dengesini bozan, gerginliği arttıran birer tehlike olarak değerlendirir. Buna karşı savunma düzenekleri kuramazsa ya da yetersiz kalırsa endişe dediğimiz “anksiyete”ortaya çıkar (Öztürk, 1998).

            Endişenin kelime anlamı kuruntu, vesvesedir. İçten gelen olumsuz bir duygu olarak endişe sıkıntılı bir bekleyişi çağrıştıran, kişiyi ketleyen bir durumdur. Hissedilen tehlike karşısında savunma sistemlerini harekete geçiremeyen kişinin endişe düzeyi daha da  çok artar ve kişi belirgin tehdit algılaması yaşar. Eğer aynı tehdit daha önceden yaşanmış ve kişinin güveninin zedelenmesine sebep olmuşsa; yeniden böyle bir durumla karşılaşma endişesi dediğimiz “beklenti anksiyrtesi” ortaya çıkar. Çünkü daha önce yaşadığı olumsuzluğun yineleneceği kaygısı taşıyan kişi gerçekte üstesinden gelebileceği, bir sorunla karşılaşınca yenilgiyi baştan kabul eder ve istemeden de olsa bu emri beyne gönderir.

Sosyal fobiyi basitçe utangaçlık veya aşırı utangaçlık olarak tanımlamak doğru olmaz. Sosyal fobi utangaçlığın ötesinde utanma korkusudur ve bundan fazlasını da kapsar. Başkalarının beklentilerine fazla önem verme, kendi isteklerini açıkça ortaya koyamama, hayır diyememe, aşırı düzeyde kendinin farkında olma, kendini fazla eleştirme, hataları gözünde büyütme, incelendiği düşüncesiyle kalabalık ortamlarda göz önünde bulunmaktan rahatsızlık duyma gibi eğilimler Sosyal fobilililerin belirgin nitelikleri olarak sayılabilir. Sosyal fobinin temelinde onaylanmama korkusu vardır ve “Başkaları ne der?” sorusu arttıkça Sosyal fobiye yatkınlık da artar.

Sosyal fobiyle aynı kategoride değerlendirebileceğimiz çekingen kişilik bozukluğu da kendine güven eksikliği ve düşük özsaygı, sosyal becerilerde yetersizlik inancı, kabul göreceğinden emin olmadıkça sosyal ilişkiye girmekten kaçınma gibi belirtileri içerir.

  1. Sosyal Fobinin Yaygın Olarak Ortaya Çıktığı Durumlar

 

Sosyal fobiliyi korkutan çok farklı ortamlar bulunabilir. Bunların ortak özelliği diğer insanlarla -en azından aynı ortamın paylaşılmasıyla- bir ilişki içinde olunmasıdır. Sosyal fobilililer genellikle yalnızken rahattırlar. Bu rahatlığın bozulması -genelleşmiş bir sosyal fobinin göstergesi olarak- insanın bulunduğu her ortamda gerçekleşebileceği gibi, sosyal fobi belli durumlara ya da konulara özgü de olabilir.

Birkaç örnek:

  • Cinsellik
  • Sınava girme
  • Tartışmaya girişme
  • Genel tuvaletlere gitme
  • Alışverişte pazarlık etme
  • Karşı cinsle iletişim kurma
  • Genel yerlerde yemek yeme
  • Statüsü yüksek biriyle konuşma
  • Başkalarının önünde soyunup giyinme

 

 

 

  1. Sosyal Fobinin Belirtileri

 

a)Fizyolojik Belirtiler
(Bedeninizde ortaya çıkan değişiklikler)

  Yüz kızarması  Terleme  Ağız kuruması  Kalp çarpıntısı  Nefes kesilmesi  Nefes darlığı  Titreme

b)Zihinsel Belirtiler
(Sosyal ortamlarda nasıl olmanız gerektiği ve kendiniz ile ilgili düşünceleriniz)

  Güçsüzüm.

  Yetersizim.

  Çirkinim.

  Beğenilmiyorum.

  Sevilmeye layık değilim.

  Mükemmel olmalıyım.

  Asla hata yapmamalıyım.

  Kaygılı olduğumu belli etmemeliyim.

  Çok rahat davranmalıyım.

  Kusursuz görünmeliyim.

  Kimseyi gücendirmemeliyim.

  Herkesin beğenisini kazanmalıyım.

c)Davranışsal Belirtiler
(Kaçınma yöntemleriniz)

  Korkulan ortama girmeme

  Korkulan ortamı terk etme

  Göz temasından kaçınma

  İlgisiz şeyler düşünme

  Hayallere dalma

  Konuyu değiştirme

  Alkol kullanma

…..Örnekler çoğaltılabilir.

Sosyal fobi, temel özelliği başka insanların da bulunduğu ortamlarda aşırı heyecan duymak olan bir hastalıktır.

Çevrede başka kişi veya kişiler, özellikle de yabancı kişiler, sosyal fobi hastasının şiddetli bir kaygı, sıkıntı, huzursuzluk ve utangaçlık duymasına yol açar.

Şekil-1. Sosyal fobikler herkesin içinde küçük düşme endişesi taşırlar.

Sosyal fobikler şekil-1 de görüldüğü gibi herkesin kendisine baktığı, kendisini eleştirdiği hissi, küçük düşme endişesi taşırlar. Yani sosyal fobik; tanımadığı kişilerin önünde aşağılanmasına veya utanmasına sebep olacak biçimde davranacağından, yüzünün kızaracağından, titreyeceğinden aşırı derecede korkan insandır.

Sosyal fobiklerin en büyük tasası topluluk önünde konuşmaktır. Kendi evlerinde ve aile üyeleri arasında genellikle rahat ederler. Özellikle makam sahibi kişiler karşısında yukarıda saydığımız belirtilerin ortaya çıkma ihtimali yüksektir. Karşı cinsle konuşmak sosyal fobili bazı insanlar için başlı başına bir problemdir. Sosyal fobikler arasında bekarlık oranı yüksektir. Kimi sosyal fobikler ise topluluk önünde mesela yemek yemek gibi bazı davranışları yapmaktan sıkıntı duyarlar.

Sonunda sosyal fobiğin hayatı bir ıstıraba döner. Öğrenci ise okulda öğretmen kendisine soru sorduğunda kalkıp cevap vermek, öğretmen ise ders anlatmak sosyal fobik için büyük bir işkencedir. Pek çok sosyal fobik devlet dairesine, bankaya gidip işini yaptıramaz. Bazıları telefonla bile konuşamaz. Ağır vakaların sokağa çıkmaya, bakkala gitmeye, biletçiden otobüs bileti almaya bile tahammülü yoktur. Bunlar sonunda kendilerini eve hapsederler, okulda başarısız olurlar, çalışma hayatları sona erer.

B)SOSYAL FOBİNİN GÖRÜLDÜĞÜ DÖNEMLER

Sosyal fobi genellikle ergenlik yıllarında başlayan ve tedavi edilmezse müzmin seyreden bir bozukluktur. 25 yaşından sonra başlayan sosyal fobi vakası nadirdir. Ancak sosyal fobikler ekseriya rahatsızlık başladıktan 15-20 yıl sonra doktora giderler. Çünkü sosyal fobinin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu bilmezler ve bozukluğu kişiliklerinin bir parçası olarak görürler. Kadınlarda da erkeklerde de görülebilir. Kadınlarda 1.5-2 kat daha sık olmakla birlikte sosyal fobi yüzünden doktora başvuranlar daha çok erkeklerdir. Sosyal fobisi olanlarda evli olmama oranı, genel topluma göre yüksektir (Fetret, 2000).

  1. Çocukluk Döneminde Sosyal Fobi

Sosyal fobikler aslında çocukluk döneminde de yaşadıkları endişeyi gösteren sinyaller verirler. Sosyal fobisi olan çocuklar tanıdık olmadıkları ortamlarda ürkek ,sessiz, çekingen, utangaç bir tavır sergileyebilirler. Verilen tepkiler çocuğun yaşına göre değişir ama ağlama, ebeveyne ya da kendisiyle ilgilenen bakıcıya sıkı sıkı sarılma, yanından ayrılmama gibi çeşitli gergin davranışlar sık sık gözlenebilir. Bu çocuklar toplulukla oynanan oyunlara katılmaz, sadece uzaktan izlemekle yetinirler. Oyumlara katılsalar bile başkalarının sözlerini dinler, kendi düşüncelerini söylemezler. Sadece idare edilir, kendilerini idare etmezler. Topluluğun olduğu yerlere; yuvaya ya da okula gitmek istemezler (Burkovik, 2005).

  1. Ergenlik Döneminde Sosyal Fobi

Sosyal fobi ergenlik döneminde iyice kendini göstermeye başlar. Bu nedenle görülmeye başlayan etkilere dikkat etmek gerekir. Bu dönemde içe dönük, sosyal ilişki kurma becerisi düşük, çekingen ve sosyal fobi geliştiren bir kişilik yapısı görülebilir. Ailelerin iyi birer gözlemci olarak çocuklarıyla açık iletişim kurmaları, bu değişikleri kısa sürede fark etmelerini sağlar (Burkovik, 2005).

  1. Yetişkinlerde Sosyal Fobi

            İnsanlar çocukluk ve ergenlik dönemlerinde olduğu kadar yetişkinlikte de çeşitli nedenlerden ötürü sıkıntı duyarlar. Sosyal fobik kişiler için topluluk önünde durmak önemli bir sıkıntı sebebidir. “En büyük korkularımızdan biri, başarısız olmak ve alay edilmektir” diyen Kontrol Bizde Mi?Adlı kitabın yazarı Wendy Grant “Kalabalığın içinden en az birinin bizi onayladığını ve kabul ettiğini hissetmek isteriz ve bu da kendimizi güvende hissetmemizi sağlar. Bu nedenle başkaları tarafından alay edilmek –farklı olduğumuzun hissettirilmesi- tahammül edilemezdir çünkü varlığımızın tehdit edildiği hissine kapılırız” diyor (Burkovik, 2005).                                                                                                                                                                                                            

C)SOSYAL FOBİNİN NEDENİ

Sosyal fobi, ırsiyetin orta derecede katkıda bulunduğu bir hastalıktır. Akrabaları arasında sosyal fobik olan kişilerin bu hastalığa yakalanma riski bir miktar daha yüksektir. Sosyal fobiklerin beyinlerinde bir takım kimyasal ve elektriksel bozukluklar olduğu, yapılan incelemeler sonucunda anlaşılmıştır. Bazı ilaçların sosyal fobi tedavisinde oldukça etkili olması, sosyal fobinin temelde “beyinde faaliyetinde bir bozukluk” olduğu tezini doğrulamaktadır. Sosyal fobinin genellikle utangaç, çekingen, kendine güveni düşük, reddedilmeye duyarlı, ama başkaları üzerinde olumlu intiba bırakma arzusu duyan kişilerde ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu kişiler başkaları tarafından beğenilmediklerinde bunun değer ve sosyal mevki kaybına yol açacak bir felaketle sonuçlanacağını inanırlar. Yani sosyal fobi, bazı kişilik özellikleri zemininde ve bazı ailelerde daha kolay gelişen bir beyin hastalığıdır (Cüceloğlu, 1992).

D)SOSYAL FOBİKLER İYİLEŞEBİLİR Mİ?

Sosyal fobi günümüzde oldukça iyi tedavi edilen bir rahatsızlıktır. Ama tedavi edilmediğinde ağır sonuçlara yol açabilir.

Psikiyatristler, sınıfta derse kaldırıldığında duyduğu heyecana dayanabilmek veya akranlarıyla ilişkilerinde daha az kırılgan ve daha cesur olabilmek için, henüz ortaokul yıllarında alkol ve madde kullanmaya başlayan çok hasta görürler.

Sosyal fobiklerin eğitim ve iş başarıları, hayatta gösterdikleri performans genelde düşüktür. Öte yandan bugün radyoda televizyonda program yapan ve bu işi de başarıyla yürüten çok sayıda iyileşmiş sosyal fobik vardır. Ancak çoğu sosyal fobik tedavi başvurusunda bulunmamakta, berbat bir hayata katlanmak zorunda kalmaktadır.

Sosyal fobinin iyileştirilebildiği konusunda daha geniş bilgi için ekteki bir sosyal fobiğin ağzından sosyal fobinin nasıl yenilelbileceğini okuyabilirsiniz.

E)SOSYAL FOBİNİN TEDAVİSİ

            Sosyal fobiklerin tedavisinde ilaç ve psikoterapi tekniklerinden yaralanılır.

  1. Psikoterapi

            Sosyal fobide de ilk terapi seçeneği bilişsel~davranışçı terapi olmaktadır. Davranışçı teknikler arasında en sık kullanılanı gerçek yaşam koşullarında korkunun giderek alıştırma sağlamaya yönelik yaklaşımlardır. Ancak sosyal kaygısı olan bireylerde üzerine gitme yönteminin uygulanmasıyla ilgili bazı güçlükler vardır. Sosyal fobik hastalarının çoğu diğer fobikler kadar kaçınma davranışı gösteremediklerinden günlük yaşamlarında sık sık korkulan durumlarla karşılaşmaktadırlar. Ancak korkulan durumlarla ilgili tekrarlayıcı fakat zorunlu  ya da rastlantısal yüzleşmeler tedavide pek yararlı olmamaktadır(Burkovik, 2005).

Şekil-2. Sosyal fobi psikoterapi ile tedavi edilebilmektedir.

  1. İlaç tedavisi

  Sosyal fobide faklı gruplardan psikiyatrik ilaçlarla tedavi seçenekleri vardır. Başlıca ilaç grupları; benzodiazepin grubu ilaçlar, noradrenalin sistemine etkili ilaçlar ve seratonin geri alım inhibitörü olarak adlandırılan gruptan ilaçlardır. Bu ilaçlar hastalıktan sorumlu olduğu düşünülen beyin kimyasındaki düzensizliği, işleyişteki bozukluğu gidermek yoluyla tedavi etkisi gösterirler. İlaçların olumlu etkilerinin görülmesi hemen birkaç gün içinde gerçekleşmez. Bunun için ilacın düzenli bir şekilde, hiç ara verilmeden doktorun önerdiği sürece kullanılması gerekir. Klinik muayenelerde doktor ilaçtan beklenen yararın elde edilip edilmediğini değerlendirecek ve tedavinin gidişini yönlendirecektir (Burkovik, 2005)

 

 

Şekil-3. Günümüzde sosyal fobi  ilaçla tedavi edilebilmektedir.

 

 

 

KAYNAKÇA:

Burkovik, Y.(2005). Sosyal fobi (3. Baskı). İstanbul: Timaş Yayınları

Cüceloğlu,D.(1992). Savaşçı (3.baskı). İstanbul: Sistem Yayıncılık

Fetret (2000)  Sosyal Fobi

http://www.fobi.org.uk/ adresinden 1 mayıs 2005 tarihinde alınmıştır.

Jefferson J.W.: Social Phobia: A Pharmacological Treatment Overview, J. Clin. Psychiatry, 1995: 56, Suppl. 5: 18-24.

Köknel, Ö. (1998) Korkular  (2.baskı) İstanbul: Altın Kitaplar

Robbins,A. (1998). Sınırsız Güç (15. baskı). İstanbul: İnkılap Kitabevi

Sosyal Fobi ve Sosyal Kaygı Bozukluğu

http://lokman.cu.edu.tr/psychiatry/KAYNAK/meram-sosyal_fobi.htm

adresinden 1 mayıs 2005 tarihinde alınmıştır.

Sosyal Fobi

http://www.pedam.com/sosyalfobi/sosyalfobi.htm

adresinden 1 mayıs 2005 tarihinde alınmıştır.

EK:

BİR SOSYAL FOBİĞE GÖRE SOSYAL FOBİ

Merhaba,

Ben bir sosyal fobi hastasıyım. Benimle aynı sorunu yaşayanlara yardımcı olabilmek için bu yazıyı yazdım. Biraz kendimden bahsetmek istiyorum. Öğrenciyim. İstanbul’da yaşıyorum. Sosyal fobim liseden beri var. Lise yıllarımdan önce de çekingen biriydim. Çok az sayıda arkadaşım vardı. Ama kaçınma bilinçli sayılmazdı. Sosyal ortamlara girmek için çaba göstermesem de gerektiğinde bazı işleri küçük düşüp rezil olma korkusuna kapılmadan yerine getirebiliyordum. Örneğin ilkokul birinci sınıftayken birkaç defa rahatlıkla kürsüye çıkıp tüm okula ant okuttuğumu hatırlıyorum.

Sosyal fobiyi fark ederek sosyal ortamlardan bilinçli olarak, yani kaygılanma korkusuyla kaçınmaya başlamam lise yıllarıma rastlar. SFyle birlikte çekingenliğim artmış, utanç verici bir duruma düşme korkusu da yerleşmeye başlamıştı. Okula gidiyordum ama -derste söz alıp konuşmak dahil- birçok davranıştan genellikle kaçınıyordum. Bir tiyatro oyununda rol almak gibi aktivitelere sırf sosyal fobi yüzünden katılmıyordum. Sosyal yaşantım zengin değildi. Cafe gibi yerlere gitmezdim. Düğün, bayram, cenaze gibi törenlerden uzak durmaya çalışırdım. Zamanımın çoğu evde geçerdi. Süt çocuğuydum, muhallebi çocuğuydum. Kavgalara karışmaz, kimseyle problem çıkarmamaya özen gösterirdim. Hiç kız arkadaşım olmadı.

Üniversiteye başladığımda da o pasif yaşantımı sürdürmeye kısmen devam ettim. Yine derslere aktif olarak katılmıyordum. Okuldaki arkadaş çevrem yine çok dardı. Ama bu defa -başkentin olanaklarının da etkisiyle- sınırlarım genişledi. Tanıştığım yeni düşünceler kapsamlı bir arayış, sorgulama, bilgilenme ve hatta başkalarını bilgilendirme sürecini gerektiriyordu. Bu sayede sosyal fobinin üstüne gitmek durumunda kaldım ve toplantı, tartışma gibi etkinliklerle biraz açılabildim.

Son birkaç yıldır geçmişe göre durumum daha iyi. Genel olarak olumlu yönde bir değişim yaşıyorum. Kendimi her zaman için iyi hissettiğimi söyleyemem. İnişli çıkışlı bir grafik çiziyorum. Yine de çekingen biri değilim artık. İnsanlarla kolay iletişim kurabiliyorum. Riskli girişimlerde bulunabiliyor, cesur adımlar atabiliyorum. Çalışkan bir öğrenci olmasam da derslerde konuşuyorum. Hatta geçen dönemki derslerin birinde isteğe bağlı sunum yapan iki kişiden biri bendim ve çıkıp sınıfın huzurunda bir buçuk saat boyunca konumu anlattım. Tanıtım ve satışa yönelik bazı işlerde çalışmayı zorlanmadan başarabildim.

Ve yine de kendimi hala bir sosyal fobili olarak görüyorum. Öyle olmasam şimdi burada adımı açıklayabilirdim, değil mi?  Sahi, yapamaz mıyım? Yapabilirim elbette! Oysa daha altı ay öncesine kadar bu imkansız gibi geliyordu bana. En büyük iki korkumdan ilki sosyal fobili olduğumun bilinmesi, öteki de SFnin fizyolojik belirtilerinin ortaya çıkmasıydı. Sosyal fobili olduğumu birkaç kişiye itiraf etme cesaretini gösterince birincisi hafifledi ama ikincisinin korku krallığındaki tahtı hala yerinde duruyor. En çok da kızarmaktan korkuyorum. Kalp atışımın hızlanması, sesimin titremesi, terleme gibi tepkiler de var. Bazen de -görünürde sosyal fobiyi ateşleyip harekete geçirecek hiçbir neden olmadığı halde- yüzümde kızarmaya dönüşeceğini hissettiğim bir gerginlik oluyor. Aslında bu fizyolojik belirtileri çok sık ve yoğun yaşıyor değilim. Sosyal fobili olduğumu pek belli etmiyorum. Ama yine de sosyal fobi nedeniyle bir rahatsızlık yaşamak bazen canımı sıkmaya, moralimi bozmaya yetebiliyor. Umuyorum ki yakında onlar da geçecek…

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İlgili Terimler :