- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Somatoform Bozukluklar

Somatoform Bozukluklar sitemize 08 Nisan 2021 tarihinde eklenmiş ve 1 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

SOMATOFORM BOZUKLUKLAR

Prof.Dr.Bekir A.Levent, Dr.Şükrü Uğuz

Bu grupta konversiyon bozukluğu, somatizasyon bozukluğu ve hipokondriazis yer almaktadır.

KONVERSİYON BOZUKLUĞU

Konversiyon bozukluğu, genellikle hareket, duyu ve nörovejetatif sistem organlarında, organik bir temele dayanmayan işlev yitimi, azalması ya da çoğalması olarak tanımlanmaktadır.

Epidemiyoloji:

Konversiyon semptomları erken çocukluktan 90’lı yaşlara kadar her yaşta görülebilmekte ise de 15-35 yaş arasında daha sık görülmektedir.

Gelişmiş batı toplumlarında konversiyon bozukluğu sıklığının azaldığı öne sürülmektedir. Çeşitli toplumlarda yapılan çalışmalarda görülme sıklığının 100.000’de 15-300 arasında değiştiği belirlenmiştir. Psikiyatri polikliniklerinde görülme oranı Batıda %1-3, gelişmekte olan ülkelerde yaklaşık %10 olarak bildirilmiştir. Ülkemizde bu oran çeşitli çalışmalarda %4.5-32 arasında değişmektedir.

Kırsal kesimden olma, alt sosyoekonomik koşullar ve düşük eğitim düzeyi, yetersiz iç görü ve düşük IQ ile konversiyon bozukluğu sıklığı artmaktadır.

Etyoloji:

Psikodinamik Teori:

Psikanaliz, histeri üzerine çalışılarak temellendirilmiştir. Freud konversiyon oluşumunda, pregenital dönem ve bu dönemde çözümlenmemiş “oidipus karmaşası” ile “kastrasyon anksiyetesi üzerinde durmuştur. Freud’a göre cinsel ya da saldırgan içerikli dürtülerin bilince çıkması engellendiğinde, bunlar bir beden işleviyle sembolize edilip, o işlev bozukluğu ya da kaybı şeklinde anlatım bulurlar.

Sosyo kültürel Görüşler:

Bu görüş konversiyon belirtilerinin kişinin içinde yaşadığı toplum ve kültürün etkisiyle biçimlendiğini savunmaktadır. Belirtiler, sözel emosyonel ifadelerin toplumca kısıtlandığı durumlarda sözsüz bir iletişim aracı olmaktadırlar. Böylece yasaklanmış duygu ve fikirler, mimikler ve davranışlarla, yani konversiyon belirtileri olarak dışa vurulurlar. Ruhsal yakınmaların önemsenmediği ya da zayıflık olarak nitelendirildiği toplumlarda, duyguların bedenselleştirilme olasılığı yükselmektedir.

Klinik görünüm:

Özellikle ekstremitelerde dermatomlara uymayan bir biçimde ve anatomik olarak kesin sınırlarla ayrılabilen duyu azalması, uyuşma, iğnelenme, karıncalanma gibi anestezi ve parestesteziler gözlenebilir. Ekstremite anestezisi genellikle eldiven çorap biçiminde, üniform dağılımlı, tüm duyusal modaliteleri içeren (ağrı, dokunma, ısı) ve dermatomlara uymayan, keskin sınırlı bir görünümdedir.

Öte yandan beş duyu organlarını da tutarak geçici körlük veya sağırlık da gözlenebilir.

Güçsüzlük, paraliziler sık karşılaşılan motor belirtilerdir. Fizik muayenede beklenen nesnel işaretler genellikle saptanmaz. Sendelemeler, çevreye çarpmalar ve sallanmalarla giden “ataksik” yürüyüş biçimleri gözlenebilir. Hastalar her an yere düşecek izlenimi vermelerine rağmen nadiren düşer, düşse de kendilerini kollayarak düştüklerinde yaralanmazlar. Hastaların bazen kas zayıflığı varmışçasına ayakta duramadığı (astazi) ya da yürüyemedikleri (Abazi) görülebilir.

Konversif nöbetlerde yer seçimi, dil ısırma, idrar ve gaita inkontinansı, bilinç bozukluğu, düşerek kendini yaralama ve gece uykuda nöbet geçirme gözlenmez. Nöbet sırasında ve ara dönemlerde nörolojik muayene ve testlerde bir bozukluk yoktur.

Konversiyon bozukluğunda boğazda düğümlenme (Globus histerikus), kusmalar, öksürük, hıçkırık, hava yutma (aerofaji) ve geğirmeler, öğürmeler, diyareler ve yalancı gebelik gibi atipik belirtiler de görülebilir.

Ayırıcı Tanı:

Konversiyon bozukluğu için tanı koydurucu özgül bir belirti, bulgu ya da laboratuar anormalliği yoktur. Tanımlayıcı belirtileri olmadığından, tanı diğer hastalıkları dışlayarak konmaktadır. Atlanması en olası epileptik nöbet türü frontal nöbetlerdir. Multipl skleroz, optik nevrit, periyodik paralizi, beyin tümörleri, myastenia gravis, Guillain-Barre hastalığı, polimyozit, idiopatik ya da ilaca bağlı distoniler, hipoglisemi ve ilaç intoksikasyonları akılda tutulmalıdır.

Yapay Bozukluklar (factitious disorders), Simülasyon (Temaruz): Yapay bozuklukta çekirdek özellik hasta rolünü benimseyerek tıbbi tedavi ve bakım sağlamaktır. Temaruzda yasal yaptırımlardan, ödev ve yükümlülüklerden kurtulmak, parasal kazanç elde etmek gibi belirli çıkarlar vardır. Bunlarda belirtiler bilinçli ve hastanın amacına uygun bir biçimde taklit edilmekte ya da çıkarılmaktadır

Hipokondriazis: Bu bozuklukta belli bir organında işlev bozukluğundan çok, önemli bir bedensel hastalığı olduğu duygusu yaşanmaktadır. Ayrıca bedensel belirtilerine karşı aldırmazlık içinde olunmayıp, aksine aşırı bir korku duygusu yaşanır

Somatizasyon Bozukluğu: Genç yaşta başlama eğiliminde, birden çok organı tutar ve polisemptomatiktir.

Şizofreni ve diğer bozukluklar: Donakalım ve balmumu belirtilerini (Katatoni, katapleksi) konversiyondan ayırmak gerekir. Konversiyonda izlenebilen varsanılarda kişi bunların gerçek olmadığının bilincindeyken, psikozlarda gerçeği değerlendirme işlevi bozulmuştur.

Tedavi yaklaşımları:

Birinci basmak: Hastanın ikincil kazançları konversiyon belirtilerinin pekişmesinde ve süregitmesinde olumsuz rol oynayabileceğinden ilk amaç belirtinin kaldırılması olmalıdır. Bu amaçla sözel telkin, plasebo uygulaması, faradizasyon, ve amobarbital uygulamasının da etkili olduğu belirtilmiştir.

İkinci basamak: Hastayla ilgili gerekli tıbbi incelemeler yapıldıktan sonra iç görü arttırmaya yönelik görüşmeler. Daha sonra hastanın anksiyete düzeyi elverdiği ölçüde hastalığın oluşmasında rol oynayan kritik ruhsal sorunlar konuşulmaya başlanmalıdır.

Üçüncü basamak: Eşlik eden belirtiler varsa bunlara yönelik anksiyolitik, antidepresan vb. ilaçlar başlanmalıdır. İkincil kazançları ortadan kaldırmak amacıyla davranış tedavileri uygulanabilir.

Gidiş ve sonlanım

Konversiyon belirtileri tipik olarak kısa sürelidir. Hastaneye yatırılan olguların çoğunda belirtiler iki hafta içinde yatışmaktadır. İyi prognoz belirtisi olarak hastalık öncesi iyi bir sağlık durumu, akut başlangıç, başlangıçta açıkça belirlenebilen streslerin olması, başlangıçla tedavi arasının kısa olması, maluliyet raporu beklentisinin olmaması, eşlik eden ruhsal ya da tıbbi bozukluğun olmaması ve ortalamanın üzerinde zekadır düzeyinin varlığıdır.

SOMATİZASYON BOZUKLUĞU

Somatizasyon bozukluğu fizik muayene ve laboratuar incelemeleri sonucunda organik bir neden ile açıklanamayan birçok bedensel yakınmanın bulunduğu bir bozukluktur. Diğer somatoform bozukluklardan en önemli farkı çok sayıda sistemi ilgilendiren birçok bedensel yakınmanın bulunmasıdır. Somatizasyon bozukluğu 30 yaşından önce başlar ve yıllar süren kronik bir seyir gösterir. Somatik yakınmalar hastada belirgin psikolojik zorlanma, toplumsal ve mesleki işlevsellikte bozulma yaratmaktadır.

Somatizasyon bozukluğu büyük oranda kadınlarda görülmektedir. Yaşam boyu prevalansın kadınlarda %0.23, erkeklerde %0.02 olduğu görülmüştür. Hastalık genellikle 30-35 yaşları öncesinde başlamakta ve ilk belirtilerin görülmesi gençlik çağlarına kadar uzamaktadır. Sosyoekonomik düzeyin düşük olduğu toplum katmanlarında, kırsal kesimde ve doğu ülkelerinde daha yaygın olduğu tahmin edilmektedir.

Somatizasyon bozukluğuna %85’e varabilen oranlarda diğer ruhsal bozukluklar eşlik edebilmekte, bunların başında da depresyon ve bunaltı bozuklukları gelmektedir.

Somatizasyonun somatize edilen depresyon, maskeli depresyon ya da depresyon eşdeğeri olduğu da ileri sürülmüştür. Ancak, depresyon ile aynı etyoloji, gidiş ve tedaviye yanıt anlamına gelen “depresyon eşdeğeri” kavramı yeterince incelenmemiştir. Somatoform bozuklukların, psikosomatik sendromların tam yerleşmemiş-atipik görünümleri olduğu ya da birden çok psikosomatik sendromun (fibromiyalji, kronik yorgunluk, spastik kolon sendromu ve nonülseröz gastrit gibi) birarada bulunması sonucu ortaya çıktığı da ileri sürülmektedir.

Somatizasyon bozukluğu olan kişilerde sıklıkla gençlik döneminde başlayan ve yıllardır süren bedensel yakınmalar vardır. Hastalar en çok ağrıdan yakınır; halsizlik, baş dönmesi, nefes darlığı ve çarpıntı sık görülen diğer belirtilerdir. Yakınmalar genellikle anlaşılması güç, renkli ve abartılı bir dille ifade edilmektedir. Bedensel yakınmaları için sıklıkla doktora gitmelerine karşın, depresyon ya da bunaltı eşlik etmediği sürece genellikle ruhsal tedavi için başvuruda bulunmazlar ve gereksiz tıbbi ve cerrahi tedavi uygulamaları bakımından risk altındadırlar. Bu hastalık için yapılan sağlık harcamasının ortalamanın dokuz kat üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Somatizasyon bozukluğu kronik seyir gösteren yakınmalar ve sık eşlik eden ruhsal bozukluklar, hastanın evlilik, iş ve sosyal yaşantısını olumsuz yönde etkilemektedir.

Somatizasyon bozukluğu, kendiliğinden iyileşmenin nadir olduğu kronik seyirli bir hastalıktır. 6-8 yıl süre ile izlenen hastaların %90’nında rahatsızlığın sürdüğü bildirilmektedir. Özellikle yaşam koşullarının ağırlaştığı dönemlerde belirtilerinin şiddetlendiği ve yenilerinin eklendiği görülür. Yakınmaların hafiflediği iyilik dönemleri genellikle bir yılı aşmaz. Yıllarca süren somatizasyon bozukluğu olan hastalarda sosyal yeti yitimi görülen hasta oranının %83’ü bulabildiği bildirilmektedir.

Tedavi:

Somatizasyon tedavisinde genel kabul gören belli bir tedavi yaklaşımı yoktur tedavide göz önüne alınması gereken ve daha çok deneyimlerden elde edilen bazı ilkeler vardır: 1. Hastanın tedavisi belli bir hekim tarafından üstlenilmelidir. 2. Hastanın yakınmalarının gerçek olduğu kabul edilmeli ve hastanın önemsendiği ve yakınmalarına inanıldığı izlenimi yaratılmalıdır. 3. Tedavi hedefleri konusunda hasta ile hekim uzlaşmalıdır. 4. Hastada tam iyileşme değil işlevselliğin artırılması hedeflenmelidir. 5. Hastaya yetersiz ve uygun olmayan güvenceler verilmemeli ve hastalığın kronik bir seyir gösterdiği belirtilmelidir. 7. İstirahat yada maluliyet raporu düzenlemekten kaçınılmalıdır.

 

HİPOKONDRİAZİS

Hastanın fizik belirtilerini ve duyumlarını gerçekçi ve doğru olmayan bir biçimde yorumlanmasının bir sonucu olarak, ciddi bir hastalığın olduğu düşüncesi ile uğraşıp durması ve böyle bir hastalığı olduğundan korku duymasıdır. Bu hastaların belirtilerini açıklayacak herhangi bir tıbbi bir neden bulunamaz. Bu düşünceleri hastalarda belirgin bir sıkıntıya yol açar, kişiler arası ilişkilerini bozar, toplumsal gerekleri yerine getirmelerini önler ve mesleki alandaki başarıları düşer.

Çok yaygın ve çeşitli semptomları vardır ve vücudun değişik bölgelerini kapsar. Semptomların en sık görüldüğü yerler karın, göğüs, baş ve boyun bölgeleridir. Semptomlar çoğu zaman bedensel duyumların, olağan vücut işlevlerinin üzerinde aşırı durulması sonucu ortaya çıkmaktadır.

Bu hastalar yakınmalarını uzun uzun ve çok ayrıntılı olarak sunarlar. Aceleci ve ısrarlı bir biçimde, hekimin ağzını açmasına izin vermeden durmaksızın konuşarak yakınmalarını anlatırlar. Hastaların düşünce içeriği bedensel yakınmaları üzerine odaklanmıştır. Daha önce ilişki kurdukları hekimlerden ya da çok aşırı bir biçimde okudukları tıbbi kitap, dergi ya da gazete yazılarından okudukları tıbbı terimleri ya da anlaşılmaz bir takım sözcükleri sık kullanırlar. Bir çok hasta doktor doktor gezmeyi, bir hastaneden diğerine gitmeyi bir yaşam biçimi haline getirir.

Hipokondriazis genellikle epizodik bir gidiş gösterir. Epizodlar aylar yıllar sürebilir ve arada belirtilerin olmadığı uzun dönemler bulunabilir. Psikososyal stres kaynaklarıyla hipokondriak semptomların alevlenmesi arasında açık bir ilişki olabilir. Hastaların yarısı ya da üçte biri sonunda önemli ölçüde düzelir.

Kişinin sosyoekonomik durumunun iyi olması, tedaviye yanıt veren anksiyete ya da depresyonun bulunması, semptomlarının birden başlaması, herhangi bir kişilik bozukluğunun bulunmaması ve hastanın semptomlarıyla ilişkili psikiyatrik olmayan tıbbi bir durumun bulunmaması prognozun iyi olacağına ilşkin göstergelerdir.

Hipokondriak hastalar genellikle tedaviye dirençlidirler. Sık ve düzenli olarak yapılacak fizik muayene, bu hastaların doktorları tarafından yeterince izlendiğini düşündürür ve yakınmalarının ciddiye alındığı konusunda güven duymalarını sağlar. Ayrıca düzenli olarak izlenen hastada ilgi odağı giderek hastanın semptomlarından toplumsal ve kişiler arası sorunlarına kaydırılmalıdır. Eşlik eden psikiyatrik bozukluklar varsa onlara yönelik tedaviler de düzenlenmelidir.

KAYNAKLAR:

1- Amerikan Psikiyatri Birliği: Psikiyatrik Bozuklukların tanısal ve Sayımsal El Kitabı, Dördüncü Basım (DSM-IV), Amerikan Psikiyatri Birliği, Washington DC, 1994’ten çeviren Köroğlu E, Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 1994.

2- ICD-10 Ruhsal ve Davranışsal Bozukluklar Sınıflandırması: Klinik tanımlamalar ve Tanı Kılavuzları, Dünya Sağlık Örgütü, Cenevre, 1992’den Öztürk O, Uluğ B (Ed), Türkiye Sinir ve Ruh Sağlığı Derneği, 1993.

3- Kaplan HI, Sadock BJ, Grebb JA: Other Psychotic Disorders, in Synopsis of Psychiatry, Seventh Ed, Williams and Wilkins, Baltimore, 1994.

4- Öztürk O : Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Hekimler Yayın Birliği, Ankara,1994

5-Temel Psikiyatri Kitabı, I. baskı, cilt I. Güleç C, Köroğlu E (ed). Hekimler Yayın Birliği, Ankara. s.355-359 1997

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İlgili Terimler :