- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Sınıf İçerisinde Öğrencinin Yüreklendirilmesi

Sınıf İçerisinde Öğrencinin Yüreklendirilmesi sitemize 11 Nisan 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

SINIF İÇERİSİNDE ÖĞRENCİNİN YÜREKLENDİRİLMESİ

Anlaşılmayı arayan öğrenciler için, öğretmenlerin yüreklendirmeyi kullanabilmeleri onlar için artı bir beceridir. Genellikle öğrencileri dinlerken etkili dinleme becerilerinin kullanılması öğrencileri yüreklendirir çünkü, dinlenen kişinin kendisinin kabul edilmekte olduğunu hissedebilmesini sağlar.

Öğrenciyi yüreklendirici cümleler, onun olduğu gibi kabul edildiğinin ve onun iyi olduğunun ifade edilmesidir. Yüreklendirilen öğrenci, kabul görüp anlaşılabilmesi için, okulun en başarılı öğrencisi olması ya da spor alanında başarılı bir sporcu olması gerekmediğini hisseder. Yüreklendirme öğrencilere, ne kadar başarılı ya da başarısız olsalar da saygı duyulduğunu ve takdir edildiklerini hissedebilmelerine yardımcı olur.

Öğrencilerin istenmedik davranışlarını onları yüreklendirmeden düzeltebilme çabaları boşa gider. Aslında istenmedik davranışlar, öğrencilerin cesaretlerinin kırılmasından kaynaklanır. Ne yazık ki yüreklendirmeye en çok gereksinimi olan öğrenciler kendilerini itilmiş hissederler. Cesaretleri kırılmış olan öğrenciler kendilerini önemli, takdir edilen ve saygı duyulan kişiler olarak hissedebilme şansını elde edebilme gereksinimi duyarlar. Yetişkinler ise, onların bu gereksinimlerini karşılayarak, incinmişlik duygularını onarmaya çalışmak yerine onların bu gereksinimlerini karşılamazlar.

Onların çabalarını ya da gelişmelerini görebilmek yerine, çocuklarımıza yanlışlarını göstermeye çalışırız. Onların olumlu katkıda bulunduklarını görebilmelerine yardımcı olmak yerine, onları cezalandırarak, denetleyerek soyutlanmışlık duyguları yaşamalarına yol açarız. Tüm geleneksel yaklaşımlar öğrencilerin kusurlu davranışlarını düzeltebilmek için alay etmek, hafife almak, ve cezalandırmak gibi yöntemler kullanarak, kusurlu davranışın düzeltilmesi yerine artmasına neden olurlar.

Aslında herkesin yüreklendirilmeye gereksinimi vardır. Herkes yüreklendirilmekten fayda sağlar. Ancak bizde olmayan bir şeyi başkalarına veremeyiz. Kendi cesaretlerini yitirmiş öğretmenler de kendi öğrencilerini yüreklendirebilmede yetersiz kalırlar. Oysa cesaret, insanlar arasında dağılma, yayılma özelliğine sahiptir. Cesaretini yitirmiş ana-babanın çocuğu da cesaretsizdir, bir cesaretsiz öğrencinin de cesaretini yitirmiş bir öğretmeni vardır. Her cesaretsiz öğretmenin de cesaretini yitirmiş bir okul yönetimi vardır. Biz eğitimciler olarak öncelikle kendimizi yüreklendirmeliyiz ki çevremize cesaret verebilelim ve böylece yapıcı bir öğrenme ortamı yaratabilelim.

 

ÇEVRELERİNE CESARET VEREN İNSANLARIN SAHİP OLDUKLARI ÖZELLİKLER:

 

Yeterli ve Gerçekçi Bir Benlik Kavramına Sahiptirler:

Cesaret veren kişi kendisini sever. Kendisini olduğu gibi kabul eder.

Eğer birey kendisinden hoşnutsa kendini barış içerisinde hisseder. Yürekli kişiler diğer insanların onaylarını kazanabilmeye aldırış etmezler. Yanlış yapmaktan korkmazlar. Hep başkalarının ölçütlerini hesaplayarak davranırlar. Tüm enerjilerini içinde bulundukları okulun beklentilerine göre ayarlarlar ve o anda yapabileceklerinin en iyisini yapmaya çalışırlar.

Öğretmenlerin öncelikle kendileri için gerekli olan cesarete sahip olmaları gerekir ki öğrencilerine sahip olabilsinler. Eğer öğretmenler kendi benlik kavramlarının değeriyle ilgili kuşkuluysalar onlar hem kendi kendileriyle çevredekilerle çatışırlar. Öğretmenler öncelikle kendi güçlerinin farkında olmalılar ki başkalarının gelişimine katkıda bulunabilsinler.

Eğer birey kendinden hoşnutsa, kendine güveni varsa, güçlü yanlarının farkındaysa çevresindeki insanlara katkıda bulunabilir ve onlara yardımcı olabilir. İnsan kendi içinde yer alan olumsuz iç-konuşmalarını, umutlu tutumlarla değiştirebilmelidir. Umut , bazen işler kötü de gitse, gene de bizim onları iyileştirebilme gücüne sahip olduğumuzla ilgili, sahip olduğumuz güvenimizdir.

 

Diğer İnsanlarla İlgili Yeterli ve Gerçekçi Bir Bakış Açısı :

 

İnsan kendini kabul edebildiği oranda diğer insanları kabul edebilirler. Çevresindeki kişileri yüreklendiren kişi aslında onlara güvenir.

İnsanın sahip olduğu doğaya olan güvenleri nedeniyle onların gerçekten oldukları gibi kendileri ifade edebilmelerine izin verir. Her insan dünyaya bir dizi gizil güce sahip olarak gelir.

Öğrencilerini yüreklendiren öğretmenler, onlara saygı gösterildiğinde öğrenmenin keyfini yakalayabileceklerine inanırlar.

İnsanı güvensizlik değil kendine güven ve kabul öğrenmeye güdüler. Öğrencilerini yüreklendiren bir eğitimci, onların kendi kendileri olmalarına izin verir ve böylece kendilerini geliştirebilmelerine olanak sağlar.

Öte yandan öğrencileri yüreklendirmeyen öğretmenler insanın sahip olduğu doğaya inanmazlar. Eğer bir öğrenciye hatırlatmalar yapmazlarsa, azarlamazlarsa, ödül ve cezalar vermezlerse, öğrenemeyeceklerine ve gelişemeyeceklerine inanırlar. Öğrencilerle birlikte çalışmalar yürüterek , onların kendi kendileri olabilmelerine izin vermek yerine onları kontrol etmeye, denetlemeye çalışarak onların not, ödül ya da ceza gibi bir dış denetimle yönetilmediklerinde öğrencilerin öğrenemeyeceklerine ve gelişemeyeceklerine inanırlar. Öğrencilerine özgürce davranabilmeleri kendilerini olduğu gibi ortaya koyabilecekleri özgür eğitim ortamları yaratmak yerine hem onları denetlemeye yönelerek hem dış pekiştireçler (not, ceza, ödül gibi) kullanarak onlara bir şeyler öğretmeye çalışırlar.

Yüreklendirmeyi kullanan eğitimciler, öğrencilerin özgürce sınıf-içi tartışmalara ve karar verme süreçlerine katılmalarına izin vererek onların kaderlerini değiştirebilirler. Sınıf içi tartışmalara katılabilen öğrenci, kendinin ve yaşamının kontrolünü kendi sağlayarak sorumlu ve katılımcı olarak öğrenebilir. Oysa cesaretlendirmeyi seçmemiş olan bir öğretmen öğrencisinin öğrenmesinden kendini o kadar çok sorumlu tutar ki, kendisi onun üstünde yoğun bir denetim kurmazsa onun öğrenemeyeceğine inanır.  Sınıf içerisinde karar verebilmeyi öğrenemeyen öğrenci, bu sürece katılabilme şansına sahip olmayan öğrenci, katılabilme fırsatını kaçırır ve öğrenme sorumluluğunu yüklenemez.

Oysa, eğer eğitimciler öğrencilerini kendileri olarak ve ileride edebilecekleri için taktir edici, onların kıymetlerini vurgulayıcı olurlarsa bu büyük bir cesaretlendirmedir. Sürekli hatalar yapan öğrenciler aynı zamanda her gün kendi gayretleriyle ve işbirliğine yatkın alışkanlıkları ile takdir edici ifadeler de duyarlarsa bu onları öğrenmeye istekli olma ve hatalarının üstesinden gelebilme konularında yüreklendirir.

Aşağıda bir dize yüreklendirici (bireyde saygı ve güven uyandıran) ve cesaret kırıcı (bireyde şüphe ve saygı zedeleyici duygular uyandıran) cümleler verilmektedir:

Yüreklendiriciler Cesaret Kırıcılar
Onu yapabilmenin bir yolunu bulacaksın O yolu denedin zaten
Kendi kararını kendin ver Otorite benim, benim dediğim gibi yapmalısın
İstersen çok sıkı çalışabileceğini biliyorum. Papağan gibi tekrarlamanı istiyorum.
Sen ne düşünüyorsun. Bak sana bir öğüt vereyim.
Sana inanıyorum. Bu işi başaracak olgunluğa ulaştığından eminim.
Senin buralarda olmandan memnunum. Sana kaç kere söyleyeceğim.
Çok beceriklisin. Onu yanlış yapıyorsun.
Görüşmek üzere. Derslerinize çalışmayı unutmayınız.
Senin, öğrenmeden zevk aldığını ve kendini iyi hissettiğini görmek beni mutlu ediyor. Eğer çalışırsan iyi not alırsın.
Bana yardımcı olursan bunu kullanabilirim. Onu nasıl yapacağını sana gösteriyim.
Sen bu sınıfın önemli bir üyesisin. Hiç kimsenin kendini çok önemli görmesini istemiyorum.
Bu yıl yapman gerekenlerin büyük bir kısmını tamamladın. Kocaman bir yıl bitmek üzere, ödevlerini ne zaman tamamlayacaksın?

Yaşantılara Açık Olmak :

 

Öğretmen öğrencinin yaptığı hataları vurguladıkça, onun çalışma, öğrenme isteğini köreltir, öldürür. Yaşamınızda birçok böyle örnek yaşamışsınızdır. Çok emek harcayarak yoğun olarak çalışmanıza rağmen, sonuç hiç de istediğiniz gibi olmamıştır. Emeğinizi ortaya koyamadığınız olmuştur. Verilen geri bildirimler olumsuz olunca artık devam etme gücü kalır mı insanda? Bu gücü yitirip hep yapılan hatalar üzerine odaklanılır. Oysa eğitici sizi, güçlü yönlerinizi, ve harcadığınız gayreti anlayıp bunları vurgularsa durum ne olur? Yüreklendirme bireyin güçlü yönleri üzerine kurulur. Onun güçsüzlükleri üzerine değil.

Kusurların bulunması insanın cesaretini kırmaktan başka bir işe yaramaz. Eğitim sisteminin hatalar ve elde edilen sonuçları çok fazla gündemde tutma, ortaya çıkartma eğilimi olduğu için, yüreklendirmenin ilkelerini yok etmektedir. Eğitimciler öğrencilerin hatalarını bulabilmekte o kadar çok hoş görülüdürler ki onların kusurlarını sıralayarak, onları yetiştirdiklerine inanırlar.

Eğitimler, öğrencilerinin yeteneklerini keşfederek onların bulundukları katkıları anlamak yerine öğretmenler daha çok dikkatlerini ve güçlerini öğrencilerin hatalarına yoğunlaşırlar. Öğrencilerin hatalarını ortaya koymakla ve öğrencilerin bir insan olarak gelişebilmelerine yardımcı olmak birbirlerinden farklı iki hedeftir. Birinci amaç, cesaret kırıcı olurken, diğeri yüreklendirmeyi gerektirir.

Hataları ortaya koymaya önem veren öğretmenler, öğrencilerde “kusur olmamalı” inancını yaratırlar. Kusurlu olabilmeyi hoş görmeyerek öğrencilerin kendi benliklerine olan güven duygularını zedeleyerek, biz yetişkinlerin onların yaşamla başa çıkabilmeyi karşılayabilmeleri için gerekli olan cesaretlerini yitirmelerine yol açarız. Oysa, öğrencilerin kendilerine olan güvenlerini kazanabilmeleri için, kusurlarının değil, gösterdikleri ilerlemeler, gelişmeler ve çabalarının onlara gösterilmesine gereksinim duyarlar. Eğitimciler, öğrencilerinin sahip oldukları kaynakları görüp, onların gelişimlerine katkıda bulunabilmek üzere yeteneklerini geliştirmelidirler.

Yüreklendirici kişiler kendileri de yanlış yapmaktan korkmazlar ve tüm yaşantılara açıktırlar. Ayrıca yaşanan korkuları ve yapılan kusurları gelişebilmek için bir fırsat olarak görürler. “Yüreklendirici” olabilmeyi başarmış olan eğitimciler bir hata yaptıklarında kendilerini aşağılanmış olarak düşünmek yerine, tüm enerjilerini durumu iyileştirmeye çalışarak kullanırlar. Onların amacı, kusursuz olmak değil bir katkı yapmak isteğidir.

“Cesaret Kırıcı” tutumu benimsemiş eğitimcileri ise, hata yapmaktan korkarlar. Bu kişiler için hata yapmak düşük benlik saygısı ve statü kaybıdır. Ancak kusursuz olduklarında sayılacaklarına inanırlar. Sonuç olarak ta yalnızca en iyi  yaptıkları birkaç işi yürüterek yaşantılarını sınırlandırırlar. İcraatta bulunmayı istemek ve hep katkıda bulunmak yerine hep bir ulaşılması olanaksız olan mükemmelliğin peşindedirler.

Ne yazık ki hata yapma çoğu kez insana zarar verir. Yaptığımız hataları yorumlayış biçimimiz büyük bir tehlike yaratabilir. Yaptığımız hataları düzeltip yol almaya devam edebiliriz. Yapılan hataların sonuçlarının doğrudan vereceği zarardan çok aşağılık duyguları yaşamanın insana vereceği zarar daha fazla olmalıdır.

Yüreklendirme Övme :

 

Yüreklendirme ve övme birbirinden farklı iki kavramdır. Ancak hep eş anlamlıymış gibi düşünülür bu iki kavram. Yukarıda da belirtildiği gibi yüreklendirme, öğrencinin sadece keyif aldığı için öğrenmesi, keşfetmeye duyduğu merak ve kendini geliştirme isteğine olan inanç üzerine kurulur.

Oysa övgü, bir yüreklendirmeyle çelişir. Çünkü övgüde insanın doğasına olan inançsızlık bir değerlendirmeyle (ödül ve ceza) değerlendirilmedikçe ve kontrol edilmedikçe hiçbir şey yapamayacaklarına olan inanç egemendir.

Bir çok öğretmen olumlu bir öğrenme ortamı yaratmak ister. Övmek için öğrencilerine “Sen herkesten iyi yapmışsın”, “Bu yeni gömleğin gerçekten çok hoş”, Eğer ödevini yaparsan bir altın yıldız kazanacaksın” gibi övgülerde bulunurlar. Bu öğretmenler iyi niyetlidirler ancak yaratmak istediklerini olumlu öğrenme ortamının yaratılması için gerekli olan becerilerden yoksundurlar. Oysa bu övgü dolu cümleler, işbirliği, karşılıklı saygı ve dostça ilişkilerin yer aldığı bir öğrenme ortamı yaratabilme sağlayamaz.

Öğrencilerle çalışırken insanlar arası iletişim kurma becerilerini kazanmış öğretmenler yapıcı bir öğrenme ortamı sağlayabilmede daha fazla donanımlıdırlar. Bu öğretmenler öğrencileri öğüt vermek ve öğrencilerin yerine bir şeyler yapmak yerine öğrenmesi kolaylaştırabilme becerisine sahip bir öğretmen olarak öğrencileriyle empati kurarak, onları yüreklendirici cümleler söyleyerek öğrenmeye güdülerler. Örn; “Herkes bu sınıfta olmaktan keyif alacak” , “Sizler iyi çalışan, güç işleri başarabilen öğrencilersiniz” ya da  “Herkes zamanında burada olursa, bu gerçekten bize yardımcı olmanızı sağlar, göstereceğiniz bu özene teşekkür ederim” bu cümlelerle öğrencilere yaklaşmak daha bir dostça iletişim kurulabilmesini sağlayarak öğrencilerle işbirliğinin kurulabilmesini sağlar.

Oysa övgü, yargı, değerlendirme öğeleri içerir ve bireyin kendi kendisinin uygun işlevde bulunabilmede yetersiz olduğu anlayışı taşır. Övgü, doğası itibarıyla, bireye olan saygının ifade edilmesini engeller. Basit bir düzeyde iletişim kurma biçimidir.

Övgünün üç düzeyi vardır ve bunların hepsi iyi bir iletişimin kurulup geliştirilebilmesini engeller.

  1. yağlama, pohpohlamak
  2. ödül
  3. en iyi olduğunu söylemek

Pohpohlamak genellikle öğrenciler kendilerini iyi hissedebilsinler diye öğretmenler tarafından kullanılır. “Ali, o ne  güzel bir gömlek “. Bu tür bir yaklaşım bireye onun nezaketiyle ilgili bir değerlendirme yapmaktan daha çok az zarar verir ve pek de ciddiye alınmaz. Pohpohlamak problem yaratıcıdır ve genellikle samimiyetsizlik olarak alınır ve bazen de kontrol edici kabul edilir.

Ödül, bir dış güdüleyici olarak pohpohlanmaktan daha fazla cesaret kırıcı olabilir. Öğretmen-öğrenci ilişkisi içerisinde kullanılan ödüllendirme sistemi aslında sınıfı yönetebilmek için ve öğrencileri güdülemek için düzenlenir. Ancak üretimi, verimi düşürür, öğretmeni gücün temsilcisi kılarak çatışmalara yol açabilir.

Örneğin bazen öğretmenler sınıf içerisinde gözlemledikleri “iyi” davranışları diğer öğrencilere de örnek olsun diye ödüllendirirler. “Ali, sen yazman gereken mektupları aynen benim sana anlattığım gibi yazmışsın. Benim bütün gösterdiklerimi izlediğin için herkesten önce sınıftan çıkabilirsin.” Bu tür bir övgü diğer öğrencilerin önünde iyi bir davranışın ödüllendirilmesi, cesaret kırıcı olabilir.

Derse katılan ancak iyi yapamayan öğrenciler çaba göstermenin değersiz olduğuna karar vererek her şeyi bırakabilirler. Bundan da öte Ali kadar yoğun çalışanlar da onun gibi erken bırakılmadıkları için kendilerini cezalandırılmış hissedebilirler.

Bu tür bir övgü Ali’ ye de zarar verecektir. Eğer Ali bu övgüyü bir ödül olarak kabul ederse ve bundan sonraki yapacağı işlerde bu tür elde bir ödül elde edemezse kendini aşağılanmış hissedebilir. Artık ödüller almayı sürdüremezse kendini başarısız olduğuna karar verebilir.

Bundan sonraki yaşamında da Ali artık ödül alırsa katkıda bulunmayı seçmeye başlayabilir. Artık yalnızca katkıda bulunduğu için bir içsel doyum elde edebilmenin sağladığı doyumu yaşayamamaktadır. Çünkü Ali artık yalnızca karşılığında bir şey almak için katkıda bulunmayı öğrenmiştir.

Sonuç olarak Ali diğer insanlara yardımcı olmak yerine bir ödül bekleme durumunda olarak hep bir talep içerisinde olabilir.

Övgüyü bir ödül olarak kullandığımız sürece onlara otoriteye boyun eğmeyi öğretme tehlikesiyle yüz yüze gelebiliriz. Ayrımın yapılmadan övgü alan öğrenciler kendileriyle ilgili düşünmeye cesaretlendirilmeye değil kendilerine verilen komutları izlemeye yönlendirilirler.

Böylece, sonuç olarak kendilerine neyi nasıl yapacaklarını söyleyen bir otorite arayışı içerisinde olurlar. Arkadaşları içerisinde bile bu tutumlarını sürdürebilirler.

Bireye en iyi olduğunu söyleyerek övgü belki de en çok cesaret kırıcı bir yaklaşım olur. “ Mükemmel bir iş yaptın “, “Sen en iyi öğrencisin” ve “Sunun müthişti” üretimi düşürebilir ve övgünün abartısı öğrencinin başarısını düşük görmesine yol açar. Ya da ölçütlerini ve beklentileri çok yükselterek bazı öğrencilerin bu ölçütlere ulaşabilmesinin olanaksız olmasına yol açabilir. İyi öğrenciler “mükemmelin” altına düştüklerinde, bu durum öğrencilerin kendilerini değersiz hissetmelerine neden olur. Bazı öğrenciler ise bu öğrencilerin her zaman “çok büyük” işler başarıyor olduklarını düşünebilirler. Oysa bu başarılı öğrenciler, kendilerinin her zaman “çok büyük” olamayacaklarını bildikleri halde büyüklük imgesi geliştirirler.

Örneğin; çok zeki fakat kafaları karışık öğrenciler kendilerini hep çok önemli çalışmalar içerisinde oldukları izlenimi yaratmayı öğrenirler ve hep bir projeden diğerine atlayıp dururlar. Ancak hiç birini tamamlamayı başaramazlar. Bir projeyi bitiremeyince de övgü alamazlar ve değerlendirmeden kaçınırlar.

Böyle ise en iyisin yaklaşımı en yetenekli öğrencileri bile hiçbir şey yapmamaya itebilir.

Yüreklendirme İletişimi Kolaylaştırıcı Bir Tepki :

 

Yüreklendirme, öğrencilerin kendilerini değerli bireyler olarak algılayabilecekleri, istedikleri biçimde işlevde bulunabilecekleri ve kendilerine özgü, biricik olan özelliklerini geliştirebilecekleri mesajını taşır.

Yüreklendirme, değerlendirme ya da yargılama unsurları içermez. Öğrencileri otoriteye uyma tehdidinde bulunmak yerine öğrencilerin kendi sahip oldukları güç ve kaynaklarını geliştirmek için mücadele etmede onları yüreklendirir.

Harcanan Çaba ya da Gösterilen İlerlemenin Üzerine Odaklanılır :              

“Büyük bir iş başardın, tüm problemleri doğru çözdün” gibi, çıktılara yönelik övgü yerine “Gördüm ki çalışma salonunda yoğun bir biçimde matematik çalıştın” yüreklendirmesi yapılabilir. Burada matematik probleminin doğru çözümüyle ilgili bir imada bulunulmamıştır. Burada vurgulanan öğrencinin matematiği öğrenmek için harcadığı çabadır.

Yüreklendirme Her Zaman Yapılır :

 

Yüreklendirme, elde edilen çıktılarla sınırlı olmadığı ve yapılan hatalarla ilgilenmediği için her zaman yapılabilir. Övgü ancak ortada doğru sonuçlar varsa yapılabilir. Yüreklendirici bir tutum içerisinde olan öğretmen en zorlayıcı öğrenciler için bile söylenebilecek ve işe yarayacak bir şeyler bulabilir.

Bu basitçe son beş dakika içerisinde öğrencinin nasıl sakin oturduğuyla ilgili ve onun bir davranışının sınıfın çıkarlarına nasıl katkıda bulunulduğuyla ilgili olabilir.

İcraatla İcraatta Bulunanı Birbirinden Ayırt Edebilme yada Davranışla, Davranışta Bulunan Kişiyi Birbirinden Ayırt Edebilme :

 

Övgüde yapılan işle onu yapan kişi birdir. Böylece hatalı davranan ya da itaat etmeyen öğrenciler “kötü” ya da “hasta” kişilerdir. Yüreklendirmede ise davranış rahatsızlık vericidir yoksa bu davranışı yapan kişinin kendisi “rahatsızlık verici” bir birey değildir. Yüreklendirilmeyen öğrenciler de rahatsızlık verici davranışlar sergilemelerine rağmen saygı  değer bireylerdir.

Benlik Kontrolünün Öğretilmesi :

 

Öğrencilerimizi yüreklendirdikçe onları disiplin altına alırız. Bireyin kendi kendisini disiplin altına alabilmesi ancak öğretmen şöyle söylediğinde ortaya çıkar. “Ayşe son birkaç dakikadır sen sakin olmayı seçtin ve problem çözmeye çalıştın. Kendi görevini yerine getirmeyi seçerek, benim de sınıfa daha kolay öğretebilmeme yardımcı oldun.” Bu öğretmen Ayşe’ye düşüncelerini, davranışlarını ve duygularını kontrol edebildiği mesajını vermektedir. Burada ödül ya da cezadan söz edilmemektedir. Yalnızca Ayşe’nin kendi kendini kontrol altında tuttuğu belirtilmektedir. Çalışmayı seçtiği zaman da, sınıfa katkıda bulunabilmektedir.

Bunun tam tersi övgü durumunda öğrenciye denetimin onun dışında olduğu öğrenebilmektedir. Ayşe’ye kendi davranışlarını kontrol edebilmesi için dış bir otoriteye gereksinimi olduğu mesajı verilmektedir.

Örn; “Ayşe, yerinde oturamıyorsun bir türlü. Sıranı öne doğru çek ve benim yanımda otur. Eğer böyle davranmaya devam edersen artı puan alamayacaksın”.

Burada öğretmen Ayşe’nin sakin oturmayı başaramadığını hiç görmemekte yalnızca onun yanlış davranışlarını görmektedir.

 

Özel Cümleler :

İlerleme gösterme, iyi niyetli davranmak, ve katkıda bulunmak gibi belirli davranışları vurgulayabilmek için somut kavramlar seçilmelidir.

Örn; “Her gün okuyabileceğin sayfa sayısında bir ilerleme gösterdin. Sözcükleri telaffuz etmende bir gelişme var.” Bu ifade tarzı öğrencinin gösterdiği çaba ve ilerlemeyle ilgili özel bir bilgi vermekte olup yaptığı işin tümünün değerlendirmesini yapma işi öğrenciye bırakılmalıdır.

Bir Kişinin Kendi Davranışını Değiştirmesi :

Etkili bir yüreklendirici olmak isteyen öğretmenlerin, öncelikle hangi davranışlarının öğrencilerinin cesaretini kırdığının farkına varmaları gerekir. İlkin öğrencileri huzursuz edici tutumları ve davranışları değiştirerek işe başlamalıdır. Yalnızca cesaret kırıcı davranışları yapmaktan vazgeçmekle kalmayıp yüreklendirme sürecini başlatmaya doğru ilerlemelidirler. Öğretmenlerinin değişebildiğini gören öğrenciler de değişme isteği duyarak öğretmenleriyle olan ilişkilerini iyileştirmeye çalışacaklardır.

Önce kendimizi değiştirmeyi başarabilirsek içerisinde bulunduğumuz her türlü durumu iyileştirebiliriz.

YÜREKLENDİRMENİN UYGULAMAYA KONMASI

Anlaşılmak isteyen öğrencilere yüreklendirme en iyi bir biçimde uygulanabilir. Ancak disiplin sorunu olan öğrencilerle de bir yaklaşım kullanılabilir. Az da öğretmenleriyle aralarında bir etkileşim başlayabilir.

Yüreklendirmede kullanılan dil önemlidir. Ancak şunu da unutmayalım ki yüreklendirme sözel olduğu kadar sözsüz iletişim yoluyla da öğrenciye iletilir. Ne söylediğinizden çok nasıl söylediğinizin önemi çok fazladır. Bazen kullandığımız sözcüklerden çok, sesimizin tonu ve bedenimizin dili karşımızdakini yüreklendirmede etkili olur.

Yüreklendirici bir ödül kullanabilmenin ön koşulu karşılıklı saygı ve değer verme tutumunun kazanılmış olmasını gerektirir. Aşağıda yüreklendirici cümlelerde, övgü cümleleri karşılaştırılmaktadır;

Yüreklendirme Övme
Okuldaki çalışmaları zevkle yürütüyor olmana memnun oldum. Seninle gurur duyuyorum.
Sen hoş bir insansın senin varlığından her kes mutlu olacaktır. Sen benim en iyi öğrencimsin.
Yoğun çalışmak ve öğrenmek senin kendini iyi hissetmeni sağlıyor olmalı Sınavdan en yüksek notu aldım
Yazı tahtasını temizlediğiniz zaman çok temiz ve düzenli görünüyor. Hepiniz Ayşe’den bir şeyler öğrenebilirsiniz. Benim en büyük yardımcım o.

Toplumsal İlgi

İnsanda toplumsal ilginin gelişmesiyle birlikte bir çok sorun çözümlenebilir. Toplumsal ilginin özü ise sevmedir.

Eğer insanda toplumsal ilgi gelişirse dünyadaki bir çok sorun ortadan kalkar.

Dünya asla kusursuz değildir. Çünkü insanlar kusursuz değildir. Yine de bir çok kusurlarla dolu olan bir dünya insanların öğrenebilmeleri ve gelişebilmeleri için sayısız fırsatlar yaratabilmektedir. Toplumsal ilgisi gelişmiş insanlar birlikte güç birliği yaparak, birlikte çalışarak bir çok sorunun üstesinden gelebilirler. İnsanların birbirlerine, çevrelerine, içinde yaşadıklara topluma ilgi duymaları belki de anahtardır bir çok sorunun çözümünde.

Bunların başarılabilmesi için;

  • Çocuklarımızda toplumsal ilginin gelişiminin önemini anlamalıyız. Toplumsal ilginin akademik başarı ve notlar kadar önemli olduğunu görmeliyiz.
  • Tüm yaşanan sorunları hem kendimizin hem de çocuklarımızın gelişimi için bir fırsat olarak görmeliyiz. Bu sorunlara birbirimizin gözleriyle bakabilmeyi, birbirimizin yüreğiyle hissedebilmeyi öğretir bize.

 

Yüreklendirme

 

İnsanlar ancak kendilerini iyi hissettiklerinde daha iyi yapabilirler ya da başarılı olabilirler. Genellikle uygun, istendik, beklendik davranışları göstermeyen çocuklar cesaretleri kırılmış çocuklardır.

İnsanı değişmeye güdüleyen en önemli güç yüreklendirmedir. Eğer bir çocuk cesareti kırıldığı için yanlış davranıyorsa cesaretlendirildiği zaman davranışı bu yanlışları düzeltebilmeye güdülenecektir.

İnsan yüreklendirildiğinde kendinde dağları devirecek gücü bulur. İnsanları belirleyen engeller, hatalar yetersizliklerin tanımlarıdır. Onların bu tanımlara verdikleri yanıtlardır. Yüreklendirildikleri zaman bunlara verecekleri tepkiler değişir ve etkili olma, baş edebilme davranışını öğrenirler.

Yüreklendirme cesaret vermeyle başlar. İnsanları yüreklendirmeye başlarken onların güçlüklerle mücadeleye başlayabilmeleri için gerekli olan sorunlarla yüz yüze gelebilme cesaretlerini geliştirmeye başlarken işe başlarız.

Bir çok öğretmen bazen daha işe başlarken yapılabilecek pek çok şeyin olmadığına inanır. Bu öğretmenler öğrencilerin eşitli sorunları içerisinde kendilerini kaybolmuş, boğulmuş hissederek yapabilecekleri pek bir şey olmadığına inanırlar. Bu da onların enerjilerini tüketir. Onların da yapabilecekleri bir şeyler olduğu konusunda yüreklendirmeye ihtiyaçları vardır. Şunu unutmamak gerekir ki öğretmen etkileyen kişidir. Hele öğretmen sınıfın kapısını kapadığı an öğrencilerini etkileme gücü çok yüksektir. Her eğitim düzeyinde dersin birkaç dakikasında öğretmenle yolu kesişen bir çok öğrenciyi etkileyebilir. Öğretmen sınıfın kapısını örttüğü an değişim başlar. 45 dakikalık bir zamandır bu değişimi sağlayan. Genellikle evde ve okulda yüreklendirme adına yapılanlar aslında cesaret vermeyen yöntemlerdir. Ödül ve ceza yoluyla çocukları değiştirmeyi amaçlarlar. Ancak olumlu sonuçlar geçicidir ve genellikle de cesaret kırıcıdır. Öte yandan çocuklar cezadan kaçmak, ödüle ulaşabilmek için iyi davranmaya bir şeyler yapmaya çalışırlar. Oysa bunun bedeli kendi iç kontrol odaklarını, kendilerine olan güvenlerini ve yaşam becerilerini öğrenebilme fırsatlarını yitirmek olur.

İş birliği herkesi yüreklendirir. Sınıf içi tartışma sürecinin işlemesiyle çocuklar birbirlerine yardım edebilmeyi ve birlikte çözümler üretebilmeyi öğrenirler. Övgü ve yüreklendirme birbirinden farklıdır. Yüreklendirme koşulsuzdur. Çünkü her ne olursa olsun emeğinin desteklenmesi ve bireyin kabul edilmesidir.

Öğretmenler her türlü çabaya cesaretlendirici tepki verebilmeyi öğrenebilirler. Öğrenci bir işi tamamladığında onu yüreklendirmek daha kolay olabilmektedir.

“Bu karne senin bu dönem ne kadar özenli çalışmış olduğunu gösteriyor. Böyle bir karneyle eve gitmek sana doyum sağlıyor olmalı.”

Bireyin gösterdiği çaba üzerine yoğunlaşıldığı zaman birey yüreklendirilmiş olur.

“Karnen muhteşem. Sen mükemmelsin.”

Burada övgü var. Yani notlar iyi olduğu sürece mükemmelsin. Bozulursa, düşerse mükemmelliğin yok olur. Övgü koşul getirir. Kabul görebilmenin koşulu vardır.

İşler tamamlandığında ya da daha az çaba harcandığında da cesaretlendirilme yapılabilir. Öncelikle bir durumla ilgili öğrencinin bir projeyi yürütürken neler hissettiği sorulabilir.

“Bu durumla ilgili duyguların ne oldu: fen projesi ile ilgili neler düşündün? Bu projeyi yürütmek nasıl bir şeydi, bu konuda biraz konuşabilir miyiz?  Umduğun kadar iyi sonuçlanmasa bile bu proje boyunca neler öğrendin?” Sonucu değiştirmese bile bu tür cümleler öğrencileri cesaretlendirebilir.

Öğrencilerin hayal kırıklıklarını nasıl ele alabiliriz;

“Cesaretinin kırıldığını anlayabiliyorum ve yapman gerekenleri biçimlendireceğine inanıyorum. Bu cümle empatik bir yaklaşımın ifadesidir. Bu öğretmenin, öğrencinin duygularını anladığını gösterir. Sempatiden farklıdır. Duygudaşlık değildir.

Çocuğun zorluklarla başa çıkabilme gücüne olan inanç onun engelleri aşabilme gücünü harekete geçirir.

Öneriler :

  • İşbirliği, karşılıklı saygı, kararlılık ve değer verme, seçenekler sunma, karar verme sürecine öğrenciyi katma, insanlara yardım ederken onları değerlendirme- gelişimi kolaylaştırıcı tutum ve becerilerin öğretilmesini ve onlara model olmayı deneyin.

  • Sözsüz iletişim yoluyla cesaretlendirmeyi deneyin, sınıfın bir ucundan gönderilen bir olumlu el işareti bir sıcaklığı taşıyabilir.

“Sana güvenim var. Yapacağını biliyorum.”

  • Öğrencilerini neleri iyi yaptığını bulun ve açıklayın. Yüreklendirme özeldir. “Ayşe ödevine koyduğun şiir beni çok duygulandırdı. Bunu yakın bir arkadaşımla paylaşabilir miyim?”

“Siz öğrenci olsanız böyle bir yaklaşım sizi nasıl etkiler?”

Yoksa her ödeve bir gülen yüz koymanın özel bir anlamı yoktur. Yüreklendirme bireye özel olmalıdır. Onun belirli bir özelliğini yakalayıp vurgulayabilmelidirler. Gerçekten yüreklendirme, dürüstçe düşünülerek yapılan yüreklendirmedir.

  • Yaptığımız yüreklendirme öğrencinin ilk kez denediği bir davranışın fark edilerek vurgulanması olmalıdır.

“Sabah seni Ayşe itiştirmeye başlayınca sandalyeyi çekip başka yere oturdun. Bunu gördüm. Bu durumu yumuşakça ele almama ve öz denetimini takdir ediyorum.” Bu cümle bireye özgü onu düşünerek ve onun gösterdiği çabaya odaklaşarak yapılmış bir yüreklendirme.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İlgili Terimler :