- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Şahıslar Arası Sorunların Çözümünde Önemli Görülen Hususlar

Şahıslar Arası Sorunların Çözümünde Önemli Görülen Hususlar sitemize 08 Nisan 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

ŞAHISLAR ARASI SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE ÖNEMLİ GÖRÜLEN HUSUSLAR

 Araş. Gör. Muhammed Fuat KENÇ

 Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi

ÖZET

    İnsan toplumsal bir varlıktır. Doğduğu günden itibaren diğer insanlarla iletişim halindedir. Ancak şunu da söylemek gerekir ki  insanlar bir yandan diğer insanlarla bir arada yaşama ihtiyacı içindeyken öte yandan hayatı paylaşmak zorunda oldukları insanlarla çeşitli çatışmalar (veya sorunlar) yaşamaktadırlar. Şahıslar arası ilişkiler yürütülürken ortaya çıkan bu sorunların sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi için, bu tür sorunları çözerken dikkat edilmesi gereken bazı hususların ve  Şahıslar Arası Sorunları Çözme Yöntemleri’nin bilinmesi gereklidir.

ANAHTAR KELİMELER

    Sorun Çözme, Problem Çözme.

ABSTRAC

    Man is a social being.  He has been in communication with the other human beings since he was born.  However, it must be said that while human beings are in need of living together with the others, on the other hand, they  have conflicts (or problems) with the others with whom they have to share share life.  In order to solve these problems which appear while the relationships between the individuals are carried on, one has to know The Solutions Methods of Solving the Problems between Individuals and also some of the points to which attention must be paid while solving such problems.

KEYWORDS

    Problem Solving.

 

GİRİŞ

    İnsan toplumsal bir varlıktır. Doğduğu günden itibaren diğer insanlarla iletişim halindedir. Hatta doğmadan önce anne karnındayken dahi anne ve babası ile bir tür iletişim kurduğu söylenebilir. Bu durum aslında insan için diğer insanların vazgeçil- mezliğinin de bir göstergesidir. Diğer insanlardan ayrı yaşamak, mutlak bir yalnızlık içinde olmak fikri insanların hayal dünyalarında dahi tahammül edemedikleri bir durumdur. Edebiyatta “Robensonat Eserler” olarak anılan kurgu eserlerde bile hikayenin kahramanı asla mutlak bir yalnızlık içinde bırakılmamıştır. Örneğin edebiyat tarihindeki ilk robensonat eser olarak bilinen İbn-i Tufeyl’in Hay Bin Yaksan adlı eserinde ıssız bir adada mahsur kalan hikaye kahramanının yanına kahramana annelik yapan bir geyik figürü eklenerek kahramanın yalnızlığı giderilmeye çalışılmıştır. Diğer bir eser olan ve kendine benzeyen  eserlere  ismini  veren  Daniel  Defoe’nin Robinson Crusoe, adlı eserinde de, hikaye kahramanına arkadaşlık eden, onun yalnızlığını paylaşan ve kahramanın mahsur kaldığı adanın yerlilerinden olan Cuma (Friday) adlı siyahi bir karakter  vardır  (Meydan Larousse, 1992: 576). Her   iki   eserde   de hikayenin kahramanları hikayenin sonunda adaya ulaşan diğer insanlar tarafından kurtarılarak toplumsal hayata geri kazandırılmışlardır.

    Bu tür hikayelerin önemle vurgu yap- tığı şahıslar arası ilişkiler bütün insanlar için son derece hayati öneme sahiptir. Zira şahıslar arası ilişkiler bireyin ruh sağlığını son derece etkilemektedir. Ayrıca şunu da söylemek gerekir ki  insanlar bir yandan yalnızlıktan kaçar- ken öte yandan hayatı paylaşmak zorunda  oldukları  insanlarla  çeşitli çatışmalar (veya sorunlar) yaşamaktadır lar. Örneğin aile içinde anne ve babalar çeşitli konulardaki ihtilafları neticesinde bazen çatışmalar yaşayabilmektedirler.  Maalesef anne ve babalarının bu tür çatışmaları çocukların ruh sağlığını ze- delemektedir. Bir çok bilimsel araştırma  bulgusu da bu yargıyı destekler nitelik- tedir. Aynı şekilde okulda eğitim öğre- tim işlerinden sorumlu kadroların yanlış tutum ve davranışlarının öğrencilerin ruh sağlığını derinden etkileyeceğini de söyleyebiliriz. Okul aileden sonra birey- in hayatında en güçlü etkiye sahip ör- gütlü bir kurumdur. Okuldaki etkinlik- lerin  çok büyük  bir  kısmı  önceden     hazırlanmış olan planlar ve programlar çerçevesinde yürütülür ve okulda yapı- landırılmış bir ortamda bireylere bazı önemli bilgilerin kazandırılmasına çalı- şılır. Böyle bir amaca hizmet eden okul- da öğrencilerin sadece akademik bilgiler kazanmasını sağlamak tek hedef olma- malıdır. Şahıslar arası ilişkiler yürütü- lürken ortaya çıkan sorunların en sağlık- lı şekilde çözülebilmesi için bilinmesi gereken, Şahıslar Arası Sorunları Çözme Yöntemleri’nin de okulda öğre- tilmesi zarureti vardır. Ancak günlük  hayatta son derece önemli olan, şahıslar arası sorun çözme becerisi okullarımız- da gerektiği kadar önemsenmemektedir. Türk Milli Eğitim Sistemi içinde hizmet veren okullarda şahıslar arası ilişkilerde çıkan sorunları çözmede kullanılabile- cek yöntemler bir ders olarak okutul- madığı gibi okullarımızdaki sorunların büyük çoğunluğu, maalesef gelenekleri- mize uzun yıllar önce yerleşen ve kötü bir sorun çözme yöntemi olarak bilinen güç kullanarak sorun çözme yöntemi ile çözülmektedir. Okullarımızda eğitim öğretim hizmeti vermekle yükümlü olan fertler, bu şekilde şahıslar arası sorunla- rın çözümünde yanlış model olmaktadır lar. Bu sorunun çözülmesi için gerek öğretmenlere, gerekse diğer eğitim çalışanlarına, öğrencilere ve de velilere şahıslar arası ilişkilerde çıkan çatışmala-   rın çözümünde kullanabilecekleri doğru yöntemleri    öğretmek    gerekmektedir.

ŞAHISLAR ARASI İLİŞKİLERDE ÇIKAN SORUNLARDA DİK-      KAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR: Şahıslar arası ilişkilerde çıkan sorunlarda dikkat edilmesi gereken hususları şöyle sıralayabiliriz:

1 – SORUNUN KİME AİT BİR SORUN OLDUĞUNUN TESPİT EDİLMESİ: Şahıslar arası ilişkilerde çıkan sorunları çözerken dikkat edilmesi gereken öncelikli önemli  husus  sorunun kime ait bir sorun olduğunu doğru teşhis etmek ve hiç kimsenin sorununu onun adına çözmemektir. Thomas Gordon (1999) tarafından geliş- tirilen bu yaklaşım çocuklara ait sorun- ların ebeveynleri, yakınları veya öğret- menleri tarafından çözüldüğüne vurgu yapmaktadır. Bu durum daha sonra çocukların yaşadıkları şahıslar arası sorunların çözümünde yetersiz kalmala- rına neden olmaktadır zira çocuklar yaşadıkları sorunları çözme deneyimini yeterince edinememektedirler. Ayrıca  bu durum öğrencilerin şahıslar arası sorunlarda her iki tarafı tatmin eden ya- ratıcı çözümlere ulaşmalarına da mani  olmaktadır. Çünkü çocuklar kendi adla- rına sorunları çözen büyüklerinin sorun çözme yaklaşımlarını farkına varmadan öğrenerek daha sonra karşılaştıkları her sorunda bu yöntemleri kullanmaya başlamakta ve yaratıcı çözümler geliştirememektedirler.

2 – SORUNA TARAF OLAN HER- KESİN, SORUNA BAKIŞ AÇISINI ALMAK: Üçüncü bir şahıs olarak başka şahıslar arasında yaşanan sorun- ların çözümüne katkı sağlarken çoğu zaman sorunu taraflardan birinden din- leyerek kararlar verir ve sorunun çözü- mü için çeşitli alternatifler geliştirmeye çalışırız. Ancak bu yaklaşımla üretilen çözümler çoğu zaman taraflardan birini ya da her ikisini de tatmin etmez. Bu durumdaki temel hata tarafların her ikisinin de sorun hakkında ne düşün- düklerini bilmemektir. Zira bazı durum- larda taraflardan biri sorunu algılama- dığı için hiçbir sorun olmadığını veya sorunu farklı değerlendirdiği için soru- nun çözümünde farklı bir yöntem  denenmesi gerektiğini düşünebilmekte- dir. Bu nedenle sorunu tarafların her birinden ayrı ayrı dinleyerek gerçekçi çözüm yolları bulmaya çalışmak gerekir. Ayrıca mümkün olduğunca şahısların soruna ilişkin duygularını da açığa çıkarmak gerekmektedir. Böylece bulunacak çözüm yolunda şahısların duyguları da göz önüne alınır ve çözüm tarafları duygusal açıdan da tatmin edebilir.

3 – ETKİN DİNLEME: Şahıslar arası ilişkilerde çıkan sorunları çözerken dikkat edilmesi gereken bir diğer hususta etkin dinleme konusunda dikkatli olmaktır. Dinleme bir iletişimin başlaması ve de devam etmesi  için  gerekli  olan önemli   bir   etkinliktir.  Bir   çok   insan  dinlemeyi  bir etkinlik olarak görmediği ve yeterince önemsemediği  için  günlük yaşamları-   mızda sık sık çatışmalar yaşamaktayız. Edilgin dinlemeden (sessizlik) daha etkili olan etkin dinleme mesajı “gönderen” ile mesajı “alan”ı içine alan harika bir yöntemdir (Gordon, 1999: 45). Genelde iletişim esnasında etkin dinlemeyi bilmeyenler etkileşime ola- nak vermezler. Tüm işi konuşan yapar. Konuşan dinleyenin yalnızca dinlediğini bilir, anlayıp anlamadığını hiçbir biçim- de öğrenemez. Etkin dinleme, daha faz- la etkileşim sağlar ve dinleyenin yalnız duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anlayıp anlamadığını da gösterir. Bu nedenle usta bir dinleyici etkin dinlemeyi daha yaygın kullanır (Gordon, 2001: 57-58).

    Yukarıda öneminden söz ettiğimiz  etkin  dinlemeyi  iyi  bir  şekilde  kullanabilmek  için şunları yapmak yeterli olacaktır:

* Her şeyden önce kaynağın aktarmak ya da sizin anlamak, bilmek, öğrenmek istediğiniz temel iletiyi saptayın. Kaynaktan gelen türlü iletiler arasında hangisini seçeceğinizi bilin.

* Kaynağın bilgi aktardığı,  ileti  verdiği

sürece dinleyici olarak kalın. Yalnız kaynaktan gelen iletilerde çözülemeyen bölümler varsa, “Ben bu söylediklerini- zi tam olarak anlamadım tekrar anlatırmısınız? Veya ben söylediklerini- zi bu şekilde anladım doğrumu anlamışım?“ biçiminde sözlü geri iletişimden yararlanarak sorular sorun. Kaynağa söylediklerinden dolayı cevap vermeniz gerekiyorsa, düşünce ve mantık sürecini cevabı hazırlamak için işletmeyin. Önce iletilerin tam olarak çözülmesi için çaba harcayın.

* Kaynağın aktardığı bilgi, ortaya koyduğu öneriler bittikten sonra cevap vermeniz gerekiyorsa, bu süreci işletmeye başlayın.

* Kaynağın, aktardığı bilgiyi, nasıl çö- zümlediğinizi kendinize sorun. Bu  bilgi ve iletileri kendinize göre yorumlama- yın; böyle olup olmadığını denetleyin.

* Her insan her kelimeden  aynı  anlamı

çıkarmayabilir. Bu nedenle kaynağın  kullandığı kelimelerle ifade ettikleri konusunda kuşkularınız varsa bunu mutlaka açıklığa kavuşturun kelimeleri kendinize göre yorumlamayın.

* Kaynağın konuşma  esnasında  yaptığı

hataları yakalayarak, kişiliğinin gücünü  göstermeye çalışan dinleyicilerden olmayın.

*Aynı şekilde kaynaktan gelen tüm iletileri kendinize yöneltilmiş bir saldırı olarak kabul edip hemen savunmaya geçmeyin.

*Yukarıda belirttiğimiz davranışlar, kaynakta yada alıcıda kaçma veyahut saldırma biçiminde ki tepkileri oluşturan savunma düzenlerinin işlerlik kazanmasına yol açar. Bu nedenle bu davranışlar iletişimde kesinlikle kaçınılması gereken davranışlardandır.

* Kaynağın verdiği iletiyi gözlerine, yüzüne bakarak izleyin; sözlerini, mimiklerini, hareketlerini bir bütün olarak algılamaya ve çözmeye çalışın. Çünkü bir iletişimin anlamlandırılma- sında ortalama olarak kelimeler % 10, ses tonu %30, beden dili %60 oranında rol oynar (Baltaş ve Baltaş, 1998;31).

4 – “BEN DİLİ”Nİ KULLANA-       RAK SORUNA YAKLAŞMAK:          Thomas Gordon Etkili Öğretmenlik Eğitimi Kursları’nı verirken öğret- menlerle, yüzleşme becerilerini sınıflan- dırmanın ve öğrencileri daha iyi anla- manın başka bir yolunu bulduklarından bahs etmektedir. Bu yolla, dilimizin yapısı gereği içinde “sen” zamiri olmasa  da  tümcelerin  bazılarının  sen-iletisi  ilettiğinin farkına  varılmıştır. Örneğin:

Yapma şunu! (Emir vermek),

Dürüst olmalısın. (Ahlak dersi vermek),

(Sana) gösterdiğim gibi yap! (Çözüm getirmek),

Doğru düşünmüyorsun. (Eleştirmek) vb

    Bu iletiler öğrenciye öğretmeniyle ilgili hiç bir şey iletmez. Öğretmen kabul edemediği davranışın kendi üzerindeki somut etkisinden ve onunla ilgili duygularından söz ettiğinde ileti ben-iletisi olur:

Gürültüden rahatsız oldum,

Araç gereçleri toplamaktan deneyi zamanında hazırlayamıyorum,

Sınıftaki didişmelerinize dayanamı- yorum,

Bu durumdan çok rahatsızım vb.

    Ben-iletileri’nin sorunu yaşayan kişinin olan bitenin sorumluluğunu nasıl kendin- de tuttuğuna dikkat edelim. Bu nedenle bu iletilere “yükümlülük iletileri” de denebilir.

    Ben iletileri iki açıdan “yükümlülük iletileri” olarak adlandırılabilir:

* Ben-iletileri’ni gönderen öğretmen (veya bireyler), kendi duygularının bi- lincinde olmak için  önce kendini dinle- me ve duygularını tüm açıklığıyla öğren cileriyle paylaşma yükümlülüğünü taşır.

* Ben-iletileri, davranışın yükümlülüğü- nü öğrencide bırakır. Aynı zamanda ben-iletileri, sen-iletileri’yle birlikte ge- len olumsuz etkileri içermez ve öğrenci- yi kızgın, kinli, hırçın değil, yardımcı ve düşünceli olmak için özgür bırakır.

    Etkili bir ben-iletisi’nin üç önemli ölçütü vardır:

* Öğrencinin davranışını değiştirme olasılığı yüksektir.

* Öğrenciyle ilgili çok az olumsuz değerlendirme içerir.

* İletişimi   zedelemez   (Gordon,  2001:

123-124).

5 – OLUMSUZ DAVRANIŞLARIN DEĞİL OLUMLU DAVRANIŞLA- RIN ÜZERİNDE DURMAK: Şahıslar            arası ilişkilerde olumlu davranışların üzerinde durarak olumsuz davranışları      – eğer sorunun çözümüne ciddi katkı sağlamayacaksa – görmezden gelmekte sorunun çözümünü kolaylaştırmaktadır.  Örneğin koşulmaması gereken bir yerde koşan oğluna annesinin:

    “- Çocuğum daha kaç defa söyleyece- ğim burada koşulmaz diye.”

    Demesindense,

    “ – Oğlum rahatça koşabileceğin başka bir yer düşünürmüsün.”

    Demesi sorunun çözümüne katkı sağlaması açısından daha yararlı olacak- tır. Çünkü bu yaklaşım yanlış davranış üzerinde odaklaşmamaktadır. Bunun so- runların çözümünde iki tür katkı sağla-dığını söylemek mümkündür. Bu katkı- lardan ilkinde: Çocuğun yanlış davra- nışları üzerinde durulmayarak yanlış davranışın pekiştirilmemesi sağlanmış olmaktadır. İkinci katkı ise yanlış davranış üzerinde durulmadığı gibi daha doğru bir davranışın düşünülmesi için çocuğun teşvik edilmesidir.

    Yetişkinlerin yaşadığı şahıslar arası sorunlarda da bu yaklaşım etkili olarak kullanılmalıdır. Bu yaklaşım sayesinde bireyler sorun esnasında yaşadıkları olumsuzluklar üzerinde durmayarak sorunun oluşturduğu olumsuz duygular- dan arınıp daha mantıklı kararlara ulaşabilirler. Ayrıca her zaman olumlu davranışlar üzerinde odaklanan bireyler, zamanla daha pozitif yaklaşımlar sergileme eğilimine girebileceklerdir.

6 – SORUNUN NEDEN KAYNAK- LANDIĞININ DOĞRU BİR ŞEKİL- DE TESPİT EDİLMESİ: Şahıslar ara-

sı ilişkilerde çıkan sorunları çözerken dikkat edilmesi gereken önemli bir diğer hususta sorunun neden çıktığının doğru olarak tespit edilmesidir. Eğer sorunun neden çıktığına ilişkin doğru tespit yapılamazsa çözüme yönelik çalışmalar sonuçsuz kalır ve sorunun taraflarını tatmin eden gerçekçi çözüm- ler bulunamaz. Crawford ve Bodin (1996), şahıslar arasındaki sorunların genel anlamda üç temel sebepten çıktığı nı öne sürmektedirler (Akt. Öğülmüş, 2001: 11). Bu sebepler şunlardır:

* Para, Mal ve Zaman Gibi Kıt Kaynaklar Nedeniyle Ortaya Çıkan Çatışmalar: Bu tür çatışmalar birinci grupta yer alır. Eğer çatışmanın nedeni kaynakların kıt olması ise yapılması gereken şey, tarafların birbirleriyle reka- bet etmek yerine işbirliği yapmaları ve bir yandan da kaynakları arttırmaya ça- lışmalarıdır. Eğer bir sınıfta kaynakların kıtlığından çıkan bir sorun mevcutsa (örneğin okul öncesi eğitimde, oyuncak- lar gibi materyallerin yetersizliği nedeni ile bir sorun yaşanıyorsa) sorunun çözümü için takip edilecek en sağlıklı yol kaynakları arttırmaya çalışmaktır.

* Bireylerin   Psikolojik  İhtiyaçlarına

Doyum Sağlanamaması Nedeni İle Ortaya Çıkan Çatışmalar: Bu çatış- malar ise ikinci grupta yer alırlar. Öğülmüş’ün (1999: 353) aktardığına göre, Glasser (1986), bireylerce doyuma ulaştırılmadığı takdirde kişiler ve gruplar arası ilişkilerde çatışmaya neden olduğu öne sürülen dört psikolojik ihtiyacı tanımlamıştır. Bu psikolojik ihtiyaçlar aşağıda ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Eğer çatışmaların nedeni bireylerin karşılanmayan psikolojik ihtiyaçları ise, yapılması gereken şey öncelikle bu ihtiyaçların karşılanmasını engelleyen koşulların ortadan kaldırıl- ması ve herkese bu ihtiyaçlarını karşılayabileceği fırsatların hazırlanma-  sıdır. Glasser’a göre, insanda fizyolojik bir temeli de olan en temel ihtiyaç, canlı kalma ve üreme ihtiyacı‘dır. Glasser, zamanla bu ihtiyaçtan ayrışarak ortaya çıktığını öne sürdüğü dört psikolojik ihtiyaç tanımlamıştır. Bunlar, ait olma ve sevgi, güç elde etme, özgür olma ve eğlenme ihtiyaçlarıdır. İnsanın gösterdi- ği her davranışın, bu ihtiyaçlardan birine yada birkaçına doyum sağlamaya yönelik bir girişim olduğu öne sürül- mektedir. Okullarımızda öğrencilere sa- dece kendilerinden önceki nesillerin deneyim ve bilgilerini aktarmak yeterli değildir, söz konusu olan karşılanmamış psikolojik ihtiyaçların karşılanabilmesi için sorumlu kimselerin çaba göstermesi de gereklidir. Ancak bu yolla ruh sağlığı yerinde bireyler yetiştirebiliriz

    Ait Olma ve Sevgi İhtiyacı: Ait olma ve sevgi ihtiyacının karşılanması, bireyin kendisini daha geniş bir grubun üyesi olarak görmesine bağlıdır. Geniş bir grubun üyesi olmak bireyin hayatta kalma ve üreme ihtiyacını karşılayabil- mesi için önemlidir. Bireyin kendi aile- sinin ve akrabalarının oluşturduğu grup, bireyin bu ihtiyacını karşılayabileceği  en doğal grup olarak görülebilir. Zaman la her birey daha geniş gruplara (öğre- nim gördüğü okul, yaşadığı bölge, mes- lek, din, ırk, millet vb.) karşı aidiyet duy

gusu geliştirerek  bu  ihtiyacını  karşılar.

    Güç Elde Etme İhtiyacı: Güç elde etme  ihtiyacı,  temelde  bireyin  hayatta

kalma  ya  da  canlı  varlığını  sürdürme

ihtiyacının psikolojik bir uzantısıdır.

    Özgür Olma İhtiyacı: Glasser’a göre sadece makineler başka bir makinenin ya da kişinin söylediklerini yaparlar; insanlar makinelerden farklı olarak, ne yapacaklarına kendileri karar vermek isterler. Bu da seçeneklerimizin olması ve seçim yapabilmemiz demektir. Özgür olmanın anlamı budur. Başka bir kişinin dışarıdan bize ne yapacağı-       mızı  söylemesi,  özgürlük  gereksinimi-

mizin doyurulmaması anlamına gelir.

    Daha önce belirtilen güç elde etme ihtiyacı ile özgür olma ihtiyacı arasında sıkı bir ilişki vardır. Özgür olduğunuz ölçüde kendinizi güçlü hisseder, güçlü olduğunuz ölçüde de seçim yapabilir yani özgür olabilirsiniz.

    Eğlence İhtiyacı: Yukarıda belir- tilen güç elde etme, ait olma, özgür olma ihtiyaçlarının karşılanması için bireylerin kendilerini uzun süre belli bir şeye adamaları gerekir. Eğer zevk veren bir tarafını görmezlerse, bireyler kendilerini herhangi bir şeye uzun süre adayamazlar. Zevk alma veya eğlence ihtiyacının grupların davranışlarında da belirleyici bir faktör olduğu söylenebi- lir. Örneğin insanlar eğlenceli bulma- dıkları grup toplantılarına katılmak iste- meyebilirler. Kaldı ki daha ciddi amaç- lar belirleyerek bu amaçları gerçekleş- tirmeye çalışan gruplar bile, grup faaliyetlerinin bireylere zevk veren, eğlenceli bir süreç olmasını isterler.

* Değer Faklılıkları Nedeni İle Ortaya Çıkan Çatışmalar: Değer fark- lılıkları nedeni ile ortaya çıkan çatışmalar ise üçüncü grupta yer almaktadır. Çözülecek en zor çatışma seviyesi budur. Diğer çatışmaların ana temasını somut kavramlar oluştururken, bu aşamadaki çatışmalar farklılıklar, inanç, ideoloji ve önyargılardan kaynaklanır. Bireyler inançlarını hararetle savunur ve onları değiştirmeye karşı tepki gösterirler. Tarafların görüşlerini değiştirmeden tatmin edici bir çözüm bulmaları asıl sorundur. Her iki tarafın da çıkarına olan bir çözüm için çalışmak ve kişisel değerlere saygı duymak gerekir (McArdle, 1999: 39).

    Bu aşamada bilinmesi gereken şey, belli bir çatışmanın nedeni ya da nere- den kaynaklandığını doğru teşhis etmek ve buna uygun çözümler geliştirmektir. Örneğin kıt kaynaklar nedeni ile ortaya çıkan bir çatışmaya, inanç farklılıkların- dan kaynaklanan bir çatışma teşhisi koymak; sonrada bu teşhis doğrultusun- da hazırlanan çözüm yollarını güç kullanarak kabul ettirmeye çalışmak, mevcut sorunu çözemeyeceği gibi daha da ağırlaştırır (Öğülmüş, 1999: 356).

7 – SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE KULLANILABİLECEK BİRDEN FAZLA YOL BULABİLMEK İÇİN, BİREYLERİ YARATICI DÜŞÜN- MEYE TEŞVİK ETMEK:  Yaratıcılık

 (veya yaratıcı düşünme), üzerinde yaklaşık olarak yüzyıldır çalışılan karmaşık bir yapıyı ifade etmektedir. Bu karmaşıklığın temel nedeni yaratıcılığın tek  yetenekten oluşan bir düşünüş biçimi olmamasıdır. Bu nedenle, yaratı- cılığın tanımlanması da diğer bir çok kavrama göre daha zordur. Yaratıcılık bazen “akıcı düşünme yeteneği” bazen de “orijinal fikir üretmek” olarak tanımlanmaktadır (Kenç, 2001; 8). Eric Fromm ise (1959: 48) yaratıcılığı: “merak etme yeteneği, uyumsuzluk ve gerilimle baş etme kapasitesi, bireyin kendini yeniye yöneltmesi, yaşantısının bilincine varması ve buna tüm benliği ile tepkide bulunması” şeklinde tanımlamaktadır. Şahıslar arası sorunlar açısından bakıldığında bu yetenek de önemli görünmektedir. Çünkü şahıslar arası ilişkilerde çıkan sorunların çözümünde bulunacak her yeni yol seçim yapmada zenginlik sağlayacak ve alternatif çözüm yollarının çokluğu sorunun gerçekçi ve etkili bir şekilde çözümünde kolaylık sağlayacaktır.

8 – SORUNLARI ÇÖZMEK İÇİN BULUNAN ALTERNATİFLERİN ELEŞTİREL DÜŞÜNME YOLU İLE ELENMESİ VE EN ETKİLİ ÇÖ- ZÜMLERE ULAŞILMASI:   Yaratıcı

düşünme yeteneği gibi eleştirel düşünebilme yeteneği de şahıslar arası sorunların çözümünde önemli görül- mektedir. Beyer (1985) göre, eleştirel düşünmenin birbirinden farklı bir çok tanımı olmasına karşın aşağı yukarı bu tanımların tamamı, bilgiyi etkili bir biçimde elde etme, değerlendirme ve kullanma yetenek/eğilimini vurgula- maktadır (Akt. Demirci, 2000: 4). Eleş- tirel düşünmeyi etkili bir şekilde kulla- nabilen bir birey, şahıslar arasında çıkan sorunların çözümünde yaratıcı düşünme yolu ile elde ettiği alternatif çözüm yollarını etkili bir şekilde değerlendirir ve işe yarama olasılığı yüksek olan al- lternatifleri diğerlerinden ayırırken daha az yanılır. Bu da sorunun çözümünde başarıyı arttıran bir faktör olarak görülmektedir.

9 – ELEŞTİREL DÜŞÜNME YOLU İLE ELENEREK GELEN ÇÖZÜM YOLLARI ARASINDA EN ETKİLİ OLANININ SEÇİLMESİNDE ETKİ-

Lİ KARAR VERME YOLLARININ

KULLANILMASI: Mann, Harmoni ve

Powers’a (1989) göre, insanlar seçeneklerle ilgili bilgileri toplayıp, akılcı ve sistematik düşünerek mantıklı kararlar verebildikleri gibi duygularına dayanarak ya da içtepisel bir şekilde ani kararlar da verebilmektedir. Rubinton (1980), Leong, Leong ve Hoffman (1987), Paquette ve Kida (1989) gibi bazı araştırmacıların yaptıkları araştır- malar, karar verme durumlarında, akılcı bir yaklaşım kullanılmasının ve mantıklı karar verme stillerinin uygulanmasının daha etkili olduğunu ve bireyin daha uygun kararlar almasını sağladığını göstermektedir. Yalnızca duygularına göre hareket eden, içtepisel olarak acele karar veren bireyler ise yaşamlarında etkili ve uygun kararlar vermede başarısız olmaktadırlar (Akt. Ersever, 1996: 3-4). Elbette ki özellikle şahıslar arası ilişkilerde duygular ve duyguların ifade edilmesi, dikkate alınması çok önemlidir ancak karar verirken sadece duyguların göz önünde bulundurulması gibi bir yanlışa da asla düşülmemelidir. Akılcı ve sistematik düşünerek mantıklı kararlar vermeli ve eleştirel düşünme yolu ile elenen seçeneklerden en uygununu uygulamak için etkili karar verme yöntemlerini kullanmalıdır.

    Yapılan araştırmalar göstermektedir ki hem yaratıcı düşünme hem eleştirel düşünme hem de etkili karar verme, bu becerileri kazandırmak için özel olarak hazırlanmış programlar ile kazanılabilecek yeteneklerdir. Eğer bireyler bu yetenekleri kazanabilirler ise aynı zamanda şahıslar arası ilişkilerde karşılaştıkları sorunları çözerken de daha başarılı olabilirler.

10 – SONUCA DEĞİL SÜRECE ÖNEM VEREREK SÜRECİ ÖDÜLLENDİRMEK: Sorunların çö- zümünde sonuç değil süreç önemli görülmelidir çünkü bazı sorunlarda samimi çabalara rağmen çözüme ulaşı- lamayabilir. Böyle bir durumda şahısla- rın sorun çözme sürecindeki çabaları değerlendirilmeli ve pekiştirilmelidir zi- ra şahısların daha sonra karşılaşacakları başka sorunlarda da olumlu ve yapıcı hareket etmelerini sağlamak gerekmektedir bu da ancak sonuca değil sürece değer verilerek mümkün olabilir.

ŞAHISLAR ARASINDA ÇIKAN SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE KULLANILABİLECEK SİSTEME- MATİK BİR YAKLAŞIM OLARAK “BEN SORUN ÇÖZEBİLİRİM           (I CAN PROBLEM SOLVE)” PROGRAMI: Şahıslar arası ilişkilerde çıkan sorunları çözerken dikkat edilmesi gereken bu hususları aktardıktan sonra, şahıslar arası ilişkilerde çıkan sorunları çözmede kullanılabilecek sistematik bir yaklaşım varmıdır? Ve bu yaklaşımla sorunlar nasıl çözümlenebilir? Sorularını cevaplandıralım:

    Myrna B. Shure ve David Spivak tarafından 1970’li yıllarda geliştirilme- ye başlanan ve 1992’de el kitabı yayınlanan “Ben Sorun Çözebilirim      (I Can Problem Solve)” yaklaşımı şahıslar arasında çıkan sorunların çözümünde kullanılabilecek Bilişsel Sorun Çözme Programı olarak  etkili bir yöntem önermektedir (Akt. Öğülmüş, 2001: 65). Bu yöntem ile şahıslar arasında çıkan sorunlara yukarıda söz konusu ettiğimiz hususlar da göz önünde bulundurularak çözümler geliş- tirilebilmekte ve bu çözümler sorunlarla baş edebilmede etkili ve kalıcı sonuç- lara varılmasını sağlamaktadır. Bu yön- temi kullanarak gerek okulda, gerek evde, gerekse sosyal çevrede bir çok şahıslar arası sorun çözülebilir. Ancak bu yöntemin istenilen sonucu vermesin- de sorunu yaşayanların en az dört-beş yaşlarında ve Ben Sorun Çözebilirim Programının verildiği eğitimlere katılmış olması işi kolaylaştırmaktadır.

    Bilindiği üzere şahıslar arasında çıkan sorunlarda duygusal ve bilişsel öğeler son derece önemli bir yere sahip- tirler. Genellikle şahıslar arası ilişkiler- de bireylerin sorunu nasıl algıladıkları sorusu kritik sorulardan biridir çünkü insanların büyük çoğunluğu sorunları olduğundan çok farklı bir şekilde algıla- yabilmektedirler, bunda şahısların duy- gusal ve bilişsel durumları son derece etkilidir. Bu nedenle şahıslar arası ilişki- lerde sorun çözerken yöntem olarak bi- lişsel yöntemi tercih etmek gerekmekte- dir. Myrna B. Shure ve David Spivak’ın “Ben Sorun Çözebilirim” yaklaşımı bu ön şartı karşılayan bir program olarak da dikkate değerdir.

    Myrna B. Shure ve David Spivak’ın “Ben Sorun Çözebilirim (I Can Problem Solve)” yaklaşımından yola çıkılarak şahıslara arası ilişkilerde yaşanan sorunları çözerken kullanılabilecek sistematik bir yaklaşıma ulaşılmıştır. Bu yaklaşım şahıslar arası sorunların bir çoğunun çözümünde kullanılabilir (anne-çocuk, baba-çocuk, öğretmen-öğrenci, yetişkin-yetişkin v.b.) ancak bilhassa çocuklar arasındaki sorunların çözülmesinde kullanıldığında gerçekçi çözüm yollarına ulaşılmasını sağlamaktadır ve sorunların çözümüne yedi basamaklı sistematik bir yapı önermektedir. Bu basamaklar aşağıda verilmiştir:

  1. ADIM: Sorunu / sorunun ne olduğunu tanımlayın.

    Ne oldu? Sorun nedir?

    (Söyleyecekleriniz, benim bu sorunu daha iyi anlamama yardım edecek).

  1. ADIM: Duyguları açıklığa kavuşturun.

    Ne hissediyorsun? veya …………… ne hissediyor?

  1. ADIM: Sonuçları açıklığa kavuşturun.

    Sen böyle yapınca sonuç ne oldu?

    (Bu soru ile şahıslar yapılanların sonuçları hakkında düşünmeye sevk edilirler ve sorun daha       iyi anlaşılır).

  1. ADIM: Sonuçlarla ilgili duyguları açıklığa kavuşturun.

    Bu sonuç karşısında sen ne hissettin?

    (Örneğin sana vurunca veya senin oyuncağını alınca sen ne hissettin? v.b.).

  1. ADIM: Şahısları / çocuğu alternatif çözümler düşünmeye teşvik edin.

    Bu sorunu çözmek için farklı bir çözüm düşünebilir misin? Peki bu farklı çözüm yolu ne?

    (Örneğin: ikinizin de kendini kötü hissetmeyeceği veya onun sana vurmayacağı, v.b. bir çözüm yolu ne olabilir?).

  1. ADIM: Şahısları / çocuğu, her çözümü değerlendirmeye teşvik edin.

    Bu iyi bir fikir mi? Yoksa iyi bir fikir değil mi?

    Eğer iyi bir fikirse: Öyleyse git bunu dene.

    Eğer iyi bir fikir değilse: Sence bu iyi bir fikir mi? Sanırım farklı bir şey düşünmelisin.

  1. ADIM: Şahısın / çocuğun düşünme eylemini takdir edip onu düşünmeye teşvik edin.

    Eğer çözüm işe yararsa: Her şeyi kendin düşündün ve yaptın. Kutlarım! sen iyi bir sorun çözücüsün.

    Eğer çözüm işe yaramıyorsa: Farklı bir şey düşünmelisin. Senin iyi düşünen

bir    kişi   olduğunu   biliyorum!   (Akt.

Öğülmüş, 2001: 119).

“BEN SORUN ÇÖZEBİLİRİM” YAKLAŞIMINI KULLANARAK  GERÇEK HAYATTA YAŞANAN BİR    ÖRNEK   SORUNU  ÇÖZME:

Durum: Fatih ile Rüveyda 6 yaşlarında hala-dayı çocuklarıdır. Fatih biraz uyumsuz bir çocuktur ve her fırsatta Rüveyda’nın elindeki oyuncakları alarak onu rahatsız etmektedir. En son olarak Rüveyda’nın büyük zevk alarak oynadığı bebeğini elinden almıştır. Rüveyda ağlayarak yan odada bilgisayar başında çalışmakta olan babasının (aynı zamanda Fatih’in dayısı olmaktadır) yanına gelir:

  1. ADIM:

Dayı: Ne oldu? Sorun nedir?

Rüveyda: Baba Fatih benim bebeğimi alıyor.

Dayı: Fatih lütfen buraya gelirmisin?

Fatih: Peki dayı.

Dayı: Fatih neden Rüveyda’nın bebeğini aldın?

Fatih:  Çünkü  ben  de onunla oynamak

istiyorum ve Rüveyda onu bana vermiyor, onun için ben de elinden zorla aldım.

  1. ADIM:

Dayı: Bu durumda Rüveyda ne hissediyordur?

Fatih: Üzülmüştür.

  1. ADIM:

Dayı: Oyuncak bebeği Rüveyda’nın elinden zorla alınca ne oldu?

Fatih: Bana vurdu ve ağlayarak senin yanına geldi.

  1. ADIM:

Dayı: Sana vurunca ne hissettin?

Fatih: Canım yandı ve üzüldüm.

  1. ADIM:

Dayı: Rüveyda sana vurarak canını yaktı ve hem sen hem de Rüveyda üzgünsünüz. Şimdi, Rüveyda’yı üzmeden oyuncak bebeği alıp oynayabilmen için yeni  ve  farklı  bir

çözüm düşünebilir misin?

Fatih: Evet. Rüveyda’ya benim araba- abamı veririm ve ondan bebeğini isterim.

  1. ADIM:

Dayı: Bunu yapınca Rüveyda ne yapabilir?

Fatih: Bebeğini bana verebilir ama vermeye bilirde. Bende o zaman onu döverim ve bebeği elinden zorla alırım.

Dayı: Sence bu iyi bir fikir mi? Yoksa iyi bir fikir değil mi?

Fatih: Değil.

Dayı: Rüveyda sana bebeğini vermeyebilir. Rüveyda sana bebeğini vermeyince sen daha başka ne yapabilirsin?

Fatih: Onun oyununun bitmesini bekleyebilirim.

  1. ADIM:

Fatih: Aferin; düşündün ve iyi bir fikir buldun. Şimdi git ve düşündüğün çözüm yolunu dene bakalım.

Eğer çözüm işe yararsa:

Dayı: Fatih, nasıl? Düşündüğün çözüm yolu işe yaradı değil mi?

Fatih: Evet, Rüveyda demin oyununu bitirdi ve bebeğini oynamam için bana verdi, ben de ona arabamı verdim.

Dayı: Aferin, sen iyi bir sorun çözücüsün.

Eğer çözüm işe yaramazsa:

Dayı: Fatih, nasıl? Düşündüğün çözüm yolu işe yaradı değil mi?

Fatih: Hayır, Rüveyda halen bebekle oynamam için bana müsaade etmiyor, arabamı da almak istemedi.

Dayı: Farklı bir şey düşünmelisin. Senin iyi düşünen bir kişi olduğunu biliyorum!

Ve süreci 6.adımdan başlayarak tekrar işletiriz.

SONUÇ

           Sonuç olarak; şahıslar arasında çıkan sorunların çözümünde dikkat edilmesi gereken bazı hususlar olduğu ve bunlara dikkat edilirse sorunların kalıcı ve yapıcı çözümlerine ulaşılabileceği göz ardı edilemez bir olgu olarak karşımızdadır, diyebiliriz.  Sorun çözme davranışımız öğrenilmiş bir davranıştır. Sorun çözme davranışımızı çocukluk dönemimizde öğrendiğimize göre, şimdi de yeni ve daha etkili bir sorun çözme stratejisi öğrenebiliriz ve edindiğimiz yeni bilgilerimizi davranışa dönüştürerek şahıslar ile aramızda çıkan sorunları daha gerçekçi bir şekilde çözebiliriz. Bu yeni strateji yaşantımızı daha mutlu ve daha sağlıklı geçirmemizi sağlamada önemli bir yere sahip olacaktır.

KAYNAKLAR

    Baltaş, Z., Baltaş, A. (1998), Bedenin Dili, İstanbul, Remzi Kitabevi.

    Demirci, C.  (2000), “ Eleştirel  Düşünme ”,  Eğitim  ve  Bilim,  Ocak  2000,  Cilt  254, Sayı 115, Ankara.  

    Ersever, H. (1996), Karar Verme Becerileri Kazandırma Programının Ve Etkileşim Grubu   Deneyiminin   Üniversite    Öğrencilerinin    Karar    Verme    Stilleri Üzerindeki   Etkileri    (Yayınlanmamış   Doktora  Tezi),   Ankara:   Ank.   Üniv. Sos. Bil. Ens.

    Fromm,  E.  (1959),   The    Creative   Attitude,  Creativity    and    It’s   Cultivation,   New   York,  New  York:

Harper And Row.

    Gordon, T. (1999), Etkili  Ana    Baba  Eğitimi, İstanbul, Sistem Yayıncılık.

    ________ . (2001), Etkili Öğretmen- lik Eğitimi, İstanbul, Sistem Yayıncılık.

    Kenç, M. F. (2001), Anasınıfı ve İlköğretimin Birinci Sınıflarında Görev yapmakta Olan Öğretmenle-   rin Yaratıcı Eğitim ve Uygulamaları       Konusundaki Görüşleri (Yayınlanma-   mış   Yüksek   Lisans   Tezi),  Elazığ: Fırat  Üniversitesi Sos. Bil. Ens.

    Kılıçlıoğlu, S., Araz, N., Devrim, H., (Editörler) (1992), “Robinson  Crusoe” Maddesi, Meydan Larousse Cilt: 21, İstanbul, Sabah Yayınları.

    McArdle, Geri E. H.  (1999), Farklılıkları Yönetme Sanatı, İstanbul, Alfa Basım Yay.

    Öğülmüş,  S.   (1999),   “   Çatışma     Çözme     Beceriksizliğini      21.  Yüz-    yıla Taşıyacak mıyız? ”, Türk Yurdu, Mart-Nisan-Mayıs 1999, Sayı 139-140-141, Ankara.

    _________.  (2001),  Kişiler Arası Sorun Çözme Becerileri ve Eğitimi, Ankara, Nobel Yayın Dağıtım.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İlgili Terimler :