- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Psikolojik Danışma Kuramlarının Karşılaştırılması Yeni Bir Kuram Oluşturulması

Psikolojik Danışma Kuramlarının Karşılaştırılması Yeni Bir Kuram Oluşturulması sitemize 11 Nisan 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ

EĞİTİM BİLİMLERİ FAKÜLTESİ

PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK BİLİM DALI

 

 

 

 

 

 

 

PSİKOLOJİK DANIŞMA KURAMLARININ KARŞILAŞTIRILMASI

 YENİ BİR KURAMIN OLUŞTURULMASI

 

 

 

 

 

 

 

PSİKOLOJİK DANIŞMA KURAMLARI VE UYGULAMALARI

Prof. Dr. Üstün DÖKMEN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

05610516 Şahnur ZENGİN

Yüksek Lisans

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANKARA

Ocak, 2007

 

KURAMLARIN KARŞILAŞTIRILMASI

Bu yazıda Davranışçılık, Psikanaliz, Varoluşçuluk, Bütüncülük, Hümanist kuramları ve Bilişsel terapi karşılaştırılmakta; benzerliklerine ve farklılıklarına değinilmektedir. Her kuram teker teker ele alınmaktadır. En son bölümlerde ise “Ben bir kuram oluştursam neleri içine alırdım?” sorusu üzerinde durulmaktadır.

Psikanaliz biyolojiye ve fiziğe dayanmış ve felsefeyi önemsememiştir. Bu biyolojik süreçler bütüncü ve davranışçı kuramda da vardır. Davranışçılar tüm davranışları bireyin ve türün biyolojik yapısıyla açıklarlar. Bilişsel terapide de dolaylı olarak biyoloji vardır; insan zihninin matematiksel işleyişi görüşü vardır. İnsancıl ve varoluşçu kuramlar ise biyolojiye önem vermemiştir, fenomenolojiye önem vermişlerdir.

Psikanaliz kişiliği çocukluk döneminin belirlediğini savunur ve geçmiş yaşantılara bakmak gerektiğini vurgular. Diğer tüm kuramlar ise “şimdi”ye odaklanmışlardır. Bütüncü ve insancıl kuram şu anın geçmişten etkilendiğini kabul etmektedirler.

Psikanalizde deneysel çalışmalar yoktur, daha çok kuramsaldır ve gözlemseldir. Davranışçı ve bütüncü kuramlar ise deneysel çalışmalara yer vermişlerdir. Davranışçılar doğrudan gözlenebilen davranışlarla uğraşmışlardır. Bütüncü (Gestalt) psikologları ise öğrenme ve algı üzerine bilimsel genellemelere ulaşmaya çalışmışlardır.  Varoluşçu kuramda da deneysel çalışma yoktur.

Psikanaliz, bilinç dışı kavramından bahsetmiştir, bastırılmış duyguların bilinç dışına itildiğini söylemiş ve bunları ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Davranışçılıkta, varoluşçulukta, bütüncülükte ve insancılda bilinç dışı kavramı yoktur. Varoluşçulukta bilinç dışı yerine ‘kendini aldatma’ vardır. Bilinç dışı olamaz çünkü birey her zaman bilinçli ve iradelidir.  Bilişsel terapideki “Temel İnançlar” ise kökenini psikanalizden almıştır. Fakat o da bilinç dışı diye bir kavramdan bahsetmez.

Psikanaliz, rüyalara önem vermektedir, rüyaların geçmiş yaşantıların habercisi olduğunu öne sürmüştür. Bütüncü kuram da rüyalardan bahsetmiştir. Fakat rüyaları çözümletmez sadece rüyaların kapsadığı mesajı kavratır. Diğer kuramlarda rüyalara değinilmemiştir.

Psikanalizde içgörü kazandırmak önemlidir, katarsis önemlidir. Bütüncü yaklaşımda da katarsis vardır. Varoluşçuluk, insancıl ve bilişsel de de içgörü kazandırmak önemlidir. Bu kuramların hepsinde farkındalık da vardır. Fakat davranışçılıkta içgörü ve farkındalıktan bahsedilmemektedir. Çünkü o kişiyi iradesiz olarak görmektedir.

Psikanaliz, hastalıkların tedavisinde teknik kullanmıştır: Serbest çağrışım, direnç, yorumlama, rüyaların yorumu, transferans. Varoluşçu ve insancıl kuramlarda belirli teknikler yoktur, bu da terapistlerin bu kuramları terapide uygulamalarını zorlaştırmaktadır. Tabi ki kuramlardaki farklı bakış açılarına göre teknikler de değişmektedir. Bilişsel terapi ara inançlarla ve temel inançlarla uğraştığı için aşağı doğru ok tekniğini kullanmaktadır. Davranışçılar davranış üzerinde durdukları için davranışı değiştirmeye yönelik teknikler kullanmaktadırlar: sistematik duyarsızlaştırma, biçimlendirme, taşırma, model gösterme… Bütüncü kuramda ise sorumluluk alma üzerinde durulmuştur ve buna yönelik teknikler kullanılmıştır: Boş sandalye tekniği, rüyalar, şiddetini artırma tekniği, sorumluluğu üzerine alma ….

Psikanaliz, kişiliği üç ana sisteme ayırmıştır: id, ego, süperego.  İd, kişiliğin biyolojik, ego kişiliğin psikolojik, süperego da sosyal yönüdür. Bütüncü kuramda ise kişilik, ego ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Freud’un süperegosuna eşdeğer üstbenlik ve tam tersi ise altbenlik olarak adlandırılmıştır. Bütüncü yaklaşıma göre alt ve üst benlik arasındaki çekişme benliği geliştirir. İnsancıl kuramda ise ego yerine benlik ve benlik kavramından söz edilmiştir. Benlik, kişinin kendi algılayışıdır. Davranışçılıkta, varoluşçulukta ve bilişselde böyle kavramlar yoktur.

Psikanaliz’e göre bireyi güdüleyen “haz”dır. İnsancıl kurama göre insanı güdüleyen “gelişme isteği”dir. Varoluşçuluğa  göre insanı güdüleyen “anlam arayışı”dır.

Psikanaliz, kişilikle ilgilenmiştir, çevreyle fazla ilgilenmemiştir. İnsancıl, varoluşçu ve bütüncü kuramlar çevreye önem vermişlerdir. Bilişsel terapi de çevreyi yadsımamıştır. Davranışçı kuram ise insanın çevrenin ürünü olduğunu ileri sürmüştür, tamamıyla çevreye yöneliktir.

Bu kuramlarda, anksiyete kavramı da birbirinden farklı açıklanmıştır: Psikanalize göre anksiyete, ruhsal enerjinin dağılımında sorun olduğunda ortaya çıkar, denge bozulmuştur. Bütüncü kurama göre anksiyete, şimdi ve gelecek arasındaki bir boşluktur; insanların “şimdi” den uzaklaşıp “gelecek”le ilgilenmeleri anksiyeteye neden olur. Varoluşçu kurama göre anksiyete, bireyin sorumluluğunun bilincinde olması, anlamsızlık duygusu ve ölüm anlayışı sonucunda ortaya çıkar. İnsancıl kurama göre anksiyete, bireyin yaşantısı ve benlik kavramı arasındaki uyuşmazlık sonucu ortaya çıkmaktadır. Davranışçılık ve bilişsel yaklaşım anksiyeteden bahsetmemektedirler.

Bu anksiyeteler sonucunda psikanalize ve varoluşçuluğa göre savunma mekanizmaları ortaya çıkmaktadır. Fakat iki kuramda da kaygının kaynağı farklıdır. Psikanalizde kaygının kaynağı dürtülerdir. Varoluşçulukta dört temel endişedir: Ölüm, özgürlük, yalıtım, anlamsızlık

            Davranışçılık, insanı iradesi olmayan, sorumluluk almayan bir kukla olarak görür. Diğer kuramlar ise, bireyin sorumluluğunun kendisinde olduğunu vurgulamışlardır. Bu kuramda amaç davranış değişikliği iken, bahsedilen diğer kuramlarda amaç içgörü kazandırmaktır, kişinin sorunlarının farkına varmasıdır. Davranışçılıkta, ‘uyarıcılar düzenlenirse istenilen davranış ortaya çıkar’ görüşü hakimdir. İnsancıl kuram ise bunu reddeder çünkü bir tepki gerçeğe değil, gerçeğin algısına yapılır. Yani uyarıcının kişi tarafından nasıl algılandığına bağlı olarak tepki değişir (fenomenolojik algı alanı). Davranışçılıkta ödül ve ceza vardır. Diğer kuramlarda bahsedilmemektedir.

            Bütüncü ve insancıl kuram, davranışçılıkta ödül-ceza kavramı yerine amaç kavramını koymuştur, öğrenmede etkili olan faktör amaca götüren yolları kavramaktadır.

            Bütüncü kuram, insancıl kurama benzemektedir, ikisi de bireyin kendini gerçekleştirme eğilimiyle doğduğunu savunmaktadırlar. Psikanalize de geçmiş yaşantılara önem vermesi yüzünden benzer. Danışmanın amacı, ölüm-yaşam ikileminin kabulüne yardımcı olmaktır bu açıdan da varoluşçuluğa benzemektedir. Bütüncü yaklaşım insanı bir bütün olarak ele alır ve parçalardan farklı olduğunu söyler.

            Varoluşçuluk, felsefi yönü olan bir kuramdır ve bu yönüyle diğer kuramlardan ayrılır. “Varoluş” ve “hayatın anlamı” üzerinde diğer kuramlar kafa yormamıştır. Kuramsaldır ve teknik yönünden zayıftır. Davranışçılığın, bütüncülüğün deneysel yönü vardır.

            Bilişsel yaklaşım, bilişler üzerine yoğunlaşmıştır. Otomatik düşünce, ara inanç ve temel inanç kavramları, bu yaklaşımı diğer kuramlardan farklı kılmıştır.

            İnsancıl kuram ise “İnsan değerlidir” demiştir. İnsanın doğuştan iyi olduğunu savunmuştur, psikanaliz ise insanın doğuştan saldırganlık içgüdüsüyle dünyaya geldiğini söyler ve kötümserdir. İnsancıl kuram da bütüncü kuram gibi insanı bir bütün olarak ele alır. İnsancı yaklaşımın en büyük etkisi terapötik ilişkinin etmenleri konusundadır: Kabul etme, dikkatle dinleme, empatik anlayış. Bu terapötik ilişki etmenleri diğer kuramlarda da kullanılmaktadır. İnsancı kuram ve varoluşçuluk insanın fenomenolojik algı alanını kabul etmiştir. Birey çevreyi ve yaşadıklarını kendi öznelliği içinde algılamaktadır.

            Bütün kuramlarda danışman-danışan etkinliğinin derecesi farklıdır. Bu da şöyle gösterilebilir:

YENİ KURAM

Yukarıdaki benzerliklere ve farklılıklara bakarak düşündüğümde ben şöyle bir kuram oluşturdum: İnsancıl yaklaşımdan insan değerlidir görüşünü, fenomenal algı alanını ve terapötik ilişki etmenlerini alırdım çünkü etkili bir danışma yapabilmek için önce danışanın güvenini kazanmak gerekir. Danışanın sorununu belirlemede bilişsel yaklaşımı seçerdim çünkü bilişler üzerinde çalışmanın etkili olduğunu düşünüyorum ayrıca nasıl uygulanacağı konusunda daha net veriler var. Fakat sorunu bulurken, kişinin çocukluk yaşantılarına da bakardım, yani psikanalizden geçmiş yaşantıların etkili olduğu görünüşünü alırdım. Tedavi sırasında da ev ödevlerini kullanırdım, ayrıca serbest çağrışım ve transferans’ın (psikanaliz) etkili olacağını düşünüyorum. Bütüncü yaklaşımın boş sandalye tekniği, zamirlerin kişiselleştirilmesi, sorumluluğu üzerine alma gibi teknikleri kullanarak danışana sorumluluklarını alması gerektiğini öğretmeye çalışırdım yani kuramımın didaktik yönü de olurdu, danışana kendi sorunlarıyla baş etmeyi öğretmeye çalışırdım. Yani kuramım nerdeyse bütün kuramların harmanlanmasıyla oluşurdu.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İlgili Terimler :