- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Öğretmen – Öğrenci İlişkileri ve Empati

Öğretmen – Öğrenci İlişkileri ve Empati sitemize 24 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

ÖĞRETMEN-ÖĞRENCİ İLİŞKİLERİ VE EMPATİ

1- Öğretmen-öğrenci ilişkisi

Öğretme evrensel bir uğraştır. Herkes birbirine bir şeyler öğretir. Öğretme-Öğrenme sürecinin etkili olabilmesi için öğreten ve öğrenen arasında çok özel bir ilişkinin kurulması gerekir. Öğretmenin söz konusu bağlantıları sağlayabilmesine yarayacak iletişim becerilerine sahip olması gerekmektedir.

Amaç, öğrencilerin büyümesi ve gelişmesidir, fakat birçok öğretmen tarafından kullanılan ve okul idaresi tarafından salık verilen öğretme yöntemleri öğrencilerin bağımlı, gelişmemiş ve çocuksu kalmalarını sağlamaktan ileri gitmemektedir. Bunların değiştirilmesi ve yenilenmesi adına öğretmen ve idarenin kendisini her zaman yeniliklere açık hale getirmesi hem öğretmen hem idare hem de öğrencilerin geleceği açısından verimli olacaktır.

 

2- Öğretmen-öğrenci ilişkisi için etkili bir model

Öğretmenler okuldaki ve öğrencilerdeki problemlerden dolayı hayal kırıklığına uğrayabilir ya da problemin çözümünde başarısız görülebilir.Yapılan araştırmalara göre, onların başarısız olmadığını, tersine çoğunun öğretmenlik hakkında çok şey bildiği fakat bunu uygulamak için yeterli fırsatları bulamadığını göstermektedir.

İyi öğretmen tanımları genelde çok kişi tarafından kabul edilmiş yaygın inançlara dayanır. Misaller:

  1. İyi öğretmen sakindir, telaşlanmaz, sinirlenmez, soğuk kanlıdır.
  2. İyi öğretmen önyargılı ve yanlı değildir, öğrencilere eşit davranır.
  3. İyi öğretmen her şeyden önce tutarlıdır. Değişmez, unutulmaz, hata yapmaz.
  4. İyi öğretmen her sorunun cevabını bilir.

İşte bir öğretmen kendisini bu yaygın inanç modellerine göre değerlendirir ve kendisini başarısız kabul eder. Fakat  tuzaklardan kurtulup, durum ne olursa olsun gerçek bir kişi olarak davranmayı ve gerçek kendiniz olmayı seçmek sizin kendi elinizdedir sonuçta her birey nasıl yaşamak istediğine temelde kendisi karar verir.

 

Öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişki,

  1. Açıklık
  2. Önemsenmek
  3. Birbirine ihtiyaç duymak
  4. Birbirinden ayrı olmak
  5. İhtiyaçlarını karşılıklı olarak giderebilmek

 özelliklerini içerirse, iyi bir öğretmen-öğrenci ilişkisi kurulmuş demektir. Böyle olunca iki taraf da birbirlerine değer verdiklerini bilir, birbirlerinin bireyselliğine, yaratıcılığına ve gelişmesine olanak tanırlar. Birçok öğretmen bu özellikler için, “Hepsi güzel de, ben kendi sınıfımda bu tip bir ilişkiyi geliştirebilir miyim?” diyerek tepki göstermiştir. Yanıt ise içten bir EVET’ tir. Her öğretmen gençlerle ilişkisini geliştirebilir. Böylece birbirlerine karşı daha açık olurlar, birbirlerini önemserler, birbirlerine gerekli olduğunu anlarlar, birbirlerinden ayrı bir şeyler olarak davranabilirler ve ilişkileri daha doyurucu olur.

KABUL EDİLEBİLİRLİK

Öğretmen-öğrenci ilişkilerinde, öğretmenlerin öğrencilerin davranışlarını kabul edip etmemeleri çok önemlidir. Kabul çizgisi değişkendir ve üç sebebi vardır.

  1. Öğretmendeki değişiklikler,
  2. Öğrencideki değişiklikler
  3. Durum ve çevredeki değişiklikler,

Öğrenci davranışların kabul edilebilir ve edilemez davranışlar arasındaki ayrım, ilişkilerde ortaya çıkacak meselelerin, öğretmenler tarafından halledilmesine yardımcı olacaktır. Fakat burada öğretmen-öğrenci ilişkisine ortaya çıkan sorunun kime ait olduğunun çözülmesi gerekir. Öğretmenler kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen, öğrencinin özel sorunları ile; doğrudan ilgilendiren sorunları ayırt etmelidir. Öğrencilerin okuldan kaynaklanan ya da kaynaklanmayan birçok sorunları da vardır ve bu sorunlarla baş etmeye çalışırlar.

3.Öğrencilerin sorunları olduğunda öğretmenler ne yapabilir?

Birçok öğretmenin iki ortak şikayeti vardır; yardımcı olmakta yetersiz kalışları ve yardım için el uzattıklarında geri çevrilmeleri.

Öğretmenler, sorun ortaya çıkınca, sorunları nasıl etkili bir biçimde tepki göstereceklerini bilemediklerinden yardımcı olamazlar. Öğretmen, öğrencinin davranışının kabul edilemez olduğu mesajını verir, onun değişmesini, sanki sorunu yokmuş gibi davranmasın ve sorunu ne olursa olsun onu bir kenara bırakmasını ister. Öğretmenin bu yaklaşım diline “Kabul etmeme dili” denir.

Kabul Etmeme Dili = İletişimin On İki Engeli

Bunlar öğrencinin öğrenmesini engelleyen sorunları çözmesinde gerekli olan iki yönlü iletişimi yavaşlatır, engeller ya da bütünüyle yok eder.

  1. Emir vermek yönlendirmek,
  2. Uyarmak gözdağı vermek,
  3. Ahlak dersi vermek,
  4. Öğüt vermek, çözüm ve öneri getirmek,
  5. Öğretme, nutuk çekmek, mantıklı düşünceler önermek,
  6. Yargılamak, eleştirmek, suçlamak, aynı düşüncede olmamak,
  7. Ad takmak, alay etmek,
  8. Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak,
  9. Övmek, aynı düşüncede olmak, olumlu değerlendirme yapmak,
  10. Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak,
  11. Soru sormak, sınamak, sorguya çekmek, çapraz sorgulamak,
  12. Sözünden dönmek, oyalamak, alay etmek, şakacı davranmak, konuyu saptırmak.

Her ne kadar öğretmenler, kabul etmeme dili kavramını (12 Engel) öğrencilerle kurdukları iletişim alışkanlıklarını çözümleme ve değiştirmede çok yararlı bir araç olarak görüyorlarsa da, şüphelerini üç temel soru üzerinde yoğunlaştırırlar:
1. Gerçekleri söylemenin, öğüt vermenin ve açıklamanın nesi yanlış? (Öğretmenin asıl vazifesi bu değil mi?)

  1. Övmek ve değerlendirmek neden engel olsun? (Övme iyi davranışları pekiştirir)
  2. Soru sormak neden etkisiz kabul ediliyor? (Çünkü bu öğretmede en değerli yollardan)

Kabul Dili Neden Güçlüdür?

“12 Engel” kabul etmeme dilidir, çünkü sorunu olan kişiye, değişmesi gerektiği, sorunlu olmanın kabul edilemeyeceğini ve sorunlu kişide bir sorun bulunduğunu iletir.

Bir kişi, başka birini içtenlikle kabul eder ve iletebilirse, o kişide yardım etme yeteneği var demektir. Başkalarını oldukları gibi kabul etmek, ilişkileri kuvvetlendirmede önemli bir etkendir.

Kabul, küçücük tohumları bile en güzel çiçeğe dönüştürebilecek verimli bir toprak gibidir.

Burada asıl iş tohumdadır. Genç insan da kendi organizmasında bir gelişme yeteneği taşır. Kabul, gencin gizli gücünün ortaya çıkmasına imkan sağlar. Kabul, çocukları açar, onları, duygularını ve sorunlarını paylaşmak için yüreklendirir.

sorunlu öğrencilere yardım etmenin etkili yolları

Öğretmenler bir kişiye yardım etmenin yolunun hiç bir şey yapmaksızın yalnızca orada olmak olduğunu öğrenince şaşırır ve inanmazlar. Usta danışmanlar başarılarını temelinin, kişiyi konuşmaya başlatmak ve onu dinleyerek yolunu açmak olduğunu söylerler.

Etkili biçimde yardımcı olmanın dört farklı yolu:

  1. Edilgin Dinleme (Sessizlik): Sessizce dinleme gerçekte kabul etmeyi gösterir. Sessizlik-Edilgin Dinleme-Öğrenciye gerçekten kabul edildiğini duyumsatan ve sizinle daha fazla paylaşması için onu yüreklendiren, çok güçlü bir sözsüz iletidir. Hep konuşan siz olursanız, öğrenci kendini rahatsız eden şeyleri anlatma fırsatı bulamaz.
    2. Kabul Ettiğini Gösteren Tepkiler: Sessizlik, iletişim engelini ortadan kaldırmakla birlikte, sık yenilendiğinde öğrencinin iletilerini kabul edilmediği izlenimini uyandırır. Sessizlik, her zaman anlatana gerçekten tüm dikkatinizi verdiğinizi kanıtlamaz. Bu nedenle dinlerken, özellikle duraklamalarda, onu gerçekten dinlediğinizi göstermek için sözlü ya da sözsüz belirtiler vermeniz son derece yardımcı olacaktır. Bunlara “kabul tepkileri” diyoruz. Baş sallamak, öne eğilmek, gülümsemek, kaşını çatmak ve başka davranışlar uygun olarak yapılırsa onu gerçekten dinlediğiniz iletisini verirler. “Hı-hı”, “Evet”, “Anlıyorum” gibi sözlü belirtiler de, yine sizin ilgili olduğunuzu, dikkat ettiğinizi gösterir ve onun konuşmasını sürdürmesini sağlar.
    3.  Kapı Aralayıcı İletiler Ne Yapabilir?: Öğrenciler, bazen daha çok konuşmak, derine inmek ve başlamak için bile ek yüreklendirme beklerler. Bu iletilere, “kapı aralayıcılar” denir. Örnek:
    “Bu konuda daha fazla bir şey söylemek ister misin?”
    “İlginç, devam etmek ister misin?”
    “Söylediklerin çok ilginç.”
    “Bu konuda konuşmak ister misin?”
    Bu iletilerin, sonu açık sorular ve düz tümceler olduğuna dikkat edin. Hiçbiri söylenenle ilgili bir değerlendirme içermez.
    4. Etkin Dinlemenin Gereği: Sessizlik, kabul ettiğini gösteren tepkiler ve kapı aralayıcılarının kullanılmasında sınırlamalar vardır. Karşılıklı etkileşime olanak vermezler. Tüm işi konuşan yapar. Konuşan, dinleyenin yalnızca dinlediğini bilir, anlayıp anlamadığını hiçbir şekilde öğrenemez.
    Özet olarak bu üç dinleme yolu edilgin yöntemlerdir ve dinleyicinin anladığını göstermezler. Etkin dinleme, daha fazla etkileşim ve dinleyenin yalnız duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anladığını da gösterir. Bu nedenle usta bir dinleyici “Etkin Dinleme” yi daha yaygın kullanır.
    Etkin dinleme nasıl öğrenilir ?

Etkin dinleme öğrencinin ilettiğini doğru anlamanızı sağlar. Öğretmen, öğrenciyi anladığını gösteren geri iletiler verir.

İletişim işlemlerinde çözümleme çok önemlidir. Öğrencinin de, sizin, kendisini doğru mu yanlış mı çözümlediğinizi bilmemesi de aynı derecede önemlidir. Bu nedenle, öğrencinin iletisini yanıtlamadan önce, onu doğru çözümleyip çözümlemediğinize karar verdiğiniz düşünelim. Tek yapılacak, çözümleme sonuçlarınızı kendi sözcüklerini kullanarak geri iletmektir. Bu geri iletim yöntemine “etkin dinleme” denir.

Etkin dinleme için neler gereklidir ?

  1. Öğretmen, öğrencinin kendi sorunlarını çözebileceğine kesinlikle inanmalıdır.
  2. Öğretmen, öğrencinin dile getirdiği duygu ve düşüncelerini, bir öğrencide olması gereken düşünceler saysa bile gerçekten kabul edilmelidir.
  3. Öğretmen, duyguların genelde geçici ve anlık olduğunu bilmelidir.
  4. 4. Öğretmenler, öğrenciye sorunlarında yardımcı olmayı istemeli ve bunun için zaman ayırmalı.
  5. 5. Öğretmen, sorunu olan öğrenci ile birlikte olmalı ama kendi kimliğini korumalıdır.
  6. Öğretmenler, öğrencilerin sorunlarını paylaşmak ve konuya başlamak için zorlanabileceklerini bilmelidir.
  7. Öğretmenler, öğrencilerin sorunlarının gizliliğine saygı duymalıdır.

Etkin Dinleme (E.D.) öğrenmeyi kolaylaştırmada, sorgulamayı, yüreklendirmede öğrencilerin düşünme, tartışma, soru sorma ve araştırmada kendilerini özgür hissedecekleri ortamı oluşturmada güçlü bir araçtır.

Etkin Dinlemede Zaman Kazanma Nedenleri:

  1. E.D. öğrencilerin sorunları ile başa çıkabilmelerine ve onları çözümlemelerine yardım eder.
  2. E.D. sorunu çözmesine yardımcı olur.
  3. E.D. sorunu çözümleme ve çözme sorumluluğunu öğrencide bırakır.
  4. Öğretmen kendilerini dinlerken düşünce, görüş ve duygularını ve kabul ettiğini görür, bu nedenle görüşlerini almaya hazır olurlar.
  5. E.D. Öğrenci ile öğretmen arasında da yakın ve anlamlı bir ilişkinin kurulmasını sağlar.

Etkin dinlemenin yararları

E.D. öğrencileri belirli konular üzerinde tartışmaya yüreklendirir. Öğrenmeye direnci olan öğrencinin direncini kırar. Bağımlı ve boyun eğen öğrencilere yardım eder. Öğrencilerin olumsuz olaylarla ilgili duygularını sınıf içinde açıkça tartışmalarına yardımcı olur.

E.D.’yi kullanan öğretmenler, tartışma grubundaki öğrencilerin güçleri, yetenekleri ve özel ilgi alanları hakkında edindikleri bilgileri, daha sonra sınıf yararına kullanabilir.

Öğrenmeye karşı direnme, öğrencinin bir sorunu olduğunu gösterir. Bu da E.D. ile çözülür. E.D., bağımlı öğrencilere yardımda da kullanılır, sorunun sorumluluğunun öğrencide bırakılıp kendi çözümünü bulması sağlanır.

Öğretmenler Sorun Kendilerindeyken Ne Yapabilir?

Sorunun kendilerinin olduğunu anlatan ip uçları kırgınlık, can sıkıntısı, dikkatin dağılması, yılgınlık, küskünlük, sinirlilik. Öğrencilerin çekilmez davranışları öğretmenlerin davranış penceresinin “kabul etmeme” alanındadır. Öğretmen çocuğun kabul edilmez davranışını değiştirmeye çalışırken etkisini üç değişkene yönlendirmelidir:

  1. Öğrencinin davranışına
  2. 2. Çevreye
  3. 3. Kendi davranışına

Tipik etkisiz yüzleşmenin sonuçları:

Öğretmenlerin gönderdikleri yüzleşme iletilerinin hemen hemen %15’inin öğrenci üzerinde aşağıdaki etkileri doğurduğu görülür:

  1. Değişmeye karşı direnmeye neden olur.
  2. Öğretmenin kendini aptal ve yetersiz sandığını düşünmesine neden olur.
  3. Kendisini suçlu duyumsatır, utandırır.
  4. Benlik saygısını azaltır.
  5. Savunmaya iter.

Öğretmenlerin öğrencilerle yüzleşirken gönderdikleri iletiler üç ana başlıkta toplanır.

  1. Çözüm iletileri
  2. Bastırıcı iletiler
  3. Dolaylı iletiler

Çözüm İletileri Neden Yararsızdır?

Çözüm iletileri öğrencilere tam olarak davranışlarını nasıl değiştireceklerini, ne yapmaları gerektiğini, ne yaparlarsa daha iyi olacağını ya da ne yapabileceklerini gösterir.

Çözüm iletilerinin beş değişik türü vardır.

  1. Emir vermek, yönlendirmek; “Çikleti hemen ağzından çıkar at”.
  2. Uyarmak göz dağı vermek.
  3. Ahlak dersi vermek; “4. Sınıf öğrencisi doğruyu yanlıştan ayırabilmeli.”
  4. Öğretimi mantıklı yürütmek.
  5. Öğüt vermek, çözüm getirmek; “Yerinde olsam çalışmaya başlardım”

Çoğu öğretmen çözüm iletilerini, kendi gereksinmelerini kısa yoldan elde etmek için kullanırlar. Yanlış olan, işe yaramaması ve yaradığı zaman bile taşıdığı gizli iletiler neden ile öğrenciyi küstürüp uzaklaştırmasıdır.

Çözüm iletileri öğrencilerinin öğretmenlerine aynen karşılık verme tehlikesini taşırlar.

 

Bastırıcı İletiler Neden Yararsızdır?

Bunlar öğrenciyi küçümser kişiliğini sorgular, benlik imajını zedeler.

Bunları 6 grupta toplayabiliriz.

  1. Yargılamak, eleştirmek, suçlamak, aynı düşünceyi paylaşmamak.
  2. Ad takmak, alay etmek.
  3. Yorumlamak, çözümlemek, tanı koymak.
  4. Övmek aynı düşünceyi paylaşma, olumlu değerlendirme yapmak.
  5. Güven vermek, desteklemek, duygularını paylaşmak.
  6. Sınamak, sorguya çekmek.

Bastırıcı iletiler, öğrenciler tarafından ya önemsenmez ya da yetersizlik duygularını pekiştirir. Öğrenciler genelde bunlara gülüp geçerler.

Dolaylı İletiler Neden Yararsızdır?

Bunlar alay etmeği, iğnelemeyi, takılmayı, utandırmayı içerir. Bunlar, çok gizli olduklarından ya anlaşılmazlar yada öğretmenlerin sinsi davranışları olarak nitelendirirler.

Sen-İletileri’ne Karşı Ben-İletileri:

Yüzleşme becerilerini sınıflandırmak ve onları daha iyi anlamak dilimizin yapısı gereği içinde “sen” zamiri olmayan cümlelerin sen-iletisi olduğuna dikkat etmek gerekir.

Sen iletileri öğrenciyi olumsuz yargılayan, ben-iletileri ise öğretmenin sorun karşısındaki duygularını dile getiren ilişkilerdir. Öğrenciler sen-iletileri ile hemen her zaman kötü olduklarını algılarlar.

Ben-iletileri iki açıdan “yükümlülük iletileri” olarak adlandırılabilir.

1- Ben-iletilerini gönderen öğretmen, kendi duygularının bilincinde olmak için önce kendini dinleme ve duygularını tüm açıklığıyla öğrencileriyle paylaşma yükümlülüğü taşır.

  1. Ben-iletileri, davranışın yükümlülüğünü öğrencide bırakır.

Üç önemli ölçütü vardır:

1- Öğrencilerinin davranışını değiştirme ihtimali yüksektir.

2- Öğrenci ile ilgili çok az olumsuz değerlendirme içerir.

3- İletişimi zedelemez.

Ben-iletileri öğretmenleri saydam, dürüst, öğrencilerin kendileri ile anlamlı ilişkiler kurabilecekleri gerçek kişiler olarak gösterir ve yakınlığın gelişmesine yardım eder.

Ben-İletili Cümleler Nasıl Kurulur?

Öğrenciler üzerinde etkili olabilmesi için ben-iletileri üç öğeyi taşımalıdır.

  1. Sorun oluşturan davranışın tanımlarını içermelidir:

Öğretmenin, kendisi ile neden yüzleştiğini kestirmek zorunda kalmamalıdır. Öğrenci iyi bir ben-iletisi yorum içermeyen haber gibidir.

“Kabadayılık ettiğin zaman…”

Yargılama ile başlayan ben-iletilerine “kılık değiştirmiş sen-iletileri” denir. İyi bir ben-iletisinde zaman belirten bir bağlaç vardır. Öğrenciye sorun teşkil eden davranışın zamanını belirtmek çok önemlidir. Öğretmen, öğrenciye değil onun belli bir davranışına kızmıştır.

  1. Öğrencinin kabul edilmeyen davranışını öğretmen üzerindeki kesin gerçek, somut etkisinin ona söylenmesidir.

“senin uzun saçlarını görmeye dayanamıyorum”

Ben-iletilerini kullanmaya başlayan öğretmenlerin yapacakları ilk iş kabul edilmez öğrenci davranışlarını iki grup içinde sınıflandırmak olmalıdır. Somut etkisi olanlar ve olmayanlar.

  1. Duyguların dile getirilmesi: Ben-iletisi, davranış, etki ve duygu zincirinden oluşur.

Ben-iletisinden nasıl dönülür?

Ben-iletileri, sen-iletilerine göre öğrencileri daha az savunmaya iter. Fakat her şeye rağmen iyi bir ben-iletisinden bile öğrenci incinebilir. Öğretmen bunu fark edince hemen, yüzleşmeden etkin dinlemeye geçmelidir.

Öğretmenler kendilerini nasıl kızdırır.

Kızgınlık, öğretmenin üç bölümlü ben-iletisini, duygu bölümünde olduğundan, yüzleşmeler öğrenciler tarafından suçlama ve bastırıcı iletiler olarak algılanır. Kızgınlık ikinci bir duygudur. Her zaman daha önce yaşanan başka duyguların sonucunda oluşur.

Öğretmen bahçede dolaşırken, çocuklardan birinin attığı taş başını sıyırıp geçer. Öğretmenin ilk duygusu korkudur, ikinci duygusu kızgınlıktır. EÖE kurallarında öğretmenle birinci duygularını talebelerine iletmeleri öğretilir.

Ben-iletilerinin tehlikeleri

  1. Ben-iletileri uygulayabilecek kişinin kendini tüm çıplaklığıyla ortaya koymasıdır.
  2. İnsanın kendini değiştirme ihtimalidir.
  3. Sorumluluktur.

Etkili ben-iletileri neler yapar

Ben-iletileri, düşüncesiz kimseleri düşünceye yöneltir. Öğretmenlerin ben diliyle konuşmaları, öğrencilere insanlar arası etkili iletişimi öğretir. Çünkü onlar öğretmenlerini kendilerine model olarak alırlar.

(öğretmen-öğrenci-veli ilişkisi)

Ana-babaların gözünde öğretmenlerin çocukların öteki ana-babalarıdır, öğretmenlerin gözünde de ana-babalar çocukların öteki öğretmenleridir.

Eğitim doğumla başlar, ölüme kadar devam eder, ana-babalar, bebeklere bir şeyler öğrensin diye özgürlük tanırken bebekler yürümeye, konuşmaya başlayınca “eğitmeye” ve “ders vermeye” başlarlar. Ödül ve ceza vererek onları zorlarlar.

Oniki iletişim engelinin tümünü kullanırlar. Ana-babaların görevi çocuklara öğrenmeleri için sadece “izin” vermektedir. En iyi öğretmenler bu öğretme sürecinde sessiz ortaklar gibidir.

Çocukların dinleyerek değil, yaparak öğrenebilmesi için ev ortamını zenginleştirirler.

Ana-babalar genellikle çocuklar tarafından “işe alınmadan” onlara bir şey öğretmeye kalkışırlar. Aslında “ustalık” çocuğa kendisini yetersiz hissettirdiği için öğretmeye engeldir.

Ailenin en önemli görevlerinden biri çocukların güvenli bir “liman”, kabul ortamı, dış dünyada incindiklerinde, belki de başları derde girdiğinde barınabilecekleri bir “sığınak” sağlanmaktır.

Çocukların okuldaki sorunlarına yardımcı olmanın yolu da, çocukların sorunlarını üslenmesine izin vermektir. Ana-baba çocuğun sorununu kendi sorunu olarak algılamalıdır, kendilerini ondan ayrı tutabilmelidir. Fakat bu zordur, çünkü çocuk anne-babanın “canlarının bir parçası” dır.

Ana-babalar ben-iletileri, etkin dinleme ve yöntem 3’ü kullanarak öğretmenleri etkileyebilirler.

Çocuğun okulu hakkında ipuçlarını; oradaki insanlar arasındaki ilişkilerin niteliğini verir. Eğer okulda yöntem 1 kullanılıyor, çocuklar yıkıcı sen-dilinin hedefi oluyorsa merdivenlerin halı ile döşenmiş olması, bilgisayarlarla donatılmış olması bir şey ifade etmez.

ÖĞRENCİLERİNİZ DİKKATLERİNİ TOPLAMAKTA ZORLANIYORLARSA

Öğrencileriniz arasında “dalıp”gidenler varsa aşağıdaki önerileri uygulayabilirsiniz

1.Soru soracağınız zaman gözlerinizi öğrencileriniz üzerinde sessizce gezdirerek, sınıfta heyecan yaratın.

2.Öğrencilerinize, ders sırasında sürpriz sorular sorarak dikkatlerini yalnızca sıraları geldiğinde toplamalarını engelleyin.

3.Sürpriz sorularınızdan birini soracağınız yolunda önceden bir sinyal verin.

4.Anlattığınız konuya ya da soracağınız soruya öğrencinizin ismini katın.

5.Dikkati dağılmaya başlayan öğrencinize (anlattığınız konuyla ilgili olması şart değil) basit bir soru sorun.

6.Öğrencinizle aranızda geçmiş özel bir şakayı tekrarlayarak dikkatini çekmeye çalışın.

7.Dikkati kolayca dağılan öğrencinize yakın durun ve ders anlatırken ara sıra elinizi onun omzuna koyun.

8.Ders anlatırken sınıfta yürüyerek, dikkati dağılan öğrencinin yanından geçerken anlatmakta olduğunuz satırı önündeki kitapta gösteriniz.

9.Derslerin ve ödevlerin uzun olmamasına özen gösteriniz.

10.Fiziki ve düşünsel aktiviteleri dönüşümlü olarak uygulayınız

11.Derslerinizi, filmler, kasetler, resimlerle ya da küçük çalışma grupları oluşturarak ya da öğrencilerin birbirlerine soru sormalarına olanak tanıyarak ilginç hale getirmeye çalışın.

12.Öğrencilerinizin özel meraklarını ders konularına katmaya çalışın.

13.Basit, anlaşılması kolay direktifler verin.

14.Hayal kurmayı günlük hayatın içinde yapılması gereken zamanlı bir aktivite olarak öğretin.

15.Öğrencileriniz kendi kendilerini gözlemlemeyi öğretin.

16.Öğrencilerinize yapmalarını istediğiniz şeyleri yumuşak bir ses tonuyla söyleyin.

ÖĞRENCİLERE GÖRE “İYİ ÖĞRETMEN”İN NİTELİKLERİ

Bir öğretmenin sınıfı tarafından beğenilmesini sağlayan kişilik çizgilerini belirlemek üzere yapılan araştırmaya göre,öğrencilerce en çok vurgulanan nitelikler şöyledir:
1-İşbirliğine dayanan demokratik tavır,
2-Her çocuk için sevecen ve saygılı olma,
3-Sabır,
4-Geniş bilgi,
5-Hareket ve görünüşün hoşa gitmesi,
6-Doğruluk ve taraf tutmamak,
7-Esprili olmak,
8-Öğrencilerin sorunlarına ilgi duymak,
9-Esneklik,
10-Cesaret verme ve takdir etme konusunda iyi niyet,

Yukarıdaki saydığımız özelliklere dayanarak ideal öğretmen şöyle tanımlanabilir: “İdeal öğretmen hem öğrettiği bilgilerde hem diğer konularda ve dünya hakkında tam bir bilgiye sahip iyiliksever,sağlıklı,gençlere gerçek ve yakın ilgi duyan insandır.”
Öğrencilere göre, “iyi öğretmen” özelliklerinin neler olduğunu görmek için sorulan sorulara verilen cevapların sonuçları şöyledir:
1-Öğretmenin sınıfta her öğrenciye eşit davranması(bazı öğretmenlerin çeşitli özellikleriyle bazı öğrencileri çok beğendiklerini,bazılarını da hiç sevmediklerini belli etmeleri.)
2-Öğrenci dersini çalışmadığı ve sözlü sınavlarda başarısız olduğu zaman öğretmenin sert eleştiriler yapmaması,hakaret edici sözler söylememesi.
3-Sınıfta öğretmenin çok otoriter davranarak rahatsız edici bir sükunet istememesi;normal hareket ve konuşma serbestliğini tanıması.
4-Kendi sorunları ve sıkıntıları olduğu zaman sınıfa karşı haşin davranmaması.
5-Dersleri soyut olmaktan çıkarıp güncel örnekler vermesi,çevre kaynaklarından ve örneklerinden yararlanarak daha cazip hale getirmesi.
6-Derste bir davranışını beğenmediği öğrenciyi sınıf önünde küçültmeden,hesap sormadan,yalnız olarak karşısına alıp onu tanımaya,davranışının nedenlerini anlamaya çalışması.
7-Sınıfta keyifsiz veya huzursuz olan öğrencileri fark ederek onları psikolojik dünyalarıyla da tanımaya çalışması.
8-Sınıfta bazı öğretmenlerin disiplin kuruluna gönderebilecekleri olayları öğretmenin kendi olanaklarıyla aydınlatmaya çalışarak,öğrencileri maddi cezalardan koruması ve istenilmeyen davranışlarını düzeltmelerine yardımcı olması.
9-Sınıfta şakacı mizahıyla esprili bir hava oluşturması,ciddi dersin içine ilginç örnekler ekleyerek öğrencilerin dikkatlerinin dağılmasını önlemesi.
ÖĞRETMENLİĞİN ALTIN KURALLARI
1-
İlk başta öğretmen mesleğini sevmelidir. Bununla birlikte mesleğini çok iyi bilmeli ve alanında söz sahibi olmalıdır.
2-Derslerin iyi bir şekilde işlenmesi,öğretmenin kendisini öğrencilere sevdirmesi açısından çok önemlidir. Ders yılına nasıl başlarsak öyle gider. Bu bakımdan sınıf içindeki hal ve hareketlerimizi çok iyi ayarlamalı ve öğrencilerle olan ilişkilerimizde araya belli bir mesafe koymalıyız.
3-Öğretmen önce dersin amacını ve önemini kavratmakla işe başlamalıdır. Öğrenci dersi öğrenmesi gerektiğine inanmalı. Çünkü insanın tabiatında men edildikleri ve ikna oldukları şeylere karşı bir meyil ve istek vardır. Bu bakımdan öğretmen mevzuları akla,mantığa uygun gerekçe ve ölçüleriyle anlatmalıdır.
4-Öğretmen konuşurken usandırmamalıdır. Öğrenciye vermek istediklerini az konuşarak fakat öz ve kapsamlı bir şekilde vermelidir. Lafı çok uzatarak öğrenciyi sıkmamalıdır.
5-Öğretmen konuları öğrencilerin kabiliyet,karakter ve anlayış seviyelerine göre anlatmalı ve ona göre ilgi göstermelidir. Aksi halde öğrenciler dersi anlamıyoruz diye hem öğretmene hem de derse karşı tavır alabilir. Ayrıca öğretmen,önemli konuların üzerinde hassasiyetle durmalı, gerekli yerlerde tekrarlar yapmalıdır.
6-Öğretmen geçen dersin genel bir tekrarını yapıp dikkatleri topladıktan sonra diğer konulara geçmelidir. Aksi halde öğrenciler derse tam motive olamadıklarından dolayı ilgisiz ve isteksiz olabilirler.
7-Eğer öğrencilerin dikkatleri dağılmış başka şeylerle meşgul oluyorlarsa öğrencilerde derse karşı aşk ve şevk uyandırmak gerekir. Böyle durumlarda derse biraz ara verilmelidir. Sınıfın genel durumuna göre toplumda sevilen insanlardan örnekler verilerek veya kısa fıkralar anlatarak öğrencilerin dikkatleri toplandıktan sonra derse devam edilmelidir. Tabiki burada zaman ve ölçüyü iyi ayarlamak öğretmene düşüyor.
8-Öğretmen derste gerektiği yerde espri yapmasını da bilmelidir. Ancak espri yapılırken ölçü kaçırılmamalıdır. Burada esprinin yeri yemekteki tuz gibi olmalıdır.
9-Eğer mümkünse dersler öğrencilerin bizzat aktif katılımlarıyla işlenmeli ve uygulamaya yönelik konulara ağırlık verilmelidir. Çünkü bu tür konular öğrenciler tarafından istenerek yapılmakta ve daha kalıcı olmaktadır.(soru-cevap,münazara,deney,vb.)
10-Öğrencilere sert davranmak çok sakıncalıdır. Öyleyse öğretmen öğrencilerle münasebetini çok iyi ayarlamalı,olur olmaz şekilde kızmamalıdır. Bilhassa herkesin ortasında öğrencilerin onur ve izzetlerini rencide etmemeye azami gayret göstermelidir.
11-Öğretmen öğrencilere son derece sevgi,şefkat ve merhamet dolu bir alaka göstermeli,hal ve hatırlarını sormalı,dersleriyle ilgilenmeli ve onların maddi,manevi dertleriyle meşgul olmalıdır ki öğrenciler hocalarını sevsinler, öğütlerini tutup ona itaat etsinler.
12-Öğrenciler genelde sevdikleri şahısları örnek alırlar ve onlar gibi olmak isterler. Bu bakımdan öğretmen başkalarının yanında kendini arkadaşlarıyla hafif düşürecek gayri ciddi söz ve davranışlardan kaçınmalıdır.

Empati ve Daha Çok Duygusal Zeka

Empati başkalarının duygularını anlamaya çalışma, tavırlarını onların ruhsal durumlarına göre ayarlayabilme becerisi, ikili insan ilişkilerinin temelini oluşturuyor. İnsanın başkalarıyla iletişimini zorunlu kılan hayatın tüm alanlarında bu kabiliyet önemini artırmakta: İster evlilik olsun, ister ebeveyn-çocuk ilişkisinde, alışverişte ya da yönetimde karşınızdaki insanla psikolojik iletişim kurmanız için size gerekli olan şeydir empati.

Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecine “EMPATİ” adı verilir.

 Empati kuracak kişi kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır. Her insan dünyaya kendine özgü bir bakış tarzıyla bakar. Eğer bir insanı anlamak istiyorsak, dünyaya onun bakış tarzıyla bakmalı, olayları onun gibi algılamaya ve yaşamaya çalışmalıyız.Bunu gerçekleştirmek için de empati kurmak istediğimiz kişinin rolüne girmeli, onun yerine geçerek adeta olaylara onun gözlüklerinin gerisinden bakmalıyız.

 Karşımızdaki kişinin rolüne girerek empati kurduğumuzda, o kişinin rolünde kısa bir süre kalmalı, daha sonra bu rolden çıkarak kendi yerimize geçe bilmeliyiz. Empati kurmaya çalıştığımız kişinin rolüne kısa bir süre için geçmeli, “sanki o kişi imişcesine” düşünmeye ve hissetmeye çalışmalıyız.

 Duygunun şiddetine dikkat etmek ve şiddetine göre tepki verebilmek önemli; karşıdaki kişinin bizden ayrı ve farklı duyup düşünebileceğini kabul edebilmeliyiz. Empatide sadece karşıdaki kişinin sözel tepkilerine değil, ses tonuna, konuşma temposuna, jest ve mimiklerine, duruşuna dikkat etmek gerekir.

 Karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini tam olarak anlasak bile, eğer anladığımızı ona ifade etmezsek empati kurma sürecini tamamlamış sayılmayız.

Karşımızdaki insanlara empatik tepki vermenin başlıca iki yolu vardır; yüzümüzü/bedenimizi kullanarak onu anladığımızı ifade etmek ve sözlü olarak onu anladığımızı ifade etmek. Empatik tepki vermenin en etkili yolu, her halde bu ikisini birlikte kullanmaktır.

EMPATİNİN SEMPATİDEN FARKLILIĞI

Bir insana sempati duymak demek, o insanın sahip olduğu duygu ve düşüncelerin aynısına sahip olmak demektir. Karşımızdaki kişiye sempati duyuyorsak onunla birlikte acı çekeriz yada seviniriz. Empati kurduğumuzda ise karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini anlamak esastır.

Kendimizi sempati duyduğumuz kişinin yerine koymamız ve onu anlamamız şart değildir; sempatide “yandaş” olmak esastır. Empati kurduğumuzda ise karşımızdaki kişiyle aynı duygu ve görüşleri paylaşmamız gerekmez; sadece onun duygularını ve düşüncelerini anlamaya çalışırız. Bir insanı “anlamak” başka şeydir, ona “hak vermek” başka şey! Empatide anlamak, sempatide ise anlamış olalım yada olmayalım karşımızdakine hak vermek söz konusudur.

Sempati duyduğumuz kişilerle özdeşim kurmuş olabiliriz. Empati kurduğumuz kişilerle ise özdeşim kurmamız gerekli değildir, hatta özdeşim empatiyi zedeleyebilir.

Çevremizdekiler bize sempati duyduklarında bir gruba ait olduğumuzu, bizimle empati kurduklarında ise bizi anladıklarını hissederiz.

GÜNLÜK YAŞAMDA EMPATİNİN ÖNEMİ

Günlük yaşamın hemen her kesiminde empatik anlayış insanları birbirine yaklaştırma özelliğine sahiptir. İnsanlar kendileriyle empati kurulduğunda, anlaşıldıklarını ve kendilerine önem verildiğini hissederler. Diğer insanlar tarafından anlaşılmak ve önem verilmek ise bizi rahatlatır, kendimizi iyi hissederiz.

Empati, sadece kendisiyle empati kurulana yararı olan bir etkinlik değildir. Empati, empatiyi kuran kişi için de önemlidir.

Liderlik özelliğine sahip kişilerin empati kurma becerilerinin yüksek olduğu belirlenmiştir.

Araştırmalara göre empati kurma becerisi ile işbirliği arasında ilişki vardır.

Empati kişiler arası iletişimi kolaylaştırıcı özelliğe sahiptir. Araştırmalar, çocukların müzikle yada evcil hayvanlarla ilgilenmelerine fırsat veren ailelerle ilgili sonuçlar vermektedir. Başka araştırmalarda, yetişkinlerin sahip oldukları empatik ilgi ile bu kişilere çocukluklarında yöneltilen A/B tutumları arasında ilişki bulunduğu ortaya çıkmıştır. Örneğin; bir araştırmaya göre, meraklarına, anne ve babalarından karşılık bulan çocuklar yetişkin olduklarında aynı ortamda yetişmeyenlere oranla daha yüksek empatik ilgiye sahip olmaktadırlar.

Yani, diğer insanlara kişisel duygu ve düşüncelerini iyi ifade edebilen, topluma uyumlu ve sosyal duyarlığı yüksek olan kişiler aynı zamanda empati kurma becerisine sahiptirler.

İnsanlar, empati kurabildikleri için topluma uyumlu olabilecekleri gibi, topluma uyum sağladıkları için de empati kurma becerilerini ve ilgilerini geliştirmiş olabilirler.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

Etkili öğretmenlik eğitimi           Dr.Thomas GORDON                  Sistem yay.

–  İletişim çatışmaları ve Empati Prof. Dr. Üstün DÖKMEN      Sistem yay.

–  İletişim Donanımları                Prof. Dr. Doğan CÜCELOĞLU        Remzi yay.

–  İyi düşün doğru karar ver         Prof. Dr. Doğan CÜCELO

ĞLU    Remzi yay.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :