- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Öğrenme ve Öğretme

Öğrenme ve Öğretme sitemize 24 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

ÖĞRENME VE ÖĞRETME

 

ÖĞRENME NEDİR ?

Öğrenmenin birçok tanımı yapılmaktadır. Bu tanımlardan bazıları şunlardır:

“Organizmanın yaşantıları sonucu davranışta ortaya çıkan oldukça devamlı değişikliklerdir” (Cüceloğlu, 1993: 140)

“Tekrar yada yaşantı yoluyla organizmanın davranışlarında meydana gelen oldukça kalıcı ve sürekli değişikliklerdir” (Bacanlı, 1999: 101)

“Yaşantı ve deneyimler yoluyla davranışlarda oluşan kalıcı izli değişimlerdir” (Aydın, 1999: 93)

“Kişinin çevresi ile etkileşimi sonucu oluşan duygu, düşünce ve davranış değişiklikleridir” (Özden, 2000: 21)

Görüldüğü gibi öğrenme konusunda yapılan tanımların ortak noktaları “yaşantı”, “davranış değişikliği” ve “süreklilik” tir. Başka bir deyiş ile; öğrenme yaşantı ürünü, kalıcı izli davranış değişiklikleridir. Bu tanıma göre öğrenmenin üç temel özelliği vardır:

  1. Öğrenme sonucunda mutlaka davranış değişikliği meydana gelir. Organizmanın her tür etkinliği davranışta kendini gösterir. Davranış değişikliğinin oluştuğu yerde ve anda öğrenmeden söz edilebilir. Bu davranış değişikliği istenilen veya istenilmeyen değişiklikler olabilir. Eğitim ya da okul öğrencilerde istenilen davranış değişikliklerini meydana getirmeye çalışır.
  2. Öğrenme yaşantı ürünüdür. Yaşantıyı bireyin çevresiyle kurduğu etkileşim sonucu bireyde kalan izler olarak tanımlarsak, öğrenmenin bireyin çevresiyle etkileşim kurması sonucu meydana geldiği söylenebilir. Her bireyin çevresiyle kurduğu etkileşim diğerinden farklı olduğu için, öğrenme de bireyseldir.
  3. Öğrenme kalıcı izlidir. Öğrenmeden söz edebilmek için bireyin gösterdiği davranış değişikliğinin sürekli olması gerekir. Bireyin çevresiyle yaptığı her türlü etkileşim bireyde kalıcı davranış oluşturmaz. Öğrenme hayat boyu devam eden uzun süreli davranış değişimlerini kapsar. Geçici durumlar davranışları değiştirir, ancak öğrenme gibi süreklilik gösteremezler. Kısacası öğrenmede süreklilik, öğrenmenin yerini yeni öğrenmeler alıncaya kadar sürmektedir.

         ÖĞRETME NEDİR ?

Öğretme oldukça eski bir olgudur. İnsanların kendi yaşantıları yoluyla edindikleri bilgileri diğer insanlara aktarma çabaları öğretme kabul edilirse bu olgunun insanlık tarihi kadar eski olduğu görülür.

Öğretme genel olarak, öğrenmenin kolaylaştırılması, öğrenmeye rehberlik edilmesi ve öğrenene öğrenmeyi gerçekleştirmesinde yardımcı olunması süreci olarak tanımlanabilir. Öğretmede önemli olan herhangi bir yerde ve zamanda öğrenen, öğreten ve öğrenilen adlarını verebileceğimiz üç öğenin etkileşimde bulunmasıdır. Öğreten bazı bilgi ve becerilere sahip olan taraf durumundadır ve öğrenene bu bilgi ve becerilerin öğretilmesinde yardımcı olmaya çalışmaktadır. Bütün öğretme süreçlerinde aynı öğeler yer almakta  ve öğreten ile öğrenenin etkileşim biçimi birbirine benzemektedir. Öğreten, gösterme, açıklama yapma, güdüleme, yanlışları düzeltme, öğrenenin çabalarını yönlendirme, dönüt-düzeltme sağlama, başarıları övme vb. etkinliklerle öğrenene yardımcı olmaya çalışır.

ÖĞRENME NASIL GERÇEKLEŞİR? NASIL ÖĞRENİRİZ?

Öğrenme doğası gereği karmaşık bir süreçtir. Doğduğu zaman bilinçli hiçbir davranış göstermeyen insanoğlu yaşaması için gerekli olan tüm davranışları çevre etkisi ve doğuştan sahip olduğu güçlerin yardımıyla öğrenir.

Bireyin çevresi ile etkileşim kurması, çevresindeki uyarıcıları duyu organları yardımıyla alarak onlara bir tepkide bulunmasıdır. Etkileşim birey ile çevresi arasında kurulan iki yönlü ilişkidir. Etkileşimin gerçekleşmesi için hem uyarıcının bireyi etkilemesi hem de bireyin bu etkiye tepkide bulunması gerekir. Kişi nesneleri elleyerek, koklayarak, gözleyerek, konuşarak, kitap okuyarak, televizyon seyrederek çevresiyle etkileşim kurar. Ancak bu etkileşimlerin bazıları bazıları bireyde hiçbir iz bırakmazken (kısa sürede unutulurken) bazıları kalıcı izli olur. Kişinin çevresi ile kurduğu etkileşim sonucu bireyde meydana gelen kalıcı izler öğrenmeyi oluşturur. Öğrenme genellikle kendiliğinden ve yönlendirilmiş olmak üzere iki türlü meydana gelmektedir. Bireyin kendi kendine yaptığı bir eylem ya da yaşantı sonucu meydana gelen davranış değişiklikleri öğrenme olarak kabul edilebilir. Bireyin günlük yaşantısında gösterdiği davranışların büyük bir kısmı kendiliğinden öğrenmenin ürünleridir.Kendiliğinden öğrenme kasıtlı ya da kasıtsız olabilir (Fidan ve Erden, 1998:21). Bireyin kendiliğinden gerçekleştirdiği öğrenmeler şunlardır:

  1. Algılama yoluyla öğrenme: Bireyin dış dünyadaki nesneler hakkında duyu organları yoluyla edindiği mesajların beyinde yorumlanması ve anlam kazandırılması sonucunda gerçekleştirilir. Ancak, bu mesajların anlamları bireylerin bilgiyi algılamalarına bağlı olarak her birey için farklı olabilir.
  2. Gözlem ve taklit yoluyla öğrenme: Bireyin çevresinde gelişen bir olayı veya davranışı gözlemesi ve onu olduğu gibi taklit etmesi ile oluşur.
  3. Model alma yoluyla öğrenme: Bireyin kendi çevresinde değer bulan bir tutumu veya davranışı örnek alarak sergilemesi söz konusudur.

Yönlendirilmiş öğrenmede ise öğrenmeyi sağlayacak ortamı yaratan bir başka kişi ya da aracın varlığı söz konusudur.Yönlendirilmiş öğrenme, öğretme etkinliklerinin sonucunda meydana gelir.Öğrenme öğreten kişi ya da aracın yardımıyla gerçekleşir (Fidan ve Erden, 1998:21).

Yaşantılar yoluyla davranışlarda meydana gelen değişiklikleri çeşitli faktörler etkilemektedir. Bunlar:

  1. Öğrenen ile ilgili faktörler: Hazıroluş, olgunlaşma, genel uyarılmışlık hali, kaygı, eski yaşantılar, güdü (motivasyon) ve dikkattir.
  2. Öğrenme yöntemi ile ilgili faktörler: Öğrenmeye ayrılan zaman, öğrenilen konunun yapısı, öğrencinin aktif katılımı ve geribildirimdir.
  3. Öğrenme mahzemesi ile igili faktörler: Algısal ayırt edilebilirlik, anlamsal çağrışım ve kavramsal gruplandırmadır.

Fındıkçı (1996) ve Morgan (1989)’a göre, kişinin öğrenme yeteneği zeka, yaş ve genel uyarılmışlık haline bağlıdır. Zeka düzeyi ne kadar yüksek ise öğrenme o kadar hızlı olmaktadır. Öğrenme yeteneği ilk yetişkinlik çağlarına kadar artıp, sonra bir müddet sabit kalmakta, orta ve ileri yaşlarda ise hafif bir düşme göstermektedir. Genellikle en iyi öğrenme için kaygıdan arındırılmış yüksek bir uyarılmışlık düzeyi gerekmektedir. Bunun yanısıra bireyin öğrenme yeteneğinde daha önceki öğrenmelerin de etkisi vardır. Eskiden öğrenilmiş olan bilgi ve deneyimler, uyarıcı ve davranımlar arasındaki benzerliğe göre yardımcı ve köstekleyici roller oynayabilmektedirler.

ÖĞRENME KURAMLARI

  1. DAVRANIŞÇI KURAMLAR

KLASİK ŞARTLANMA YOLUYLA ÖĞRENME (İŞARET ÖĞRENMELER)

Bu kurama göre öğrenmeye neden olan uyarıcılar vardır. Bu uyarıcılar organizmayı harekete geçiren  iç ve dış olaylardır. Örneğin duyduğumuz bir ses, gördüğümüz bir ışık, resim, ağaç, aldığımız tad bizim için birer uyarıcıdır. Bu uyarıcılar organizmayı etkileyerek organizmada bir tepkiye (davranışa) neden olurlar. Örneğin gözümüze gelen ışık sonucu gözümüzü kapatırız. Yine bazı öğrencilerin okula, öğretmene ya da belli bir derse yönelik kaygıları ve yersiz korkuları olduğu gözlemlenir. Bunlar okul içi ve dışı yaşantılar sırasında meydana gelen şartlanmalardan doğan öğrenmelerdir. Okul hayatının ilk yıllarında matematiği veya matematik öğretmenini sevmeyen  bir öğrenci bu dersi sevmemeğe devam eder. Yine okulda arkadaşı ile kavga eden bir öğrenci okula gitmek istemeyebilir.

Okulda bu tür olumsuz şartlanmaların meydana gelmemesi için okul ve sınıf ortamının öğrencinin hoşuna gidecek şekilde düzenlenmesi, okulda öğrencinin olumsuz yaşantı geçirmesine neden olacak durumlardan kaçınılması gerekir. Ayrıca öğrencilerin geçmiş yaşantılarında kazandıkları olumsuz şartlanmalar varsa öğrencilerin bu davranışlardan vazgeçirilmesine çalışılır.

Günlük hayatımızda bizi davranışa yönelten kapı zili, saat zili, trafik işaretleri karşısında gösterdiğimiz davranışlar birer işaret öğrenmedir.

Yine bazı boş inançlar da bu biçimde öğrenilir. Örneğin başarılı olduğumuz bir sınavda kullandığımız kalemin bize şans getirdiğine inanıp tüm sınavlara o kalemle girebiliriz.

Klasik şartlanma yoluyla açıklanan diğer öğrenmeler de fobilerdir. Örneğin bazı kişiler köpekten, asansörden aşırı derece korkabilir. Bu kişiler yaşadıkları bazı olaylardan dolayı bu anlamsız ve yersiz korkulara kapılabilirler

İzmir örneği, kızgın saçta tef sesine şartlandırılan ayı yavrularının tef sesini duyduklarında oynuyor görünmeleri klasik şartlanma yoluyla kazanılan öğrenmelerdir.

EDİMSEL ŞARTLANMA YOLUYLA ÖĞRENME

Klasik şartlanmada tepkiye ve dolayısıyla davranışa neden olan öğrenmeler sözkonusuydu. Ancak edimsel şartlanmada ortaya çıkan bir davranışlar vardır ve bu davranışlar kontrol edilebilir. Yapılan bir davranışın iki türlü sonucu olabilir:

  1. Davranış sonucunda organizmanın hoşuna giden bir durum sözkonusudur. Örneğin yeni aldığımız bir kazağı giydiğimizde Kazağın çok güzel, size çok yakışmış şeklinde tepkiler alırsak o kazağı daha sık giyeriz.
  2. Davranışın sonucunda hoşa gitmeyen bir durum söz konusu ise, örneğin giydiğin kazak sana hiç yakışmamış şeklinde tepkiler alırsak o kazağı çok az belki de hiç giymeyiz.

Bu tür şartlanmalarda davranışı izleyen ve organizma üzerinde hoşa gidici bir etki yaratarak davranışın ortaya çıkma olasılığını arttırmak için uyarıclar (pekiştireç) kullanılır.Diğer bir deyişle pekiştirilen davranış öğrenilir.

Bir davranışın arkasından gelen ve organizma için hoşa gitmeyen bir durum yaratan uyarıcılar ise cezadır. Ceza davranışı zayıflatır yada belli bir süre için durdurur. Klasik şartlanma ile öğrenilen davranışlar uzun süre pekiştirilmezlerse bu davranışı gösterme sıklığı giderek azalır ve davranış söner.

Olumlu pekiştirme; öğrenciye aferin denmesi, başının okşanması, çikolata verilmesi

Olumsuz pekiştirme; Organizma hoş olmayan bir durumdan kurtarılarak da davranış pekiştirilebilir. Örneğin bir çocuk evindeki aile kavgalrından sorunlarından kaçmak için okula geliyorsa okul bu öğrenci için olumsuz pekiştireçtir.

Premack Kuralı: Sebze yemeğini bitirdikten sonra, tatlı yiyebilirsin. Ödevini bitirdikten sonra teneffüse çıkabilirsin.  Bu ilkede tercih edilen davranış (hoşa giden davranış) pekiştireç olarak kullanılarak az gösterilen (hoşa gitmeyen) davranış ortaya çıkarılmaya çalışılır.

Ceza çeşitleri: Yapılan bir davranış sonucunda organizma için olumsuz bir durum yaratan uyarıcılara ceza denir. Ceza da iki türlüdür.Birinci grup ceza davranışın hemen arkasından olumsuz uyrıcı olarak doğrudan doğruya verilir. Örenğin çocuğun yaptığı bir davranıştan dolayı dövülmesi, azarlanması. Ikinci tür ceza ise ortamda bulunan olumlu bir uyarıcının ortamdan çekilmesi şeklinde gerçekleşir. Örneğin, çocuktan sevgiyi esirgeme, teneffüse çıkmayı yasaklama, çok sevdiği bir oyundan çocuğu mahrum bırakma gibi.

Pekiştireç istenilen davranışı güçlendirirken, Ceza  istenmeyen davranışı  zayıflatır ya da belli bir süre için durdurur ancak tamamen kaybolmasına neden olmaz. Hatta bazen istenmeyen davranış daha şiddetli olarak kendini gösterebilir.

PEKİŞTİREÇLER KULLANILIRKEN GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULACAK NOKTALAR

  1. Pekiştireç mutlaka doğru davranışı takip etmelidir.
  2. Öğrenci pekiştireci hangi davranış sonunda aldığını farketmelidir.
  3. Öğrencide davranış değişikliği meydana getirmek için mümkün olduğunca olumlu pekiştireç kullanılmalıdır.
  4. Pekiştireçlerin değeri öğrenciye göre değişir.
  5. Pekiştirecin ne zaman ve ne kadar sıklıkta verileceği de önemlidir.

GÖZLEM YOLUYLA ÖĞRENME

Öğrenmelerimizin birçoğu gözlemler yoluyla olur. Özellikle küçük yaşlarda çocuklar anne ve babalarını, yada örnek aldıkları kişileri (öğretmenler, toplumda saygın kişiler, artistler) gözlemleyerek ya da taklit ederek bir çok davranışı kendileriyle özdeşleştirerek öğrenirler.

Bandura’ya göre gözlem yoluyla öğrenmede 4 temel süreç vardır:

  1. Dikkat
  2. Hatırlama
  3. Yeniden Üretme
  4. Pekiştireç

Öğretmenler öğrencilerin model alacakları kişiler olmaya özen göstermeli, davranış ve tutumlarına dikkat etmelidir. Çocukların okudukları roman kahramanlarına izledikleri filmlerdeki kahramanlara özen göstermelidir.

  1. BİLİŞSEL ÖĞRENME KURAMLARI

Davranışçı kuramda öğrenmeye neden olan davranış yada bu davranışa kişiyi yönelten uyarılar önemli iken Bilşsel kuramda bilgi öğrenilir. Öğrenilen bilgi ile bireyde davranış değişikleri oluşur. Bu yüzden davranışçı kuramlar kompleks öğrenmeleri açıklamakta yetersiz kalır. Bilişsel kuramcılar kavram ve ilke öğrenme, problem çözme, eleştirel düşünme gibi bilişsel yönü ağırlık taşıyan daha karmaşık davranışların öğrenilmesini açıklamaya çalışırlar.

Bilişsel kuramda uyarıcının (bilginin) algılanmasından itibaren bireyde meydana gelen içsel süreçler ve öğrenmeye etki eden bireysel özellikler önemlidir.Ancak davranışçı kuramda olduğu gibi bilişsel kuramda da pekiştireçler son derece önemlidir. Bilişsel kuramcılara göre dıştan verilen pekiştireçler öğrenen için yaptığı davranışın doğruluğu hakkında dönüt sağlar. Öğrenmede başarılı olma, belirsizlikten kurtulma gibi içsel pekiştireçler de önemli rol oynar. Yine her iki yaklaşımda da öğrencinin aktif olması gerekir. Ancak davranışçı yaklaşımda öğrenen, uyarıcılarla etkileşimde bulunmak ve pekişireç almak için aktif olmalıdır. Bilişsel yaklaşımda ise öğrenen, dikkatini kontrol ederek, uyarıcıları seçerek, onları anlamlı hale getirip kodlayarak öğrenme sürecine aktif olarak katılır.

 

BİLGİYİ İŞLEME KURAMI

Bilgiyi işleme kuramının iki temel sayıltısı vardır. Bunlar:

  1. Öğrenme sürecine öğrenci aktif olarak katılmak zorundadır. Birey dışardaki uyarıcıların duyu organlarına gelmesini beklemek yerine, arama eğilimindedir. Birey etkileşim kurduğu uyarıcılara kendisi anlam verir ve yorumlar.
  2. Önbilgiler ve bilişsel öğrenmeler öğrenmeyi etkiler. Bireyin ön bilgileri ve bilişsel becerileri duyularına gelen bilişsel becerileri duyularına gelen uyarımlarımları anlamasına ve yorumlamasına yardımcı olur.

Bilgiyi işleme kuramında insanın öğrenmesi bilgisayara benzetilmektedir. Hem bilgisayar ve hem de insan bilgileri çevreden alır. Bilgisayar bunu kart okuyucular ya da klavye ile yaparken, insan duyu organlarını kullanır. Bilgisayarın içinde çevreden alınan bilgiler değiştirilir, kayıt edilir ve halihazırdaki bilgi ile birleştirilir. Bu işlem elektronik kayıtlarla sağlanır. İnsan da yeni bilgileri benzer şekilde değiştirir, kayıt eder ve halihazırda sahip olduğu birgilerle birleştirir. Bunu sinir sistemi ile gerçekleştirir. Son olark bilgisayar bilgiyi yazıcı ile çevreye çıktı olarak verirken, insan da el, ağız gibi organlarını kullanrak bilgiyi davranış olarak dış dünyaya verir.

         İnsanlar ile bilgisayarın benzerliği bunlarla sınırlı değildir. İnsanlar da bilgisayar gibi donanım ve yazılmlara sah.ptir. Bilgisarın donanımı metal kap, elektrik ve elektronik devreler iken, insanın sinir sistemi, kas ve kemiklerden oluşmaktadır. Bilgisayarın yazılımlarını programlar oluştururken insanların yazılımı, geçmiş yaşantılarından kazandıkları önbilgilerdir.

         Bilgiyi işleme kuramına göre öğrenme, bireyin sahip olduğu bazı yapılar ve bu yapılarla ilintili süreçler sonucunda gerçekleşir. Modele göre öğrenmeyi etkileyen temel yapılar duyusal kayıt, kısa ve uzun süreli bellektir. Öğrenmeyi etkileyen belli başlı süreçler ise tanıma, algı ve dikkat, bilgiyi kodlama ve depolama, hatırlama ve örgütlemedir.

ÖĞRENME NASIL GERÇEKLEŞİR ?

         Çevredeki uyarıcı duyu organları yoluyla sinirleri uyarır. Bu sırada uyarıcının izi yaklaşık bir saniye duyuya kayıt olur. Örneğin, kitabın sayfalarını hızla çevirirken sayfalardaki yazılar gözümüzde izler bırakır. Bu süreç duyusak kayıt ya da anlık bellek olarak adlandırılır. Duyusal kayıtın kapasitesi oldukça geniştir. Örneğin sınıf ortamında öğrencilerin duyularına çok sayıda uyarıcı gelir. Ancak bunlardan bazıları kısa süreli belleğe transfer edilir.  Kısa süreli belleğe hangi bilgilerin transfer olacağını tanıma ve dikkat süreçleri belirler. Tanıma yeni gelen uyarıcıların özelliklerini uzun süreli bellekteki bilgilerle karşılaştırılması eylemidir. Tanımanın başarısı uyarıcının niteliklerinin açık olmasına ve bireyin sahip olduğu bilgilere bağlıdır.duyusal kaydı kontrol eden diğer bir süreç ise algı ve dikkattır.

Duyu organlarına gelen uyarımların anlamlı hale getirilmesine algı denir. İnsanlar duyu organlarına gelen uyarımlara anlam vermek için onları örgütlerler. Her bireyin farklı örgütleme biçimleri vardır. Bu yüzden iki kişi aynı uyarıcıya baksalar da farklı şeyler görebilir. Algıyı etkileyen faktörler:

  1. Bireyin çevresindeki obje,, olay ve fikirlerin anlamlı bir bütün haline getirilmesi. Örneğin bilgilerin basitten karmaşığa doğru sunulması, neden-sonuç ilişkisinin kurulması, ana firkin açık ve seçik verilmesi bilginin algılanmasını kolaylaştırır.
  2. Algı görelidir. Sesler, renkler, objelerin büyüklüğü, zaman ve hareket göreli olarak algılanır. Örneğin sıkıntılı olduğumuz anlarda zaman bir türlü geçmek bilmez. Ilginç ve zevkli bir uğraş içindeysek zamanın nasıl geçtiğini anlayamayız.
  3. Birbirine benzer uyarıcılar bir grup olarak algılanır. Örneğin aynı konu üzerinde yapılan bir konuşma bir bütün olarak algılanır.
  4. Zaman ve boşlukta birbirine yakın uyarıcılar bir bütün olarak algılanır. Örneğin bir olay ve durumu başka biri takip ederse, ilkinin sonucu olarak algılanır.

NASIL ÖĞRETELİM ?

 

  1. HAZIRLIK AŞAMASI:

Dersin hazırlık aşamasında öğretmen öğrencileri dersi öğrenmeye hazır hale getirmeye çalışır. Bunun için her şeyden önce öğrencilere bu konuyu neden öğrenmeleri gerektiği açıklanır. Öğrenciler dersin hedeflerinden haberdar edilir. Konunun ana hatları mümkünse tahtaya yazılır. Anlatılacak konuya ilişkin öğrencilerin ön bilgileri yoklanır. Sonra konuyla ilgili ilginç bir soru veya bir etkinlikle öğrencilerin konuya ilgileri çekilir. Anlatılacak konu ile öğrencilerin ilgi ve ihtiyaçları arasında bir bağ kurulabilirse ve yine öğrencilerin daha önce öğrendikleri ile o gün öğrenilecek konu arasında bir ilişki kurulabilirse öğrenciler konuya karşı daha iyi motive olacaklardır.

Birçok öğrenme kuramcısına göre, öğrencilere öğretilecek yeni bilgiler ve kazandırılacak davranışlar öğrencinin daha önce öğrendiği bazı bilgi ve becerilerin ders esnasında hatırlatılmasını ve kullanılmasını gerekli kılmaktadır (Fidan, 1982 s.45-51). Başka bir ifadeyle, öğrencilere yeni öğretilecek bilgiler ve kazandırılacak davranışlar ancak öğrencilerin daha önceden öğrendikleri bilgilere ve kazandıkları davranışlara dayalı olarak kazandırılabilir. Eğitim literatüründe öğrencilerin daha önce öğrenmiş oldukları bilgi, beceri ve tutumlara “giriş davranışları” adı verilmektedir. Öğrencilere yeni bir şey öğretmek öğrencilerin o öğrenme için zorunlu giriş davranışlarına sahip olup olmadığına bağlıdır. Giriş davranışları yeni öğrenmelerin başlangıç noktalarıdır. Bu nedenle yeni bir öğrenmeye başlamadan önce gerekli giriş davranışların öğrencilerimizde bulunup bulunmadığı belirlenmeye çalışılmalıdır. Eğer giriş davranışları eksik ise tamamlanmalı, yanlış öğrenmeler düzeltilmelidir. Öğretmen derse başlamadan önce öğrencilerin sahip oldukları giriş davranışları veya ön yaşantıları belirlemek için kısa bir ön test uygulayabilir. Uygulanacak ön testin sonuçları öğretmene öğretimin nereden başlaması gerektiği konusunda önemli ipuçları verir.

Öğretmen bazen öğrencilerin dikkatini konuya çekmek için bir olay, anı, fıkra ve espiriyle derse başlayabilir. Öğretmen konu ile ilgisi çerçevesinde kendi yaşantılarından bahsedebilir veya konu ile ilgili öğrencilerin yaşantıları varsa onları anlatmaları istenebilir. Dersin hazırlık aşamasında öğretmen ders esnasında kullanılacak metodları ve yapılacak etkinlikleri de öğrencilere açıklamalıdır.

Öğrencilerde yeni konuya karşı ilgi ve istek uyandırmak ve öğrencileri dersi istekle izlemeye hazır hale getirmek öğretmenin derse hazırlığına, tecrübesine ve sanaatkarlığına bağlıdır. Ayrıca, giriş aşamasında uygulanabilecek yöntemler (soru/cevap, gözlem, örnek olay ve tartışma) ve öğrencilerin karşı karşıya getirileceği görsel ve işitsel araçlar yardımıyla öğrenciler o günkü dersi izlemeye hazır hale getirilebilirler.

Dersin hazırlık aşaması 3-5 dakikayı geçmemelidir. Elbette bu süre içerisine öğretmenin yoklama yapması ve ders defterini işlemesi sırasında geçen zaman dahil değildir. Öğretmen bu etkinlikleri mümkün kadar kısa zamanda yapmalı, öğrencilere yapılacak duyurular ise dersin sonuna saklanmalıdır.

  1. SUNU AŞAMASI:

Sunu aşaması, bilginin öğrencilere takdim edildiği aşamadır. Öğrencilere verilmek istenen bilgiler, tanımlar, kavramlar, kurallar, formüller ve açıklamalar bu bölümde yer alır. Sunu basamağında öğrencilere sunulacak bilgiler aşama aşama, basitten karmaşığa, bilinenden bilinmeyene, somuttan soyuta ve yakın çevereden uzak çevreye doğru bir yol izlemelidir. Öğrencilere öğretilecek bilgilerin ve hedeflenen davranışların kazandırılabilmesi için gerekli uyarıcılar sunulmalıdır. Örneğin, konuyu açıklayıcı örnekler, şekiller, ve modellere yer verilmelidir. Ayrıca, konunun daha iyi anlaşılmasına yardım edecek anahtar sorulara da bu aşamada yer verilmelidir. Ders esnasında öğrencilere sorulacak sorular dersle ilgili öğrenmeleri pekiştireceği gibi, dikkatin istenilen noktalara çekilmesini de sağlayacaktır. Ders esnasında öğrencilere sorulacak sorular şu amaçlara hizmet etmelidir:

  1. Öğrencilerin konu ile ilgili ön bilgilerini (giriş davranışlarını) ortaya çıkarmak.
  2. Bilinmeyen bir noktayı öğrencilere buldurmak.
  3. Öğrencileri güdülemek.
  4. Öğrencileri düşündürmek.
  5. Öğrencilere öğrendiklerini tekrar ettirmek.
  6. Önemli noktaları vurgulamak.
  7. Öğrencilerde merak duygusu uyandırmak.
  8. Öğrencilerin anlatılan konuyu ne kadar kavrayıp kavramadığını ortaya çıkarmak.

Soru sorma öğretme-öğrenme sürecinin en önemli parçasıdır. Öğretmen öğrencilere daha çok hatırlatma, dikkat çekme, düşündürme, pekiştirme ve değerlendirme maksatları için sorular yöneltir. Öğretmen öğrencilere soracağı soruları çok iyi seçmeli ve bunları ders planında ayrıntılı olarak göstermelidir. Öğrencilere sorulacak sorular öğrencilerin seviyelerine uygun, açık ve anlaşılır olmalıdır. Sorular öğrencilerin düşünme, eleştirme, kritik etme ve kanıt getirme yeteneklerini geliştirmeli, öğrencileri öğrenmeye isteklendirmelidir (Fidan, 1982 s. 55-56).

Öğrenclere çeşitli beceri ve davranışları kazandıracak öğretim etkinlikleri yine dersin sunu aşamasında gerçekleştirilir. Öğretmen konu ile ilgili eğitici bir oyun oynatabilir. Yine konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacak bir gösteri veya bir deney yapılabilir. Küme çalışmalarına yer verilebilir. Öğretmen ele alınan konunun daha iyi anlaşılması için öğrencilere ipuçları verir.

İpuçları

İpuçları, “öğrencileri harekete geçiren ve istenilen davranışın yapılmasına yardımcı olan mesajlardır” ( Fidan, 1982 s.53). Başka bir deyişle ipuçları öğrencilere bir takım bilgileri öğretirken veya bazı becerileri kazandırırken örnekler verilmesi, sorular sorulması, derste geçen önemli noktaların tahtaya yazılması, konuşurken ses tonunun bellli noktalarda değiştirilerek vurgulamalar yapılması gibi etkinlikleri kapsar. İpuçları öğrencilere neyi öğreneceği ve bunları nasıl öğreneceği konusunda bilgi verir ve yol gösterir. İpuçları, öğrencilerin eski bildiklerini hatırlamasına, eski öğrendikleri ile yeni öğrendikleri arasında bir ilişki kurmasına ve bir etkinliğe yönelmelerine yardımcı olur (Fidan, 1982 s. 53). İpuçları öğrencilerin dikkatlerini belirli noktalar üzerinde yoğunlaştırmasına yardımcı olur, onları düşünmeye sevkeder.

Öğretmen bir konuyu öğrencilere sunarken mümkün olduğunca fazla ipuçları kullanmalıdır. Özellikle küçük sınıflarda öğrencilere bilgiler aktarılırken onların bütün duyu organlarına hitap edecek ipuçlarına başvurulmalıdır. Çünkü öğrencilerin bilgileri algılama biçimleri farklıdır. Bazıları duyarak öğrenirken, bazılarının duymanın yanında görmelerine de ihtiyaç vardır. Bazıları bir şeyi öğrenirken onu bizzat yaptığı (uygulama) zaman onu öğrenebilmeltedir. Bu da öğretmenin öğrencilere sunacağı ipuçlarının çeşitlenmesini gerekli kılmaktadır. Bir başka deyişle öğretmen öğrencilerin hem görerek, hem işiterek, ve hem de yaparak-yaşayarak öğrenmelerini sağlayacak zengin öğretme-öğrenme yaşantılarının sağlayıcısı olmalıdır.

Öğrenme esnasında öğrencilere sunulacak ipuçları 4 ‘e ayrılır:

  1. Sözel ipuçları,
  2. Görsel ipuçları,
  3. Hem sözel ve hem de görsel ipuçları,
  4. Yaşantılara dayalı olarak verilen ipuçları.

Sözel ipuçları daha çok öğrencilerin neleri yapmaları gerektiğini belirten ve ön bilgilerin hatırlatılmasını sağlayıcı ipuçlarıdır. Örneğin, öğrencilere sorular sorma, örnekler verme, yönergeler sunma , anlatım sırasında vurgulamalar yapma sözel ipuçlarına örnek olarak gösterilebilir. Ders esnasında kullanılan grafikler, şemalar, haritalar ve modeller bir konunun öğrenciler tarafından daha iyi anlaşılmasına yardım eden görsel ipuçlarıdır. Görsel ipuçları sözel ipuçlarından daha etkilidir. Görsel ipuçları öğrencilerin dikkatlerini çeker, onların olay, olgu, cisim ve soyut kavramları daha iyi anlamalarına yardım eder. Televizyon, film ve geziler yoluyla öğrencilere verilen ipuçları hem sözel ve hem de görsel yaşantılar kazandırır. Eğitim hedeflerine uygun olarak hazırlanmış video ve TV filmleri, bilgisayar programları, inceleme gezileri ve demonstrasyonlar (deney ve gösteriler) öğrencilere sunulan bilgilerin daha iyi öğrenilmesine yardım ettiği gibi öğrencilerde olumlu tutum ve becerilerin geliştirilmesi için önemli ipuçları sağlarlar. Öğrencinin doğrudan doğruya, yani yaparak yaşayarak edindiği yaşantılar modern eğitim anlayışında en önemli öğrenme biçimleridir. Bu nedenle bireylerin kendi kendilerine öğrenmelerini sağlayacak ipuçları başkalarının yardımıyla veya bazı araç ve gereçlerin yardımıyla edinilecek yaşantılardan daha önemidir.

Öğretim esnasında kullanılacak ipuçları, işe koşulacak strateji, yöntem ve teknikler eğitim ve öğretimin amaçlarına, öğrenci düzeyine ve ihtiyaçlarına uygun olmalıdır. Ayrıca, tüm öğrencilerin öğretme-öğrenme etkinliklerine etkin katılımaları sağlanmalıdır. Öğretmen öğrencilerin derse etkin katılımlarını sağlayıcı uygun pekiştireçler kullanmalıdır.

Katılım
Öğrenme konusunda yapılan birçok bilimsel araştırma öğrencinin öğrenme sürecine aktif olarak katılmadığı sürece öğrenmenin gerçekleşemeyeceğini ifade etmişlerdir. Çünkü bir kimse istemedikçe ona hiçkimse birşey öğretemez. Öğrenmeye katılma, “ öğrencinin kendisine sağlanan öğretim durumunun öğeleriyle etkileşmesi ve öğrenme çabasının içine girmesi “ anlamına gelir (Fidan, 1982 s.57). Öğrencinin öğrenmeye katılması her zaman onun soru sorması, açıklama yapması, örnek vermesi şeklindeki aktif fiziksel katılımını gerektirmeyebilir. Bazen sessiz ve hareketsiz zihinsel katılma fiziksel katılım kadar etkilidir. Öğrenci öğretim durumunda kendine sağlanan uyarıcıları kullanması, onlarla zihninde daha önceden varolanları birleştirmesi ve yeni anlamlar oluşturması onun öğrenme sürecine katıldığının işaretidir. Öğrenmeye katılma, öğrencinin kendisine verilen işaretleri kullanmasını ve bu işaretlere uygun şekilde davranmasını gerektirir. Öğrencinin öğrenmeye katılabilmesi onun “öğrenilecek konu ile ilgili daha önce edinilmiş olması gerekli bilgi ve becerilere sahip olmasına ve onları kullanabilmesine bağlıdır “ (Fidan, 1982 s.57).

Öğrenme olayına öğrencilerin katılımlarını belirleyen iç ve dış şartlar vardır. Dikkat, motivasyon ve zihinsel hazıroluş öğrencilerin öğrenmeye katılımlarını belirleyen iç şartlardır. Öğretme ortamı, öğretmen ve öğrenilecek konu ise öğrencilerin öğrenmeye katılımlarını belirleyen dış şartlandır. Dikkat, ister bireysel ister sınıfça yapılan öğrenme etkikliklerinin en önemli belirleyicisidir. Öğrencilerin dikkatini çekmek ve ders sürecince devam ettirmek öğretimin ve öğretmenliğin en can alıcı noktasıdır.

Dikkat, insanın duyu organları vasıtasıyla gelen uyarıcıların bir kısmının seçilmesine değerlendirilmesine ilişkin sürece denir. Öğrenmede dikkati etkileyen belli başlı faktörler şunlardır:

  1. Uyarıcının şiddeti ve niteliği dikkat çekicidir. Örneğin yüksek ses, parlak renk, hareketli cisimler öğrencilerin dikkatini çeker.
  2. Alışık olmadığımız uyarıcılar dikkat çekicidir. Öreneğin ders esnasında dersi monotonluktan çıkarıp değişikliklere (süprizlere) yer vermek öğrencilerin dikkatlerini o noktalar üzerine çekilmesine neden olur
  3. Öğretme esnasında kullanılan ipuçları öğrencilerin dikkatlerinin belli noktalar üzerine çekilmesine neden olur. Örneğin, öğretmenin “ şu noktalara dikkat edin !”, tahtaya yazılanları defterinize not edin !”, “ benzerlikleri ve farklılıkları görmeye çalışın !” gibi ifadeler öğrencilerin dikkatlerinin çekilmesine yol açar.
  4. Öğrenilmiş ipuçları dikkat çekicidir. Örneğin ders esnasında öğretmen öğrencinin bildiği bir şeyi konu ile ilgili örnek göstermesi. Gözü öğretirken fotograf makinasının örnek olarak öğrencilere göstermesi gibi.
  5. Çok zor ve çok kolay konulardan çok orta zorluktaki konular dikkat çekicidir. Örneğin bir öğrenci için konu çok zor ise öğrencinin isteği kırılacak, “ben zaten bunu başaramam” diye düşünerek dersi dinlemeyecektir. Yine çok kolay konuları için öğrenci “ben bunları zaten biliyorum “ diyerek önemsemeyecektir.
  6. Öğrenilecek konuya karşı ilgi duyulup duyulmadığı dikkatin toplanmasını veya dağılmasına neden olur. Örneğin öğrenci için anlamlı olmayan ve ihtiyacına cevap vermeyen konular onun ilgisini çekmeyecektir.
  7. Öğrenme ortamının fiziksel durumu ve öğrencinin sosyal ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığı dikkatin azalmasını ve çoğalmasını belirler. Örneğin gürültülü bir sınıf ortamında öğrencinin derse konsantre olmsı oldukça zordur. Yine sınıfda dışlanmış, başarısız olduğu için dışlanmış bir öğrencinin derse ilgisinin olmasını beklemek mümkün değildir.
  8. Öğrencilerin fiziksel ve sosyal ihtiyaçları; örneğin yorgunluk ve açlık dikkati azaltır.
  9. Öğrenilecek konunun özelliği dikkatin az yada çok olmasına neden olur. Örneğin matematiksel işlemler ve sayılar bazı öğrencilerin dikkatini çekmez.
  10. Öğrencilerde merak ve keşfetme duygularının olup- olmadığı onun konuya olan dikkat derecesini gösterir. Örneğin, öğretmen dersi analtırken öğrencileri mereklendıracak sorula sorar ve bir takım etkinliklere başvurursa öğrenciler derse daha fazla motive olacaklardır.
  11. Öğrencilerin kişilik özellikleri dikkat durumunu belirler. Örneğin, bazı öğrencilerin dikkati dağınıktır. Kafalarında birçok şey vardır. Bu öğrencilerin derse konsantre olmaları çok zordur.

Öğretmen dersin başlangıcında öğrencilerin dikkatlerini çekmeli ve ders süresince öğrencilerin dikkatlerini canlı tutmalıdır. Öğretmen okuttuğu sınıfın düzeyine göre öğrencilerin muhtemel dikkat sürelerini bilmelidir. Örneğin, ana okulunda dikkat süresi 5- 10 dakika, ilkokulun ilk kademesinde 15-20 dakika, ilköğretimin ikinci kademesinde ise 30 dakikadan fazla değildir. Bu dikkat süreleri ders ve konuların özelliklerine ve öğretmenin uzmanlığına bağlıdır. İyi bir öğretmen öğrencilerin nabzını çok iyi tutan kişidir. Bunun anlamı şudur: Öğrencilerin sıkıldıklarını farkedip öğrencileri dinlendirecek başka bir etkinliğe yönelmek ve bir süre sonra tekrar derse geri dönmektir. Öğretmenin ders esnasındaki konuşma biçimi, ses tonu, konuşma sırasında yaptığı vurgular, kullandığı jest ve mimikler dikkatin sağlanmasında ve devam ettirlmesinde oldukça önemlidir. Yine öğrencilerin derse aktif olarak katılmaları onların bir konunun öğrenilmesi sırasında dikkatlerinin sürekliliğini sağlar.

Öğretmen öğrencilerin derse katılımlarını sağlamak için neler yapılmalıdır ?

Öğretmen öğrencilerinin öğretme-öğrenme sürecine aktif olarak katılımlarını sağlamak için birçok yönteme başvurabilir. Aşağıda bu yöntemlerden bazıları belirtilmiştir:

  1. Öğrenmeyi öğrenci için anlamlı hale getirme. Bunu yapmak için öğretmen dersi veya konuyu öğrencilerin ilgi ve ihtiyaçlarına göre düzenlenmelidir.
  2. Öğrenciler dersin hedeflerinden haberdar edilir. Öğretilecek konunun ve kazandırılacak davranışların nerede ve nasıl işlerine yarayacağı belirtilmelidir.
  3. Öğrencinin düzeyine uygun hedef ve davranışlar yazılmalıdır.
  4. Planlama öğrencilerle birlikte yapılmalıdır. Öğrencilerin hangi konuları öğrenmen istedikleri ve bu konuları nasıl öğrenecekleri sorulmalıdır.
  5. Öğretme durumları öğrenci için zevkli bir hale getirilmelidir. Dersler monotonluktan çıkarılmalı, öğretmen öğrencilerde merak ve heyecan uyandıracak konu ve etkinliklere yer vermelidir.
  6. Öğrencilere düşündüğünü rahatlıkla söyleyeceği imkan ve ortam hazırlanmalıdır.
  7. Öğrencilerin öğrenme biçimleri ve öğrenme hızları dikkate alınmalıdır.
  8. Öğretmen derse öğrencilerin aktif katılımlarını sağlamak için grup çalışmalarına gereken önemi vermelidir.
  9. Öğretmen “anlatıcı” rolünü değil, “rehber, yol gösterici” rolünü ön planda tutarsa öğrencilerin öğrenme sürecine katılımları daha fazla olacaktır.
  10. Öğretmen derse katılan öğrencileri ödüllendirmeli, derse aktif katılım teşvik edilmelidir.

Derse her öğrencinin aktif katılımın sağlamak zordur. Fakat, öğretmen eğitim-öğretim ortamında gerekli düzenlemelri yaparsa ve öğrencilere daha çok “öğrenmeyi öğretme” yi hedeflerse öğrencileri hem zihinsel olarak ve hem de fiziksel olarak derslere katmış olur.

Pekiştirme

Pekiştirme bir davranışın ortaya çıkma ihtimalini arttıran uyarıcıların verilmesi işlemidir. Öğrenme esnasında öğrencinin gösterdiği olumlu davranıştan sonra öğretmen pekiştireç verirse, örneğin “aferin”, “çok güzel oldu” gibi ifadeler kullanır yada soruya doğru cevap veren öğrenciyi sınıfa alkışlattırırsa o davranış kalıcı olur. Pekiştireçlerin bir kısmı (olumlu pekiştireçler) davranışın tekrar edilme olasılığı arttırmak ve davranışı kalıcı kılmak için, bazıları (olumsuz pekiştireçler) istenmeyen davranışın ortadan kaldırılmasına yönelik olarak kullanılır. İstenilmeyen bir davranışın ortadan kaldırılmasına yönelik olarak kullanılan olumsuz pekiştirece ceza denir. Eğitim-öğretim sürecinde olumlu pekiştireçler olumsuz pekiştireçlere ya da cezalara oranla daha çok kullanılmalıdır.

Pekiştireçler kullanılırken öğrencinin özellikleri dikkate alınmalıdır. Örneğin, evinde her gün çikulata yiyen bir çocuğa ders esnasında uslu durduğu için dersten sonra çikulata vermek öğrenci için çok etkili olmayacaktır. Bu yüzden öğretmenin öğrencilerin nelerden hoşlanıp hoşlanmadıkları gözönünde bulundurulu pekiştireçler ona göre verilmelidir. Pekiştireçlerin verileceği zaman da çok önemlidir. Öğrencilere çok sık pekiştireç vermek pekiştirecin önemini kaybetmesine yol açar. Öğrencilere verilecek pekiştireçler kullanılırken şu hususlara dikkat edilmelidir:

  1. Pekiştireçler doğru davranışın hemen ardından verilmelidir.
  2. Öğrenciye pekiştirecin neden verildiği açıklanmalıdır. Örneğin, öğrenciye “bugün dersi dikkatle dinlediğin için sana bu ödülü veriyorum” diyerek ödülün verilmesinin gerçek sebebi açıklanmalıdır. Yine öğrenciye “bugün arkadaşlarını rahasız edip sınfın huzurunu bozduğun için oynadığımız

oyunda seyirci kalacaksın” gibi bir iifade kullanılarak öğrenci ye ceza verilebilir.

  1. Kullanılan pekiştireçler öğrencilerin ihtiyaç ve beklentilerine uygun olmalıdır.
  2. Verilen pekiştireçler öğrenci için bir anlam taşımalıdır.
  3. Pekiştireçler kullanılırken zamanlamaya dikkat edilmelidir. Örneğin pekiştireçlerin bazıları sabit olarak bazıları zaman aralıklı olarak verilmelidir. Pekiştireçlerin sıksık verilmesi öğrenci için pekiştirecin önemini yitirmesine neden olur.

Öğretmen özellikle zor konuların öğrenilmesinde pekiştireçleri daha sık kulanmalıdır.

  1. UYGULAMA AŞAMASI:

Dersin sunu basamağından sonra ele alınan konu bir kez öğretmen tarafından tekrar edilir. Öğretmen öğrencinin anlamadığını tahmin ettiği noktaları bir kez daha açıklar. Önemli görülen noktaların öğrenciler tarfından daha iyi anlaşılması için uygulamalar yapılır. Uygulama, öğrencilere sunulan bilgilerin kendilerine maledilmesi için girişilen çabalardır. Bir dersin uygulama aşaması öğrencilere kazandırılacak her türlü bilgi, beceri ve davranışların uygulamasının yapılacağı bütün etkinlikleri kapsar. Örneğin, öğerncilerin daha önce öğrendikleri bilgiler ile yeni öğrendikleri bilgiler arasında bağ kurmaları, konuyu özet olarak tekrarlamaları, alıştırmalar yapmaları, genellemeler yapmaları, kompozisyon veya rapor yazmaları bir dersin uygulama aşmasında yer alan etkinliklerdir. Ayrıca, öğrencilerin anlamadıkları veya eksik kalan yerlerle ilgili öğretmene sorular sormalarına da bu basamakta yer verilmelidir.

Uygulamanın basamağında öğrenilen bilgilerin dış dünya ile ilişkilendirilir. Bunun için, öğrenilen bilgilerin hayattaki izdüşümleri öğrencilere gösterilir (Özden, 98 s. 199). Başka bir deyişle, öğrenilen bilgiler gerçek hayattaki bilgilerle ilişkilendirilir, örnekler verilir, genellemeler yapılır, sonuçlar çıkarılır. Öğrencilerin öğrendikleri bilgilerin, beceri ve tutumların hayattaki pratik değerlerini görmeleri sağlanır.

Uygulamnın aşamasında, ayrıca öğrenilen bilgilerin içselleştirilmesine yani öğrencinin öğrenilenleri kendine maletmesine çalışı.lır. Öğrenciler öğrenilen bilgiler üzerinde düşündürülerek öğrendiklerinii geliştirme ve yorumlamaları istenir. Öğrencilerin öğrendikleri bilgiler ışığında problemlere daha mantıklı çözümler üretebilmeleri sağlanmaya çalışılır. Öğrencilere ilgi ve yetenekleri doğrultusunda araştırma projeleri ve öğrendiklerini geliştirme imkanları sağlanır.

  1. DEĞERLENDİRME AŞAMASI:

Bir dersin son aşaması değerlendirme aşamasıdır. Bu bölümde öğrencinin ne kadar öğrendiğinin belirlenmsine çalışılır. Değerlendirme ders planında belirtilen hedef ve davranışların öğrenciler tarafından ne ölçüde kazanılıp kazanılmadığını belirlenmesine ilişkin ölçme araç ve tekniklerinin kullanıldığı basamaktır. Bu ölçme araç ve teknikler, öğrencilere sorulan sorular, yazılı ve sözlü yoklamlar, çoktan seçmeli testler, uygulama sınavları , problem çözümü ve deneyler şeklinde olabilir. Dersin sonunda öğrencilerin konuyu analyıp anlamadıkları ölçmek için sorulacak sorular önceden hazırlanmalıdır.

Değerlendirme aşamasında öğrencilere öğrenmenin sonucu hakkında bilgiler veriler. Öğrenciler ne kadar öğrendiklerini, nerelerde yanlış yaptıklarını ve hangi noktalara daha çok çalışmaları gerektiğini bilirlerse daha iyi öğrenirler. Yine, öğrencilerin yanlışları varsa bunlar düzeltilir. Eksik öğrenmeler tamamlanır. Öğretmen tarafından yapılan bu çalışmalara geri dönüt- düzeltme adı verilir. Geri dönüt-düzeltme faaliyetleri öğrencilerin öğrenme eksiklerini ortaya çıkarma ve öğrenme güçlüğü çekilen noktaların belirlenmesinde önemli katkıları vardır.

Değerlendirme bölümünde öğrencilerin derste öğrendiklerini pratik hayata uygulayarak benimsemelerini, pekiştirmelerini ve daha kalıcı hale getirmelerini sağlayacak alıştırmalar da yer alır. Öğrencilere yaptırılacak bu alıştırmaların mahşiyeti, hangi amaçlarla ve ansıl yapılacağı ders planında daha önceden belirtilmelidir.

Dersin son bölümünde, öğretmen tarafında gelecek dersin konusu belirtilir. O gün anlatılan konu ile gelecek derste anlatılacak konu arsında bir bağ kurulur. Gelecek ders için öğrencilerin yapacağı hazırlık çalışmaları ve o günkü ders ile ilgili ödevleri verilir ve ders sona erer.

İdeal Öğretim

Eğitim ve öğretimin önemi ve önceliği günümüzde tartışılmaz bir gerçektir. Ancak eğitim ve öğretimin ne şekilde yapılacağına dair çok çeşitli metot ve usul geliştirilmiştir. Bu metotlar içerisinde öğretimin nasıl daha etkili bir şekilde gerçekleştirileceği önem kazanmıştır. Yapılan çalışmalar ideal öğretici ve ideal öğretim konusunda bazı ortak prensipleri ortaya çıkarmıştır. Düşünme merkezli etkin öğretimi belirleyen bu prensiplerden bazıları aşağıda kısaca tanımlanacaktır.

Düşünme ve Deneyim

  1. Her ideal öğreticinin birinci hedefi bilgileri ezberletmek değil, insani ve demokratik bir öğrenme ortamında öğrencilerin düşünme yeteneklerini geliştirmek ve yeşertmektir.
  2. Her ideal öğretici öğrencinin soru sormasına değer verir ve onu soru sorması için cesaretlendirir ve teşvik eder. Çünkü soru sorma, öğrenci ve hocanın düşünme yeteneklerini geliştirici bir fonksiyondur.
  3. İdeal öğretici, öğrencilere bir şeyi yarım ve eksik bilmenin ne gibi tehlikelere yol açabileceği konusunda sürekli uyarılarda bulunur. Bir şeyi eksik veya yarım bilmektense hiç bilmemenin daha doğru olduğuna inanır.
  4. İdeal öğretici bir şeyi ileri görüşlülükle ve zihinde tasarlanan bir amaca göre yapıp, sonuçları üzerinde değerlendirmelerde bulunmakla verimli ve doğurgan deneyimlerin kazanılabilineceğinin bilincindedir. Öğrenciler zihin modellerini anlamaya ve geliştirmeye çalışır.
  5. İdeal öğretici insan zihninin ve düşüncesinin, eylemin bizzat içinde yer aldığını bilir. Yaptıklarımızın kalitesini belirleyen o konudaki düşüncelerimizin kalitesinin belirlediğini idrak eder. Bu bağlamda düşünmenin kalitesini arttırmadan davranışlarımızın ve ürünlerimizin kalitesini arttırmanın imkansız olduğuna inanır.

Öğretimin Hedefleri

  1. Öğrenmenin gerçekleşebilmesi öğrencinin öğrenme kapasitesini arttırıcı bir öğrenme atmosferinin oluşturulmasına bağlıdır.
  2. İdeal öğretici, nelerin öğrenilebileceği ve bunların nasıl öğretileceğine önem verir. Öğrenmenin kalitesinin, hedeflere ulaşmada kullanılan yöntemlere bağlı olduğunun farkındadır.
  3. Müteakip öğrenmeler, öğrencinin hali hazırda öğrendiği şeyler üzerine kurulup inşa edildiğinden, öğrenme esnasında anlatılan şeyler, öğrenciye önemli ve anlamlı gelmelidir.

Dersin İçerikleri

  1. İdeal öğretici, dersin temel içeriğinin; öğrencilerin yeten ve ilgileri hangi düzeyde olursa olsun, herkesin beklentisini karşılayabilecek ölçüde, sosyal veya pratik öneme sahip bilgi ve örnekleri kapsamasına özel önem verir.
  2. Dersin içeriğinin mutlaka yerel ve bölgesel topluluğun ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik şekilde hazırlanmasına çalışır. İdeal öğretici derslerde sunulan bilgiler ve örneklerin, hem öğrencinin hem de toplumun gelecekteki yaşam kalitesini arttırmaya veya geliştirmeye yönelik olması konusunda son derece duyarlıdır.
  3. Dersin içeriği, öğrencinin sorgulama becerisini desteklemeli ve ilgili konuda anlam oluşturmalıdır. Bundan dolayı her dersin içeriğinin mutlaka kolaylıkla ulaşılabilen yazılı veya elektronik ortamlarda bulunması zorunlu değildir.

Öğretim Metotları

  1. İyi öğretim metotları, öğrencilerin ve öğretim kadrosunun duyarlılıklarını ve zihinsel yeteneklerini besleyen bir öğrenme ortamı oluşturabilmelidir.
  2. Ezbere dayalı ve anlamadan öğrenme yoluyla sadece sonuçlara veya alınan notlara odaklanma, anlamlı deneyimler kazandırmaz ve zihinsel kapasitenin büyümesine engel olur. Eğer öğretim görevlisi düşünme merkezli anlamaya dayalı bir öğrenme gerçekleştirecekse, ne sonuçlar (notlar) ne de araçlar tek başına yeterli değildir. Burada önemli ölçüt, öğrenilen bilgilerin değişik durumlara transfer edilebilirliği ile öğrencinin bunu ne ölçüde başarabildiğidir.
  3. İdeal Öğretici, öğrencinin deneyimi içinde kalan ve günlük yaşamındaki olaylarla ilişkili olan düşündürücü ve anlamlı analizleri gerektiren problemleri seçerek derlerde kullanır. Ayrıca problemi çözmek için yapılması gereken eylemlerin sonuçları üzerinde öğrencileri düşünmeye ve senaryo üretmeye teşvik eder. Her ideal öğretici, öğrencinin anlatılan konulardan yola çıkarak yeni fikirler ve düşüceler üretmesi için teşvik eder. İdeal öğretici, yaşamla ilişkilendirilmeyen bilgilerin zihinde kalıcı olmadığına inanır.
  4. İdeal öğretici, her öğrencinin öğrendiklerini ve düşüncelerini grupla paylaşmasını, ortak akıl ve değer üretebilmesini teşvik eder. Öğrenme aktiviteleri içerisinde grup çalışmasına, deneyimlerin paylaşılmasına, diyaloglara ve bireysel çalışmaya önem verir.
  5. Her öğretici, dersler arasındaki bağlantıyı ve içeriklerin mantıksal sırasını görebilmeli ona göre içeriği tanzim edebilmelidir. Öğrenciye de derslerin bütün içerisindeki yerini ve anlamını göstererek, ayrıntıda boğulmadan bütüncül bakış açısı kazanmalarını teşvik eder.

Öğreteni ideal öğretici yapmada ve öğretimi etkinleştirmede önemli olan bu hususlar, eğitim ve öğretimin özünü oluşturan rehber ilkelerdir. Umarız ülkemizin eğitim ve öğretim kadrosu her seviyede görevini bu prensipler doğrultusunda gerçekleştirir ve her öğretici ideal öğretici olur. (Ricard A. Gibboney ve Clark D. Webb, 1998, s.139).

KAYNAKLAR

Fidan, Nurettin. Öğrenme ve Öğretme. Ankara: Rehber Dağıtım, 1982.

Küçükahmet, Leyla. Eğitim Programalrı ve Öğretim :Öğretim İlke ve Yöntemleri. Ankara: Gazi kitapevi, 1997.

Büyükkaragöz, Savaş. Program Geliştirme. Konya: Kuzucular Ofset, 1997.

Demirel, Özcan. Genel Öğretim Yöntemleri.Ankara: KardeşYayınevi, 1998.

Phillips D.C ve J. Soltis. Perspectives on Learning. New York: Teachers College Press, 1991.

Özden, Yüksel. Öğrenme ve Öğretme. Ankara: Pegem Yayınları , 1998.

Taşdemir, Mehmet. Birleştirilmiş Sınıflarla Öğretim. Kırşehir: Baran Ofset, 1998.

 

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :