- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Kitle İletişim Araçlarının İşlevleri

Kitle İletişim Araçlarının İşlevleri sitemize 24 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

                                               GİRİŞ

   Yaşamın her alanında ikincil ilişkilerin hakim olmaya başladığı günümüzde,her toplumsal yapı için temel olan insan tipinin yaratılması sürecinde medyanın yeri giderek daha fazla önem kazanmaktadır.sosyalizasyon sürecinde ,önemli bir dönemi oluşturan çocuğun ilk sosyalizasyonunun yaşandığı aile ortamında da medya varlığını günden güne daha fazla hissettirmektedir .özellikle bu dönemdeki gelişmeler ya da eğilimlerin yapısı,çocuk birey ile medya arasında son derece önemli olmaktadır .Çünkü söz konusu ilişkide taraflardan birini oluşturan çocuk medya karşısında henüz bilinçlenmekte olan zayıf tarafı oluşturmaktadır bu nedenle medyanın işleyiş biçimi ye da kime ne neler sunduğu  ve nasıl sunduğu ,çocuğun sosyal kimliğini kazanma sürecinde önemli bir etken olmaktadır.

    Günümüzde, çocukların ve gençlerin eğitiminde de kitle haberleşme araçlarının etkisi çok büyüktür. Geçmişte çocuklar ve gençler için iki bilgi-haber kaynağı  vardı: Ana-babalar ve öğretmenler . Günümüzde buna üçüncü ve çok önemli bir kaynak eklenmiştir. Kitle iletişim araçları. Bütün çocuklar ve gençler sürekli olarak bu araçların etkisi altındadır. Bu konuda eğitime düşen görev meraklı, araştırıcı, düşünen uyanık ve eleştirici insanlar yetiştirmek için bu araçların etkilerin olumlu yönde olmasına  özen göstermektir.

Kitle iletişimi: Birtakım bilgilerin sembollerin birtakım hedefler tarafından üretilmesi,geniş insan topluluklarına iletilmesi ve  bu insanlar tarafından yorumlanması sürecine ”kitle iletişimi” adı verilir

Kitle iletişim araçları :kitle iletişiminde kaynak ile hedef arasındaki kanallara ise KİA Denir

KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARININ İŞLEVLERİ

    Günümüzde son derece önemli ve etkili olan kitle iletişim araçlarının birtakım işlevleri mevcuttur. Bu işlevleri sekiz başlık altında toplanmıştır. Bunlar; habercilik, toplumsallaştırma, motivasyon, tartışma-diyalog, eğitim, kültürel geliştirme, eğlence ve bütünleştirme işlevleridir. Bunlardan habercilik işlevi, kitle iletişim araçlarının temel ve en bilinen işlevidir. Bu işlev bilgi aktarma işlevi olarak da değerlendirilebilir. Gazetelerin sayfalarında, radyoların ve televizyonların haber saatlerinde verdikleri bilgiler bu işlevin bir göstergesidir. Toplumsallaştırma işlevi ise, günümüzün heterojen yapılı toplumlarında bireylerin bir  arada yaşamalarının sağlanabilmesi için toplumsal değerlerin yani kültürün, yayınlar aracılığı ile alıcılara iletilmesidir. Tartışma-diyalog işlevi, kitle iletişim araçlarının gerek ulusal gerekse uluslar arası düzeyde toplumun çıkarlarını, bu çıkarlar doğrultusunda hareket edilip edilmediğini gösterir. Diğer bir deyişle, kamu oyu oluşturma işlevi görür. Bu işlevi ile toplumda güçlü kişilere karşı eleştiri rolünü oynar. Eğitim işlevi, toplumsallaştırma işlevi ile bağlantılıdır. Topluma yeni üyeler kazandırma, bunları toplumun kültürel değerleri ile eğitme bu işlev içerisindedir. Böylelikle okulların tek bilgi kaynağı olma özelliği de azalır. Bir toplum sanatsal ve kültürel yapıtlarını kitle iletişim araçları ile yaymak suretiyle bunları korur. Böylelikle de kültürel geliştirme işlevi yerine getirilir. Kitle iletişim araçlarının bir diğer işlevi ise eğlendirmedir. İnsanları, evlerine yorgun geldiklerinde rahatlatmak, dinlendirmek için çeşitli yayınlar sunarlar. Bunların içeriği televizyonda spor, eğlence, magazin programları olabileceği gibi radyolarda da şiir, yarışma vb. yayınlar olabilir. Kitle iletişim araçlarının bütünleştirme işlevi, toplumsallaştırma, eğitim, kültürel geliştirme işlevleriyle paralellik gösterir. Bu işlevi ile, birey ve grupların birbirlerini tanımalarına, farklı kültürler arasındaki çatışmaları hafifletmeye yardımcı olur.

       TELEVİZYON

Televizyon hem göze hem de kulağa hitap edebildiği ve olaylara olguların çok uzaklardan olduğu anda olduğu gibi gözlenebilmesini sağladığı için bütün kitle iletişim araçlarının en etkilisi ve en güçlüsüdür .günümüzde çocukların televizyonla etkileşimleri çok küçük yaşlarda başlamaktadır hangi ülkede olursa olsun ,televizyonunun birincil kitle iletişim aracı durumunda oluşu değişmemektedir .çocuklar iki yaş civarında televizyonu açıp kapatabilmekte ,kanalları değiştirerek oynamaya başlamaktadır .dolayısıyla ,diğer kitle iletişim araçlarından çok önce ,televizyon çocuklar tarafından çok sevilen bir eğlence aracı olduğunu belirtmektedir .

      Televizyon aynı anda göze ve kulağa hitap edebilen bir araçtır .televizyon telefon ve fotoğrafın epistemolojik yönelimlerini en güçlü bir biçimde dışa vurmayı sağlayan elektronik nesnedir .televizyon sadece evrenle ilgili bilgilerimizin kaynağı değil  aynı zamanda bilme yollarına ilişkin bilgilerimizi de yönlendiren bir “üst araç” tır .televizyonla birlikte yazı kültürüne dayanan” yorumlama çağı”nın yerini” gösteri çağı” almıştır .

     Televizyon ışık hızıyla yayılan ,şimdiki zamanı merkezine alan bir araçtır .gösteri ve görüntü politikası çağında siyasal söylemin yalnız ideolojik değil ,tarihsel içeriği de boşaltılmıştır.[1]Televizyonda izlediklerimiz enformasyonu basitleştirilmiş ,tözsel ve tarihsel içerikleri boşaltılmış ,bağlamından koparılmış biçiminde sunulandır .kısaca televizyon haberi eğlence paketine sokan bir araçtır.

                                                                 TELEVİZYON TARİHİ

Televizyonla ilgili bu genel değerlendirmeden sonra kısaca toplumsallaştırma açısından onun tarihine bakalım .ilk olarak televizyon gösterisi ABD de 1939  yılında New york fuarında gerçekleşti .televizyon sanayi toplumunda ulus devlet çerçevesindeki toplumsallaştırma ortamında doğdu .bu nedenle televizyon kamu hizmeti görmeye başladı ulus-devlet politikasına uygun ,devletin denetiminde yayın yapmaya başladı.Türkiye de ise 1968 yılı ocak ayında televizyon yayınları başladı .ilk yıllardaki yayınlar aynı ABD de olduğu gibi ,devletin denetiminde ulusal bütünlüğü sağlamaya yönelik bir toplumsallaştırmayı amaçlayan nitelikteydi

                                                               TV VE İŞLEVLERİ

      Bilgilendirmek ,eğitmek ve eğlendirmek televizyona verilen üç temel görevdir .televizyon   bugün maalesef bunlardan üçüncüsünü çok iyi bir biçimde yerine getirmektedir .reklamın televizyona girmesinden sonra ,tüm kanalların amacı en fazla ilgi uyandırmak ,en fazla reklam  çekmek maksimum karı sağlamaktır .halkın ilgisini çekmenin iki yolu vardır : skandal ve duygu .halkı hayrete bırakmak ,biraz gıdıklamak ,skandallar yaratmaktır .bunun yolu da seks ve kandan geçmektedir. televizyonun zamanla gerçek dünyadan uzaklaşıp sanal bir dünya yaratmasının temel nedeni bu endişelerden kaynaklanmaktadır .

                                                          TV VE ÇOCUK GELİŞİMİ

Çocukların dış dünyayı algılamak için kullandıkları en önemli duyu organı gözleridir .çocuklar dış dünyadaki olayları daha çok görme duyusuyla algılamaktadır .başlangıçta ,bir çocuk için öğrenme gördüklerini taklit etmektedir .televizyon ise görsel mesajlarla bu duyuya hitap etmektedir. Ayrıca ,televizyon sadece göze değil ,kulağa  da etki yapabilmektedir

        Hemen hemen her evde ve her yerde bulunan ve çocuklar tarafından yoğun olarak izlenilen televizyonun çocuklar üzerindeki etkileri pek çok kişi ve kurumu ilgilendirmektedir .genellikle ,çocuklar yetişkinlere yönelik programları da izlerken ,yetişkinin vakit geçirmek amacıyla izlediği bir program ,çocuğun yeni beceriler kazandığı ,insanlar arası ilişkiler konusunda yeni fikirler edindiği bir öğrenme ortamı olabilmektedir

Yetişkinler tarafından dinlenen ve izlenilen televizyon yayınları okul öncesi çocuklar tarafından da dinlenip izlenmektedir … televizyon okul öncesi çocukların yaşamında dünyaya oldukça erken açılan pencerelerdir .pencerelerin gereğinden fazla açık tutulması ,çocukların üşütüp hasta olmasına ,gerekli önlemler alınmazsa düşüp sakatlanmalarına ,tüm yaşamları boyunca onları ve çevresindeki ,olumsuz etkileyecek hastalık ve sakatlıkların oluşmasına ve hatta yaşamlarını yitirmelerine neden olabilir …aile ve yakın çevresindeki insanların dışındaki bir çok insanı ,hayvanı bitkiyi dünyanın bir ucunda sürdürürken savaşları ,bu savaşlarda öldürülen insanları ,uzaya fırlatılan bir uzay aracını ,kuşlar gibi istediği gibi uçabilen film ve çizgi film kahramanlarını ,aşk ,kin nefret ,ihtiras duygularıyla yüklü insanların davranış ve tutumlarının yetişkinlerle birlikte izleyen çocuk ,anlayamadığı duygular kavrayamadığı sorular ve yanıtlayamadığı sorularla yüklenmektedir .yaşamın başlangıcında minicik ayakları üzerinde durmayı öğrenirken ,diğer yandan da yetişkinlerle aynı nispette koşmaktadır.

  Bir çocuğun ergenlik çağına kadar eğitimle bir başka deyişle toplum içindeki yaşamıyla öğrendikleri ,içselleştirdikleri değer  tutum davranış biçimleri onun çocuk kültürünü oluşturmaktadır .

   Söz konusu süreci kapsayan dönem iki aşamadan meydana gelmektedir .ilki çocuğun altı yaşına gelinceye kadar yani okula başlayıncaya kadar olan dönemdir .ikincisi de okul yaşamına başlamasından ergenliğe kadar olan dönem yani ilköğretim dönemi olmaktadır .iki aşamadan oluşan bu dönem ,insan davranışlarını  büyük ölçüde belirleyen temel kişilik örgütlenmesinin kazanıldığı bir dönem olması nedeniyle büyük bir önem arz etmektedir .[2]

     Ailenin tek ye da temel toplumsal kurum olduğu toplumlarda ,çocuğun davranışlarının açıklanması , anlaşılmasında referans kaynağı aile iken günümüz toplumlarında aile söz konusu sorumluluğunu ye da referans olma özelliğini diğer toplumsal kurumlarla paylaşma durumundadır .çünkü günümüzde bir aile ortamında dünyaya gözlerini açan çocuk ,ebeveyniyle iletişime girmekle kalmayıp ,ilk günden itibaren bir kitle iletişim aracı olan tv ile de iletişime girmektedir . çocuk –medya-televizyon ilişkisinde çoğu zamanlar çocuğun oyalanması için TV’nin özellikle ebeveyn tarafından açıldığı da sıkça gözlenebilen bir durumdur .çocuk doğumdan iki yıl gibi süre sonra  da zaten kendisi doğrudan TV ile temasa geçebilmekte Ve onu istediği kanallara yönlendirebilmektedir .

         Böylece çocuğun ilk andan itibaren kolayca ulaşabileceği bir mesaj kaynağı olarak televizyonda  izlediği durumları ,olayları ,çocuk ilgi alanına alabilmekte ve uygulamaya sokabilmektedir .böylece çocuğun yaşamına giren semboller ,roller , kurallar doğrudan yada dolaylı olarak içinde bulunulan durumun yapısıyla bağlantılı olarak ,onun sosyal kimliğinin oluşmasında ye da sosyalizasyonunda önemli bir katkı yapabilmektedir .o da aile ortamındaki büyükler gibi çocuğa nasıl olması gerektiğini söylemekte  ve göstermektedir.

                                                               TV VE ŞİDDET

     Yapılan çalışmalar ,şiddet öğesinin yer aldığı programları izleyen çocukların ,şiddet öğesi içermeyen  programları izleyen çocuklardan daha saldırgan davranışlar sergilediğini ortaya koyarak öncelikle çocukların gördüklerini taklit etme yoluna gidebildiklerini ortaya koymaktadır . burada ,taklit etme yada izlediği davranışı yaşama geçirip geçirmeme durumu üzerinde izlediği programda söz konusu davranışa gösterilen tepkinin ve ait olduğu aile yapısının etkili olduğu da yine araştırmacılarca saptanmıştır [3]

     Çocuk filmlerinde yer alan şiddet öğesinden çocukların olumsuz etkilendiği yada etkilenme olasılığının çok yüksek olduğu ,çeşitli şekillerde ifade edilmesine ,hatta ender de olsa çocukların öldürme ile sonuçlanacak davranışlar bile sergilemesine karşın mevcut medya işleyişinde ,bu durum ,bir değişiklik yapma sonucunu getirmemektedir .aksine söz konusu filmlerin uzantıları ,gıda ,oyuncak tekstil sektörlerinde de görülmekte ve böylece şiddet halkası çocuğun yaşamının  her alanını sarabilmektedir .

    Birçok araştırma televizyonda gösterilen şiddet içerikli görüntülerle izleyicilerin saldırgan davranışları arasında ilişkiyi ortaya koymaya çalışmıştır  .küçük bir Amerikalı günde 3 saat televizyona bakınca 12 yaşından önce 8 bin ölüme ve 100 binden fazla şiddet edimine şahit olmaktadır .ekrandaki şiddetin davranışlara nasıl yansıdığını saptamak için Amerikalı psikolog Albert Bandara bir deney yapmıştır .Albert çocuklara küçük  bir  film  göstermiş ve .bu film de yetişkin kişi oyuncak bebeğe kötü muamele etmiştir .filmi izleyen yumurcakların da filmin kahramanı gibi saldırgan davranışlar sergilediği görülmüştür .1995 yılında Amerika da Mediaskope tarafından gerçekleştirilen bir incelemeye göre ise  ekrandaki şiddet eylemlerinin %73 ü cezalandırılmamaktadır şiddet görüntülerinin   aşırı tüketimi zamanla duygusuzluk yaratmaktadır .tabi kuşkusuz şiddetin çocuklar üzerindeki etkileri ancak ergenlik döneminden itibaren ortaya çıkmaya başlamaktadır [4]

         Şiddet içeren bir filmin ortaya çıkardığı düşünceler anlamsal olarak ilişkili başka  düşünceleri de bilince çıkarabilir ve bunlar da seyircilerin daha başka saldırgan duygu ve düşüncelere sahip olmaları olasılığını artırır. Bütün bunlar kendiliğinden ve fazla düşünmeye gerek kalmadan olup bitebilir. Bu şiddet içerikli filmleri izleyenlerin büyük bir kısmını da çocukların ve gençlerin olduğu unutulmamalıdır. Çocuk televizyonda izlediği programlardaki karakterleri, davranışları gözlemleyerek,  ve model olarak öğrenir.

  Gözlemleyerek öğrenmeyle, çocuk yalnızca saldırgan davranışları öğrenmez, bu davranışlara ne zaman başvuracağını ve bunlardan ne zaman kaçınılması gerektiğini de öğrenir.

Saldırgan davranışların gözlemlenmesi seyircilerde saldırganlıkla ilgili düşünce ve fikirlerin uyarılmasına yol açar; bu düşünceler duygulara yayılır seyircileri saldırgan eyleme daha hazır hale getirir. Televizyonun, saldırganlığın, yerine ve zamanına göre, kabul edilebilir ya da onaylanabilir olduğu düşüncelerini güçlendirici etkisi vardır. Televizyonda ahlaksal olarak onaylanan türden saldırganlığı seyreden birey, saldırgan davranışın kışkırtma durumunda uygun bir davranış olduğu sonucunu çıkartabilir.

Saldırganlıkla ilgili düşünceleri uyarılan öğrenci sınıf ortamında da saldırgan davranışlara başvurabilir .Bu davranışlar arkadaşlarına ve hatta öğretmenlerine karşı olabilir. Özellikle lise öğrencileri böyle bir tutum içerisine girdiklerinde sınıf içerisinde öğretmen, hiç beklemediği davranışlarla, karşı koymalarla karşılaşabilir. Özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerin kendilerini kanıtlama eğimleri vardır. Bunu rencide edebilecek her türlü davranışa karşı saldırgan bir tutum gösterebilir. Öğretmenin sınıf ortamında böyle bir durumun gerçekleşmesine imkan vermemesi gerekir.

                                                          TV VE MODEL ALMA

  Kitle iletişim araçları izleyenlere bilgi üretimi ve aktarımının yanı sıra birtakım davranış modelleri de sunar tv programlarındaki,çizgi romanlardaki ye da masallardaki kahramanlar davranışlarıyla insanlara model olabilirler bu kahramanları kendine model olarak alan izleyiciler  de onlar gibi davranmaya ve hareketlerini taklit etmeye yönelebilirler bu durumda izleyicilerin modelden öğrenmeleri söz konusudur

      İnsanlar başka insanları kendilerine model aldıklarına göre, kitle iletişim araçlarında sunulan modellerin niteliği önem kazanmaktadır .kitle iletişim araçlarını izleyenler ,işbirliği ,yardımseverlik gibi olumlu birtakım sosyal davranışları taklit edebilecekleri gibi ,saldırganlık ve benzeri birtakım istenmeyen davranışları da taklide yönelebilirler. Özellikle çocukların ,televizyonlarda ,filmlerde sergilenen saldırganlıkları taklit ettikleri yolunda araştırma bulguları vardır

   Çocuklar İlk çocukluk yıllarından itibaren kendilerine model olarak seçtikleri TV deki dizi kahramanlarının özelliklerini ,günlük yaşamlarına ve oyunlarına yansıtmaya başlarlar .bu film kahramanlarının” danry sevimli ,dev çık ortaya “,”atom karınca geliyor iş başına “, ormanlar kıralı Tarzan aaa” gibi sloganlarını oyunlarına yansıtırlar .film kahramanları ,çeşitli davranışlarla çocuktaki saldırganlık dürtülerini harekete geçirebilir ve onu saldırgan yapabilir .çünkü çocukta dürtülerini frenleme yeteneği çok zayıftır .bu nedenle olumsuz uyarımları içeren bir TV filmi çocuğu saldırganlığa iten etkenlerden beklide en güçlüsü ve yaygınıdır .ancak çocuğun etkilenmesinde kişilik özellikleriyle yakın çevre faktörlerinin rolü de  büyüktür .

Buna güzel bi örnek olarak Geçtiğimiz senelerde “Pokemon” adlı bir çizgi filmi izleyen bir çocuğun çizgi filmdeki uçan bir karakteri taklit ederek kendisini evinin balkonundan atması gazetelere ve televizyon haberlerine yansıyan bir olaydır. Bu olaydan sonra çizgi film yayından kaldırılmıştır

Çocuk kitle iletişim araçlarıyla çeşitli tecrübe ilişkilerinin ötesine uzanan toplumsal tipler ve yaşama tarzları hakkında bilgi edinir. Bununla birlikte, medya, film ve televizyon yıldızlarının belirgin tip ve davranışlarının sembolü olmaları neticesinde, bu araçların temsil ettiği  tipleri gençlerin benimsemesinde bu araçlar önemli yere sahiptir. Bu tipler çocuklar ve gençler tarafından  rol oynama ve taklit kaynakları olarak kullanılır. Çocuk ve gençler buradaki kahramanlık vb. davranışlarla özdeşleşir ve onlara tapacak derecede bir hayranlık geliştirebilirler

Günümüzde de okulu konu edinen bir çok dizi yayınlanmaktadır. Bunlar içerisinde “Koçum Benim” ve “Hayat Bilgisi” öğrenciler tarafından en çok izlenen ve sevilen dizileridir. Özellikle “Hayat Bilgisi” öğrenciler tarafından daha fazla ilgi görmektedir. Bu dizilerde öğrencilerin derse ve öğretmene karşı tutumları, birbirlerine yaptıkları şakalar, öğretmeni kandırmak için yaptıkları planlar, arkadaşlık ilişkileri kullandıkları kelimeler, kız-erkek ilişkileri kısacası yaşadıkları farklı tiplemelerle anlatılmaya çalışılmaktadır.

Bütün bu özellikler, özellikle lise öğrencileri tarafından gözlenmekte ve bu dizilerdeki karakterin göstermiş oldukları davranışlar öğrenciler tarafından taklit edilmeye çalışılmaktadır. Öğrenci bu dizi de gördüğü farklı bir karakterle kendisine özdeşleştirebilir. O karakterlerin sergilemiş olduğu bütün davranışları sınıfta uygulayabilir. Bu davranışların iyi ya da kötü olması önemli değildir. Önemli olan onun gibi davranmaktır. Görüldüğü gibi öğrenci izlediği dizideki bir karakteri bu şekilde sınıfa taşımaktadır. Taklit edilen davranışlar olumsuz sonuçlar yaratan davranışlarsa bunlar sınıf içerisinde öğrenme ortamını olumsuz etkilerler ve etkili bir sınıf yönetiminin gerçekleşmesine engel olurlar

                                                                TV VE TÜKETİM

       Medya ve çocuk ilişkisinde yer alabilen bir öğede sürekli tüketime yöneltilmek istenilen çocuk için özendirici bir etken olarak dağıtılan ödül olmaktadır .satın alımı,tüketimi sağlamak için medyada yoğun bir hediye kampanyası görülebilmektedir .çocukların son derece duyarlı olduğu araştırmalarla saptanmış olan ürünle birlikte hediye verme olgusu ,ülkemizde de sıklıkla başvurulan bir satış yöntemidir

      Bu konuda yapılan bir araştırma ,örneklem grubunu oluşturan çocukların yarısının bir ya da birden çok ürünü ,hediye kazanma düşüncesiyle istemiş olduklarını ortaya koymuştur .söz konusu yönelimde hediyelerin etkili olması doğal olarak ebeveynin olumlu tavrına bağlı olmaktadır . bu hediye uygulamaları,tüketiciyi koruma örgütlerinin sert eleştirilerine de hedef olmaktadır .

        Sonuçta böylesi uygulamalar ,çocukların seçimlerini sağlıklı yapabilme koşulları üzerinde olumsuz bir etki yapabilmektedir .özellikle burada ,çocukların karar verme süreçlerinde etkili olan diğer bir sosyalizasyon ajanlarının da etkili önem taşıdığını belirtmek gerekir .diğer bir yandan toplumumuzda armağanın yapılan tercihler üzerinde etkili olma durumunu yetişkinlerde  de gözlemek mümkün olmaktadır .özellikle bu olay ,gazetelerin promosyon uygulamalarında ,satış miktarındaki dalgalanmalarda açıkça görülmektedir .dolayısıyla medya ,gerek yetişkinlere gerekse çocuklarla ilişkisinde ,istendik tüketicinin yaratılması sürecinde ,temelde aynı yöntemleri uygulayarak ,kuşaklar arasında olumsuz uyumu sağlama yönünde işlev görebilmektedir .

     Yine. Televizyonda yayınlanan reklamlar da  çocuk üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Reklamlar çocuğun yanlış tüketim eğilimini artırır. Televizyon izleme ve tüketim konularında çocuğa küçük yaşlardan itibaren verilebilecek bir eğitimin önemli rolü genellikle küçümseniyor. Oysa, bu sayede çocuk reklamlarla arasına belli bir mesafe koymayı ve daha akılcı bir tüketici olmayı başarır. Böyle bir eğitimi okul üslenebilir. Ancak ailelere de görevler düşer. Baştan çıkarmayı ön planda tutan bir  toplumda yaşıyoruz, çocuğun bu baştan çıkarıcılıktan nispeten az etkilenmesi için çocukları bu konuda eğitmemiz gerekir.

                                         TV İZLENME NEDENLERİ VE SÜRESİ

  Prof. Dr. Birsen GÖKÇE tarafından yapılan araştırmada lise öğrencilerin televizyon izleme nedenleri araştırılmıştır. Lise öğrencilerine uygulanan bu araştırmanın sonuçları şöyledir: Lise öğrencilerinin %34,1’nin hoşuna giden programları gösterdiği için televizyon izlediği . Televizyonu eğitici bulduğu için izleyenlerin oranı ise %30,5’dir. Öğrencilerin %18,6’sı televizyonu zaman geçirmek için eğlenceli bir araç olarak görürken, %8,1’i yapacak başka işleri olmadığı için, %5,1’ide para harcamayı gerektirmeyen bir eğlence aracı olduğu için televizyon izlemektedir. Televizyon izleyemeyenlerin oranı ise %3,1’dir.

  .Fransa da çocukların %30 u her gün 3 saat 28 dk küçük ekran karşısında kalıyorlar .uluslararası çocuk merkezi tarafından gerçekleştirilen bir incelemeye göre iki yaşındaki çocuklar televizyon açmayı biliyorlar .üç yaşında da her gün televizyona bakıyorlar  .Fransa da yapılan başka bir araştırmaya göre : 4-10 yaşları arasındaki çocuklar 1 saat 45 dk ; 11-14 yaş arası 2 saat 1 dk ; büyükler se 2 saat 45 dk televizyona bakmaktadırlar ülkemizde yapılan araştırmalarda ise 1997 yılında ,Ege üniversitesi anaokuluna  giden çocukların ebeveynlerinin ifadesine göre : çocukların %56 sı günde 2 ,%44 üde 3 saat televizyon seyretmektedirler .

Üst toplumsal kesimlerin gittiği Alsancak Gazi ilkokulunda erkek çocukların %40 ı 3 saatten fazla kız çocukların ise %40 ı 2-3  saat arasında televizyona baktıklarını söylediler.Büyük çiğli ilköğretim okulunda erkek çocukların %53 ü kız çocuklarının %66 sı ortalama 1 saat televizyona baktıklarını söylediler bu verilere göre üst toplumsal kesimlerin çocuklarının günde ortalama 2.5 saat alt toplumsal kesim çocuklarının ise 1.5 saat televizyona baktıklarını söyleyebiliriz.Ayrıca erkek çocukların daha fazla televizyona baktıklarını söyleyebiliriz .ataerkil değerlerin egemen olduğu ailelerimizde erkek çocuklarına daha fazla televizyona bakma olanağı verilmektedir .

  Yine ABD de yapılan araştırmalara göre çocuklar orta öğretimleri süresince 12 bin saat okulda 15 bin saati de tv ekranın başında geçirmektedir

           Televizyonun çocuklar açısından zararlı sonuçları şu şekilde sıralanabilir:

-Çocuğu yararlı etkilerden alı koyabilir, onu edilginleştirir, yaratıcılıktan ve etkinlikten uzaklaştırır.

-Çocukta tek tip değer yargıları geliştirebilir.

-Duygusal yönden güven içinde olmayan çocuklar endişe ve korkular geliştirebilir. Onlarda sürekli korku içinde olma gibi davranışlar geliştirebilir.

  -İlkokul yıllarında kişiliklerin biçimlendiği dönemde onlarda saldırganlık duyguları geliştirebilir.

-ABD’ de özellikle çocuklar arasında şişmanlık yaygındır: Bunun sebebi, televizyon karşısında saatlerce kıpırdamadan oturmak ve abur cubur yemektir.

-Çocuklar gerçekle gerçek olmayanı ayırt etmekte güçlük çekerler .Gözleri önünde olup bitenin bir oyun yada temsil olduğunu bilmez, gerçek sanırlar. Süpermen gibi uçmaya çalışırlar [5]

-televizyon halsizlik ,baş ağrısı ,uyku bozuklukları stres ve endişelere yol açarak çocukların sağlığını bozabilir.

-Çocuğun aşarı bir biçimde televizyona bakması onu okumaktan ,sinema ve tiyatroya gitmekten ,hatta oyun oynamaktan yoksun bırakmaktadır

.-çocuğun sosyal ilişkileri zayıflamakta içe kapalı bir insan haline gelmektedir .çocuğun yaşamı televizyon programlarıyla düzenlenmektedir

.-çocuk anne ve babasıyla yemek yemek için masaya bile oturmamaktadır .yemek ekran önündeki çocuğa tepsi içinde sunulmaktadır .çocuk yemek yerken televizyona bakmaya devam etmektedir

-Çocuklarda televizyon seyretme alışkanlığı sadece okul başarısını etkilemekle kalmayıp

fiziksel, sosyal, zihinsel ve duygusal gelişimlerini de yavaşlatmaktadır.

-. televizyon bağımlısı çocuklar daha sinirli ve daha saldırgandır. Yaşlarına uygun olmayan programları izlemeleri halinde kafaları karışır, ruh sağlıkları bozulur.

-Televizyona düşkün çocuklarda sosyal beceriler zayıflamaya ve içe dönük bir kişilik gelişmeye başlar.

 -Ailesiyle, arkadaşlarıyla ve diğer insanlarla sosyal ilişki kurmada isteksiz davranırlar

. -Televizyon izleyen bir çocuk, kendisi birşey üretmemekte, sadece başkaları tarafından üretilen şeyleri izlemekte veya oynamaktadır. Hazırı kullanmaya alışmış bu çocuklarda el becerileri ve motor hareketler gelişmez, büyüklerin yardımı olmadan kendi başlarına bir iş beceremezler.

 -Zihinsel ve duygusal gelişimleri de normal değildir. Olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kuramaz, bilgiyi yorumlayamazlar

. -Kitap okumak ve ders çalışmak gibi zihinsel çaba gerektiren işlerden hoşlanmazlar.

 -Televizyon karşısında daima alıcı durumunda oldukları için konuşmaya ihtiyaç duymamakta, dolayısıyla dil becerileri gelişmemektedir

.- Dil becerileri zayıf olduğu için başkalarıyla diyalog kuramaz, duygularını ve düşüncelerini doğru ifade edemezler.

-Küçük yaştan itibaren televizyon izlemeye alışan çocuklarda gelişim bozuklukları daha belirgin ve daha ciddidir. Bu çocuklar akranlarına nazaran daha geç yürür ve daha geç konuşurlar.

-Anneye aşırı bağımlıdırlar. Yabancılarla duygusal ilişkiye giremezler. Öpülmekten ve kucaklanmaktan hoşlanmazlar. İsimleriyle çağırıldıkları zaman tepki vermezler.

 -Yaşıtlarıyla oyun oynamayı ve oyun kurmayı beceremezler. Ellerini ve parmaklarını iyi kullanamazlar. Çarşı, pazar, toplu taşıma araçları gibi kalabalık yerlerde bulunmaktan hoşlanmaz, huysuzluk gösterirler. .

Televizyon çocuklar üzerinde meydana getirdiği olumsuz etkileri açıklayan birkaç örnek şu şekildedir:

-Los Angeles’te bir hizmetçinin, evin 7 yaşındaki oğlunu pişmekte olan kuzu  haşlamasına, dövülmüş cam serperken yakalaması ve çocuğun amacının, televizyonda gördüğü benzeri bir olaydaki gibi, ev halkının ölüp ölmeyeceğini denemek olduğunu söylemesi.

-Boston’da 9 yaşındaki  bir çocuğun karnesindeki zayıfları en kestirme yoldan çözümlemek için öğretmenine yılbaşında zehirli çikolata göndermeyi babasına teklif etmesi ve sebep olarak,  TV’ de  bu yoldan karısını öldüren bir adamın yakalanamadığını söylemesi.

-1965 yeni yıl sabahında, New York’ta WNEW televizyonunda bir şov sırasında, spikerin, sesini alçaltarak “Babanız uyuyor mu? Uyuyorsa cebindeki cüzdanını açın, kimseye göstermeden üzerinde eski başkanların resimleri bulunan yeşil kağıtlardan birkaç tane alın, bir zarfa koyup şu adrese yollayın” demesinin ertesi günü spikerin TV istasyonundaki adresine içinde dolarlar bulunan zarfların yağmaya başlaması, fakat sorumlularca farkına varılarak duruma el konulması.

-Televizyondaki bir filimde, bir ıslah evindeki çocuk çetesi tarafından bir lehimce aletinin sapıyla  gerçekleştirilen ırza geçme olayını izleyen 9-15 yaşlarındaki dört çocuğun, dört gün sonra, San Fransisco Plajlarının birinde iki küçük kıza aynı şeyi bira şişeleriyle uygulamaları.

Bütün bu örnekler televizyon programlarının çocuklar üzerinde ne kadar etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bütün bunlar çocuğun kişiliğinde iz bırakacak etkilerdir

 

  Televizyonun olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak ve olumlu duruma getirmek için alınması gereken önlemler

 Kuşkusuz bu önlemler baskı yoluyla değil bilinç aracılığıyla gerçekleştirilebilir .medya konusunda çocuğu eğitmek gerekir .bu konuda uzmanların bazı görüşlerine yer verilebilir.

-Televizyonu ayin haline getirmekten kaçınılmalıdır ,aksi halde televizyon bir koşullandırma ve bağımlılık yaratmaktadır.çocuklara eşlik etmek ve onlarla diyalog kurmak gerekir.

-Televizyon izleme süresini iki saat civarında tutmak gerekir televizyonu kapatma konusunda tereddüt yaşanmamalıdır.çocuğun kelime hazinesini geliştirmek yerinde olur.

-Görüntülerin kelimelerle ifade edilmesinin sağlanması gerekir.Amerikalılar televizyon önünde çivilenen çocukların ,günlük konuşmalarından 300 kelimeden fazlasını kullanmadıkları saptadılar .

-Televizyonda verilen mesajın çözümlenmesinin öğretilmesi gerekir .mesajın çözümlenmesinin kültürü sadece zorlayıcı bir açıklamayı  tanımamıza olduğu kadar,etkilenmez bir varlık olmayı da öğrenme olanağı verir

– .televizyon gerçeği kendine göre yeniden inşa etmektedir yani yapay bir dünya yaratmaktadır .çocuklara sıkça şunun hatırlatılması gerekir .televizyonda bize istenilen gösterilmektedir yoksa gerçek dünyamız olduğu gibi aktarılmamaktadır

-.çocuklara belirtibilim  bilinçlerini geliştirmelerini öğretmek gerekir .her görüntü simge ,anlamlayan anlamlanan ve başvurulan arasındaki farkı ortaya koyarak ,zeki bir biçimde ona bakmayı öğrenmemizden itibaren eğitici olur.birçok öğretmene göre okulun görevi televizyonun iyi kullanılmasını öğretmektir.

              – Televizyonun önemli yönleri de vardır .televizyon önünde geçirilen zamanın değerli kılınması söz konusu olabilir bu konuda  .Maguy Chailley,çocukların televizyondan belli bilgileri edindiklerini saptamıştır

 – Televizyonun tek kültürel kaynağını oluşturan pilot bölgelerde yapılan çalışmalarda çocukların öğrendiği kelimelerin önemli bir bölümünü televizyondan öğrendiği görülmüştür .           – televizyondan faydanılarak üst toplumsal kesim çocuklarıyla bu çocuklar arasındaki uçurum az da olsa giderilmiş olabilir.

     Televizyon tek yönlü toplumsallaştırma aracıdır.çünkü çocuk televizyona soru soramamakta .açıklama isteyememekte ve itiraz edememektedir.çocuk televizyona maruz kalmaktadır çünkü etkileşim tek yönlü bir biçimde gerçekleşmektedir ,yani televizyondan çocuğa olmaktadır .sanayi ve bilgi toplumunun yoğun çalışma temposu özelliklede

kadınların artan oranlarda çalışma hayatına girmeleri ,çocuğun anne ve babaları tarafından televizyonun önünde unutulmasına yol açmaktadır .

   Bu anlamda Televizyon sosyal yaşantımızın bir parçası haline gelmiştir .bu nedenle onu söküp atmamızın olanağı yoktur .o halde televizyonu sağlıklı  bilinçli ,verimli ve ussal bir biçimde kullanmamız gerekmektedir.çocuğumuzun toplumsallaşmasındaki en önemli öğelerden birinin televizyon olduğunu inkar edemeyiz. Bu durumda toplum üyeleri öğelerden birinin televizyon olduğunu da  inkar edemeyiz .bu durumda toplum üyeleri olarak bir çok sorumluluklarımız ortaya çıkmaktadır .toplumsal baskı ve kamu oyu aracılığıyla çocuk programlarında olabildiğince şiddet içeren konuları ayıklamalıyız

.çocuklarımıza olabildiğince çocuk programlarını izlemesi yönünde etki etmeliyiz .büyüklerle birlikte çocuğun kafasını karıştırabilecek görüntüleri çocuğumuzun izlemesine izin vermemeliyiz.

.çocuğun diğer kalan boş zamanlarında kitap okuması ,sinema ve tiyatroya gitmesi spor etkinliklerinde bulunması için olanaklar hazırlamalıyız kültürsüz kültür olan zaping yapmasına fazla fırsat tanımamalıyız

.her şeyden önce çocuğa görüntüyü çözümlemesini öğretmeliyiz.çocuğumuza arkadaşları ve bizimle olması tv karşısında olmasından daha çok olması bilincini aşılamalıyız böylece insan –insan ilişkisinin yerine insan-makine ilişkisinin geçmesini engellemeliyiz. 

 

                          Ana babaların televizyon programlarının içeriği ile ilgili diğer  istekleri

1-televizyon da gösterilen vurdulu kırdılı şiddet içeren filmlerin ye da    realite şovların yayından kaldırılması ye da gece geç saatlerde yayına konulması

2-özellikle haberlerde şiddet içeren ve üzücü görüntülerin yer almaması ve defalarca üstü bantlı olsa da gösterilmemesi

 3-çocuklara duygularıyla ve davranışlarıyla örnek olabilecek çocuk oyuncu yA da oyuncuların rol oynadığı yerli dizi filmlerinin gösterilmesi

4-televizyonda çocuk programlarının ve çizgi filmlerin çeşidi ve süresinin arttırılması ve bu filmlerin arka arkaya değil de aralıklı olarak gösterilmesi

      5-Türk kültüründe yer etmiş halk tiplemelerinin çocuk programlarında daha çok yer alıp çocuklara tanıtılması

      6- çocuk dizileri ve çocuk programlarında argo sözcüklerin kullanılmaması.

7- özellikle çocuk yuvalarına giden çocuklar düşünülerek çocuklara yönelik programların akşam 19 – 21 arasında gösterilmesi.

8- Türk televizyon kanalları arsında sadece çocuklara yönelik ve çocukların sunduğu bir kanalın yer alması olarak belirtilmiştir.

                                BİLGİSAYAR OYUNLARI  VE İNTERNET

    ÇAĞIN ORTAMI :İNTERNET

         Yirminci yüzyıla damgasını vuran internet kütüphane ortamının çok ötesinde bir çalışma ,haberleşme ,eğitim yayın ortamıdır .internet bir teknolojidir .özelliği ise sürekli değişen ,teknolojik gelişmeyi içinde taşıyan ,ona öncülük modeli olmasıdır .,Türkiye de 250 bin dünyada ise 100-200 milyon kullanıcısı olan internet in küresel dağılımı o denli hızlı geliştirmiştir ki interneti izlemek yada kontrol etmek olası boyutları aşmıştır .

Merkezi kontrolü olmayan bir yayın olması büyümenin nasıl olacağı yolunda bir ipucu da vermemektedir. Dolayısı ile her ülke internet bağlantısını gerçekleştiren kendi ülkesinin dilini değerlerini ve kimliğini de kollamak durumundadır .

       İnternet başından beri geniş bir yelpazedeki bilgileri büyük bir kesime ulaştıran bir teknoloji olmuştur ve de kullanım kolaylığı sağlayan yeni sistemler sayesinde eğitim kurumlarında da çok sayıda çocuğun yararlanabildiği bir ortam haline gelmiştir ancak temelde internet yetişkinlere yönelik olarak başlatılmış bir uygulamadır .dolayısıyla yetişkin hizmetine sunulan bir ortamın çocuklar tarafından kullanılması bir takım sorunları ortaya çıkaracaktır

                                               ZARALARI

 

PSİKOLOG Conner, yaptığı araştırmada, günde iki saat ve daha fazla süre internette gezinenlerin internet bağımlısı olma riskiyle yüzyüze olduğunu ve aşağıdaki problemlerle karşılaştığını tesbit etmiş:

  • Her gün internete bağlanma ihtiyacı duyma
  • Çevreye karşı duyarsızlık
  • Toplum ve aile ilişkilerinde zayıflama
  • Günlük işlerde verimli ve üretken olamama
  • Depresyon
  • Eşler arasında cinsel uyumsuzluk
  • Cinsel fantezilere düşkünlük
  • Problemleri çözmeye çalışmak yerine, işleri oluruna bırakma
  • İşyerinde interneti kişisel amaçları için kullanma
  • Akademik ve zihinsel faaliyetlerde gerileme

Conner’in belirttiğine göre, günde iki saatten az bir vakit alması kaydıyla, bilgi almak, e-mail göndermek ve gelen mail’leri okumak için internete bağlanıyorsanız, endişe edecek bir durum yok. Ama eğer internet üzerinde harcadığınız zaman haftada toplam 18 saatten fazla ise, ‘internet bağımlılığı’ riski taşıyan insanlar grubuna giriyorsunuz demektir. Bankacılık ve internet pazarlamacılığı gibi görevler dışında, kişisel nedenlerle interneti günde 10 saatten fazla kullanan bir kimsenin ise, internet bağımlılığı ise, mutlaka tıbbî ve psikolojik tedavi gerektiriyor. Bu durumdaki bir kişi, Conner’a göre, muhakkak tedavi edilmesi gereken hasta bir internet bağımlısıdır.

  Çocukların internete sağlıklı erişim yapmasına kimler yardımcı olacak ?

    İnternetteki zararlı bilgilerden çocuğu korumak öncelikle eğitimcilere ve ailelere düşecektir çocuklar için neyin uygun olup olmadığını bu kurumlar belirleyecektir eğitimciler teknolojiyi kullanmakta bilgiyi kullanmak arasındaki farkı iyi kavramak zorundadırlar .eğer eğitimcilerin amacı teknoloji ile öğrenmeye bir ivme kazandırmaksa  söz konusu teknolojinin özelliklerini ,pedagojiyi ve de öğrenme süreçlerini etraflıca araştırıp ondan sonra karar vermelidirler .örneğin internette aids konusuna ilişkin bir tarama yaptırıldığında erişilecek bilgiler 17 yaşındaki bir çocuk için örseleyici olabilir .ailelerde interneti çocukları için bulunmaz bir nimet olarak kabullenip çocukları internet ortamında fazla kontrolsüz bırakmamaktadırlar

 

 

 

Ne tür önlemler alınabilir ?

Çocukların internet e uygunsuz materyallerle karşılaşmaması ve örselenmemeleri için alınabilecek bazı önlemler şunlardır

  1-çocukların eğitsel çalışmalarına olanak veren ancak istenmeyen sitelere girişlerini önleyen etkili bir filtre programı seçilebilir.

2-aileler çocuklarına gerçek yaşamda istenmeyen olaylarla karşılaştıklarında uygulayacakları baş etme davranışlarını öğrettikleri gibi internette de nasıl davranacaklarını öğretmelidirler.

3-okullar ye da internet cafeler çocuklara uygun olmayan bir siteye girdiklerinde çıkış yapmaları gerektiğini ve aksi taktirde uygulayacakları yaptırımları açık şekilde belirtmelidirler .

4-siteleri oluşturan kimseler kullanıcıları arasında çocukların da olduğunu untmamalı ve siteleri oluştururken olabildiğince çocukları zararlı görüntü ve metinden uzak tutabilmenin yollarını araştırarak materyallerini uygun süzgeçlerden geçirilmelidir.

5-eğitimciler çocukları bir internet laboratuvarına götürdüklerinde öğrencileri bilgisayarların başına ikişer üçer kişilik grup halinde oturtmalıdırlar bu şekilde ekran kontrolü sağlanabilir ayrıca öğrencilerin davranışları ve birbirleri ile olan konuşmaları da onlara az çok ne yaptıkları konusunda ele verebilir .

6-çocuklardan herhangi bir konuda internet taraması yapmaları istendiğinde öğretmen gerekli anahtar sözcükleri önceden kendisi vererek ,taramada ortaya çıkabilecek siteler konusunda fikir sahibi olabilir .

 

BİLGİSAYAR OYUNLARI

Gelişigüzel ve sağlıksız şekilde üretilen oyunların sayısı günden güne artmaktadır

Devletin denetimi altında olmadan adam öldürme ve çeşitli cinsel ilişki konularına yer veren oyunlar çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkileri büyük olmaktadır.

Bilgisayar oyunlarının ikinci konusu ise porno içerikli olabilecek oyunlar oluşturmaktır bu tür oyunların çocuk ve gençlerin etkilenmesi yasa ve kişilik özelliklerine göre farklılık göstermesidir.bu oyunların izlenmesi çocuklarda cinsel yönden aşırı etkilenmelerine ve bazılarında nefret ve suçluluk duygusunun oluşmasına , bazılarında ise cinsel suç işlemelerine yada normalden sapan davranışlar sergilemesine neden olmaktadır

Ayrıca bu tür oyunlar genç ve yetişkinlerin evliliklerinde çeşitli uyumsuzlukların ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

Yarının erişkinlerini meydana getirecek çocuk ve gençlerimizin ruh sağlığı yerinde ,dengeli ve uyumlu birer birey olarak yetişmeleri büyük ölçüde çocuklarında aldıkları uyarımlara

 bağlıdır bu nedenle çocukları bilgisayar oyunlarının yada izleyecekleri programların seçiminin oto kontrol yoluyla büyük bir sorumluluk anlayışı içinde anne ve babalar tarafından yapılması gerekmektedir.

Tezcan , 1985: 103-104[5]

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :