- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

İyi Okul

İyi Okul sitemize 24 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

İ Y İ    O K U L

            Eğitimin amacı genel olarak, “genç nesilleri toplum hayatına hazırlamak, onlara yaşamları için gerekli olan bilgi ve beceri kazandırmak, bir meslek edindirmek…“olarak  açıklanır. Eğitimin sistemli olarak yapıldığı yerler ise okullardır.

           Günümüzde hangi  alanda olursa olsun,mesleğinde emsallerine göre daha başarılı olan ve temayüz eden kişilerin genelde iyi eğitim aldıkları, bunun için de “iyi okul” lardan mezun oldukları görülmektedir. Bu manada ülkemizde İTÜ, Boğaziçi ve İstanbul üniversiteleri eskiden beri ön plana çıkmış kurumlardır. Nitekim üst kademelerdeki devlet adamlarımızın kahir çoğunluğu bu üniversitelerden  mezundurlar. İlk ve Orta öğretim kurumları için de, her bölgede “iyi okul” olarak kabul edilen okullarımız vardır. Ebeveynler, çocuklarını bu okullarda okutabilmek için, hatırı sayılır bağışlar başta olmak üzere hemen her yola başvururlar.

            Bu tespitlerden sonra “iyi okul” hangi okuldur? Hangi kıstaslara sahip olmalıdır? sorularına cevap aramamız gerekir. Bu problemi “1.Okulun yerleşim birimi içindeki yeri  2.Okulun fiziki durumu ve donanımı 3.Okulun sahip olduğu kadro 4.Okulun yönetimi “  alt başlıkları şeklinde tartışmak daha doğru olacaktır.

1.OKULUN YERLEŞİM BİRİMİ İÇİNDEKİ YERİ:Yerleşim yeri nazım planları yapılırken, o yöre için şehir dışında yeteri kadar okul yeri ayrılmalıdır. Kalabalık ve gürültü kirliliği içindeki caddelerde bulunan okullardan başarı beklenemez. Okullar şehrin dışında, ulaşımı kolay, trafik stresinden uzak, sessiz ve sakin bölgelerde yapılmalıdır. Böylece genelde şehir merkezlerinde bulunan ve öğrenciler için zararlı kahvehane,kumarhane, meyhane, bar, disko vb. yerlerden de  öğrenciler korunmuş olur. Okulların şehir dışında kurulmasının bir faydası da şudur: Buralarda şehir merkezlerine göre arsalar daha ekonomiktir. Bu nedenle okul daha ucuza mal olur. Hatta şehir merkezlerindeki mevcut okullar satılarak elde edilecek gelirle şehir dışında okullar yapılsa, büyük ihtimalle ülkemizde okul ve derslik fazlalığı ortaya çıkar. Zira en kötümser tahminle merkezi   yerdeki bir okulun satışından elde edilecek gelirle, şehir dışında aynı büyüklükte 8 – 10 okul yapılabilir.

2.OKULUN FİZİKİ DURUMU VE DONANIMI:Bir okulun yerleşim birimindeki yeri kadar fiziki durumu da çok önemlidir. Okulun öğrenci sayısıyla orantılı olarak, öğrencilerin teneffüslerde dolaşıp dinlenebilecekleri genişlikte bir bahçe, boş zamanlarını değerlendirebilecekleri spor alanları (Basketbol,Voleybol, Futbol, Tenis vs. sahaları)mutlaka bulunmalıdır. Okul bahçesi ağaçlandırılmış ve çiçeklendirilmiş olmalıdır. Aksi taktirde  toz, toprak içerisinde ne ruhen, ne de bedenen bir dinlenme olmaz.

Her  okulda  idarece sürekli denetlenen, böylece temizliği ve güvenilirliği idarenin garantisi altında bulunan, öğrencilerin güvenle ve gönül rahatlığı içinde alış-veriş yapabilecekleri  bir kantin bulunmalıdır. En rahat harcama yapılan dönemin okul çağı olduğu bilinmektedir. Bu nedenle bu kantinler “Okul Koruma Dernekleri” ince  işletilebilirse okula  önemli  ölçüde katkı da sağlayacak böylece okulun devlete  yükü azalacak, velilerden  kayıt parası, aidat vb. isimler altında bağış toplamaya gerek de  kalmayacaktır.

               Yine her okulda öğrenci sayısıyla orantılı bir büyüklükte  kütüphane ve okuma salonu bulunmalıdır.

Kütüphanede temel kaynak eserler, ansiklopediler ve her okulun özelliğine göre bulunması gereken kitapların dışında, öğrencilerin seviyelerine uygun klasikler, özellikle Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı yayını el kitapları da yer almalıdır. Böylece öğrencilerin seviyelerine göre okumaları gereken kitapları öğretmenlerinin de rehberliği ile tanımaları ve okumaları  sağlanmış olacaktır.

              Çağımız, bilgisayar çağıdır. Günümüzde internet Cafe’ler her yerde her geçen gün biraz daha çoğalmaktadır. Okulun fiziki kapasitesi yeterli ise ve okulda uygun bir salon bu işe ayrılabilirse hem öğrencilerin okul dışında sağlıksız ve denetimsiz yerlere gitmeleri engellenmiş olur, hem de  buradan elde edilecek cüz’i gelirle okula katkıda bulunulmuş olur.

             “Bir eğitim sürecine, duyu organlarından ne kadar çoğu iştirak ederse, öğrenme o kadar çabuk olur”. Yani sadece dinleme değil, dinleme ve görme birlikte olursa konu daha çabuk öğrenilir ve daha geç unutulur. Bu nedenle okulda,  tv., video,bilgisayar,tepegöz, slayt vb. her türlü eğitim araçları bulunmalı, Eğitim Teknolojisi’nin bütün bulgularından yararlanılmalıdır.

             Sınıflardaki öğrenci mevcutları 25 civarında olmalı, hiçbir zaman 30’u geçmemelidir. Kalabalık sınıflarda sınıf disiplininin sağlanması güçleşir. Ayrıca öğretmenin öğrencilere tek tek ayırabileceği süre çok sınırlı kalacaktır ki bu da  öğrenmeyi olumsuz etkiler.

             Öğrenci ve personel sayısıyla orantılı ve yeterli sayıda tuvalet ve lavabo bulunmalıdır.  Teneffüs zamanını tuvalette sıra bekleyerek geçiren öğrenci dinlenmeden derse girmiş olacaktır. Tuvaletlerde maşrapa,

tuvalet kağıdı ve lavabolarda sürekli sabun bulunması temizliğin bir gereğidir.

            Derslik ve koridorların boyası, sade ve açık tonda, insanı dinlendirecek renklerde olmalıdır. Örneğin çok koyu  ve dikkat çekici renkler uygun öğrenme ortamı sağlamaz. Ayrıca öğrenci  merdivenlerinin ve koridorların genişliği de öğrenci sayısıyla orantılı olarak yeterli seviyede olmalıdır.

             Okulun gerek dış cephe, gerekse iç duvarlarında sıva ya da boyaların çatlamış veya dökülmüş görüntüleri de insan ruhunca hoş karşılanmayan hususlardır. Bu tür olumsuzluklar anında ortadan kaldırılmalıdır.

3.OKULUN SAHİP OLDUĞU KADROSU:Bilindiği gibi öğretmenler eğitimin temel unsurudurlar. Eğitimin başarılı olmasında, öğretmenin  alan bilgisinin,pedagojik formasyonunun, tecrübesi ve fedakarlığının önemli etkisi vardır. Bu nedenle okulun başarısında öğretmen kadrosunun rolü çok büyüktür. Ancak okulun kadrosundaki öğretmenlerin niceliksel üstünlüğünden ziyade, niteliksel üstünlüğü önemlidir. Zira öğretmenliği ruhunda özümsemeyen, bu meslekten hoşlanmayan, öğretmenliği sadece bir geçim kapısı olarak gören bir öğretmenin eğitime fazla bir katkısı olmayacaktır. Bunun aksine öğretmenliğin kutsallığına inanan, öğretmenliği meslekten ziyade yaşam biçimi gibi gören, hafta sonlarında bile okulunu ve öğrencilerini özleyen, yıllar geçse de ilk günkü heyecanını kaybetmeyen, öğrencileriyle arasında sevgi ve saygıya dayalı bir ilişki sürdürebilen, hoşgörü, tahammül ve sabır gibi temel özelliklere sahip bir öğretmen ideal öğretmen tipini oluşturur.

Öğretmen, öğrencisine samimi ve içten davranmalı, fakat bu duyguların istismar edilmesine hiçbir zaman fırsat vermemelidir. Aksi halde bu  ilişki lâubâli bir hâle dönüşür ki  bu, eğitimin amaçları açısından hoş olmayan bir durumdur.

Öğretmenin verdiği eğitimle davranışları arasında bir uyumsuzluk olmamalı, gerek özel gerekse meslek hayatında, tutarlı ve öğrencilerine her hareketiyle  örnek olmalıdır.

Öğretmen öğrencilerini her yönüyle iyi tanımalı, problemlerinin çözümünde elinden geldiği ölçüde yardımcı olmalıdır.

Öğretmen her gün yüzlerce öğrencisiyle karşı karşıya gelmekte ve onlara örnek teşkil etmektedir. Bu nedenle öğretmenin tutum ve davranışının yanında dış görünüşünün, kılık ve kıyafetinin de önemi büyüktür. Elbiseleri temiz ve ütülü olmayan, saç ve sakal tıraşını olmamış bir öğretmen iyi örnek olamaz.

Öğretmen gerek derslerde gerekse ders dışında daima güzel Türkçe ile konuşmalı, argo kelimelerden kesinlikle uzak durmalıdır.

Öğretmen günlük gazetesini, aylık dergilerini, branşıyla ve aktüal konulardaki gelişmeleri mutlaka takip etmeli, güncel olaylardan, dünyada olup bitenlerden haberdar olmalı ve yeri geldikçe günlük politikalara girmeden öğrencilerini de haberdar etmelidir.

Öğretmen, derslerine  geç girdiği her zaman öğrencilerinin “hak”kını yediğini bilmeli ve derslerine mutlaka zamanında girmelidir.

Öğretmen, derse girmeden önce  işleyeceği konuyu mutlaka gözden geçirmeli,  plansız,araç-gereçsiz ve kaynaksız derse girmemelidir.

Öğretmen, özel hayatındaki sıkıntılarını  okul  cümle kapısında bırakmalı, kesinlikle sınıfa taşımamalıdır. Zira öğretmenin problemlerinin kaynağı öğrenciler olmadığı gibi, sınıf  da öğretmenlerin problemlerini çözme yeri değil eğitim-öğretim yapma yeridir.

4.OKULUN YÖNETİMİ:Bir okulun idare anlayışının önemini vurgulayan güzel bir söz vardır; “Müdür ne ise okulu odur”. Gerçekten de çok yerinde bir sözdür bu. Bir okulun  ve çevrenin  bütün imkanlarını (personel, araç-gereç,fiziki durum vs.) harekete geçirerek, bunların eğitim sürecine en rasyonel en ekonomik bir şekilde katkılarını sağlayan ve okul personeline ve çevresine meslek ve özel yaşamıyla her yönden örnek olması gereken kişidir müdür. Müdür,hangi sosyal tabakadan ve düşünceden olursa olsun personeline,öğrencilerine ve hatta velilerine karşı eşit mesafeli olur, fertler arasında ayırım  yapmaz. Aksi takdirde okullar birleştirici ve bütünleştirirci kurumlar olmaktan çıkarak dağılmaların, parçalanmaların ve kavgaların yaşandığı yerler haline gelir ki bunun 1980 öncesi

acı örnekleri çok görülmüştür.

Müdür yönetimde müsamahalı ve hoşgörülü olmalı, fakat bunun istismar edilmesine asla müsaade etmemelidir. Personeli ve öğrencileriyle  arasında her zaman bir mesafe bulunmalıdır. Alınacak önemli kararlarda öğretmenlerin,velilerin ve her şubeden birer öğrencinin seçilmesiyle oluşacak öğrenci temsilcilerinin düşüncelerini de almalıdır ki bu, demokratik kültürümüzün gelişmesi açısından da çok faydalı olacaktır.

S O N U Ç:Bütün dinler, bütün peygamberler ve bütün kutsal kitaplar  hep insanı terbiye etmek için gelmişlerdir. Eski çağlarda büyük oranda dinlerin yerine getirmeye çalıştığı eğitim faaliyeti, günümüzde kuruımsallaşmış, modern araç-gereçlerle donatılmış devlet bütçesinden giderleri karşılanan okullarca yapılmaktadır. Okulların ihtiyaçlarının giderilmesi ve daha verimli hale gelmesi için, başta okul koruma dernekleri, okul-aile birlikleri olmak üzere her fert elinden geleni yapmalıdır. Orada eğitim görecek çocuklarımıza yarınlarımızı emanet edeceğiz. Çocuklarımız ne kadar iyi eğitim alırlarsa istikbalimiz o kadar güvencede demektir. Fertleri iyi eğitilmiş bir Türkiye gelişmiş ülkelere yetişme yarışında çok daha şanslı olacaktır. Nüfusu 65 milyonu aşmış, ekonomisi henüz yeterince gelişmemiş bir devletin, kısa sürede tüm okullarını “iyi okul” statüsüne  getirmesinin  zorluğu ortadadır.  Burada zengin vatandaşlarımızın hayırseverlik duygularını su yüzüne çıkarmak, problemin çözümüne katkı sağlayabilir. Bunun için  Diyanet İşleri Başkanlığıyla  yapılacak ortak bir çalışmayla “okul yaptırmanın, okul yapımına katkı sağlamanın, eğitim ve öğretimin en büyük ibadet olduğu, hatta kişilerin vefatlarından sonra bile bu tür katkıların sevabının devam ettiği bütün vatandaşlara ehil kişilerce sık sık duyurulabilir. Bu potansiyel Türk insanında mevcuttur. Yeter ki onu harekete geçirmesini bilelim.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :