- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

İletişim Çatışmaları

İletişim Çatışmaları sitemize 24 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 1 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

İletişim Çatışmalarının Kuramsal Çerçevesi

Çatışma kavramına etkileşim ve süreç yaklaşımlarını sentezleyen bir görüş getiren Nye (1973), günlük yaşamda görülen çatışmaların Ki¬şilik özelliklerinden ve etkileşim örüntülerinden bağımsız ve tamamen farklı cereyan etmediğini vurgular. Bu kavramlar arasında birbirlerini etkilemelerinden kaynaklanan karşılıklı bir ilişkiler zinciri vardır. Kişilik özellikleri ile etkileşim örüntüleri arasındaki karşılıklı ilişki fasit bir daire (kısır döngü) oluşturur. Şöyle ki; kişinin sahip olduğu özellikler başkalarıyla iletişim tarzını etkiler ve bu etkileşimler de kişilik özelliklerinin oluşumunu etkiler. Savunucu, otoriter, baskıcı ve saldırgan insanlar tahrik etmekten, kışkırtmaktan, hükmet¬mekten ve rekabet etmekten hoşlanırlar. Diğer yandan bu etkileşim tarz¬ları sürekli kullanılıyorsa karşıdaki kişi de otoriter, savunucu vb. olmayı öğrenebilir. Yani kişilik özellikleri ile etkileşim durumları birbirini belirginleştirebilir ya da sönükleştirebilir. Çatışmalar bir kez başlayınca,kişinin sahip olduğu çatışma eğilimli özellikler, çatış¬maları arttırıcı ve yoğunlaştırıcı etki yapar. Aynı zamanda rekabet, hakimiyet ve kışkırtmanın kapsamı ve yoğunluğu da artış gösterir. Bu karşılıklı etkileşimle oluşan kısır döngü çatışmaların sınırlarını çö¬zümlenmesi zor, tehlikeli boyutlara kadar götürebilir. Şekil-1, çatış¬manın kökenindeki faktörleri ve bu faktörler arasındaki karşılıklı et-kileşimlerden çatışmanın doğuşunu göstermektedir:

Şekil-1: Çatışmaların Doğuşu ve Kökenleri, Nye (1973).

Çatışmanın Tanımlanması: Çatışma öncesi süreçlere değindikten sonra değişik kuramcıların çatışma tanımlarından bir kaçına yer veri¬lecektir. .Şunu belirtmek gerekir ki, çatışma tanımlarının çoğunun ça¬tışmanın kendisini tam anlamıyla açıklamakta yetersiz kaldığı görül¬mektedir (Dökmen, 1986). Yapılan tanımlamalar, çatışmaların nedenlerin¬den çok,çatışmanın gözlenen sonuçlarını içermektedir; yani çatışmaların sergileniş biçimleri sınıflanmaktadır. Deutsch (1969)’a göre çatışma, birbirine karşılıklı zıt hedef ve yöntemlerden kaynaklanır, örneğin, katılımsızlık, rekabet, şiddet, savaş vb. birbirine zıt hedefler sonu¬cu çıkan çatışma durumlarıdır ve aynı zamanda çatışmaların görünümleri¬dir. Bergmen ve Volkema (1989) çatışmayı iki kişi arasındaki ilgi, de¬ğer, hedef veya fikir uyuşmazlıkları olarak tanımlamaktadır.
Blake ve Mouton (1964) çatışmaların içeriği ile ilgili çalışma¬larıyla konuya öncülük etmişlerdir. Bu araştırmacılar kişiler arası ile¬tişim çatışmalarının içeriği ile ilgili beşli bir sınıflama yapmışlar¬dır. Bunlar; sorun çözme, ikna etme (yatıştırma), güç kullanma (zorla¬ma), çekilme (vazgeçme) ve paylaşmadır. Ülkemizde örgütsel çatışmalar¬la ilgili çalışmalar yapan Özalp (1989) çatışmayı anlam olarak kişiler arasında anlaşmazlık şeklinde açıklamaktadır. Çatışmada karşılıklı olumlu olmayan ilişkiler, mücadele ve karşı karşıya gelme söz konusudur.
Çatışma Sınıflamaları: Çatışma konusunda en yaygın sınıflama iki boyutlu ya da iki odaklı çatışma sınıflamalarıdır. Çatışmaları Thomas ve Kilman (1978), Blake ve Mouton(1964), Hill(1977), Rahim(1983) ben ve diğer kişi (egosentrik ve sosyal) odaklı olarak sınıflandırmış¬lardır. Çatışmanın bu ki boyutunu içeren bir çatışma ölçeği (ROCI-II)
geliştiren Rahim (1983) beş kişiler arası ilişki türüne yer vermiştir. Sekil-2, Rahim’in görüşlerini özetlemektedir

Şekil-2,Kişiler arası Çatışma Alanları(Rahim ve Bonaoma,1979).
Şekilde ben boyutunda kişinin kendisi için ve diğerleri boyutun¬da da başkalarından kendisi için beklentileri (yüksek ve düşük düzeyde) görülmektedir. ROCI-II ile yapılan ölçümlerde bu ilişki türlerinin ör¬gütlerde rol statüsüne (ast-üst ve aynı statüdekiler) ve cinsiyete gö¬re farklılaştığı belirlenmiştir. Ayrıca bütünleşme boyutu sosyal çeki¬cilik kavramı ile yakından ilişkili bulunmuştur.
Hill (1977) de küçük gruplardaki etkileşimi çözümleyebilmek için bir etkileşim matrisi (HlM). geliştirmiştir. Bu matrisle özellikle tera¬pi gruplarındaki içerik ve süreçleri grup ve birey odaklı analiz etmiş¬tir. Bergman ve Volkema (1989) örgütlerdeki kişiler arası çatışmalar hak¬kında bilgi toplamak için 21 çatışma tepkisini içeren listeyi örgüt çalışanlarına vererek bu tepkileri (vurma, itme, küsme, ağlama vb.) kul¬lanıp – kullanmadıklarını ve kullanıp – kul l anmayabileceklerini işaret¬lemelerini istemiştir. Çeşitli çatışma yaratıcı durumlara verilen tep¬kilerin ast-üst ve çalışma arkadaşlarına göre farklılıkları da dikkate alınmıştır. Araştırma 23 farklı endüstri alanında çalışan 283 işgörenle yapılmış, bunlardan 41 kişi işyerinde kişiler arası çatışmaları olmadı-ğını belirtmiştir. Genelde en sık gösterilen çatışma tepkileri bağırma, ağlama, bir şeyler fırlatma gibi tepkilerdir. Diğer kişiye yönelik tep¬kiler ise, öç alma, geri çekilme, fiziksel ve sözel saldırganlıktır.
Çatışma konusunda yapılan bir diğer sınıflama kişi içi ve kişiler arası çatışmalar şeklindedir.Kişiler arası çatışmalar da kendi içe¬risinde gruplandırılmıştır (Stonel ve Wankel 1986),Bateson (1951),Smith (1971), töarch ve Simon (1958),Rahim(1983).Çatışmaların benzer sınıflamalarını yapanlar:

Şekil-3deki çatışma türlerini şöyle açıklayabiliriz:
Kişi-içi Çatışma: Kişi içi çatışmada kişinin kendisinden ne beklenil-diğinden emin olmadığı ve kendisinden farklı ve çelişkili şeyler bekle¬nildiği durumlarda ortaya çıkan bir çatışmadır (Koçel 1982). Kişi içi çatışmalar üç şekilde görülebilir CMarch ve Simon 1958, Hicks 1972):
a) Yanaşma – yanaşma çatışması: Kişinin amacı, doğrultusunda, el¬de edebileceği birden fazla olumlu seçenek varsa ve kişi bunlardan yal¬nızca birini seçmek zorundaysa yanaşma-yanaşma çatışması söz konusudur. Özellikle karar verme durumlarında yoğun olarak yaşanır/örneğin; aynı anda iki ilginç iş teklifi almak.
b) Kaçınma – kaçınma çatışması: Kişinin seçim yapmak zorunda ol-duğu iki olumsuz seçenek söz konusudur. Örneğin; Kişinin hem askerlik yapmak istememesi hem de ülke dışına çıkmak istememesi gibi.
c) Yanaşma – kaçınma çatışması: Kişi için tek seçenek söz konusu¬dur. Ancak bu seçeneğin hem olumlu hem de olumsuz yanı vardır, örneğin; kişiye çok cazip gelen bir iş teklifinin kötü bir çevrede yaşamasını gerektirmesi gibi.
Kişiler arası Çatışma: îki ya da daha çok sayıdaki çatışmalardır. Şu alt grupları vardır:
a) Kişi – Kişi Çatışması: Daha çok kişilerin kişilik özellikle¬rinden kaynaklanır.
b) Kişi – Grup Çatışması: Daha çok kişinin gruba uyum sağlama sürecinde görülen çatışmalardır, örneğin; verimlilik açısından kişinin grup standardına uyamaması.
c) Grup – Grup Çatışması: Aynı örgüt içerisindeki grupların arasında görülen çatışmalardır. Amaçlardaki farklılık, çıkar çatışmaları özellikle informal gruplaşmalardaki kültürel değerler bu tür çatışmalara neden olabilir. Bazı kaynaklarda örgütler arası çatışmalardan da söz edilmektedir.
Çatışmanın ortaya çıkış şekilleri konusunda Pondy (1967)’nin klasik çalışması beş öğeden oluşmaktadır. Aşağıda bu öğelerin açıkla¬ması yapılmıştır:

Şekil-4,Çatışma Durumları(Pondy,1967)

Gizli Çatışma: Çatışma yaratabilecek durumları içerir. Potansi¬yel çatışma olarak da adlandırılır. Çıkar ve amaçlardaki farklılıklar bu tür çatışmalara neden olabilir.
Algılanan Çatışma: Algılamadaki farklılıklar sonucu ortaya çıkan çatışmadır. İletişim konusu içerisinde (Cüceloğlu, 1979) mesajın gerçek içeriği ile alıcının mesaja verdiği anlamın farklılaşabileceğinden söz edilmişti. Bu farklı yorumlama bu tür bir çatışmaya neden olabilir.
Hissedilen Çatışma: Tarafların algılamaları bu aşamada duygu ve düşünce düzeyinde çatışma içeren hislere dönüşmektedir, örneğin; öfke,endişe, kırgınlık gibi.
Açık Çatışma: Çatışmanın daha çok davranışsal boyuta ulaşmasını içerir. Yani konumuz açısından bakıldığında ilk üç tür çatışma^bize iletişim çatışmasına girme eğilimini, açık çatışma ise, çatışmanın ken¬disini çağrıştırmaktadır, örneğin; engelleme.
Çatışmalar davranış düzeyine ulaştığında artık yapılması gereken ne ise, o alanda enerji harcanması söz konusudur. Yönetim açısından ba-kıldığında çatışmanın çözümlenmesi, bastırılması ya da tırmandırılması söz konusu olabilir. Çatışma sonrası davranış seçiminde çatışmanın do¬ğasına yönelik yaklaşımlar etkin rol oynar. Çatışma gerekli mi- değil mi? Yararlımı-zararlımı? Önlenmeli mi yoksa kendi haline mi bırakılmalı? Veya çatışmaları kışkırtıcı bir tutum mu izlenmeli? gibi sorulara Katz ve Kahn (1966), Robbins (1974), Wekley ve Yukl (1977) ve Roloff (1987) açıklama getirmişlerdir:
Kişiler arası ve grup içi çatışmalar gerçekte sosyal ilişkilerin tabii bir kısmıdır. Çatışmalar hem olumlu hem olumsuz etkilere sahiptir. Çatışmanın olumsuz etkileri öncelikle iletişim, dayanışma ve işbirliği¬nin kesilmesine neden olur. Bir örgütteki bireyle birbirlerinden bağım¬sız hareket etmeye başladıklarında, verimliliğin temeli olan işbirliği ve bilgi aktarımı da yerini kronik çatışmalara bırakır. Taraflar iş ba¬şarımı (performans) için harcanacak zamanı çatışmayı kazanmak için har¬carlar. Çatışma halindeki bireyler stres, anksiyete ve engellenme ya¬şarlar. Bunlar da iş doyumunun düşmesine, iş üzerinde konsantre olama¬maya, umursamazlığa ve çekilmeye (gerilemeye) neden olur. Çatışma olma¬dığında ise örgütler, hareketsizleşir, kopma ve rakip çevreye karşı birleşememe görülebilir.

Çatışma konusundaki bu yaklaşımlar geleneksel, davranışçı ve mo¬dern (etkileşimsel) olarak gruplandırılmıştır (Ertekin 1981, Özkalp1989):
Geleneksel yaklaşım çatışmanın çok zararlı ve yıkıcı olduğu, yö¬neticiler tarafından mutlaka önlenmesi gerektiği görüşündedir.
Davranışçı yaklaşım, çatışmaların doğal ve kaçınılmaz olduğu, özellikle grup çatışmalarının sosyal işlevleri olduğu ve bu nedenle ça¬tışmaların tahrik bile edilmesi gerektiğini vurgular (Robins,1974).
Etkileşimsel yaklaşım, çatışmanın istenen bir şey olmamasına rağ¬men kaçınılmaz olduğunu, bu nedenle iyi yönetilerek yararlı hale dönüş¬türülmesi gerektiğini savunur. Başaran (198.5) da kaçınılmaz olan çatış¬manın iyi bir yönetimle bir güç olarak olumlu bir yönde kullanılabileceğini ifade etmektedir.

Harary’ye Göre Kişiler arası İletişim ve iletişim Çatışmaları:
Harary’nin iletişim kuramı kuruculuğunu Euer1in yapmış olduğu, matematik bünyesindeki graph teoriye dayanır. Bu teori matematik alanı¬nın yanı sıra fizik, kimya, biyoloji, sosyoloji, psikoloji, ekonomi, mü¬hendislik ve bilgisayar teknolojisi gibi alanlarda da uygulama alanı bulmuştur (Harary 1979).
Graph teori, psikoloji bünyesinde daha çok sosyal psikoloji ko-nularından grup dinamikleri ve iletişim konusunda uygulama alanı bul¬muştur. Moreno’nun sosoyometrik yaklaşımında da graph-gösterimler kullanılmıştır (Dökmen 1986). Harary ve arkadaşları, graph teoriyi temel alarak kişiler arası iletişim ve iletişim çatışmalarını içeren graph gösterimli modeller geliştirmişlerdir.
îlk aşamada, iki insan arasındaki iletişim örüntüsünü basit bir graph ile göstermişlerdir. Daha sonra bu modeli geliştiren araştır¬macılar “iletişim yayı” adını verdikleri bir yapı ortaya çıkarmışlardır:

Şekil-5, Bir İletişim Yayının Yapısı.

Bu iletişim yayındaki öğeler (A: Kaynak, B: Alıcı, Ç: Çıkan yarı yay, G: Giren yarı yay, .m: Ortam, k: Mesajın kapsamı) olarak belirlen¬miştir (Akt.Dökmen 1986). Bu modele göre iletişimin kurulabilmesi için şu ilkelerin de varolması gerekmektedir (Harary ve Havlock 1972):
a) Zamanda yakınlık, b) Mekanda yakınlık, c) Hazır bulunma ve d) Uygunluk.
Harary ve Batell (1981) graph teoriden yola çıkarak iletişim çatışmalarını sınıflandırmışlar ve bir iletişim çatışması modeli geliş¬tirmişlerdir. Kaynaktan alıcıya yönelen bir iletişim yayına ait iki yarı yayın, eşit ve aynı yönlü olması dışındaki bütün kombinasyonları (ilişkileri) “iletişim çatışması” olarak tanımlayan Harary ve Batell, temel iletişim çatışmalarını üç sınıfa ayırmıştır.Bunlar: 1. Yönelim Çatışmaları. 2. Kapsam Çatışmaları ve 3. Karma Çatışmalardır. Bu üç sınıf çatışma kendi içerisinde de alt çatışma türlerine ayrılmıştır. Şekil-5, bu çatışma sınıf ve türlerini göstermektedir.

Şekil: 6: Temel İletişim Çatışmaları (Harary ve Batell 1981).
Yönelim çatışmalarının en Önemli özelliği, kaynak ile alıcı ara¬sında alınıp-verilen mesajın kapsamına ilişkin herhangi bir çatışma ol¬maması, sadece iki kişinin, kendileriyle ilgili problemlerden (kaynak ve hedeften) dolayı çatışmaya girmeleridir. Kapsam çatışmalarının kay¬nağı ise, mesajın kendisidir. Hem kişilerden hem de mesajdan kaynakla¬nan çatışmalara ise, karma çatışmalar adı verilmiştir.

Şekil-5’deki çatışma türleri şöyle tanımlanmıştır:
Aktif Çatışma: iki kişinin birbirine karşıt olması durumudur. Kişiler mesaja dikkat etmeksizin birbirlerini anlamaya dahi gerek duymadan çatışmaya girerler.
Pasif Çatışma: Birbirleriyle iletişim kurmaya istekli iki kişi¬nin kendilerinden kaynaklanan nedenlerden dolayı iletişim karamama durumudur.
Varoluş Çatışması: Kaynak ile alıcı arasındaki mesaj alışverişi birbiriyle ilişkisizdir. Kaynağı hiç dinlememe ya da yanlış algılama söz konusudur. Dökmen (1986) varoluş çatışmasında, asıl çatışmanın kay¬nağın mesajının alıcıya ulaşmamış olmasından kaynaklandığını belirt¬miştir. Varoluş Çatışması da yönelim çatışmaları kategorisinde yer al¬maktadır.
Tümden Reddetme: Alıcı, kaynağın mesajını tümüyle reddederek, kendine yöneltilen görüşün tam aksini savunması durumudur.
önyargılı Çatışma: Kişiler bir konuda tartışmaya başlamadan ön¬ce o konuda bir önyargıya sahiptirler. Tartışma sırasında ısrarla bu önyargılarını savunurlar.
Yoğunluk Çatışması: Kaynak ile alıcının görüşleri arasında kıs¬mi uyuşmazlık söz konusudur. Alıcı, kaynağın görüşünü tümden reddetmez fakat, farklı düzeyde katılır.
Aktif-önyargılı Çatışma: Kaynak ve alıcı birbirlerinden hoşlan¬madıkları gibi aralarında belli bir konuda görüş ayrılığı da söz konu¬sudur.
Pasif-Tümden Reddetme Çatışması: Kaynak ve alıcının kendilerini ya da birbirlerini suçlayarak iletişimi kesmeleri durumudur.
Harary ve Batell (1981) bu çatışma türlerinden başka kısmi algı¬lama ve alıkoyma çatışmalarının varlığından da söz etmişlerdir.

Dökmen (1985 ve 1986),Harary ve Batell’in iletişim çatışma mo¬dellerîne göre bir grup tiyatro eserindeki kahramanların repliklerini ve bir grup üniversite öğrencisinin ana-babalarıyla olan iletişimlerini incelemiştir. Harary ve Batell’in çatışma modelinden hareketle bir çatışma eğilimi ölçeği geliştiren Dökmen (1986), bu çatışma türlerine iki alt grup daha eklemiştir. Bunlar insancıl yaklaşım ve kişisel özel¬liklerdir, insancıl yaklaşım, insanlara karşı genelde olumlu duygular taşıyan kişilerin, olumsuz duygular taşıyanlarla daha az iletişim çatış¬masına gireceği görüşünü temel alır. Kişiler arası iletişim çatışmasına yol açması muhtemel bir takım kişilik özelliklerine de kişisel özellik¬ler kategorisi altında yer verilmiştir.
Kişiler arası İletişim Becerisinin Eğitimle Geliştirilmesi
önemi: iletişim, daha önce de değinildiği gibi geçmişten gele¬ceğe süre giden, her yerde ve zamanda bulunan temel bir süreçtir, in¬san doğumuyla bu sürecin içine girer. Sosyal çevresi genişledikçe ile¬tişimle ilgili problemleri de belirmeye başlar. İletişim çatışmaları bu problemlerin en önemlisidir. Ruh sağlığı iyi ya da kötü olsun, he¬men herkesin iletişim çatışmasına girmesi söz konusu olabilir, ileti¬şim çatışmaları en küçük sosyal örgüt olan aileden en büyük örgütlere kadar görülmesi muhtemel bir süreçtir. Çatışmaların yararlı ya da za¬rarlı olduğu tartışmaları sürüp giderken bir başka yönde de çatışma ortaya çıktığında ne yapılmalı konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmaların temelini, kişiler arası iletişim becerisini geliştirme yo¬luyla çatışmaların azaltılması oluşturmaktadır,, özellikle örgütlerde, gruplar arası çatışmaların rekabete ve dolayısıyla verimliliğe yol açacağı düşüncesiyle bazen kışkırtılabileceği dahi düşünülmektedir. Kişiler arası çatışmalara olumlu ve olumsuz bakış açıları daha önce anlatıl¬mıştı. Genel kanı şudur ki. Çatışmalar istenen bir şey değildir. Çünkü bazen başlangıçta çözümlenemeyen bazı çatışmalar zamanla büyüyerek da¬ha kötü sonuçlara neden olabilir (Straus 1974).
Çatışmaları azaltma ya da önlemeye çalışmanın yolu, kişilere kişiler arası iletişim becerisi kazandırmaktır. Maslow (1970)’a göre kişiler arası ilişki becerisi, insanın temel ihtiyaçlarını karşılayabil¬mesi için temel bir öğedir. Eğer kişi kendini anlatabiliyorsa, başka¬larına tepki veriyorsa, başkaları üzerinde etkili olabiliyorsa ve baş¬kalarından etkilenmeye de açık olabiliyorsa; bu beceriler onun özellik¬le güvenlik, ait olma ve saygı gereksinimlerini doyurmasına yardımcı olur. Cohen ve Diğerleri (1931) de sosyal bir varlık olan insanın sos¬yal ihtiyaçlarının da başkalarıyla olan etkileşimlerine yönelik olduğu¬nu, bu ihtiyaçları karşılayabilmek için de kişiler arası becerilere ge¬rek olduğunu vurgulamaktadır. Aynı zamanda bu beceriler başkalarının da ihtiyaçlarını karşılamaya yardımcı olur; kişiler arası çatışmaların giderilmesine, etkin ilişkilerinin kurulmasına ve kişiler arası duy¬guların gelişmesine yardımcı olur.
Bu arada iletişim çatışmalarını, bireyin ailesi ile özellikle “ergenlik dönemi” içerisinde yaşanan yoğun çatışmadan da söz etmek istiyorum.

Ergenlik Dönemi Yaşanan Çatışmalar
Ergenlik döneminde gençler yeni bir kimlik arayışı içine girer ve kendi iç dünyalarında bir kavga verirler.Bu noktada önemli olan; ebeveynlerin çocuklarını anlayışla karşılamaları gerekir.
Yıllardan beri gençler ile ebeveynleri arasında yaşanan kuşak çatışmalarından söz edilir. Aslında ilişkilerin çatışmalı oluşu gayet normal bir durum olarak görülür. Çünkü gençlik heyecanı her zaman bireye farklı duygular yaşatır. Bu dönemde gençlerde bir yandan yoğun bağımsızlık isteği yaşanırken, diğer yandan ait olma ve sahip çıkılma beklentisi arasında tipik çatışmalar vardır. Esas olarak ergenlik, yoğun çelişkiler ve ikilemlerin yaşandığı bir dönemdir. Bu nedenle genç, kendini tanıma yolunda büyük bir çaba harcamak zorunda kalır. Bir gün önce sevdiği bir giysiyi bir gün sonra neden sevmediğini anne ve babasına anlatmakta çoğu zaman güçlük çeker. Dün işe yaramaz bulduğu bir fikri bugün neden savunduğunu kendisi de bilmez, ama yine de sonuna kadar direnir. Bu durum gençlerle birlikte yaşayan erişkinleri de oldukça zorlar. Fakat bebeklik döneminden başlayarak kurulan sağlıklı, karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan tutarlı bir ilişkiyle yetişen gençlerde bu ergenlik karmaşası çok daha az yaşanır.
Ergenlik ve aile ilişkileri
 Gençlerin ergenlik döneminde ailelerine olan bağımlılıkları biraz azalır. Daha çok kendi başlarına bir şeyler yapmak isterler. l Hiçbir şeyi beğenmez, sürekli şikayet edecek bir şeyler bulurlar.
 Ailelerinin en ufak bir eleştirisine büyük tepki verirler. Kendilerine yöneltilen eleştirileri kabul etmez, sürekli kendileri etraflarındakileri eleştirmeyi severler.
 Genel bir boş vermişlik içindedirler.
 Anne – babalarının düşüncelerini eskimiş bulur ve onlardan öğrenecekleri hiçbir şey kalmamış sanırlar. • Kendi bildiklerini doğru kabul eder, yetişkinlerin söylediklerine pek kulak asmazlar.
Anne – babaların davranışları onları nasıl etkiler?
Ergenlik döneminde ebeveynlerin çocuklarına yaklaşımı, onların daha sonraki kişilik özelliklerinin şekillenmesinde etkilidir.
 Ebeveynlerin çocuklarını kontrol ve aşırı koruma altına almaları sonucunda birey, başkalarına bağımlı, kendine güveni olmayan bir kişilik geliştirebilir.
 Hiçbir hareketi sınırlandırılmayan, her olumlu davranışı abartılan, yani aşırı hoşgörü ortamında büyüyen kişi ise bencil yetişir. Ayrıca daima başkalarının dikkatini çekmek isteyen ve karşı taraftan hizmet bekleyen bir tutum içine de girebilir.
 Çocuğu kabullenmeme, olumsuz duygular besleme, yani reddetme durumunda ise birey, sinirli, özellikle kendinden küçük ve zayıflara karşı düşmanca duygulara sahip, yardım etme duygusundan uzak bir özellik kazanabilir.
 Baskıcı bir tavırla yaklaşılıp, aşırı sınırlamalarla karşılaşan ergen, nazik, dürüst ve dikkatli olmasına karşın çekingen, başkalarının etkisinde kolay kalabilen, aşırı hassas ve bunun uzantısı olarak da girişimcilik, atılganlık düzeyi düşük, varlığı ve yokluğu bulunduğu ortamda hissedilmeyen bir özellik geliştirebilir.
Ebeveynlere düşen görevler nelerdir?
 Genç için en önemli besinin ‘sevgi’ ve ‘sevecenlik’ olduğunu unutmayın. Buna bağlı olarak ona dozunda ilgi, şefkat ve sevgi gösterin.
 Kendi kendilerini yönetmeleri yolundaki çabalarını ‘senin yaşın küçük’ gibi nedenlerle engellemeyin. Güven duygusunu pekiştirmek için, onlara yapıcı ve aktif olacakları ortamlar hazırlamaya çalışın. Onlara endişeli gözlerle bakmaktan kaçının.
 Her gencin kendine özgü özelliklerle donanmış, ayrı bir birey olduğunu unutmayın. Akranlarıyla ve kardeşleriyle kıyaslamayın. Böyle bir durumla karşı karşıya kalan gençler, kendilerine olan güvenlerini kolayca yitirirler.
 Anne – baba olarak özellikle disiplin konusunda karşılıklı görüş birliğinde olmaya ve çocuğunuzun yanında tartışmamaya özen gösterin.
 Çocukların, aileleriyle paylaşmak istemedikleri bazı sırları, mektupları, hatıra defterleri, resimleri olabilir. Bunlar onların özel haklarıdır. Bu haklarına saygı gösterin ve kendilerine ait bir dünyaları olabileceğini asla unutmayın.
 Sürekli kendini geliştiren bir anne – baba olmaya gayret edin. Böylece geçmişi, bugünü ve geleceği daha iyi değerlendirerek çocuklarınızla kuşak çatışmasını en az düzeye indirmiş olursunuz.
 Ergenleri sürekli denetim altında tutmaya kalkmayın. Bunun yerine; kendisine güvendiğinizi samimi olarak ve davranışlarınızla gösterin. Yapacağı yanlış bir davranışın, her şeyden önce kendi kişiliğine ve kendine saygısızlık olacağını hatırlatın.
 Onlara aile içerisinde ve toplumda bazı sorumluluklar verin. Böylece oto kontrolleri daha kolay gelişecektir. Ailede herhangi bir sorun veya ortak paylaşım olduğunda onların da görüşlerini alın.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :