- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Grup Dinamiği

Grup Dinamiği sitemize 23 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

-DENEYSEL YAKLAŞIMLAR-

Grup davranışı araştırmalarında deneysel yaklaşımların çeşitliliği, araştırmacıların hünerleriyle sınırlıdır.Bununla birlikte küçük grupların deneysel çalışmaları üç ana sınıfa ayrılmaktadır.
-Saha(alan) araştırmaları.
-Laboratuar deneyleri,
-Rol oynamadır.
Rol oynama çalışmaları laboratuarda yada sahada yürütülebilir ve bundan dolayı diğerlerinden ayrı bir çalışma şekli ortaya koymazlar. Kolaylık olması için onlar ayrı bir bölümde tartışılacaktır.

*SAHA(ALAN) ARAŞTIRMALARI*

Bir alan araştırmasının temel özelliği, incelenen olgunun, doğal olarak bulunduğu gibi incelenmesidir. Yani araştırmacı, incelenen durumları yada durumu yaratmaz; onun yerine doğal seyrindeki sosyal olaylar içinde meydana gelirken olguyu tetkik eder. İnceleme alanda yürütülür. Araştırmacının eğilim ve amaçlarına bağlı olarak alan araştırmalarının şekli farklılaşabilir. Eğer araştırmacının niyeti, keşfetmek ve tanımlamaksa, alan araştırmasının az sayıda yada sıfır hipotezle başlaması olasıdır ve araştırmacı, durumun hiçbir yönünü karıştırma gayreti göstermeyecektir. Şayet araştırma, geçerli verinin ancak incelenen olguyu doğal halinde incelemeyle elde edebileceğine inanıyorsa tetkikin yukarıdaki gibi olması muhtemeldir. Diğer taraftan araştırmacı, temelde hipotezleri test etmeyle ilgilenebilir ve olaya müdahalede bulunmasının, değişkenler arasında gözlenen ilişkilerin doğru sebep-sonuç(etki) ilişkileri olduğundan emin olmanın tek yolu olduğuna inanabilir. Bu durumda alan incelemesi olasılıkla bir alan deneyi olacaktır. Yani, araştırmacı değişkenleri kendine göre düzenleyecektir ama bunu laboratuardan ziyade doğal koşullar içinde yapacaktır. Bu iki alan incelemesi arasındaki uzlaşma noktası “doğal deney” olmasıdır. Bu yaklaşımda araştırmacı doğal olan olayları, onların grup davranışı içindeki sonuçlarını incelemek için kullanır. Bu her iki yaklaşım ileri bir düşünceye katkıda bulunur.

TANIMLAYICI-KEŞFEDİCİ İNCELEMELER

Bir tanımlayıcı-keşfedici(betimleyici) alan incelemesinin amacı, incelenen grubu tasvir etmektir(Genellikle değişkenler arasındaki ilişkileri belirleyerek). Bu yaklaşımın gerçek amacı grup özelliklerini sadece tasvir etmekten, işlevsel ilişkiler hakkında kısa hipotezler oluşturma şeklinde çeşitli şekillerde olabilir. Eğer amaç hipotezler oluşturmak ve/veya işlevsel ilişkiler kurmaksa, araştırmacılar iki olası yaklaşımdan birini tercih edebilirler. Grubu rasgele seçebilirler, birkaç değişkeni veya grubun özelliklerini ölçerler, onlar arasındaki ilişkileri ararlar; yada grubu belirlenmiş kriterlere göre seçebilirler.
Grubun ilgilenilen değişkeninin farklı derecelerini veya seviyelerini sergilemesi için ve diğer özelliklerin ışığında grupları karşılaştırmak için bunu yapabilirler. İlk yaklaşımın bir örneği, Polansky, Lippitt ve Red(1950) tarafından yapılan “gruplarda davranışsal yayılma araştırmasıdır.” Bu araştırmacılar iki yaz kampındaki sekiz erkek ve sekiz kız grubunu incelemişlerdir. Veriler, danışman değerlendirmeleri, deneyi yapanların gözlemleri ve erkeklerle kızların cevapladıkları testlerden oluşmuştur. Araştırmacılar grup üyelerinin prestijini, onların grup içindeki etkilerini değerlendirerek incelemişlerdir. Yüksek prestijli üyelerin düşük prestijlilere göre daha fazla grubu etkileme gayretinde oldukları ve davranışsal yayılmayı başlattıkları bulgulanmıştır. Bu bulgu, gruptaki sosyal etki üzerine prestijin etkileri hakkında varsayımlar oluşturmaya götürmüştür.
İkinci yaklaşıma örnek; Blau’nun yaptığı(1959-1960) sosyal yardım kuruluşlarıyla ilgili araştırma olabilir. Diğer değişkenlerin yanında Blau kuruluşun büyüklüğünün işçilerin davranışı üzerindeki etkileriyle ilgilenmiştir.
Bundan dolayı birkaç küçük, birkaç da büyük kuruluş seçmiş ve büyüklüklerine göre kuruluşlardaki rolleri karşılaştırmıştır. Araştırma puanlanırken Blau büyük ve küçük kuruluşlar arasındaki farkların değişen büyüklüklerine bağlanabileceğini varsaymıştır. Bununla birlikte, araştırma sırasında küçük kuruluşların küçük yerlerde, büyük kuruluşların büyük yerlerde yerleştiğini gözlemlemiştir. Bu durum iki durumun farklı yönlerini incelemeye götürmüştür: Sonuç olarak farklılıklar kuruluşun büyüklüğünden ziyade çevresel yerleşmeye bağlı olarak bulunmuştur.

Tanımlayıcı-keşfedici incelemeler, deneysel çalışmaların doğal durumlarla ilgisiyle ilgilenen araştırmacılar için çok çekicidir. İncelenen durumlar doğal olduğu için, diğer benzer durumlarla ilgili bir sorun yoktur. Bununla birlikte, araştırma için seçilebilecek bir çok düzenlemeler olduğu ve ancak bunların bir kaçı seçilebildiği için, bulguların genelliği sorgulanabilir. Bu her türlü deneysel çalışma için geçerlidir. Tanımlayıcı-keşfedici yaklaşımla ilgili en ciddi sorun, bulguların geçerliliğinin göreceli olarak kesin olmayışıdır. Araştırmacı sadece alandaki bir çok kontrol dışı değişkenden bir kaçını ölçer ve sebep-sonuç ilişkileri belirlemek için yada gözlem ilişkilerinin geçerliliği için temelleri yoktur.

DOĞAL DENEYLER

Doğal deney, tanımlayıcı-keşfedici incelemeden şu şekilde ayrılır: Araştırmacılar doğal olarak oluşan değişikliklerin avantajını onların grup üzerindeki etkilerini incelemek için kullanırlar. Eğer araştırmacılar değişikliğin olmak üzere olduğunu veya belli bir zamanda olacağını biliyorlarsa, bunu önceden planlayabilirler. Örneğin, eğer belli sınıflarda belli bir tarihte ayrımın kaldırılacağı biliniyorsa, bir öncesi-sonrası incelemeleri yapılabilir; yada ayrımın kaldırılmadığı diğer benzer sınıflar seçilip, bu ikisi karşılaştırılabilir. Bu yolla ayrımın kaldırılmasının etkileri değerlendirilebilir.
Bu yaklaşıma bir örnek Cook Havel ve Christ’in(1957) araştırmasıdır. Belirli yabancı öğrenciler, ABD’deki bir yaz oryantasyon programında bulunmak için seçilecekti(seçimde bunların sözü geçmiyordu) ve öğrencilerin üzerinde oryantasyonun etkilerini incelemek için bir deney planlandı. Milliyet, çalışma öğrenim alanı ve yaş gibi özellikler dikkate alınarak, deney grubuyla kabaca eşleştirilmiş bir kontrol grubu seçildi. Artık iki grup karşılaştırılabilirdi.
Doğal deneyin tanımlayıcı-keşfedici inceleme üzerindeki bir üstünlüğü de sebep-sonuç ilişkilerinin daha belirgin olmasıdır. Bununla birlikte araştırmacının süreci kontrol edememesi, sonuçların bilinmeyen ve kontrol edilmeyen değişkenler tarafından etkilenmesi söz konusu olabilir.

ALAN DENEYLERİ

Alan deneyi deneysel kontrolü bir adım öteye taşır: Araştırmacı belirli değişkenlerin işleyiş ve etkisini kontrol eder fakat bunu düzenlenmiş bir alanda yapar. Bu yaklaşıma klasik bir örnek Coch ve French(1948) tarafından yürütülen değişime direnme araştırmasıdır. Bu çalışmanın konusu 4 grup fabrika işçisiydi. Grupların üyeleri 7’den 40’a kadardı. Araştırmanın başlangıcında 4 grup birlik duygusu, verimlilik ve değişim oranı bakımından kabaca eşitti. Bütün gruplar işin yapılması konusunda bir değişikliğe maruz bırakıldı. Fakat bu değişiklik her grupta farklıydı. Bir grupta işçi temsilcileri değişimi planlamaya katıldılar, iki grupta bütün işçiler planlamaya katıldılar, 4. grupta üyeler sadece değişimden haberdar edildiler.
Değişik uygulamaların etkileri, bir dizi yeterlilik standardına ulaşmada ihtiyaç duyulan zaman belirlenerek ölçüldü. Toplam katılım, yeni uygulamayı en iyi öğrenmeyi; temsilcilerle katılım en iyi 2. oranı ve katılımsızlık(kontrol grubu) en yavaş oranı sağladı. Bu grup standarda ulaşmada başarısız oldu.
Benzer bir tür olan alan çalışması Morse ve Reimer(1956) tarafından yapıldı. Bu araştırmacılar, bir sanayi örgütünde işçilerin karar verme rolünün artmasının etkilerini inceledi. Grup doyumu ve üretkenlikle ilgili bir takım özelliklerde birbirine benzeyen 4 grup seçildi. Rasgele, grupların ikisi “otonomi” durumu için, diğer ikisi de “hiyerarşik kontrol” durumu için belirlendi. Otonomi grubunun üyelerine aktivitelerinde kendilerini kontrol etme olanağı verildi: diğer taraftan hiyerarşik kontrol grubunun üyeleri böyle bir kontrolden yoksun bırakıldılar. Önce ve sonra yapılan doyum ve üretkenlik ölçümlerine göre: otonomi grubunda doyum artarken, hiyerarşik kontrol grubunda doyum azalıyordu. Bütün gruplarda üretkenlik arttı; fakat artış hiyerarşik kontrol grubunda daha fazlaydı(bu fark ölçüm yönteminden kaynaklanabilir.)
Alan deneyinin doğal deneye karşı avantajı açıktır. Alan deneyinde, deney yapanlar değişiklikleri kontrol ettikleri için, istenmeyen değişkenlerin etkilerinden daha emin olabilirler, doğal deneyde ise değişim doğal olaylar ve benzeri durumlar tarafından ortaya konulur.
Alan deneyleri, önemli değişkenleri kontrol ihtiyacı ve bulguları günlük olaylara ve durumlara yayma arasında bir uzlaşma sağlıyor: oysaki hala, incelenen olay üzerinde etki edebilecek olan, diğer değişkenler üzerindeki kontrolün derecesi hakkında sorular var.

LABORATUAR DENEYLERİ

Laboratuar deneyi ve alan incelemesi arasındaki en büyük fark araştırma yeridir, yani: doğal bir ortam yerine laboratuarda yapılmasıdır. Bu fark oldukça önemlidir, çünkü bu değişkenlerin kontrolü ve bulguların genelliğini ifade eder. Laboratuar deneyinin en büyük avantajı, deneyi yapanın değişkenler üzerindeki kontrol derecesidir. Eğer deneyi yapanlar yeterince hünerliyse, incelenen olayı etkileyebilecek değişkenlerin hepsini yada çoğunu kontrol edebilirler. Sebep ve sonuç ilişkisi, kontrolün düşük olduğu durumlardan çok daha güvenle kurulur. Diğer taraftan, kontrolün derecesi, laboratuardaki durumu gerçek hayattaki durumdan farklılaştırır. Laboratuar yaklaşımının eleştirmenleri, böyle araştırmaların laboratuar dışındaki grup davranışı için geçerli olmadığını söylerler. Fakat, Festinger(1953), laboratuarda da olsa, doğal ortamda da olsa grup üyelerinin içinde bulundukları durumun onlar için bir gerçeklik olduğunu iddia eder. Burada iki konu vardır:
1)İçinde bulunduğu koşullar içinde, davranışın geçerliliği
2)Laboratuar içindeki etkilerin laboratuar dışında da olup olmadığı. Laboratuar içindeki bilgilerin, laboratuar dışına da uygulanması, “genellenebilirlik, dış geçerlilik ve(son günlerdeki popüler deyişle) ekolojik geçerlilik” diye adlandırılır. Laboratuarda yada doğal ortamda yapılan gözlemler, gözlemlerin yapıldığı koşullara göre geçerli yada geçersiz olabilir. Fakat sadece laboratuarda elde edilmiş olması bir veriyi geçersiz kılmaz. Buna rağmen, laboratuar ortamındaki değişkenlerin gücü, doğal ortamdakilerden çok daha azdır. Genelde, zayıf değişkenlerin laboratuarda küçük etkileri olurken, aynı tip güçlü değişkenler doğal ortamda büyük etkiler yapar.
Laboratuardaki etkilerin(sonuçların) hangilerinin genellenebileceği karışık bir problemdir. Laboratuarda incelenen değişkenler temel olarak doğal ortamdakilerden farklı olabilir: eğer öyleyse laboratuar sonuçları genellenemez. Laboratuar sonuçları, bir çok farklı değişkenlerin olduğu doğal ortamda geçerli olmayabilir ve “laboratuar değişkeni” anlamsızlaşır.
Diğer yaklaşımlar gibi, laboratuar deneylerinin de bir çok çeşidi vardır. Alan deneyine en yakın laboratuar deneyinde, doğal gruplar laboratuara getirilir ve incelenir. Fakat daha yaygın olan yöntemde “yapay” veya acemi gruplar deney için oluşturulur. Acemi gruplar rasgele seçilebileceği gibi, sistematik olarak da seçilebilir.

TECRÜBELİ GRUPLAR

Laboratuara getirilen doğal gruplar tecrübeli grup olarak kabul edilirler: yani, grup üyeleri kendi aralarında ilişkilerini kurmuşlar ve grup teşkili için gerekli işlemlerin çoğunu tamamlamışlardır. Bu, grup teşkilinin ilk evresinin bu gruba uygulanmayacağı anlamına gelir.
Bu yaklaşım, Bowen(1966) tarafından yürütülen ve aile gruplarının, birliktelik yapılarının incelenmesi amacıyla laboratuara getirildikleri bir araştırmayla ortaya konulmuştur. Üç aileyi(ana, baba ve teen-ager:oğul) aynı zamanda laboratuara getirerek ve sistematik olarak grup üyelerini incelemiş ve aile, taklit aile(ana, baba, çocuk her biri farklı bir aileden), — — grupları(3 ana, 3 baba, 3 çocuk) içindeki yapıları karşılaştırmıştır.
Tecrübeli grupları kullanmanın avantajları olmakla birlikte, grupla birlikte laboratuara getirilen grup içi ilişkiler deneysel sonuçları etkileyebilir. Yani, tecrübeli grupların bilinmeyen değişkenlerle deney sonuçlarını bulandırma olasılığı acemi gruplardan daha fazladır. Yine de, eğer maksat sonuçları genellemekse böyle grupları kullanmak daha uygundur.

SEÇİLMİŞ ACEMİ GRUPLAR

Genellikle araştırmacılar sadece seçmeyle karıştırılabilecek değişkenleri incelemekle ilgilenirler.Örneğin; grup kompozisyonun etkilerini araştırmak , grup üyelerinin seçilmesini gerektirir. Bunu , içinde Schutz (1955) ‘un grup üyelerini ihtiyaç ölçülerine göre seçtiği FIRO’nun deneysel testinde görebiliriz. Bu ihtiyaçlar temelinde gruplar , rekabetçi ve rekabetçi olmayan şeklinde oluşturulmuş ve Schutz , rekabetçi grupların grup içi birliktelik gerektiren görevlerde , rekabetçi olmayan gruplardan daha etkili olduklarını göstermiştir. Bu teknik , grup özelliklerini özet olarak belirleme avantajına sahiptir ; fakat dikkati çekmek gerekir ki , böyle bir seçmenin diğer önemli değişkenlerin anlamsız birleşmeleriyle sonuçlanmaması gerekir.

GELİŞİGÜZEL ACEMİ GRUPLAR

Laboratuar deneyinde yaygın yaklaşım rasgele acemi grupları kullanmaktır. Kobaylar rasgele gruplara dağıtılır: böylece gruplar, farklı uygulamalara maruz bırakılan çeşitli birliklere ayrılırlar. Bu işlemin amacı, farklı uygulamalara maruz bırakılan grup üyelerinin başlangıç itibariyle farklı olmamalarını sağlamaktır. Rasgele dağıtma her bir kobaya her hangi bir gruba girme açısından eşit şans verdiği için, deneyin başlangıcında, farklı uygulamalara maruz bırakılan grupların farklı olmamaları beklenir. Birbirini takip eden deneysel manipulasyonların ardından gözlenen değişiklikler farklı uygulamalara atfedilir. Şu da akılda tutulmalıdır ki: rasgele dağıtma, grupların başlangıçtaki mukayese edilebilirliğini garanti etmez. Katı bir rasgele dağıtma, grup kompozisyonunda deneysel sonuçları etkileyebilecek farklılıklarla sonuçlanabilir.
Hem rasgele hem de seçilmiş acemi gruplar, yapay oldukları ve gerçek dünya için bir anlam ifade etmedikleri şeklinde eleştirilmektedirler. Gerçekte bu hem bir güçlülük hem de bir zayıflıktır. Çünkü araştırmacı yapay gruplarla, doğal olmayan durumları araştırabilir. Örneğin, grup üyeliklerinin belli kombinasyonları doğal bir grupta asla görülmeyebilir. Tümüyle üst düzey yada alt düzey bireylerden oluşan bir grup bulmak sürpriz olurdu.
Seçilmiş acemi grup işlemiyle böyle grupları laboratuarda oluşturmak kolaydır. Cartwright ve Zander(1968)’in işaret ettikleri gibi; laboratuarda yapay gruplarla yapılan araştırma, nedenselliğin yönü hakkında yada hangi değişkenlerin doğal gruplarla yapılan araştırmalarda gözlenen bir etki yaptığı hakkındaki sorunları çözmeye yardım edebilir. Yine de, laboratuar dışı durumlarla ilgili genelleme yapmakta bir problem var. En iyi yaklaşım laboratuar ortamındaki ve her iki alandaki hipotezleri incelemektir.

ROL OYNAMA DENEYLERİ

Rol oynama terimi bir çok anlamda kullanıla gelmiştir. Sosyologlar bu terimi, birisinin kendi rolünü(verilen bir duruma en uygun olduğunu düşündüğü davranışlar) gerçekleştirmesi şeklinde kullanırken; psikologlar, farzedilen bir rolü(lider, öğretmen, gözlemci gibi… bir kişinin kendinden farklı olarak, bir mevki için en uygun olduğunu düşündüğü davranışlar) gerçekleştirmek şeklinde kullanırlar. İkinci çeşit rol-oynama, davranışı anlamaya ve/veya değiştirmeye çalışmak için kullanılmıştır ve genelde deneyde ve rol gerçekleştirme olarak iki farklı metoda kişilerarası davranışı araştırmada yer veriliyor.

ROL GÖRÜNTÜLEME DENEYLERİ

Bu yaklaşımda, pasif olarak bir diğer kişinin rolünü canlandıracak ve onun davranışını tahmin edecek bir kobaya ihtiyaç vardır. Tipik olarak, kobayın bir gerçek durumdaki kişiyle hemen hemen aynı bilgiye sahip olmasını sağlamak için bir durum detaylı olarak açıklanır. Sonra kobaydan o durum içindeki diğer bireyin nasıl davrandığını yada davranacağını tahmin etmesi beklenir. Bu rol görüntüleme işlemi genelde sosyal psikolojik teorileri test etmek için kullanılır. Örneğin: Bem(1967) uyumsuzluk araştırmalarında katılımcıların cevaplarının içsel bir durumun sonucu olmayıp, davranışı kendinin gözlemlemesinin bir sonucu olduğunu öne sürer. Rol görüntülemeyi kullanan kobaylar, böyle deneylerdeki gerçek kobaylarla benzer sonuçları gösterdikleri için, Bem teorisinin doğru olduğunu düşünmüştür. Yine Mixon(1972) bu tekniği, onun iyi bilinen otoriteye itaat hakkındaki teorilerini test etmek için kullandı(Milgram 1963). Miligram’ın, katılanlara, öğrencilerin belirlenen materyali öğrenmelerine yardım etmek için elektrik şoku kullanabileceklerini söylediğini anımsarsınız. “Öğretmenler”, 15-450 volt arasında voltaj seviyeleri olan şok jeneratörünü kullanıyorlardı. “Hafif şok”tan “tehlikeli: şiddetli şok”a uzanan sözlü komutlar vardı. “Öğrenciler” aslında elektrik şokuna maruz değillerdi ama kobaylar bunu bilmiyordu.
İlginçtir ki, 40 kobaydan 26’sı en yüksek şok seviyesini kullandı. Mixon(1972), kendi kobaylarına(her iki gruba da) bütün detayları açıkladı. Onun kobayları jeneratörün aslında şok vermediğini de biliyorlardı. Yine de Milgram’ın deneyindeki gibi davrandılar. Mixon buradan şu sonuca vardı ki: her iki deneyde de kobaylar şartlandırılmış yanlış inançlara karşılık veriyorlardı: yani, bir deney içinde değerlendirildiklerini biliyorlar ve buna göre davranıyorlardı.

ROL GERÇEKLEŞTİRME DENEYLERİ

“Rol gerçekleştirme” işlemi, “rol görüntüleme” den oldukça farklı amaçlar için kullanılır. Araştırmacı temel olarak grup süreci ve sonucu için, diğer bireylerin rol oynayanlara cevap niteliğindeki ve/veya belirli rol gerçekleştirmelerin sonucu niteliğindeki davranışlarıyla ilgilenirler. Bu metot, küçük grup davranışının bir çok yönünü incelemek için kullanıla gelmiştir ve uzun bir geçmişi vardır. Bu metodu en iyi olarak, bazı uygulama örneklerini göstererek açıklayabiliriz. Lewin,Lippitt ve White(1939)’in gerçekleştirdiği klasik “sosyal iklim” deneyi, rol oynama deneylerinin ilk örneklerindendir. Grup verimliliği ve morali üzerinde farklı liderlik stillerinin etkisini incelemişlerdi. Olgun liderler 10 yaşındaki gençlerden oluşan gruplar içinde demokratik, otokratik ya da bırakınız yapsınlarcı liderlik rolünü oynadılar. Demokratik lider, gençlerin üzerinde çalışmak istedikleri ürünü seçmelerine ve istedikleri gibi ilerlemelerine izin veriyordu; otokratik lider bütün politikayı belirliyor ve prosedürü dikte ediyordu; bırakın yapsınlarcı(laissez faine) lider istenildiğinde yardım sağlıyordu, bunun dışında gençlerin istediklerini yapmalarına izin veriyordu.
Görev, kağıt maskeler gibi objeler üretmekti. Sonuçlara göre, en iyi tatmin olan grup demokratik-yönlendirmeli gruptu ve daha az düşmanlık ve gerginlik sergilediler; ayrıca otokratik yönlendirmeli gruptan biraz daha az üretim yaptılar. Bırakınız yapsınlarcı grup orta düzeydeydi fakat otokratik gruptan çok demokratik gruba benziyordu.(araştırma detaylı olarak 9. bölümde tartışılıyor).
Rol gerçekleştirme deneylerinin grup içindeki tek bir rolle sınırlandırması gerekli değildir. Örneğin, Hoffman(1959) 4 kişilik gruptan bir kişinin denetleyici diğer üçünün işçi rolünü oynamasını istemiştir. Her bireyin içinde bulunduğu durumun inançlarına ve davranışlarını sergilemesi istendi. Denetleyicinin rolü çalışanları bir verimlilik uzmanınca önerilen çalışma prosedüründeki bir değişikliğe ikna etmekti. Bu araştırma paradigması, çeşitli grup kompozisyonlarının grup davranışı üzerindeki etkilerini incelemek için kullanıldı(ayrıntılı bilgi için bölüm-7’ye bakınız).
Biraz farklı bir amaç için Shaw ve Breed(1970) aynı görev ve rol oynama işlemini kullandılar ama işçilerin denetleyiciye ilişkin geçmiş davranışlara dönük inançlarını farklılaştırdılar. Bu deneyde işçilerin belirli rollerin içine yerleştirilmiş olan inançları araştırmacılar için bağımsız ilgi değişkenini oluşturdu(bkz,bölüm-10).

Hoffman deneyi böylece çeşitli rol oynamayı, rol oynamanın bizzat kendisine bağlı olan değişkenlerin etkilerini incelemekte bir araç olarak kullandı: oysaki Shaw ve Breed rol oynamayı, deneysel değişkenleri etkilemenin bir aracı olarak kullandılar.
Deneysel bir metot olarak rol oynama, grup davranışını incelemede kullanılan diğer metotlara oranla daha tartışmalıdır. Anlaşılmazlıklar kısmen, bir metodoloji olarak rol oynamanın doğası hakkındaki karışıklıktan kaynaklanır. Örneğin, Alexander ve Serivan(1977), deneyde yaygın olarak hile kullanılması endişesinin rol oynamayı alternatif bir prosedür olarak teşvik ettiğini belirtmişlerdir. Hile(yalan) karşısında rol oynama hakkındaki kafa karıştırıcı sorular bunun bir sonucudur. Ama halen rol-oynama tekniklerinin etkililiği ve/veya geçerliliği hakkında anlaşmazlıklar var.
Bir metot hakkındaki en inatçı eleştirilerden biri, “deneysel gerçekçilik”, ilgi ve kendiliğindenlikten yoksun olduğudur(Aronson and Carlsmith, 1968; Cooper, 1976; Freedman, 1969). Bir diğer eleştiri, rol oynamanın ek bir değişken ortaya koyduğudur-aynı zamanda kobay olan gözlemci(Miller,1972). Bu değişkenin sonuçları bilinmiyor ve bilinmez olabilir. Bu çeşitli eleştiriler birkaç araştırmacı tarafından güçlü şekilde çürütülmüştür(e.g., Alexander and Serivan, 1977; Krupat, 1977; Mixon, 1977).
Bir deneysel metot olarak üzerindeki tartışmalara rağmen, rol-oynama için şu açıktır ki; bu metot bazı amaçlar için uygunken, diğerleri için uygun değildir. “Rol görüntüleme”; diğer çeşit araştırmalardan elde edilen verilerin “geleneksel akıl”la tutarlı olup olmadığını-yani, kobayların hedef popülasyonunun bireylerinin onlardan bekledikleri davranışları sergileyip sergilemediklerini-belirlemede kabul gören bir yöntemdir(e.g. see Bem, 1967; Mixon, 1972). Rol gerçekleştirme, bir diğer prosedür tarafından karıştırılan değişkenlerin bir vasıtası olarak kullanışlı bir araçtır. Diğer taraftan, ne rol görüntüleme ne de rol gerçekleştirme, korku ve anksiyete gibi duygusal durumları tetikleyici olarak etkili görünmüyorlar(e.g. Greenberg,1967), diğer araştırma teknikleri gibi. Rol oynama da araştırılmakta olan özel problemin ilişkisi içinde teorik olarak haklı çıkarılmalıdır(Movahedi,1977).

TEORİ VE ARAŞTIRMA

Teori ve araştırma tamamlayıcı işlemlerdir. Bir teori bilgiyi, anlamlarının tanılanabilmesine daha sonraki bir deneysel teste aktarılabilmesi için organize eder. Bu, gerçekte bilimin hakkında olduğu şeydir. Bu, dünyamızı gerçek hakkındaki müteakip yaklaşımlar vasıtasıyla anlama çabasıdır. Her kuramsal öneri veya hipotez, anlamanın bir seviyesini sunar ama bilinen verilerle olduğu kadar gelecekteki olası verilerle de tutarlı olmalıdır.
Bir anlamda, bir teori açıklama iddiasında olduğu olgu hakkında sadece bir sanıdır. Teorisyenin belli bir zamanda ulaşılabilen gerçeklerle yaptığı sanı en iyisidir. Fakat bilim adamı sürekli öneriler sunar ve onların geçerliliğinin bir takım dış kriterlerle test etmeye gayret eder.
Gelecek kısımdaki deneysel metotlar bu işleve hizmet ediyor. Campbell ve Stanley(1963)’e göre, bilgi toplama görevi, amacı bir teoriyi test etmek olduğunda, uygun olmayan hipotezleri reddetmektir. Bundan dolayı, bilgi toplama prosedürü oluşturulurken koşullar, test edilen hipotezlerin elenmesine yardım edecek şekilde düzenlenmeli. Bu işlemin doğasını anlamak, “delilin doğası”nı bilmeye ve küçük gruplarda araştırma yaklaşımlarından haberdar olmaya ihtiyaç duyar.

DELİLİN DOĞASI

Çaylak bir öğrenci, okuduğu küçük grup davranışıyla ilgili bir deneysel çalışmanın üzerine sorar: “Bu neye yarar?” Bu sorunun basit cevabı “hiçbir şey”dir. Tek başına hiçbir araştırma, en sınırlı hipotezler dışında hiçbir gerçeği kurmak için yeterli değildir. Bir önerinin doğru olduğundan tam olarak emin olmak için önerinin uygulandığı her muhtemel örnek incelenmelidir. Örneğin, açıkça her muhtemel güneş doğuşunu incelemediğimiz için, güneşin her zaman doğudan doğduğu ispatlanamaz. En azından güneşin güzel bir sabahta batıdan doğması teorik olarak mümkündür. Herkes kabul eder ki bu uç noktada bir ihtimaldir, fakat bize delilin doğasıyla ilgili iki noktayı gösterir:
1) Tam veri olmadıkça, kesin delilin imkansızlığı ve
2) “Kanıtlanmış” olarak kabul ettiğimiz önerilerin çoğunun kimsenin reddedemeyeceği veya çok az kişinin reddedeceği destekleyeceği delillere sahip olduğu gerçeğidir.
Bir teori veya öneriyi ispatlayamazsak onun geçerliliğini nasıl kurabiliriz. Belirli koşullar altında olan her olay bir takım hipotezlerle mantıklıca açıklanabilir. Campbell ve Stanley(1963) bu hipotezlere “mantıklı rakip hipotezler” demişler ve deneyin amacının bunların sayısını düşünmek olduğunu öne sürmüşlerdir. Rakip hipotezlerin sayısı ne kadar düşükse, kalan mantıklı hipotezlerin doğru olma ihtimali o kadar yüksektir. Bu yüzden, bir teoriyi denemek için oluşturulan bir deneysel çalışma, bir veya daha fazla mantıklı rakip hipotezi çürütecek delil sağlanmalı.
Mantıklı rakip hipotezlerin sayısını düşürme, Garner, Hake, Erikson(1956)’nin “yönelme(veya yakınsama) operasyonları” dedikleri bir işlemi gerektirir. Eğer bir araştırmacı, “X, A’nın sonucudur”, “X,B’nin sonucudur”,… “X,E’nin sonucudur” şeklinde bazı hipotezlerle açıklanabilen “X” olayını gözlemlerse, hangi hipotezin doğru olduğuna karar verme çalışmasında her hipotezi sırayla test edebilir.
Eğer X’in tek bir faktörün bulunması halinde meydana geldiği gösterilebilirse; A gibi; fakat diğerlerinin bulunmadığı durumda, X’in A’ya bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Ya da A’nın sorumlu olduğuna inanmak için bir sebep vardır ve birisi X için, A’nın olduğu ve diğerlerinin olmadığı veya A dışında diğer hepsinin olduğu durumları test edebilir. İlk örnekte, bu şekilde hipotezleri bire bir test etmek zaman ve enerji açısından pahalı olabilir veya değişkenleri bu yolla ayırmak mümkün olmayabilir. İkinci yaklaşım mümkündür, fakat araştırmacı doğru hipotezleri kolayca toplayacak kadar şanslı olmayabilir.
Daha başka durumlarda, belki, etkinin A, B, C işlerken, D ve E kontrol edilirken: A, B ve E işlerken, C ve D kontrol edilirken vuku bulduğu ve X’in B, C ve D işlerken A ve E kontrol edilirken vuku bulmadığı gösterilebilir. Bütün bu yönelme(yakınsama) operasyonları temelinde araştırmacı, X’in A’nın sonucu olduğu hipotezinin doğru olduğu sonucuna varabilir. Bu mantıksal çıkarım, tabii ki, bütün önemli değişkenlerin düşünülmüş olduğu varsayımına dayanır. Bu varsayım karşılanmadığında yanlışların olması muhtemeldir.
Belki bu işlem, araştırma literatüründen bir örnekle daha açık ifade edilebilir. Lewin ve ortakları(1953) davranış değişikliği üstünde grup kararının etkisi hakkında bir dizi araştırma yaptılar(grup kararı: bir grup ortamında alınan bireysel karar).
İlk araştırmada Lewin(1943) ev hanımlarının yemek alışkanlıklarını değiştirmeye çalıştı. Özel olarak onları böbrek ve uykuluk gibi sevilmeyen et ürünlerini kullanmaya cesaretlendirdi. Kobaylar altı grup Kızıl Haç gönüllüsüydü; gruplar 13-17 üye arasındaydı. Grupların yarısına, bu et ürünlerinin kullanılması hakkında ilginç bir konferans verildi; diğer yarı da konferanstakiyle aynı sonuca varmaları için grup tartışmasına yönlendirildi. Grup tartışmasının sonunda bu istenmeyen et ürünlerinden birini isteyenlerin ellerini kaldırmaları istendi. Müteakip bir kontrol gösterdi ki; konferans grubundakilerden sadece %3’ü bu et ürünlerinden birini kullandı; oysaki grup kararı grubundakilerin %32’si bu ürünleri kullandı.
Lewin, bu gözlenen farklılıklardan sorumlu olabilecek 6 faktörü şöyle sıraladı:
1)Grubun Türü:Kızıl Haç grupları birlikte çalışıyorlardı ve iyi organize edilmişlerdi. Belki de organize gruplar, grup tartışmasına daha iyi cevap veriyorlar.
2)Karışma Derecesi:Konferans durumunda dinleyiciler pasifti. Grup kararı durumu ise bu gözlenen farka sebep olabilecek olan, işe daha çok karışma doğurmuş olabilir.
3)Beklenti:Sadece grup kararı durumundaki gruplar müteakip bir çalışmanın yapılacağından haberdardırlar. Böyle bir kontrol beklentisi farkı doğurmuş olabilir.
4)Karar Verme Davranışı:Belki de, karar verme davranışı, bir kararsızlık durumundan, bireyin davranmaya hazır olduğu bir duruma geçiştir. Bu, bir alternatife(bu örnekte, yeni bir et ürününü kullanmak) diğerinden daha fazla etki verildiği anlamına gelir. Madem ki karar verme davranışı sadece grup kararı durumunda oluşuyor, bu gözlenen farklılıktan sorumlu olabilir.
5)Liderin Kişiliği:Konferansı verenlerin ve grup liderlerinin(tartışma grupları) kişilikleri farklı olduğundan dolayı, bu etki, liderlerin kişiliklerindeki farka bağlı olabilir.
6)Grup Standartlarına Uyma:Konferans durumundaki birey bir grup içinde olmasına rağmen, psikolojik olarak yalnız hissedebilir. Bundan dolayı fark, grup kararı durumundaki grup standartlarına daha etkili olmasından kaynaklanabilir.

İkinci bir araştırma(Radke and Klisurich,1947) altı grup ev hanımıyla yürütüldü ki her grup 6-9 arası üyeye sahipti. Burada amaç süt tüketimini artırmaktı. Gruplar organize edilmedi ve aynı kişi hem konferansçı hem de grup kararının lideri olarak davrandı. Müteakip bir çalışma iki hafta sonra ve yine dört hafta sonra yapıldı. Her iki örnekte de, grup kararı durumunda başarı daha büyüktü. İlk deneydeki gibi, grup kararı kobaylarına, bir kontrol yapılacağı söylendi ama konferans kobaylarına söylenmedi. Lewin ve ortakları, bu sonuçlardan grup kararı prosedürünün daha etkili oluşunun, grubun türü, beklenti veya liderin kişiliğiyle açıklanamayacağı sonucunu çıkardılar.
Üçüncü bir araştırma da(Radke and Klisurich, 1947) bebeklerin portakal suyu ve balık yağı tüketimlerinin arttırılmasına çalışıldı. Kobaylar, ilk bebekleriyle birlikte çiftlik anneleriydi. Bu araştırmada konferans yerine bireysel eğitim durumu uygulandı. Araştırmacılara göre, grup kararı durumunun etkisi, işe daha çok karışmaya bağlı olduğuna göre, bireysel eğitim işe daha çok karışma doğurabilir ve böylece grup kararından daha etkili olabilirdi. Yine de grup kararı daha etkili çıktı. Bu, grup kararının etkisinin işe daha çok karışmaya bağlı olmadığını gösterdi.
Bu deneyler serisi(yönelme-yakınsama-operasyonları) vasıtasıyla Lewin, mantıklı rakip hipotezlerin sayısını ikiye düşürmeyi başardı: karar verme davranışı ve grup standartlarına uyma. Bizim burada vurgulamak istediğimiz nokta, bu iki faktörün grup kararının etkisini açıklamak için yeterli olduğu değil; bu deney serilerinin,yönelme(yakınsama) operasyonlarının, mantıklı rakip hipotezlerin sayısını düşürebileceği gerçeğini göstermesidir.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :