- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Gelişim Semineri Notları

Gelişim Semineri Notları sitemize 23 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

GELİŞİM SEMİNERİ NOTLARI

 

ÖNSÖZ

Mine ÖZKAMALI

 

Köyde mezarı olan tek aydın öğretmendir.

İ.H.Tonguç

 

Cumhuriyet Türkiye’sinin eğitim alanında 77 yıl içinde bütün atılımlar yapmış ve çok uzun bir yol almış olduğunu görmekteyiz. 1920’lerde ülkemizde okur-yazarlık oranı %10’un altında iken bu oran günümüzde çok değişmiştir.

Öğretmenlik mesleğini öteki mesleklerden ayıran özellik,özveri gerektirmesi ve yaptıklarının,yararlarının parayla ölçülmemesidir. Bu bakımdan öğretmenlik mesleği hemen her çağda kutsal meslek olarak tanımlanmıştır. Ama şurası bir gerçektir ki öğretmenlik mesleğinin kutsal oluşu,öğretmenlerimizin kusursuz olamayacağı anlamına gelmez. Meslek kutsaldır ama insanın beşeri olduğunu düşünürsek,hatasız olmamasını düşünmek,düşülebilecek en büyük hatadır. Bu hataya düşmemek için dönem dönem kendimize ayna tutmanın faydalı olduğunu düşünerek böyle bir araştırma yapma ihtiyacı duyduk.

Eğitim,yaşama anlam kazandıran en soylu etkinliktir. Eğitim denilince,ilk akla gelen meslek ise,öğretmenliktir. Öğretmenlik bilgiyi sevgiyle yoğuran ve yaşamı güzelleştiren mesleğin adıdır. Genelden özele inecek olursak eğitimin yapıldığı yer okul,iletişimin yoğun olarak yaşandığı yer sınıftır.

Ortalama 180 gün olan yıllık öğrenim süresinin önemli bir bölümü sınıfta geçer. Bu süre içinde öğretmen ve öğrenciler belli bir amaç ve program çerçevesinde sınıftaki yaşama katılırlar. Ancak sınıf içindeki yaşamı,önceden belirlenmiş amaçlara uygun bir biçimde gerçekleştirmesinden,öncelikle öğretmen sorumludur. Bu sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirilmesi için;öğretmenin insan ilişkileri alanında duyarlı ve bilgili olması gerekir. Bu anlamda bir öğretmenin yapması gereken ilk şey,sınıfta eğitimin gerektirdiği fiziksel ve psikolojik ortamı sağlamaktır ki düşüncemize göre fiziki koşullar ne kadar iyi olursa olsun psikolojik ortam sağlanmadığında hiçbir etkisi yoktur. Psikolojik ortamı sağlamak için öğrencileri sevmek gereklidir,fakat yeterli değildir. Sorun,insan ilişkileri örüntüsünü karmaşık ve çok boyutlu niteliğinden kaynaklanmaktadır. İnsanın davranışlarına onun beklenti ve gereksinimleri yön verir.

Öğrenmeye elverişli sınıf ortamı için sınıfın duygusal havasının ve insan ilişkilerinin öğrencilere güven sağlayıcı olması gerekir. Duyguların önemsenmediği ve olumsuz duyguların yer aldığı bir sınıf topluluğu her zaman ruh sağlığını bozucudur. Geleneksel okullarda öğretmenin tüm dikkati öğrettiği konu,kullandığı yöntem ve sağlayacağı sınıf disiplini üzerinde yoğunlaşmış,öğrencinin kendisi ve yaşadığı duygular öğretmenin dikkat merkezinin dışına çıkmıştır. Geleneksel disiplin anlayışına göre sınıf içinde,görünürde bir sessizlik ve itaat vardır. Bu görüntü içinde öğrencinin öğretmene bağımlı bir biçimde kendi girişim gücünü ve yaratıcılığını kullanması güçleşmiş bulunmaktadır. Üstelik bu sessizlik ve bağımlılık altında,öğrenci kendi iç dünyasında yalnızdır ve başarısız olma ya da yanlış yapma korkusu içinde yaşamaktadır. Öğrencinin yaşadığı duygular,onun içinde bulunduğu sınıf ortamını,olduğundan çok daha fazla tehdit edici hale getirmektedir. Eğer bir öğretmen fazla otoriterse bu duyguların yoğunluğu daha çok artmaktadır. O zaman öğrenciler sınıfta çok daha fazla kaygı ve güvensizliğin etkisi altında kalarak kimi bağımlılığını arttırarak sinmekte,kimi de saldırganlığını arttırarak öğretmene ters düşmektedir. Pek çok öğrenci de öğretmenin sınıftaki varlığından bilinçli veya bilinçsiz bir tedirginlik duymaktadır. O nedenle geleneksel disiplin anlayışına yeni bir alternatif bulmak ve bu alternatifle öğretmeni öğrenmeyi kolaylaştırıcı bir konum içinde tutma zorunluluğu vardır. Disiplin olmadan öğrenme gerçekleşmediğine göre sınıfta öğretmenden kaynaklanan bir disiplin yerine öğrenciden kaynaklanan bir disiplinle hem öğrencilerin ruh sağlığını koruma hem de öğrenmeyi gerçekleştirme mümkündür.

Öğretmen-öğrenci ilişkileri Sokrat’tan günümüze kadar ,eğitim tarihinin gündeminde yer almıştır. İnsan davranışlarını hedefler doğrultusunda değiştirmede,günümüzde öğretmen davranışının çok daha önemli kabul edildiği bilinmektedir.

Öğretmenin öğrencilerine örnek olabilmesi ise,öğretmende örneklik niteliklerinin bulunmazsına bağlıdır. Öğretmenin örnek olabilecek kişilik özelliklerinin en önemlisi;öğrencileriyle kendi arasında sıcak ve samimim bir dostluk yaratabilmesidir. Bu özellik,öğretmenin başarısını yükselten ve sürdüren iki özellikten biridir.  Diğeri ise öğretmenin düzenli ve planlı çalışmasıdır.

Öğretmenin öğrencisinin ilgilerini,ihtiyaçlarını,amaçlarını,değerlerini onun öznel gerçeğine uygun  bir biçimde algılayabilmesi ve bu algılayışta öğrenciyi değerlendirme yerine onu anlamayı ve bu anlayış içinde ona yardımcı olmayı amaçlaması öğrenciyi öğretmene yaklaştırmaktadır. Öğretmenin bütün bu etkileşim içinde öğrencisini açık ve dürüst davranması sonucunda öğrencisinin öznel gerçeği dış dünyanın gerekleri ve nesnel boyutları doğrultusunda bir değişim içine girebilmektedir. Öğretmen-öğrenci ilişkilerinde öğrenci merkezli eğitimin temel ilkeleri öğrenciye koşulsuz saygı ve empatik anlayış gösterme yanında eğitimde toplam kalite yönetimimin uygulanması ve öğretmenin öğrencisini etkin bir şekilde dinlemesinin ilişkiyi olumlu yönde etkileyeceği düşünülmektedir.

Eğitim alanında yapılan araştırmalar,baskın ve otoriter tavırlarla eğitim başarısı arasında olumsuz bir ilişkinin bulunduğunu ortaya koymuştur. Baskıcı tavırlar öğrencinin zihinsel ve duygusal enerjisini esas amaç olan eğitimden saptırmakta ve öğrencinin ya boyun eğmesine veya tepkici tavır geliştirmesine yol açmaktadır.(Baltaş,1999)

Bu sebeple eğitimin amaçlarına ulaşması açısından derste öğretilenlerden daha çok kurulacak olan ilişki biçimi önem kazanmaktadır. İyi bir öğretmen,öğretmenliğin sadece öğretmek olmadığının farkındadır ve öğrencileriyle kurduğu ilişki biçiminin sadece eğitim başarısını yükseltmekte kalmayıp,aynı zamanda onu hayatta başarısı olan “güvenli bir tavır”geliştirmesine imkan vereceğini bilir. (Baltaş,1999)

Sınıf içi çalışmada olduğu kadar,öğrencinin grup içinde kendini gerçekleştirmesinde de öğretmen rehberdir. Öğretmen sınıfta adaletiyle olduğu kadar sıradışılığı ile de dikkati çeken bir modeldir. O,çocuğun kişiliğinin oluşumunu ve gelişimini biçimlendiren insandır. Çocuk,anne-baba modeli yerine öğretmeni koyar ve onunla kendini özdeş tutmaya başlar. İşte çocuğun yaşamını doğrudan etkileyen bir birey olması nedeniyle,öğretmenin kişiliği ve özellikleri önemlidir. (Yavuzer,1994)

Öğretmenin  kişilik özellikleri öğrencileri ele alış biçimine yansır. Kullandığı disiplin yöntemlerinde,ödüllendirdiği ve cezalandırdığı davranışlarda öğretmenin özelliklerini görmek mümkündür.

Yapılan bir çalışmada sert,otoriter ve dogmatik öğretmenlerin sınıflarında öğrencilerin derse olan ilgilerinin çok az olduğu görülmüştür. Öte yandan anlayışlı,açık fikirli,ahlaki,inançlarında ve düşüncelerinde gerçekçi olarak nitelendirilebilen ikinci grup öğretmenlerin yaratıcılık çabaları konusunda destekledikleri sorumluluk duygularını geliştirmeye çalıştıkları ve derse ilgilerini arttırdıkları saptanmıştır.

Bu iki tip öğretmene karşı öğrencilerin tepkileri de farklı olmaktadır. İkinci tip demokrat öğretmenlerin öğrencilerinin değerlerine kıyasla sınıf içi faaliyetlerde daha ilgili ve bunlara daha gönüllü,daha özgür davranan ve daha kendine güvenen çocuklar oldukları görülmüştür. Bu öğrencilerin okul başarıları daha yüksek,yaratıcılıkları daha ileri düzeyde oluşmuştur. Otoriter öğretmenlerin öğrencilerinin ise,işbirliğine ve yardıma daha az yaşanan ve daha saldırgan davranışlı oldukları ortaya çıkmıştır (Yavuzer,1994). Bu açıdan bakıldığında öğretmenin öğrencileri ile kurdukları ilişkileri iki gruba ayırabiliriz. Birincisi,dostluk ilişkilerini içerir;ikincisi ise resmi ilişkileri içerir.

Dostça davranan öğretmen,öğrencileri ile olumlu bir duygusal ilişki kurar;öğrencilerine duygularını serbestçe söyler,öğrencilerin kendisine söyledikleri duygularını da samimi olarak kabul eder,onlara büyük ilgi gösterir. (Kavrakoğlu,1992)

Öğrencilerin duygularını anlatmalarına elverişli bir ortam hazırlar;kendi meslek coşkusunu göstererek ve öğrencilerini severek sınıfta renkli insanlık ilişkileri yaratır. Yeri geldikçe,öğrencilerinin toplumsal etkinliklerini destekler,değerli bululduğu etkinlikler için onları beğenir,onaylar ve över.

Öğrencilerine incelikle davranır ve onlara önem verir,öğrencilerin yaptıklarını eleştirirken ya da red ederken onlarda kınama ve aşağı görülme duygusu yaratmayacak biçimde davranır.

Öğrencilerin duygularını anlamaya çalışır,ilgi,korku,endişe,kaygı gibi duygu ve coşkularını anlatmaları için onları cesaretlendirir ve bunların üzerinde önemle durur.

Öğrencilerine dost gibi davranan öğretmen,onlarla “senli-benli” ve onlara kendini beğendirme telaşı içinde değildir. Çok konuşmak zorunluluğu duymadan öğrencilerle içten bağ kurar,onlarla gösterişe kapılmadan,yeri geldikçe yeter derecede ilgilenir;öğrencilerini fazla ilgi ,şefkat ve üzerine titreme gösterisi ile sıkıntı altına sokmaz. (Selçuk,1991)

Öğrenciler böyle bir öğretmene saygı duyarlar,sırlarını açmaktan çekinmezler. Bilirler ki öğretmene anlattıkları sırlar saklanır. Öğretmen kendilerini düşünmekte,sevmekte,kendilerine yardım etmekte ve kendileri için çalışmaktadır. Böyle bir öğretmenin sınıfında her öğrenci,öğretmenleri kadar başkalarını düşünen onların iyiliğini isteyen dolayısıyla iyi ilişkiler kurmaya çalışan kişiler olur.

Resmi davranan öğretmen ise öğrencilerinden çok uzak durur ve onlara karşı ilgisiz kalır.(Özgüven,1994)

Öğrencilerine karşı resmi davranan öğretmenlerin bazıları öğretmenlerini severler. Fakat öğrencilerine dostça davranmanın tehlikeli ve onlardan uzak durmanın gerekli olduğuna inanırlar. Bazıları ise öğrenciye yakın olmaktan korktukları için onlardan uzak dururlar. Her iki durumda da öğrencilerine  karşı resmi davranan öğretmenler yalnızca derslerini okutmakla görevli olduklarına inanırlar,başka bir deyişle kendilerini “derslerinin öğretmeni” olduğu kanısındadırlar.

Bu tür davranan öğretmene göre,öğretmenin görevi,bütün öğrencilerini dersinde belli bir düzeye ulaştırmaktır. Öğretmen dersi anlatır,ödev verir,sınav yapar kendi ölçülerine göre öğrenciye not verir. Dersle ve anlatılan konularla ilgili çalışmalar dışında öğrencilerle öğretmenin ilgilenmesi gereksizdir,öğretmenle öğrencilerin dünyası ayrı ayrıdır. Sınıfta resmi bir hava yaratmanın öğretmen için en yararlı yönü,belki öğretmenin dersi dışında öğrencilerin sorunları ile uğraşmaktan kurtulmasıdır (Başaran,1994)

ÖĞRENEN OLARAK ÇOCUKLAR
” Eşit olmayan insanlara, eşit davranmaktan daha büyük eşitsizlik olamaz. “Thomas Jefferson.
Bir öğretmen olarak öğretme eylemi, çoğumuzda bildik duygulara neden olur. Öğrencilerimizin bir insan ve bir öğrenci olarak sahip oldukları belki de tek ortak özellik benzersiz olmalarıdır.

Sınıfımızdaki bu çocuklar kimdir?
Nereden gelmişlerdir ?
İlgi ve yetenekleri nelerdir?
Yaşadıkları evin özellikleri okul yaşamlarını olumsuz olarak etkiliyor mu?
Çocuklar farklı boy, şekil, renk, cinsiyet ve kişiliklere sahip olarak karşımıza çıkarlar.
Hepsinin farklı tercihleri, ilgi alanları, öğrenme türleri, yetenek düzeyleri,gelişim evreleri, özgeçmişleri, güçlü ve zayıf yanları vardır.
Bazen farklı bir kültür ve dilden de olabilirler.
Fakat hepsi de doğal bir öğrenme kapasitesine sahiptirler.
Her birinin özel bir yeteneği ve güçlü olduğu bir yanı vardır.
Hepsinin sınıf içinde kendini güvende hissetmeye ve başarıyı tatmaya gereksinimleri vardır.
Yine hepsinin kendini değerli hissetmeye, sevilmeye ve kabul edilmeye gereksinimleri vardır.
Her çocuğun benzersiz olduğu ve hepsinin okula öğrenme kapasitesine sahip olarak geldiği bu nedenle de hepsinin öğrenebileceği yaklaşımı ile yola çıkarsak, bir öğretmenin bütün öğrencilerini tanımadan, onların gereksinimleri ile örtüşecek bir öğretim planı yapamayacağı açıktır.
YAŞ VE GELİŞİM EVRELERİ
Öğretmenler ve anne babalar çocukların farklı fiziksel, duygusal ve zihinsel gelişim düzeylerine sahip olduklarını bilirler. Bu düzeyler genellikle kronolojik yaş ile uyumlu olmaz .Yine, de okullar öğrencileri kronolojik yaşlarını temel alarak guruplandırırlar. Öğrenci ve öğretim programını bir araya getirirken dikkate alınması gereken en önemli konu bu olduğu halde eğitim sistemimiz bunu genellikle göz ardı eder. Çocuklar için en uygun eğitimi planlamak ve sunmak için,öncelikle onların gelişim evrelerinin göz önünde bulundurulması gerekir. Her öğrencinin kişiliği ve gelişimi özgün olmakla birlikte aynı yaşlarda gösterdikleri benzer özellikler vardır.
Columbia Üniversitesinde (Çocuk ve Psikoloji Clarice kestenbaum beş-on yaş arasında iki dönemi iki evreye ayırmaktadır,Bunlar
beş-·yedi yaş ve yedi-on yaş evreleridir.)

-Beş-yedi yaş evresinde çocukların göstermiş olduğu ortak özellikler: Dikkatleri birincil olarak kendilerine yöneliktir ve bu duygularını öğretmenleri ve arkadaşlarına yayabilirler.
Gurup içinde çalışma ve oynamaya hazırdırlar, paylaşmayı bilirler, oturup öğretmeni dinleyebilirler,yönergeleri izleyebilir ve konsantre olabilirler,ne zaman ve nasıl sessiz olunması gerektiğini bilirler.
-Kendileri ile barışıktırlar.
-Hayali oyunlar oynayabilirler, artistiktirler ve mizah yüklü bir düşünce yapısına sahiptirler.
-Cinsel kimliklerinin farkındadırlar.
-Bazı değer yargıları oluşmuş, yanlış ve doğru duygusu gelişmeye başlamıştır,başkaları hakkında keskin yargılar geliştirebilirler.
-Bedenlerinin zarar görmesine karşı duyarlıdırlar. Örneğin, bir yerleri kesildiğinde vücutlarındaki bütün kanın boşalmasından korkabilirler.
-Özellikle beş yaşında ayrılık kaygısına sahip olabilirler.
-Aktif bir hayal güçleri vardır. Sanki “diledikleri gerçekleşecekmiş” gibi bir hayal dünyası kurabilirler. Öğretmenler ve veliler bu hayali düşünceleri sıkça “yalan” gibi yorumlamaktadırlar. Dr. Kestenbum bu yaşlarda bunun korkulacak bir durum olmadığını, bir çocuğun hayali birinin sütünü döktüğünü ya da boyalarını devirdiğini söylerken buna gerçekten inandığını ve bu türden fantezilerin somut mantıkla yan yana olabileceğini açıklamaktadır.
-Soyut düşünme becerilerine henüz sahip değildirler.
-Ben merkezcidirler ve sıkça kendilerini başkalarının yerine koymayı beceremezler.
-Ayakkabılarını bağlama, üç ya da iki tekerleklï bisiklete binme, top atma, zıplama, atlama ve ritimli el vurma gibi motor becerilere sahiptirler.
-Bu evredeki uyarı işaretleri Basmakalıp ya da tekrara dayalı oyunlar ya da sadece kendi başına oynama.
-Kayıtsız kalma ve duygusuz davranışlar.
-Sınıf içinde sorunlar çıkararak kendini ifade etme.
-Bu yaşlarda çocuklardaki en önemli gelişimsel değişim, öğretmenin bulunduğu ortamlarda öğretmene gereksinim duymaksızın çalışabilme becerisidir. Okul öncesi çağda öğretmenle doğrudan birlikte çalışma gereksinimi duyan çocuk yedi yaşına geldiğinde kendi başına çalışabilir.
Dr. Kestenbaum 5-7 yaş evresini, çocukların dünyayı heyecan verici bir yer olarak algıladıkları “Harika Yıllar” şeklinde tanımlamaktadır.Bu evrede çocuklar inanılmaz bir büyüme ve gelişme göstermektedirler. Erken gelişimsel evrede verilmesi gereken uygun eğitim konusunda görüş ayrılıkları vardır. Bazı uzmanlar okul öncesi eğitim döneminde resmî akademik eğitime karşı çıkarken, bazı uzmanlar da sorunun akademik eğitim verilmesinden değil, kullanılan öğretim metotlarından kaynaklandığını öne sürmekte ve bu evrede hiçbir becerinin, aynı zamanda ve aynı yolla kazanılmayacağını savunmaktadırlar.
İkinci önemli gelişim evresi olan 7-10 yaş döneminde çocukların sahip olduğu özellikler ve beceriler :
-Sezgisel düşünmenin yerini mantıksal düşünmeye bıraktığı “nedensellik dönemi” başlar.
-Bilişsel büyümenin büyük bir bölümü bu dönemde gerçekleşir.
-Bu evrede çocuklar örgün eğitim için hazırdırlar.
-Motor becerilerin kazanılmasında inanılmaz bir gelişme gösterirler.
-Dinleme becerilerinde kaydedilir bir gelişme gözlenir.
-Uzlaşma ve işbirliği için kazandıkları yeni becerileri kullanarak yakın arkadaşlıklar kurma becerisi geliştirirler.
-Oyunda yenilgiyi kabul edebilirler ve yenildikleri için yıkılmazlar.
-Kuralları kabullenir ve harfiyen uygularlar.
-Karne, not ya da öğretmenin övgüsü gibi somut ödüllere cevap verirler.
-Korkuları kabullenmezler.
-Bu evredeki uyarı işaretleri:
-Yaş guruplarından kendini soyutlama ya da mahrum bırakma.
-İyi yapamama korkusu,sürekli olarak ödül ve övgülere gereksinim duyma.
-Her zaman birinci olma ve kazanma gereksinimi.
Karma Yaş Gurupları :
Çocukların farklı derecelerde gelişim göstermesi nedeniyle eğitimciler öğrencilerin kronolojik yaşlarına göre değil, gelişim düzeylerine göre guruplandırılmaları gerektiğini savunmaktadırlar. Birçok uzman örneğin çocuk gelişimi uzmanı David Elkind karma yaş guruplandırmasının küçük çocuklar arasındaki doğal çeşitliliği sağlamak açısından en etkili yol olduğuna inanmaktadır.
Bu yöntemde, ileri düzeydeki küçük çocuklar daha büyük ama daha yavaş çocuklar ile guruplandırılabilir, ya da büyük çocuklar küçük çocuklara rehberlik etmeleri için kullanılabilir. Bu uygulama her iki tarafa da önemli ve yararlı öğrenme yaşantıları kazandırabilir.
Çoğu stratejide olduğu gibi karma yaş guruplandırmasında da sınırlılıklar vardır.
İki ya da üç farklı gelişim düzeyi için ayrı öğretim programı uygulama, öğretmen öğrenci arasında zayıf iletişim,
büyük çocukların velilerinin direnci ile karşılaşma gibi.
Fakat Elkind bu sorunların hiçbirinin başa çıkılmaz türden olmadığını ve karma yaş guruplandırmasının yararlarının ağır bastığını belirtmektedir. Bu konuda çeşitli öğretmen görüşleri karma yaş gurubu uygulamasını onaylayan veriler sağlamaktadır.
Örneğin:
Karma yaş guruplu sınıflarda çocuklara olgunlaşmaları için yeterli zaman sunulmaktadır.
Karma yaş guruplandırması ile doğal bir öğrenen topluluk yaratılmaktadır.
Sınıf giderek genişleyen bir aileye dönüşmektedir.
Hepimiz birbirimize öğretmekte ve birbirimizden öğrenmekteyiz.
Öğrenciler kendi öğrenme düzeyleri ile gelişim göstermektedir.
Müfredat programı ve değerlendirme her öğrenci üzerinde bireysel olarak odaklanmaktadır.

İLKOKULA BAŞLARKEN

Okula başlama ve Okul Olgunluğu

            Okula başlama ,zihinsel,bedensel,duygusal ve sosyal açıdan bir “hazırlık oluşu” gerektirir. Artık 6 yaş çocuğu gerçek yaşyama girmeye hazır gibidir. O öğrenme alanında çalışmaya ve gerekli becerileri kazanmaya hazırdır.

            Okula başlayan çocuğun belirli bir zihinsel olgunluğa ulaşarak sınıf içi etkinliklerde  de başarılı olabilmesi için,bedensel  ve psiko-sosyal olarak gelişmesi gerekir.  Aksi taktirde çocuk dışlanır ve okulun önde gelen toplumsallaştırma işlevinden yararlanamaz.

            Her çocuk kendisinin önemli olduğunu,istediğini ve bir şeyler yapabileceğini hissetmelidir. Güven ve yeterlilik duyguları,başarıda önemli rol oynar. Okula kendileri hakkında olumlu duygularla başlayan çocuklar şanslıdır. Kabul edildiklerini bilirler,nasıl başarılı olacaklarını öğrenmişlerdir.

            Çocuğun okula hazırlıklı oluşunu etkileyen önemli bir faktör de yakın çevre koşullarıdır. anne-babanın okul kurumuna verdiği önem,değer ve buna bağlı olarak geliştirdiği tutum kadar,çocuğa sunduğu olanaklar da büyük önem taşır.

            Öğretmen,çocuğun gelişim düzeyiune uygun bir öğrenme-öğretme ortamı hazırladığı,bilgiyi onun ilgisini çekecek,ihtiyacını karşılayacak onun düzeyine uygun bir şekilde sunabildiği taktirde okula uyumu kolaylaşır ve çocuk için okul bir anlam taşır.

Okulun Önemi ve ilk gün

            Bir çocüuk için okul daha önce hemen hemen hiçbirini tanımadığı çok sayıda çocukla karşılaşma zorunluluğuyla,uyulması gereken kurallarıyla ve başlaması gereken öğrenim görevleriyle dolu yepyeni bir sosyal çevredir.

            İlk gün çocuk heyecan ve umut dolu beklentilerle uyanır,okula gitmeye hazırdır. Öğretmenin ilk günle ilgili amaçları,öğrencileri sevdiğini göstermek kadar,onlara bir çok yeni şeyler öğreteceğini anlatmak olmalıdır. İlk dersteki izlenimler çok önemlidir. Öğretmene ve derse yönelik olumlu ve olumsuz tutumlar ilk derste şekillenmeye başlar (Özyürek,1998)

            Özellikle ilk gün,öğrenciler üzerinde ders ve kendinizle ilgili yaratılacak izlenim çekici olmalıdır. Bunun için ilk derste,ele alınacak konularla ilgili ve öğrencilerin katılımıyla bir grup etkinliği planlama,derski ve öğretmeni çekici kılabilir. Öğretmen sınıf içinde dolaşarak,iyi çalışma örneklerini ödüllendirmelidir. Böylece iyi çalışmanın kuralları öğretilmiş olur. Daha sonra,öğrencilerin birbirini tanımasına yardımcı olacak etkinliklere yer verilmedir.

Okul Sendromu

            İster okula ilk başlasın,ister ara sınıf öğrencisi olsun,bazı çocuklar okula gitmekten kaçınma yönünde yoğun bir çaba sarf eder. Bu yineleyen çaba zaman zaman kaygı verici boyutlara varır.

            Okul sendromu adını verdiğimiz bu kaçınma tepkisinin altı uyarı işareti vardır:

  1. Heves ve enerji kaybı
  2. Alıngan ve sinirli olma
  3. İştahsızlık
  4. Uykuda huzursuzluk
  5. Ortada bir neden yokken gözyaşlarına boğulma
  6. Baş ve karın ağrısı,mide bulantısı ve kusma gibi psiko-somatik belidtilerde artış.

TEMEL ÖĞRETİM BECERİLERİ

Sınıfta Etkili Öğrenme Ortamı Nasıl Oluşturulur:

 

            Etkili öğrenme orntamının temel ilkesi öğretim etkinliklerinin öğrencüinin öğrenme ihtiyacına ve hızına uygun,onu belli düzeyde zorlayacak şekilde düzenlenmiş olmasıdır. Eğer öğrenci öğretilen bilginin kendi yararına olduğuna inandırılır,bu bilgi de onun ihtiyacına cevap verirse istekle öğrenir.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :