- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Etkili Zaman Yönetimleri Yaklaşımı

Etkili Zaman Yönetimleri Yaklaşımı sitemize 23 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.
  1. KOUNİN’İN YAKLAŞIMI

            Kounin’e göre (1970) zamanın etkin kullanılması, önemli ölçüde öğretmenin göstereceği içindelik (Withitness) davranışı ile ilgilidir. İçindelik terimi, öğretmenin sınıfta olup bitenden haberdar olması anlamındadır. Öğretmenler, dersi olumsuz yönde etkileyen faktörleri önceden sezerek bunlara karşı gerekli önlemleri hızla alırlar. Öğretmen, dersin akışına tümüyle egemen olduğunda, doğru zamanda doğru kişiye ulaşarak, sorun daha fazla büyümeden çözebilir.

            Kounin öğretmenin davranış bozukluğu gösteren bir öğrenciyle ilgilenme biçimini, diğer öğrenciler üzerindeki etkilerini araştırmıştır. Bu araştırmalara göre disiplinsiz davranan öğrenciler de diğer öğrenciler gibi öncelikle neyin kabul edilemez olduğunu bilmek gereksinimindedir. Bu sırada öğretmenin göstereceği hoşgörü ve anlayışının sorunun çözümünü kolaylaştıracağı açıktır.  Esasen sürekli yüksek sesle ve kızgın bir ifadeyle konuşan öğretmenin, eğitim açısından etkili olması beklenemez. Dolayısıyla öğretmen zorunlu olmadıkça asla sesini yükseltmemeli, sorunun çözümü konusunda sabırlı, sevecen ve kararlı bir yaklaşım izlemelidir.

            Öte yandan Kounin zamanın kullanımında zamanlama ve geçişler olmak üzere iki önemli boyuta daha işaret etmektedir. Zamanlama ve geçişler, birbirleriyle yakından ilgili iki kavramdır. Kounin’e göre derse öğrencinin etkin şekilde katılımını sağlamak ve bunu sürdürmek için bir etkinlikten diğerine geçişler pürüzsüz olmalıdır. Bu amaçla öğretmen, sınıfını yakından gözlemeli ve tüm öğrencilerin hazır olduğunu hissettiği anda bir başka etkinliğe geçmelidir.

            Kounin sınıfın bir bütün olarak veya gruplar düzeyinde belli konular üzerinde yoğunlaşmasını grup odaklı öğrenim olarak tanımlamaktadır. Grup odaklı öğrenimin başarılı olabilmesi için ise şu önerilerde bulunmaktadır.

  1. Öğretmen, öğrencilerin beklenti ve gereksinimlerine duyarlılık göstermelidir.
  2. Öğretmen öğrencilere dersin her aşamasında performanslarını geliştirmek için, düzenli dönütler vermelidir.
  3. Dersin farklı aşamalarında, öğrencilerin karşılaşabilecekleri güçlükleri önceden sezerek zamanında gerekli önlemleri almalıdır.
  4. Bir etkinlikten diğerine mümkün olduğu kadar farklı yöntem ve teknikleri kullanarak geçmelidir.
  5. Öğrencilerin dikkatlerini uyanık tutmak ve herkese başarılı olma şansını vermek için, bütün öğrencilerin derse eşit biçimde katılımlarını sağlamalıdır.
  1. JONES’İN YAKLAŞIMI

            Jones’e göre (1985) okullarda öğretim zamanının önemli bir bölümü, eğitimle ilgili olmayan etkinlikler için harcanmaktadır. Bu tür programlarda öğretmenlere özellikle, öğrencinin derse yoğunlaşmasını güçleştiren etmenler ve bunlara karşı alınabilecek önlemler kavratılmalıdır.

            Öğrencilerin derse yönelik olumsuz tutumlarının bir yansıması olan davranış bozuklukları değişik biçimlerde gözlenebilir. En yaygın olan davranış bozuklukları arasında; izinsiz konuşmak, gürültü etmek, arkadaşlarına fiziksel zararlar vermek (saçını çekmek, çelme takmak vb.) sakız çiğnemek, uyuklamak, dersle ilgili olmayan konulardan söz etmek, amaçsız biçimde sınıfta dolaşmak, ödevini yapmamak, derse geç gelmek, arkadaşlarının ve öğretmeninin sözünü kesmek, palyaçoluk yapmak, hayal âlemine dalmak gibi davranışlar bulunmaktadır. Ancak bunların tamamına yakınının, gerçek nedeni ortaktır. Bu neden kısaca öğrenim yaşantılarına duyarsızlık veya ilgisizlik olarak tanımlanabilir. Sorunun öğretmene ve onun öğrenim anlayışına tepkiden kaynaklandığı görülecektir.

            Jones’e göre (1985), vücut dilini etkin biçimde kullanmak öğrenciye fiziksel yakınlık, adil ve akılcı bir ödül sistemine sahip olmak ve yardıma gereksinim duyan bir öğrencinin sorununa duyarlılık göstermek, en etkin öğretmen tutumlarıdır. Vücut dilini kullanmanın yollarından biri, öğrenci ile göz teması kurmaktır. Buna göre öğretmen, sınıftaki tüm öğrencileri yakından gözlemeli, öğretmen asla sadece belli öğrenciler üzerinde yoğunlaşmamalı ve sınıfta bulunan bütün öğrencilerin bireysel olarak önemli ve biricik olduğu hazzını yaşamasına özen göstermelidir.  Örneğin gelişme gösteren öğrenciye ders akışını bozmadan olumlu bir el işareti (başparmağını kaldırarak veya parmaklarını bitiştirerek) iyi olduğu sinyalini gönderebilir, gülümseyebilir veya göz kırpabilir.

            Davranışları konusunda düzenli dönüt ve düzeltme alan, ayrıca başarıları konusunda uygun şekilde ödüllendirilen öğrencilerin, derse ilgilerinin artacağı açıktır. Ders zamanının etkin ve verimli bir biçimde kullanılması amacıyla farklı ödüllendirme biçimleri geliştirilebilir. Ödüllendirme, sözel övgüler, alkışlatma, başarılı çalışmalara pano ya da öğrenci gazetesinde yer verme, okul gezisi düzenleme, video izleme, oyun oynatma, söyleşme ya da birlikte şarkı söyleme gibi farklı biçimlerde verilebilir. Ancak okul sistemini başarılı bir şekilde uygulamak için öğretmen iki önemi noktaya dikkat etmelidir. Bunlardan birincisi, ödülün öğrenciler için çekici ve anlamlı olması, kincisi bütün öğrencilere eşit ve adil biçimde uygulanmasıdır. Öğretmen öğrencilerini neden ve nasıl ödüllendireceği konusunda önceden bilgilendirmeli ve uygulamada göstereceği davranışların tutarlı olmasına özen göstermelidir.

  1. DREİKURS’UN YAKLAŞIMI

            Rudolf Dreikurs, öğrenim zamanının verimli kullanımının geniş ölçüde sınıfa egemen öğrenim ortamının niteliği ile ilgili olduğu görüşündedir (Misel 1972, Stones 1984). İnsanın temel özelliklerinden olan bireysel önemsenme, sosyal kabul görme, güç arayışı gibi gereksinimler sınıf yaşamına da yansır. Bu amaçla öğretmen sınıf içi yaşamın olabildiğine demokratikleştirilmesini sağlayan bir yönetsel yaklaşım benimsemelidir. Sınıf yaşamında eşit, adil, paylaşımcı, saydam ve kesintisiz bir demokratik yapıl oluşturmak gerekmektedir. Demokratik sınıf ortamı, öğrencilerin hem bireysel planda önemsenme hem de otoriteye bağlanma gereksinimlerini dengeleyen bir görüntü olarak algılanmalıdır.

            Dreikurs, öğretmenlere olumsuz davranış gösteren bir öğrenciyi gördüklerinde, onunla daha yakından ilgilenmelerini önermektedir.

            Çünkü öğrenciler kendilerine kayıtsız kalınmasına dayanamazlar ve ihmal edilmektense uyarılmayı, eleştirilmeyi, hatta cezalandırılmayı yeğlerler. Öğretmenin sorunların çözümünde öğrencilere rehberlik etmesi, ayrıca onlarla işbirliği ve dayanışma içinde çalışması gerekir. Bu süreçte olumsuz davranış gösteren öğrencilere içebakış yoluyla kendi tutumlarını gözleme ve yeniden örgütlenme fırsatı verilmelidir.

  1. GİNOTT’UN YAKLAŞIMI

            Buna göre öğretmenler, hem kendilerinin hem de öğrencilerinin duygu ve düşüncelerine duyarlı olmalıdır. Duygu ve düşüncelere duyarlı olmak başarı hazzından doğan sevinçler gibi başarısızlık endişesinden doğan öfke ve kızgınlıkları da anlayışla karşılamayı tanımlamaktadır. Bu tür duygu durumlarının uygar ve ölçülü bir biçimde yaşanması için öğretmen kişisel model oluşturabilmelidir. Bu amaçla öğretmen, kişisel olarak yaşayacağı faklı duygu durumlarının, öğrencilere olumsuz biçimde yansımamasına özen göstermelidir. Bir kızgınlık anında, istenmeyen davranış gösteren öğrenciyi suçlamak, azarlamak veya onurunu kırıcı şekilde cezalandırmak bütün öğrencileri olumsuz yönde etkiler.

            Ginott’a göre işbirliği ve etkili iletişim becerisi göstermede kilit kavram benlik ile ilgilidir. Öğretmen hem öğrenciler arasındaki bireysel farklılıkları hem de bu bağlamda gözlenen farklı kişisel özellik ve eğilimleri olağan bir durum olarak algılamalıdır. Her öğrenim yaşantısının, öğrencilere haz ve coşku vermesine çaba göstermeli ve bu amaçla derse en geniş katılım sağlanmalıdır.

  1. GLASSER’İN YAKLAŞIMI

            Glasser’in yaklaşımına göre, insanlar rasyonel canlılardır. Doğaları gereği çalışmaya ve bu amaçla işbirliği yapmaya hazırdırlar. Ayrıca insanları seçme, kendine yön verme, başarılı olma gibi sosyal gereksinimleri vardır. Dolayısıyla öğrencilerin normal koşullarda, öğrenmeye istekli olmaları ve bu yönde içtenlikli biçimde çaba göstermeleri gerekir. Öğretmenin görevi bu tür olumsuz etmenleri belirleyerek ortadan kaldırmaktır. Bu amaçla öğretmen, öğrencilerini yalnızca der içi etkinlikleri sırasında değil, okul yaşamı ve hatta olanaklar ölçüsünde yakın sosyal çevre içinde de gözlemelidir. Öte yandan öğretmenin veli ile kuracağı iletişim ve işbirliği de öğrencinin derse yönelik tutumunu olumlu yönde etkileyecektir. Bunlara ek olarak öğrencinin daha önceki öğrenim yaşantıları hakkında, birlikte çalıştıkları öğretmenlerden bilgi toplamak da mümkündür. Öğrenci hakkında farklı kaynaklardan bilgi toplamanın amacı, gerçekçi bir performans ve başarı standardı belirlemek için gereklidir.

            Öğretmenin öğrencileriyle ilgili düzenli olarak toplantılar yapması, onların öğrenme güçlükleri veya ilerleme düzeylerinin objektif ölçülerde saptanmasını kolaylaştırır.

            Öğretmen – öğrenci görüşmeleri duruma göre, genel toplantılar şeklinde olabileceği gibi teke tek oturumlar halinde de düzenlenebilir. Bu toplantıların amacı, öğretmen ve öğrencilerin öğretme – öğrenme sürecinde karşılaştıkları sorunları tartışarak eğitim yaşamını iyileştirmektir. Öğrencilerin öğrenim yaşantıları konusunda görüş ve önerilerin değerlendirilmesine fırsat veren bu tür toplantılar, eğitimin bir parçası olarak algılanmalıdır. Glasser bu tür toplantıların başlıca üç temel konu çerçevesinde yapılandırılmasını önermektedir. Bunlar;

  1. Öğrencilerin okuldaki sosyal etkinlikleri konusundaki beklenti ve önerilerini belirlemek.
  2. Öğrencilerin ortaya çıkardığı veya kendiliğinden gündeme gelen entelektüel konuları tartışmak.
  3. Öğrencilerin öğrenim yaşantılarının desenlenmesi, yürütülmesi ve değerlendirilmesine ilişkin alternatif görüşlerini saptamak.

Özetle Glasser, öğrenim zamanının verimli kullanımında, öğretmenin öğrencileriyle birlikte ortak amaçlar üzerinde odaklanmasının ve bu yönde işbirliği içinde çalışmasının önemine işaret etmektedir.

 

  1. LEE VE CANTER’İN YAKLAŞIMI

Lee ve Canter, uzun süre değişik okullarda sınıf içi gözlemlerde bulunmuş ve bu amaçla araştırmalar yapmışlardır. Bu gözlem ve araştırmalar sonuçlarına göre; en önemli etken öğretmenin yaptırım gücüdür. Yaptırım gücü yüksek olan öğretmen, sakin, özgüvenli, üretken ve planlıdır. Ayrıca bu tür öğretmenlerin en önemli özellikleri destekleyici (asserüve) disiplin ve öğrenim anlayışına sahip olmalarıdır.

Destekleyici disiplin, ne saldırgan ne de edilgendir. Gözdağı veren, tehdit eden veya kişisel aşağılamalar içeren disiplin anlayışı, saldırgandır. Kuralları uygulamada tedirgin davranma ve öğrencilerin mantıksal nedenlere dayanmayan isteklerine boyun eğme ise edilgen öğretmen tutumunu tanımlamaktadır.

Öğretmenler, öncelikle kendi disiplin ve öğrenim anlayışlarını içebakış yoluyla görebilmelidirler. Böylece kendi davranışlarını sorgulayan ve gerektiğinde yeniden düzenleyen öğretmenler, öğrencilerine iyi birer model oluşturabilirler.

Destekleyici disiplin ve öğrenim anlayışının temel nitelikleri; açıklık, doğruluk, kendiliğindelik ve durumsal koşullara uygunluktur. Öğrencinin derse yoğunlaşmasında ve yüksek performans göstermeye güdülenmesinde asıl etken, başarılı olma hazzını yaşamasıdır. Dolayısıyla öğretmen öncelikle bütün öğrencilerinin başarısızlık endişesinden kurtulduğundan emin olmalıdır.

Destekleyici öğrenim yaklaşımına sahip olan öğretmen, bir sorunu yaratan çok sayıda etken olduğunun bilincindedir. Bu nedenle sorunların çözümünde akılcı bir zamanlama anlayışı kadar önemli olan bir başka etken de öğrenciye duygusal destek sağlamaktır.

  1. DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM

Davranışçılara göre, her tür davranış öğrenme yoluyla kazanılır veya değiştirilir. Buna göre insanın davranışlarının içgüdüsel dürtü ve güdülenmeden çok, sosyal etkileşim yoluyla edinildiğini savunan Watson, Dunlop, Skinner gibi davranışçılar, öğrenmeyi bir uyaran – tepki eşleşmesi olarak kavramlaştırmaktadır. İlk iş uygun bir ödül – ceza sistemi oluşturmaktır. Ödül, istendik davranışların tekrar edilmesini sağlayan olumlu pekiştireci, ceza ise, istenmeyen davranışı ortadan kaldırmayı amaçlayan olumsuz pekiştireci tanımlamaktadır.

Davranışı şekillendirmede cezadan çok ödülün kullanılmasını öneren Davranışçılara göre, bu durumun nedeni şöyle açıklanmaktadır. Ödül neyin istendiğini gösterirken, ceza sadece neyin istenmediğini göstermektedir. Buna göre doğru davranış ortaya çıktığında, bir kez ödüllendirilmeli, daha sonra öğrencide ödül beklentisiyle benzer davranışları tekrar etme eğilimi oluşacağından, düzenli veya düzensiz aralıklarla (örneğin her üç doğru davranıştan sonra veya değişik zaman dilimlerinde) ödül verilmelidir. Ayrıca sürekli aynı şekilde ödüllendirmenin, bir süre sonra davranışı pekiştirme niteliğini yürüteceği açıktır. Bu nedenle ödülün zamanlaması kadar türü ve niteliği de önemlidir.

Davranışçılara göre öğrencinin derse etkin bir biçimde katılması, öğrenim yaşantısı üzerinde duygusal ve düşünsel planda yoğunlaşmasına bağlıdır. Buna göre kişisel davranışları ile örnek model oluşturan öğretmenin, öğrencilerinin beğenisini kazanacağı ve onlar tarafından taklit edilerek izleneceği açıktır.

Öğretmen öğrencilerinin istek ve beklentilerine duyarlılık göstermelidir. Ciddi, güvenilir, esnek ve iyi planlanmış bir öğrenim ortamı öğrenciyi derse etkin katılıma güdüler. Öğretmen, başarısızlık endişesinin kompleks bir nitelik taşıdığını bilmeli ve durumsal koşullara göre bu etmenlere karşı, gerekli önlemleri almalıdır. Öğretmen öğrencilerinin moral değerlerini yükselterek, olumlu benlik ve kimlik özellikleri geliştirmelerine özen göstermelidir. Öğretmen öğrencilerini yakından gözler ve onlarla olumlu ilişkiler geliştirirse, hem sorunun gerçek nedenlerine daha kolay ulaşır hem de çözüm stratejileri konusunda ortak bir irade oluşturur. Belli bir durumda yapılması gerekenleri belirtmek ve bu amaçla kurallar koymak yeterli değildir. Bunlar kadar önemli olan davranışsal tutarlılık ve sürekliliktir. Davranışçılara göre, öğrenme dışsal pekiştireçlerden çok, içsel pekiştireçlere bağlıdır.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :