- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Etkili Ana Baba Eğitimi Uygulamaları

Etkili Ana Baba Eğitimi Uygulamaları sitemize 23 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

ETKİLİ ANABABA EĞİTİMİNDE UYGULAMALAR

 

  1. EAE EĞİTİMLİ ANABABALAR

            EAE, anababalara günlük sorunlarıyla etkili bir şekilde başetmede kullanabilecekleri becerileri vermektedir.

 

  1. ARAÇLAR YETERLİ DEĞİL

            En Önemli İlkeler

            Anababaların öğrendikleri iletişim becerilerini kullanmada etkili olabilmeleri için, herşeyden önce EAE’nin temel kuramını kavramaları gerekmektedir. Beceriler birer araçtır, ancak kendi başlarına yeterli değildir. Anababaların bu becerileri ne zaman ve neden kullandıklarını bilmeleri çok önemlidir.

            Etkili anababalık için insan ilişkilerinde bazı temel ilkelerin bilinmesi gerekmektedir. Anababalar bir ilişki de iki insanın arasında neler olup bittiğini anlamalıdır. Bunu kolaylaştıran modeller doğru anlaşılmazsa, becerilerde doğru kullanılamaz.

            EAE, bir ilişkide iki kişi arasında geçen pek çok şeyi açıklamaya yardımcı olacak sosyal ilişkiler kuramını temel almaktadır.

            EAE kuramı, yalnızca bir anababa-çocuk ilişkisinin kapsamlı bir planı değil, aynı zamanda tüm insan ilişkilerine uygulanabilecek genel bir kuramdır.

            Pek çok anababa çocuklarıyla olan ilişkilerini diğer insanlarla olan ilişkilerinden çok farklı görmektedir. Onların gözünde çocuklar öteki insanlar gibi insan değildir.

            Dünyadaki tüm anababalar biri büyükler, diğeri çocuklar için iki ayrı dil kullanır. Annenin arkadaşı bir tabak kırdığında ona söyleyeceği “Kaza oldu, önemli değil, üzülme”dir. Ama sekiz yaşındaki kendi kızı o tabağı kırsaydı”Eyvah! En kıymetli tabağımdı. Niçin böyle sakarsın? Daha dikkatli olamaz mıydın?” gibi sözler olabilmektedir.

            Anababaların çocukların insan olduğunu kabul etmeleri kolay değildir. Bu düşüncelerini önemli ölçüde değiştirmelidirler:

            1-Çocuklarını çok özel bir tür olarak görmekten vazgeçmeli ve onları birey olarak algılamalıdırlar.

            2-Çocukların davranışlarının, karşılıklı ilişki biçimlerine bağlı olduğunu kabul etmeye başlamalıdırlar.

            3-Tüm sosyal ilişkilerdeki temel ilkeleri anlamaya başlamalıdırlar.

            EAE’nin insan ilişkileri kuramının 2 temel ilkesi vardır.

2.1       Tutarsızlık ilkesi:

            Anababanın tutarlı olması düşüncesi çoğu insanın üzerinde birleştiği ve sıkı sarıldığı bir inanıştır. Buna göre çocuğun bir davranışını bugün kabul etmiyorsak, yarında etmemeliyiz. Yoksa “tutarsız” oluruz.

            EAE’de çocukların bazı davranışlarının –anababaların duygularına göre- bir gün kabul edilip başka bir gün kabul edilemeyeceğinin doğallığı öğretilmektedir.

            ÖRNEK: Çocukları durmadan kavga eden bir annenin farklı tepkileri

            “Çocukların etrafımda dövüşmelerine izin verip vermeyeceğim o an ki ruh halime bağlıdır. Gazete okurken dövüşmelerine aldırmam. Ama etrafımda oynamalarını bile istemediğim zamanlar da oluyor. Onlar bunu anlar ve başka yere giderler. “

            Kabul çizgisi doğrudan doğruya EAE modelinden çıkmıştır. EAE modeli, anababaların tutarsızlığının kaçınılmaz olduğunu anlamalarına yardımcı olur. EAE modelinde, anababalara çocuklarının tüm davranışlarını gösteren bir diktörtgenden sözedilir. ŞEKİL 1. Sonra her anababanın dikdörtgeninin iki farklı türde davranış içerdiği gösterilir. Bunlar kabul edilebilir ve kabul edilemez davranışlar ŞEKİL 2 ve 3 Bu şekillerden de görülebileceği gibi çocuğun aynı davranışı farklı durumlarda farklı bölgelerde yer alabilmektedir.

            Anababalar bu değişken dikdörtgeni anladıkları zaman insan olduklarını ve değişen ruh durumları içinde bulunabileceklerini kabul etmeye daha yatkın olabilirler. O zaman tutarsız davranışlarının ortaya çıkardığı suçluluk duygusunun ağır yükünü bir tarafa bırakarak, çocuklarına karşı duydukları iniş çıkışlı duygulardan rahatsız olmamayı öğrenebileceklerdir.

            Anababaların tavır ve davranışlarındaki iniş ve çıkışlara neden olan iki etken daha vardır: Çocuğun yapısı ve davranışın ortaya çıktığı çevredir. ŞEKİL 4 Yeni yürümeye başlayan bir çocuk (ÇOCUK A) çok saldırgan, hareketli, meraklı, kırıp dökücü olabildiği gibi aynı ailedeki öteki çocuk (ÇOCUK B) sessiz, dikkatli, özenli olabilir. Anababanın bu çocuklara ait davranış dikdörtgenleri de doğal olarak birbirinden farklı olacaktır. ŞEKİL 5 Davranışın ortaya çıktığı çevre de anababanın çocuğuna ait davranış dikdörtgenini etkileyebilmektedir. Gürültülü bir atçılık oyunu bahçede oynanıyorsa anababaya çok kabul edilebilir hatta eğlenceli gelebilirken, odada oynanıyorsa kabul edilemez gelecektir.

            Anababaların kendi ruh durumları, çocuğun yapısı ve içinde bulunulan çevre nedeniyle, tüm anababalar çocuklarına karşı tutarsız tavır ve davranışlarda bulunurlar. ŞEKİL 6 Herkesin dikdörtgenindeki kabul çizgisi bu üç etkenin birbirini etkilemesi sonucunda inip çıkar.

            Tutarsızlık ilkesinin bir başka uygulaması da anababaların çoğunun davranışa karşı “birleşik cephe” oluşturmaları ve aynı duyguları hissetmeleri gerektiğini düşünmeleridir.

            “ÖRNEK:Birleşik cephe kuralıyla yaşamaya çalışan bir annenin anlattıkları

            “Biz hep çocuğa karşı birleşilmesi gerektiğini, yoksa çocuklarımızın dengesiz olacağını duymuştuk. Oğlumuz Mike’a karşı hep birleşik cephe kurduk. Ona hep “Baban şöyledir, baban böyledir, babanın söylediklerini yapmak zorundasın” derdim. Ama babası bir geziye gitti ve ben Mike’ın sorunlarının hiçbirini çözmesine yardım edecek özgürlüğe sahip olmadığımı hissettim. Çünkü yanımda onayını alacağım kocam yoktu.”

            EAE, evlilik ilişkisini kolayca aşındıran bu tür çatışmalara son vermek ya da azaltmak için anababalara çocuğa karşı birleşik cephe oluşturmak yerine onunla bağımsız olarak ilişki kurmalarını önerir. Her anababa çocuğun davranışına karşı kendi tepkisini vermede özgür olmalıdır ŞEKİL 7. Çocukların masada yemek yeme biçimleri ile ilgili bu şekile bakıldığında çocukların masadaki yemek yeme biçimleri anneyi pek rahatsız etmiyor. Yemeği nasıl yediklerine aldırmıyor. Oysa baba bu konuda çok disiplinli yetiştirilmiş ve yemek yeme konusunda belli kuralları var. Anne eşinin masada rahat edebilmesi için çocukların yemek yeme biçimlerine karışmaya başlıyor ve böylece birleşik cephe oluşturuyorlar.

            2.2       Sorunu Sahiplenme İlkesi:

            Pek çok anababa çocuklarının sorunlarını çözmeleri için onları yüreklendirmek yerine, sorunlarını çözme sorumluluğunu üstlenme tuzağına düşmektedirler.

            ÖRNEK:”Eskiden tüm sorunlarını bana getirirlerdi. Her sorunu benim çözmem gerekiyordu. Bu imajı ben vermiştim. Sıkılıp yılgınlığa düşünceye kadar sorun çözüyordum. Bundan nasıl kurtulacağımı bilemiyordum. “Beni yalnız bırakın, yorgunum, başım ağrıyor. Yanımdan gidin. Başınızın çaresine bakın.” demenin nasıl söyleneceğini bilmiyordum. Onlar da sorunlarını nasıl çözeceklerini bilmiyorlardı.

            Anababaların sorunu sahiplenme ilkesini anlamaları çocuklarına karşı davranışlarını değiştirmelerinde çok etkili olabilir.

            ŞEKİL 8: Çocuğun anne babası konuşurken gürültü yapması, anne babasının acelesi varken yavaş hareket etmesi, duvarı karalaması, oyuncaklarını ve elbiselerini oturma odasında bırakması, çalışma masasının üzerini çizmesi gibi davranışlar soldaki dikdörtgenin alt bölümüne yerleştirilir. Böyle davranışlar anne ve babada rahatsızlık yarattığı için sağdaki dikdörtgenin alt bölümündeki anne babaya sorun yaratan davranışlardır. Yani sorun anne ve babanındır. Bu sorunun sorumluluğunu üstlenmek anne ve babaya kalmıştır.

            Çocuğun ihtiyaçlarının karşılanmadığı, mutsuz olduğu ya da sıkıntılı olduğu durumlar vardır. Oynayacak arkadaşı olmadığı için üzgün olması, arkadaşları tarafından istenmemesi, ödevinin zor gelmesi, öğretmenine kızması, kilolarından yakınması gibi durumlar anne ve babasının yaşamından bağmısız, yalnızca çocuğa ait sorunlardır. Bunlar sağdaki dikdörtgenin üst bölümüne yerleştirilir. Çünkü sorun çocuğundur. Üçüncü bölüm ise çocuğun anne ve babasına ve kendisine sorun yaratmayan davranışları içerir. Bu bölgede anne/baba ve çocuk birlikte mutludurlar, sorunsuz bir ilişkileri vardır. Burası sorun yok bölgesidir.

            Anababalar çocuğun sorunu varken onun sorunlarının sorumluluğunu yüklenme eğilimindedirler. Başaramayınca kendilerini suçlarlar. EAE onların işlerini kolaylaştırmak için bir seçenek sunmaktadır: Çocuğun sorununu sahiplenmesine ve çözmesine izin vermek. Bu yeni yaklaşım şöyle özetlenmektedir.

  • Tüm çocukların yaşamları boyunca çeşitli sorunlarla karşılaşmaları kaçınılmazdır.
  • Çocukların sorunlarına çözüm bulmakta benzersiz ve kullanılmamış gizil güçleri vardır.
  • Anababalar çocuklarına paketlenmiş çözümler verirlerse, çocuklar anababalarına bağımlı olurlar. Sorun çözme becerilerini geliştiremezler. Yeni sorunlarla karşılaştıklarında da anababalarına gelmeyi sürdürürler.
  • Anababalar çocuklarının sorunlarını sahiplenince ve çözüm bulmanın tüm sorumluluğunu üstlenince, bu onlar için taşınamayacak bir yük ve zor bir görev olur. Hiç kimsenin başkalarının kişisel sorunlarına en iyi çözümleri üretebilecek sınırsız aklı yoktur.
  • Anababalar çocuğun sorununu kabullenmemeyi kabullendikleri zaman ona daha iyi yardımcı olabilirler.
  • Çocuklar bazı özel sorunları için yardım isterler, ama bir çelişki gibi görünse de en etkili yardım ona hiç yardım etmemektedir. Başka bir deyişle, çocuğun kendi çözümünü arayıp bulması için sorumluluğu onda bırakmak, yardım etmenin yeni ve etkili bir yoludur. EAE’de buna “Yardım Becerileri” denilmektedir.ŞEKİL 9.

Çocuğun davranışı anne/babaya sorun yarattığında ise farklı beceriler kullanmak gerekmektedir. Bu beceriler çocuğun kabul edilmeyen davranışında bazı değişikliklerin ortaya çıkmasında etkili olacaktır. Çocuğun davranışı anne babanın haklarıyla çatıştığında ya da anne babanın gereksinmelerini karşılamasını engellediğinde sorun anne babanındır. Bu nedenle anne baba kendisine yardımcı olacak becerileri kullanacaktır. EAE’de bu becerilere ise “Yüzleşme Becerileri”denilmektedir ŞEKİL 10.

Annebaba sorun kendisindeyken “Bir sorunum var ve yardımını istiyorum” tavrındadır. Sorun çocukta olunca farklı bir tavırla “Bir sorunun var galiba, yardım etmemi ister misin?” demektedir.

EAE’de Anababalara çocuğun sorunlarının sayısını azaltmakta etkili olabilecek beceriler öğretilmekte yani dikdörtgenin üst bölümündeki bölge küçültülüyor. Ayrıca çocuklarının kendilerine yarattıkları sorunların sayısını azaltmakta etkili olacak değişik beceriler öğretilmekte yani dikdörtgenin alt tarafındaki bölge küçültülmektedir ŞEKİL 11.

Bu beceri gruplarının başarıyla uygulanması, anne/baba-çocuk ilişkisine daha çok zaman veren, hiç kimsenin sorunun olmadığı, herkesin gereksinmelerinin karşılandığı ve birlikte yaşamdan zevk alındığı sorun yok bölgesini genişletmektedir.

 

 

 

 

 

 

  1. SORUNLU ÇOCUKLARA YARDIMCI OLACAK YENİ ANLAYIŞLAR

 

3.1       İletişim Engelleri

EAE, anababaların çocukları sorunluyken kullandıkları yanlış ve olumsuz etki yaratan dili unutmalarını ister. Anababaların konuşmayı bırakıp dinlemeye başlamaları gerektiği üzerinde durmaktadır.

EAE’de birinci görev çocuklar anababalarına sorunlarını açtıklarında onlara nasıl tipik yanıtlar verdiklerinin farkına vardırmaktır. Bu tipik yanıtlar iletişim engeli olarak adlandırılmaktadır.

On dört yaşında bir gencin okulla sorunu olduğu ve bunu ailesine şu şekilde açtığı varsayılmaktadır:

“Ödev yapmaktan nefret ediyorum. Okuldan da nefret ediyorum. Çok sıkıcı. Yaşam için gerekli olan hiçbirşeyi öğretmiyorlar. Bir yığın zırva. On altı yaşıma bir geleyim okuldan ayrılacağım. Hayatta başarılı olmak için okula gitmem gerekmiyor.”

Anababaların verdiği yanıtların ise (ŞEKİL 12) emir verme-yönlendirme, uyarma-gözdağı verme, ahlak dersi verme, öğüt verme-çözüm getirme, nutuk çekme-öğretme, yargılama-eleştirme-suçlama, övme, ad takma-alay etme, yorumlama-analız etme, güven verme- duyguları paylaşma, sınama-soru sorma-çapraz sorgulama, konuyu saptırma şeklinde iletişim engelleri içerdiği görülmektedir. Çocukta sorun olduğunda anababalar bu tür yanıtlar kullanınca aralarındaki iletişim ŞEKİL 13’teki gibi gerçekleşmektedir. Bu tür yanıtlar çocuktan gelecek bir sonraki iletişimi engeller, anababa-çocuk ilişkisini olumsuz etkilediği gibi, çocuğun benlik saygısını da olumsuz etkilemektedir. Ayrıca çocuklar üzerinde şu olumsuz sonuçları oluşturma tehlikesini taşımaktadır:

  • Konuşmalarını engeller
  • Savunmaya geçirir.
  • Kavgacı yapar, karşı saldırıya yöneltir.
  • Yetersiz olduklarını hissettirir.
  • Kızdırır, küstürür.
  • Oldukları gibi kabul edilmedikleri duygusunu uyandırır.
  • Sorunlarını çözmede kendilerine güvenilmediğini hissettirir.
  • Anlaşılmadıklarını hissettirir.
  • Duygularının yersiz olduğunu hissettirir.
  • Kızdırır, yılgınlığa uğdatır.
  • Tanık kürsüsüne çıkarılıp sorgulandığı duygusunu yaratır.
  • Anababasının kendisiyle ilgilenmediği duygusunu uyandırır.

Ancak engeller her durumda iletişimi engellememekte, çocuğa zarar vermemekte ve onu aşağılamamaktadır. Daha önce üzerinde durulan davranış dikdörtgeni hatırlandığında (ŞEKİL 14), anababanın ve çocuğun sorunu olmadığı zamanlarda anababalar ilişkinin bozulacağı, iletişimin engelleneceği endişesi olmadan her tür iletiyi çocuklarına gönderebilirler. Çünkü ilişki sorunsuz alandadır ve aşağıdaki örnekte olduğu gibi çocuk söylenenleri engel olarak algılamaz.

ÖRNEK :

Olay: Baba ile dokuz yaşındaki oğlu arka bahçede oyun evi yapmaktadırlar.

Baba               :Çekici ver, çabuk.

Çocuk             :Tamam, işte yerde.

Baba    :Benim aletlerimi alıp durursan, bunu hava kararmadan önce

                       bitiremeyiz.

Çocuk :İki çekicimiz olsa, sen çatıyı çakarken ben de alt tarafı çakarım.

Baba    :Komşuya gidip sorsana, çekicini verebilir mi?

Çocuk :İyi düşündün. Şimdi gelirim.

Baba    :Çocuk dediğin söz dinlemeli!

            Bu olayda baba emir veriyor, uyarıyor, çözüm getiriyor ve olumlu değrlendirme yapıyor. Yine de ilişkilerinin hoş olmadığını gösteren bir işaret yoktur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta anababalar ve çocuklar sorunsuz ilişkideyken, ilişkiyi her an sorun alanlarından birine geçirecek şeyler olabilir. Anababanın söylediği bir şey çocuğu incitip aşağılayabilir ya da çocuk anababaya sorun yaratan bir şey yapabilir. Yukarıdaki oyun evi olayında çocuğun birdenbire “Baba, hiçbir şey yapmama izin vermiyorsun. Zevkli şeyleri hep kendin yapıyorsun!”dediği varsayıldığında baba hemen durmalı ve oğlunun duygularını dinlemelidir. Burada temel kural ilişkinin artık sorunsuz bölgede olmadığını gösteren ipuçlarını yakalamak için tetikte olmak ve eğer böyleyse engelleri göndermeyi bırakmaktır.

            İletişim engelleri ile ilgili bir başka konu ise birçok anababanın bir kişinin sorunu olduğunda ona sorular sorarak, sorunu hakkında konuşmasını sağlamanın yanlış olmadığını düşünmeleridir. Bunun için soru sormanın ve sorgulamanın iletişim engeli olmadığına inanırlar.

            ÖRNEK:

Çocuk             :Ross’a çok kızgınım. Onunla oynamaktan hoşlanmıyorum. Hep

 ağlıyor, eve gitmek istiyor.

            Baba                :Onu ağlatacak ne yapıyorsun?

            Çocuk             :Hiçbirşey yapmıyorum (susar)

            Bu örnekte babanın sorusu bir varsayım içermektedir. Ona göre çocuk hatalıdır, çünkü arkadaşını ağlatacak bir şey yapmış olmalıdır. Bu durumda çocuk suçlamayı reddeder ve savunmaya geçer.

            Soru sormanın iletişim üzerinde bir başka engelleyici etkisi ise çocuğun bir sonraki iletisini engeller. Seçenekleri ile özgürlük alanını daraltır. En önemlisi çocuk soruya yanıt ararken sorunundan uzaklaşır.

            Aanababaların çocuk sorunluyken gönderdikleri bazı iletişim engelleri de öğretmek, nutuk çekmek, önermek ve mantıklı düşünceler içermektedir. Anababalar bunların iletişimi neden engellediğini anlamakta zorluk çekmektedirler. Çünkü onlara göre kendileri çocuklarından daha deneyimli ve bilgili olduklarından çocuklarının bir sorunu olduğunda bu bilgilere gereksinim vardır. Oysa çocuk sorunluyken ona mantıklı düşünceler önermek, nutuk çekmek çocukla anababa arasındaki iletişimi engelleyebilmekte ve karşı koymasına neden olabilmektedir. Bu tip durumların ortaya çıkmasının birkaç nedeni vardır:

  1. Çocuklar duygu yüklü ve bu duyguları dile getirme gereksinimi duyarken, kendilerine önerilen mantıklı düşüncelere ve gösterilen gerekçelere kapalıdırlar.
  2. Çocuklar onlara verdiğimiz bu bilgi ve öğütleri zaten bildikleri için, aynı şeylerin tekrar edilmesini istemezler.
  3. Anababalar çocuğun gerçek sorunun ne olduğunu tam olarak öğrenmeden kendi bilgilerini aktarmaya kalkıştıkları için bunların hiçbiri geçerli olmaz.
  4. Öğretmek ve nutuk çekmek çocuklarda söyleyenin üstünlük tasladığı hissini uyandırır. “sen bilgisizsin, ama ben bilgiliyim, senden daha akıllıyım.” İletisini duymuş gibi olurlar.
  5. Sorunlu bir çocuğa gerçekleri söylemek anne babayı çocuğun sorununun içine çeker. Ve sorunun çözümünde çocuğun karşısında etkili olmaya çalışan bir taraf haline sokar. Çocuğun dolaylı olarak aldığı ileti “Sen benim yardımım olmadan sorununu çözemezsin”dir. Bu durum çoçuğun sorununu kendi kendine çözmesine engel olur ve bu sorumluluğu anne baba üstlendiği için çoçuğun bağımlılığı artar.

Ancak bazı durumlarda çocuğu bilgilendirmek yararlı olabilir. Bu durumları kesin olarak tanımlamak zor olmakla birlikte genel olarak:

  1. Verilmek istenen bilginin çocuğun gerçek sorunu için yararlı olduğundan emin olduğunuz zaman,
  2. Çocuğun bu bilgileri kendi kendine edinemeyeceğinden emin olduğunuz zaman,
  3. Bu bilgileri almaya hazır olduğunu hissettiği, yani sizi “işe aldığı” zaman,
  4. Kendi bilgilerinizin geçerli olduğuna güveniniz tam olduğu zaman.
  • Dinleme Becerileri

 

EAE’de dört dinleme becerisi yer almaktadır.

                        3.2.1 Edilgin Dinleme (Sessizlik):

Eğer sürekli konuşan anababa ise, çocuğun kendini rahatsız eden şeyi anlatması zordur. Edilgin dinlemede;

  • Duygularını duymak istiyorum.
  • Duygularını kabul ediyorum.
  • Benimle paylaşmak istediğin konuda vereceğin karara güveniyorum.
  • Bu senin sorunun –sorumlu sensin- güçlü iletileri verilmektedir.

Edilgin dinleme duygularını anababasıyla paylaşmak ve yüzeyde görülen sorunlarından daha derindekileri ortaya çıkarmak için gençleri yüreklendirir. Ancak sessizlik tek başına yeterli değildir. Gençler sorunlarını anlatırken sessiz dinlemeden daha fazla şey beklerler.

3.2.2.Kabul Ettiğini Gösteren Tepkiler:

Sessizlik iletişimi engellememesine karşın çocuğa kabul edilmediği izlenimini verir. Ona gerçekten anababanın tüm dikkatini verdiğini kanıtlayamaz. Bu nedenle özellikle çocuğun durakladığı zamanlarda onun söz ve duygularının anababa tarafından anlaşıldığını gösteren sözlü ve sözsüz işaretler kullanılması yararlı olur. Bu işaretlere onay tepkileri denir. Başı aşağı yukarı sallama, gülümseme, öne doğru eğilme ve başka beden hareketleri çocuğa anababasının onu dinlediğini gösterir.

3.2.3 Kapı Aralayıcılar ve Konuşmaya Davet:

Çocuklar sorunlar ve duygularını dile getirmekte zorlanırlar. Konuşmaları için yüreklendirilmeye ihtiyaç duyarlar. Bunun için “O konuda konuşmak ister misin?, Düşüncelerin ilgimi çekiyor., Duygularını merak ediyorum.” gibi kapı aralayıcı ve konuşmaya davet tümceleri yararlı olmaktadır. Bu tepkiler açık uçludur. Çocukların sorunlarını anlatmaları için kapıyı aralar ve paylaşıp paylaşmama konusunda onlara özürlük tanır.

3.2.4 Etkin Dinleme:

Anababanın kendi iletisini içermeyen, çocuğun bir önceki iletisine yalnızca ayna tutup geri ileten bir tip sözlü tepkidir. Buna Etkin Dinleme denir. Alıcının, duyduğunu geri ileterek göndericiyi doğru anladığını ve söyleneni işittiğini göstermesiyle edilgin dinlemeden ayrılır. Sorunlu çocuğunun tipik iletilerine anababanın etkin dinlemesiyle verdiği yanıtlara bir örnek olarak ŞEKİL 15 verilmiştir.

Etkin dinleme sessizlik değildir. Anababa çocuğunun sorununu dinlerken kendi çözümünü, yargısını, değerlendirmesini göndermediği için iletişim engellerinden de farklıdır. Anababanın yanıtı çocuğun iletisinin geri yansıtılmasıdır ŞEKİL 16. Şekil 15’teki beşinci örnekte sorunlu çocuk anababasıyla konuşuyor. Düşmüş, dizi kanamış ve korkmuştur. Çocuğun korkusu, içinde olup biten ve hep orada kalacak bir dizi karmaşık psikolojik ve zihinsel işlemdir. Anababasına ne hissettiğini iletmek için, içinde olup biteni onlara anlatacığını umduğu uygun bir kod seçer. Bu seçme işlemine “Kodlama”denir. Ancak çocuğun seçtiği kod, onun duygularını anababaya iletmez. Bu sırada anababa “Şu kana bak.” Kodunu işittiğinde bunun neyi anlatmak istediğini tahmin etmeye çalışmalıdır. Böylece anababa “Çözümleme” işlemine girişir. Bu işlemin sonucu anababanın düşüncesinde “Korkmuş” olarak ortaya çıkar ŞEKİL 17.

            Etkin dinleme, alıcının çözümleme işleminin sonucunu kendi kelimeleriyle geri iletmesinden başka bir şey değildir. Göndericiye şunu demek ister: “Senin bunu hissettiğini sanıyorum. Doğru mu, yanlış mı?”

            Eğer alıcının çözümlemesi doğruysa, gönderici geri iletinin doğruluğunu onaylayan bir şey söyler: “Evet korkuyorum”, “Evet. Doğru” vb.Diğer yönden alıcı “Canın çok yanıyor” gibi yanlış çözümleme yapmışsa, gönderici “Hayır, çok acımıyor.”, “Hayır, yalnızca korktum.”, “Anlamıyorsun” türünden iletilerle alıcıyı düzeltir.

            EAE modelinde anababalara etkin dinlemenin öğretilmesinin nedenleri şöyle özetlenmektedir.

  • Duygular azalır : İnsanlar bastırarak ya da unutarak kendilerine acı veren duygularından kurtulabileceklerini sanırlar. Aslında bu duygular ancak açıkça dile getirildiklerinde azalır. Anababalar etkin dinleyerek çocuklarının duygularını tam olarak açıklamalarına yardımcı olurlar. Daha sonra bu duygular yok olacaktır.
  • Duygular dosttur: Anababalar etkin dinleyerek çocuklarının duygularını kabul ettiklerini gösterir ve onların da kendi duygularını kabul etmelerine yardım ederler. Çocuklar anababalarının geri bildirimlerinden duyguların kötü, ürkütücü olmadığını dost olduğunu öğrenirler.
  • Derin şefkat duygusu: Bir başkası tarafından duyulmak ve anlaşılmak insana o denli iyi gelir ki, anlatan, kendisini dinleyip anlayana karşı her zaman sıcak duygular besler. Özellikle çocuklar böyle hissederler.
  • Çocuklar anababalarını dinlemeye başlayacak: anababalar çocuklarını daha önceden dinlemişlerse, çocuklarda anababalarını dinlerler. Çocuklarının kendilerini dinlemediğinden yakınan anababalar aslında çocuklarına dinleme konusunda iyi model olmayan anababalardır.
  • Çocuklar daha sorumlu olacak: Etkin dinleme çocuğun kendi kendine düşünerek sorununa kendi çözümünü bulmasına yardım eder. Öneri, emir ve benzeri iletiler çocukta güven duygusunu zedeler. Anababalar Etkin dinlemeyle çocuklarının daha bağımsız ve kendilerinden daha sorumlu olduklarını göreceklerdir.
  • Anababalar, kendi çözümleri olmadan çocuklarının kendi sorununu çözdüğünü görerek, onların sorunlarını çözme yeteneğine güven duymayı öğreneceklerdir.
  • Anababalar daha kabul edici olacaklardır: anababaların çoğunlukla çocuklarının hangi durumlarda hangi duyguları yaşayacaklarına ilişkin görüşleri vardır. Oysa çocuklar da insandır ve farklı duygular yaşayabilirler. Bu duygular anababalarınkinden ne denli farklı olursa olsun, bunları kabul etmeyi öğreneceklerdir. Ancak kabulün özümsenip yerleşmesi zaman alır.
  • Anababalar yardımcı olmaktan hoşlanacaklar: Anababalar artık çocuklarının sorunlarını çözümlemelerinde kolaylaştırıcı bir araca sahip oldukları için onlara yardımcı olmanın daha zevkli hale geldiğini söylemektedirler.
  • Çocuk ayrı bir kişilik olacak: Anababalar çocuklarının kendilerine bağlı olmayan biricik benzersiz bir kişi olduğunu anlayabilecektir. Bu ayrılık çocuğun kendi duygularının olmasına ve anababanın, çocuğun olayları kendince algılamasına izin vermesini kolaylaştıracaktır.
  • Anababalar, süper anababa olmak zorunda değildir: İyi anababa olmak demek, çocuklarının tüm sorunlarını çözmek, davranışlarını şekillendirmek, hep haklı olmak, tüm sorulara yanıt bulmak, herşeyden sorumlu olmak, başarısızlıklarının suçunu yüklenmek, tüm kararları almak, kısaca “süper anababa” olmak demek değildir. Ama çoğu zaman anababalar böyle bir yanlış inanış altında ezilirler.

3.2.4.1 Etin Dinlemede Anababaların Karşılaştıkları Güçlükler

            1-Etkin dinleme önceleri inandırcı gelmez : Bazı anababalar başlangıçta etkin dinlemede zorlanırlar. Utanırlar, kendilerini ikiyüzlü ve yapmacık hissederler Bu nedenle de etkin dinleme önceleri yalnızca bir teknik olarak uygulanır. Duygu taşımaz ve mekaniktir.

            2-Çocuklar konuşmak istemeyebilirler: Çocuklar değişik zamanlarda konuşmak istemediklerini söylediklerinde anababaların cesaretleri kırılabilir. Daha öncede belirtildiği üzere bu gibi durumlarda basit kapı aralayıcıları ile çocuğu konuşmaya çağırmak etkilidir. Bu durumda çocuk bir defa duygularını ve yaşadıklarını paylaşmak için çağrıyı kabul edip konuşmaya başladığında, onun duygularını kabul ettiğinizi ve anladığınızı bildirmek için Etkin Dinleme en iyi yoldur.

            3-Anababalar dinlemeye hazır olduklarında dinlemelidirler: Anababalar etkin dinlemeyi öğrendikten sonra, hangi durumda olurlarsa olsunlar, çocuklarının sorunları olduğu her zaman kendilerini onları dinlemeye hazır olmak zorunda hissederler. Çocukların kendi duygu ve sorunlarıyla yapıcı bir biçimde başa çıkmalarına yardımcı olmak için kullanılan etkin dinlemenin gücü, tekniğinden değil, anababanın sevgi ve kabul tavrının çocuk tarafından hissedilmesinden gelir. Teknik, bu temel tavır ve duyguların iletilmesinde yalnızca bir araçtır. Hangi nedenle olursa olsun (zaman yokluğu, kendi sorunları ile ilgili olma, kızgınlık ya da küskünlük) anababaların kabul ve sevgi duymadıkları, bu nedenle çocuğun sorunlarını anlamak için uygun ruh durumu içinde olmadıkları zamanlarda, etkin dinlemeyi denememeleri gerekmektedir. Aksi taktirde çocuklar bu zorlanmayı farkeder ve duygularını anababalarıyla paylaşmak istemezler.

            4-Çocukların özellikle gençlerin etkin dinlemeyi istememeleri: Anababaların çoğu gençlerin etkin dinlemeye karşı olduklarını, etkin dinlenildiklerini hissettiklerinde ise sinirlendiklerini belirtmişlerdir. Gençlerin etkin dinlemeye direnç göstermemeleri için anababaların bu beceriye kullanmadan önce, bunun ne olduğunu onlara ayrıntılı olarak anlatması etkili bir yöntemdir.

            5-Etkin dinlemenin dozunu kaçırmak: Bazı anababalar etkin dinlemeyi çok sık kullanırlar. Bazı anababalar bu nedenle çocuklarının tepki gösterdiklerini anababalarının onlara duygularını hiç göstermeden sürekli dinlediklerini söylemişlerdir. Oysa Çocukların her sorunu “danışma seansı” gerektirecek kadar önemli değildir. Çocuklar etkin dinlemeyi gerektirecek önemli sorunları olduğunda bunların ipuçllarını verirler. Etkin dinlemeye başlamadan önce çocuğun gerçekten bir dinleyiciye gereksinini olup olmadığını araştırmak gerekmektedir.

            6-Kabulsüz dinleme yararsızdır: Çocuğun kabul edilemeyen davranışını değiştirmek için yapılan etkin dinleme kesinlikle yararsız olacaktır. Anababalar çocuğu kendi dünyası içinde, onu olduğu gibi kabul ettiklerini gösteren işaretleri vermeyi unutmaktadırlar. Eğer çocuğun davranışı dikdörtgenin alt bölümünde bulunuyorsa etkin dinleme uygun değildir.

            7-Gizli gündemle etkin dinleme : Bazı ailelerde anababaların önceden karar verdiği ve çoğunlukla çocuğun da habersiz olduğu bir sonuç ortaya çıkartmak için etkin dinleme yapkıtları belirtilmektedir. Oysa bu durum becerinin başarısız olmasındakki bir başka etkendir. Buna “gizli gündem” denilmektedir. Böyle bir gizli gündemle amaç çocuğu kendilerinin istediği bir çözüme ulaştırmaktır. Oysaki etkin dinleme çocuğu anababanın seçimine boyun eğdirmek için değil, onun kendi sorununa kendisinin çözüm bulmasına yardımcı olmak için kullanılan bir araçtır.

            8-Anababalar etkin dinleme ile duyduklarından hoşlanmayabilirler: Empatik dinleme çocukların gerçek duygularını açığa çıkarmada öylesine etkilidir ki bazı anababalar duyduklarından hoşlanmazlar (Senden hoşlanmıyorum, Ağabeyiimi benden daha çok seviyorsun, okulu bırakmak istiyorum, basketbol takımından atıldım, ot içmek harika, sınavda kopya çektim…) Bu tür yanıtlar anababaların umutlarının kırılmasına neden olmaktadır.

            9-İletişim engellerini kullanma dürtüsü: Bazı anababaların iletişim engellerini kullanma alışkanlıkları etkin dinleme yapmalarını engelleyebilmektedir. Çünkü iletişim engelleri insanlara sorunlardan kurtulunmuş gibi bir duygu verir. Aslında anababaların sabırsız olmaları ve soruna o an için bir çözüm önerisi getirmeyi daha kolay görmeleri etkin dinlemeyi engellemektedir.

            O halde Etkin dinleme becerisini geliştirmek için ne gibi önerilerde bulunulabilir?

            1-Etkin dinlemenin kullanacağı zamanın iyi seçilmesi gerekmektedir.

            2-Etkin dinlemenin kullanılmayacağı zamanın iyi seçilmesi gerekmektedir.

            3-Etkin dinleme sürekli uygulama yaparak gelişir.

            4-Hemen pes etmemek gerekmektedir.

            5-Anababalar, çocuklarına kendi sorunlarını çözmeleri için şans tanımadığı sürece, yeteneklerinin olup olmadığını hiçbir zaman bilemezler.

            6-Anababalar etkin dinlemenin önceleri yapay geldiğini kabul etmelidirler.

            7-Anababalar diğer dinleme becerilerini de kullanmayı denemelidirler.

8-Çocuklar bilgi istediklerinde verilmelidir ama bilgi vermeden önce gerçek sorunun ne olduğunun bilindiğine emin olunmalıdır.

9-Etkin dinlemenin çocuklara zorla kabul ettirilmesinden kaçınılmalıdır.

10-Çocukların, anababaların yeğlediği çözümlere ulaşmaları beklenmemelidir.

Anababalar etkin dinleme yaptıklarında yaşamlarında önemli değişiklikler olduğunu belirtmişlerdir. Etkin dinleme, karşımızdaki kişiye yalnızca dinlemediğimizi, aynı zamanda onu duyduğumuzu da gösterir.

Çocukların duygularını anlamalarından sonra duygularının yok olması anababaları şaşırtmaktadır. Çocuğun duygularını empati ve anlayışla dinlemeyi öğrenen anababalar, bu duyguların geçici olduğunu görmektedirler. Ayrıca EAE’de anababalara çocuğun duyguları ile bu duyguları iletmek için seçtiği kodu birbirinden ayırt etmeleri öğretilmektedir. Bunlar ayrı şeylerdir. Örneğin, çocuk ona şeker verilmediği için kızgınlık, onunla oyun oynanmadığı için hayal kırıklığı, istediği pahalı bir oyuncağı alınmadığı için yoksunluk duygularını dile getirirken kod olarak, “senden nefret ediyorum” diyebilir. Burada kullanılan etkin dinleme anababalara çocuklarının ilettikleri kodlara değil, duygularına tepki göstermek için belli bir yöntem vermektedir ŞEKİL 18.

Ayrıca yaşam çocukları sınırlar kısıtlamalarla yüzyüze getirir ve çok acımasız olur. Etkin dinleme, onların sınırları kabul etmelerine ve yaşamın acı gerçeklerine uyum sağlamalarına yardımcı olacak çok çeşitli bir araçtır. Kocasını kaybeden bir annenin üç buçuk yaşındaki oğlunu etkin dinlemesi ŞEKİL 19’da verilmiştir. Anababalar EAE’de, çocuklarının her isteklerini yerine getirmek zorunda olmadıklarını öğrenmektedirler. Etkin dinleme çocukların baskılarıyla başetmek için onlara kullanabilecekleri bir araç vermektedir.

Etkin dinlemenin ailelerin yaşamlarına getirdiği bir başka olumlu yön ise bazı anababaların çocuklarını daha çok sevmeye başlamalarıdır. Bunun nedeni, etkin dinlemenin bir başkasını anlamaya yardımcı olmasıdır.

Çocuklar kendilerini rahatsız eden şeyleri çok seyrek anlatırlar. Çocukların bu durumunu anlayamayan anababa tipik engeller göndererek aslında çocuğun gösterdiği soruna daha çok odaklanmasına yardımcı olmaktadır. Böylece çocuğu üzen asıl soruna ulaşması engellenmiş olur. Yani anababalar çocuğun gerçek sorununu açığa çıkarmadan gösterilen sorunu çözmeye çalışırlar. Oysa etkin dinlemeyi öğrenen anababalar kendilerine sunulan sorundan gerçek soruna geçmeyi koyalca becerebilirler.

Anababaların etkin dinlemeden elde ettikleri en önemli ödüllerden biri de çocuklarının gittikçe daha çok kendilerinden sorumlu olmalarını izlemeleridir. Etkin dinleme ile çocukların anababalarına bağlı kalmalarındansa kendi sorunlarıyla başetmelerinde sorumluluk almaları yönünde onları etkiler.

EAE’den önce anababalar çocuklarının sorunlarını çözmek için hemen öne atıldıkları için onların bu işi nasıl yapabileceklerini öğrenme fırsatlarının olmadığını belirtmektedirler. Oysa küçük çocuklar bile kendi başlarının çaresine bakmayı etkin dinleme ile öğrenebilirler. Çünkü EAE becerileri anababaların çocuklarının gizil güçlerine daha çok saygı duymalarında etkili olmaktadır. Böylece çocuklarını yeni bir gözle görmektedirler.

Anababalar etkin dinlemeye başlayınca, çocuklarının düşünce ve duygularından, davranışlarının onlara nasıl zarar verdiğini öğrenerek kendileriyle ilgili yeni bilgiler edinirler.

  1. ANABALARIN GEREKSİNİMLERİN KARŞILAMALARINA YARDIM ETMEDE YENİ ANLALIŞLAR

            4.1 Sen İletilerine Karşı Ben İletileri

            Daha öncede üzerinde durulduğu gibi davranış dikdörtgeninin alt tarafını, anababaya kabul edilemez gelen davranışları oluşturmaktadır. Bu bölüm sorunun anababada olduğu zamanı simgelemektedir. Anababalar bu sorunlarla başedebilmek için “Yüzleşme Becerileri” kullanırlar. Yüzleşme becerilerini kullanırken de çok sayı da iletişim engeli kullanırlar. Daha önce de belirlenen bu iletişim engelleri bazıları daha saklı da olsa yoğun bir biçimde sen dili içermektedir. Böyle iletilere sen iletileri denilmektedir.

            Çocuğun davranışı elle tutulur biçimde olmasa da anababasının gereksinimlerini karşılamalarına engel oluyorsa, bu anababanın sorunudur. Bu durumda anne baba kendini hayal kırıklığına uğramış, üzgün, endişeli, yük altında gibi hisseder. Yaşadığı duyguları çocuğuna bildirmek için uygun bir kod seçer ŞEKİL 20. Örnek olarak dört yaşındaki bir çocuk oyun oynamak ister ama babanın gereksinmesi dinlenmektir. Ben iletisi  ve sen iletisi göndermesi durumu ŞEKİL 20’de gösterilmiştir. Şekil 20’e gösterilen sen iletisi şemasında anababanın gereksinmesini çocuğa iletmeyen bir kodlama yapılmıştır. Açık ve doğru bir kodlama hep ben iletisi ile olur. “Yorgunum, Canım oynamak istemiyor” gibi. ŞEKİL 21. Bu şekilde de birinci iletiyi çocuk kendisinin bir değerlendirilmesi olarak çözümler; ikincide ise anababasıyla ilgili gerçek bir bilgi elde eder.

            Anababaların gereksinimlerini karşılamada ben dili kullanabilmeleri için çocuğun kabul edilemez davranışları karşısında ne hissittiklerini tanımlamaları gerekir. Oysa anababalar çocuğun kabul edilemez davranışları karşısında sen dili kullandıklarında gerçekte bu davranışların sonucunda hissettiklerini tanımlamazlar. Ağızlarından çıkan tümceler sen içeriklidir. Kızgınlık mı, utanma mı, endişe mi, korku mu? Anababalar hangi duyguyu hissetmektedirler.

            Ben iletileri bir çocuğıun anababaya sorun yaratan davranışını değiştirmede etkisiz olmuşsa mutlaka eksik bir ben iletisidir. Eksiksiz bir ben iletisinde üç öğe vardır:

  • Kabul edilemeyen davranış
  • Kabul edilemeyen davranışın anababaya yaşattığı duygu
  • Kabul edilemeyen davranışın anababa üzerindeki somut etikisi

ÖRNEK: Annenin gönderdiği ileti

            Kabul edilemeyen davranış             Duygu

            Sen Frank’a gözünü dikince              Üzüldüm

            Yukarıda açıklanan üç öğe doğrultusunda ben iletisi aşağıdaki şekilde olmalıydı.

            Kabul edilemeyen davranış             Duygu            Somut Etki

            Sen Frank’a gözünü dikince              Üzüldüm                     Çünkü onun

ağlaması ve bağırması işime engel oluyor.

Anababanın amacı, çocuklarının o andaki davranışlarını değiştirmektir. Anababaların çocuklara davranışlarını kabul edemediklerini ve kızdıklarını söylemeleri yetmez. Neden kabul etmediklerini de söylemeleri gerekmektedir.

Bazı ben iletileri çocukların kabul edilemez davranışlarını değiştirmede etkili olamayabilmektedir. Bunun nedenleri:

1-Ben dilinin yapısı

2-Çocuğun, sorunu olduğu zaman anababasının onu dinlediğini hissedip hissetmemesi: Çocukların sorunu olduğu zaman onları dinlemeyen ailelerde ben iletileri işe yaramaz. Eğer anababa sorunu olduğunda çocuğunun kendisini dinlemesini istiyorsa öncelikle kendisi çocuğunun sorunu olduğunda onu dinlemelidir.

3-İletinin gücü: Ben iletileri bazı anababalar için pek işe yaramaz çünkü iletinin etkisi herhangi bir nedenle çocuğa ulaşmakta yetersiz kalır. Ben iletilerinin işe yaraması için onu etkileyecek kadar güçlü bir ileti göndererek önce dikkati çekilmelidir. Bazı anababalar duygularının yoğunluğuna uygun bir ben ileti tümcesi kurmada zorlanır ve zayıf bir ileti gönderdiklerinden hedefi vuramazlar. En etkili ben iletileri anababanın gerçek duygularıyla uyumlu olan iletilerdir. Eğer çocuk elbiselerini dağıtıyorsa “çok kızgınım” demek yerine “sinirleniyorum” demek daha doğrudur. Ama altı yaşında bir çocuk bıçağı küçük kardeşinin ulaşabileceği kadan yakınına bırakmışsa “biraz endişelendim” yerine o an ki duygularınızı yansıtan “bıçağı kardeşinin yanında bulunca öleceğimi sandım, onu alıp bir yerini kesebilirdi” denmelidir.

4-Çocuğun iletiye gösterdiği dirence anababanın nasıl yanıt verdiği: Ben iletileri en iyisi bile olsa karşı tarafta mutlaka bir savunma durumu yaratır. Özellikle bu duruma gençlerde daha çok rastlanır. EAE’de anababaların ben iletilerinin yarattığı karşı koymayı can kulağı ile dinlemenin önemi vurgulanmaktadır. Buna “vites değiştirme” denmektedir. Yani yüzleşmeden etkin dinlemeye geçmek.

5-İletinin bir çözüm önerip önermediği: Bazı anababalar çocuklarının kendilerine sorun yaratan davranışlarını ortadan kaldırmak için onlara ben iletileri gönderdiklerini sanırlar. İletiyi verirken sözcükler değişebilir ama bunlar yine de daha önce sözü edilen iletişim engellerini içeriyorsa değişime karşı direnişe neden olabilir.

6-Anababaların güç ve otoriteye ne kadar başvurdukları:Ben iletisi beklenen sonuçları vermeyince anababalarda güç kullanma dürtüsü çoğalmaktadır. Bu dürtüden kurtulamayan anababalar ben iletileri işe yaramayınca çocuğu itip kakmakta, fiziksel güç uygulamaktadırlar.

  1. ANABABA ÇOCUK ÇATIŞMALARI

            Çocuklarla kusursuz ben iletileriyle de olsa yüzleşmek her zaman onların kabul edilemeyen davranışlarını değiştirmelerinde etkili olmayabilir.

            Kabul edilemeyen davranışların bazıları ben iletileri ile yok edilirken bu iletinin etkisiz kaldığı davranışlar çatışma yaratmaktadır ŞEKİL 22. Şekilde de görüldüğü gibi çatışmaya neden olan davranış dikdörtgenin en alt bölümüne yerleştiriliyor.

            Çatışmaların çözümünde üç yöntem ele alınmaktadır. Bunlardan Yöntem I sert, Yöntem II yumuşaktır. Anababalar genellikle sorunları bu iki yöntemden birini kullanarak çözmeye çalışmışlardır. Bu yöntemlerin ikisi de kazan-kaybet yöntemidir.

Yöntem I’de çocukla anababanın arasında bir çatışma çıkınca, anababa çocuğun kabul etmesini umarak çözümün ne olması gerektiğine karar verir. Çocuk karşı koyarsa, anne baba boyun eğmesi için onu güç ve otorite kullanmakla tehdit eder (Anne/baba kazanır, çocuk kaybeder).

Yöntem II’de ise çocukla anababa arasında bir çatışma çıkınca, anne baba kendi çözümünü kabul etmesi için önce çocuğu ikna etmeye çabalar, çocuk karşı koyarsa ona boyun eğerek istediğini yapmasına razı olurlar ( Çocuk kazanır, anne/baba kaybeder).

Yöntem III ise Anne baba ve çocuk arasında bir çatışma çıkınca, anne baba, çocuktan iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm için katılım ister. Her biri sonradan değerlendirilecek çözümler önerilir. En iyi çözüm üzerinde görüş birliğine varıldıktan sonra bunun nasıl uygulanacağına karar verirler.

Yöntem III altı basamaktan oluşan bir işlemdir:

1-Sorunu tanımlama

2-Olası çözümler üretme

3-Çözümleri değerlendirme

4-İçlerinden herkese en uygun olana karar verme.

5-Kararanı nasıl uygulanacağını belirleme.

6-Çözümün başarısını değerlendirme.

Kaybeden yok yöntemini etkili bir şekilde kullanmanın anahtarı, bu altı basamağı tam olarak uygulamaktır.

Kaybeden Yok Yöntemi, dinleme ve yüzleşme becerilerinin yanısıra anababaların daha çok zorlandıkları bir yöntem olmuştur. Başarısızlığının nedenlerinden biri, bazı ailelerdeki zaman azlığıdır. Bu durum sorun çözmeye engel olmaktadır ve anababalar yöntem I’e geri dönmüşlerdir. Sorun çözme elbetteki zaman alan bir işlemdir. Ama bazı anababalar yeterli zamanı bulamayabilirler.

Anababalar bu yöntemi kullanırken kendilerine ya da çocuklarına güvenmedikleri için yine eski yöntemlere dönmektedirler. Öncelikle bilinmesi gereken yöntem III’ün kızgınlık, küskünlük türünden duyguların yaşanmadığı, anında çözümlenmesi gerekmeyen çatışmalar için kullanılması ve ikincisi de çocuğu mutsuz eden bir sorunun seçilmesidir. Bu tür bir sorun seçilirse çözüldüğünde çocuk gerçekten bir şey kazanır.

Anababaların Yöntem III ile ilgili bir başka sorunu ise çocukların sıkılıp bırakıp gitmeleridir. Bu durumlarda anababaların etkin dinleme için vites değiştirmeleri gerekmektedir. Sorun çözmenin onlara neden zevksiz ve sıkıcı geldiği öğrenilip, davranışlar değiştirilebilinir.

Kaybeden yok yöntemi çocukların sözlerini tutma olasılığını arttırır ama garantilemez. Böyle durumlarda yani çocuklar verdikleri sözleri tutmadıklarında güç kullanımına geri dönmek de Yöntem III’ün amacını yok eder.

Çocuklar Kaybeden Yok Yönteminin ikinci basamağında olası çözümler üretme aşamasında gerçekçi olmayan ve yerine getirilmesi güç çözümler önerebilirler. Özellikle küçük çocukların görevin zorluğu ya da kolaylığı konusunda deneyimleri yoktur. Bu nedenle aldıkları ilk kararı uygulamaları konusunda ısrarlı olunmamalıdır.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :