- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Ertelemecilik ve Zaman Yönetimi

Ertelemecilik ve Zaman Yönetimi sitemize 23 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

***************
http://burem.boun.edu.tr/burem/web/zamanyonetimi.asp
ERTELEMECİLİK VE ZAMAN YÖNETİMİ
Ertelemecilik Nedir?
Ertelemek tamamlanması gereken bir işi yapmaktan kaçınmaktır. Özellikle öğrencilerin okulla ilgili görevlerinden sürekli olarak kaçınmalarına “ertelemecilik” denir. Psikolog William Knaus, üniversite öğrencilerinin % 90’ının dersleri ertelediğini, bunlardan % 25’inin kronik ertelemeci olduğunu ve genellikle daha sonra okulu bıraktıklarını öne sürmüştür.
Ertelemecilik yetersizlik, huzursuzluk, suçluluk, kendinden şüphe gibi duygulara, depresyona yol açar ve çoğu zaman olumsuz sonuçlar getirir. Örneğin, öğrencilerin akademik ve kişisel başarısı düşer.
Erteleme, milyonlarca kıyafete bürünerek kendini maskeler. Okumaların başına geçilmez, kitabın kapağı açılmaz ya da aralanıp kapatılır, ödevler son ana bırakılır, sınava apar topar bir gece önce hazırlanılır, dersler giderek birikir. Şunlar size tanıdık geliyor mu?
“-Bir gün daha, çok fark etmez. Yarına kadar bunu bırakayım.“
“-Birkaç dakika geç kalsam bir şey olmaz; kimse zamanında gelmeyecek.”
“-En iyi, baskı altındayken çalışırım.”
“-15 dakika daha televizyon seyredeyim.”
Boşluğu siz doldurun: “-_________________________.”
Neden Erteleriz?
Başarısız zaman yönetimi. Erteleme zamanı akıllıca kullanmamaktır. Önceliklerinizden, hedeflerinizden ve amaçlarınızdan emin olmayabilirsiniz. Konudan bunalmış da olabilirsiniz. Sonuçta, ödevlerinizi ileri bir tarihe atarsınız ya da zamanınızın büyük bir bölümünü arkadaşlarınız ve sosyal etkinliklerle geçirirsiniz. Bu durumda onları tamamlayacağınıza gelen sınavlar, sınıf projeleri ve ödevler hakkında kaygı duyarsınız.
Dikkat toplama sorunu. Çalışma masasına oturduğunuzda kendinizi hayal kurar, boşluğa bakar ya da arkadaşlarınızın resimlerine dalmış bir halde bulursunuz. Çevreniz rahatsız edici ve gürültülüdür. Kalemler, silgiler, sözlük gibi gereçler için oraya buraya koşturursunuz. Masanız düzensiz ve dağınıktır ve bazen çalışmak ya da ödevleri yapmak için yatağa uzanırsınız. Yukarıda az önce okuduğunuz bütün örneklerin zaman kaybettirici ve sinir bozucu olduğunu da büyük ölçüde bilirsiniz.
Korku ve kaygı. Konudan bunalmış ve zayıf not almaktan korkuyor olabilirsiniz. Sonuçta, onları tamamlamak yerine, sınavlar, ödevler ve projeler hakkında huzursuzluk ve kaygı duyarak büyük zaman harcarsınız.
Olumsuz inançlar. “Hiçbir şeyde başarılı olamam” ve “bu işi başarmak için gerekli yeteneklere sahip değilim” gibi inançlar işinizi yapmanızı durdurabilir.
Kişisel sorunlar. Örneğin, parasal zorluklar, kız ya da erkek arkadaşınızla, ailenizle olan sorunlar öne geçebilir. Onlarla uğraşıp yapmanız gereken dersleri sonraki tarihlere bırakabilirsiniz.
Konuyu sıkıcı bulmak. Çalışmanız gereken konu size ilginç gelmeyebilir. O zaman ondan son dakikaya kadar kaçınmaya çalışırsınız.
Gerçekçi olmayan beklentiler ve mükemmeliyetçilik. Ödevinizi yapmadan önce konuyla ilgili bütün yazılı bilgiyi okumaya “zorunlu” olduğunuza inanabilirsiniz. Yapabileceğinizin en iyisini yapmamış olduğunuzu düşünebilirsiniz, yani yaptığınız ödev teslim edilecek kadar iyi bir ödev değildir.
Başarısızlık korkusu. “A” almazsanız başarısız olduğunuzu düşünebilir ya da bir sınavdan zayıf not alırsanız, yalnızca bir sınavda başarısız olmuş normal bir insan yerine, kendinizi insan olarak başarısız birisi görürsünüz.
Ertelemecilik Nasıl Alt Edilir?
• Korku ve kaygı, dikkat toplama bozuklukları, kötü zaman yönetimi, kararsızlık ve mükemmeliyetçilik gibi size zarar veren sorunları tanıyın.
• Kendi hedeflerinizi, güçlü ve zayıf yanlarınızı, değerlerinizi ve önceliklerinizi belirleyin.
• Sahip olduğunuzu sandığınız değerlerle hareketlerinizi karşılaştırın. Değerleriniz hareketlerinizle uyumlu mu?
• Kendinizi çalışmaya teşvik edin. Kaybetmeyi değil kazanmayı düşünün.
• Gerçekçi hedefler koyun. Hedefleriniz ulaşabileceğiniz düzeyde olsun, daha sonra onları aşamalı olarak yükseltebilirsiniz.
• Zamanı akıllı kullanmak için kendinizi disipline sokun. Aşağıda bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi bulacaksınız.
Zaman Nasıl Yönetilir?
“Zaman yönetimi diye bir şey yoktur!” diye düşünüyorsanız, bu yazının geri kalanını okuyun çünkü buradaki “kendi kendini yönetme” kavramı, zamanı size bir düşman değil, dost yapan bir anahtardır.
• Bir gününüzde yalnızca 24 saat var, herkesin olduğu gibi. Neden kendinizi boşuna didinmiş, sinirli, işinizde geri kalmış ve yürüyen cenaze gibi hissediyorsunuz? Belki de bu 24 saat avantajını kullanmayı bilmiyorsunuz.
• Zamanı akıllıca kullanmak sizin için sorunsa, büyük olasılıkla bu zamanın nereye gittiği hakkında iyi bir fikriniz de yok. Zaman öylece akıp gider. O halde ilkin, zamanınızı nasıl kullandığınızı gözden geçirmelisiniz. Haftalık bir program alın ve sabah kalkma saatinizi nasıl kullandığınızı bir hafta izleyin. Sonuçlar sizi şaşırtabilir.
• Bir sonraki adım, bu haftalık programlardan birkaç tane daha alıp biraz planlama yapmak. Keşfedeceksiniz ki, eğer günde 7 saat uyku uyursanız, yapacağınız işler için geriye haftada 119 saat kalır. Bunlar derslere gitmeyi, yemek, spor ve sosyal etkinlikleri, kişisel temizliği, çalışmayı, yolculuk yaparken geçen zamanı, öğrenci etkinliklerini, telefon ve televizyona ayrılan zamanı içerir. Bunların hepsini 119 saatinize dahil ettiğinizden emin olun. Sonra bu haftalık programa uymaya çalışın. Bu, size önceliklerinizin nerede olduğu hakkında iyi bir fikir verecektir.
• Beyniniz en iyi, yeterli oksijen aldığı zaman çalışır. Bir konuya sıkı çalışırken dikkatiniz yoğunlaşır ve bu durum kuvvetten düştüğünüzü hissetmenize kadar sürer. Uzun süreler yerine kısa zaman aralıklarıyla çalışın. Sonra bir ara! Örneğin, 2-3 saatlik uzun çalışmalar yerine, genelde 45 dakikaya çalışmak ve 15 dakika dinlenmek uygundur. Ancak kendinize dikkat edin, 15 dakikadan fazlası aradan öte bir şeydir!
• Küçük gruplar halinde çalışmaya özen gösterin. Geniş ödevleri küçük konulara bölün. Bir hatırlatma çizelgesi ve tarama listesi oluşturun. Bir konuyu tamamladıktan sonra kendinizi ödüllendirin.
• Önceliklerinizi belirledikten sonra HAYIR demeyi öğrenin. Bir daveti geri çevirmek, bir daha hiçbir yere davet edilmeyeceğiniz anlamına gelmez. Sonuçları tartın. Bilinçli karar vererek arkadaşlarınızdan daha çok saygı görürsünüz, ama sürekli eğlencelere giderek bu saygıyı elde etmek zordur.
• İşinizi bitirmeye çalışırken telefondan uzak durun. Eğer gerçekten önemliyse sizi yeniden arayacaklardır.
• Her haftanın başında, takviminizden önemli notları haftalık programınıza ekleyin. Bu, sizi işinizden alıkoyacak şeylerden uzak tutar.
• Haftalık programınızda düzenleme yapmanıza yardım edecek aylık bir takvim kullanın. Her hafta başı, önemli tarihleri programınıza not almak için takviminizle bir saat vakit geçirin. Ders programını dersinizin hocasından aldığınızda, takviminize sınav ve proje tarihlerini girin. Sonra bunlara çalışmak için gereken zamanı öngörün. Eğer tarih projeniz sekizinci hafta verilecekse ve eğer projeyi yapmak dört haftanızı alacaksa, ikinci haftadan itibaren çalışmaya başlayın. Bu, size projeyi yazmak için fazladan bir hafta zaman kazandıracaktır. Bu programa bağlı kalırsanız projeyi yedinci haftada bitirmiş olacaksınız.
• Böyle geriye doğru sayarak, zamanınızı ne kadar iyi kullandığınıza ve baskı altında değilken notlarınızın ne kadar yükseldiğine şaşıracaksınız. Ayrıca kendinize karşı dürüst davranarak ve bütün önceliklerinizi hesaba katarak, sinemaya, konsere ya da futbol maçına gidebilecek ve suçluluk hissetmeyeceksiniz.
• Çevrenizi yenileyin. Sesi ve gürültüyü yok edin ya da en aza indirin. Yeterli ışığın olduğundan emin olun. Gerekli malzemeyi elde bulundurun. Araç gereçleri almak için gidip gelmeyin. Çalışırken çok rahat olmayın. Bir masa ve düz sırtlı bir sandalye çoğu zaman en iyisidir ve yatak ders çalışılacak yer değildir. Düzenli olun! Masanızı düzeltmek için bir kaç dakikanızı verin. Bu, hayal kurmanızı azaltabilir.
• Bu tür öneriler, bir takvimle köleliğe yol açmaz. Size korkunç gelebilir, özellikle de etkili bir zaman yöneticisi değilseniz! Ancak bu daha büyük bir özgürlük ve başarı hissi yaşatır çünkü denetimde siz varsınızdır. Bu önerilere uyarak, daha mutlu, daha doyumlu, daha üretken olacaksınız. Deneyin, bunu seveceksiniz!

***********************

http://arsiv.hurriyetim.com.tr/tekno/turk/99/05/28/internet/03int.htm

Ertelemek insanı hırsız yapmaz ama başarısını çalar
“Bir insan sürekli cinayet işlemeyi düşünürse,hemen ardından kısa bir süreliğine hırsızlık yapma fikri de ona cazip gelecektir. Hırsızlığı düşünen insan, kendini içmeye verip Pazar ayinlerine gitmemeye başlayacaktır. Ve bir sonraki aşamada toplumdan uzaklaşıp her şeyi erteleyecektir.”
Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet kitabının yazarı Thomas De Quinsey
Ertelemecilik, çok nadiren cinayete kadar varacaktır; ama hayatımızın her safhasında yüzünü gösterebilir. Mesleki gelişiminiz, akademik başarınız ve insanlarla olan ilişkileriniz, ertelemeciliğiniz yüzünden aksayabilir. Shakespeare, ertelemeciliği zaman çalmak olarak niteliyor.
Ertelemeciliğin belirtileri hep aynıdır: Bir iş için ayrılan zamanın sonu gelmiş, önemli bir sınava hazırlanmak zorundasınız ya da banyoda yapmanız gereken işler var. Ama hiçbir şey yapmazsınız. Yaptığınız en iyi iş, “yapmanız gereken işi neden yapmamanız gerektiği” ile ilgili açıklamalar bulmaktır. Bulduğunuz bahanelere yenisini eklersiniz ve bu tip bahaneler üretmeye devam edersiniz.
İnsanların çoğu hayatlarını bir düzene sokmaya zamanında başlıyor. Ruh sağlığı uzmanları ise, “ayak sürtücüler” ve “gevşek insanlar”ı inceleyerek, bu davranışlarının sebeplerini araştırıyor.
Uzmanlar, yaş ilerledikçe insanların bazı şeyleri ertelemeye başlamasını “ertemelecilik” olarak tanımlamıyorlar. Eğer tam anlamıyla bir ertelemeci iseniz, planlanan hiçbir işi yapmama konusunda büyük başarı gösteriyor olmalısınız. Yani, çok önemli bir işi yapacağınıza boş boş oturup herhangi başka bir şey ile uğraşırsınız. Yumurta kapıya dayanınca da büyük bir panik içinde ne yapacağınızı şaşırıp kalırsınız.
Şüphesiz, herkes hayatında bikaç kere bile olsa bazı şeyleri ertelemiştir. Ama bu ertelemeler, bazıları için bir hayat biçimi haline gelir. Ertelemecilik, işinize, eğitiminize mal olur; saygınlık kaybetmenize ya da iflas etmenize yol açar.
Ertelemecilik üzerinde araştırmalar yapan bir uzman, ertelemeci insanlar hakkında şöyle bir açıklamada bulunuyor: “Ertelemeciler, bir işi niye ertelediklerini bilmeden ertelerler. Bazı kronik vakalarda, ertelemeci hem başarıdan hem de başarısızlıktan çekinmektedir. Diğer bir grup ertelemecinin savunması ise ‘Bu işi iyi yapacak düzeyde olmadıkça yapmayacağım. Eğer o düzeye gelemezsem asla yapmam’dır. Bu ikinci grup ertelemeciler ise, otoriteye karşı koymaktadır.”
Bu yüzden ciddi vakalarda erteleyicinin içinden ince ama ikna edici bir ses gelir. Bu ince ses, ona, bir işe başlamak için yeterince beklerse gözü pek bir girişimci olarak tanımlanacağını; bu sayede ise kendini güçsüz ya da tembel olarak görse de aptal durumuna düşmeyeceğini söyler.
Bazı insanların hayat standartları oldukça yüksektir. Bu yüzden de bir işe soyunup başarısız olacakları fikri her zaman onları korkutur. İçlerinde bulundukları mükemmellikten azı ile yetinmek, onlara katlanılmaz bir dert olarak gelecektir. Bulundukları durumdan daha kötüsünü kaldıramazlar; en azından o an(!) için.
Bazı insanların ise beklentileri çok yüksektir ve onlara kendilerini fazla zorlamadan ulaşmayı umut ederler. Liseden hep en yüksek notları alan öğrenci, üniversite de aynı başarıyı isteyecektir. Ama üniversitede başarılı olmak için çok çalışmak gerekir. Öğrenci, lisede kolay yoldan başarılı olmaya alıştığı için üniversite zorlanacak ve başarısız olacaktır.
Bir erteleyicinin, aynı zamanda üstünlük kompleksi taşıması da oldukça yaygındır. Bu tip insanlar, sabırsız olurlar ve hayatta karşılaştıkları tüm olumsuzlukları abartırlar.
Nasıl kurtulabilirsiniz:
Erteleme huyundan vaz geçmek için en iyi yöntem, bir işe adapte olup onun bitmesini büyük bir şevkle istemektir.
Bir haftalık programınıza, yapmanız gereken işlerin hepsini yazın. Tüm işleriniz bittiğinde, bitirdiğiniz işleri yazın. Listede sadece başardığınız işler kalsın. Başarısızlıklarınızı silin.
Televizyon izleme gibi çok vakit alan işler yerine, yapılması zorunlu olmayan ama yararlı olan işlerle oyalanın.
Bir işe nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, birinden yardım alın. Çoğu insan, işini nasıl yapacağını bilmediği için aksatır.
Zor bir iş ile uğraşıyorsanız, küçük, dinlendirici molalar verin.
Bir işe başladığınızda, ona alışmak için kendinize 10 dakika verin. Bu zaman sonunda, işi biraz yapmış olacağınız için devamını getirmek için hevesleneceksiniz.
Ama ertelemeler sadece iş, okul vb. ortamlarda yapılmıyor. Özel ilişkilerimizde de bazı şeyleri erteliyoruz. Bu biraz da karşımızdakini kırmaktan korkmamızdan ileri geliyor. Ama söylemek istediğiniz şeyleri ertelediğinizde, ilişki daha kötü bir hal alıyor.
Eğer ertelemecilik sizin için bir yaşam biçimi haline gelmiş ise ve bundan vazgeçmeyi düşünmüyorsanız, sizin için bir organizasyon bile var. Amerika’da 43 yıl önce kurulan Proscrastinators’s Club. Klüp üyeri, birbirlerinin yılbaşlarını Temmuz’da kutluyor. Üye olmak için üyelik formunuzu doldurmamanız ve geri göndermemeniz yeterli.
Üye olduğunuzda, “Geçen Haftanın Mektubu”nu alıyorsunuz. Tabii bu mektubu yollamak için de birinin kısa bir zaman bulması lazım.

********************

http://www.pozitifgelisim.com.tr/page.php?id=70

ERTELE ERTELE NEREYE KADAR…

Birisi hırsızlıktan mı bahsetti? Evet evet, hırsızlık değil mi? İşte size en büyük hırsız: Ertelemecilik! Hem de neyi çalıyor biliyor musunuz? Sahip olduğunuz en değerli, geriye döndürülmesi imkânsız, biricik zamanınızı…

Bazen bir işe nereden başlayacağınızı bilemezsiniz,
Bazen o an kendinizi o işe başlamaya hazır hissetmezsiniz,
Bazen gerekli koşulların oluşmasını beklersiniz –ki sonradan bir aksaklık olmasın-…
Bazen ilk adımı atacak cesareti kendinizde bulamazsınız…
Bazen de işin sonunu getirecek enerjiyi…

Vay be!… Ben iki dakikada bu kadar erteleme bahanesi bulduysam, demek ki gerçekten ertelemek istediğimiz bir iş olsa neler üretiriz neler… Eee ne de olsa yüksek bahane üretme tesisimiz kesintisiz iş başında.

“Bir işi ertelediğinizde, aslında hayatınızı ertelemiş oluyorsunuz”

Yapılması gereken işi, sanki daha sonra başkası gelip bizim yerimize yapacak gibi ha bire geciktirip dururuz. Hâlbuki o iş, şimdi de sonra da bizim üstümüze kalacak. Biz ise işi yapmak yerine, o işi neden o anda yapmamakla ilgili güzide bahaneler bulmayı tercih ederiz. Tabi sonrasında erteleme üzerine bulduğumuz bahanelerde büyük başarılar elde etme yolunda ilerliyoruz.

Sürekli kendimize hatırlatmada bulunmamız gerek:

‘Sonraya ertelediğim işler, eninde sonunda benim başıma kalacak. Sadece kalsa gene iyi. Bir de bu işler, diğer işleri yapmama engel olacak’

Uzmanlar, insanların belli bir süreden sonra her şeyi ertelemeye başlamasını “ertelemecilik” olarak adlandırıyor. Ertelemecilik, gizli gizli zarar veren bir alışkanlıktır. Yapılan iş ne olursa olsun bir kere bu alışkanlığı edindiniz mi gerisi hızla geliyor. Daha sonrasında kronik erteleme hastalığına davetiye çıkartmış oluyorsunuz.

Şüphe yok ki hepimiz hayatımızda bir takım şeyleri ertelemişizdir. Ben bundan bahsetmiyorum zaten. Beni ısrarla üzerinde durduğum nokta erteleme işini artık hayat tarzı olarak benimsemek ve neredeyse bütün işlerini ertelemeyi alışkanlık haline getirmektir.

Ertelemecilik sanatı (!) üzerine yapılan araştırmaların birinde bir uzman, ertelemeci, insanlar hakkında şöyle bir açıklamada bulunuyor: Ertelemeciler bir işi neden ertelediklerini bilmeden ertelerler. Bazı kronik vakalarda, ertelemeci hem başarılı olmaktan hem de başarısız olmaktan çekinmektedir. (Notum: Evet bazı insanların hayat standartları yüksektir. Bu yüzden de bir işte başarısız olma olasılığı fikri bile onların işe başlamamalarına yeter. Diğerleriyle başarının getireceği sonuçlardan çekinirler. Saçma diye mi düşünüyorsunuz? Daha fazla çalışmak, daha fazla insanla bir araya gelmek, iş konusunda yüksek mevkiye gelmenin vereceği sorumlulukları kaldıramama düşüncesi gibi…) Diğer bir grup ise, “Bu işi yapacak düzeye gelmedikçe, bu işe başlamayacağım” diye düşünür ve gerekli koşulların oluşmasını bekleyerek işe atılmaz. (Yine bir not daha: Her şey istediğim düzeye gelsin ondan sonra bu işe başlayacağım diye düşünmeye devam ederseniz kara güne kalırsınız. Demedi demeyin… )

Yapılan araştırmalar, üniversite öğrencilerinin %70’inin sürekli bir şeyi ertelediğini gösteriyor. Bunların dörtte biri ise kronik erteleyici. Hastalık “tedavi” edilmezse iş hayatına atıldıkların da ise yakalarını bırakmıyor.

“Bak sen gene iyi güzel şeyler söylüyorsun, e biz de ertelemek istemiyoruz herhalde, hepimiz işlerimizi zamanında halletmek isteriz. Sen bize çözüm yolu sunsan artık…” diyorsanız işte bazı ip uçları:

Öncelikle kendinize “Neden ertelediğinizi” sorun. Ve objektif bir şekilde değerlendirin. Gerçekten geçerli bir neden mi bu?

İşe nerden başlayacağınızı kestiremiyorsanız bir öncelik listesi düzenleyin.

İstek uyandırın. Evet, kendinizde o işi yapmak için istek uyandırın. İşin sonrasında alacağınız hazzı düşünün, işin sonucunda elde edeceğiniz başarıyı hayal edin, işi bitirdiğinizde bir sonraki adımı düşünün yani bir şekilde bu işin sizdeki olumsu sonuçlarını düşünerek motive edebilirsiniz.

Eğer zor bir işle uğraşıyorsanız, kendinize küçük, dinlendirici molalar verin. Uzun uzun çalışıp daha sonra tamamen işten kopmak yerine kısa aralar verip zihninizi uyanık tutmak sizin için daha verimli sonuçlar almanızı sağlayacaktır.

Mutlaka, mutlaka ve mutlaka bir ajandanız olsun. Ben ev hanımıyım ne gerek var, zaten tek işim ders çalışmak öğrencinin ajandaya ne ihtiyacı olabilir demeyin. Ertesi gün yapılacak bir sürü iş var deyip de ertesi günü gerçekten bir sürü işle geçirdiğiniz, o günün akşamı da “Aaa, şunu yapmayı unuttum, bak görüyor musun sabah aklımdaydı” dediğiniz olmuştur. İşte ajanda tuttuğunuz zaman bu ve bunun cümleleri söylemeyeceksiniz.

Çimlerle buluşmak için düzgün havayı, kırda öpüşmek için doğru sevdalıyı beklemeyin… Hep ertelediğiniz pikniğin günü bugün…”Haftaya giderim” dediklerinizi ziyarete gidin acilen…Haftaya orada olmayabilirler. Babanızın elini öpecekseniz, oğlunuzu lunaparka götürecekseniz, aşkınızı ilan edecekseniz; şimdi yapın! Ve söylemek için “özel bir an” beklediğiniz o sihirli sözcükleri hemen söyleyin sevdiğinize… ne olur… Söylemeye niyetlendiginizde, çok geç olabilir. Daha kaç OCAK olacak ki hayatınızda…Yaşamı ertelemeyin!.. Beklediğiniz “o gün”; işte bugün…

Can Dündar’ın da dediği gibi, Beklediğiniz “o gün“; işte bugün…

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :