- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Erik Erikson Kuramı

Erik Erikson Kuramı sitemize 23 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

ERİK H. ERİKSON’UN HAYATI

            Gelişimin psikoanalitik teorisindeki ilerlemeler arasında, hiçbiri Erik H. Erikson tarafından yapılanlardan daha önemli olamamıştır. Erikson bize, Freud’un her bir çocuk evresinden daha genişletilmiş bir pencere sunuyor. Bunların yanına ise, 3 yeni evre daha ekliyor ( yetişkinlik yıllarına ait ). Böylece teori bütün bir yaşam döngüsünü kapsamaktadır.

            Erikson 1902 yılında Almanya’nın Frankfurt şehrinde doğdu. Aslında, ebeveynleri Danimarkalıydı fakat doğumundan birkaç ay önce boşandılar, bunun üzerine annesi, doğum yapmak için arkadaşlarının yanına, Frankfurt’a gitti. Annesi Erikson’u 3 yaşına kadar tek başına büyüttü. Annesi Erikson 3 yaşındayken Lokal Pediatrist, Dr. Homburger ile evlendi. Erikson’un anne ve üvey babası yahudiydi, fakat Erikson uzun boyu, sarı saçları ve mavi gözleriyle daha çok bir Danimarkalıya benziyordu. Bu yüzden Yahudi çocuklar tarafından Yahudi olmayan anlamına gelen “The Goy” diye de lakap takılmıştır.

            Genç Erikson iyi bir öğrenci değildi. Belirli derslerde – özellikle eski tarih ve sanat derslerinden – başarılı almasının yanı sıra resmi okul atmosferinden hoşlanmamıştır. Liseden mezun olduğunda, kendini kaybolmuş ve hayatta gelecekteki yeri hakkında emin olmayan emin olmayan biri olarak hissetti. Üniversiteye gitmek yerine, Avrupa’da bir yıllığına seyahate çıktı. Daha sonra bir süreliğine sanat okumak için eve döndü, sonra tekrar seyahatlerine geri döndü. Kendisi, sonradan moratoryum olarak adlandıracağı bir dönemden geçmekteydi. Bu dönem gençlerin kendilerini tanımlayabilmek için vakit istedikleri bir dönemdir. Bu tür davranış çoğu Alman gençlerin kabul ettiği bir davranıştı.

             Erikson’un biyografi yazarı olarak Robert Coles, Erikson’un arkadaşları yada ailesi tarafından hasta yada tuhaf değil, kendisiyle uğraşmakta yani kendisini tanımlamaya çalışan bir artist ( sanatçı ) olarak tanımlandığını söylemektedir. Erikson en sonunda kendini buldu; 25 yaşında, Anna Freud ve Dorathy Burlingham tarafından yeni kurulan Viennese okulunda öğretmenlik yapması için gelen teklifi kabul etti. Erikson derslere girmediği zamanlarda, Anna Freud ve diğerleriyle çocuk psikoanalizi çalıştığı; ve Anna Freud tarafından da analizi yapıldığı bilinmektedir.

             Erikson 27 yaşında Joan Serson’la evlenerek bir aile kurdu. Hayatları, 1933 yılında Hitler’in onları Avrupa’yı terk etmesi için zorlamasıyla bozuldu. Bunun üzerine Erikson’un ilk çocuk analisti olduğu şehre , Boston’a yerleştiler. Seyahat etme isteği Erikson’un doğasında olan birşeydi. Boston’da 3 yıl geçirdikten sonra Yale’de bir pozisyon sahibi oldu. Bunun üzerinden 2 yıl geçince, Sioxlaile yaşadığı ve hakkında öğrendiği yere, Güney Dokota’ ya başka bir seyahat yaptı. Erikson daha sonra çocuklarla klinik pratiğini University of California ‘da ilerletti ve daha sonra normal çocuklarla yapılan büyük bir çalışmada yer aldığı San Francisco’ ya taşındı. Erikson aynı zamanda, başka bir Hindistanlı kabile olan Yurak balıkçılarını incelemek için California sahilinde bir seyahate olanak buldu.

             Erikson ‘un, Freud’un tamamlayamamış olarak bıraktığı alanların ( normal çocukların yaşamları ve farklı kültürel etkileşimlerde yaşayan çocukları) keşfettiğini görebiliriz. 1949 yılında, McCarthy zamanında, Erikson patronuyla ( University of California ) anlaşmazlığa düştü. Üniversite bütün çalışanlardan, Erikson’un imzalamayı reddettiği bir bağlılık yemini istedi. İş arkadaşlarından bazıları kovulunca, istifa etti. Erikson daha sonra 1960 yılına kadar çalıştığı, Massahusetts’ teki Austin Riggs Merkezinde yeni bir işe başladı. Daha sonra Harvard’dan Prof. ünvanı aldı. Her ne kadar resmi bir üniversite derecesi hiç almamış olsa da. Erikson’un en önemli çalışması Childhood and Society ( 1950 ) dir. Bu kitapta hayatın 8 evresinin haritasını çıkartıp belirler ve bu evrelerin farklı kültürlerde nasıl farklı yollardan ortaya çıktığını anlatır. Diğer etkileyici 2 kitabı, Young Alan Luther ( 1958 ) ve Gandhi’s Truth (1969) dur. Bu kitaplar psikoanalitik teoriyi tarihsel materyalle birleştirir.

            Erikson insanın bireysel yaşamının 8 çağdan oluştuğunu öne sürer. Her çağ o dönem  özgü temel bir çekirdek çatışmanın çözümünü içerir. Bu çekirdek çatışma, benliğin ruhsal-toplumsal gelişme süreci içerisinde aşması gereken bir dönüm noktası/bunalım(crisis) olarak yer alır. Her çatışmanın bir olumlu, öteki olumsuz karşıt iki ucu vardır; ancak bu çatışma hiçbir zaman bütünüyle kesin bir çözüme kavuşamaz. Önemli olan olumlu niteliğin olumsuz göre üstünlüklü oranıdır; yine de karşıt olumsuz öğe çekirdek olarak bulunur. İşte benliğin gelişim evreleri, her bir çağda “ olumsuza karşı ( versus) olumlu” olarak adlandırılmıştır. Temel güvensizliğe karşı temel güven, utanç ve kuşkuya karşı özerlik, suçluluk duygusuna karşı girişim gibi…

            Erikson’un basamakları zamanla sınırlı olmayıp gelişim süreklidir. Kişilerde bazı sorunlar bir dönemden, başka bir döneme taşınabildiği gibi ağır stres altında da o sorunlar yeniden açığa çıkabilmektedir. Bazen de yoğun stres ile kişilerde daha önceki basamaklara geri dönüş gözlenebilir.

ERİK ERİKSON’UN İNSANIN SEKİZ EVRESİ KURAMI

1.Güvene Karşı Güzvensizlik ( Oral – Duysal Dönem)

            Bu dönem Freud’un oral dönem olarak adlandırdığı evredir. Doğumdan ilk 1,5 yaş dönemine dek sürer. Bu dönemde çocuk her şeyi kendi ağzı ile yaşar. Çocuk herşeyi ağzına götürerek öğrenir. İstenen ve verilen ne varsa o anda alınır. Ağız bu dönemde vücudun en duyarlı bölgesidir. Asal işlev anne memesini arayıp, bulmak, emmek ve gıda almaktır. Ana-babanın bebeğe güven verici bir şekilde besleyici yaklaşımı , çocukta ileri dönemde dış dünyaya karşı olumlu beklentiler içinde oluşun temelini atar. 6. aydan itibaren dişlerin çıkışı ile birlikte ısırma dürtüsü gelişir. Daha önceki pasif dönem, aktif hale dönüşür. Isırma ile zevk almaya başlar. Bebek anne memesini ısırınca, memenin ağzından çekildiğini farkeder. Bu durumda ısırma isteğini frenlemeyi öğrenirken, çevresini de etkileyebildiğini görür. Bu sayede çevresindekilerden ayrı bir varlık olduğunu öğrenmeye başlar. Çocuk diğer duyularını da kullanma yeteneğini geliştirir. Elini uzatarak çevresindekileri yakalamaya, ele geçirmeye çalışır. Bu dönemde çocuğun ebeveynleri çocuğun ihtiyaçlarını düzenli bir şekilde ve zamanında karşılarsa çocukta bir güven, iyimserlik ve ümit hissi gelişir. Bu güven sadece çevresindekilere karşı değil, aynı zamanda kendine ve kendisinin yapabileceklerine karşı da kazanılır.

            Bu durumun oluşamadığı durumlarda , çocuk istediğini, gereksindiğini elde edemediğinde , güvensizlik hissi geliştirir.

Bir bebeğin çevresi ile iyi bir ilişkisinin, uyumunun varlığı istekli ve rahat bir şekilde beslenmesi, uykunun düzenliliği , rahat idrar çıkarma ve dışkılaması ile belirlidir.

         Anne-çocuk ilişkisinde süreklilik, tutarlılık ve aynılık sağlanabilirse; çocuk, annesinin kendisini hep seveceğinden, isteyeceğinden ve terk etmeyeceğinden emin olma duygusu geliştirebilirse, çocukta temel güven duygusunun çekirdeği oluşur. Bebekteki sosyal güvenin ilk belirtisi, bebeğin beslenmesinin rahat ve tabii hale gelmesi, uykusunun derinleşmesi,bağırsaklarının rahatlamasıdır.

            Çocuğun bu dönemdeki ilk sosyal başarısı anne-baba gözü önünde olmadığında, ağlayıp, korku duymadan, kaygı ya da öfke göstermeden bu duruma dayanabilmesidir. Çocuk artık ebeveynlerinin yanından uzaklaşmasına katlanabilmeyi başarır. Büyüyen çocuk artık ana babası yanında olmadan, kendisini sevdiklerini, onu terk etmediklerini kavrar. Ailesi o an yanında olsa da olmasa da sürekli olarak sevildiğini, kendisinin onlar için önemli olduğunu bilir. Çocuğun çevresi ve iç dünyası her iki durumda da sabit ve düzenli olup, dış ve iç dünyası birbiri ile uyumlu ve sorunsuzdur. Çocukta ilk benlik duygularının temeli bu dönemde atılır. Bu donemin ilerlemesi ile çocukta emekleme, ayakta durup, yürüyebilme, dışkılama gibi aşamaları gerçekleştirme için özgüven duygusu gelişmeye başlar. Bu süreç iyi bir anne-çocuk ilişkisi gerektirir. Bebeğin fiziksel (beslenme, tuvalet ihtiyacı, çevresel koşullardan korunma gibi) gereksinimlerinin karşılanması kadar , hatta daha çok duygusal açıdan beslenmesi , çocukta iyilik, güvenlik duygusunu , sağlıklı bir birey olma hissini oluşturacaktır. Geçen günler içinde elbette ki bir takım şeylere sahip olamayıp, ya da yapamayıp hayal kırıklıklarına uğrayacaklardır. Ancak bu sınırlanmaların aslında bir anlamı olup, toplumsal gereklilikler olduğu izlenimi verilmeli, her davranışın olumlu ya da olumsuz sonuçları olabildiği gösterilmelidir. Keyfice ve duruma göre değişen sınırlanmalar kişide sorunlu bir kişilik yapısı oluşumuna yol açabilmektedir.

            Bu dönemin uygun bir şekilde yaşanamaması, ebeveynlerin yokluğu ya da yanlış tutumları nedeniyle sağlıklı bir şekilde geçilememesi halinde ileri dönemde kişilerde kötümserlik, paranoid ya da sanrısal bozukluklar, ümitsizlik şeklinde tavırlar, içekapanıklık (şizoid kişilik), alkol-madde bağımlılıkları gelişebilir.

2.Özerklik-Bağımsızlığa Karşın Utanç ve Şüphe ( Anal – Kas Dönemi )

            Bu dönem, Freud’un anal döneminin karşılığıdır. Çocukta bu evrede birbirine karşıt eş-anlı iki eğilim arasında bir seçim yapabilme yetisi gelişmektedir. Örneğin; çocuk önce annesine sarılır ,sonra onu iter. Eline geçirebildiği şeyleri yakalar, sonra atar. Kakasını inatla tutabilir ya da bunları öfkeyle fırlatırcasına bırakabilir. Bu, yeni bir durumdur.Yapma ya da yapmama, isteme yada istememe gibi. İşte özerklik duygusu birbirine zıt istek ve eğilimler arasında bir seçim yapabilme gücüdür. Çocuk içinde bulunduğu toplumun beklentilerine göre bazı şeyleri yapmayı örn; kakasını, çişini uygun zaman ve yerde bırakmak üzere tutabilmeyi öğrenirken, ağır utandırmalar ve cezalarla karşılaşırsa, utanç ve seçim yapabilme ve irade yetilerinin gelişimi kösteklenebilir.

            Bu evrenin temel tarzlarının tutma ve atma, alıkoyma ve bırakma olduğu konusunda Erikson Freud’a katılır. Erikson bu tarzların anal bölgenin dışına çıktığını da belirtir. Örneğin çocuk inatçı bir biçimde nesneleri tutmak ve aynı inatçılıkla onları fırlatmak isteyebilir. Bu çelişkili içtepiler arasında çocuk temel olarak seçim yapma alıştırması yapmaktadır.

            Bu nedenlerden dolayı tuvalet eğitimi çocuğun kişiliğini önemli ölçüde etkiler. Bu süreçte anne babaların çocuğa dikkatle yardım etmesi gerekir. Çocuğa incelikle ve irade gücünü ezmeden çocuğun bu toplumsal davranışı öğrenmesine yardımcı olunması gerekir. Çocuk utandırılmamalı ve kendi başına bir şeyler yapma çabaları ile alay edilmemelidir.

            Aile eğer çocuğa karşı aşırı koruyucu olmadan, yeterli özgürlük ve desteği verirse , çocukta özgüven duygusu gelişerek, çevresindekileri ve dış dünyayı kontrol edebileceği hissi gelişir. Bu olmaz, çocukta otonomi cezalandırılıp, aşırı koruyucu olunursa öfke, şüphe, ve utangaçlık kendini göstermeye başlar.

            Aile tarafından çok erken dönemde ya da aşırı bir baskı ile tuvalet eğitimi ya da başka eğitimler uygulanacak olursa, çocuğun iç kontrolünü sağlaması yolundaki gelişimi olumsuz etkilenerek, gerileme ya da yanlış gelişimlere yol açılabilir. Aynı şekilde aile tarafından uygulanabilen aşırı koruyucu tutumlar da çocuğun öz denetimini ya da yargılama yeteneğini zayıf bırakacağından özgür iradesinin gelişimini sekteye uğratacaktır. Bu durumda kişide ileri dönemde utanç ve şüphe gibi tutumlar baskın hale gelebilecektir. Çocuk ailesinden edindiklerinin ötesine geçmekte zorlanacaktır.

            Eğer bu evrede çocuklar sürekli cezalandırılır, aşırı koruyucu ya da anneye bağımlı bir biçimde yetiştirilirse bu baskı sonucu ezikliğin kızgınlığını ve utancını yaşamaya başlar. Utanç duygusu yerleştikten sonra yaptığı seçimlerin doğruluğu konusunda sürekli kuşkuya kapılır ve haklarını savunamaz.

            Çocuğun etrafındakiler bu dönemde onu kendi işlerini yapıp, yere sağlam basma, yardımsız kendi ayakları üzerinde durma konusunda cesaretlendirmelidir. Sahip olma ve sahip olduklarını bırakma arasındaki sağduyu ve dengeyi ( dışkılamada olduğu gibi) oluşturarak, uygun yargı yeteneğinin gelişmesine olanak sağlamalıdırlar. Bu dönemde çocuğun özgür iradesini kullanarak, seçimler yapıp, deneme -yanılma yolu ile öğrenimi engellenirse, kendi bedeni üzerinde bunları yapmaya çalışacaktır.

            Çocuk bu sırada yaşanan sorunlar nedeniyle utanç ve başkalarına kıyasla kötü olduğu duyguları içine girebilecektir. Gelişen çocuk kendini, vücudunu, düşünce ve hedeflerini pis ya da olumsuz olarak görebilecektir. Kendi değerlerine inancı sarsılmadan, zedelenmeden kendi vücudu, düşünceleri ve davranışlarına uygun bir şekilde denetim sağlayabilmesi başarılabilirse, ileri dönemde iyi niyetlilik, işbirliği, sevgi, özerklik ve kendini sunabilme yetileri süreklilik kazanabilecektir.

            Çocuklukta gelişen, kendisinin denetimindeki bu özerklik duygusu, ileri dönemlerde adaletli yaşamı, yasalara saygıyı, kurumlara güvenin oluşmasına zemin hazırlayacaktır.

 

  1. Girişkenliğe Karşı Suçluluk ( Cinsel-Devinimsel Dönem )

            Freud’un fallik-ödipal dönem olarak adlandırdığı dönemdir. 3 yaş ile 5 yaş arası dönemi kapsamaktadır. Bu evrede çocuğun hareketsel ve zihinsel becerileri daha fazla gelişir. Çocukta aşırı bir merak, cinsel organlarla ilgili yoğun düşünceler, başkaları ile rekabet görülür. Çocuğun cinselliğe olan giderek artan merağı grup içi cinsel oyunlara, kendi ya da yaşıtlarının cinsel organlarına dokunma davranışlarına yol açar. Eğer aile bu davranışları aşırı bir şekilde bastırıp, korkutarak önlemeye çalışırsa, ileri dönemde cinsel alanda sorunlu ve baskılanmış bireyler oluşur. Bu durumda çocuğun yapması ve yapmaması gerekenler arasında denge kurularak, girişkenlikleri desteklenmelidir.

            Bu dönemde çocuk karşı cinsteki ebeveyine karşı cinsel içerikli bir ilgi geliştirir ve bu konuda düş kırıklığına uğrar. Bundan dolayı da kötü bir şey yaptığını düşünür ve suçluluk duyar. Kendini yetişkin rollerinde düşünür, hatta ana babadan birinin sevgisi için öteki ile bir yarışa bile  cesaret eder. Yani Oedipal bunalım içine girer. Oedipal bunalım ana-babadan birine sahip diğerine rakip olma isteğidir.çocuk bu arzularıyla toplumsal tabuları çiğnediğini anlar. Sonunda bu arzuları denetim altına almak için, toplumsal yasakları -süperego-yu benimser. Toplumsallaşmış davranış için gerekli olmasına karşın, süperego çocuğun girişimciliğini köreltir. Bu dönemde yasaklanmış dürtülerin baskılanması ile kişide suç ve kaygı duyguları oluşur.

            İşte çocuğun psikososyal gelişiminin bu evresinde, cinsel konulara dalması, bitmek bilmez bir öğrenme merakının ortaya çıkması, anne yada babanın yerine geçmeye özenmesi ve bu doğrultuda emeller beslemesi girişim duygusunun öncüleridir. Girişim her eylemin zorunlu bir parçasıdır.

            Bu dönemde cinsel organların uyarılabilmesi görülmektedir. Bu değişim ile birlikte , uyarılma sonucu ayıplanma, cezalandırılma korkusu başlamakta, cezalandırılma sonucunda çocuğun kendi cinsel organının kesileceği ya da tahrip edileceği şeklinde korkuları başlayabilmektedir.

Bu dönem uygun bir şekilde yaşanırsa, çocuk sınırlarını bilerek, çevresiyle uyumlu bir şekilde görevler üstlenir, eşya ve amaca uygun nesneleri kullanarak, mutluluk ve başarı duygusunu daha çok tadar.

4.Başarıya Karşı Aşağılık Duygusu ( Örtülü Dönem )

            Freud’un latent dönem olarak adlandırdığı dönemdir. 5 yaş ile 11 yaş arası dönemi kapsamaktadır. Okul çağı dönemidir. Bu dönemde çocuk cinsel açıdan bir durgunluk dönemine girerken, yaşıtları ile ilişkileri artarak, yeni şeyler öğrenme ve bir şeyler üretmenin hazzını yaşamaya başlar. Eğer çocuk bu dönem öncesini ve bu dönemi başarılı bir şekilde geçememiş ise aşağılık ve yetersizlik duyguları geliştirir. Kişinin çevresindekiler bu dönemin aşılıp, yeterlilik duygusunun gelişmesinde asal rol alırlar.

            Bu dönemde çevresel etkenler, okul ve görevlerle, daha gerçekçi hedeflere yönelmeye başlar. Çevresi ya da kendisi için bir takım faaliyetlere girip, kazanımlar elde ederek, çevresinde destek bulmayı, onaylanmayı öğrenir. Bir şeyler yaparak, başladığı işi bitirmenin keyfine varmaya başlar. Kendinden yaşça büyük ya da daha deneyimlileri izleyerek araç, gereç kullanmayı öğrenir, el ve vücut becerisi geliştirir.

            Bu yaş grubunda çocuğun anlayışlı, sabırlı, ilgili ana baba, öğretmen ve okul arkadaşları ile karşılaşamaması ya da onlar arasında zayıf-uygunsuz bir noktada bulunmaları halinde, yetersizlik ya da aşağılık duyguları gelişir. Çocuğa ayrım uygulanması, aşağılanması ya da aşırı koruyucu tavırlarda bulunulması , çocuğun kendisiyle aynı cinsiyetteki ebeveyn ile kendini uygunsuz bir şekilde karşılaştırması gibi durumlarda aşağılık ve yetersizlik hissi gelişebilir. Kendisine göre üst konumdaki kişileri örnek alamayıp, yanlış kişileri örnek alabilirler. Okul ya da mesleğe hazırlık dönemi ilk olarak ailede başlar. Ailenin bu hazırlık dönemini yeterli düzeyde yapmaması ya da beklenilen ideal okul hayatına ulaşılamaması durumunda, çocuğun akademik gelişimi aksayabilmektedir.

5.Kimlik Duygusuna Karşın Rol Kargaşası

            Bu dönem 12- 18 yaş arasını kapsar. Bu dönemde ergen kişi için “ben kimim?” sorusu çok önemli hale gelir. Ergen bu soruyu cevaplarken ana- babasından çok, akran grubundan  etkilenir. Hızlı bir  fizyolojik ve fiziksel değişim içindeyken aynı zamanda  gelecekteki eğitimi, kariyeri hakkında yeni kararlar verme baskısı,daha önce oluşturduğu psiko-sosyal kimliğini gözden geçirmeye zorlar. Bu anlamda ergenlik dönemi değişme zamanıdır.

            Daha önceki inanç, düşünce ve alışkanlıklar sorgulanmaya başlar. Vücutsal büyüme ve cinsel gelişim gözlenir. Çevrelerince nasıl görülüp, değerlendirildikleri ve hangi mesleğe daha uygun oldukları şeklinde düşünceleri bulunmaktadır.

            Daha önce yaşanılan evden ve ebeveynlerinden ayrılıp, kendi ayakları üzerinde durarak hayatını yaşamak bu dönemdeki önemli bir hedeftir. Bu dönemde kişide rol kargaşası oluşması önemli bir sorundur. Kişide cinsel, sosyal, mesleki vb. alanlarda kendini bir yere ait hissedememe, çevreden uzaklaşıp tek başına yaşama ya da uygun olmayan seçimleri yeğleme sonucunda suça yönelik davranışlara neden olmaktadır. Birey kendisini yetersiz hissedebilir. Kendilerini güçlü görebilmek için bir takım özellikleri ön plana çıkararak, önemli kişilere benzemeye, onların tarzlarını edinmeye başlarlar. Bu evrede cinsel kimlik sorunları başlayabilmektedir. Kişiler kimlik krizlerini aşabilmek için, ortak kimlik sunan bir takım çeşitli alt grup ya da çetelere girebilmekte ya da yerel kahramanları örnek alabilmektedirler.

            İlk gençlik aşkları yaşanmaya başlar. Ancak bu aşklar daha masum ve kendini arayışın bir uzantısı olarak kısa sürelidir. Henüz yeterli olgunluğa kavuşmamış olan kişilik yapısı, ilişkilerinde de iniş-çıkışlar, ayrılıklar ile kendini gösterir.

            Bu dönemde kendinden farklı yapıda, düşüncede, alışkanlıklarda olanları kabul etmeme, dışlama hatta onlara karşı saldırı içine girebilmektedirler. Benzer düşünce yapısındakilerle bir araya gelerek kuvvetli görünmeye ve ortak bir kimlik oluşturmaya çalışabilirler. Bu gruplarda suç işleme, alkol-madde kullanımı gibi davranışlar belirebilir.

            Ergenlik, çocukluk ile yetişkinlik arasında bir geçiş dönemidir, bir askıya alma dönemidir ki Erikson buna Morotoryum adını vermiştir. Bu dönem gençlerin kendilerini tanımlayabilmek için vakit istedikleri bir dönemdir. Kişinin toplumsal yerini, mesleksel konumunu ve cinsel kimliğini tanımaya, yerine oturmaya çalıştığı bir dönemdir. İşte bu çabaya “ kimlik bunalımı” denir. Kimlik bunalımı ile kimlik karmaşasını birbirinden ayırt etmek gerekir. Kimlik bunalımı her gencin kendi kimlik duygusunu kazanabilmesi için bilinçli ya da bilinçdışı olarak verdiği bir savaşımdır ve doğal bir süreçtir. Kimlik karmaşası ise, bu bunalımın ağırlaşması; geçici de olsa uyumun oldukça ağır biçimde bozulmasıdır.

            Erikson’a göre bu dönemde ergen başarılı bir şekilde kimlik kazanma sorununu çözerse, kendine güvenen, kendinden emin bir kişi olarak yaşamını sürdürebilir ve başarılı olur.

6.Yakınlığa Karşı Yalnızlık ( Genç Yetişkinlik Dönemi )

            Yaklaşık olarak 18-26 yaşları arsını kapsar. Eğer kimlik krizi çözülmüşse cinsel yaşantı, arkadaşlık ilişkileri ve tüm sosyal iletişimler kişi için korkutucu olmaktan uzaktır. Bu aşamaya gelene dek elde edilen kimlik başkalarının kimlikleriyle daha çok bir araya gelmeye, kaynaşmaya başlar. Dost ve eş ilişkileri ile bazen taviz vererek, bazen karşılıklı özveri alışverişleri ile ilişkilerini sürdürebilme alışkanlığı kazanılır. Bu devredeki temel hedef bir başkası ile yakın iletişim kurulmasıdır. Başarılı ve düzenli bir evlilik ya da aile ilişki yapısı yakınlık kurma kapasitesine bağlıdır.

            Bu dönemdeki karşılaşılan meselelerden biri de eş seçimidir.  Birey ergenlik dönemindeki karşı cins anlayışını bir kenera bırakarak, gerçek sevgiye ve paylaşmaya dayalı bir evlilik yapmak ister.

Birlikteliğin kurulup, sürdürülebilmesi, bu aşamada bazı kişilerin sahip olup, kendini diğerlerinden ayrı kılan özellik ve yeteneklerin, kişilik yapısının kaybı korkusuna yol açtığından bunlardan kaçınma gözlenebilir. Bu da yalnız kalma duygusu ve kendi çevresine yüksek duvarlar örerek, korku, kuşku,risk alamama, birisini sevememe ve kendi kendinin kurdu olmasına yol açar. Örneğin, erkekliğinden kuşkulu bir genç çok iyi bir aşık olmayacaktır. Kendisini tümüyle ve özgürce çinsel ortağına verebilmek için çok fazla utangaç ve cinsel başarısı konusunda sürekli kuşkulu olacaktır. Birey eğer arkadaşlık kurma, evlilik ve meslek seçimi gibi konularda başarısız olursa, yakın ilişkiler kuramadıkları için yalnızlığa düşer ve kendisini mutsuz hissederler.

7.Üretkenliğe Karşı Durgunluk  ( Yetişkinlik Dönemi )

            Bu dönem orta yetişkinlik yıllarını kapsar. Kişi önceki evreleri başarılı olarak atlatmışsa bu dönemde üretken, verimli ve yaratıcıdır. Bu dönemde üretkenlik, daha küçükleri, hayata yeni başlayanları olumlu amaca yöneltmek anlamındadır. Burada üretilen yaratılan şeyin yalnızca çocuklar için bir gelecek değildir. Kuşkusuz birçok kişi için sanat, bilim alanındaki yapıtların üreticiliğinden bahsedilebilir.

            Çocukları yoluyla neslini devam ettirmek önem taşır. Kişi ev dışında da topluma yararlı işler yapabileceği, kendinden sonraki kuşaklara rehberlik edebileceği sürece üretkendir. Bunlardan mahrum olan bireyler üretkenliğin aksine bir işe yaramama duygusuna kapılablir ve durgunluk dönemine girebilirler.

            Çocukların ana babaya bağımlılıkları üzerinde çok söz edilmiştir; yetişkinlerin çocuklara bağımlılığı ise yeterince işlenmemiştir. Olgun kişinin de kendi çocuklarından, yetişmelerine katkıda bulunduğu yeni kuşaklardan desteğe, rehberliğe ve bakıma ihtiyacı vardır.

            Üreticilik duygusundan yoksunluk durumunda, sonuç durgunluk ve kişiliğin yoksunlaşmasıdır. Böyle durumlarda, insanlar sık sık bir çeşit yalancı yakınlığa gerilerler ya da sanki çocuklardan her biri tek çocuklarıymışçasına kendilerini onlara vermeye başlarlar.

            Bu dönemdeki krizi bireyin olumlu bir şekilde atlamasında evini, işini paylaştığı kişilerle yani çevresinde yoğun etkileşimde bulunduğu bireylere önemli roller düşmektedir. Bireye, işe yaradığı, toplum için başkaları için gerekli olduğu duygusu yaşatılmalıdır.

8.Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk ( Yaşlılık Dönemi )

 

            65 yaş üzeri dönemi kapsamaktadır. Bu dönemde kişi bütünlük ( hayat dolu dolu ve üretken bir şekilde yaşanmıştır, yaşanan hayattan tatmin olunmuştur) ya da umutsuzluk (hayatın anlamı yoktur ve boş geçmiştir hissi vardır) arasında bir çatışma yaşar. Bütünlüğü yaşayan kişi bilgedir. Hayattaki yeri ve rolünü kabul etmiştir, kendisi ile barışıktır. Kendi yolunu kendisi çizmiştir ve sonuçlarından kendisi sorumludur. Kişi artık geri dönemeyecek ya da geçmişi değiştiremeyecek bir aşamadadır. Bu döneme dek olan basamakları uygun bir şekilde, çok zedelenmeden ve büyük hatalar yapıp çevresini yıkmadan çıkmışsa bir rahatlık ve olgunluk içindedir. Etrafına güven duygusu ve olumlu diğer duyguları yansıtır. Hayatını eksi ve artıları ile kabul etmiştir, pişmanlık duyguları taşımaz. Hayata keşke tekrar başlayıp, olanları düzeltsem ya da farklı yaşasam şeklinde yaklaşmaz. Geçmişini ‘yapabileceklerimin en doğru ve iyisini yaptım’ şeklinde değerlendirerek, huzur içindedir.

Bu hissin yaşanmadığı ve önceki basamakların sorunlu olup, hakkıyla geçilemediği durumlarda derin bir pişmanlık, değersizlik ve depresif düşünce yumağı ile karşılaşılır. Ölüm korkusu belirgindir. Artık geçmişe tekrar dönmek, olanları düzeltmek olanaksızdır ve ne yazık ki ekilenler biçilmektedir. Yaşanması, sahip olunması ya da hissedilmesi gerekipte, bunların olmaması, beklenen ilgi ve anlayışın görülmemesi, becerilerdeki azalma, sağlığın kısmen bozulması kişide kendi etrafındakilere yönelik nefret duyguları, umutsuzluk hislerinin oluşmasına yol açar. Bu içe kapanma, yakınlarını etrafında tutmak için değişik çabalar içine girilmesi, gençlere karşı olumsuz, eleştirel bakış açısına neden olabilir. Ümitsizlik, nefret ve ölüm korkusu içindedir. Hastalık hastalığı, depresyon, psikosomatik hastalıklara rastlanmaktadır.

Toplumda sağlıklı bireylerin yetişmesi , sağlıklı ve bilge düzeyine erişmiş, yukarıda belirtilen sekizinci evrede beklentilerini gerçekleştirmiş olgun kişilerin varlığı ve bunların kendileri gibi araştırmacı, çalışkan, sabırlı, dürüst ve mutlu olmasını bilen kişileri yetiştirmesi ile mümkündür. Bilinen bir deyimle ‘kılavuzumuzun karga olmaması’ gerekir. Ana-baba ya da diğer büyükler ölümden korkmayacak bir olgunluğa ulaşabilmişler ise çocuklar da aile okulunda öğrendikleri ile yaşamın sorunları ve sorumluluklarından korkmayacak,onları göğüsleyebilecek özgüven ve beceriye sahip olacaklardır. Aile içi eğitim, aile içi demokrasi ve ahlak anlayışı toplumun yükselip, kaliteli hale gelmesinde asal öneme sahiptir.

KAYNAKÇA

 

Erikson, E. H. (1950). Childhood and Society (1. baskı). New York: Norton.

Erikson, E. H. (1984). İnsanın Sekiz Çağı (1 baskı). ( T.B. Üstün, V. Şar, Çev.) Ankara:                   Birey ve Toplum Yayıncılık.

Liebert, M.R & Kail, V.R (1974). Developmental Psychology. (4. baskı). Printice Hall, New Jersey

Muuss R. E. (1980). Adolescent Behaviour and Society (3. baskı). New York: Rondom                    House

http://www.gata.edu.tr/dahilibilimler/cocukruh/erikson.htm 16.03. 2006’ da web sayfasından alınmıştır.

 

 

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :