- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Engellilere Yönelik Tutum

Engellilere Yönelik Tutum sitemize 23 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

BÖLÜM I

Öğretmenlerin İşitme Engelli Çocuklara Yönelik Tutumları:

Öğretmen davranışlarıyla, sınıfındaki öğrencilerin kendilerine ve birbirlerine yönelik tutumlarını oluşturmada bir model olmak durumundadır. Bu nedenle engelli bireylerin bilişsel, duyuşsal, sosyal ve psikomotor becerilerinin gelişimi için uygulanan programlarının başarısı, bu programları uygulayan eğitim personelinin engele ilişkin bilgi düzeyinin yanısıra, engelli bireyler yönelik tutumlarıyla yakından ilişkilidir.

Kaynaştırma programlarının başarısı, bu programları uygulayacak olan öğretmenlerin engelli çocuklara ilişkin tutumlarına bağlı olarak değişiklik gösterecektir.

Öğretmenlerin engelli öğrencilere yönelik olumlu tutumlara sahip olmalarının çocukların gelişimleri açısından oldukça önemli olmasına karşın, çocuklara yönelik tutumlarının varlığı dikkati çekmektedir.

Bu konuda yapılan bir çalışmada Murphy-Berman (1987)’de belirtildiği gibi Schlesinger ve Meadow, bir çok işitme engelli çocuğun öğretmenleri tarafından duygusal ve davranışsal problemli olarak değerlendirildiğini belirtmişlerdir. Benzer bir çalışmada Conine (1969), ilkokul öğretmenlerinin engellilere yönelik olumsuz tutumlara sahip oldukları belirtmiştir. Engelli bireylere yönelik öğretmene tutumlarına ilişkin Jamieson (1986) tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir literatür çalışmasında, bir çok öğretmenin engelli öğrencilere ve normal sınıf düzenlemesi içinde eğitilmelerine yönelik olumsuz tutumlar sergiledikleri belirtilmiştir.

LeCompte ve LeCompte 1966’da bu alanda yaptıkları bir çalışmada ABD’de ve Türkiye’de öğretmen yetiştiren yüksek öğretim kurumlarına devam eden öğrencilerin bedensel engellilere yönelik tutumlarının karşılaştırmışlar ve sonuçta Türk öğrencilerin tutumlarının daha az olumlu ve daha az kabul edici olduğunu bulmuşlardır.

Öğretmenlerin işitme engelli çocuklara yönelik tutumlarını araştıran bir başka çalışmada Murphy-Berman ve ark. (1987), bu çocukların içedönük, alıngan, sinirli, kolay etkilenen, sosyal olarak gelişmemiş, denetim odağı dışta olan bireyler olarak değerlendirildiğini, bu durumun da istenmeyen tutumlar oluşturduğunu belirtmişlerdir.

Murphy-Berman ve ark. (1987) yapmış oldukları çalışmada, işitme engelli çocukların öğretmenler tarafından nasıl algılandıklarını ve değerlendirildiklerini araştırmışlardır. Araştırmaya 104 öğretmen katılmıştır. Araştırmanın sonucunda işitme engelli olan ve olmayan öğrencilerin, öğretmenler tarafından algılanmalarında ve değerlendirilmelerinde anlamlı bir farklılığın olmadığı görülmüştür. Araştırmacılar bu durumu öğretmen algılarının sanıldığından daha karmaşık olduğunu, yalnızca işitme engelli etiketinin, algıları tek başına etkileyemeyeceğini belirtmişlerdir. Öğretmenlerin işitme engelli çocuklara yönelik algılamalarını etkileyebilecek çeşitli etmenlerin araştırılması gerektiği araştırmada vurgulanmaktadır.

Literatürde engelli bireylere yönelik öğretmen tutumlarını inceleyen araştırmalara bakıldığında, tutumların çok değişik etmelerden etkilendiği  görülmektedir.  Bu etmenler genel olarak öğretmenlerin işitme engeline ve işitme engelli çocukların özelliklerine ilişkin bilgi düzeyleri (Proctor, 1967; Seaton, 1982;Rees ve ark. , 1991), engellilerle çalışma deneyimi ve süresi (Mark, 1980; Jenkins, 1983), eğitim düzenlemesi (Kaynaştırma, özel okul, özel sınıf) (Minke, Bear, Deemer ve Griffin, 1996), öğretmenlere sağlanılan destek hizmetler (Shotel, Iano ve McGettingan, 1972; Perry, 1980;Chorost,1988), öğretmenlerin eğitim özgeçmişleri ve hizmet içi eğitimden yararlanma (Glass ve Meckler, 1972; Finn,1980 ; Akçamete ve Kargın, 1994) şeklinde isimlendirilmektedir. Ayrıca yaş, cinsiyet gibi değişkenler de öğretmenlerin engelli öğrencilere yönelik tutumlarını etkileyen etmenler arasında yer almaktadır (Altman, 1981).

Öğretmenlerin İşitme Engelli Çocukların Anne-Babalarına Yönelik Tutumları:

Engelli bir çocuğun eğitimi söz konusu olduğunda bu eğitimin 3 önemli öğesinin birbirleriyle etkileşimlerinin incelenmesi gerekmektedir. Bu öğeler öğretmen, çocuk ve ailedir.

Ailenin çocuğuna yardım edebilmesi ve okulda öğrendiklerini destekleyebilmesi için bu eğitimi yönlendiren öğretmenle işbirliğine gereksinimi vardır (Sonnenschein, 1981).

Gerçekten de aileler kendilerine uygun fırsatlar tanındığında ve gerekli yönlendirmeler yapıldığında çocuklarının eğitiminde uzmandan daha etkili bir görev üstlenmektedirler. Çünkü daha geniş bir zaman dilimi içinde, daha fazla etkileşime girerek davranışları kontrol etme ve yeniden oluşturma fırsatlarına sahiptirler. Bu nedenle çocuğun gelişimi ile aile değişkenleri (tutumları, aile eğitim alıp almama durumları, beklentileri) arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalarda yüksek bir ilişki bulunmaktadır (Cunningham, 1985).

Öncelikle 1975 yılında ABD’ de çıkan “Tüm Engelli Çocuklar Yasası”nda (PL. 94-142) aile öğretmen ve yöneticilerin birbirleriyle işbirliği halinde çalışmaları gerektiği vurgulanmış ve bu kişilerin rolleri yeniden düzenlenmiştir. Federal yasa ile   ailenin çocuğunun eğitimindeki hakları belirlenmiştir. Böylece aileler, engelli çocuklarının tanılanmasından başlayarak bir eğitim kurumuna yerleştirilme sürecine kadar karar verici bir güce sahip olmuşlardır. Yine bu yasa ile aileler, çocuklarının değerlendirilmesi, yerleştirilmesi ve eğitimine ilişkin tüm kayıtları görme hakkına da sahiptirler. Ayrıca aileler gerekli gördüğü durumlarda,çocuklarının değerlendirmesinin yeniden yapılmasını isteyebilir ve değerlendirmeyi yapacak zamanı kendileri belirleyebilirler. Tüm bunlarla birlikte ilgili yasa, ailelere çocuklarının bireyselleştirilmiş eğitim programının planlanması ve uygulanması aşamalarına da katılım hakkı vermektedir ( Paul, 1981; Woolfolk, 1993).

Yine bu çalışmada aile ve öğretmenin işbirliği halinde çalışması gerektiği vurgulanmıştır. Ancak engelli çocuğun eğitiminde ailenin ve aile öğretmen ilişkisinin önemi her ne kadar yasada belirlenmiş ve bu konuda araştırmalar yapılmış ise de, gerçekte bu durumun farklı olduğu bu işbirliğinin her zaman kurulamadığı belirtilmektedir. Ayrıca ülkemizde, engelli çocuğun eğitimi konusunda aile ile öğretmenin sorumluluklarını ve rollerini belirleyen bir yasanın olmayışı da aile öğretmen işbirliğinin oluşumunda engeller oluşturmaktadır.

Bu konuda yapılan bir araştırmada Ross (1980), birçok eğitimcinin aileleri, onların nelere ihtiyacı olduğunu, nelerle karşılaştığını bilmeden yanlış değerlendirdiklerini ve ailelere yönelik olumsuz tutumlar sergilediklerini belirtmiştir. Sonneschein’ ın yaptığı araştırmaya göre (1981), verimli ilişkiyi azaltan başlıca nedenler, ailelerin uzmanlarca daha az zeki, engelleyici, çocuğun durumundan sorumlu kişiler olarak algılanmasıdır. Ayrıca yine aynı çalışmada birçok öğretmenin aile ile arasına bir mesafe koymak istediği ve bu durumun da sağlıklı ilişkiyi engellediği belirtilmektedir.

Engelli çocuğun eğitiminde aile-öğretmen işbirliğinin engellerini araştıran bir başka çalışmada Frank ve Ehly (1984), ailelerin çocuklarının eğitiminde genellikle savunucu rolü oynadıklarını, bu durumun da çocuklarının gerçek potansiyelini görmelerini engellediğini belirtmişlerdir. Ayrıca aile-öğretmen işbirliğini etkilemede olumsuz aile tutumlarının yanı sıra öğretmenlerin de aile katılımını gereksiz bir müdahale olarak görmelerinin ve aileye yönelik istenmeyen tutumlar sergilemelerinin de önemli olduğu belirtilmektedir.

PROBLEM

            Ülkemizde özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin eğitim özgeçmişleri incelendiğinde, bu öğretmenlerin oldukça değişik eğitim formasyonlarına sahip oldukları görülmektedir. Alanda çalışan öğretmenlerin bir kısmı doğrudan özel eğitim öğretmeni olarak yetişirken; bir kısmı hizmet içi eğitim ve sertifika programlarına katılmış öğretmenlerden oluşmaktadır. Ayrıca özel eğitim konusunda daha önce hiç eğitim almamış öğretmenlerin de bu çocukların eğitiminde görev aldığı dikkat çekmektedir.

            Bilindiği gibi, bir kişiye, olaya ya da nesneye yönelik olarak sergilediğimiz tutumlar, o kişiye, nesneye ya da olaya ilişkin bilgi düzeyimizle yakından ilişkilidir. Bundan dolayı işitme engelliler alanında çalışan ve farklı eğitim özgeçmişlerin sahip öğretmenlerin, işitme engeline ilişkin bilgi düzeyi ile birlikte, işitme engelli çocuklara ve bu çocukların eğitiminde önemli sorumlulukları olan ailelerine yönelik tutumlarının ve bu tutumları etkileyen faktörlerin araştırılması gerekmektedir.

 

                                                                       AMAÇ

            Bu araştırmanın genel amacı farklı eğitim özgeçmişlerine sahip öğretmenlerin işitme engeline ilişkin bilgi düzeyleri ile işitme engelli çocuklar ve anne-babalarına yönelik tutumlarının çeşitli değişkenler açısından farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir.

                                                                       ÖNEM

            Özel eğitim alanındaki tüm gelişmelere paralel olarak ülkemizde işitme engellilerin eğitimi kaynaştırılmış düzenlemede gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Ancak kaynaştırma uygulamalarının başarılı olabilmesi için normal okul öğretmenlerinin engelli çocukların eğitimi konusunda bilgilendirilmeleri gerekmektedir. Bilgilendirme programlarının başarılı oluşturulabilmesi için ise, öncelikle varolan durumun belirlenmesine gereksinim vardır. Bu araştırma, öğretmenlerin işitme engeline ilişkin bilgi belirlenmesiyle ilerde oluşturulacak bilgilendirme programlarına yön vermesi açısından önemli görülmektedir.

Mevcut çalışmalardan farklı olarak bu araştırmanın geniş bir örneklem grubu içermesi nedeniyle özel eğitim alanına, işitme engelli çocuklarla çalışan farklı eğitim özgeçmişlerine sahip öğretmenlerin bilgi ve tutumlarının araştırılması yoluyla önemli bir katkı getireceği düşünülmektedir. Araştırmanın öğretmen davranışları konusunda geniş bir araştırma grubuyla çalışılmış tek çalışma olması, elde edilen bulguların genellenebilirliğini arttırması açısından da önemli görülmektedir.

“Bilgi Düzeyi Belirleme Aracı (BDBA)”, ile “İşitme Engelli Çocuklara Yönelik Öğretmen Tutum Ölçeği” ve İşitme Engelli Çocukların Ana-Babalarına Yönelik Öğretmen Tutum Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla geliştirilen bu araçların, alana ölçme aracı kazandırma açısından önemli bir boşluğu kapatacağı düşünülmektedir.

                                                           SINIRLILIKLAR

            Araştırma grubu 12 ilde yatılı ve gündüzlü işitme engelliler okulları ile normal okul bünyesinde bulunan işitme engelliler özel sınıflarında ve kaynaştırma sınıflarında görevli olan öğretmenlerle sınırlıdır.

BÖLÜM II

 

 

Bu bölümde işitme engelli çocuklarla çalışan öğretmenlerin işitme engeline ilişkin bilgi düzeyleri ile işitme engelli çocuklar ve anne-babalarına yönelik tutumlarını araştıran ilgili araştırmalara yer verilecektir.

A-) Öğretmenlerin Bilgi Düzeylerini ve Alan Yeterliliklerini İnceleyen Araştırmalar:

Örneğin; Proctor (1967) yapmış olduğu çalışmada engelli çocukların kaynaştırılmasına yönelik olarak öğretmenlerin tutumlarını ve bilgi düzeylerini araştırmıştır. Araştırmanın sonucunda, özel eğitim öğretmenlerinin bilgi düzeyleri, normal sınıf öğretmenlerinin bilgi düzeylerinden anlamlı biçimde daha yüksek bulunmuştur.

Bu alanda yapılan tüm araştırmaların sonucunda, öğretmenlerin engelli çocuklarla çalışma konusunda eğitimleri sırasında yeterli bilgi ve beceriye sahip olmadıkları, uygulamada daha farklı alanlarda bilgi ve becerilere gereksinim duydukları ortaya çıkmıştır. Öğretmen yetiştirme programları; hem hizmet öncesi, hem de hizmet içi eğitim sırasında öğretmenlerin gereksinimlerine göre hazırlanmalıdır.

B-) Öğretmenlerin İşitme Engelli Çocuklara Yönelik Tutumlarını ve Bu Tutumları Etkileyen Etmenleri İnceleyen Araştırmalar:

            Burada öğretmen tutumlarını ve bu tutumları etkileyen etmenleri ele alan çalışmalara baktığımızda;

            1-) Bilgi düzeyi ve tutum:  

            Araştırmaların çoğu, bilgi düzeyinin tutumlar üzerinde anlamlı farklılıklar oluşturduğunu göstermekle birlikte, birbirleriyle çelişen araştırma bulgularının  da varlığı görülebilir. Bu çelişkili bulgularda söz konusu olan yaş, cinsiyet, eğitim özgeçmişi, deneyim ve deneyim süresi gibi diğer etmenlerin de incelenmesi gerekir.

 

 

2-) Hizmet içi eğitim programı ve tutum:

Hizmet içi eğitim programları ile bilgilendirme programlarının öğretmenlerin engelli öğrencilere yönelik tutumları üzerindeki etkileri inceleyen literatürdeki çalışmalara baktığımızda; bu tür programların olumlu etkilere sahip olduğu görülebilir. Zengin destek hizmetten yararlanan öğretmenlerin, sınırlı destek hizmetten yararlanan yararlananlara göre daha olumlu tutumlar gösterdikleri belirtilmiştir.

3-) Yaş – cinsiyet ve tutum:

Cinsiyet ve yaş değişkenini ele alan araştırmalarda kadınların erkeklere göre daha kabul edici oldukları belirtilmiş; kadın öğretmenlerin, erkek  öğretmenlerden daha olumlu tutumlara sahip oldukları sonucu elde edilmiştir.

Genç öğretmenlerin yaşlı öğretmenlere göre engellilere yönelik daha olumlu tutumlar sergilediklerine ilişkin bulgulara rastlanmıştır.

Buna karşın ilgili literatür incelendiğinde yaş-cinsiyet değişkeninin tutumlar üzerinde anlamlı bir farklılığa yol açmadığını gösteren araştırmalar da yer almaktadır.

4-) Eğitim deneyimi ve tutum:

Leyser ve Abrams (1982), değişik engel gruplarına yönelik öğretmen tutumlarını araştırmışlardır. Engelli bireylerle evlilik, yakın akrabalık, birlikte çalışma, oyun oynama, ev ziyareti, komşuluk gibi farklı durumlarda birlikte olmayı ne derece kabul ettikleri araştırılmıştır. Araştırma sonucunda en çok kabul gören grup, üstün yetenekliler; en az kabul edici tutumların zihinsel engellilere, suç işlemiş bireylere ve duygusal problemi olan bireylere yönelik olduğu belirtilmiştir. İşitme engelli bireyler, orta düzeyde kabul gören engel grubudur.

Öğretmenlerin engelli öğrencilere yönelik tutumlarının, eğitim deneyimine göre farklılaşıp farklılaşmadığını inceleyen araştırma bulguları çoğunlukla deneyim ve ilişkinin tutumlarda olumlu yönde farklılıklar oluşturduğunu göstermektedir. Ancak bu bulgularla birlikte, hiçbir farklılık oluşturmayan araştırma bulguları da ilgili literatürde yer almaktadır.

5-) Eğitim özgeçmişi ve tutum:

Öğretmenlerin eğitim özgeçmişleri ile tutumları arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar çoğunlukla özel eğitim öğretmenlerinin tutumlarının normal okul öğretmenleri ile hizmet içi eğitim programlarına katılan öğretmenlere göre daha olumlu olduğunu göstermektedir.

6-) Öğretmen kademesi, sınıf düzeyi ve tutum:

Öğretmenlerin işitme engelli çocuklara yönelik tutumlarının araştırıldığı ilgili literatürde olumsuz öğretmen tutumları ile birlikte olumlu öğretmen tutumlarının da varlığı dikkati çekmektedir. Araştırmalara baktığımızda birbirleriyle çelişen bulgular olduğu görülmektedir. Bu nedenle tutumları etkileme gücü olan faktörler, tek başlarına değil, birbirleriyle etkileşimleri ile değerlendirilmelidir.

NOT: Bazı araştırmalarda, okul öncesi öğretmenlerin tutumları ilk ve ortaokul öğretmenlerine göre daha olumlu görünürken, bazı araştırmalarda ilkokul öğretmenlerinin ortaokul ve okul öncesi öğretmenlere göre daha olumlu tutumlar sergiledikleri görülmüştür.

 C-) Öğretmenlerin İşitme Engelli Çocukların Ana-babalarına Yönelik Tutumlarının İnceleyen Araştırmalar:

            Öğretmen-aile ilişkisindeki engelleri araştıran çeşitli çalışmalar, öğretmenlerin çoğu zaman ailelerin neye ihtiyacı olduğunu bilmeden yanlış değerlendirdiklerini, bunun sonucunda da öğretmen-aile arasında istenmeyen durumların oluştuğunu ifade etmektedir.

BÖLÜM III

 

YÖNTEM

 

            Bu bölümde sırasıyla; araştırma modeli, araştırma grubu ve araştırmada kullanılan veri toplama araçları konularında açıklamalara yer verilecektir.

Araştırma Modeli:

Bu araştırma, mevcut durumu incelemeyi amaçlayan betimsel bir çalışmadır. Betimsel araştırmalar, olanı olduğu biçimde saptamaya yöneliktir. Bu araştırmada, farklı eğitim özgeçmişlerine sahip öğretmenlerin, engele ilişkin bilgi düzeyleri ile işitme engelli çocuklara ve anne-babalarına yönelik tutumları çeşitli değişkenler açısında incelenmeye çalışılmıştır. Buna göre araştırma, mevcut durumda ilişkileri belirleyen ilişkisel bir araştırmadır.

Araştırma Grubu:

            Araştırma grubu 12 ilde MEB’ na bağlı işitme engelli çocuklara eğitim veren 21 yatılı ve gündüzlü özel eğitim okulu ile, normal okul bünyesinde bulunan özel sınıflarda, kaynaştırma sınıflarında görev yapan 433 öğretmenden oluşmaktadır. Bunlardan araç geliştirme aşamasına katılan öğretmenlerden 18’ i ölçeği tam olarak doldurmadıklarından kapsam dışı tutulmuşlardır. Araştırmanın verileri 415 öğretmenden elde edilmiştir.

Veri Toplama Araçları:

            Araştırmada veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen üç ölçme aracı kullanılmıştır. Bunlar:

            1-) İşitme engelli çocuklara yönelik öğretmen tutum ölçeği

            2-) İşitme engelli çocukların anne-babalarına yönelik öğretmen tutum ölçeği

            3-) Bilgi düzeyi belirleme aracı

            Ayrıca araştırma grubunu oluşturan öğretmenlerin işitme engelli çocuklara ve onların anne-babalarına yönelik tutumları ile engele ilişkin bilgi düzeylerini etkileme olasılığı olduğu düşünülen değişkelere ( yaş, cinsiyet, medeni durum vb…) ilişkin bilgi toplamak amacıyla öğretmenlere kişisel bilgi formu uygulanmıştır. (Ek 1)

İşitme engelli çocuklara yönelik öğretmen tutum ölçeği:

Ölçek, ülkemizde öğretmenlerin işitme engelli çocuklara yönelik tutumlarını belirlemeye ilişkin uygun bir aracın olmaması nedeniyle araştırmacı tarafından geliştirilmiştir. (Ek 2) Likert tipinde beş basamaklı olarak geliştirilen ölçekte tutumun duyuş, davranış, biliş boyutlarını içeren 26 madde yer almaktadır. Ölçeğin puanlamasında olumlu tutumu ifade eden maddeler  “ Tamamen Katılıyorum” seçeneğinden başlayarak, “Kesinlikle Katılmıyorum” seçeneğine doğru 5 ile 1 arasında değişen değerler alırken; olumsuz tutumu ifade eden maddeler aynı sırayla 1 ile 5 arasında değişen değerleri almaktadır. Ölçekten alınabilecek en yüksek puan 130 iken, en düşük puan ise 1’ dir. Ölçekten alınan yüksek puanlar olumlu tutumu, düşük puanlar ise olumsuz tutumu ifade etmektedir.

Ölçek, hem bireysel, hem de grup olarak uygulanabilecek niteliktedir.

ÖRNEK MADDELER:

  • İşitme engelli çocukların öğretmeni olduğum için kendimi değerli hissediyorum.
  • İşitme engelli çocuklar normal çocuklarla birlikte eğitimlerini sürdürebilir.
  • İşitme engelli çocuklarla çalıştığım için kendimi cezalandırılmış hissediyorum.

 

2-) İşitme engelli çocukların anne-babalarına yönelik öğretmen tutum ölçeği:

            Ölçek, ülkemizde öğretmenlerin işitme engelli çocukların anne-babalarına yönelik tutumlarını belirlemeye ilişkin uygun bir aracın olmaması nedeniyle araştırmacı tarafından geliştirilmiştir (Ek 3). Likert tipinde beş basamaklı olarak geliştirilen ölçekte tutumun duyuş, davranış, biliş boyutların içeren 23 madde yer almaktadır. Ölçeğin puanlamasında olumlu tutumu ifade eden maddeler “Tamamen Katılıyorum” seçeneğinden başlayarak, “Kesinlikle Katılmıyorum” seçeneğine doğru 5 ile 1 arasında değişen değerler alırken, olumsuz tutumu ifade eden maddeler aynı sırayla 1 ile 5 arasında değişen değerleri almaktadır. Ölçekten alınabilecek en yüksek puan 115 iken, en düşük puan 1’ dir. Ölçekten alınan yüksek puanlar olumlu tutumu, düşük puanlar ise olumsuz tutumu ifade etmektedir.

            Ölçek, hem bireysel, hem de grupla uygulanabilecek niteliktedir.

ÖRNEK MADDELER:

  • Ana-babalar çocukların eğitimine destek olamazlar.
  • Ana-babaları çocuklarıyla nasıl iletişim kurmaları gerektiği konusunda bilgilendiririm.
  • Ana-babalar işitme engelli çocuklarının özelliklerini gerçekçi olarak tanıyamazlar.

 

3-) Bilgi düzeyi belirleme aracı (BDBA):

            Araç, işitme engelli çocuklarla çalışan öğretmenlerin işitme engeline ilişkin bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilmiştir (Ek 4). Araç geliştirilirken literatür taranmış, alan uzmanlarının görüşleri alınmıştır. Bunların sonucunda, işitme engelliler alanına ilişkin olarak araçta yer alması düşünülen konular belirlenmiştir.

Bu konular:

            1-) İşitmenin niteliği, işitme organları ve işitmenin oluşumu,

2-) İşitme engellilerin tanılanması ve sınıflandırılması,

3-) İşitme engellilerin özellikleri,

4-) İşitme cihazlarının özellikleri ve kullanımı,

5-) İşitme engellilerin eğitimi olarak belirlenmiştir.

Belirlenen alanlara ilişkin, her alanda ölçülmesi düşünülen hedefleri ve hedef davranışları karşılayacak şekilde sorular oluşturulmuştur. Araçta, her alanı yeterli ve dengeli biçimde yoklayacak, cevaplayıcının doğru yanıtı 5 seçenek arasından bularak işaretleyeceği 40 çoktan seçmeli soru hazırlanmıştır.

ÖRNEK SORULAR:

  • Yaşından çok ince sesle konuşan işitme engelli çocuğun sesinin hangi özelliğinde sorun vardır?

A-) Perde       B-) Kalite     C-) Şiddet       D-) Tını         E-) Tımbır- ton

  • İşitme cihazlarının kullanımı özellikleri ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A-) İşitme cihazları sürekli kullanılırsa çocuğun işitmesine zarar verir.

B-) İşitme cihazları konuşma okumasının gelişimini engeller.

C-) İşitme cihazları 0-1 yaş arasındaki bebeklerde kullanılmamalıdır.

D-) İşitme cihazları gürültülü ortamlarda kullanılmamalıdır.

E-) İşitme cihazları çocuğun uyanık olduğu tüm saatlerde kullanılmalıdır.

  • İşitme engelliler için bireyselleştirilmiş eğitim programlarının öğeleri saptanırken aşağıdakilerden hangisi öncelikle alınmalıdır?

A-) İşitme engelli çocuk ve edimsel düzeyi

B-) Milli eğitim politikası ve felsefesi

C-) İşitme kaybının düzeyi

D-) Eğitime başlama yaşı

E-) Ekonomik olanaklar

 

 

 

BÖLÜM IV

 

BULGULAR

Araştırmanın amaçları doğrultusunda elde edilen bulgular üç başlıkta sunulmuştur:

1-) Öğretmenlerin işitme engeline yönelik bilgi düzeyine ilişkin bulgular

            2-) Öğretmenlerin işitme engelli çocuklara yönelik tutumlarına ilişkin bulgular

            3-) Öğretmenlerin işitme engelli çocukların anne-babalarına yönelik tutumlarına ilişkin bulgular

1-) Öğretmenlerin işitme engeline yönelik tutumlarına ilişkin bulgular:

            Eğitim özgeçmişi, yaş, deneyim süresi, eğitim düzenlemesi ve öğretim kademesi değişkenlerinin bilgi düzeyi üzerinde anlamlı bir faklılığa yol açtığı görülmüştür.

            Araştırma grubunu oluşturan öğretmenler;

1-Özel eğitim öğretmenleri,

2-Normal okul öğretmenleri,

3-Hizmet içi eğitim programına katılan öğretmenler olarak gruplandırılmışlardır.

Eğitim özgeçmişi açısından gözlenen farklılaşma özel eğitim öğretmenleri lehine olmuştur. Ayrıca yine bu üç grup arasında, hizmet içi eğitim programına katılan öğretmenler ile normal okul öğretmenleri arasında hizmet içi eğitim programına katılan öğretmenler lehine bir faklılaşma görülmüştür. Konuyla ilgili literatürde yer alan pek çok araştırmanın bulguları, özel eğitim öğretmenlerinin, normal okul öğretmenlerine göre engelli çocukların eğitiminde daha fazla bilgiye sahip olduklarını, dolayısıyla eğitimdeki başarının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Hizmet içi eğitim programına katılmanın bilgi düzeyi üzerinde anlamlı bir farklılık oluşturmadığını, hizmet içi eğitim programına katılan öğretmenlerin normal okul öğretmenlerinden daha yüksek puanlar almalarının nedeninin, deneyim, çalışılan eğitim düzenlemesi ve öğretim kademesi değişkenleriyle birlikte incelenmesi mümkündür.

Yaş değişkeni açısından baktığımızda; araştırma grubunu oluşturan 20-30 yaş, 31-40 yaş ile 41 yaş ve üzeri gruplardan 20-30 yaş grubundaki öğretmenler lehine bir farklılaşma olduğu gözlenmiştir. Bu bulguya ilişkin ilgili literatürde ilgili bir araştırmaya rastlanmamıştır.

Deneyim süresine göre araştırmaya 1-5 yıl, 6-10 yıl ile 11 yıl ve üzeri deneyimi olan öğretmenlerden 6-10 yıl ile 11 yıl ve üzerinde deneyimi olan öğretmenlerin BDBA’dan daha yüksek puanlar aldıkları görülmüştür. Buna göre öğretmenlerin deneyim süresi arttıkça bilgi düzeyinin de arttığını söylemek mümkündür. Bu bulgu, öğretmenlerin işitme engelliler alanında eğitim deneyimlerinin artmasıyla bilgi düzeylerinin de artacağı, dolayısıyla da işitme engellilerin eğitiminin gerektirdiği bilgi ve beceriye yıllar geçtikçe daha fazla sahip olacakları şeklinde yorumlanabilir. Bu bulgu, literatürdeki diğer araştırma bulgularıyla tutarlılık göstermektedir.

Öğretmenlerin görev yaptıkları eğitim düzenlemesinin bilgi düzeyi üzerindeki etkisine yönelik olarak araştırmaya;

  • Kaynaştırma,
  • Normal okulda özel sınıf,
  • Ayrı-yatılı/ gündüzlü okulda çalışan öğretmenler alınmıştır.

Gündüzlü okulda çalışan öğretmenlerin bilgi düzeyinin diğer gruptakilere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. İlgili literatürde daha çok üç grupta yer alan öğretmenleri bilgi düzeyleri bakamından değil; daha çok gereksinim duydukları bilgi gereksinimleri açısından karşılaştıran çalışmalara rastlanmaktadır.

İşitme engelli çocuklarla çalışan öğretmenlerin çalıştıkları öğretim kademesi, araştırma için;

  • Okul öncesi,
  • İlkokul,
  • Ortaokul,
  • Diğer (branş öğretmeni) olarak gruplandırılmıştır.

Okul öncesi, ilkokul ve ortaokul öğretmenleri, Diğer grubunda yer alan öğretmenlere göre BDBA’ndan daha yüksek puanlar aldıkları görülmüştür.

Bilindiği gibi okul öncesi ve ilkokul öğretmenleri, işitme engelli çocuklarla daha çok karşılaşmaktadırlar. Ortaokul ve lise düzeyinde işitme engelli öğrenci sayısının daha az olması, bu düzenlemede çalışan öğretmenlerin bilgi düzeylerinin de deneyim eksikliğine bağlı olarak düşük olmasına neden olarak görülebilir. Ayrıca, ortaokul ve lise düzeyinde işitme engelli öğrencilerle çalışan öğretmenlerin daha çok branş öğretmenleri ile normal okul öğretmenlerinden oluşmuş olması ve bu öğretmenlerin eğitimleri sırasında eğitim alanına ilişkin hiç ya da çok az ders almış olmaları bu durumun diğer nedeni olarak görülebilir. Tüm bunlarla birlikte araştırma grubunu oluşturan özel eğitim öğretmenlerinin, okul öncesi ve ilkokul düzeyinde görev almış olmaları da bu öğretmenler lehine gözlenen faklılaşmanın nedeni olarak görülebilir.

İşitme engelli çocuklarla çalışan öğretmenlerin cinsiyeti, genel olarak öğretmenlik mesleğinde bulunma, deneyim ve hizmet içi eğitim programına katılma durumları işitme engeline ilişkin bilgi düzeyinde anlamlı farklılığa yol açmayan diğer değişkenlerdir. Cinsiyet değişkeniyle ilgili bulgu, literatürdeki diğer araştırma bulgularıyla tutarlıdır. Hizmet içi eğitim değişkeniyle ilgili olarak literatürdeki bulguların çelişik olduğu görülmüştür.

2-) Öğretmenlerin işitme engelli çocuklara yönelik bulguları:

            Öğretmenlerin işitme engelli çocuklara yönelik tutumları açısından bakıldığında, eğitim özgeçmişi, cinsiyet, öğretmenlik mesleğinde bulunma süresi ve öğretim kademesi değişkenlerinin tutumlar üzerinde anlamlı bir farklılığa yol açtığı görülmüştür.

Eğitim özgeçmişine yönelik olarak özel eğitim öğretmenlerinin diğer iki grupta yer alan öğretmenlere göre  “İşitme engelli çocuklara yönelik öğretmen tutumları ölçeği” neden daha yüksek puanlar almışlardır. Hizmet içi eğitim programına katılan öğretmenler ile normal okul öğretmenleri arasında hizmet içi eğitim programına katılan öğretmenler lehine bir farklılaşma gözlenmiştir. Bu bulgu, literatürdeki diğer araştırma bulgularıyla benzerlik göstermektedir. Öğretmenlerin engele ilişkin bilgi düzeylerinin tutumlarda anlamlı bir farklılığa yol açtığı görülmektedir. Bu durumda özel eğitim programına katılan öğretmenlere göre bilgi düzeylerinin daha yüksek olduğu, dolayısıyla da tutumlarının daha olumlu olacağını söylemek mümkündür. Bu nedenle olumsuz tutumların, olumluya doğru değiştirilmesi için öncelikle bilgi düzeylerini arttırmak gerektiğini söyleyebiliriz.

Ayrıca hizmet içi eğitim programına katılan öğretmenler de normal okul öğretmenlerine göre tutum ölçeğinden daha yüksek puanlar almışlardır.  Bu bulgu araştırma bulgusuyla çelişmekte fakat ilgili literatürdeki bulgularla tutarlılık göstermektedir.

Cinsiyet değişkenine göre araştırma sonucunda kadın öğretmenler lehine gözlenen anlamlı farklılık literatürdeki pek çok araştırma bulgularıyla tutarlılık göstermektedir.

Öğretmenlik mesleğinde bulunma süresi 1-5 yıl olan öğretmenlerin daha olumlu tutumlar sergiledikleri ortaya çıkmıştır. Bu durum, 1-5 yıl süreyle hizmette bulunan grubun çoğunluğun özel eğitim öğretmenlerinin oluşturması ile açıklanabilir. Her ne kadar bu araştırmada öğretmelerin tükenmişlik düzeyleri araştırılmadıysa da, 1-5 yıl hizmette bulunma süresinin öğretmenlik mesleğine yeni başlama yıllarını oluşturması, bu sürede çalışan öğretmenlerin, daha uzun sürelerde çalışan  öğretmenlere göre daha az tükenmişlik yaşamaları bu bulgunun nedeni olabilir.

Öğretim kademesi değişkenine göre okul öncesi eğitim öğretmenlerinin tutum ölçeğinden en yüksek puanı aldığı, bunu sırasıyla, ilkokul, ortaokul ve diğer grubundaki öğretmenlerin izlediği bulgusu ortaya çıkmıştır.  Bu durumda işitme engelli çocuklarla çalışan öğretmenlerin öğretim kademesi, okul öncesi düzeye doğru kaydıkça tutum ölçeğinden aldıkları puanların daha yüksek olduğunu söylemek mümkündür. Literatürde de benzer bulgulara rastlanmıştır. Öğretim kademesi yükseldikçe öğretmenlerin daha çok müfredatı izleme açısından eğitilmeleri, çocuk gelişimini ve bireysel farkları daha az dikkate almaları bu bulgunun bir nedeni olarak görülebilir. Ayrıca ülkemiz genelinde, işitme engelli çocukların okul öncesi eğitimlerinin yaygınlaşmamış olması, bu çocukların okul öncesinde eğitim almalarını engellemekte ve sonuçta ortaokul düzeyinde başarılarının düşük olması söz konusu olabilmekte, öğretmen tutumlarını da olumsuz etkileyebilmektedir. Ülkemizde okul öncesi ve ilkokul öğretmeni yetiştiren programlarda, özel eğitim alanıyla ilgili ders ve uygulamaların diğer programlara göre fazla oluşu bu programlardan yetişen öğretmenlerin işitme engelli çocuklara yönelik tutumlarının daha olumlu olmasıyla ilişkili görülebilir. Okul öncesi ve ilkokul eğitimine yönelik öğretmen beklentilerinin ortaokul eğitimine göre daha düşük oluşu, ortaokul eğitiminin daha fazla akademik beceriyi içermesi de öğretim kademesi yükseldikçe tutum puanlarının düşmesine neden olabilir.

İşitme engelli çocuklarla çalışan öğretmenlerin yaşı, eğitim deneyimi, deneyim süresi, eğitim düzenlemesi ve hizmet içi eğitim programına katılma durumları işitme engelli çocuğa yönelik tutumlarda anlamlı farklılığa yol açmayan diğer değişkenlerdir.

Yaş değişkeni açısından baktığımızda birbiriyle çelişen araştırma bulgularının varlığı dikkati çekmektedir.

Deneyim ve deneyim süresine ilişkin araştırma bulgularına baktığımızda bir kısım araştırmalarda bu değişkenler tutumlar üzerinde anlamlı farklılık oluşturduğu sonucu ortaya çıkmıştır.

Hizmet içi eğitim programlarının, tutumlar üzerinde anlamlı farklılığa yol açmadığına yönelik bulguya literatürde baktığımızda tutarsızlık ortaya çıkmaktadır.

Çocuklara yönelik tutumlarına ait bulgulara tüm değişkenler açısından bakıldığında, özel eğitim öğretmenlerinin tutumlarının diğer  öğretmenlere göre daha olumlu olduğu, hizmet içi eğitim programına katılan ve katılmayan öğretmenlerin tutumlarında anlamlı farklılıklar olmadığı, kadın öğretmenlerin erkek öğretmenlere göre daha olumlu tutumlara sahip oldukları görülmektedir. Ayrıca öğretmenlik mesleğinde 15 yıl süreyle bulunan öğretmenler ile okul öncesi eğitim öğretmenlerinin tutumlarının daha olumlu olduğu görülmüştür.

1-) Öğretmenlerin işitme engelli çocuğa sahip anne-babaya yönelik tutumları :

Öğretmenlerin işitme engelli çocukların ana-babalarına yönelik tutumlarında yalnızca eğitim özgeçmişi değişkeni açısından farklılaşma görülmüştür.

Bilindiği gibi engelli bir çocuğun ailesi, çocuğun gelişmesi ve eğitiminde önemli bir kaynak oluşturur. Engelli çocuğun eğitiminde istendik gelişmelerin sağlanması için ailenin bu eğitime katılması gerekir. Ailenin eğitime katılımı için öncelikle iyi bir öğretmen-aile ilişkisinin kurulması gerekir. Bu ilişkini kurulmasında öğretmenlerin rolü büyüktür. Araştırmada özel eğitim öğretmenlerinin diğer öğretmenlere göre daha olumlu tutumlara sahip oldukları sonucu çıkmaktadır. Bunun  nedeni olarak bu grupta yer alan öğretmenlerin özel eğitim alanında eğitim görmüş olmaları aileleri daha yakından tanımaları gösterilebilir.

Araştırmada hizmet içi eğitim programının hem engele ilişkin bilgi düzeyi boyutunda, hem de engelli çocuğa ve ailesine yönelik tutumlar boyutunda anlamlı farklılıklar oluşturmadığı yönünde bulgular elde edilmiştir. Bu durum ülkemizde uygulanan hizmet içi eğitim programlarının içeriklerini ve uygulanış biçimlerini incelemeyi zorunlu kılmaktadır.

Araştırmada işitme engelli çocuğun ailesine yönelik tutumlarda öğretmenin yaşı, cinsiyeti, hizmette bulunma süresi ve öğretim kademesi  değişkenleri açısından anlamlı farklılıklar gözlenmemiştir. Öğretmenin aileye yönelik olumlu tutumlar oluşturmasında yaş, cinsiyet, deneyim gibi değişkenlerden daha çok aile-öğretmen ilişkisini arttırmaya ve öğretmenleri aile eğitimi konusunda bilgilendirmeye gereksinim vardır.

Bilgi düzeyi ile işitme engelli çocukluğa ve anne-babaya yönelik tutumlara ilişkin elde edilen bulguları birlikte değerlendirecek olursak en çarpıcı bulgunun, eğitim özgeçmişinin üç boyutta da anlamlı farklılıklar oluşturduğuna ilişkin bulgu olduğu görülmektedir.

ÖNERİLER

 

1-) İşitme engelli çocukların eğitiminde görev alan öğretmenlerin, özel eğitim alanında eğitim görmüş olmaları ulaşılması gereken temel amaçtır.

2-) İşitme engellilerin eğitiminde görev alan tüm normal okul öğretmenlerinin, hizmet içi eğitim programlarına katılımlarının sağlanması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

3-) Hizmet içi eğitim programlarının içeriğinin çok iyi belirlenmesi gerekmektedir.

4-) Tüm öğretmen yetiştirme programlarında özel eğitim alanına ilişkin derslerin yer alması gerekmektedir.

5-) Hizmet içi eğitim programlarının yalnızca teorik değil, aynı zamanda tutum değiştirmeyi sağlayacak biçimde uygulamalı olarak düzenlenmesi ve görsel malzemelerle desteklenmesi gerekmektedir.

6-)Aile öğretmen işbirliğinin oluşturulmasında engeller araştırılmalı ve bunlar uygulamada giderilmeye çalışılmalıdır.

7-) Engelli çocuklar, normal akranlarıyla birlikte kaynaştırma ortamında ve bütünleştirici sınıf içinde eğitilmelidirler.

😎 Engelli çocukların eğitimini gerçekleştiren öğretmenlerin, eğitim konusunda gereksinimlerinin karşılanmasında da süreklilik sağlanmalıdır.

 

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :