- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Davranış Bozuklukları l

Davranış Bozuklukları l sitemize 24 Nisan 2021 tarihinde eklenmiş ve 1 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

KÜFÜR

Küfür üç temel gruba ayrılır.

-Ya beddua etmek yada birine zarar verilmesi dileğini yansıtan konuşma biçimi

-Cinsel içerikli küfürler, müstehcen konuşmalar

-Kişiliğe yönelik küfürler. Manyak, salak…

 

NEDENLERI

  • Dikkat çekme:Bazı çocuklar ana-babadan yeterli ilgiyi göremiyorlarsa, dikkat çekmek için küfrederler.
  • Sarsılma:Bazı çocuklar için yetişkinleri Sok etme, rahatsız etme eğlenceli olabilir.
  • Ağızdan kaçıverme:İnsanlarda engellenme yada kızgınlık hissedildiğinde yada fiziksel bir gerginlik olduğunda küfümün ağızdan çıkıvermesi çok doğaldır. Çok engellenen, yasama alanı çok daraltılan çocuk, kızgınlık olarak küfredebilir.
  • Savunma:Bazıları için kötü söz söyleme bir savunma davranışıdır.Küfür etmenin tam anlamıyla yasak olduğu çevrede yetişenler, isyan ederek bağımsızlıklarını göstermek isterler.
  • Olgunlaşma:Badende çocuklar yetişkin olmanın bir sembolü olarak, kötü söz söylerler.
  • Akranları tarafından onaylanması:
  • Çocukça bir zevk:Küçük çocuklarda banyo ve ona ilişkin konuşmak, çocuklarda bir tür çocuksu seksüel zevk alma durumu ortaya çıkarmaktadır.

 

NE YAPILMALIDIR?

  • Örnek oluşturma:Eğer kaba ve küfürlü bir konuşma eğilimini kendinizde engelleyebiliyorsanız, çocuğunuzda bu kontrolü sizi taklit ederek öğrenecektir.
  • Dürtülerini ifade edebilme:Eğer çocuk, size olan kızgınlıklarını rahatlıkla dile getirebiliyorsa, bu özgürlüğe sahip ise, olumsuz duygularını belirtmek için daha az küfürlü sözcük kullanacaktır.
  • Tartışma:Bu kelimeler bir kağıda yazılarak tanımlanır ve daha sonra tartışılır.
  • Önemsememek:Çocuklar kötü sözcükler kullandığında,anne-babalar bu duruma pek fazla üzülüp şaşırmıyorlarsa, çocukların bu sözcükleri söylemeleri için bir nedenleri kalmayabilir.
  • “Dilsizlik Oyunu”:Ana-babalar böyle durumlarda Şoke olmaktan çok, sessizlik oyunu oynayarak çocuğu yönlendirebilirler. “senin kullandığın kelimenin anlamı nedir?”, “anlamıyorum”, denilerek çocuktan yanıtlaması istenir.
  • Yaratıcı olmaya özendirmek:Yaratıcı uğraşlar, yazınsal faaliyetler, spor vb. Yaratıcılığı artırıp kötü söz kullanımını engeller.
  • Kötü sözcüklerin yıpratılması:Çocuk bu kelimeyi kullandığında 5 dakika boyunca bu kelimeyi söylemesini isteyin. Büyük olasılıkla bir daha kullanmayacaktır. Söylemek istemediği zaman, ancak kötü sözcüğü kullanmaktan dolayı verilen cezayı uyguladıktan sonra, istediğini yapabileceğini söyleyin.
  • Ciddi cezalandırmama:Eğer çocuğunuzu, döverek, bağırarak, tehdit ederek cezalandırırsanız; çocuğunuz bu kelimeleri yakalanıp cezalandırılmamak için, gizlice kullanmayı öğrenir.
  • Uygun olmayan bu sözcüklerin yerine, uygun kabul edilebilir sözcükler kullanması için çocuğu bilgilendirmek gerekir.Çocuk olumlu sözcük kullandığında, çocuğun övülmesi teşvik edilmesi gerekir.

ÇALMA

Çalma, kendine açıkça ait olmayan bir eşyayı izinsiz olarak alıp ona sahip olmasıdır. Başlangıçta davranış bozukluğu ölçütlerini ele almıştık. çocuğun dönem özelliklerini iyi bilmemiz gerekir.

Ör; 2yaşındaki bir çocukta sahip olma kavramı gelişmediği için, her şeyin kendisinin olduğunu düşünür. Senin, benim,onun kavramlarını ayırt edemez. Çocuk zamanla kendisinin olanla olmayanı ayırt etmeye başlar, ama bencil tutumu uzun süre devam eder. 3-4 yaşlarında çocuk sormadan bir şeyin alınmayacağını bilir, ama karşı koyamaz. İlkokulun1.-2. Sınıflarında çocukların birbirlerinin renkli kalem, silgi vb. Gözü kalır. Bu yaşlardaki diğerlerinin eşyalarını alma davranışını çalma olarak kabul etmiyoruz.

Okul çağlarında görülen ve sık tekrarlayan çalmalar üzerinde önemle durmak gerekir. 10 yaşından sonra sürekli olarak devam ederse bu çocukta ciddi bir duygusal bozukluğun göstergesidir ve profesyonel yardım almak gerekir.

 

NEDENLERİ

1- Çocuğa yeterli harçlık verilmemesi: Çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanmaması

2- Çocuğun hayatında önemli bir yoksunluk: Böylece çalma sembolik olarak ana-babanın sevgi, ilgi eksikliğinin yerini tutar. Sevilmediğini düşünen çocuk, ilgi çekmek için çalabilir. Bazen ana- baba kaybından sonrada ortaya çıkabilir. Genellikle çalma davranışı gösteren çocukların, alkolik veya suçlu ana-babalar tarafından yetiştirildiği ve ihmal edildiği belirlenmiştir.

3-Çocukta mülkiyet fikrinin gelişmemiş olması:

4-İntikam almak: Ör; basarili bir çocukla kıyaslanan bir çocuk, ondan intikam almak için eşyalarını alabilir. Çocuk otoriter ana-baba yada öğretmenden intikam almak için de çalabilir.

5-Ana-babanın çocuğun yaptığı bu davranıştan bilinç altı zevk alması: Çocuk bunu hisseder ve çalmaya devam eder.

6-Çocuk özdeşleşmek için kendine kötü örnek seçmiş olabilir:Çocuk bir grubun onayını almak için yapabilir.Amaç çalmak değil, başkalarını yaranmaktır.

7-Özgüvenini artırmak için:Bazı çocuklar kendi güçlerini, erkekliklerini kanıtlamak için yaparlar.

8- Çocuğun anne-baba ile hesaplaşmasının bir yolu olabilir:

9-Depresyon, yeni doğan kardeşe duyulan kıskançlık veya öfkenin çocukta yarattığı stresin göstergesi olabilir.Ör; esine kızan bir annenin Çocuğa bağırması

 

NASIL ÖNLENİR?

1-Değerleri Öğrenmek:Çocuğa dürüstlük ve başkalarının mülküne önem verme öğretilmelidir.Anne-baba örnek olmalıdır.

2-Örnek oluşturma: Önce anne-baba Çocuğa örnek olmalıdır. Başkasına ait eşyalar alınmamalı, bulunmuş eşyalar geri götürülmeli, diğer insanlar kandırılmamalıdır. Otelden havlu alan baba örneği ver.

3-İletişimi Güçlendirmek:Eğer evde çocuk yakın ilişkiden yoksunsa, yeterli zaman ayrılmıyorsa, aile bireyleri arasındaki ilişki güçlendirilmelidir

4-Çocuğa belirli bir miktarda harçlık verilmelidir.çocuğun gereksinimlerini karşılayabilecek belirli bir harçlık mutlaka verilmelidir.Çocuk ihtiyacı olduğunda tekrar alabileceğini bilmelidir.Kumbara anlat.

5-Mülkiyet hakları:Çocuğa ihtiyacı olduğunda , kendisine ait olmayan bir eşyayı nasıl ödünç alabileceği ve bunu nasıl geri vereceği öğretilmelidir.

6-Etrafta bozuk para gibi cezbedici eşyalar bırakılmamalıdır.

7-çocuğun kendisine ait eşyaları olmalıdır.çocuğun en azından bir kaç eşyası olmalıdır.Anne-baba çocuğun eşyalarını kullanacağı zaman ondan izin almalıdır.

ANA-BABA TUTUMLARI

Çocuklarda görülen davranış bozuklukları arasında ana-babaları en çok endişelendiren çalmadır. Çünkü, bu davranışı tipik suçlu davranışı olarak görürler ve korku duyarlar.Ana-babalar genellikle Su tepkileri gösterirler.

-çocuğu cezalandırma, dayak

-polisle korkutma

-Çözüme yönelik birsek yapmama.

Peki çalma davranışı gösteren Çocuğa nasıl davranalım?

 

NASIL DAVRANILIR?

1-Aşırı tepki göstermemek gerekir.Kesinlikle fiziksel ceza verilmemelidir. Ana-baba bağırıp çağırmadan, olayı onaylamadığını göstermelidir,

2-Çocuğu kötü olarak damgalamamak gerekir. Çocuğun sadece o andaki yaptığı davranış eleştirilmelidir.

3-Çocuğun aldığı eşyayı geri vermesi sağlanmalıdır. Çocuk aldığı eşyayı kendisi özür dileyerek geri vermelidir. Eğer eşya kırılmış yada bozulmuşsa yenisi alınmalı ve parası çocuğun harçlığından ödetilmelidir.Çocuğun harçlığı tamamen kesilmemelidir.

4-Çocukla konuşarak, sorun çözme yöntemi denenebilir. Çocuktan bu durumu net bir Şekilde tanımlaması istenir.Ör; “eşyayı alırken aklından neler geçiyordu?” Diye sorabilirsiniz.

5-Çocuğunuzun hatalı davranışı iş yaparak ödemesini sağlayın.”Ali arkadaşının kalemini almana çok üzüldüm. Kuralı biliyorsun. Yalnızca sana ait eşyalara sahip olabilirsin. Şimdi arkadaşına kalemini geri vereceksin. Kuralı bozduğun için Bazı işler yapmanı istiyorum.Balkonu yıkayacaksın” Eğer çocuk yapmak istemezse o zaman sinirlenmeden “ya söylediklerimi yaparsın yada istediklerini yapma hakkını kaybedersin “diyebilirsiniz.

6-Şüphelenilen durumlarda çocukla konuşmak gerekir.”Benim cüzdanımdan para alıp almadığından emin değilim, fakat sana çok gerektiği için aldıysan ve Eğer geri verirsen seninle gurur duyacağım. Benim seninle gurur duymamdan daha önemlisi senin kendinle gurur duyman.”Şeklinde bir konuşma aldığı eşyayı geri vermesini sağlayabilir.

SALDIRGAN DAVRANISLARI NASIL ÖNLEYEBİLİRİZ?

  • Her şeyden önce ana-baba Çocuğa saldırganlık modeli olmamalıdır.(Evde dayak yiyen bir çocuk varsa kardeşini dövüyor. Kardeşi yoksa okulda en ufak bir sorunda arkadaşına vuruyor. Yada hayvanlara eziyet ediyor.) Çünkü dayak herkes için olumsuz duygular yaratır.
  • Çok fazla saldırgan davranışlara tolerans gösterilmemelidir. Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapınca yerine getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada araç olarak görmeye başlar. Bu yolla istekleri yerine getirilmemelidir. Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve onun bu davranışının istenmeyen bir davranış olduğu hemen gösterilmelidir.
  • Saldırgan davranışlar kesinlikle dayakla cezalandırılmamalıdır.Ana-babanın ilgisi, sevgisi azaldığında ve fiziksel cezalar uzun süre devam ettiğinde, çocukta saldırgan, asi, sorumsuz davranışlar gelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakın davranmalı, anormal duygusal tepkiler yerine ben dilini kullanmalıdır.(Böyle davrandığın için üzüldüm) Dayak saldırgan davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman, onun hemen kesilmesini sağlayabilir ancak,çocukta düşmanca duygular geliştirir.
  • Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışmamalı, sakinleşmesini beklemeli ve daha sonra davranışı ile ilgili konuşulmalıdır.
  • Çocuğa sosyal olgunluğuna uygun çeşitli sorumluluklar verilmeli, başarabileceği kadarıyla bir çok şeyleri başlatıp, bitirmesi sağlanmalıdır. Çocuk başarma duygusunu yaşamalıdır.
  • Çocuğa bu davranışın dezavantajları gösterilmelidir. Saldırgan davranışları ile isteklerini elde edemeyeceğini, istediği şeyleri kaybettiğini görmeli ve yaşamalıdır.
  • Olumlu davranışı pekiştirme: Ana-baba ve diğer yetişkinler çocuğun olumlu davranışını görüp, olumsuz davranışı görmezlikten gelmelidir.Çocuk bu davranışı yapmadığında sözel olarak ödüllendirilmelidir. Ör:10dk. Kavga etmeden ve bağırmadan oynadığında bu sözel olarak ödüllendirme.
  • Çocuğun dışarıda oynamasına izin verme, bu çocuğun gerilimini azaltır ve enerjisini boşaltma imkanı sağlar.
  • Saldırgan davranış diğer çocukların güvenliğini ciddi bir Şekilde tehdit etmedikçe bu davranışın üstünde durmamak gerekir.
  • Kendi kendine konuşma:Çorcuk oldukça dürtüsel davranıyorsa ve onun bu yönünü kontrol etmede güçlük yaşanıyorsa;Çocuğa başkalarına vuracağı zaman, kendi kendini engelleyici cümleler söylemesi öğretilebilir.Ör:10’na kadar say ve ona vurma gibi.
  • Çocuk saldırgan modellerle karşı karşıya getirilmemelidir.TV.deki Şiddet içeren programları seyretmesi engellenmelidir.Eğer kesinlikle engel olunamıyorsa, ana-baba çocukla birlikte seyrederek Şiddetin sonuçlarını tartışabilirler. Ayrıca bu Şiddet filmlerinin gerçek yaşamın modeli değil, kurmaca olduğu Çocuğa anlatılabilir.
  • Kızgınlıktan kurtulmak için alternatifler bulunabilir. Yumruklanabilen kil, çakılabilen çiviler, resim çizme, boyama çocuğun kızgınlık duygularını kontrol altına almayı sağlayabilir. Ayrıca futbol, basketbol gibi sporlar kabul gören çıkış yollarıdır.
  • Her yaş ve dönemde çocuğun temel ihtiyaçları zamanında yerine getirilmelidir.
  • Bu çocukların özellikle baba ile daha çok birlikte olması sağlanmalıdır.
  • Anne-babalar bu çocuklarla iletişim kurarken ben dilini kullanmalıdır. Ör:Böyle kavga ettiğin zaman rahatsız oluyorum, üzülüyorum gibi. Kişiler duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını davranış anında dile getirmelidir.

SOSYAL FOBİ

Sosyal ortamlarda başkaları tarafından inceleme altında tutulduğu korkusu performans gösterilmesi gereken durumlarda eleştirilme yada küçük düşme korkusunun yaşanmasıdır.Ve kişi bu korkunun yaşanmasından kurtulmak için bu tür sosyal ortamlara girmekten kaçınır. Kaçınma nedeniyle kişinin sosyal mesleki yada aile yaşamı etkilenir.

Sosyal fobi iki farklı Şekilde görülür.

Genel: Korkular hemen her durum için geçerlidir.

Özel:Yalnızca özel Bazı durumlar için geçerlidir. (başkalarının önünde imza atmak, yemek yemek vs gibi.)

Sosyal fobide en sık karşılaşılan belirtiler su Şekilde sıralanabilir.

Çarpıntı
Titreme
Terleme
Kaslarda gerginlik
Midede rahatsızlık hissi
Göğüste sıkıntı hissi
Sıcak yada soğuk basması
Başta ağırlık hissi-Baş ağrısı

Bu durumda kişi zaman içerisinde bu belirtilerle yasamaya alışabilir. Ancak hayatinin değişik alanlarını kısıtlamaya başlayan belirtiler bir gün iş güç yapmayı da engellemeye başlarsa işi için tedavisi şart bir durum haline gelir.Yaşanan bu belirtiler kişide derin bir korku ve heyecan hali ile birlikte görülür.

Korkulan durumlardan kaçıma davranışı genellikle çok belirgindir.Ve bazen tam bir sosyal yalnızlıkla sonuçlanabilir. Korkulan durumlarda kaçınmak için olmadık şeyler yaparlar. Bir seminer vermesi gereken kişinin seminer iptal olsun diye ayağının kırılmasına bile sevineceğini söylemesi hatta bunun için dua ettiğini söylemesi olayın ne kadar sıkıntı verici olduğunu anlatmak için yeterli olur sanırım.

Sosyal fobisi olanlar genelde aşağıdaki durumlarda sosyal fobi belirtilerini yoğun olarak yaşarlar.

– Topluluk önünde konuşmak.
– Bir işle uğraşırken seyredilmek.
– Başkalarının önünde yemek yemek-içmek.
– Otorite konumundaki kişilerle temas etmek.
– Misafir kabul etmek
– Başkaları ile tartışmak
– Toplulukta telefonla konuşmak.
– Tanımadığı kişilerin gözlerinin içine bakmak,
– İlgi odağı olmak.
– Başkalarının önünde yazı yazmak.

Sosyal fobi belirtilerini bazen kişi kaygı belirtilerinden birisi imiş gibi düşünebilir.

Korkulan durumdan kaçma davranışı genellikle çok belirgindir. Tam bir sosyal yalnızlığa yol açabilir. Başlangıç yaşı sosyal fobide çok erkendir. Hastaların % 40’inda Başlangıç yaşı 10’un altındadır. Hastaların %95’inde ise Başlangıç 20’nin altındadır. Okul fobisi olan çocukların %40’inda ise sosyal fobi olduğu belirtilmektedir.

SOSYAL FOBI TEDAVI

İlaçla Tedavisi:

– Sosyal fobi iyi tanımlanmış bir durumdur ve tedaviye iyi yanıt verir.

– Fobim Kaçınma sosyal ortamlarda duyulan anksiyeteden (sıkıntı) kaynaklanır. İlaçla kişinin sosyal ortamlardan duyduğu sıkıntı azalır.

– Genel sosyal fobide ilaç uygulamaları ile Başkaları tarafından reddedilme yada eleştiriye maruz bırakılmaya duyulan aşırı hassasiyet azalır.

– İlaç tedavisi bağımlılığa yol açmaz. (Doktor kontrolünde olduğu müddetçe.)

İlaç tedavisinde genellikle depresyonda da kullanılan antidepressanlar kullanılır. En az 6 aylık tedavi önerilir. Ancak bu devrede ilaç kesildiğinde kendiliğinden lüksler görülebilir.Daha uzun süreli kullanım önerilir. Hastaların en sık yaptığı yanlış: sıkıntılar hafiflediğinde ilaç kullanımını aksatmalarıdır. Bu yüzden hastalık belirtileri tekrar ortaya çıktığı için hastalık müzmin (korniş) bir hal almaktadır ve kişinin tedavi olamayacağı gibi yanlış bir kanıya saplamasına neden olmaktadır.

Psikolojik Tedavi:

Sosyal fobide psikoterapi uygulamanın gerekçesi Hastaların negatif yoldaki inançları ile (sosyal ortamlarda başarısızlığın kaçınılmaz olduğu gibi ) yüzleşmelerini sağlamaktır. Sosyal fobinin temelinde bu tür inanların yer aldığı düşünülmektedir.

Hipnozda sosyal fobide psikoterapice yardımcı bir araç olarak kullanılmaktadır. Hastanın sosyal ortamlara uyumu için ve sıkıntı duygusunu yenmesi için oldukça yararlı bir yöntemdir.

 

Özet olarak

Sosyal fobi erken başlangıçlı kronik gizli bir hastalıktır.

Tedaviye iyi yanıt verir. İyi tedavi hastanı durumuyla bahsetmek için zararlı stratejiler geliştirmesini ve depresyon ve alkolizm gibi ek rahatsızlıkların ortaya çıkmasını engeller.

İlaç tedavisi belli bir süre devam etmesi gerekir ilk  ay belirgin bir yanıtın alınamayabileceği hatırdan çıkarılmamalıdır.Tek başına yada ilaçla birlikte yapılan psikoterapi sosyal fobide oldukça faydalı neticeler verir.

TIRNAK YEME

Tırnak Yeme Ve Parmak Emme Alışkanlığı Tırnak yeme alışkanlığına çoğunlukla 3-4 yaşlarından önce başlamaz. (Çok ender olarak 5 aylık gibi erken bir dönemde görülebilir). Çocukların %33 de Tırnak yeme davranışı görülür. Bu oran erken ergenlik çağına kadar sürer. Ergenlik çağında Tırnak yiyen çocukların sayısı %40-45’e yükselir. Yani ergenlik çağına doğru çocukların hemen hemen yarısı Tırnak yeme davranışı gösterir. Bunun nedeni olarak gençlerin çevreden onay görmemeleri olarak değerlendirilir. Ayrıca Tırnak yiyen çocukların ailelerinin çoğunda Tırnak yiyenlere rastlanmaktadır. Bunun içinde Tırnak yemenin bir taklit olduğu ve büyükleri taklit etmek suretiyle öğrenildiği ileri sürülmektedir. Ergenlik çağında sosyal onay görenlerin çoğu bu alışkanlığı terk etmektedir.

Tırnak yemek bazen ayak parmaklarını ısırmakla ve ayak tırnaklarını el parmaklarıyla yakalama ile ilişkili görülmektedir. Ayak parmağı tırnağının yenilmesi ve ısırılması hemen hemen sadece kızlarda görülmektedir.

TIRMAK YEME DAVRANIŞLARININ NEDENLERİ

Tırnak yeme davranışından çok bu davranışa neden olan olayları saptamak gerekir.

Bu davranışın altında yatan sebepler parmak emmede olduğu gibi çoğunlukla psikolojik rahatsızlıklardır.

Alışkanlık daha çok baskı altına alınmış heyecanların ilgilendiği durumlarla olup, çocuk bunun arzu edilmeyen bir davranış ve Alışkanlık olduğunu anlayınca kökleşmekte olduğu görülmektedir.

Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir. Aile içinde aşırı baskılı ve otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterli ilgi ve sevgi görememe sıkıntı ve gerginlik başlıca nedenlerdir.

Anne babanın yaşantısı da önemli bir etkendir. Anne baba geçimsizlikleri anne babanın sık sık kavga etmesi ailedeki sorunlar çocuklarda Tırnak yeme gibi davranışlara neden olur. Bunun yani sıra anne babanın aşırı kaygılı olması çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması Ayrıca anne babanın çocuklar arasında ayrım yapması çocuklar arasında kıskançlığa yol açar. Bu da dolaylı Şekilde kendini Tırnak yeme olarak gösterir. Tırnak yeme daha önce belirttiğimiz gibi taklit yoluyla da edinilebilen bir davranıştır. Ailede herhangi bir bireyin Tırnak yeme davranışı göstermesi doğal olarak çocuğun ilgisini çekecektir. Ayrıca Tırnak yeme davranışı olaylara bağlı olarak gelişebilmektedir. Çocuğu tedirgin eden herhangi bir olay veya çevrede onun için hoşnutsuzluk yaratacak herhangi bir durum bu davranışı göstermesine yol açar.

TEDAVI VE ALINABILECEK ÖNLEMLER

 En etkili yöntem 3-4 yaşlarına kadar bu alışkanlığın anne baba tarafından görmezlikten gelinmesidir. Daha sonra bu Alışkanlık devam ederse; çocuğun gerginlik ve uyumsuzluk nedenleri iyice araştırılmalı ve bunlar saptanarak çözüm getirilmeli. Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerin uygulanması yararlı olmamaktadır. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin çıkmasına neden olabilir.

Çocukları korku kaygı yaratacak durumlardan uzak tutmak gerekir. Küçük çocukların kaygı korku verici televizyon filmlerini izlemeleri, kavgalı olaylarda bulunmaları çocuğu heyecanlandıracağı için sakıncalıdır.

Tırnak yiyen çocuklara geceleri yatarken eski hafif eldivenleri giydirmek. Çocuk gece tırnaklarını yemek veya ısırmak istediğinde hatırlatıcı olması bakımından yararlı olabilir. Parmak ve tırnağa acı fakat zararsız bir sıvı sürülebilir. Bu hem hatırlatıcı ve hem de tırnağını ağzına götürdügü zaman acı ile birleştiğinde terk etmeye yardımcı olabilir.

Çocukların ilgisi başka yöne çekilebilir. Sinema, televizyon izlerken veya radyo dinlerken onun ağzını çiğneyecek bir şeyle meşgul etmek tırnak yemenin ve ısırmanın yerine gelecek bir etkinlik olabilir. Çocukları ara sıra başarılarından dolayı ödüllendirme bazı durumlarda yarar sağlayabilir. Ancak bunun kısıtlı ve uygun şekilde kullanılması gerekir. Aksi takdirde çocuk yeni ödüller almak için bunu kullanabilir. Tırnak derin kesilebilir. çocuğun kendi tırnak bakımıyla uğraşması da yararlı olabilir. Bunun içinde Çocuğa manikür ve pedikür malzemeleri alınabilir.

Son söz ve bir önlem olarak Tırnak yemenin ve ısırmanın çok kötü bir Alışkanlık olmadığı ve bunu isteyenlerin kolaylıkla terk edebilecekleri çocuklara anlatılmalıdır. Çocuk buna inandırıldığı zaman bu alışkanlıktan vazgeçmek için çaba gösterecektir. Çünkü diş etkenler çocuğun bu alışkanlıktan vazgeçmesine fazla etkili olmamakla Bazı hallerde alışkanlığın kökleşmesine ve başkalarını kızdırmak ve huzursuz etmek için bir araç olarak kullanılmasına neden olmaktadır.

 

PARMAK EMEN ÇOCUKLAR

Doğumdan sonra ilk 3-4 ayda normal olarak bir çocuğun yeme içmesi için tek yol emme faaliyetidir. Bir yaşına kadar emme beslenmede esas yoldur. Çocukların emme faaliyetinden büyük ölçüde zevk aldıkları görülüyor. Çocukların bir çoğu beslenmedeki emme faaliyetinin yeterince doygunluk aldıkları görülmektedir. Ağız hayat süresince haz kaynağıdır. Bu faaliyet erken çocuklukta emme, sakız çiğnemek, tırnak ısırmak gençlikte sigara içmek, öpmek ve hafif ısırma seklinde olmaktadır. (D. Çağlar, 1981).

Çocukların emme faaliyetinden belli şekilde ve derecede hoşlandıklarını söylemiştik. Emme yoluyla anne ve çocuk arasında duyusal bir bağ kurulmakta, çocuk anne ile daha yakın olmakta ve karın doymaktadır. Karnının doyması çocuk için dengeli ve sağlıklı büyümesi, gelişebilmesi için ne kadar önemli ise anne ile kurulan bu yakın ilişki çocuğun ruh sağlığı içinde çok önemli faaliyettir.

çocukların 1 yaşına kadar parmak emmesi yaralı ve normaldir. Parmak emme 1,5 yaşına doğru sık görülebilir. Parmak emme açlıktan kaynaklanan bir davranış değildir. Emme %50’den %87’lere varan yüksek oranda beslenmeye bağlı olmayan davranış biçimidir.

Çocuğun emme arzusu, güzelliğin bozulacağı veya buna benzer mazeretlerle vaktinden önce veya sonra emdirilirse çocuk anneyi emerek doyuramadığı psikolojik ihtiyaçlarını değişik Şekilde doyurmaya çalışabilir. Çocukların genel olarak sık başvurdukları doyum sekli parmak emmedir. Dr. Dav id Leva her üç saatte bir beslenen bebeklerin,her 4 saatte beslenen çocuk kadar parmak emdiklerine işaret etmektedir. Yine biberon emzikleri eskiyip yumuşadığı için 20 dakika yerine 10 dakika biberonu emen bebekler hala 20 dakika biberon emen bebeklerden daha fazla parmak emmektedirler.

Bebek beslenme bittikten sonra parmağını emerse ve faaliyeti beslenme süreleri arsında uzun süre emerse, emme arzusunun yeterince doyurulmadığı düşünülmeli bu durumu giderici tedbirlerin neler olabileceği üzerinde durmak gerekir.(S. Gider 1996).

Bir yaşındaki çocukların yarısı parmaklarını emerler. 9 aydan itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdügü görülür. RITVEL adi verilen bu Alışkanlık aylarca sürebilir. Çocuğu parmak emmeden alıkoymak için yapılan çalışmalar 3 yaşına kadar çocuk tarafından dirençle karşılanır. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması, bazıları zorlukla karşılaştıklarında,utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmak emme görülür. 18 ayda sıklaşan parmak emmenin 4yasinda kaybolması beklenir.

Beslenmeye bağlı olan parmak emme birinci yılın sonunda kesilebilir. Bazı durumlarda kesilebilir. Bazı durumlarda devam edebilir. GESEL ve 126 parmak emmenin 18-21 aylık çocuklar devrinde en yüksek seviyeye çıktığını ve çok sık görüldüğünü söylemektedirler. Özellikle hiçbir faaliyete katılmadan saatlerce parmak emerek oturduklarını gözlemiştir. Fakat faaliyetlere katılmasa da parmak emmek 2. Yıldan sonra durmaktadır. Çok nadir olarak 5-6 yaslarına kadar devam edebilir. Yetişkinlik yıllarında devam eden vakalarda vardır.

Araştırmalar en geç 5-6 yaşlarında sona erdiğinde parmak emmenin zararının olmadığı ancak devam etmesi halinde diş formasyonuna neden olabileceği kanıtlanmıştır. Parmak emme sıklığı okula başladığı sırada hızla azalır. 6-12 yaslarında %12 oranında kazanılmış bir Alışkanlık olarak süre gelir.

Parmak emmenin uyum ile sıkı bir ilişkisi vardır. Çocukların uykuya dalarken parmak emdiklerini söylemiştik. 2 yaşında ki çocukların bir kısmı uykuya dalarken parmaklarını ağzına almak için direnirler. 3 yaşında bu Alışkanlık kendiliğinden kaybolur. Parmak emme faaliyeti inanıldığından daha az diş düzensizliğine sebep olmaktadır. Parmak emme 5-6 yaşından sonra görülürse arzu edilmeyen bir Alışkanlık haline gelir. Parmak emme yatma zamanı devam etse de bu bozuk bir alışkanlıktır.

Ebeveynler parmağını emen çocukların çene kemikleri ve dişleri üzerinde ki etkilerini düşünerek endişeye kapılabilir. Parmak emmenin alt ve üst dişleri geri ittiği doğrudur. Parmak emmenin dişleri ne kadar etkilediği parmak emme süresine ve en önemlisi parmağın ağızda ki duruşuna bağlıdır. Süt dişlerinde oluşan bu değişiklik 6 yaşından sonra çıkan asıl dişleri etkilemediği işaret etmektedir.

çocuğun anne karnında baş parmağını emdiği sanılmaktadır. Bir bebeğin doğduğunda baş parmağının şiş olduğu, ilk ağlamasından sonra parmağını ağzına götürüp emdiği araştırma sonucu saptanmıştır. Çocuk aç olmadığı zaman da parmağını emer. Emme Çocuğa haz verir ve çevresini bu Şekilde tanır.

diğer bir görüş ise baş parmağın emme objesi seçilmesi rastlantıdır. Baş parmak çocuğun rasgele yapılan hareketleri sonucu Ağız ile teması ile gerçekleşir. Çocuk bu faaliyeti zevk verici olarak buluyor. Daha sonra diğer parmakların tesadüfü olarak Ağız ile teması ile haz kaynağı olarak kullanmaya başlıyor.(D. Çağlar 1981)

LEVY buzağılar, köpekler, tavuklar üzerinde yaptığı klinik gözlem ve incelemelerde baş parmağın emilmesini yeme beslenme zamanın da uygunsuz yeme faaliyetini temel faktör ve sebep olarak görmüştür. Geçsel ve ILG bunu önemsiz bir faktör olduğunu iddia etmektedir. Geçsel ve arkadaşları inceleme sonuçlarını “bizimde bu konuda benzer denemelerimiz olmuştur. Bizde anneler tarafından beslenen çocukların parmak emdiklerini gördük. Sonraları bu çocukların iyi, uyumlu çocuklar olduklarını ve normal olarak geliştiklerini gördük”. Seklinde incelemelerini anlatmışlardır.(D. Çaglar1981)

Davas ve yardımcıları herhangi bir kapla, şişe ile ve anne sütü ile beslenme üç grup olarak bir deneme yapmıştır. Bu denemesinde parmak emmenin en çok anne sütü ile beslenen, meme emen çocuklarda olduğunu görmüşlerdir.(D. Çağlar 1981) Bas parmağın emilmesi genellikle ilk çocukluk aylarında meydana gelmiş oluyor. Bazen diş çıkarma devresinde ve nadiren de akranlarını taklit etmesiyle başlıyor. Bazı hareketler baş parmak emmeye eşlik etmektedir.

Kulak çekmek,

Başı okşamak,

Saç kıvırmak ve çekmek,

Battaniye, Pike, yatak çarşafı ve havluyu emmek,

Battaniye ile çeneyi ve gözü ovmak,

Battaniyeyi yüz üstüne çekmek,

El ve kol emmek.

Bir çok çocuklar ellerinde battaniye, pike veya bir kumaş parçası varken parmak emerler. Bir çocuk sadece bir parça ipek kuması ağzına almış onu çiğnemiştir. Parmak emmeyi terk etmişti. Ama parmak emme durduktan sonra emme ve ipek kumaş çiğneme ortak bir hareket olarak devam etmişti. (D. Çağlar-1981)

 

DİL EMME

 

Parmak emmeye benzer bir faaliyette dil emmedir. Dil emme çocuk parmak faaliyetinden alıkonulduğu zaman çocuğun sık baş vurduğu bir harekettir. Bunu her tür çocukta görmek mümkündür. Bu Alışkanlık zararsızdır. Genellikle 2 yılda kaybolur.(D. Çağlar-1981) Çocuklarda görülen hastalıkların pek çoğu parmak emmeye bağlıdır diyorlar. Başka bir deyişle parmak emmeyi Bazı sapınçlarla ilgili bulanlar varır. Parmak emmenin damak bozukluğuna, damak ve diş deformasyonlarına ,hava yutmalarına, bağırsak iltihabı rahatsızlılarına, Ağız hastalıklarına sebep olduğu söylenir. Bunlar arasında parmak emmenin dişlerin uygunsuz yerleşmesine sebep olduğu söylenir. Fakat parmak nasırının oluşmasına sebep olmaz. Hiçbir parmak hastalığına da sebep olduğu görülmemiştir. Bu Alışkanlık zararlı olarak ta bilinmez. Yukarıda belirtilen hiçbir hastalığında nedeni olduğu kanıtlanmamıştır. Çünkü yukarıda sıralanan deformasyonlara parmak emen ve parmak emmeyen çocuklarda aynı sıklıkta rastlanmaktadır. Pis parmağın emilmesi mikropların ağızdan girmesine sebep olur. (D Çağlar 1981)

EMZİRİLEN BEBEKLERDE PARMAK EMME

Annesini düzenli ve yeterince emen bebeklerin diğer yaşıtlarına göre daha az parmak emdiklerini söyleyebiliriz. Genelde anne göğsünün boşalıp boşalmadığını bilmez bu işi bebeğe bırakır. Bir bebek biberondaki sütü bitirince biberonu bırakır. Çünkü o havayı emmek istemez. parmağını emmeye çalışan bir bebek hakkında akla gelecek ilk soru “Eğer bırakırsa, bebek daha uzun süre meme emer mi?” Olacaktır. Bu soruya cevap bulabilmek için anneler uygun zamanlarda bebeğin 30 veya 40 dakika meme emmesine müsaade etmelidir. Bebek göğüsteki sütün çoğunu 5 veya 6 dakikada emer. Geri kalan zamanlarda ise emme arzusunu doyuruyordur. Damla halinde gelen süt onu kandırmaktadır. Başka bir ifade ile bebek 35 dakika meme emse 20 dakika emzirilmekten alındığında birazcık daha süt içebilir. Memen emen bir Çocuğa istediği kadar emmesi için izin verilince neticeler şaşılacak kadar değişik olur. Bir beslenmede memeyi 10dakikada bırakan bir bebek bir başka beslenmede 40 dakika emmeye emmeye kalkışacaktır. Bu da meme emmenin bebeğin kendi ihtiyaçlarına göre ayarlayabileceğinin bir göstergesidir. (S. Gider-1998)

Emme isteği yeterince doyurulamayan bir çocukta başlangıçta görülen parmak emme alışkanlığına zamanla başka hareketlerde eşlik edebilir. Çocuk kulağını tutabilir, başını sallayabilir, saçını çekebilir, Bazen de eşlik eden hareketler parmak emme kesildikten sonra sürebilir. (S. Gider 1996) Parmak emmede çocuklar bir haz elde etme doyum sağlamak için yaparken, Tırnak yiyen çocuklar ise gergin, kolayca heyecanlanan ruhsal psikolojik sorunları olan çocuklarda görülür.

PARMAK EMMENIN DÜZELTİLMESİ İÇİN ALINACAK ÖNLEMLER

Anne ve babaya parmak emmenin zararsız bir faaliyet olduğu açıkça anlatılmalıdır. Parmak emmenin biraz önce değindiğimiz gibi diş deformasyonlarına sebep olmadığı, bir hastalık mahiyetinde olmadığı açıkça anlatılmalıdır. Çünkü halk arsında parmak emmenin günah olduğu, çocukların mastürbasyon gibi bozuk bir cinsel haz aracı olarak yaptıkları hatta dini bakımdan büyük bir günah sayılacağı ve sayıldığı kanısı hakimdir. Bu batıl inançların silinmesi alınacak tedbirlerin başında gelir. Çünkü buna inanan anne, baba ve aile büyükleri ömür boyu sürecek bu kötü alışkanlıktan çocuklarını vazgeçirmek için çok şiddetli tedbirlere başvururlar. Hatta çocukların parmaklarına acı biberler sürenler, dayak atanlar, ellerini kollarını arkadan bağlayanlar,eline parmaklarına iğne batırıp onlar unutamayacakları acı verecek cezalar uygularlar. Bu tenkitler, azarlamalar, dayak atmalar, parmağa acı sürmeler çocukta olumsuzluğun yükselmesine neden olabilir. Anne babayı rahatsız etmek için bir davranış olarak kalmasını pekiştirebilir.(D. Çağlar-1981)

Parmak emme kendi basına çocuklukta ve sonradan uyumu etkileyen bir Alışkanlık değildir. Özel bir düzeltici tedbir olmayı da gerektirmez. Ancak parmak emmeye başlayan veya bunu Alışkanlık haline getirmiş çocuklara bu alışkanlıkları terk etmeleri için uygun olmayan tedbirlerin, cezaların uygulanması sonucu bir çok uyum ve duyusal problemlerin ortaya çıkmasının nedeni olabilir. Basit bir Alışkanlığı terk ettirmek için uygulanan metodular durumla ilgisi olmayan yeni ve kronik Bazı uyum bozukluklarına sebep olabilir. (D. Çağlar-1981)

Küçük yaşlarda çocuklar uygun şekilde beslenmelidir. Gıda ve anne sütünün kalitesi yanında çocuğun gıda verilirken tutumuna özel bir yer ve önem vermek gerekir. Çocuk gerek anne memesinden ve gerekse biberonla beslenirken annenin göğsüne onun sıcaklığını duyacak şekilde yaklaştırılmalıdır. Bir taraftan Çocuğa gıdası veya meme verilirken diğer taraftan anne Çocuğa gözlerinden Sıcak sevgi akıtmalıdır. çocuğun gevsek tutulması,hırpalanarak, azarlanarak gıda verilmesi büyük bir anlam taşımaz, haysiyet sahibi bir gence al zıkkımlan diye yiyecek vermenin yaptığı etkiyi yapar.(D. Çağlar-1981) . Uygar insanların köpekleri beslerken yaptığı içtenliği insan yavrusundan esirgerler. Uygun Şekilde beslenme bu problemin ortaya çıkmasında en büyük engel teşkil eder.(D. Çağlar-1981)

Belki çocuk parmak emme veya lastik meme emmeden özel bir haz duyabilir. Bu hiçbir zaman zararlı bir Alışkanlık değildir. Normal davranışlar ve ilişkiler yoluyla bu Alışkanlık 1 yaşının sonunda terk edilebilir.(D. Çağlar-1981)

Eğer çocuk yürümeye başladıktan veya 1 yaşından sonrada bunu yapıyor yani parmağını emiyorsa bu çocuğun fazla yorgun, rahatsız, mutsuz, sıkıntılı, üzüntülü olduğunun belirtisidir. çocuğun durumunun incelenmesi düzeltici tedbirlerin yalnız bir belirti olan parmak üzerinde değil bütün durumu düzeltmeye yöneltilmesi gerekir. Çünkü parmak emmenin asil nedenleri ortadan kalkmadıkça çocuk parmak emmeye devam edecektir. (D. Çağlar-1981)

Çocuğa uygun dinlenme, geniş ve çeşitli faaliyet olanakları, oyun ortamları meşgul olmak için olanaklar sağlanmalıdır.

Anne babanın uygun olmayan davranışları düzeltilmelidir. Çocuklara bu alışkanlığından dolayı Şiddet hareketleri uygulanmamalı ve çocuk batıl fikirlerle korkutulmamalıdır.

Mükafat vaadi, çocuğun bunu terk etme arzusunu ve gücünü harekete getirecek, çeşitli tedbirler çocuğu harekete getirerek çocuğun bunu bırakmasını sağlayabilir. Çocuk parmağını ağzına götürdügü zaman uyarıcılık yapacak zararsız acı mayi sürülmesi ve geceleri hatta gerekiyorsa gündüz Çocuğa eldiven takılması, Alışkanlığı sona erdirmesi için iyi bir hatırlatıcı olabilir.

Çocuğa bilhassa kendi kendini kontrol etmek için, isterse bu Alışkanlığı terk edeceği inancını kazandırmak, Alışkanlığı yenmek için iyi bir hatırlatıcı olabilir.

Çocuk 4-5 yaşlarına geldiğinde parmağını emmeye devam ediyorsa kendisine telkinlerde bulunmak faydalı olabilir. Çocuğa bu yaptığının çocukça bir davranış olduğu başkalarının gözüne hös görünmediği onun anlayabileceği bir dille anlatılır. Çocuklar bu yaslarda genellikle büyük bir insan gibi olmaya, ebeveyni taklit etmeye özenir. çoğu zaman onlar gibi davranır. Ebeveyn çocuğun bu durumunu çok iyi değerlendirmelidir. Kendilerinin parmak emmediklerini, çünkü bu durumun pek hoş olmadığını söylemeleri çoğu zaman etkili olabilir.(S. Gider-1996)

çocuğun erken memeden kesilmesinin karamsar, sadist geç memeden kesilmesininse güveli ve iyimser bir kişilik geliştirdiği açıklanmıştır.(H. Yavuz er-1997)

    ZEKA GERILIGI NEDIR ?

Zeka değişik kitaplarda ve değişik kaynaklarda değişik şekillerde tarif edilmektedir. Pratik olarak yeni bir durumla karşılaşıldığında yeni uygun yanıtlar gösterebilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Zeka ile bilişsel fonksiyonlar arasında paralellik vardır. Zeka gelişimi bebeklik, çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde önemli değişiklikler geçirerek devam eden önemli bir süreçtir. çocuğun 5 yaşından sonraki zeka gelişim süreci erişkin dönemler için önemli bir gösterge iken 5 yaşından öncesi erişkin dönem için kriter sayılmaz.

Zeka seviyesi için kullanılan terim IQ zeka bölümü olarak bilinen iki kelimenin (Intellicence Quontient) bas harfleridir. Ve zeka ölçümü için değişik testler kullanılmaktadır. Sonuçta çıkan değerler kişinin zeka seviyesini gösterir. Zeka geriliği dendiğinde bilişsel yetilerin tümünü etkileyecek Şekilde zeka gelişiminin geri ve yavaş olması ile karakterize bir tablodur. Bir kişiye zeka gerisi diyebilmek için IQ katsayısının 70 in altında olması ve günlük yaşamında işlevselliğinin bozulmuş olması gerekir. Hafif derecede zeka geriliklerinin toplumda görülme oranı %2-3 iken orta ve ağır derecedekilerin oranı % 0,3 tür.( Binde 3 )

Zeka geriliği nedenleri arsında en sik olarak kromozomsal anormallikler suçlanmaktadır(%40). Bunun yanında sebebi açıklanamayan zeka gerilikleri ve genetik nedenli zeka gerilikleri de vardır. Ayrıca doğum sırasındaki Bazı travmalar ve doğumun uzun sürmesi gibi nedenlerde zeka geriliğinde neden olarak suçlanmaktadır. Zeka geriliğinin en önemli belirtisi kişini yaşına ve konumuna uygun işlevselliği gösterememesidir. Ayrıca kas kontrolü yani motor gelişimi dili(lisanı) kullanma yeteneği bozuk,anlama ve kavrama yaşıtlarından geridir. Ayrıca Bazı zeka gerisi kişiler ciddi akil hastalıkları gibi belirtilerle karsımıza çıkabilir. Zeka geriliklerinin tanınmasının önemi gerekli eğitimle bu kişilerin topluma ve ailesine kazandırılmalarının mümkün olmasıdır. Bu nedenle ciddi düzelmeleri tedavi ile sağlamak çoğunlukla mümkün olmasa da bu işlevselliği sağlamak ailenin ve toplumun yükünü ciddi manada azaltacaktır. Birde zeka geriliği ile karısan özel öğrenme bozuklukları ile ayrım yapıldığında tedavi daha kolay olmaktadır.

Özel öğrenme güçlüğünde zeka normal veya normale yakın olduğu halde zihni fonksiyonların bazılarındaki yetersizlik dolayısıyla öğrenmede zorluk ortaya çıkar. Bu durumlar baslıklar olarak,

1-Gelişimsel matematik öğrenme bozukluğu

2-Gelişimsel yazma zorluğu

3-Gelişimsel okuma zorluğu

4-gelişimsel telaffuz zorluğu

Bu durumlar zeka geriliği olmayıp tedavileri mümkündür.

OTIZM

AYRI VE AYKIRI BIR DÜNYA

Çocuk dendiğinde aklımıza neşe, canlılık, bitmek ve tükenmek bilmeyen bir enerji gelir. Genellikle çevremizde bu tip çocuklarla karsılaşır ve onların oyun ve hayal dünyalarını hayretler içinde seyrederiz.. Aslında Çocukları sevimli ve cana yakın yapan bu özellikleridir. Ancak çevresinde olup bitenlere karsı ilgisiz , diş dünya ile adeta bağını koparmış, kendi dünyaşında yasamaya çalışan çocuklar da vardır. Bu çocukların en belirgin özellikleri sosyal ilişki kurmadaki yasadıkları güçlüklerdir. Bu nedenle bebeklik dönemi sonrası toplum içinde bu Çocukları hemen fark edebilirsiniz. Etraflarında örülü o kalın duvarı asmak hatta bir pencere olsun açabilmek için hayli zorlanacağınız bu çocuklara ot istik çocuklar denmektedir.

Yeni doğan her bebek yasamın ilk günlerinde doğal ot istik bir dönem geçirir.Yani çevresindeki insan ve eşyalara karsı ilgisiz ve dışarıdan gelen uyarılara karsı tepkisizdir. Ancak normal gelişim sürecinde bu dönem bir kaç hafta kadar devam eder ve giderek çocuk diş dünyaya açılmaya ve çevresiyle ve özellikle insanlarla ilgilenmeye ve ilişkiye girmeye baslar. Ot istik çocukların çoğu normal sayılan ve çok kısa süren bu dönemi bir türlü asamaz ve dışa açılamazlar. Karsısına anne geldiğinde kimse yokmuş gibi tepkisiz kalan ve adeta bir gülücüğü dahi esirgeyen bu çocuklar dikkatli bir gözlemci tarafından hemen fark edilebilirler.

HASTALIGIN BELIRTILERI:

Genellikle bebekliğin ilk iki yılı içinde otizme ait belirtilerin başlaması beklenir. Nadiren bu belirtiler daha geç yasta da başlayabilir. Otizm belirtileri çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine göre çok farklılıklar gösterebilir. Bebekliğin ilk dönemlerinde annelerin ilk fark ettikleri çocuklarının diğer çocuklara nazaran daha az güldükleridir. Annenin bedensel teması, çocuğunu kucaklaması ve öpmesi her çocuğun arzuladığı bir işlev olmasına karsın bu Çocukları rahatsız eder. Adeta sevilmekten hoşlanmazlar ve tepki gösterirler. Ana babanın seslenmesine karsı yanıt vermemeleri nedeniyle çoğu aile çocuklarının sağır olduğunu dahi düşünebilir. Çevredeki insanların görünümleri, giyicileri dikkatlerini çekmez. dışarıdan izlendiğinde adeta odada kimse yokmuş gibi davranırlar. İnsanlarla göz göze gelmekten kaçarlar. Yalnızlığı severler ve yalnız bırakılmaya tepki göstermezler. Normalde çocuklar uyumadıkları dönemlerde yatakta kalmak istemez anneden ilgi beklerler. Ancak bu çocuklar uyumadıkları halde saatlerce yatakta sessizce kalabilirler. İlk dönemlerde anne ve babayı diğer insanlardan ayırmakta güçlük çekmelerine karsın yasları ilerledikçe anne babaya bağlılıkları aşırı derecede artabilir ve ayrıldıklarında yoğun sıkıntı yasayabilirler.

Ot istik çocuklar en çok konuşma gecikmesi şikayeti ile hekime getirilirler. Bedensel gelişimi yaşına uygun olan çocuğun konuşması yaşıtlarına göre oldukça geridir. 5 yaşına geldiklerinde ancak % 50 si tek kelimelerle konuşabilir. Konuşmayı ilişki kurmaktan çok ihtiyaçların giderilmesi için kullanırlar. Bir kısmi ise ileri yaslarda dahi konuşamaz ya da konuştukları anlaşılamaz. Konuşmanın geriliği yanında bu çocuklarda söylenen sözcükleri tekrarlama ve kelime uydurma gibi konuşma bozuklukları görülebilir. Konuşmadaki bütün bu gerilik ve bozukluklar çocuğun ilişki kurmadaki zorluğunu bir kat daha artırır.

Her yas çocuğu kendi yaşıtlarıyla oynamaktan hoşlanır. Yaşıtlarıyla bir araya geldiğinde onlarla ilgilenir ve oyun kurmaya çalışır. Ot istik çocuklar ise hep yalnız olmayı tercih eder, çocukların içine karışmaz, hep bir kösede yalnız basına oynarlar. Kendi özel davranış biçimleri ile diğer çocuklardan hemen ayırt edilebilirler. Örneğin kendi etraflarında defalarca dönme, tek ayak üzerinde zıplama ve odanın içinde bir köseden diğerine koşma gibi amaçsızca tekrarlanan hareketleri vardır. El çırpma, tüm bedeni sallama gibi olağan dişi beden hareketleri dikkat çekicidir. İlgi alanlarının kısıtlılığı nedeniyle belirli oyuncaklarıyla hep ayni biçimde ve tekrar oynarlar. Evde bulunan Bazı nesnelere aşırı ilgi gösterebilirler. Mekanik aletlere ve dönen nesnelere ilgileri büyüktür. Bazı nesnelere karsı duygusal olmayan ve bize göre anlamsız aşırı bağlılıkları vardır. Bir parça sicim ya da gazoz kapağı onlar için vazgeçilmez birer nesne olabilir. Yasam içindeki olağan değişimlere karsı direnç gösterirler. Ev içinde bir eşyanın yerinin değişmesine izin vermez, eve alınan yeni bir eşyayı kullanmak istemezler. Değişime karsı bu direnç ailenin hayatında kısıtlamalara neden olacak derecede rahatsızlık verici olabilir.

Tepkileri ani ve yersiz olabilir. Öfke patlamaları, kendine zarar verici davranışlar ya da uygunsuz sevinç nöbetleri gözlenebilir. Yas ilerledikçe çocuğun çevresiyle aktif ilişkiye girmesi artabilir ancak sinir koyamama gibi uygunsuz davranışlar devam eder. Daha ileri yaslarda zekası normal olan çocuklarda önceden olan olayları detaylı hatırlama ve akılda tutmalar görülebilir. Müzik, hafızada tutma ve okuma gibi Bazı özel alanlarda garip ve akil almaz becerileri olabilir.

Ot istik çocukların aile tarafından hekime ilk getirilme nedeni genellikle konuşmalarındaki gecikmedir. Oysa daha ilk yıl içinde çocuğun diş dünyaya kapalılığı ilgili bir anne tarafından fark edilebilir. Kendisi ile diş dünya arasında kalın bir duvar olan bu çocuklar annelerinin gösterdiği sevgi ve ilgiye adeta kayıtsız kalırlar. Bir annenin bunu fark etmemesi mümkün değildir. Ancak çocuğuna karsı ilgisiz ve sevgisini gösteremeyen anneler bu bozuk gidisi anlamayabilirler.

Ot istik çocukların bir çoğunda zeka düzeyi normalin altındadır. Bu çocuğun genel olarak işlevselliğini azaltan bir faktördür. yapılan araştırmalar otizmin toplumda yaklaşık 10.000 çocuktan 4 ünde görüldüğünü göstermiştir. Erkek çocuklarda kızlara oranla 4-5 kat daha fazla sıklıkta görülür. Ot istik çocukların kardeşlerinde bu hastalığın görülme sıklığı normal çocuklara oranla daha fazladır.

NEDENLERI:

Otizmin gelişimsel bir hastalık olduğu düşünülmekte ve nedeni konusunda araştırmalar hala devam etmektedir. Birlikte zeka geriliği ve epilepsi nöbetlerinin sik bulunması biyolojik nedenlerin daha ön planda olduğunu göstermesi açısından dikkat çekicidir. Kardeşler ve ikizler üzerinde yapılan arstirmalar genetik faktörlerin önemli olduğunu düşündürmektedir. Uzun yıllar otizmin nedeni olarak anne bebek arasındaki iletişimsizlik konu edilmiş ve bu çocukların annelerine çocukla duygusal ilişki kurmada yetersizliklerini anlatmak için buzdolabı anne yakıştırması yapılmıştır. Ancak daha sonra ayni anne babadan dogma diğer çocuklarda benzer sorunların olmaması ve tüm ot istik çocukların annelerinin de buzdolabı anne modeline uymaması bu görüsü destekleyen verilerin yetersiz kaldığı fikrini doğurmuştur. Otizmin ensefalit, frajil x sendromu, fenilketonüri ve doğumsal kızamıkçık enfeksiyonu gibi Bazı tıbbi durumlarla birlikte de daha sik görülebilmesi ve bu çocukların yaklaşık % 25 inde epilepsi nöbetlerin de bulunması nedeni nörobiyolojik alanda arama zorunluluğunu gündeme getirmiştir.

TEDAVI:

Nedenin kesin olarak bilinememesi tedavi yaklaşımlarını sınırlamaktadır. Şurası unutulmamalıdır ki otizm tedavisinin ilk ve en önemli aşaması ailenin hastalık hakkında bilgi sahibi olmasıdır. Çünkü tedavi içinde aile aktif olarak rol almalıdır. Bunun için tedavi ekibi ile işbirliği yapmak zorundadırlar. Gerginliğini üzerinden atamamış, sabırsız ve beklentisi yüksek olan ailelerin tedaviyi sürdürebilmeleri imkansızdır. Hastalığa özgü bir ilaç henüz yoktur. Ancak kendine ya da etrafına zarar veren, huzursuz, uykusuz, aşırı hareketli çocuklara Bazı ilaçlar kullanılmaktadır. Su anda asil olarak üzerinde durulan Çocukları ot istik halden çıkarmaya yönelik davranış ve eğitim programlarıdır. Burada amaç çocuğun sosyalleşmesini ve ilişki kurabilmesini sağlamaktır. çocuğun zeka düzeyine göre konuşma ve okuma yazma eğitimi verilebilir. Bu çabaların asil amacı çocuğun diş dünyaya uyumunu sağlamaktır. Bu programların yetkili ve ehliyetli insanların katkısıyla sürdürülmesi gerekir. Kısa vadede sonuç beklemek doğru olmaz. Tedaviden alınacak sonuç çocuğun zeka düzeyi ile yakından ilgilidir. Zeka düzeyi düşük , konuşması geri çocukların tedaviden yararlanma oranları oldukça düşüktür. Ot istik çocukların ancak % 10 u ileriki yaşamlarında başkalarına muhtaç olmadan yaşamlarını sürdürebilirken büyük kısmi yardımsız ve bağımsız yasayamaz.

OTISTIK ÇOCUKLARDA DIKKAT ÇEKICI BAZI ÖZELLIKLER

– Kendisini çevresinden uzaklaştırma ve kendi dünyaşında yasama
– Cansız nesnelere insanlardan daha fazla ilgi gösterme
– Sebensiz gülümseme, gülme ve ağlamalar
– Söylenen sözleri anlamsızca tekrarlama
– Konuşması yaşıtlarına göre gerilik
– Cümle içinde kelimelerin yerlerini yanlış kullanma
– Anlamsız yeni kelimeler uydurma
– Göz göze gelmekten ısrarla Kaçınma
– Kucağa alınmayı beklememe
– Değişikliklerden Kaçınma
– Arka arkaya anlamsızca Bazı hareketlerin tekrarı
– Hafıza, müzik ve okuma gibi alanlarda garip becerilerinin olması
– Kendine zarar verici hareketler
– diş uyaranlara (ışık , ses gibi ) anormal cevap verme
– Belli nesnelere aşırı bağlanma (ip parçası, gazoz kapağı gibi)
– diğer çocuklarla ilişkiye girememe
– aşırı korkulu ve tedirgin bir hal içinde olma

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İlgili Terimler :