- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Cinsel Eğitim

Cinsel Eğitim sitemize 24 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 1 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

CİNSEL  EĞİTİM

Cinsel eğitim bireylere insan cinselliği, cinselliğin kişiler arası ilişkilerdeki önemi, büyüme, gelişme, üreme, üreme organları ve işlevlerine ilişkin bilgilerin yanı sıra sağlıklı erkeklik ve dişilik kavramları, aile yaşamı, sevgi, saygı, sosyal değer, rol ve beklentiler konusunda gerekli bilgilerin verilmesidir.

Cinsel eğitimle ilgili sorunlar sosyal yapı, psikolojik, ekonomik ve geleneksel faktörler ile yakından ilgilidir.

CİNSEL EĞİTİMİN AMAÇLARI

*Bireyin tüm gelişim dönemleri boyunca kendisinde meydana gelen fiziksel ve duygusal değişimlerin kabul edilerek büyüme ve gelişmesini sağlıklı bir biçimde tamamlamasına yardımcı olur.

*Bireyin olumlu davranış ve değer yargıları geliştirerek ailesi, arkadaşları ve diğer kişilerle iyi ve sorumlu ilişkiler kurabilmesine yardımcı olmak.

*Bireyin temel ihtiyaçlarını karşılarken toplumsal olarak kabul edilen yolları kullanmasını ve diğer bireylerin haklarını dikkate almasını sağlamak.

*Bireyin cinsel yaşamda ve ilişkilerinde sorumluluk duygusuyla davranmasını sağlamak, toplumsal norm ve değerler hakkında bilgi vermektir (Tordhom,1978:3-4).

*Cinsel davranışın yalnızca fiziksel yönüyle değil psikolojik ve sosyolojik yönüyle de ilgili geçerli ve geniş bilgi üretmek.

*Bireylerin cinsel davranışlarına ve diğer davranışlarına karar verirken bu kararların, gerek kendi kişisel gelişimleri gerekse diğer bireylerin ve toplumun sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkilerini göz önünde bulundurmaları için gerekli standart ve tutumları geliştirmektir (Loycook,1967:22-23).

CİNSEL EĞİTİMİN İÇERİĞİ

Cinsel eğitim içeriğini belirleyen en önemli etkenler, eğitimin verileceği grubun gelişim özellikleri, düzeyi, eğitimi yönlendirecek felsefi ve etik değerlerdir.

Cinsel eğitim programı şu temel bölümleri içermelidir:

1.İnsan cinselliği konusunda belirli bir bilgi birikimi oluşturacak açık ve gerçekçi bir iletişim düzeyi,

2.İnsanın, kendi cinselliğini daha iyi anlamasına yol açacak eylem ve çalışmaları,

3.Cinsellik hakkında sorumlu karar verecek, gerekli değerler oluşturacak nitelik ve becerilerin geliştirilmesi.

Eğitimin yöneltileceği grubun yaş ve olgunluk düzeyi dikkate alınmak üzere aşağıdaki konular önerilmektedir:

-Cinsellik ile ilgili iletişim,tanımlar,sözcükler vb. ,

-Üreme anatomi ve fizyolojisi,

-Adolesan gelişimi (fizyolojik, psikolojik ve toplumsal yönden incelenmesi),

-Cinsel davranış,

-Sağlık ve bakım,

-Aile planlaması,

-Gebelik ve doğum,

-Adolesan gebelikleri ve sonuçları,

-Flört ve evlilik,

-Sorumlu anne-babalık,

-Aile içi ilişkiler.

Ülkemizin sosyo-kültürel özelliklerini göz önüne alarak belirlediği cinsel eğitimin içeriğinde ise beş temel konu üzerinde durulmaktadır. Bunlar:

1.İnsan gelişimi

2.Toplumun sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı

3.Ailenin yapı,rol ve işlevleri

4.Cinsellik

5.Aile planlaması uygulamaları ve yöntemleri

Cinsel eğitimin içeriği konusunda üzerinde durulması gereken önemli noktalardan biri de dildir. Dilin toplumsal çevreye ve kültürel düzeye bağlı olması sonucu bireyin her gelişim aşamasında cinsellikle ilgili sözcükler değişmektedir. Cinsel eğitim veren kişilerle alan kişiler arasında bir iletişimsizlik söz konusu olmaktadır. İletişim kurulabilmesi için verici ile alıcının ortak bir dil evrenine sahip olması gerektiğini vurgulamaktadır.

CİNSEL EĞİTİM PROGRAMLARI HAZIRLANIRKEN

NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

*Aile hayatı ve cinsel gelişim hakkında bilgi edinmek için temel ve doğal kaynaklar aile ve okuldur.

*Okul programları, ailelerle ve diğer toplum örgütleri( din kurumları,sağlık ve aile hayatı ile ilgilenen kurumlar) ile işbirliği halinde planlanmalıdır.

*Okulların ailelere yardım etme konusunda sorumlulukları olduğu kabul edilmelidir.

*Okullar, toplumdaki diğer programlarla da kaynaştırılmalı, insan gelişimi hakkında bilgi vermeli, yönlendirici rolünün bilincinde olmalıdır.

*Cinsel eğitim, sağlık eğitiminin bir parçası olmalı.

*Sınıf çalışmalarının yanı sıra gerektiğinde kızlara ve erkeklere ayrı veya bireysel rehberlik de yapılabilir.

*Konu cinslerin ayrılmasını çok gerektirmedikçe sınıf gruplara ayrılmamalıdır.

*Okul personeli de bilimsel olarak cinsel eğitim konusunda bilgilendirilmeli, sağlıklı tutumlar geliştirmeli, anlaşılabilir bir lisan kullanabilmeli, kendilerini öğrencilerin sorularına ve cevaplarına hazırlamalı, programı başlatma ve sürdürmede kendilerini hazır hissetmelidirler.

*Büyüme ve gelişme konuları cinsel eğitimi de içerecek şekilde doğal ve olgun bir tarzda işlenmelidir.

*Bilgiler çocukların/ergenlerin anlayabileceği düzeyde ve dille anlatılmalıdır.

İYİ PLANLANMIŞ VE İYİ UYGULANMIŞ BİR PROGRAM SONUCU ŞU İSTENDİK DAVRANIŞLAR ORTAYA ÇIKAR:

*Çocuk kendi cinsiyetini ve karşı cinsle beraber mutlu bir şekilde oynayabilir ve çalışabilir.

*Doğa ve yaşama karşı ilgi geliştirir.

*Kendi vücudunun ihtiyaçlarını, vücut fonksiyonlarını anlayabilir ve gereğini yapabilir.

*Diğer insanların haklarına saygı gösterir, okulda ve evde yardımcı olur.

*Kız ve erkekler arasındaki farklılıkların farkına varır, yaşamda her iki cinsin rollerini bilir

*Ailede her iki cinsin rollerini bilir ve takdir ederler.

*Kendi cinsiyetini kabul eder ve bundan mutlu olur.

*Değişik şekilde üreyen hayvanların nasıl doğduğunu bilir.

*Cinsellik konusunda soru sorabilir ve sorularından/düşüncelerinden dolayı utanç ve suçluluk duymaz.

*Her iki cinsten de pek çok arkadaşı olur, yaşıtları ve öğretmenleri ile iyi geçinir.

*Grup içi ilişkilerde sorumluluk sahibi olur, yaşıtları ve öğretmenleri ile iyi geçinir.

*Grup içi ilişkilerde sorumluluk sahibi olur, başka birini mutsuz eden veya grup dışı bırakan durumlara duyarlı olur.

*Kişisel görünüşü ile ilgilenir, kendi yeteneklerine güvenir, yeni şeyler yapabilme fırsatlarını değerlendirir.

*Kızların ve erkeklerin ergenlik döneminde nasıl değiştiğini bilir.

*Cinsellik ve aile yaşamı ile ilgili samimi sorular sorabilir, bu sorulardan utanmaz.

*Sınıfta iyi bir arkadaş grubu olur, kız ve erkek diğer üyelerle de iyi geçinir.

*İyi karakter sahibi olmayı ister. Çeşitli organizasyonlarda görev alır.

*Sağlık bilgileri, iç disiplin konularında bilgilidir; bağımsızlık ve özgüven kazanır.

 Bir cinsel eğitim programında öğrenciler, öğretmenlerin soruları yanıtlama şeklinden, farklı bakış açılarına gösterdikleri tutumdan ve hepsinden önemlisi soru ve yanıtlara gösterdikleri saygıdan doğrudan etkilenmektedirler. Bu nedenle böyle bir programda, öğretmen çok önemli bir pozisyondadır. Bu da, öğretmenlerin rahat konuşabilmelerini gerektirir. Öğretmen kendi cinsel duygu ve yanlış inançlarından sıyrılmalıdır. Öğretmen aynı zamanda çocukların cinsel gelişim özelliklerini iyi bilmeli ve bu konuda duyarlı olmalıdır. Cinsel eğitim programları uygulanırken sınıftaki çocukların ruhsal olgunluk düzeyi de dikkate alınmalıdır. Programlar bazı çocuklar için yararlı olurken bazıları için tedirginlik yaratıcı olabilir.

Okulun gizli programı da resmi programın yanında cinsel eğitimde önemli bir rol oynayacaktır. Örneğin okul toplulukları, drama çalışmaları, geziler gibi program dışı etkinlikler çocuklara ilişkilerini ve cinselliklerini araştırma imkanı verecektir.

Okulda verilecek cinsel eğitim toplumun mevcut bakış açısı ve inançlarına ters düşmemesi gerekir. Bu durum çocuk ve gençleri, aile ve okul arasında bocalamaya sürükleyebilir. Yarar yerine karmaşaya yol açabilir.

İLK ÖĞRETİM BİRİNCİ KADEME İÇİN CİNSEL EĞİTİM

PROGRAMI NASIL OLMALIDIR?

İlk öğretim birinci kademe de cinsel eğitim programı çerçevesinde aşağıdaki konulara değinilebilir.

1.SINIF

1.Ailede anne-baba-çocuğun rolü

2.Vücudun tüm kısımlarının isimleri

3.Kızlar ve erkekler için farklı tuvalet kullanma şekilleri

4.Paylaşmanın önemi ve diğerlerine saygı gösterme, düşünceli olma.

5.Çocukların sağlığı ve mutluluğu için çalışan, doktor, hemşire, polis, okul görevlileri gibi yetişkinler.

2.SINIF

1.Diğer kişilerle beraber çalışabilme, üretebilme.

2.Diğer sınıfların öğrencileri, anne-babalar ve diğer aile üyeleri ile olumlu, dostça, iyi ilişkiler.

3.Bitki ve hayvanların üremeleri.

4.Vücut fonksiyonları ve korunması.

3.SINIF

1.Kişilerin yaşamdaki cinsel rolünü tartışma.

2.Vücudun sistemleri ve organları.

3.Yaşamın başlangıcı.

4.İstenen, arzu edilen davranış tarzı.

5.Kişilik ve büyümeyle ilişkili olarak dış görünüm.

4.SINIF

1.Hayvanların ve insanların üremesinde anne ve babanın rolü.

2.Yaşam nasıl başlar.

3.Bir yumurtadan bir bebeğe büyüme.

4.Nasıl büyürüz.

5.Evde ailemizle beraber çalışma, paylaşma, beraber vakit geçirme.

6.Kızlar ve erkeklerin farklılıkları.

7.Kadın ve erkek meslekleri.

5.SINIF

1.Hayvanlar nasıl ürer ve bebeklerine basıl bakarlar.

2.İnsan yavrusu anne karnında nasıl büyür.

3.Doğum anında annenin fonksiyonu nedir.

4.Aile içinde ve üremede babanın rolü.

5.Kalıtım ve üreme.

6.Kız ve erkek ilişkileri.

7.Sağlıklı yaşam değerleri,inanışları ve tutumları.

8.Vücudun değişimi; kız ve oğlanların değişimi.

9.Büyümenin problemleri.

10.Olgunlaşma ve sorumluluk arasındaki ilişki.

11.Toplumdaki ailenin yeri, sosyal kurallar, gelenekler.

12.ailede karşılaşılan problemler ve bunların çözümü.

13.Sağlıklı cinsel tutum, düşünüş ve davranışların önemi.

14.Her iki cinsiyetten önemli kişilerin yaşamı.

15.Mesleki tercihler.

 

İLK ÖĞRETİM BİRİNCİ KADEME İÇİN UYGULANABİLECEK

CİNSEL EĞİTİM PROGRAMI ÖRNEĞİ

-Evet çocuklar bizleri tanıyor musunuz?

Biz okulumuzun psikolojik danışmanlarıyız. Benim adım Tuğba Yıldırım, benim adım da Tuba Elmas. Size bugün dünyaya nasıl geldiğimizi anlatacağız, kendi bedeninizi ve karşı cinsin bedenini tanıtacağız. Son olarak da tuvaletleri nasıl kullanmanız gerektiğinden bahsedeceğiz.

-Nereden geldiğimiz hakkında fikri olan var mı?

Bu soruya sizin gibi çocuklara sormuşlar ve şu cevapları almışlardır:

Annenizin karnında sizin için çok rahat ve sıcak olan bir bölge vardır. Siz orda yavaşça büyümeye başlarsınız. Bu büyüme dokuz ay boyunca sürer. Şimdi dokuz ay boyunca nasıl büyüdüğünüzü  görelim;

İlk üç ay:  Bu ilk üç ayda siz çok küçüksünüzdür. Kafanız vücudunuzdan daha büyüktür. İkinci aydan itibaren yüzünüz,kulaklarınız ve gözünüz gelişiyor.

İkinci üç ay:  Bu dönemde epey büyüyorsunuz. Dört aylıkken kalp atışınız duyulabiliyor. Kemikleriniz sertleşmeye başlıyor. Beşinci aydan itibaren cinsiyetiniz belli olur. Cinsel organınız belirginleşir. Kaşınız, tırnaklarınız, kirpikleriniz oluşuyor.

Son üç ay:    Deriniz, yağ dokularınız gelişiyor. Artık iyice büyüyorsunuz.          Dünyaya gelme vaktiniz yaklaşıyor.

Çok büyürsünüz ve artık dünyaya gelmek istersiniz. Annenizin vücudunda özel bir bölge vardır, bu bölge esnek bir yapıya sahiptir, siz oradan çıkar ve yaşama merhaba dersiniz.

                   Doğduktan sonra annenizin sütü ile beslenirsiniz. Bu yüzden annenizin memesi babanızınkinden büyüktür.

-Sıra geldi kendi bedenimizi tanımaya;

                                                    Bu resimlere bakacak olursak, kız ve

erkek vücutları büyük oranda birbirine benzemektedir. Bazı bölgelerimiz ise bize özeldir ve erkekler ile kızlar arasında farklılık göstermektedir. Bu bölgeler bizim erkek veya kız olmamızı sağlar. Farklı olmaları birbirimizden üstün olduğumuz anlamına gelmez. Hepimiz eşitiz.

-Pekala çocuklar şimdi gelelim tuvaletleri nasıl kullanmamız gerektiğine…

-Acaba herkes okuldaki tuvaletlerin yerini biliyor mu?Sınıfınızın olduğu katta erkekler tuvaleti, üst katta bizim odamızın karşısında ise kızlar tuvaleti var. Sanırım bunları biliyoruz.

-Peki tuvalete gittiğinizde nelere dikkat etmeniz gerektiğini biliyor musunuz?

Tuvalete gittiğimizde önce sifonu çekmeliyiz ki bizden önce girenlerin mikropları gitsin bize bulaşmasın. Eğer klozet kullanacaksak klozetin üzerini güzelce silmeliyiz. Daha sonra oturmalıyız. Tuvaletimizi yaptıktan sonrada sifonu çekelim ve mikroplara bay bay diyelim. En sonunda da ellerimizi güzelce yıkamalıyız. Ama sadece suyla değil sabunla da yıkamalıyız ki gözümüzle göremediğimiz mikroplar gitsin. Dikkat etmeniz gereken başka bir şeyde normal tuvaletleri kullandığınızda paçalarınız ve eteğiniz yere değmemeli. Çünkü mikroplar paçalarımıza yapışıp, bizi hasta edebilir.

Erkek öğrencilerimizde tuvaletlerini ayakta değil oturarak yapmaya özen göstermelidir. Bu sayede ileride karşılaşa bileceğiniz hastalıklardan korunmuş olursunuz.

Bu gün sizinle paylaşacağımız şeyler bu kadar, her hangi bir sorusu olan var mı? Yok mu, pekala bizim odamızı biliyorsunuz eğer herhangi bir sorunuz ya da merak ettiğiniz bir şey olursa bize ziyaret edebilirsiniz. Hoşça kalın…..

İLK ÖĞRETİM İKİNCİ KADEME İÇİN UYGULANABİLECEK

CİNSEL EĞİTİM PROGRAMI ÖRNEĞİ

 

BANA NELER OLUYOR?

Evet arkadaşlar! Size neler oluyor? Artık çocuk değilsiniz ama yetişkin de değilsiniz.biz bu arada kalan zaman diliminde bedeninizde , düşüncelerinizde ve duygularınızda meydana gelen değişimlerin neler olduğunu anlatacağız.

Değişiklikleri anlayıp onlara uyum göstermek size zor gelebilir. En zor olan da kimsenin bundan söz etmemesidir. Ancak sizin bu dönemi daha sağlıklı geçirebilmeniz , kendi bedeninizle barışık olabilmeniz için size gerekli olacağını düşündüğümüz bazı temel bilgileri vermek istiyoruz.

Burada bütün önemli konulara değinmeye çalışacağız. Yine de yanıtlanmayan sorularınız kalırsa istediğiniz zaman bizlerle konuşabilirsiniz.geçirdiğiniz tüm bu değişimler doğaldır. Utanılacak ve korkulacak bir yanı yoktur. Bu zor dönemden yalnızca sizin değil herkesin geçtiğini unutmayın. Bu ana babamızın ,öğretmenlerimizin, en sevdiğimiz insanlarında başına gelmiştir.

NEDEN DEĞİŞİYORSUNUZ?

Değişmenizin gerçek nedeni çok basittir. Doğa çiftleşmeniz ve insan neslinin devamını sürdürmeniz için sizi değiştiriyor.

10-13 yaşları arasında bedeniniz ve aklınız çok meşguldür. Bu yaşlarda yaşamınızın en büyük değişiklileri oluşmaya başlar. Bu dönem “ ön ergenlik “dönemidir. Bu çocukluktan yetişkinliğe geçiş anlamına gelir.

Erkek ve kız çocuğun geçirdiği değişiklikler aynı değildir. Değişiklilerin neler ve ne zaman olduğunu size daha iyi anlatmak için iki tablo hazırladık; ancak tablolara bakmadan önce şu önemli noktalara dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Bu tablodaki kız veya erkek çocukta olan değişimler sizde aynı yaşlarda olmayabilir. Hepimiz farklıyız. Farklı zamanlarda ve farklı hızlarda büyürüz. Bazılarınızda değişiklikler daha erken başlarken bazılarınızda daha geç başlar. Siz de arkadaşlarınızdan farklı zamanlarda gelişeceksiniz. Bu sizin onlardan daha iyi veya kötü olduğunuz anlamına gelmez. Bu her birimizin özel olduğu anlamına gelir. Bu nedenle yaptığımız tabloları bir yol gösterici olarak kabul edin.

KIZLARIN GELİŞİMİ

8-10 Yaş : Değişmeye erken başlamamışsanız ön ergenliğe bu yaşlarda girmezsiniz. Memeleriniz ve pubik (cinsel bölge çevresindeki kıllar.) kıllarınız henüz çıkmamıştır. Kızların çoğu bu yaşlarda erkeklerle özel olarak ilgilenmezler.

11-12 Yaş : Ön ergenlik başlar. Memeleriniz çıkar. Uçları belirir. Koltuk altınızda ve cinsel organınızın etrafına kıllar çıkmaya başlar. Kalçalarımız hafifçe genişler. Sesiniz biraz kalınlaşabilir ve aylık kanamalarınız başlayabilir.

13-14 Yaş : Bu yaşlarda aylık kanamalarınız düzene girer. Boyunuz eskisi kadar uzamaz. Kıllarınız çoğalır ve memeleriniz gelişimlerini sürdürür.

15-16 Yaş: Duygularınız başını alıp gider. Genç erkekler ilginizin odağı olur, bununla birlikte kendinize olan güveniniz artar.

17-18 Yaş: Artık bir genç kızsınız. Memeleriniz, kıllarınız ve kalçalarınız gelişimini tamamlamıştır. Bedensel gelişmeniz hemen hemen tamamlanmış olsa da duygusal gelişmeniz sürecektir

ERKEKLERİN GELİŞİMİ

8-10 Yaş : Penis hala küçüktür ve kıllanma yoktur. Omuzlar dardır. Beden yapısı bir kız çocuğununkiyle aynıdır.

11-12 Yaş : Testesteron hormonu etkisini göstermeye başlar. Daha hızlı büyürsünüz. Omuzlarınız ve göğsünüz genişler. Penisiniz büyümeye başlar. Sesiniz kalınlaşır ama henüz çatlamaz.

13-14 Yaş : Bu çok yoğun geçen bir iki yıldır. İlk pubik kılları, İlk ıslak rüya, sesinizin çatlaması bu yaşlarda ortaya çıkar. Bu arada da büyümeyi sürdürürsünüz.

15-16 Yaş : Sivilceler bu yaşlarda çıkmaya başlar. Cildinizin yapısı değişir. Deri altı bezi yağ üretmeye başlar. Yüzünüzde siyah nokta ve sivilceler belirir.

17-18 Yaş: Bu yaşlarda her gün olmasa da haftada iki yada üç kez tıraş olmaya başlarsınız. Kızlara olan ilginiz artık tek bir kıza yoğunlaşır. Fiziksel olarak gelişmeniz tamamlanmıştır.

Her zaman değil ama kızlar erkeklerden daha çabuk büyürler. Tablolara göz attığınızda geçirdiğiniz değişimleri anlamışsınızdır.

Önce hormonlarınızdan söz edelim. Bu dönem hormonlarınızla tanışmanın en uygun zamanı. Hormonlar iç salgı bezi denen organlarımızda üretilir. Bunlar çok önemlidir. İçsalgı bezlerimiz ve hormonlarımız olmadan büyüyemeyiz. Cinsiyetle ilgili olan hormonlarımız östrojen ve testesterondur. Östrojenin dişilik , testesteronun ise erkeklik hormonu olduğu düşünülür. Ancak her iki hormonda her iki cinsiyette görülür. Ergenlik döneminde kadınlarda östrojen , erkeklerde Testesteron daha yoğun salgılanır. Bedenimizde yalnızca bu hormonlar yoktur. Ancak çoğu fiziksel değişimimizin nedeni östrojen ve testesterondur.

GÖĞSÜM NEDEN KABARIYOR?

Ortalama 8-13 yaşlarında memeler gelişmeye başlar. Memeleriniz arkadaşlarınızdan daha erken çıkmaya başlarsa , başkalarının sizinle alay edeceğini düşünebilir, onları gizlemeye ve kambur yürümeye çalışabilirsiniz. Ancak memeler de vücudunuzun önemli ve gerekli bir parçasıdır. Onlardan utanmanızı gerektirecek bir durum yoktur.

“AYBAŞI KANAMASI” NEDİR?

Genç kızın ilk kanaması onu çok şaşırtıp etkileyebilir. Eğer hiç beklemiyorsanız ve ne olduğunu bilmiyorsanız bu sizi korkutabilir. İşte sizi bu duruma hazırlamak için biraz bilgilendirmek istiyoruz.

Adet kanaması 9-15 yaşlarında başlar. Kadın vücudunun doğal bir işlevidir. Bu nedenle toplumda yaygın olarak kullanılan “kirlenmek , hastalanmak” gibi ifadeleri kullanmak doğru değildir.

Rahminiz her ay olabilecek bir bebeğe hazırlanmak için bir kan tabakasıyla içini kalınlaştırır. Yumurtalarınızdan biri nokta kadar bir yumurta yumurtlar. Bu yumurta kendini dölleyecek spermi bekler. Döllenme olmayınca her ay bu kan tabakası ve döllenmemiş yumurta yenilerine yer açmak için dışarı kan olarak çıkar. Kanamalar arsındaki süre ortalama 21-35 gün arasında değişir. Bu oldukça normaldir. Daha sonraki dönemlerde düzene oturur. Adet görme öncesindeki birkaç aydan başlayarak vajinadan beyaz, kokusuz bir akıntı gelebilir. Adet dönemlerinde biraz huysuz ve sıkıntılı olabilirsiniz. Bunun nedeni hormon seviyesindeki değişimlerdir ve çok doğaldır.

SESİM NEDEN BÖYLE KOMİK ÇIKIYOR?

Her genç erkeğin yaşamında sesinin ona oyun oynadığı zamanlar gelir. Bu oyunlara gırtlağın ve ses tellerinin büyümesi neden olur. Bu, sesi etkiler ve çatallaşır.

13-14 yaşlarında sizin de başınıza gelebilir. Sesiniz birkaç ay iki türlü çıkabilir.;erkek sesi ve çocuk sesi. Aslında bu kısa sürede ağzınızı açtığınız zaman hangi sesin çıkacağını bilmemek size sıkıntı verecektir. Bir cümlede bile iki sesi çıkarabilirsiniz. Tüm bunlar olurken herkesin sizin bu ince kalın ses tonlarınızı dikkatle dinlediğini düşünebilirsiniz. Ama dinlemezler. Sesiniz olgunlaşınca rahatlarsınız. Artık sesinizin çatladığı günler geride kalır.

NEDEN SİVİLCELERİM VAR?

Hem kızların hem de erkeklerin sivilceleri olur. Çok tuhaftır ama sivilceler cildinize yararlı olan bir şey yüzünden çıkarlar. 13-14 yaşlarına geldiğiniz zaman hormonlarınız yağ bezleri üzerinde çok fazla etkili olurlar. Bu bezler cildinizde bulunur. Görevleri cildinizi sağlıklı , yumuşak tutmak, kurumasını engellemek için bir tür yağ üretmektir.

MASTURBASTON NEDİR?

Bireyin kendi bedenini uyararak doyum sağlamasıdır. Büyümenin sağlıklı ve doğal bir parçasıdır. Karşı cinsle çiftleşmeden cinsel boşalmanın bir yoludur.

NEDEN TÜYLENİYORUM?

 Kızlarda 11-12 , erkeklerde 13-14 yaşlarında kıllanmalar görülür. Erkeklerde ; sakal ,bıyık, koltuk altı , göğüs, genital bölge. Kızlarda ; koltuk altı ve genital bölge kıllanır. Hormonlara bağlı olarak bu değişimler görülür.

ISLAK RÜYA NEDİR?

13-14 yaşlarında başlar. Uykuda iken olur. Bedeninizin ürettiği spermler belli bir düzeye gelince dışarı çıkmalıdır. Eğer mastürbasyonla dışarı atılmazsa rüya görme yoluyla dışarı atılır. Kızlar yok denecek kadar az ıslak rüya görürler yada hiç görmezler.

 

ORTA ÖĞRETİM İÇİN UYGULANABİLECEK

CİNSEL EĞİTİM PROGRAMI ÖRNEĞİ

 

GEBELİKTEN KORUNMA YOLLARI

İnsanlığın ilk yıllarından beri gebeliği önlemek için çeşitli koruyucular kullanılmıştır. Tıp teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde bu konuda oldukça yeni gelişmeler olmuştur. Ama gebelikten koruyucu araç ve yöntemleri kullanışlılığı, işe yararlılığı her zaman doyurucu ve yeterli olmamıştır. Gebelikten korunma yöntemleri aşağıda özet olarak açıklanmıştır.

1)Çekme Yöntemi : Erkekler arasında en yaygın yöntemlerden biri olan ‘çekme’ yöntemi cinsel ilişki sırasında organzma ulaşma aşamasında, boşalmadan önce erkeğin penisini vajinadan dışarı çıkarmaktır. Göründüğü gibi kolay değildir. İlk önce, cinsel duyguların doruk noktasına geldiği, her iki tarafın da cinsel heyecana kendilerini kaptırdıkları, erkeğin biraz daha içeriye bir isteği bir anda penisi dışarıya çekip ilişkiyi sonlandırması duygusal yönden oldukça güçtür ve tarafların her ikisinin de hoşuna gitmeyen ve istenmeyen bir durumdur.

Penisi dışarı çekme yöntemi doyurucu olmadığı gibi güvenilir ve geçekçi bir yöntem değildir.

2)Takvim İzleme Yöntemi : Kadın bir aylık sürenin her gününde gebe kalma potansiyeline sahip değildir. Gebe kalma ayın bazı günlerinde olmakta, diğer günlerinde ise olmamaktadır. Takvim izleme yöntemi kadının gebe kalması olasılığı yüksek olan ayın bazı kritik günlerinde cinsel ilişkide bulunmamayı öngörür. Ayın belirlin günlerinde yumurta, yumurtalıktan çıkıp ‘Fallopian tüpünde’ lerlemeye başladığı zaman cinsel ilişkide bulunulmaz.

Takvim izleme yöntemindeki güçlük bu zamanın kesinlikle bilinmemesinden doğmaktadır. bu dönem bir sonraki adet göreceği günden on dört gün  önce olur. Ancak kadınların çoğunun adetleri bu muntazam değildir ve bazıları da ayda birden fazla yumurtlar.

3)Prezervatif: Gebelikten korunma yöntemlerinden bir diğeri ise, cinsel ilişkiye başlarken erkeğin penisini üzerine, ‘prezervatif’ adı verilen ve spermlerin rahime gitmesine engel olan ince, plastik bir kılıf geçirmesidir. Boşalma olunca spermler bu kılıfın içinde kalmakta, kullanılan prezervatif her cinsel ilişkiden sonra çıkarılıp atılmaktadır. Tamamen olmasa bile %95 emniyetli bir araç olarak kabul edilmektedir. Haplardan sonra gelen en iyi korunma aracı olduğu söylenebilir. Prezervatif diğer bütün koruyuculara karşı olan üstünlüğü cinsel hastalıklara karşı da eşleri koruyabilmesidir.

4)Yıkanma : Cinsel ilişkiden hemen sonra derhal vajinin içini antiseptik ve zarar vermeyen bir su ile yıkanmasıdır. Buna ‘lavaj’ yapmak denir. Etkili bir korunma yöntemi değildir.

5)Köpük ve Tabletler : Vajin içine konan köpük ve tabletlerdir. Bunların pek çok çeşitleri vardır ve kullanımları kolaydır. Köpük ve tabletler cinsel ilişkiden önce vajine konur ve vücut ısısı ile eriyerek dağılır, spermleri öldüren ve aynı zamanda daha içteki cinsel ve üreme organlarına yürümelerini engelleyen kimyasal bir maddeyi kapsar. Gebelikten korunmada en az etkili olan bir yöntem olduğu için de günümüzde pek tercih edilmemektedir.

6)Diyafram: Kadınlar tarafından kullanılır. Lastikten yapılmış şapka biçiminde bir küçük araçtır. Bu araç kadının rahim ağzına yerleştirilmekte ve rahim ağzını kapatarak spermlerin rahim içine girmesine engel olmaktadır. Diyaframın koruma işlemini içine özel olarak konan bir krem ya da jel yapmaktadır. Diyafram cinsel ilişkiden sonra en az sekiz saat yerinde bırakılır. Bu yöntem evlilik öncesinde genç kızlar için pek uygun olmadığı için pek kullanılmaz ya da çok azı tarafından tercih edilmektedir.

7)Spiraller: Plastikten yapılmış ‘rahim içi koruma araçları ‘ dır. Bunlar doktor tarafından yerleştirilir. İçeride aylar hatta yıllar boyu kalabilir. Bu rahim içi gebelikten korunma araçlarından bir tanesi ‘spiral’ dir. Bunlar da haplar kadar emniyetli bir yöntemdir. Ancak çocuk doğurmuş kadınlar tarafından kullanılmaya elverişli bir yöntemdir.

8)Kısırlaştırma: Doktorlar tarafından cerrahi bir yolla bireylerin çocuk yapma potansiyelinin tamamen veya tekrar dönüşlü olmak üzere ortadan kaldırılması ya da kontrol edilmesidir. Kadın ve erkek, her cins için de yapılabilmekte ve en etkili gebelikten korunma yöntemi olarak bilinmektedir.

Kısırlaştırmanın en önemli dezavantajı tekrar çocuk sahibi olmak isteyen biri için bunun artık mümkün olmamasıdır.

9)Gebeliği Kontrol Hapları: Bunların amacı kadının yumurtlamasını önlemektir. Döllenecek yumurta olmayınca gebelik olasılığı ortadan kalkmaktadır. Bu haplar yirmi bir gün süre ile kız ve kadınlar tarafından her gün bir tane alınmakta daha sonra adet görmek için belirli bir süre ara verilmektedir.

Kadınların çoğu doğum kontrol hapı kullanmakla birlikte, genç kızlar hapları daha az kullanmaktadır. Gebeliği kontrol hapları günümüzde en emniyetli korunma yöntemi olarak bilinmektedir.

Ayrıca Deri-altı Çubukları ve İğneler de gebelikten yüksek oranda koruyan cinsel korunma yollarıdır.

                     CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR

Cinsel ilişkinin doğuracağı önemli ve olası sonuçlardan biri ‘gebelik’ diğeri ise cinsel temasla geçen bazı hastalıklara yakalanmaktır. Bugün cinsel ilişkiyle geçen hastalık sayısının 20’den fazla olduğu söylenmektedir. Tıp dilinde ‘zührevi hastalıklar’ olarak sınıflandırılan bu hastalıklar çok çeşitli olmakla birlikte, en yaygın olanı Bel Soğukluğu, Frengi ve AIDS ‘tir.

CİNSEL HASTALIKLARIN ARTIŞ NEDENLERİ

Cinsel hastalıkların artışında, evlilik dışı yapılan cinsel ilişkilerde, homoseksüel cinsel ilişkiler en önemli iki faktörü oluşturmaktadır. Cinsel hastalıkların artmasının toplumsal nedenleri arasında ise, gebelikten korunma yöntemlerini sağladığı cinsel özgürlük, kentleşme ve iç göçlerin artmasıyla toplumdaki sosyal kontrolün azalması gibi nedenler bulunmaktadır.

Aşağıda cinsel ilişkiyle geçen hastalıklar arasında en önemli ve en yaygın olan birkaçı hakkında kısaca bilgiler verilmiştir.

BEL SOĞUKLUĞU :

Bel soğukluğunun ilk belirtisi idrar yapıldığı zaman penisteki yanmadır. Bu belirti, hastalıklı bir kadınla yapılan cinsel ilişkiden sonra sekiz ile on beş gün içinde görülür. Bel soğukluğuna neden olan ‘gonokok’ adlı mikroplar penisin ucundan girip idrar yolunda çoğalırlar ve ilk belirti olan yanma hissine neden olurlar. Kısa bir süre sonra,penisten belirgin, oldukça pis kokulu bir akıntı sızmaya başlar. Bu belirtileri gören erkek en kısa zamanda bir doktora görülmelidir. Böyle bir yaşantı geçiren gençler doktorun bu durumu ailelerine söylemesinden korkarlar. Ancak doktorlar hasta-doktor ilişkisinin gizliliğine genellikle saygı duyarlar. Bununla birlikte, sıkıntılı olsa bile gençlerin izlemesi gereken en doğru yol ailesine haber vermektir.

FRENGİ:

‘Sifilis’ adı verilen frengi mikrobu vücuda penis, vajina, ağız aracılığıyla girebilir, ıslak bir ortam dışında ancak üç saniye yaşayabilmektedir. Frengini ilk belirtisi pek acısı olmayan bir deri yarası ve bunu izleyen ve vücudun herhangi bir yerinde olabilen bir kızartıdır. Frengi yarasına  ‘şankr’ adı verilmektedir. Bu yara penis ya da vajina da olur. Çok ender olarak da deride bir yerde görülebilir. Hastalık çok ileri ve şiddetli döneminde vücudun çeşitli organlarına ciddi hasar verir, organların kaybına neden olabilir, bazen ölümle de sonuçlanabilir. Frengini tedavisi penisilin ile yapılır. Bir haftadan daha az bir sürede tamamlanır. Tedavi hemen hemen her zaman etkilidir.

Bel soğukluğu ve frenginin erkek ve kadındaki belirtileri genellikle aynıdır. Ancak kadınların cinsel organları biraz daha gözden saklı olduğu için belirtileri fark etmek daha zordur. Frengiye gelince, karakteristiği olan şankr çıbanları kadında da görülür. Ancak, ya vajin ya da   ağızda saklandığı için bir kadın ya da erkeğin frengili olduğunu gözlemek ve anlamak oldukça zordur.

 

AIDS:

AIDS, en yaygın olarak cinsel ilişki ve kan yolu ile bedenden çıkan, kan, süt, idrar gibi salgılar aracılığı ile bulaşan bir hatsallıktır. AIDS bakterilerden çok daha küçük HİV (Human Immunodeficieney Virüs) adı verilen bir virüs tarafından olmaktadır. Homoseksüel kişiler arasında da yaygındır. Tedavisi bugün için olanaksız hastalıklardan biridir.

AIDS basit bir hastalık değildir. Kişinin genel olarak hastalıklara karşı var olan direncini kırarak pek çok hastalığa yakalanmasına neden olmaktadır. Bu nedenle hastalığın semptomları da çeşitlidir.

Bireylerde AIDS virüsü varlığı saptandığında bu sonuç virüs taşıyan kişinin gelecekte AIDS hastası olacağını göstermez. Birey virüsü aldıktan sonra hastalık dört aşama içinde ilerlemekte ve bunlardan en sonuncu aşama AIDS adını almaktadır. Virüs alındıktan 5 ila 10 yıl içinde AIDS ortaya çıkmaktadır. Virüs alanların yaklaşık %50 AIDS hastalığına yakalanmaktadır. Gözlemsel verilere göre hastalığa yakalanan bireylerin %50’ i on sekiz ay, %80’ i ise içinde ölümle hayata veda etmektedirler.

AIDS vakası 1970’ li yıllarda görülmüş ve hızla yayılmıştır. Halen 120 olduğu bilinmektedir. Ülkemizde, az sayıda olmakla birlikte bu ülkeler arasındadır. Yoğun çalışmalara rağmen. AIDS’ in tedavisi ve bedendeki virüsü yok edecek bir yol bulunamamıştır. Bulunan bazı ilaçlar ilk üç aşamada olan virüsün gelişmesine engel olabilmektedir. Ancak AIDS’  i tedavi etmemektedir.

Günümüzde AIDS’ le mücadele AIDS virüsüne yakalanmamak şeklinde olmaktadır. Bireyler bu bulaşıcı hastalıktan korunarak ve AIDS virüsünden kaçarak önlem almaktadır. Bazı aşılar vücudun bağışıklık sistemini güçlendirmeti amaçlamaktadır. Bugün için hastalığa yakalanmamak için izlenecek en iyi yöntem riski yüksek kişilerle cinsel ilişkide bulunmaktan kaçınmak ve cinsel ilişkileri güvenli koşullarda ve önlemler alarak yapmak, olarak görünmaktedir.

AIDS’e yakalanan kişiler  hastalığın yarattığı organik kökenli problemleri yanında, büyük ruhsal sıkıntılar, korku, kaygı, kızgınlık ve yalnızlık duyguları içindedirler. Virüs kendisi için önemli bir tehdit oluşturmakta ve ölüm korkusu içinde bulunmaktadırlar.

AIDS’ li bir kişi ile psikolojik danışma yaparken iki noktayı vurgulamakta yayar vardır. Bunlardan birincisi, AIDS virüsü taşıyan birisinin AIDS olacağı kesin değildir. Virüs almış kişilerin en az, üçte birinin gelecek altı ile sekiz yıl içerisinde AIDS olmaması olasılığı bulunduğu vurgulanmamalı, yaşama gücü ve cesareti verilmelidir. İkincisi ise, virüs olduğu saptanan kişi bunu, cinsel veya homoseksüel ilişkiler, aşı iğnesi paylaşma,kan verme gibi yollarla virüsün başkasına  da geçmesine neden olabilmektedir. AIDS olan kişi bu konularda bilgilendirilmeli ve bunlardan sakınması gerektiği vurgulanmalıdır.

 

ANNE-BABA VE CİNSEL EĞİTİM

(BU  RAPORU, AİLE İLE BİREBİR İLETİŞİM HALİNDE YADA ONLAR İÇİN HAZIRLANMIŞ BİR KİTAPÇIK OLARAK HAZIRLANDIĞINI DÜŞÜNEREK HAZIRLADIM.)

CİNSELLİĞİ ÇOCUKLARIMIZLA NE KADAR KONUŞUYORUZ:

Bu sorunun yanıtını her anne-baba kendi içinde verirken, yanıtların çoğunun “Çok az” yada “Hiç” olduğunu biliyoruz.

Ne yazık ki, çocuklarımızla cinselliği hemen hemen hiç konuşamıyoruz…Konuşmuyoruz ! Belki önemsemiyoruz…Belki utanıyoruz…Belki ne konuşacağımızı bilmiyoruz…Belki de, bunların hepsi.

Eğer çocuk, kendi cinsiyetiyle ilgili sorular sormaya başladıysa, bu konuda öğrenmek ve bilmek istediği konular vardır demektir. Burada anne-babanın yapması gereken zor ve imkanız değildir. Yapılacak olan, çocuğun yaşına uygun anlayabileceği şekilde, açık, kısa ve net cevaplar vermektir.

Peki biz anne-babalar, ocuklarımızın cinsellikle ilgili sorularına cevap vermekten neden kaçarız ? Nedeni çok basit ön yargı !!

Bu ön yargının oluşma sebebi de çocuğun cinsel eğitimi ve gelişimi hakkında bilgi sahibi olmamak ve ön yargı ile yaklaşmak.

Aslında yapılması gereken şey çok basit. Bir zamanlar bizimde geçirdiğimiz cinsel gelişim hakkında bilgi sahibi olup çocuğa vermektir.

Çocuklar büyüdükleri süreç içerisinde anne-babasına bir çok soru sormakta., her şeyi merak etmektedir. Ve bu soruların yanıtını Çocuğumuza vermeye çalışırız. (Hava neden gece karanlık olur …gibi.) Ama cinsellikle ilgili  bir soru sorduklarında ise bu sorulardan kaçarız. Aslında kaçmanın hiçbir anlamı yoktur. Hatta  çocuğun  daha çok merak etmesine neden oluruz. Çünkü çocuk sordu sorunun yanıtını alamamıştır. Çocuklar sorularına güzel ve açıklayıcı bir cevap aldıklarında rahatlarlar ve bu konuyla meşgul olmaktan kurtulurlar. Çocuk biraz daha büyüyünce daha ayrıntılı sorularla yine karşımızda olacaktır.

Bunları öğrenmek çocuğun en doğal hakkıdır, öğretmekte biz anne-babaların en temel görevidir.

Bazı aileler, çocuklarının cinsellikle ve cinsiyetle ilgili sorularına “Onlar ayıp şeyler, çocuklar böyle şey düşünmemeli” şeklinde yanıt verirler. Eğer çocuk susuyorsa, zihnindeki soru kaybolduğu için değil, terslenip-azarlandığı içindir. Bir süre sonra çocuk bu tür konuların anne-babayla konuşulmasının “Ayıp” olduğunu düşünerek yanıtlarını başka yerde arayacaktır. Burada aile çocuğu yanlış bir yöne yöneltmiş, temel bir sorumluluğunu yerine getirmemiştir.

Bazı ailelerde, çocuklarından hiçbir zaman cinsellikle ilgili ne bir soru, nede bir konuşmanın olmadığını söylerler. Sanki bu soruları soran çocukları anormalmiş gibi görürler. Burada çocuk bu soruları bilmediğinden değil, ailesiyle iletişim kurmaktan çekindiği için bu konulardan bahsetmez. Ailenin katı bir otoritesinin olması, sıcak ilişkilerin olmaması, çocuğun korkması ve bunu davranışlarında yansıtmasında söz konusudur.

 

ÇOCUKLARIMIZLA CİNSELLİĞİ KONUŞAMADIĞIMIZDA:

  • Çocuklar bir-iki sorudan sonra, yanıt alamayınca bir daha sormazlar. Soru sormaktan vazgeçerler.
  • Cinselliğin, anne-babasıyla konuşulmasının ayıp c-ve yanlış olduğunu düşünürler.
  • Merak ettikleri konuları arkadaşlarıyla konuşurlar.
  • Bir süre sonra kendi öğrendiklerini ve bildiklerini bize de anlatmazlar.
  • Yalan yanlış bilgiler edinirler.
  • Bizlerle bu konuda hiçbir şey paylaşmazlar.
  • İleride, herhangi bir sorunla karşılaştıklarında ise, bizden korkarlar, saklarlar ve hatalı çözümlere girişirler.

Zamanla çocuk bu düzene alışır. Böylece anne-babada kendince kurtulmuş olur. Çocuk ve genç insan sorularının yanıtlarını, kendince geliştirdiği yollarda ararken, bir sorunla karşılaşıldığında anne-baba da “Nerede hata yaptık ?” diye kara kara düşünür.

Toplumumuzda bir çok kişi için cinsellik hala tabudur. Konuşulması yasak ve ayıptır. ÇOCUK YALNIZDIR…

ÇOCUĞUN CİNSELLİĞİNİ FARK ETMESİ

Çocuk 3 yaşında, kendi bedenini fark etmeye başlar. Ayna karşısına geçer, soyunur, kendini seyretmeye başlar. Anne-babanın vücutlarının neden farklı olduğunu anlamaya çalışır, onların vücutlarını merak eder.

Arkadaş edinmeye başladıkları, kardeşlerinin olmaya başladığı yıllarda “Neden onun pipisi yok” yada “Onun pipisi niye benimkine benzemiyor”…şeklinde sorular gelir. Yada “Anne neden senin memelerin varda babamın yok” diye sorular sorabilirler.

Bunlar sadece vücudu tanımaya yönelik sorulardır. Karşı cinsinde olduğunu fark etmiştir. Anne-baba panik olmamalıdır. Çocuğu terslemeden, yumuşak bir ses tonuyla ve içtenlikle; iki farklı cinsiyette insan olduğu, bunların kızlar ve erkekler olduğu, vücutlarındaki bazı organların farklı olduğu,kız ve erkeklerin vücut içinde bulunan ancak gözle görülemeyen, laboratuvarda görülebilen sıvıların dolayı olduğu anlatılmalıdır. Bu cevap çocuk için  tatmin edici olacaktır. Taki, aklına bir başka soru gelene kadar.

Çocuğun kendi cinsiyetiyle ilgili sorularının yanıtsız bırakılması, onun cinsiyetini fark etmesini yadsımak olur. Çocukların cinsel kimliklerini kazanabilmeleri için önce cinsiyetlerini fark etmeleri gerekir. Fark ettikleri şey hakkında soru sorarlar.

Çocukların belki de en çok sorduğu soru bebek nasıl olur. Çocuklara artık leylek masalı anlatmak işe yaramıyor. Çünkü gerek televizyon, gerek yazılı basın yada arkadaşları aracılığıyla bu konuda eksik ve yanlış bilgi sahibi oluyorlar.

Bu olanlar karşısında yapılacak şey çok basittir. Çocuğa çocuğun anlayacağı bir dil ile bebeğin nasıl olduğu anlatılır. Örneğin şu şekilde anlatabiliriz.; anne-baba birbirini gerçekten çok sever ve aşık olurlar, evlenirler ve evde artık ikisinin olmasından sıkılırlar, çocuklarının olmasını isterler. Ve hani daha önce anlattığımız kız ve erkeklerin farklı olan organları birleşir. Ve bu birleşmeyle anne hamile olur. Bebek olmuştur ve annenin karnındadır. Çünkü babanın vücudu bebeği taşımaya uygun değildir. Bebek anne karnında yavaş yavaş büyümeye başlar ve yeteri kadar büyüyünce annenin vücudu bebeği taşıyamaz olur, bebekte anne karnından çıkmak ister. İşte bebeğin anne karnından çıkıp bizim gibi dünyada yaşaması, evimize gelmesi doğumdur. Biz bu şekilde anlatırsak çocuğun merakını gidermiş oluruz.

Çocuğun yaşı büyüdükçe verilen bilginin içeriği de daha ayrıntılı olmalıdır.

 

CİNSEL KİMLİK

Çocuk kendi cinsiyetini fark ettikten ve bu konudaki sorularına yanıt bulduktan sonra, cinsiyet kimliğine ulaşır, cinsel kimliğinin getirdiği sorumlulukları taşımak ister.

O güne kadar kışın soğuk havalarda okula giderken annesinin külotlu çorap giydirmesine ses çıkartmayan erkek çocuk, cinsel kimliğini fark ettikten sonra, bir daha asla külotlu çorap giymek istemez. “”Ben kızlar gibi külotlu çorap giymem.” Diyerek direnç gösterir.

Burada anne çocukla zıtlaşmak yerine ona saygı duyarak, pantolonunun altına eşofmanını giydirmesi bir çözümdür.

Aynı şekilde kız çocukları için saçlarının uzunluğu bir gurur kaynağıyken, anneleri onların iyiliği için onları ağlata  ağlata saçlarını kısacık kestirirler.

Bu davranışlar dış görünüş ve kıyafet seçiminde oldukça belirgindir. Çocuklarımızla empati kurduğumuzda kısaca kendimizi onların yerine koyduğumuzda onları anlamak çok daha kolay olacaktır. Bir düşünün o yaşlarda sizler nasıldınız ne tepkiler  veriyordunuz yada neler düşünüp, nelere üzülüyordunuz.

ŞİMDİ ÇOCUKLARI KISACA YAŞ GRUPLARI

AÇISINDAN KISACA TANIYALIM

FALLİK DÖNEM …4-6  YAŞ

Çocuk 4 yaşına gelene kadar cinsiyetle ilgili kavramları zihninde pek oluşturmamıştır. Bu yüzden de anne-babasına garip gelecek sorular sorar.

4 yaşına elmiş bir çocuk artık “Kız” yada “Erkek” olduğunu bilir. Kendi vücudunu inceler. Fırsat buldukça karşı cinsin bedenini büyük bir merakla inceler. Bu dönemde çocuklar anne-babalarının vücutlarını örmek isterler, soyunurken yanlarında bulunmak, beraber yıkanmak isterler. Bu durumda anne-babanın yaptığı davranış konuyu değiştirerek çocuğun bu isteğini geri çevirmektir. Aslında belirli ölçülerde buna izin verilmelidir, mesela çocuk banyo yapmak istiyorsa annesi şortunu giyerek banyo yaptırabilir yada üstünü değiştirirken kapıyı aralık bırakarak kendisini görmesine izin verebilir, çocuk bir süre sonra merakını giderir ve bu davranışlardan vazgeçer. Çünkü çocuk bir cinsel istek içinde değildir, merak ve tanıma içindedir. B u davranışlar sergilenirken  çocuğa azarlayıcı, olumsuz yanıtlar verilmemelidir. Çünkü o sizin çocuğunuzdur.

4 yaşına gelmiş bir erkek çocuk cinsiyetinden çok memnundur. Artık o (kendine göre) güçlü bir erkektir. Çevrenin ona yüklediği sıfatlar vardır; aslanım, koçum, erkek oğlum…gibi.

Küçük kız çocuğunun durumu biraz daha farklıdır. İlk olarak erkeğe benzemek isterler. Kız çocuğunun gözünde erkeğe verilen kuvvetli ve cesaretli sıfatına karşılık, kendisine verilen usluluk ve yumuşaklıktan daha değerlidir. Ama kısa süre sonra küçük kızların, erkeklere özenmeleri yok olur.

Bu dönemde çocuk ve anne-baba arasında problemlerde yaşanır. Bu durum karşısında ailenin sakin ve yapıcı olması gerekir. Anne-baba bu çocuk beni sevmiyor, sanki bana düşman gibi sözleri çocuğun yanında söylememeli, çocuğun içinde bulunduğu durumu bilmeyerek onu cezalandırmak, çocuğun anne-babasıyla olan özdeşimini geciktirir ve fallik dönemi zor geçirmesine neden olur. Bunun için çocukla anlaşma iletişim yolunu seçmeleri en uygun olanıdır.

Bu dönemde bazı anne-babalar çocuklarının yanında el ele tutuşmaktan, birbirlerine sarılmaktan kaçınırlar. Oysa bu durum son derece yanlıştır. Çocuk anne-babasının birbirini sevdiklerini görmeli ve bu sevginin yanında kendi sevgisinin de yer aldığını anlamalı, bilmelidir.

LATENT DÖNEM     6-13 YAŞLAR

Bu dönem anne-babalar içinde, çocuk içinde zor bir dönemdir. Ancak zorluğu şu açıdandır:

Çocuk ne tam çocuk nede tam gençtir. Kızlar cinsel meraklarını gizlerken, erkekler ise bunu dışa vururlar. Bu yaşlarda erkek çocuklardan bol bol  şikayet gelir ve aileleri rahatsız olur. Okuldan, kız arkadaşlardan, komşudan şikayetler…

Burada izlenecek en iyi yol çocuğun üstüne fazla gitmemek,ayıplamamak ve arkadaşlarının yanında küçük düşürmemek ve onunla iletişim kurmaya çalışmaktır. Yoksa çocuk size karşı tepki alır ve öfke besler. Çocuk çok hassas bir dönemdedir. Arkadaşlarının gözündeki yeri belki de onun için herşeyden önemlidir. Örnek aldığı, yarıştığı, kendine ortak bildiği insanlar onun arkadaşlarıdır. Belki gözlemlemişinizdir; bu dönemde arkadaşlara verilen önem aileye verilenden daha fazladır. Ama bu geçici ve normal bir durum olacaktır.

Çocuğunuzun sizinle bilmediklerini paylaşmasına izin verin. Onlara kendi  geçmiş yaşantılarınızdan örnek veriniz. Sanki bir arkadaşınıza anlatıyormuş gibi, iletişim kurmaya, onun size açılmasını sağlayın. Sakın kırıcı olmayın, çünkü sizden alacağı ters bir tepki bütün güvenini sarsabilir. Çocuk farklı bir büyümeye (psikolojik ve fiziksel) girmiştir. Anne-babalar çocuklarının fiziksel gelişimiyle ilgili , çocuklarını ufak ufak bilgi vermelidir. Anneler kızlarıyla, babalar oğullarıyla onların cinsel gelişimleri hakkında konuşmaktan çekinmemelidir. Anne ve babalar bu dönemleri yaşamı ve tecrübe edinmişlerdir. Bu gelişimin doğal ve normal olduğu anlatılmalıdır. Vücutlarında oluşacak değişmeleri çocuğa anlatmak her anne-babanın görevidir.

 

GENÇ İNSAN VE CİNSELLİK

Anne-babalarından, cinsel gelişimleri ile ilgili bilgi alabilmiş gençlerin oranı toplumumuzda çok azdır. Anne-babalar genç çocuklarıyla her şeyi konuşmaya hazırdırlar ancak konu cinselliğe sorulara gelince işler değişir.

Genç insanın zihnindeki sorular yaşının büyümesiyle birlikte çoğalır. Aile ile iletişim problemi yaşamayan çocuk artık farklı davranışlar içerisindedir. Bizimle anlaşamıyor, bir şeyleri paylaşamıyordur. Aile çocuğa karşı anlayışlı ve iyimser olursa çocuk  bu dönemi daha az sorunla atlatır. Unutmayın bu dönemi yaşayan sadece sizin çocuğunuz değildir. Bu evrelerden tüm insanlar, bizde dahil herkes geçmiştir ve geçecektir.

Eğer bizden istediği tepkiyi , sorduğu sorulara cevabı alamazsa, bu soruların cevaplarını başka yerlerde arayacaktır. Anne-baba çocuğunu okutmakla, sosyalleşmesini sağlamakla, yeteneklerinin ortaya çıkmasına yardımcı olmakla çocuğunun eğitimini vermiş sayılmaz. Çocuğun cinsel eğitimi de bir o kadar sorumluluk ister.

GENÇ İNSAN SORULARININ CEVAPLARINI NEREDEN ÖĞRENİYOR

Bu sorunun yanıtı keşke aile olsaydı. Umarım bu cevabı ilerde gençlerimiz ailemden aldım der. Bu şekilde gençlerin hata yapmaları bir şekilde önlenebilir. Genç insan sorularının yanıtlarını , yine kendi konumunda olan başka gençlerden öğreniyor. Yalan yanlış, belki de doğru…

Bu gün bir çok genç karşı cinsten birine aşık olduğunu yada ondan hoşlandığını ailesine söyleyemiyor. Bu davranışlar kızlarda daha belirgin, daha ilerisinde ise birbirini izleyen tatsız olaylar gerçekleşiyor. Ya evden kaçmalar yada intiharlar…

Toplumda yasaklarla yaşamaya çalışan ve bu yasakları yaşıtlarından öğrenmeye çalışan bir çok genç… Çünkü YASAK VE GİZLİ OLAN DAİMA MERAK UYANDIRIR. Hele bu yasaklar genç bir insana konulmuşsa. Bu demek değil ki her şey serbest olsun, her genç aklına eseni yapsın. Ama genç insanla konuşulsun, duyguları anlaşılmaya çalışılsın.

Kendinizi düşünün bir an siz bu bilgileri nereden öğrendiniz ? Ve sizde sonuçta cinsellikle olan bilgileri biliyorsunuz. Bildiğiniz ve yaşanması kaçınılmaz olan bu duyguları, evreleri çocuğunuzla arkadaş gibi paylaşın. Çocuğun düşüncelerini söylemesine imkan verin, onu dinlenleyin. İlgi ve meraklarını anlayın, doğru olanları anlatıp, paylaşın.

Aksi halde genç doğruyu tam olarak öğrenebilir, nede içine düştüğü yanlışı ailesine söyleyebilir.

Bir çevrenize bakın, ne kadar çok yanlış eğitimden yada eğitimsizlikten dolayı doğan bebek var. Bu çocukların bir şeylerin eksikliğinden dolayı, büyük hatalardan sonra dünyaya geldiğini unutmayın ve bütün bu olanlara çare bulayan, kimseyle paylaşamayan ve intihar ederek ölen genç anneler oluyor

Bu yaşantıların bizim evlatlarımızın başına gelmesini istemeyiz. Bunu önlemekte birbirimizi anlayarak,sevgi ve saygı göstererek olur. Çocukların eğitiminden, geleceklerinin hazırlanmasından biz anne-babalar ve eğitimciler sorumluyuz.

ANNE-BABALAR NİYE BÖYLE DAVRANIR ?

Bu sorunun yanıtı o kadar açık ve basit ki; Çünkü anne-babalarda cinsel eğitim almamışlardır. Onlarda kendi anne-babalarından aynı yaklaşımı görmüşlerdir. Hatta bazı eşler bile cinselliği yaşadıkları halde konuşmazlar. Peki çocuklarıyla nasıl konuşacaklar. Onlara göre cinselliği nerede olursa olsun konuşmak yasak ve ayıptır.

Bunların aşılması için her türlü eğitim gibi cinsel eğitiminde ailede başlaması gerekli. Çocukların yaşları ne olursa olsun, onların cinsellikle ilgili sorularını, yaşlarına uygun ama gerçekçi olarak açıklamalıyız. Küçük yaşta bu eğitim verilmeye başlamalı ki ilerde de kademeli olarak artarak gitsin ve istenmeyen olaylarla karşılaşılmasın.

Anne-babalar artık bu utangaç, korkak ve bilgisizlikten doğan davranışlarını değiştirmelidir. Kendi ailemizden almış olduğumuz cinsel eğitimsizliği kabul etmeliyiz. Yanlışları sorgulamalıyız, doğruları düşünmeliyiz. Cinselliği bizim doğal bir parçamız olarak kabul etmeliyiz, çocuklarımıza bu gerçeği benimsetmeliyiz. Yasak ve gizliden yana değil gerçeklerden yana olmalıyız.

Bu konudaki en iyi reçete; Edindiğiniz bilgileri, sağ duyunuzu, kendinize ve çocuğunuza duyduğunuz güveni onunla sağlıklı bir iletişim kurarak paylaşmaktır. Bu konuda biz rehber öğretmenler her zaman yanınızdayız.

Unutmayın çocuklarımız ve gençlerimiz bizim en değerli varlığımız ve geleceğimizdir.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :