- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Bireylerin İletişim Sorunları ve İletişim Becerilerinin Geliştirilmesi

Bireylerin İletişim Sorunları ve İletişim Becerilerinin Geliştirilmesi sitemize 24 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 1 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

BİREYLERİN İLETİŞİM SORUNLARI VE İLETİŞİM BECERİLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ

İletişim insanoğlu için çok önemli bir kavramdır. Toplumsal yaşamda bireyler her şey için iletişim kurmak zorundadır. Adres sorma, ekmek almak, evlenme teklif etmek vs. Peki nedir iletişim?

İletişim: İki birim arasında birbiriyle ilişkili bilgi alışverişidir.

Bu tanımda bazı kavramları açıklama gereği duyuyorum.

  1. Birim: Birbiriyle karşılıklı mesaj alışverişi yapan insan, hayvan ya da makinenin her birine “iletişim birimi” denir.
  2. Birbiriyle ilişkili olma: Alınan ve verilen mesajların birbiriyle ilişkili olması.
  3. Mesaj: İnsanların karşılıklı konuşurken birbirine söyledikleri sözler. Sözlü mesajların yanında sözsüz mesajlar da vardır.
  4. Alışveriş: İki yönlü bir süreçtir. Mesajın sadece alınışı ya da sadece verilişi iletişimi oluşturmaz.

İletişim niçin önemlidir?

İnsanlar içerik ne olursa olsun var olan bir sorunu çözmek için birbirleri ile düşünce alışverişinde bulunmalı yani iletişim kurmalıdır.

Uygarca konuşma ve tartışma becerisinin olmadığı bir iletişim sürecinde var olan bir sorun çözülmek yerine kısa sürede sürtüşme ve çatışmaya dönüşebilir.

Ayrıca iletişim kişiler arasındaki sorunların çözümüne katkıda bulunduğu kadar toplum sorunlarının ve kurumlar arasındaki sorunların çözümüne de katkıda bulunabilir.

 

TEMEL VARSAYIMLAR

İletişimde bazı temel varsayımlar vardır. Bunlar:

  1. a) İletişim kurmamak olanaksızdır: Bu varsayım davranışın karşıtının bulunmadığı başka bir ifadeyle hiçbir şey yapmamanın dahi davranış olduğunu ifade eder. Hareket etmek ya da bir şey söylemek kadar hareket etmemek ve susmakta da bir davranıştır.

Yani aynı sosyal ortamda birbirlerini algılayan kişilerin iletişim kurmamaları olanaksızdır ve sürekli bir iletişim halindedirler.

  1. b) İletişimin ilişki ve içerik düzeyleri vardır: Her iletişim faaliyetinin bir ilişki bir de içerik düzeyi vardır. İlişki düzeyi içerik düzeyine anlam verir. Yani içerik –verilmek istenen mesaj- aynı olsa da kurulan cümlelerdeki ilişki düzeyi –ast üst ilişkisi- içeriğe anlam verir.

Örneğin:

Sen eve gidecek misin?                   Konuşan kişi diğer kişiyle kendini eşit ya da  ondan üstün görür.

Siz eve gidecek misiniz?                   Konuşan kişi diğer kişiyle eşit ama resmi bir ilişki içerisindedir ya da güçsüzdür.

Eve gitmeyi düşünüyor musunuz?  Konuşan kişi diğer kişinin karar verme özgürlüğüne saygılı fakat diğer kişi konuşan kişiden üstün.

  1. c) Mesaj alışverişindeki dizisel yapı, anlam oluşturur: Bu varsayım ilişki türünün mesajların oluşturduğu sıraya göre değişebileceğini ifade eder. Bir mesajın hangi mesajda önce ya da sonra geldiği o mesajın anlamını etkiler.

Örneğin öğretmen; Para aldığı için mi öğretir öğrettiği için mi para alır?

Burada para alma ve öğretme mesajlarındaki sıralama iletilmek istenen mesajı etkiler. Bu iki insanın davranışları arasında fark yoktur sadece davranışları farklı sıra içinde gördüğümüzden farklı anlamlar çıkartırız. Toplum tarafından öğrettiği için para alan öğretmen daha üstün tutulur.

d )Mesajlar iki tiptir: Bu varsayım sözlü ve sözsüz olmak üzere iki tip mesaj olduğunu ifade eder.

            Söz ister yazılı isterse konuşulsun karışık bir gramer yapısına sahiptir. Mantıksal analizlere izin verir. Düşünsel mesajları iletir.

            Yüz ifadesi, duruş gibi sözsüz mesajların mantıksal analizi yoktur, duygusal mesajları iletir.

            Sözlü iletişim akıl mantık ve düşünceyi sözsüz iletişim ise duyguları ve ilişkileri etkili ifade etme aracıdır.

  1. Eşit ve eşit olmayan ilişkiler: Kişiler birbirlerini denk görürlerse eşit

ilişki içerisinde iletişim sürdürürler. Yani “ben zekiyim, konuştuğum da zeki” gibi. Kişiler birbirlerini denk görmüyorlarsa eşit olmayan bir ilişki içerisinde iletişimi sürdürürler “ben zekiyim konuştuğum ahmak” gibi.

İLETİŞİM TÜRLERİ

İletişimin birçok sınıflaması vardır. Fakat burada en çok kullanılan sınıflamalardan birisini inceleyeceğiz. Bu sınıflama iletişim türlerini dörde ayırır.

  • Kişi içi iletişim: Bir insanın düşünmesi, duygulanması, kişisel ihtiyaçlarının farkına varması, iç gözlem yaparak kendi içinden mesaj alması ya da kendine sorular sorarak bunlara cevaplar üretmesi süreci kişi içi iletişimdir.

İnsanın çevresiyle kuracağı iletişim kendi içerisinde başlar. Kişiler arası iletişim sürecindeki bir insan kısa sürelerle hem alıcı hem verici durumundadır

  • Kişiler arası iletişim: Genel bir tanımıyla iki birimini de insanların oluşturduğu iletişim sürecine “kişiler arası iletişim” denir. Karşımızdaki kişinin söylediklerinden, yüz ifadesinden duruşundan nasıl bir tepkide bulunduğu anlaşılır.

Tubbs ve Moss ( 1974 ) bir iletişimin “kişiler arası iletişim” sayılabilmesi için şu 3 ölçütün gerekli olduğunu belirtmişlerdir:

  1. Kişilerarası iletişime katılanlar, belli bir yakınlık içinde yüz-yüze olmalıdır;
  2. Katılımcılar arasında tek yönlü değil karşılıklı mesaj alışverişli olmalıdır.
  3. Söz konusu mesajlar sözlü ve sözsüz nitelikte olmalıdır; Bu iki tür mesaj dışındaki mesajların kullanıldığı iletişimler kişiler arası iletişim sayılmaz.

SÖZSÜZ İLETİŞİM

İnsanların konuşmadan yüz, beden, duruş, göz teması vs. ile verdikleri mesajlardır. Sözsüz iletişimi 4 alt başlıkta inceleyebiliriz:

  1. Yüz ve beden: Yüzümüzdeki ifade, el ve vücut hareketlerimiz, vücudumuzun duruşu, göz temasımız “yüz ve beden” kullanılarak kurulan bir iletişimdir. Örneğin hoşlanmadığımız bir olay karşısında yüzümüzü ekşitiriz ya da hiç konuşmadan karşımızdaki insana kolumuzu kaldırıp gel veya git mesajını iletebiliriz.
  2. Bedensel temas: Farklı bedensel temaslar kurarak karşımızdaki kişiye çeşitli mesajlar veririz. Örneğin el öperek karşımızdaki kişiye sen üstünsün sana saygılıyım mesajını iletebiliriz. Veya bir kişinin sırtını sıvazlayarak ona sana güveniyorum sen dostumsun mesajını iletebiliriz.
  3. Mekan kullanımı: İnsanlar kendi çevrelerinde oluşturdukları boş mekanlar sayesinde iletişim kurarlar. İnsanlara olan uzaklığımızı ayarlayarak yani yakın ya da uzak durarak bir takım mesajlar iletiriz. Örneğin tanımadığınız bir kişi aniden size yaklaşarak çok yakın bir mesafeye gelerek bir soru sorduğunda geri çekilme ihtiyacı duyarız. Böylece ona seni tanımıyorum veya sana güvenmiyorum mesajı iletebiliriz.
  4. Araçlar: Rozetler, takılar takarak belli kıyafetler giyerek karşımızdakine mesajlar iletiriz. Örneğin bir kişi futbol maçı izlemeye giderken taraftarı olduğu takımın formasını giyerek hangi tarafta olduğu mesajını iletebilir. Ya da alyans takan biri evliyim mesajı verebilir.
  • Örgüt-içi iletişim: Öncelikle örgütü tanımlayalım: İş ve işlev bölümü yaparak bir otorite hiyerarşisi içinde ortak bir amacı gerçekleştirmek için bir araya gelmiş insanların faaliyetlerinin koordinasyonudur.

Bu tanımdan yola çıkarak örgüt içi iletişimi bir iş yerinde, dernekte işçi ve işveren yani ast- üst ilişkisi içerisinde iletişim kurulması şeklinde tanımlayabiliriz. Örneğin patronun işçisine emir vermesi diyebiliriz.

 4)     Kitle iletişimi: Bir takım sembollerin bir takım hedefler tarafından üretilmesi, geniş insan topluluklarına iletilmesi ve bu insanlar tarafından yorumlanması sürecine “kitle iletişimi” adı verilir. Örneğin tartışma programları, gazeteler ve dergiler.

Ülkemizde son yıllarda yapılan araştırmalarda ailede, okulda ve iş yaşamındaki iletişim sorunlarıyla sıkça karşılaşılmaktadır.Baymur ve Yeşilyaprak’ ın, yaptıkları araştırmalarda lise ve üniversite öğrencilerinin iletişim yetenekleriyle ilgili sorunların fazla olduğu görülmektedir. Bu sorunlardan bazıları; topluluk içinde konuşamamak, karşı cinsle arkadaşlık etmekten çekinmek, ana-baba ile sorunlarını tartışamamak… gibi.

İLETİŞİM BECERİSİ YETERSİZLİĞİNİN BAZI NEDENLERİ:

Ülkemizde yapılan araştırmalarda iletişim becerisi yetersizliğinin nedenleri genel olarak:

1)  Ailenin ve çevrenin çocuktan beklentileri

2)  Kuşak çatışması ve kuşaklar arası anlayış farkı

3)  Savunucu iletişimdir

1)  Ailenin ve çevrenin çocuktan beklentileri

  1. a) Çocuğun yaşına ve gelişim çağına uygun olmayan beklentiler
  2. b) Beklentilerin gerçekleşmesi için uygulanan şiddet ve baskı sonucu yetişkinler arası iletişim bozukluğu ortaya çıkmaktadır.

2)  Kuşak çatışması ve kuşaklar arası farklılıklar

Toplumumuzdaki iletişim sorunlarından bir bölümü de kuşak çatışması ve kuşaklar arası anlayış farkının büyük boyutlara ulaşmasından kaynaklanmaktadır. Ülkemizdeki genç kuşak, düşüncelerine saygı duyulmasını, düşüncelerini anlatma, tartışma fırsatının kendilerine tanınmasını, toplumun kültür faaliyetlerine katılabilmeyi, sorunlarıyla ilgilenmeyi, toplumdan soyutlanmamayı, kendi toplumuna yabancılaşmamayı ve sorunlarına sahip çıkmayı istemektedir.

Köknel (1986), kuşak çatışmasının temel nedenini genç ve yetişkin kuşak arasındaki, karşılıklı olarak gönderilen çözülüp anlaşılamamasından yani iletişim kopukluğundan kaynaklandığını vurgulamaktadır. Köknel, ailenin ve çevrenin gençle kurup sürdürdüğü iletişimde ve verilen iletilerde çelişmelerin olduğunu ortaya koyarak bunu şöyle açıklamaktadır. Aile bir yandan gence, “büyüdüğünü”, “kendi başına karar vermesinin, sorumluluk yüklenmesinin gerekli olduğunu” anlatır, öte yandan “aklın ermez”, “sen daha çocuksun” denilerek tüm davranışları kısıtlanır. Bu çelişkiler gence de yansımakta ve onda da çelişkiler oluşturmaktadır. Genç istediği zaman kendini “koca adam” olarak görmekte, bütün sorunlarını çözecek güçte olduğunu sanmaktadır. İstemediği durumlarda “ben daha çocuğum” aklım ermez düşüncesinden hareketle sorumluluktan kaçmaktadır.

 

3) Savunucu iletişim

Kasatura’ ya (1991) göre; iki insanın birbirini anlamasını engelleyen en önemli etkenlerden biri de, savunucu iletişimdir. Bu süreç bireyin, benlik bilincini koruma ihtiyacından çıkmıştır. Bireyin kendini savunma özelliği arttıkça iletişimdeki verimin düştüğünü, savunma azaldıkça iletinin anlamına ve yapısına daha çok dikkat edildiği gözlenmiştir.

Bireylerin etkili iletişim kurabilmeleri için öncelikle güven ortamının oluşturulmasının gerekli olduğu ifade edilmiştir. Başarılı iletişim kuran yetişkinlerin kişilik özelliği incelendiğinde kendilerine güven duyan, duygusal ve düşünsel yönden olgunlaşmış kişiler olduğu gözlenmektedir.

Başarılı bir iletişimde;       – Empati

         – Saydamlık

                                                       – Etkin dinleme

       – Kabulkârlık özelliklerinin bulunması gerektiği

  söylenebilir.

Empati; karşımızdaki insanın duygularını anlama ve anladığımızı ifade etme yeteneğine denir. Saydamlık; bir insanın rol yapmaması, içi ile dışının bir olması anlamına gelir. Etkin dinleme ise; karşısındaki bireyin söylediklerini de çözerek, onun dünyasına girebildiğini ve anlaşıldığının karşıya iletilmesini anlatır.

İLETİŞİM BECERİLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ

İletişim becerilerinin geliştirilmesi amacıyla ATILGANLIK EĞİTİMİ YÖNTEMİ geliştirilmiştir. Atılganlık eğitimi yöntemi danışanın o davranışı kaygılanmadan yapabilmesini uygulama sırasında kendine güvenin artacağını, danışanın kendi durumunun kötüye gitmeyeceğini öğrenmesini sağlar.

Bu tür bir eğitimle çok çekingen ve saldırgan davranışları yüzünden bireyler arası sorunları bulunan kişilere yardım edilebileceği söylenmiştir.

İLETİŞİMİ ENGELLEYEN FAKTÖRLER

“İnsanların çoğu duvar, çok azı da köprü kurarlar.” D. PİRE

Çevremizi düşünelim…kendimizi…

Bir sorunumuz olduğunda: Aklımıza ilk kim geliyor? Kiminle konuşmaya, dertleşmeye istek duyuyoruz? Neden o, başkası değil? Bu kişiyi iyi bir dinleyici yapan hangi özellikleridir?

Ya da tam tersini düşünelim… Sorunumuz olduğunda kesinlikle anlatmayı aklımızdan bile geçirmediğimiz kişileri…

Neden anlamazlar? Bizi anlamadıklarını nasıl anlıyoruz?

Anne babalar yada öğretmenler genelde gençlerle iletişim kurduklarını sanırlar. Ancak; gençler konuşurken ikaz, önerilerde bulunma, hatırlatma, yargılama gibi pek çok genç kendini duyulmamış, anlaşılmamış ve kendisiyle ilgilenilmemiş hissederek iletişimi keser.

Bu ve buna benzer birçok neden vardır. Bunlar:

1) Öğüt Vermek, Çözüm Getirmek, Yönlendirmek;

– Şöyle yapma, böyle yap…

– Bunu böyle yapma da şöyle yap.

– Üzüleceğine otur da ders çalış.

Gibi cümleler, konuşan kişide direnç, isyan yaratabilir, konuşan kişiyi savunmaya iletebilir. Genellikle öğüt, ahlak dersi vermek, direk önerilerde bulunmak, size sorununu açan kişide baskı veya suçluluk duyguları uyandırarak, iletişimin kesilmesine veya yön değiştirmesine neden olabilir.

2) Yargılamak, Eleştirmek, Ad Takmak;

– Sen zaten hep kolaya kaçarsın.

– Çocuk gibi davranıyorsun.

– Geri zekalı, aptal!

Genellikle yargılama ve eleştirme tepkileri ile karşılaşan kişiler, kendilerini anlaşılmamış, itilmiş, haksızlığa uğramış, daha çaresiz hissederler. Bunun sonucunda iletişimi keser ya da öfkeyle karşılık verebilirler.

3) Soru Sormak, Araştırmak, İncelemek;

– Neden, niçin?

– O sana ne dedi?

– Hanginiz önce söyledi?

Genellikle soru, inceleme, nedenini arama gibi yaklaşımların içinde önyargı, eleştiri veya zorunlu çözüm bulunur, ayrıca konuşma sorulara cevap vermeye takılarak, yön değiştirip asıl konudan uzaklaşabilir. Sorularla yürüyen iletişimde, genellikle soru soranın nereye varmak istediği konuşan kişi tarafından anlaşılamadığından, konuşan endişeye kapılabilir veya savunmaya geçebilir.

4) Teşhis, Tanı Koymak, Tahlil Etmek;

– Aslında sen öyle demek istemiyorsun.

– Ben senin aslında neden böyle yaptığını biliyorum.

– Aslında senin derdin başka…

Bu tür yaklaşımlarda, dinleyen kişi sanki konuşanın niyetini, söylemek istediklerini çok iyi biliyormuş, onun kafasının içindekileri okuyormuş gibi bir tavır içine girdiğinden, konuşanı savunmaya ittiği gibi sinirlenmesine, sabırsızlanmasına veya öfkeli cevaplar vermesine neden olabilir. Konuşan kişi kendini kıstırılmış, yanlış anlaşılmış, yanlış yorumlanmış gibi hissedebileceği için büyük olasılıkla iletişimi keser.

5) Teselli Etmek, Konuyu Değiştirmek;

– Düzelir canım, dert etme geçer, üzülme.

– Başka şeylerden konuşalım.

Aslında teselli etmek çok güzel ve yararlıdır, ancak önemli olan teselliyi kişiyi duyduğumuzu belirttikten sonra vermeliyiz. Söyledikleri duyulmadan, teselli ediliyormuş hissini yaşayan kişi, kendini anlaşılmamış, dinlenilmemiş, söyledikleri saçma sapan gibi algılanmış hissedebilir. Önemsenmemiş veya tam olarak dinlenilmemiş olmaktan dolayı kızgınlık duyabilir. Genellikle, dinlemeden verilen teselli mesajları, konuşan kişide sorununun küçümsendiği duygusunu yaratabilir.

BAŞARILI İLETİŞİMİN TEMEL KOŞULLARI

İnsanlar arası iletişim;kişilerin birbirlerine bilinçli veya bilinçsiz olarak iletmek istedikleri duygu ve düşüncelerini aktardıkları bir süreçtir. Başarılı bir iletişimin temel koşulları şunlardır:

  1. a) Karşımızdaki kişilere saygı duymak;onların varlığını kabul etmek, önemli ve değerli olduklarını hissettirmek, olduğu gibi benimsemek anlamını taşır.
  2. b) Gerçekçi ve doğal davranmak; abartıdan uzak, olduğu gibi davranmaktır.
  3. c) İletişimin belki de en önemli öğesi empatidir. Empati kavramını açıklayacak olursak; karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini anlama ve anladığımızı ifade etme yeteneğidir. Kurulan bu duygu ortaklığı, iletişimin gücünü arttırır ve karşılıklı anlaşılma mesajlarının aktarılmasına olanak sağlar.

İletişim Sadece Konuşma Değildir

“Konuşmak ihtiyaç olabilir, fakat susmak bir sanattır.”

                                                                                              Madamme de Stael

İletişim aynı zamanda;

-ne söyleyeceğimizi bilmek

-bunu ne zaman söylemenin daha uygun olacağına,

-nerede söylemenin doğru olduğuna karar vermek,

-en iyi nasıl söyleneceğine karar vermek,

-olayları basitçe anlatabilmek,

-akıcı bir dille ve göz kontağı kurarak konuşabilmek,

-dikkati yoğunlaştırmak,

verdiğimiz mesajların alınıp alınmadığını fark edebilmektir.

İLETİŞİMDE TEMEL İLKE, KABUL ETMEDİR

İletişimde temel ilke kabul etmedir. Burada sözü edilen; düşünce, fikir ya da yorumlarda tümüyle zıt kutuplarda bile yer alsak, karşımızdakinin duygularını anlama ve saygı gösterme çabasıdır. Kişiyi söyledikleri, düşündükleri ve hissettikleriyle birlikte bir birey olarak kabul etmek, onun bireyselliğine, farklılığına ve tekliğine saygı göstermektir.

Dinleme

Bu bölümde dinleme becerileri ve yöntemlerine kısaca değineceğiz. Üç tür dinlemeden bahsedeceğiz. Bunlar; pasif (edilgin) dinleme, kapı aralayıcı mesajlar, etkin (katılımlı) dinlemedir.

Pasif (edilgin) dinleme

Sessizlik, karşımızdaki kişiye gerçekten kabul edildiğini duyumsatan ve bizimle duygularını daha fazla paylaşması için onu yüreklendiren, çok güçlü sözsüz bir iletidir.

Kabul tepkileri

– Baş sallamak

– Gülümsemek

– Kaş çatmak……vb.

 

Kapı aralayıcı mesajlar

– Bazı insanlar konuşmayı sürdürmek için yüreklendirilmeye ihtiyaç duyarlar.

–   Bu tür destekleme için verilen mesajlara, Kapı Aralayıcılar denir.

Etkin (katılımlı) dinleme

Konuşan bireyin söylediği sözleri açarak, tekrar etmekten oluşan etkin dinleme, insanlar arasında yalın, daha anlamlı bir ilişkinin gelişmesine fırsat verir. Dinleyenin kendisini gerçekten duyduğunu gören anlatan, önce kendisine değer ve önem verildiğini, kabul edildiğini, buna bağlı olarak da sevildiğini düşünür. Etkin dinlemede, dinleyen suskun ve pasif değildir. Tam tersine anlatanın duygu ve düşünceleriyle ilgili ve konuşmasını onaylayan bir görüntü içinde, kendi başına düşünmesine yardım eden kişi rolündedir. Sorumluluk, anlatana bırakılmıştır. Dinleyen sadece anlatanın, kendi çözümlerini bulmasına “yardımcı” olma çabasındadır.

Peki genci dinlerken ne yapmalıyız?

Sessizce dinlemeli ve bu davranışımızla onu kabul ettiğimizi göstermeliyiz. Karşımızdaki bireyi kabul ettiğimizi hissettirerek bizimle daha fazla şey paylaşmasını sağlamak için sessizlik güçlü bir sözsüz ileti olarak kullanılabilir.

Hep konuşan biz olursak karşımızdaki gencin duygularını ifade etme özgürlüğünü kısıtlamış oluruz. Burada bahsettiğimiz pasif dinleme elbette tüm iletişim boyunca değil belli aralıklarla gencin kendini tam anlamıyla ifade edebildiği yere kadar kullanılmalıdır. Bundan sonraki aşamada ise karşımızdakini kabul ettiğimizi gösteren, onu anlamamıza yardımcı olan aktif dinleme yöntemidir. Bu yöntemde yargılama ve analize yer yoktur. Aktif dinleme karşımızdaki gencin söylediğini yada söylemek istediğini kendi kelimelerimizle ona geri iletme biçiminde kullanılır.

Bütün bunlar gerçekleştiğinde genç;

– anlaşıldığını

– kabul edildiğini

– koşulsuz sevildiğini

Bilir ve karşılaşılan sorunlarda zorlanmadan bir çözüme gidilmesine yardımcı olur.

İyi bir dinleyici olmak için neler yapmalıyız?

Öncelikle bedensel olarak karşımızdaki kişiyi dinlemeye hazır olduğumuza inandırmalıyız. Elindeki gazeteye bakan, tırnaklarını törpüleyen yada yemek yapmak için koşuşturan bir kişiye hangimiz bir şeyini anlatmak ister ki? Öncelikle konuştuğumuz kişi özellikle bir çocuk, ön ergen ise onun boy hizasına inerek göz teması kurmalıyız. Yüz yüze olmada en az konuşulan şey kadar yüz ifadesinden de mesajlar alırız. Gözlerinin buğulanması, yüzün kızarması, gözleri kaçırma gibi pek çok sözsüz mesajı algılayabilmemize olanak sağlar. Böylelikle söylenen şeyle verilmek istenen mesaj hakkında bilgi sahibi oluruz.

Etkin dinlemeyle ilgili ipuçları

– Yarı dinlemek yerine-tüm dikkatinizi vererek dinleyin

– Duyguyu reddetmek yerine-duyguyu isimlendirin

– Açıklama ve mantık yerine-çocuğa isteklerini bir hayal dünyasında sunun

– Sorular ve öğütler yerine-bir sözcükle onaylayın

ETKİLİ İLETİŞİMDE BEN DİLİ

Çevremizle olan en büyük anlaşmazlıklar, sebep olduğumuz olumsuz davranışlar sırasında oluşur. Bu durumda çevremizdekiler genelde şu tepkiyi gösterir; “Sen bunu nasıl yaparsın”, “Ne laf anlamaz şeysin ?”, “Ne zaman adam olacaksın?”. Bu gibi çıkışmalar çevremizdeki kişilerin kızgınlığını ifade eder. Dikkat edersek; buradaki konuşma tarzı hep “SEN” ifadelidir. Buna sen dili denir. Toplumumuzda kızgınlık ifadeleri genellikle “SEN DİLİ” ile gerçekleşir.

Sen dili ile ifade edilen durumlarda kızgınlığın gerçek nedeni genellikle açıklanmaz. Sen mesajında belirgin olan şey, mesajın davranışa değil, kişiye yöneldiğidir. Kişi, sen dili ile yapılan eleştirileri kişiliğine yapılmış olarak algılar. Eleştiri davranışa değil, kişiye yöneldiği için kişiyi üzer, onurunu kırar ve onun direnip karşılık vermesine yol açar. Bu yıkıcı ve yaralayıcı iletişim biçimine alternatif olan iletişim yöntemi ise “Ben Dili”dir.

Ben dili ile konuşmak kişinin sadece kendinden konuşması veya kendini övmesi demek değildir. Ben dili; kişinin o anda karşılaştığı durum veya davranış karşısında,kişisel tepkisini duygu ve düşüncelerle açıklayan bir ifade tarzıdır, yani duygu ve düşüncelerimizi içtenlikle ifade eden sözcüklerdir. Örneğin: Sevdiğimiz bir arkadaşımızı ziyarete gittiğimizde; “Oooo, buyurun gir içeri lütfen” gibi alışılagelmiş bir tarzla karşılanmak yerine “Geldiğine ne kadar sevindim bilsen” diyen bir ben mesajı bize herhalde daha sıcak bir duygu verir…

Demek oluyor ki, ben mesajları “bizimle” gerçek duygu ve düşüncelerimiz, “özümüzle” ilgili iletimlerdir. Başkaları hakkında değerlendirme ve yorumlarımızı değil, bizim duygu ve yaşantılarımızı açıklarlar. “Ne saygısız çocuksun. Anneye bu şekilde konuşulur mu? Terbiyesiz” gibi bir sen mesajı yerine, “Bu şekilde cevap verdiğin zaman son derece kırılıyorum, üstelik bana saygı duymadığını düşünüyorum.” Diyen bir ben mesajı duygularımızı, düşüncelerimizi açıkladığı gibi, sen mesajının içerdiği saldırıyı da kaldırdığından, tartışmanın daha vahim boyutlar almasına engel olur.

Ben dili ile konuşmak duygu ve düşünceleri anında ilettiği için kullanan kişiyi rahatlatır; kızgınlık ve öfke gibi birikimleri önler kişinin de beklentileri, hakları ve duyguları olduğunu açıklar. Duyguların açıklanması ve ifade edilmesi çok önemlidir. Zira, inançlar, düşünceler, zevkler ve değerler kişiden kişiye değişse de duygular bütün insanlarda aynıdır.

Çocuğun bir davranışı bize kabul edilmez gibi göründüğünde, gerçek düşünce ve duygularımızı çocuğu suçlamadan ortaya koymak çocuğun savunucu tutuma geçmeksizin durumdaki rolünü ve sorumluluğunu görmesine yardımcı olur. Dolayısıyla, çocuk olumsuz davranışını bize yardımcı olmak için değiştirmeyi göze alabilir.

Bunlar uygulandığında çocukla bir çatışmaya girmeden çözüme gitmiş oluruz. Ben dilini yaşamımız boyu kurduğumuz iletişimlerde kullanmalıyız. Bize kurduğumuz iletişimlerde büyük yardımı dokunacağını unutmamalıyız.

UYUM

Her çocuğun okula başlangıçta uyumu aynı olmamaktadır. Bu nedenle ebeveyn, öğretmen ve yöneticilere çeşitli sorumluluklar düşmektedir.

Toplumun devamını sağlayan kültürün sürdürülmesi ve geliştirilmesi, yetişmekte olan kuşağın eğitim ve öğrenimi ile mümkündür. Çocuk doğar doğmaz ailede başlayan eğitim, okul içinde ve dışında yapılan eğitim ve öğretimle birlikte yaşam boyu sürmektedir. Günden güne toplumda meydana gelen değişiklikler ise eğitimi zorunlu kılmaktadır. Okul, organize bir kurum olarak bireyin bu değişikliklere uyum sağlayabilmesi için kendine özgü kültürü içinde çocuklara eğitim vermektedir.

Okul, karmaşık bilgileri basitleştiren, zararlı çevresel etkenleri azaltarak arınmış eylem düzenini sağlayan, bireyi yakın çevre sınırlamalarından kurtararak daha geniş bir çevre kurmasını sağlayan, bireyin zihinsel, duygusal ve sosyal yönden gelişmesine katkı sağlayan bir kurumdur. Okulun bu özelliklerine karşın hem aile, hem de çocuk okula başlama sürecinde yepyeni heyecanlar ve birtakım endişeler yaşamaktadır. Ebeveynler, çocuklarında ani olumlu değişiklikleri hemen görmek isterken, çocuk ev ortamından okula geçişte çok sayıda ilişki kurmakta, bir bocalama dönemine girmektedir. Bu bocalama döneminde çocuk, kafasında birçok soruya cevap ararken, çocuk-aile etkileşimi, çocuğun yaşı, mizacı, kardeşinin olup olmaması, okula ilişkin etmenler (öğretmen, yönetici, personel) çocuğun uyum sürecini etkileyebilmektedir.

Tüm bu etmenlerle olan etkileşim sonucu her çocuğun okula başlangıçtaki uyumu aynı olmamaktadır. Bu nedenle ebeveyn, öğretmen ve yöneticilere çeşitli sorumluluklar düşmektedir. Okula uyum için verilecek destek, çocuğun eğitiminde bu ilk adımı kolaylaştıracaktır.

 

ÇOCUĞUN OKULA UYUM SAĞLAMASINDA EBEVEYNLERİN ROLÜ

Ebeveynler, çocuğun okula başlangıçtaki uyumu için güven ve zevk verici ortamı, onu okula adım adım alıştırarak verebilir. Bunun için çocuk ilk günden başlayarak, planlı ve amaca göre düzenlenmiş ilişkiler içinde okula başlamalıdır.

  1. Her şeyden önce doğduğu andan itibaren çocuğun fiziksel ihtiyaçları yanında sevme ve sevilme, başarılı olma ve takdir görme, güvenme, saygı görme, kabul görme gibi psikolojik ihtiyaçları da doyurulmalıdır.
  1. Çocukla konuşmalı, çocuğun merakını uyandıracak birtakım eşya ve oyuncaklar vererek çevre hakkındaki bilgisi genişletilmelidir.
  1. Ebeveynler çocuğun yaşı büyüdükçe “Neden?” sorularına cevap vermeli, olayları, hikâyeleri sebep-sonuç ilişkileri içerisinde anlatmalıdır. Çünkü hiçbir şeye ilgi duymayan, merak etmeyen çocuk, okulda da öğrenmek istemeyecektir.
  1. Ebeveyn olarak günün kısa da olsa bir bölümünü çocukla oynamak için ayırmak gereklidir. İç içe giren kaplar vermek, yaşa uygun renkli resimler, dergiler, kitaplar, kalemler vermek, ucu küt makasla kesmesini sağlamak, onun gayretlerini sözel olarak ödüllendirmek, çocuğun ileride okula ilgi duymasına yardımcı olacaktır.
  1. Ebeveyn olarak çocuk eğitiminde dikkat edilmesi gereken bazı ilkeler bilinmeli ve benimsenmelidir. Nitekim okula başlangıçta ebeveynlerin dikkat etmesi gereken noktalar, çocuk eğitiminde dikkat edilmesi gereken noktalardan ayrı düşünülemez.

Buraya kadar sıralanan maddeler genel ve uzun dönemli sorumlulukları kapsamaktadır. Ancak ebeveynlerin, çocukların okula başlayacağı dönemde de bazı sorumlulukları vardır.

Bunları sıralayacak olursak;

  1. Çocuk okula başlamadan bir süre önce, okula başlayacağı söylenmeli, çocuğun neden okula gideceği, anlayabileceği bir açıklıkla anlatılmalıdır.
  1. Okula başlamadan önceki günlerde ev ortamı rahat sakin, düzenli tutulmalı, tatil dönüşü ise ona yardımcı olmak için birkaç gün önceden eve dönüş yapılmalıdır. Okulun okula başlama süreci içinde uyguladığı bir yöntem varsa, bu konuda bilgi alınarak, okula birkaç gün önceden ziyaret yapılmalıdır.
  1. Ebeveynler kendisine ulaşılabilecek kişileri okula bildirmeli, çocuğun bizzat alınmasına özen göstermelidir. Çocuktaki problemler okula bildirilerek, okulun önereceği çözümlere kulak verilmelidir.
  1. Çocuğa sabah kahvaltı ve giyimi için zaman ayırmalıdır. Aksi takdirde çocuk okula gitmenin rutin yapılması gereken ve sıkıcı bir görev olduğunu düşünebilir.
  1. Çocuğun mızmızlanmalarından bağırılmamalı, çocuğun en hassas anı olan veda sahnesinde ebeveynler asla ağlamamalıdır. Çocuktan neşeli bir yüzle ve öpücükle ayrılmalıdır. Çocuğun bulunduğu ortamdan kaçarcasına kaçılmamalıdır.

Okula başlayan çocukta, evin yerini okul, anne babanın yerini öğretmen alır. Öğretmen, çocuk için yeni bir özdeşleşme örneği olmaktadır. Bu nedenle okula başlangıçta öğretmenin çocukla ilişkilerinin önemli olduğunu da unutmamak gerekir.

ÇOCUĞUN OKULA UYUM SAĞLAMASINDA ÖĞRETMENİN ROLÜ

 

Öğretmen, öncelikle çocuğun evdeki duygusal ilişkisini okulda sürdürmeli, çocuğun okula katılımını sağlamakta acele etmemelidir. Uyum, çocuğun yaş ve gelişim düzeyine uygun olarak, birbirini izleten aşamalarla, zaman içinde gerçekleştirilmelidir. Sağlıklı, dengeli bir uyum, büyük ölçüde öğretmenin yaklaşımına bağlıdır. Bu nedenle;

  1. Çocuğu fiziksel veya sözel olarak cezalandırmak, olumsuz etiketlemek, utandırmak, kıyaslamak, kovmakla ya da bir otorite figürü çağırmakla tehdit etmek yerine, daha çok olumlu davranışlar üzerinde durmalı, sakin ve sabırlı olmalıdır.
  1. Öğretmen, öğrenmeyi kolaylaştırıcı ve özendirici bir ortam yaratmalı, sınıfta adaletli olmalı, çocuğa öncelikle onu sevdiğini ve olduğu gibi kabul ettiğini göstermelidir.
  1. Öğretmen, çocuğu tanıma tekniklerini bilmeli, gereğine inanarak sürekli değişip gelişen çocuğun özelliklerini bilmelidir.
  1. Çeşitli uyum problemleri olan çocukları sınıf çalışmasına sokmalı, çocuğun arkadaş grubuna girişi için stratejiler geliştirmelidir.
  1. Sınıf içinde oyun alanındaki faaliyetler düzene sokulmalı, çocuğun önceden haberdar edildiği basit etkinlikler hazırlanarak çocuğa sunulmalıdır.
  1. Çocuğa hayvan hikâyeleri ve düşsel hikâyeler okuyup onun anlatması ve canlandırması sağlanarak çocuğun ayrılığı değerlendirilmeli, bağımsızlık derecesi saptandıktan sonra adım adım bağımsızlaşmaya yardımcı olunmalıdır.
  1. Her çocuk mümkün olduğunca okula başlamadan önce evde ziyaret edilmeli, okulun ilk günü çocuğa anlatılmalı, bu konuda bir resim yapması istenmelidir. Bu ilk görüşme hem çocuk, hem de ebeveynlerle kurulacak ilişkiye yön vermekte, çocuğu evde tanımaya imkân vermekte, ailenin okul faaliyetlerine katılımını arttırmaktadır. Bu arada öğretmen çocuklara paralel olarak anne baba eğitimini sürdürmelidir.
  1. Çocuğa kurumunun kaynakları, kullanım şekilleri, kurallar tanıtılmalıdır. Tanıtımlarda çocuğun başarılı bulunan yönleri övülmeli, güçlüklere yardımcı olunmalı, sorular yanıtlanmalı ve öneriler değerlendirilmelidir.
  1. Fiziksel kazalara karşı gerekli önlemler alınmalı ancak fazla kısıtlayıcı olunmamalıdır.

OKULA UYUMUN SAĞLANMASINDA YÖNETİCİNİN ROLÜ

Aileden okula yansıyan, çocuğun evden okula taşıdığı sorunları, çocukla direkt ilişkide olan öğretmenin yanı sıra okul yönetimi de okula uyumda önemli rol oynamaktadır. her şeyden önce okulu yöneten yönetici hoşgörüye, demokratik ilkelere sahip olmalıdır ki okulu çocuklar için yararlı ve mutlu bir çevre haline getirebilsin. Bu temel özellik doğrultusunda yönetici okula uyum sağlamada;

  1. Anne babalara okulun çalışmaları, amaçları ve programları hakkında bilgi vermelidir.
  1. Çocuğu okul ve okul kurallarına alıştırmada oryantasyon çalışmaları planlanmalıdır. Bu çalışmalara eski öğrenci ve aileleri de dahil etmelidir.
  1. Okul, çocuğun okula başlama düzenini planlamalıdır. Çocukların aralıklı olarak sınıfa alınması sağlanmalı, çocuk alışıncaya kadar güvenebileceği bir yakınıyla yarım gün gelmesi sağlanmalıdır. Okulun disiplin ve kurallarındaki gereksiz kısıtlamalara ve zorlamalara gitmeden, okula başlangıçta aileye ve çocuğa esneklik tanınmalıdır.
  1. Çocukla iletişime tek kişiyle başlamak uyumu kolaylaştıracağından, ablalık, ağabeylik, arkadaşlık ilişkileri düzenlenmeli, aşırı bağımlı çocukların annelerine kademeli uzaklaştırma uygulanmalıdır. Birinci gün mutfakta, ikinci gün bahçede bekleme, üçüncü gün sadece öğle yemeğinde görüşme gibi.

Sonuç olarak, yönetici öğretmenle birlikte çocuğun okula uyumunu kolaylaştırabilmektedir. Öğretmenlerin de ebeveynlerle sağlıklı bir ilişki kurması gerekmektedir. Bu nedenle çocuğun okula başlamasında ebeveyn, öğretmen ve yöneticiye birtakım sorumluluklar düşmekle birlikte, karşılıklı yardımlaşmanın önemi büyüktür. Çocuğun gelişiminde ve eğitiminde bilinçli ve bilgili olarak adım atmak yararlı olacaktır.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :