- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Bir Uyum Mekanizması Olarak Öğrenme

Bir Uyum Mekanizması Olarak Öğrenme sitemize 24 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 1 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

BİR UYUM MEKANİZMASI OLARAK ÖĞRENME

Bir an için, çevrenizin sürekli değiştiğini düşünün. Bu sürekli değişim sadece dış dünyanızda değil aynı zamanda kendi vücudunuz içinde de olmaktadır. Bu sizin ve diğer bütün organizmaların, bir miktar ayarlama ve adaptasyon isteyen uyarıcılarla karşı karşıya kalmanız anlamına gelir. Bu ayarlamaların bazıları etrafınızda değişen dünyada rahat olarak kalabilmeniz için gereklidir. Diğer durumlarda da hayatta kalabilmek, duyduğunuz uyarıcılara uygun olarak tepki verebilmeye bağlıdır. Peki bir çok farklı değişiklik meydana gelirken, organizmaların uyum sağlayıcı bir tavırla tepki göstermesi nasıl mümkün olabilmektedir?
İyi ki bütün hayvan türleri çevresel olaylara uygun olarak tepki gösterebilmek için gereken belirli mekanizmaları geliştirmişlerdir. Böyle bir mekanizma, belirli uyarıcılara, belirli otomatik tepkiler göstermeyi kapsayan reflekstir. Bu reflekssel tepkilerin bir kısmı insan türünün davranışsal repertuarında yer almaktadır. Dilinize bir yiyecek değdiğinde ağzınızda otomatik olarak salgılama başlar. Parmaklarınızı sıcak bir nesneye değdirdiğinizde elinizi hızlıca geri çekersiniz. Yabancı bir cisim gözünüze doğru yaklaştığında göz kapaklarınız aniden kapanır. Acıyı hissettiğinizde kalp atış hızında ve salgı bezlerindeki salgılamalarda meydana gelen değişiklikler de reflekssel tepkilerdir.

Bu tepkiler ve diğer türlerde bulunanlar da otomatiktir ve diğerlerine oranla organizmanın belirli bir takım önemli uyaranın üstesinden gelmesine izin verecek şekilde şiddetlidir. Biz genellikle bu tip tepkilerin sinir sisteminde ‘önceden hazırlanmış’ (prewired) olduğunu söyleriz. Yani bu, sinir sistemimizin belirli bir uyaran algıladığında otomatik tepki vermeyi içeren belirli yolları içerdiği anlamına gelir. Bu ‘refleks arkları’ adı verilen yollar, vücudun dış yüzeyindeki duyu organları ile omurilik (spinal cord) ya da beyin sapı ile bağlantı kuran sinir liflerinden meydana gelir. Bu refleks arkları ayrıca” kaslarla, salgı bezleriyle ve ‘efektörler’ dediğimiz organlarla, omurilik ve beyin sapı arasında bağlantı kuran lifleri de içerir. Böylece, belirli bir duyu reseptörü uyarıldığında bir sinir akımı direk olarak omuriliğe giderek olayın haberini verir. Bu akım daha sonra direk olarak efektörlere gider ve gerekli tepkiyi göstermesi için efektörlere işaret eder. Bu sinir yolları sayesinde reflekssel tepkiler organizmanın ne yapacağını düşünmesine gerek kalmadan hızlı bir şekilde meydana gelir.

Reflekslerden başka, bir çok türün kısmen önceden hazırlanmış olan ikinci bir, uyum sağlayıcı tepki mekanizmaları vardır. İçgüdüsel davranışlar adı verilen bu tepkiler biraz daha karmaşık olmaları dışında reflekslerle benzerlerdir. Tinbergen (1951) içgüdüsel davranışları inceleyen etkili yazılarında içgüdüsel diye nitelendirilebilecek davranış türlerinin özelliklerini karekterize etmiştir. Tinbergen’e göre bir davranışın içgüdüsel olarak nitelendirilebilmesi için, belirli bir türün karakteristiği olan basmakalıp tepkiler dizisinden meydana gelmesi gerekir. Ayrıca, bu davranışlar bir bireyin çevresel deneyimlerinden değil, organizmanın genetik oluşumundan meydana gelmelidir. Son olarak, Tinbergen içgüdüsel davranışların (refleksler gibi) belirli bir uyarıcı tarafından otomatik olarak uyarılmaya programlı olduklarını varsaymıştır.

Tinbergen(1952) ve başka bir çok kişi (Ardley, 1966; Lorenz, 1965) bu karakterizasyona uyuyormuş gibi gözüken sayısız davranış örnekleri bulmuşlardır. Bu davranışların çoğu, aslında, bazı türlerin belirli çevresel işaretlere karşı sergiledikleri oldukça karmaşık eşleştirmeler veya kalıtsal alışkanlıklardır. Örneğin, stickleback balıklarının erkek olanları, dişi olan balık yumurtlama dönemindeyken onu baştan çıkarmak için suyun içinde zikzak çizerek bir tür dans gösterisi sergiler. Bu hareketler, erkeğin, daha önceden hazırlamış olduğu bir yuvaya, dişiyi çekmesini sağlar. Dişi balık yuvaya gelip yumurtalarını bırakmaya ikna olunca erkek balık yumurtaları döller ve dünyaya gelmesini beklediği yavrularına özenle bakmaya başlar.

Bu davranışlar dizisi genellikle içgüdüsel olarak adlandırılır çünkü bu adet, erkek balığın kaç defa yaptığına bağlı olmaksızın hemen hemen hiç değiştirilmemiştir. Bu davranışlar dizisi bütün balıklarda değil sadece stickleback balıklarında görülür. Son olarak, bütün bu tepki zinciri çevresel koşullar tarafından başlatılır; dişi balığın gövdesindeki şişkinlik yakında yumurtlayacağı anlamına gelir.

Şu açıktır ki, bir çok tür, basmakalıp bir tavır içerisinde oluşan tepki dizileri sergiler. Şu da bellidir ki bu davranışların çoğu belirli bir uyaran tarafından başlatılmaktadır. Açık olmayan şey ise bu tür davranışların ne kadarının genetik kökenli, ne kadarının da çevresel deneyimler sonucu şekillenmiş olduğudur.

İçgüdüsel tepkilerin kalıtsal karakteri hakkındaki sorular bir çok araştırmacı tarafından gündeme getirilmiştir. Örneğin, civcivlerin yumurtadan çıkmalarından kısa bir süre sonra yerdeki tahıl şeklindeki nesneleri gagaladıkları bilinir. Yumurtadan çıkıştan hemen sonra meydana gelen bu davranış, bu tepkinin civcivin sinir sistemine genetik olarak programlanmış olduğu kanısını yaratır. Bununla birlikte, daha önce yapılan bir araştırmada Kuo (1932) yumurta kabuklarına pencereler yerleştirerek embriyon halindeki civcivleri gözlemlemiştir. Kuo’nun keşfettiği şey, embriyonun yaşamının erken dönemlerinde, civcivin kendi kalp atışlarının, kafasını gagalama davranışını anımsatan bir şekilde hareket etmeye zorladığıdır. Ayrıca Kuo, civcivin gagasındaki açılış ve kapanışların bu kafa hareketlerine eşlik etmekte olduğunu da saptamıştır. Bu tür gözlemler, bunun bir genetik programlama mı yoksa yeni doğan civcivde gagalamadan sorumlu doğum öncesi bir deneyim mi olduğu sorusunu gündeme getirmiştir.

Diğer bir araştırma, kalıtsal davranışlar diye adlandırılanlarla çevresel etkiler arasında güçlü bağlantılar olduğunu göstermiştir. Örneğin bazı erkek kırlangıçlar (Zonotrichia leucophrys), yaklaşık olarak 8 aylık olduklarında aynı şekilde yetişkin ötme paternleri geliştirmektedirler. Bu kuşların hepsi bu yeteneği aynı gelişim basamağında geliştirince, bu yeteneğin genetik olarak belirli bir yaşta ortaya çıkmaya programlı olduğu düşünülmüştür. Fakat işin aslı böyle değildir. Bu kuşlar üzerinde çalışan araştırmacılar kuşların, kritik bir gelişim periyodu müddetince (yaşlarının 10.-90. Günleri) diğer kuşların yetişkin ötmelerine maruz kalmamaları durumunda, yetişkin ötmesi üretme yeteneğini hiçbir zaman geliştiremediklerini bulmuşlardır. (Marler & Mundinger, 1971).

Böylece, yetişkin ötme paternlerinin oluşumu hem olgunlaşma faktörlerine hem de deneyimsel faktörlere bağlıdır. Benzer şekilde, bir zamanlar genetik olarak belirlenmiş olduğu düşünülen bir çok davranışın şimdi en azından kısmen çevresel uyarımlara bağlı olduğu bilinmektedir. Bu yüzden, şimdiki düşünce bir çok içgüdüsel davranışın muhtemelen genetik ve çevresel etkileşimden meydana geldiğidir.

Şu açıktır ki, bu durumda bir çok organizma belirli uyaran girdilerini ayarlamaya müsaade eden önceden hazırlanmış reflekssel tepkime mekanizmalarıyla doğmuştur. En azından bazı türlerin, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan içgüdüsel davranışlara benzeyen daha karmaşık davranışlara sahip oldukları kararına varmak mümkündür. Bu içgüdüselimsi davranışlar, çevresel değişimlere adapte olmayı sağlayan mekanizmalar olarak da nitelendirilirler. Hala bir çok organizma için, belirli şekillerde davranmak için gereken kalıtsal eğilimler, sürekli değişen çevreyle başa çıkmak için yetersizdir. Eğer organizmalar sadece reflekssel ve içgüdüselimsi davranışlarla sınırlandırılsalardı, bir çoğu yaşamayı beceremezdi.

Bu tip genetik kökenli davranışlar, en az iki sebepten dolayı ayarlama amacı için yetersizlerdir. Birincisi, bu tip davranışların çoğu nispeten basmakalıp ve inatçılardır. Bir kere çevresel bir olay tarafından harekete geçirildiklerinde çevresel gereksinimler değişse bile hareketi tamamlama eğilimindedirler. Bu inatçılığın bir örneği gri ayak (greylag) kazlarının kuluçkaya yatma döneminde görülebilir. Eğer yuvasının dışında bir yumurta görürse, kaz yuvayı terk eder ve yumurtaya doğru yanaşır. Daha sonra gagasının yukarı aşağı hareketiyle yumurtayı yuvasına doğru yuvarlar. Son olarak, yumurtayı yuvaya geri götürür ve kuluçkadaki yerini alır.

Açıkça bu davranış, dişinin istemsizce, yuvadan yuvarlanan yumurtayı yerine geri koymasını sağlayan uyum sağlayıcı bir tepkidir. Bununla birlikte, bu yumurta yuvarlama tepkisi öyle inatçıdır ki uyum sağlayıcı olmayabilir (maladaptive). Bir kere yumurta yuvarlama tepkisi başlarsa, kaz, yumurta alınmış bile olsa gagasını yukarı aşağı hareket ettirmeye devam eder. Başka bir değişle, eğer yumurta gözden kaybolursa kaz ‘hayali yumurtayı’ yuvasına doğru yuvarlamaya devam eder. (Hess, 1965). Bu, kazın orada olmayan bir yumurtayı geri getirmekte inat ederken diğer yumurtaları korumasız bırakması anlamına gelir. Bu tür katı davranışların çeşitli türler için geçerli olan bir çok örnekleri vardır. Aslında, genetik kökenli davranışlar bir defa başladığında, çevresel gereksinimler değişse bile, değişmeme eğilimindedirler.

Değişimle başa çıkan reflekssel ve içgüdüselimsi davranışların yetersizliği için ikinci sebep ise bu davranışların sadece kısıtlı sayıda uyarıcıya tepki gösteriminde ortaya çıkıyor olmalarıdır. Şu kesindir ki, reflekssel göz kırpma tepkisi, göze yaklaşmakta olan yabancı nesneleri ayarlamak için yeterli bir mekanizmadır. Bununla birlikte, çevrede bazı ayarlamalar gerektiren fakat doğal olarak hiçbir tepkiye yol açmayan çok sayıda önemli uyarıcı vardır. Şimdi bir örneği inceleyelim:

Kıtalar arası bir yolcu uçağında olduğunuzu farz edin. Uçuşun birinci saati sırasında hoparlörden pilotun sesini duyuyorsunuz. Sakin bir şekilde konuşuyor, motorlardan birinin durduğu haberini veriyor ve uçağı hava alanına geri götürmeyi deneyeceğini söylüyor. Bu uyarıcı girdisini temel alarak sizin tepkiniz ve diğer yolcuların tepkisi muhtemelen önceden tahmin edilebilir (predictable) olacaktır. Büyük bir ihtimalle bir adrenalin hücumu yaşayacaksınız. Kalbiniz hızla ve avuç içleriniz terlemeye başlayacaktır. Olasılıkla, en yakın acil çıkış için etrafınıza bakınacak ve hatta daha önceden umursamadığınız acil durum talimatlarını okumaya başlayacaksınız. Hemen hemen sessiz bir hal alacak ve dikkatlice uçağın sesini dinlemeye başlayacaksınız.

Şimdi pilotun mesajına karşı olan bu reaksiyonları inceleyelim. Bu tepkilerin hiçbirisi sakin sesle konuşan bir kimseye karşı gösterilen doğal ya da otomatik tepkiler değillerdir. Bu tepkilerin hiçbirisi, hoparlörden sesini duyduğunuz bir kişiye karşı otomatik olarak meydana gelmez. Aldığınız uyarıcı girdisinde, gösterdiğiniz tepkileri otomatik olarak başlatacak hiçbir şey yoktur. Gösterdiğiniz bütün tepkiler çevresel değişimi ayarlama teşebbüsleridir.
Bu çeşit tepki ayarlama örnekleri sayısızdır. Eğer araba sürüyorsanız ve bir dur işareti görürseniz frene basarsınız. Bu hareketi sinir sisteminizin, bir dur işaretinden gelen görsel girdilere tepki olarak ayağınızı hareket ettirmenize önceden hazırlanmış (prewired) olmamasına rağmen yaparsınız. Bir kedi konserve açacağının sesini duyunca mutfağa doğru koşar çünkü bu ses genellikle bir yiyeceğin habercisidir. Kedi bu koşma tepkisini, sesin kendiliğinden doğal bir koşma tepkisi yaratmamasına rağmen gösterir. Eğer sınıfta bir soru duyarsanız elinizi kaldırabilirsiniz. Ama ortada ‘soru sorma sesi tarafından yaratılan el kaldırma refleksi’ diye bir refleks yoktur. Bütün bu durumlarda biz, doğal olarak ayarlama tepkisi göstermeyi gerektirmeyen çevresel değişikliklere karşı önemli ayarlamalar yaparız. Bu tür durumların hepsinde önceki deneyimlerimizden ötürü uygun tepkiler veririz. Başka bir değişle, bizim bir çok önemli davranışlarımız kalıtsal ya da önceden hazırlanmış değil, deneyimlerle öğrenilmiştir.

Gerçek anlamda, öğrenme, organizmaların çevresel değişimlerle başa çıkmak için geliştirdikleri en son mekanizmadır. Öğrenme kabiliyetimiz en başta, esnek bir tavırda tepkimemizi sağlar. Biz, kazların takıldığı gibi otomatik ve katı davranış paternlerine takılmayız. Deneyimleri sayesinde bir organizma kayıp yumurtayı geri getirmenin faydalı olduğunu öğrenebilir. Bununla birlikte, eğer yumurta gözden kaybolursa farklı bir biçimde tepki vermeyi de öğrenebilir. Öğrenme aracılığıyla biz, etrafımızdaki dünya hızla değişse bile uyum sağlayıcı ve esnek olarak tepki gösterebiliriz.

Bize esneklik vermesi bir yana, öğrenme doğal olarak uyum sağlayıcı tepkilere neden olmayan uyarıcılara karşı tepkide bulunmamızı sağlar. Öğrenme sayesinde, konuşulan kelimelere yazılı sembollere ve hatta yüz ifadelerine uygun bir şekilde tepki vermeye yeterlilik sağlarız. Bir yol işaretinden ısıdaki bir değişime kadar her şey bazı tepkileri gerektirir ve öğrenme bu uyum sağlayıcı tavır içerisinde bu tepkileri meydana getiren mekanizmayı kurar. Öğrenme yeteneği bütün organizmalarda gelişmiştir çünkü öğrenme, organizmanın çevresinde değişen dünya içinde yaşamasını mümkün kılar.

Çeviren: Arda Tuna

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :