- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Aile ve Çocuk Refahı

Aile ve Çocuk Refahı sitemize 19 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

(Child and family welfare)

Buraya kadar sözü edilen çeşitli bilgi­ler anne ve baba tarafından tecrübelerle temas edildikçe tekrar tekrar gözden ge­çirilmeli, bilgiler tazelenmeli, onlara ye­nileri zamanın akışı içersinde eklenmeli­dir. Yani bu tip bilgiler bir defa okunulup bitirilecek bir kitap içersinde kalmamalı­dır. Tekrar tekrar okunmah, uygulanmalı değerlendirmeler yapılmalıdır. Taki tıpkı bir lisaıı öğrenir gibi, hafızada iyice be­nimsenene kadar. Onun için bu alanda yapılan konferanslar da aynı zamanda bi-

reylerin bilgilerini tazelemelerine fırsat verdiği için bilhassa değerlidir. Batı ülkelerinde yetişkinler okulları da bulunduğu­nu, bunun ilk kurucularından birisinin ünlü Dale Garııegie ol­duğunu burada yinelemek yerinde olacaktır. Bilindiği gibi Gar­neg$e’nin dilimize de çevrilmiş bulunan ‘Üzüntüyü bırak yaşa­maya hak’ başta olmak üzere muhtelif kitapları bulunmaktadır. Yetişkinler okuriunda da, günlük hayatın gerektirdiği türlü ko­nular ~Ie alıp işlenmekte, aile ve çocuk refahı konularına da destek olunmaktadır.

Bilimin amacı kolaylıktır. Bilim ihtiyaçlardan doğmuştur. Ai­le ve çocuk refahı alanında elde edilmiş bulunan kolaylıklardarı aile, öğretmen ve ilgi1iI~eri yararland’ırrn-ak, bu servislerin ilk ğÖ­revleridlr. Bir uzmanlık alanı olan çocuk refahı ~chiid weİ fare’ öncelikle, ruh sağlığı, eğitim bilimi ve toplum bilim verilerin~ den yararlanır. Görüldüğü gibi burada sadece tıp sözkonusu değildir. Çocuğu sadece psikolojik bakımdan değerlendirmek de yetersizliktir. Çocuk herşeyden önce sosyal bir varlıktır ve hayatını cemiyet içersinde geçirecektir. Sosyal uyum esastır. Ni-tekini akıl hastasının en kısa tanımı şudur. Akıl hastası bir sos­yal uyumsuzdur. Bu nedenle çocuk refahı multidisipliner bir a­landır. Aile bu kompleks biUmi tahsil edemez. Bu tabii bir olay­dır. Ancak rehberlik pzogramı içerisinde, ilgili uzmanlar aileye yeterli olamnı bir program d~ai~ıii1ıataie swmrlu.

Pekçok bilimsel araştırmalar, bu konuda yazılmış eserler, çocuk refabında aileyi merkez olarak kabul ederler. Çocuğu ai­leden başlamak üzere bir sosyal çevre içerisinde düşünürler. 0-nun beden, zihin gelişimininde, ileride okula uyumunda yine a­ile esası teşkil etmekte4ir. Anne ve babanın zihin, ahlak, moral nitelikleri üzerinde önemle durulur ve çocuğa hizmet edilmek isteııiyorsa, aileden işe başlamak prensip olarak uluslararası düzeyde kabul edilmiş bir bilimselliktir.

Özellikle Fransız Bilim adamı Guy Jacquelin’in aile eğitimi ü­zerinde bu kadar durmasının sebebi, ÇOCUğUn ilk günlerinde al­dJğı izlenimlerin ve e~ğilirnlerinin onun daha sonraki hayatında siUrımez izler bırakması ve böylece bütün hayatına kaçınılmaz bir tarzda yön vermesindendir.(*) Çocuğa ideal duygusunun ve­rildiği ve verilmesi lazım geldiği yer aile ocağıdır. İyiye, güzele, ideal olana yöneliilmek bu merkezden çocuğa verilebilecektir. AiIesiz büyüyenler, yetiştirme yurtları vd yerlerde yetişen ço­cuklar bu bakımdan anne baba elinde yetişenlerden haliyle da­ha şansstz olacaklardtr.

İnsanlığın köklü amaçlarından bir tanesi de insanlığa hiz­mettir. Insanlığa hizmet sevgisi de aile merkezinde çocuğa veri­lecektir. Çocuğun duygusal hayatı onun psikososyal tüm geliş­me evrelerirıde düzenleyici bir rol oynar. Anne ve babanın ço­cuğa karşı duydukları sevgiyi iyi idare etmeleri gereklidir. Sev­ginin noksanlığı nasıl zararlı ile, sevginin fazlalığı da zararlı ol­maktadır. Aşırı sevgi gören çocuklar (ot-er protection) hiç sevgi görmeyen çocuklar kadar tehlikeli olabilmektedirler. Mesuliyet duyguları iyi gelişemez ve ileride şahsi sorumluluklarını kötü­ye bile kullanabilirler. Halkımız ne kadar güzel sÖylemiştir ‘herşeyin fazlası zarar” diye. Burada da durum böyledir. Anne ve babanın çocuğa duydukları sevgi, gittikçe çocuğun kendini dışarıya açmasına doğru yönelmelldir. Kuşun kendi kanatlarıyla

(*)Jacgufr.1 G.: çocuk pslkoloJlslnln ana çizgileri (Çev. Mehmet Toprak) Yükselen Matb. Istanbul <1965).

 

uçabilmesi örneğinde olduğu gibi onun hür ve bağımsızi bir ki­şilik haline gelmesini sağlaması gereklidir. Bu konuda, bu zor olan görevde, uzmanlar aileye yardım etmelidirler. Ailenin de bu konuda çoğu zaman yardıma ihtiyacı vardır. Nitekim aileye yönelik bilimsel hizmetler ve uzmanlık alanları bu lüzumlar ü­zerine tesis edilmişlerdir. Aile bunu kendi kendine karşılayabil­t

seydi, aile ve çocuk refahı alanında çalışan türlü psikososyal

uzmanlık alanlarına ihtiyaç bulunmaz, böyle alanlar açılmazdı. Sonuç şudur. Aileye bu zor olan çocuğu başarılı yetiştirme işin­de psikososyal yardım ve destek, uzmanlar ve mevcut kuruluş-

gelmektedir. Analık rolü o denli büyüktür ki, söz gelirni ‘ana

lar tarafından sağlanmalıdır.

Aile merkez olmakla beraber, bu konuda annenin rolü başta

yor, ‘ana konular ‘ana yasa ‘ana kaynaklar ‘ana mesele’ gibi kelimeler konuşmalarınız arasına, kültürümüze girmiştir. Ana kelimesi, mühimi ifade eden bir kavramdır. Buradan da anlaşı­lacağı gibi, anne-çocuk ilişkilerinin yeri de başlıbaşına büyük bir konudur. Anne çocuk ilişkilerinin yetersiz olması çok sakın­calıdır. İstanbul’da geniş gruplar üzerinde yapmış bulunduğu-

muz ruh sağlığı taramasında bulunan sonuçlar hayli ilginçtirC9:

Çocuk nörozlarının % 30’unda anne-çocuk ilişkilerinde ye­tersizlik bulunmuştur. Ciddi emosyonel problemii çocukların % 42’sinde anne-çocuk ilişkisi bozuk tesbit edilmiştir. Bunlar çok büyük rakamlardır. Önemli tedbirler alınmasını icap ettirmekte­dir.

Esasen çocuk psikiyatrisinde pekçok hastalıkların sebeı~leri ilk çocukluk yıllarına dayanmaktadır. Örneğin davranış kusuru gösteren çocuk, mücrim -suçlu- çocuk, hırsız, başarısız çocuk­lar vd beliren sorunların ilk çocukluk yıllarındaki aile~.çocuk~ ö­zellikle de anne-çocuk münasebetleriyle direkt olarak bajlaııtılı çıkmaktadır. Çocuğun toplurnla ahenkli ilişkiler kurabiimesi, kendi koşulları içinde mutlu olabilmesi (ruh sağlıklı) onun bu­günü ve geleceği açısından mühimdir.

KİşLLIK

Kişilik üzeriı~de türlü kitaplar yazılmıştır. Bu konu geniş ve

de anlatLlması hayli zaman alan, kompleks bir konudur. Ben bu

(*)     Ve1Ican~il, S. we Ark.: tstiınbıgİ’da nılt s4it~ı problemleri araşt”ırması. 8. Nöro-Psiklyatri Kongrsl. Ege Ünfr Afatb. (1972).

çok kısa ve özet bilgileri içermesini arzuladığım bu çalışmada kişiliğin bir formülünü sunmak istemekteyim. Tabii bu bir fikir vermek ~tbntndan ele alınmalıdır.

Kişilik~ven duygusu+Ruh Sağlığı (sevgi, şefkat, kabullen­ne, kararhhk, ahenkli aile ilişkileri) +Genelik (irsiyet)+Çevrenin getirdiği davranış tarzı.

Anne-baba çocuğa güven duygusu aşılayabilmelidir. Yani ço­cuğun o aile bireyleri içersinde yaşamasından dolayı o bireyle­rin mutluluk duyduklarını çocuğun hissedebilmesidir. ‘Aİlem beni seviyor, ben bu ailenin aranan, İstenilen bir bire yiyim, bun­lar bana değer veriyorlar, öyle ise ben birşeyler yapabilirim, kendimi göstermeltyım, onların sevgisini boşa çıkarmamalıyım’ gibi düşüncelerin çocukta uyandırabilmesidir. Çocuğa güven duygusu nasıl verilir sorusuna gelince, söylenecek söz şudur:

Çocuğu psikososyal açılardan tanımak ve onun başarılı bir uyu­m’unun esas~rını bilebilmektir.

Ruh sağlığının olabilmesi için, çocuğa karşı sevgi, şefkat, 0-nu kabullenme, onunla ilişkilerde kararlılık, yani çocuğun yap­tığı bir işe karşı birgün ödün vererek, diğer gün de cezalandıra­rak muamele yapmamak ve en mühimi de ahenkii aile ilişkileri, karı-koca sorunlarının asgariye indirilmesi, aile bireylerinin ço­cuğa~ aynı paralelde eğitim vermeleri üçüncü nesli olarak adlan­dırdığımız, anneanne, babaanne, dede ve diğerlerinin rollerini iyi bir şekilde yerine getirmeleri mühim olmaktadır. 3’ncü nesli ile çocuk arasında (dede-torun) çok yaş farkı bulunduğu cihet­le, dede veya büyük annelerin torunlarını psikososyal özellikle­ri itibariyle tanımaları ve değerlendirebilmeleri aslında zor bir olaydır. Bu nedenle bu aile büyüklerinin torunlarının rehberli­ğinde zaafa düşme ihtimalleri babaya ve anneye göre daha ola­sı olmaktadır. Bu husus hatırda bulundurulmalı, en iyisi, ilgili uzmanın hakemuiğine müracaat edilmelidir.

Ruh sağlığından sonra, kişiliğin oluşmasında önemli bir un­sur da, genetıktjr. Yani çocuğun iyi bir vasıfla doğmuş olması. Irsiyetten getirdiği türlü psikososyal hastalıklarının bulunma­ması oigusudur. Hemen belirtmek lazımdır ki, bu aileleri gerek­tiğinden çok düşündürmemelidir. Zira irslyet demek herşey de­mek ~ieğIldIr, Eğer ruh hastası a~rıe ve babanın çocuklarının da öyle olması olsaydı, cemiyet bugüne kadar dumura uğrardı. En çok dominant (başat) olan türlü psikososyai hastalıklarda bile irsiyetle geçme oranı ortalama olarak % 20’yi geçmemektedir. Yani bu demektir ki, döğan çoc~uıı % 80 olarak iyi olma şansı vardır. Aileye ve topluma düşen görev % 20’lik hastalık yönünü değil de % 80~lik iyi olma şansını çocuğun değe~r1endirebiime-sinde hizmet etmektir. Bu hususu bilhassa ifade etmek isterim. Zira meslek hayatımızda ‘fru Çocuğun babası da veya annesi de, hayatta bir akrabası da ruh hastasıydı, artık bundan kurtuluş yoktur, Çocuğun bu kaderidir’ gibi ailenin sapiantılarına rastla­mışızdır ki, bu halk sağlığı açısından doğru değildir. Ancak böyle ailelerin daha tedbirli ve dikkatli olmaları, koruyucu he­kimlik çalışmalarına daha çok özen göstermeleri yerinde ola­caktır. Bır de akrab~a evliiiklerinden başından itibaren kaçınma­ları pek önemli bir konudur. Akraba evliliklerinde kötü sonuç­lar genellikle görülmektedir. Daha doğru ve bilimsel bir ifade i­le, doğacak çocuğun handikap olması şansı artmaktadır. Şu ta­biat kanunu da iyi bilinmelidir. Kötü genier çok çabuk, iyi gen­ler ise nadir olarak birleşmekte ve doğan çocukta kendisini göstermektedir. Bu sebeple akraba evliliklerinde eşlerde bulu­nan istenmiyen psikososyal huylar, hastalıklar, çok çabuk -iyi genlere göre- kendisini gösterecektir. Bu husus daima hatırda tutularak akraba evlilikierinden kaçınılması hatırdan çıkarılma­mahdır.

Kişiliğin tesisinde çevrenin getirdiği davranış tarzı da önem­li bir öge olarak-kendisini göstermektedir. Çevreden kasıt çocu­ğun sosyal muhitidir. Akrabalar, komşular, okul çevresi, mahal­le çevresi, oyun arkadaşları vd burada zikredilebilir. Bu sosyal çevre bireylerinin kişinin, burada çocuğun, kişiİiğinin oluşma­sında önemli rolleri inkar edilemez bir düzeydedir. Öyle İse, iş sadece anne-baba ve hatta okuila da bitmemektedir. Çocuğun sosyal çevresinin tümğnün bund~. katkıları büyük olacaktır.

Çocuğun refahı, ailesinin ve çevresinin psikopatolojisine

bağlıdır.

ÇOCUK REFAHINDA OKULUN YERİ

Okuldan amaç sadece çocuğa belli bazı bilgilerin öğretilmesi

değildir. Bütün bilgilerin evde tek hoca tarafından çocuğa özel artmakta, iş imkanları buna paralel olarak artmamakta, sosyal stressler (sıkıntılar) çoğalmaktadır. Bilim adamları 20’nci asrı stress çağı, bunalım çağı olarak isimlendirmişlerdir. Bu açıdan eğitimin fizik mental (ruhsal, moral, ahlak) ve sosyal bakımlar­dan sağlıklı bireyler yetiştirmesine bugün geçmişten daha çok ihtiyaç bulunmaktadır.

Okul çocukta hizmet etmek ve fedakarlık duygularını geliş­tirmelldir.

Insan gelişimi şu üç devreyi içermektedir. ld (ilkel benlik), e­go (benİik), superego (vicdan). Okul bünyesinde barındırdığı ço­cuklann bu yönde gelişmelerinde, yapıcı. yetenekler kazanabil­melerinde, insan sevgisiyle dolu olarak büyüyebilmelerinde bü­tün dünyada olduğu gibi, yurdumuzda da önemli mesuliyetleri üzerinde toplamaktadır. Bu konuda okul-aile birlikleri de okula yardım etmeli, gerekli düzenlemeleri almada ve aldırmada et­kinhiğini gösterebilmelidir. Tekrar ifade edelim ki, okul-aile bir­liklerinin esas amacı budur ve bu gayeler için dünyada varol­muş, bilahare bizlere de intikal etmiştir. Önemli olan çocuğun normal bir psikososyal gelişme gösterebilmesi ve kabiliyetleri­ne uygun yönİendirilebilmesidir. Aile bu alanlarda okula ve topluma da eleştiriler getirebilmelidir. A.B.D.’de okul sosyal hizmetinin başlangıcı hatırlanmalıdır. Okul öğrenciyi okul süre­sinde birkaç yıl barındıracaktır. Oysa çocuk ailenin ömürboyu eseri olarak kalacaktır. Bu nedenle aile okul rehberlik hizmetle­rini de bilgili bir şekilde araştırma durumundadır.

Okulun yanında aileyi de bu hizmetlerin yerine getirilmesin­de bazı güçlükler engellemektedir. Bunlardan bazıları şöyledir:

  1. Okul rehberliğinde görev alacak uzman kadroların azlığı Bu alanda çalışacak olan kimselerin post-üniversite -üniversite üstü eğitim imkanlarının fevkalade güçlüklerle, imkansızlıklar­la dolu olması nedeniyle psikososyal bilim mensuplarının mes­lek prestijlerirıin yeterince tanımarnası.
  2. Günlük hayatın güçlükleri anne babanın ancak bunların üstesinden gelmeye çalışmakla geçen günleri, yaşantısı, ömrü ve tek kelimeyle zamanı ikinci bir neden teşkil etmektedir.
  3. Sosyal çevreden gelen zararların artmış olması Basın, te­levizyon sinemaların çocuk rehberliği açısından denetimlerin­

 

 

 

 

deki yetersizllğin getirdiği sorunlar ön plandadır. Pekçok batı ülkelerinde de basın, televizyon, filmler çocuk rehberliği açı­sından ele alınınamaktadır. Bunun cevabı şudur. 0 ülkelerde ai­le ve çocuğu koruyan, onların refahları içinde türlü hizmetler mevcuttur. En azından Çocuğun sorunu olduğunda, psiko-so~­yal santırlar ve türlü türlü bilimsel yardım müesseseleri bulun­maktadır. Yani derdin dermanı da hazırdır4~ysa ülkemizde aile ve çocuk refahı açısından hizmetlerde yetersizlikler sözkonu­sudur. Örneğin okullarda her Çocuğun haftada bir kez rahat bir şekilde görüşebildiği rehberlik mütehassısları olmalıdır. Çocu­ğun evlerine dahi giden, onların davranışlarının kökenlerine i­nen hizmetler lüzuıı’ıludur. Bunlar olmadan, basın, televizyon ve çeşitli filmlerin çocuk ve aile refahına getireceği olumsuz yönler olup olmadığı incelenmelidir. Sosyal çevreden gelen za­rarların artması üçüncü bir ciddi konu olmaktadır. Yeterli Sos­t

yal Uzmanlar (social worker) bu konuda aile ve çocuğa bu alan­da önemli hizmetler götürürler. A.B.D.’de 1950 istatistiklere göre altrnışbinin üzerinde sosyal uzman bulunmaktadır. Bu ra­kam bugünlerde büyük artışlar kaydetmiştir. Ülkemizde 960

sosyal uzman vardır, bunun önemli bir kısmı toplumda bu mes­leğin anlaşılamamasından meslekten istifa etmiş, diğer bir bö­lümü ise ilkokul mezununun yapabileceği düzeyde işlerle dai­releri tarafından değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Aile ve ço­cuk refahında çalışan sosyal uzman sayısı, bu rakamın % 10’u dolaylarında olduğu tahmin edilmektedir. Bütün bunlar da gös­termektedir ki, sosyal çevreden gelen zararları önleme yolunda daha yapılacak çok işler bulunmaktadır. Değişen toplum şartla­rının değişen tatmin imkanları aranmalıdır. Yeni şartlar yeni so­runlar ortaya. koyar; Bu tabiidir. Bunun da çareleri bulunmahdır. Aile ve çocuk refahı,, çocuk rehberliği de bu nedenlerden günü­müzde a~ii çözüm bekleyen sorunlardan olmaktadır. Çocukları ve gençliği tehdit eden türlü so~yaI çevre zararlarından, bilim­sel yöntemler vasıtasıyla kurtulmaya çalışmak gereklidir. Uyuş­turucu maddelerle mücadelede de bu pek mühimdir. Sadece ya­sak kanunlar çıkarmak sorunları halletmek için yeterli bulun­mamaktadır.

  1. Anne ve babalar çocuk eğitimi konusunda haztrlıkiı olma­lıdır. Eşler birbirini görüp beğenmekte, evlenmektedirler. Bu a­şamada çocuk olması, çocuğun başarılı yetiştirip yetiştirilmiye­ceği tamamen ikinci planda düşünülmektedir. Genel durum böyle görünmektedir. Halbuki evlenmeye karar verildiğinde, bazı ön bilgilerin olması gereklidir. Bu sadece çocuk refahı açı­sından olmayıp, evlilik psikolojisi, kadın psikolojisi, sevme sa­natı, hayat psikolojisi, beşeri münasebetler bilmi vd alanlarda da kendisini göstermelidir, sık sık yinelediğimiz gibi ~yetişkinler okulu’ ve ‘anababa okulu’ ile aile ve çocuk refahı ala­nındaki bilimsel uzmanlık kuruluşları bu işler için varolmalıdır.

Çocukların tabiatları ve ihtiyaçları konusunda derin bir bil­gisizlik olduğu takdirde bu alanda başarı elde edilmesi tesadüfi olacaktır.

Örneğin çocukların bir özelliği burada söylenebilir. Çocukla­rın babaları hakkında düşünceleri yaşlarına göre farklı farklıdır. Çocuğun (insanın) göiünde baba (aynı baba, aynı insan) baki­nız onun yaşlarına göre ne denli farklılıldar göstermektedir.

Çocuklar babaları hakkında ne düşünürler:

6 Yaşında-Babam herşeyi biliyor.

10 Yaşında-Babam çok şey biliyor.

15 Yaşında-Bende babam kadar biliyorum.

20 Yaşında-Şu muhakkak ki babamın öyle pekfazla birşey bildiği yok.

30 Yaşında-Bir kere de babamın fikrini sorsam fena olmaya­cak.

40 Yaşında-Ne de olsa babam bazı şeyleri biliyor.

50 Yaşında-Babam herşeyi biliyor.

60 Yaşında-Ah babam hayatta olsaydı da kendisine danışa­bilseydirn.

Altı yaşında (bu 3 yaşından itibaren başlıyor kabul edilir) baba ve anne figürü çocuk için çok önemlidir. Çocuğa göre on­lar hata yaprşz, onlar büyüktür, onlar örnektir. Tabii burada baba ile ilgili görüşleri konumuz olduğu için, baba hakkında yorumlarımızı yönlendirmemiz yararlı olacaktır. Çocuk ‘benim babam’ diye özlem ve büyük bir gurur ile babasına koşar.

Bir babanın bu konudaki şu öyküsü manidardır:

İlkokul 1. sınıfa gitmekte olan oğlunu birgün okulda ziyaret ettim. Çocuk beni görünce çok büyük bir coşku ile bana koştu, elimden tuttu ve önüne gelen çocukları durdurup, ‘baksanızabu benim babam, babam bu gördünüz mü’?’ diye onları çekiş­tirmeye başladi. Bunu o denli içten gelen bir şekilde yapıyordu ki, duygulanmamak mümkün değildi.

Bu çocuğun özeUiklerinin bir tanesidir. Bu ı~edenle babalar özellikle bu devrelerde -bu 1.2 yaş buhran dönemine kadar sü­rebilir- çocuklarına karşı çok daha tutarlı davranmak zorunda olmalıdırlar. Aksi takdirde çocukda abide olarak bildiği baba fi­gürü yıkılabilir. Cemiyette gördüğümüz türlü davranış kusuru gösteren insanlar işte böyle böyle, bu ve buna benzer türlü psi­kososyal nedenlerle bu yollara düşınektedirler, bunlar daima hatırlarımalıdır.

Bunun gibi yukarıki listemizde de görüldüğü gibi çocuk 15 ve 20 yaşları civarında da babayı reddetmektedir. Oysa aym ba­ba, aynı insandır. Olaki, baba ÇOCUğU 15 yaşına geldiği zaman ona çok daha fazla ilgi göstermeye başlamış da olabilir. Fakat bu bir tabiat kanunudur. Bu yaşlarda çocukların babaya bağlar! çok azalır. Bunu bilmeyen baba türlü problemlere neden olur. Kendini ve Çocuğu çok üzer. Yanlış yanlış davranışlardt bulu­nur, bir kere yanlış yola girildimi (tartışmalar, hoşolmayan ba­ba—oğul ilişkileri) artık giderek yaylar gerllir. Sigara, uyuşturu­cu ve sair tehlikelere işte bu hal çocuğu çok daha kolay iter. Ba­t

ba da ‘ben ne yaptım da böyle oldu’ diye gerçek sorunu bir türlü anlamak istemiyebilir, daha doğrusu göremiyebilir. Yine yukarı­da listemizde görüldüğü gibi 30 yaşından itibaren de durum değişmektedir. Yani istatistik biliminde olan normal eğri kendi­sini gösterir. Esasen hayatta herşey bu dağılınıa göre cereyan e­der. Yani doğanın kurulu bir düzeni vardır. Doğanın sınırlarını iyi bilmek ve onu iyi tanımak, bu konuda da şarttır. Mutluluk t-çin gereklidir

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :