- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Zaman Kullanımı

Zaman Kullanımı sitemize 22 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

1. Zaman Kavramı

Zaman, üzerinden geçip gidilen bir boşluk değil; o elde edilip kullanılacak bir kaynak, her gün kurulan pazarın en kıymetli bir malı ve hayatta insana verilmiş en büyük bir sermayedir. Geçmişte ve günümüzde zamanın sırrını kavrayanlar, hep yükselmişler, onu bir boşluk olarak algılayanlar ise, onun öğütücü dişleri arasında eriyip gittiler. Eğer yeniden aktivite kazanmanız ilerlemeniz isteniyorsa öncelikle zamana hakim olmanın yolları araştırılmalıdır. Bu çok önemli sermayenin saniyesi dahi atıl kalmamalıdır (Akyüz, 2004 S:1).

Zaman, arka arkaya dizilmiş olayların ve olguların algılanmasıdır. Zaman, olayları ölçebildiğimiz bir süreçtir. Eğer olaylar ve olgular olmasaydı, zamanı ne algılayabilirdik, ne de ölçebilirdik.

Zaman hayattır. Geri döndürülemez. Ve hiçbir şey onun yerini tutamaz. Zamanımızı harcamak hayatımızı harcamaktır. Zamanımızı iyi kullanabilmek hayatımızı iyi kullanıp hep iyi sonuçlar almak demektir.

Zamanımızı nasıl değerlendirebileceğimize ilişkin doğru kararlar vermek, etrafta bulunan herhangi işi verimli şekilde yapmaktan daha önemlidir. Verimlilik yerine göre iyidir. Başarılı insanın bizden daha fazla zamanı yoktur, bunlar zamanı etkili kullananlardır.

Bütün diğer kaynaklar gibi, zamanda kullanılabilir bir özelliktir ve ondan yararlanılabilir. Zamanın tümünü birden kullanmaya ilişkin olanlara karşı elinde yeterince olduğunu bilerek onu azar azar harcamayı bilenlerin daha ender oluşu, zaman kavramının bir çelişkisidir.

Zaman yenilenmesi mümkün olmayan bütün kaynakların en değerli olanıdır. Zaman diğer kaynaklardan farklı olarak; alınıp satılamaz, biriktirilemez, başkasından aktarılamaz, depolanamaz, üretilemez, çoğaltılamaz ve değiştirilemez. Ancak zaman tasarruflu kullanılabilir (İşsever, Serfiçeli, Doğan, 2001“a” S:1-2).

“Zamandan daha değerli bir şey olmadığına göre onu saymadan harcamak kadar büyük cömertlik olamaz.’’ (Akyüz, 2004 S:1).

                                                                                   Journaliers,Gallimard

  1. ZAMAN YÖNETİMİ

Hepimiz sürekli olarak işlerimizin yoğunluğundan ve zamanın kısıtlılığından şikayet edip dururuz. Bitirmemiz gereken işler, teslim etmemiz gereken ödevler, bunların yanında da her gün yapmamız gereken bazı rutin işler vardır.

Zaman yönetimi bize boşa geçen anlarımızı kazandırmayı ve bu yoğun tempoya ayak uydurmamızı sağlamayı amaçlar.

“Zamanımı daha iyi kullanmak istiyorum ama bunun için bile zaman bulamıyorum”

“Şimdi ona ayıracak zamanım yok”

“Akşam oldu hala en önemli konuları halledemedim”

“Kitabı ayrıntılı olarak incelemek için yeterli zaman bulamadım”

Cümlelerini sık sık tekrarlıyorsanız, zaman yönetimine dikkat etmelisiniz.

Zaman, belki de tüm insanlara eşit olarak verilen tek şeydir. Herkes için 1 gün 24 saat; 1 saat 60 dakikadır. Zaman elde etmek için çaba harcamadan bize sunulmuş bir kaynaktır. Biriktirilmez, alınmaz, satılmaz, çoğaltılmaz ya da değiştirilmez. Sadece ondan yararlanılır. Hiç kullanılmasa da tükenmeye devam eder.

Bir dakikanın değerini uçağını kaçıran bir yolcuya, bir senenin değerini sınıfta kalan bir öğrenciye ya da başkalarına sorduğumuzda aldığımız cevaplar oldukça farklı olacaktır. Hapisteki bir mahkum, zamanın hiç geçmediğini savunurken, bir yönetici günlerin 30 ya da 40 saat olmasını isteyebilecektir. Bu kadar kritik bir kaynak olan zamanın hızından yakınmaktansa, onu en etkin ve verimli şekilde nasıl kullanabileceğimizin yollarını aramamız, zamana karşı bağlı olan ellerimizi biraz olsun gevşetme imkanı yaratabilecektir.

Zamanı yenilemek mümkün değildir. O halde zamanımızı daha etkin biçimde yönetmek ve kontrolü elimize almak zorundayız. Çünkü zamanımızı iyi değerlendirmediğimizde;

  • Moral bozukluğu, stres gibi psikolojik;
  • Uykusuzluk, yorgunluk, baş ağısı gibi fizyolojik;
  • Verimsizlik, işi tamamlayamama, erteleme ya da kalitesi düşük işlerin altına imza atma gibi iş hayatımızı etkileyecek sıkıntılarla karşılaşabiliriz.

Peki elimizde olmasına rağmen zaman kullanımı konusunda neden sıkıntı yaşıyoruz, ya da zamanı etkili kullanmamıza neler engel oluyor?

  1. ZAMAN YÖNETİMİNİN UYGULANMASI
  2. A) Zaman Kullanımının Planlanması

Çoğunlukla işlerimizi ortaya bir sorunun çıkmasını bekleyip kısıtlı bir zaman diliminde o sorunun üstesinden gelmeye çalışır ve bunu yaparken de zamanımızın asla yetmediğinden yakınırız. Eğer zamanı kontrol altına almak istiyorsak bunun başlangıç noktası, iyi bir planlamadır. Planlama, bir konuda şimdiden bir şeyler yapabilmemiz için geleceği bu güne taşımaktır.

Dikkatli bir planlama iyi bir zaman yönetiminin temelini oluşturur. Elbette planlama zaman alan bir faaliyettir. Ancak hiçbir durumda planlamaya ayıracağımız zaman, planlama yapmadığımız zamandan daha fazla olmayacaktır.

  1. Amaçların Belirlenmesi:

Zaman planlamasında ilk aşama amaçların saptanması olmalıdır. Amacımız yoksa planımız da olmaz.

  1. Faaliyetlerin Planlanması:

Amaçların gerçekçi olarak belirlenmesinden sonra bu amaçlara ulaşmak için yapmamız gereken faaliyetlerin öncelik sırasına göre planlanması gerekir. Bu konuda yararlanabilecek bir zaman yönetimi tablosu aşağıda verilmiştir.

Bunların yanında planlama yaparken dikkat edilecek noktalardan birisi, zamanın gün boyu sahip olunan enerjiye göre planlanmasıdır. Mümkün olduğunca günlük programın kişiler için en iyi zamana denk gelecek şekilde planlanması gerekir. Konsantrasyon ve düşünce gerektiren çalışmalar en verimli olunan zamanda yapılmalıdır.

  1. KENDİNİ TANIMA

İnsanın kendini tanıması, çoğu zaman davranışlarının bilinçdışı kaynaklarının bulunması olarak düşünülür. Oysa büyük bir yanılgıdır bu. İnsanın kendini tanıması, bilinçdışı kaynaklarının bulunmasından çok, insanın kendi ruhsal süreçlerinin işleyişini ve bilinebilen içeriğini bilmesidir.

Kendini tanıma, insanın psikolojik ve fiziksel açıdan kendinde olanları bilmesi, kendinde olanların farkında olması ve bunları doğru değerlendirmesi ile ilgilidir. Bir insanın fiziksel özelliklerini, duygularını, düşüncelerini, istek ve gereksinimlerini, güçlü ve zayıf yönlerini, amaç ve değerlerini, yeteneklerini ve becerilerini tanıması / bilmesi ve bunların farkında olmasını ifade eder. Kendisini iyi tanıyan bir insan yaşayacakları karşısında neler hissedeceğini, neler düşüneceğini ve nasıl davranacağını olacağa/yaşanacağa yakın öngörebilir.

Kendini tanıma denildiğinde esas olarak insanın kendisinin ruhsal özelliklerinin farkında olması, kendi ruhsal özeliklerini bilmesi kastediliyor olsa da insanın bedeninin farkında olması da kendini tanıması ile yakından ilişkilidir. Birçok insan bedensel özelliklerinin farkında olsa da bunların bazılarını kabul etmek istemez – sanki öyle değilmiş gibi davranır. Örneğin bir çok kişinin şişman bulmadığı ve nesnel ölçütlerin normal vücut ağırlığında gösterdiği bazı kişiler kendilerini şişman bulabilirler. Normal vücut ağırlığında olan bu kişilerin bazıları da bu değerlendirmelerinden etkilenerek zayıflamak amacıyla çeşitli uğraşlara girerler. Verilen bu örnek kişinin bedenini değerlendirmesinde bir yanlışlık olduğunu ve bedenini yeterince ya da doğru tanımadığını göstermektedir.

İnsanın ruhsal özelliklerini tanıması ise bedensel özelliklerini tanımasına göre daha zor gerçekleşebilen bir durumdur; ancak uzun süreli, sabırlı ve direşken bir çaba ile elde edilebilir. Diğer yandan kendini tanıma, sınırı olmayan/sonu olmayan bir süreçtir. Sınırı olmaması da insanın doğasından kaynaklanır. İnsan zihninin işleyişi ve bilinçdışı, insanın bütünüyle kendini tanımasını  engeller. Kendini tanımanın en yüzeysel şekli kişinin hangi durumda nasıl davranacağını, ne tür duygular yaşayacağını bilmesidir. Bundan ötesi ise katman katman ruhsal dinamiklerin çözümlenmesini içerir.  Bu çözümleme ise hem bilinçdışı, hem bilinç öncesi, hem de bilinçli ruhsal süreçlerin ele alınması ve bu ruhsal süreçler arasındaki ilişkilerin görülmesi ile mümkündür.

Kendini tanıma sanıldığından zor bir süreçtir. İnsanın kendi davranışlarını gözlemesini, yorumlamasını ve yorumlarının doğruluğunu sonraki yaşantıları ile sınamasını; en azından belli dönemlerde kendisini ve başkasını yargılamayı bırakabilmesini, karşılaşacakları ile cesurca yüzleşebilmesini ve yaşadığı duygulara katlanabilmesini gerektirir. İnsanın kendini tanıma sürecinde zaman zaman  başkalarının değerlendirmelerini alması ve diğer insanlar üzerinde yarattığı etkileri  gözlemesi yararlı bilgiler vermektedir. Bu zor yolculuk için cesaret gösteren ve emek harcayanların çabalarının ürünlerini daha nitelikli ve doyumlu insan ilişkileri kurarak alırlar. Nitelikli ve doyumlu insan ilişkileri kurabilmesi, insanın kendisini ve diğer insanları tanıması ile mümkündür.

Kendini tanımaya çalışan birçok kişi çoğu zaman bu amaçla hazırlanmış olan anket ve ölçeklere başvurmaktır. Bu tür anket ve ölçeklerin yararlı bilgiler verebilecek olmalarına karşın tek başlarına belirleyici olmadıkları akılda tutulmalıdır. Özellikle bilimsel yöntemlerle hazırlanmamış anketlerde ortaya çıkan sonuçların olsa olsa bir ipucu gibi düşünülmesi ve bunun doğruluğunun günlük yaşamda sınanması gerekmektedir.

Kendini tanıma uğraşına girmek isteyenlere biyo-psiko-sosyal bir bütün olarak varlığını sürdüren insanı anlamada bazı bileşenler verilecektir. Mesleki ve günlük deneyimlere dayanılarak  tanımlanan bu bileşenlerin bir kılavuz niteliği taşıdığı, bilimsel araştırmalarla sınanmamış olduğu, sürekli yenilenmesinin gerektiği, her zaman için eksiğinin olacağı unutulmamalıdır. Belirtilmesi gereken en önemli konulardan birisi de kendini tanıma yolculuğunda ilk durağın zihnin (ruhsal yaşantının) işleyişi konusunda bilgi edinmek ve zihnin işleyiş düzeneklerini mümkün olduğunca anlamak olduğu ve bu yolculuğa çıkmak isteyenlerin mümkün olduğunca konuyla ilgili bilgi edinmesi gerektiğidir.

Kendini Tanıma Özelliği Şu Şekillerde Ortaya Çıkar

 

            İlk ve öncelikli olarak kendini tanıma, dürüstlük ve gerçekçi olarak kendini değerlendirme olarak ortaya çıkar. Kendini tanıyan insan kendi duyguları ve diğer insanlar üzerindeki etkileri hakkında doğru ve açık konuşur, gereğinde bile karmaşık ve taşkınlıkla konuşmaz Bir insanın kendini tanıması zaman zaman işe alma sırasında da ortaya çıkar. Kendisine, duygularına yenilmesi ve pişmanlıkları hakkında sorular sorulduğunda, kendini bilen kişi açık bir şekilde hatasını kabul edecek ve hikayesini gülümseme ile anlatacaktır. Arıca kendini tanıyan insan, performansı ile de tanımlanabilir. Kendi zayıf ve güçlü taraflarını bilen ve bunları konuşmaktan çekinmeyen insanlar sık sık yapıcı eleştirilere kendilerini açarlar. Aksi durumda, daha düşük düzeyde bu özelliğe sahip bir kişi çevreden gelen mesajları bir tehdit olarak algılayacaktır.

Kendini bilme ile ilgili bir diğer özellik kendine güvendir. Kendi kapasitesi hakkında bilgiye sahiptir, ne zaman yardım isteneceğini bilirler, iş sırasında aldıkları risk hesaplanmıştır. Üstesinden gelemeyeceği işlerle ilgilenmezler, güçlü taraflarıyla oynarlar. Örneğin, strateji ile ilgili bir toplantıya çağrılmış genç bir orta düzey yönetici, sağlam bir mantığa ve önerilere sahip olduğunu bilebilir ancak aynı zamanda oturumda zayıf bir konumda olduğunu da bilir.

  • Kişinin kendi duygularını, ihtiyaçlarını, hedeflerini tanıması, tercihlerini yapabilmesi ve sahip olduğu şahsi gücünün ve kaynaklarının farkında olması anlamına gelir. Kendini tanımakla insanlar belirli pozisyonlarda nasıl hareket edeceklerini, neye ihtiyaç duyduklarını veya kendilerinde ne gibi değişiklik yapmaları gerektiğini fark ederler.
  • Kendi duyguları ve diğer insanlar üzerindeki etkileri hakkında doğru ve açık konuşur,
  • Öfkeli anlarında bile taşkınlık yapmaz,
  • Kendi zayıf yanlarını bilir bunlarla gerektiğinde dalga bile geçer.
  • Performansının sınırlarının farkındadır.
  • Eleştirilerden çekinmez, yapıcı eleştirileri öğrenmek ister.
  • Kendilerine güveniler
  • Çalışma yaşamlarında risk alabilirler.
  • Güçlü taraflarıyla belirginleşirler

 

Kendini Tanıma İle İlgili İki Örnek Olay:

‘Kendini tanıyan Ayşe ile kendini tanımayan Meral’ hikâyesi; Ayşe ve Meral ortaokul son sınıfa gitmektedirler; ikisi de aynı sınıftadır. İlk önce kendini tanıyan Ayşe hikâyesi okunur; ‘Ayşe derslerinde oldukça başarılı, bütün ödev ve sorumluluklarını zamanında yerine getirmektedir. Sınıftaki arkadaşlarıyla iyi geçinmekte, arkadaş ilişkilerinde ne tür ve nasıl bir ilişki istediğini bilmektedir. İhtiyaç ve isteklerinin farkındadır. Kendisini iyi tanıdığı için sınıf ve diğer ortamlarda  gibi uyum  sorunu yaşamamaktadır. Yaklaşan OKS sınavına planlı bir şekilde çalışmakta, çözemediği problemleri öğretmenlerine sorabilmektedir.’

Daha sonra ‘kendini tanımayan Meral hikâyesi’ okunur; ‘Meral ne istediğini bilmeyen, iki de bir değişen, anı anını tutmayan bir kızdır. Meral ne istediğini, ihtiyaçlarını bilmediği için ikide bir arkadaşlarıyla sorun yaşamakta, bu yüzden yakın arkadaşı hemen hemen hiç yoktur. Meral bundan çok rahatsız olmakta; çünkü okulda yalnız kalmakta, en fazla bir hafta  yeni bir arkadaşla arkadaşlığını sürdürebilmekte, ikinci hafta o da bozuluyor. Verilen ödevlerde tek başına kalmaktadır. Öğretmenleriyle iyi bir ilişkisi yoktur. Derslerde oldukça düşük not almakta ve yaklaşan OKS sınavından dolayı da paniklemiş durumdadır, sınavlar yaklaşıyor olmasına rağmen sürekli yatmaktadır. Aynı zamanda Meral kendisini beğenmiyor, kendisini çirkin olarak algılamaktadır. Bütün sorunların nedenlerini ya arkadaşlarına ya öğretmenlerine ya da anne-babasına bağlamaktadır. ’

5. ZAMAN TUZAKLARI

Zaman tuzakları denildiğinde anlatılmak istenen, zamanı verimli kullanma açısından karşılaşılan engeller ya da kesinti­lerin varlığıdır. Bunlar arasında, kararsızlık, sorumsuzluk, he­deflerin belirsizliği, önceliklerin kararlaştırılmaması, oyalama, erteleme, ayrıntılara boğulma, sık ziyaretler, dağınık masa düzeni, acelecilik ve hayır diyememek sayılabilir (Küçükahmet, 2003).

Kişisel Kaynaklı Zaman Tuzakları

Kişisel kaynaklı zaman kaybettiriciler arasında, düzensiz­lik, geciktirme, hayır diyememek, oyalama, aksaklıklar, dediko­du, gereksiz titizlik, kararsızlık, acelecilik, ayrıntılarla uğraşma, erteleme, öncelikleri belirlememde, hedeflerin belirsizliği, sorumsuzluk,  yetersiz  kalma,  yanda  bırakılan  işler  ve  aşırı iletişim sayılabilir. Yapılacak işlerin listelenmesi ve önceliklerinin belirlenmesi gerekir (Küçükahmet, 2003).

Çevrenin Neden Olduğu Zaman Tuzakları

Kontrolümüz dışındaki olumsuz faktörlerden kaynaklanan kesintiler ve zaman tuzaktan daima olacaktır. Bunlardan bazıları ziyaretçiler, telefon görüşmeleri, posta, beklemeler, toplantılar, aksaklık ve krizler olarak sıralanabilir (Küçükahmet, 2003).

  1. ERTELEME

 

Erteleme; yapılması, tamamlanması gereken ya da istenen bir işin yapılmaması olarak tanımlanabilir. Bazen ertelenen, hangi mesleği yapacağınıza karar vermek ya da sağlıkla ilgili sıkıntı duyulan bir konuda doktora başvurmak gibi önemli ve öncelikli işler olabilir. Kimi zaman da günlük hayatta küçük gibi görünen odanın toplanması, bir yakının aranması gibi işler de olabilir. Ertelenen iş ne olursa olsun, sonuç aynıdır; ertelenen iş, bir diğer işi etkiler. Ertelenen yani yapılmayan işler birikir, birikir ve içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Bu durum, sizde suçluluk, yetersizlik, çaresizlik, umutsuzluk duygularına sebep olabilir. En olumsuzu da sizi akademik, sosyal ve kişisel konularda başarısızlığa götürebilir (Aladağ, n.d.“a”).

Neden Erteliyor Olabilirsiniz?

  • Zamanı etkili kullanamama, ertelenen işe ilginin olmaması
  • Olumsuz, gerçekçi olmayan düşüncelerin yol açtığı korku ve endişeler; “başarısız olacağım, ne kadar çalışırsam çalışayım yapamayacağım gibi.”
  • Belirsizlik, ne yapacağını ya da ne olacağını bilememe
  • Kişisel sorunlar; ekonomik sıkıntılar, arkadaş-aile ile ilişkide sorunlar
  • Mükemmeliyetçilik, en iyisi olmalı ya da hiç olmamalı, en iyisi olmayacağına göre uğraşmak gereksiz gibi düşünceler, dikkatini toplayamama.
  • Başkalarının istek ve beklentilerine hayır diyememe, konsantre olamama
  • Ertelenen işle ilgili yeterli bilgi ve becerinin olmaması
  • Ertelenen işi yapmak için istek duymama, motivasyon olmaması (Aladağ, n.d.“a”).

Erteleme İle Nasıl Baş Edebilirsiniz?

  • İlk olarak, neleri ertelemiyorsunuz? Neden ertelemiyorsunuz? sorularına cevap vermeniz yarar sağlayabilir. Çünkü ertelemediğiniz işler erteledikleriniz için size ipucu oluşturacaktır. Ertelenen ve ertelenmeyen işler “önem” ve “aciliyet” bakımından değerlendirmeniz yararlı olabilir.
  • Ertelediğiniz işleri (ders çalışmak, spor yapmak, doktora gitmek vb.) belirleyebilirisiniz. Bu işleri konularına göre sınıflandırabilirsiniz. Örneğin, okulla ilgili işler, sosyal ya da sağlıkla ilgili işler gibi.
  • Sonra bu işleri ertelemek için ne gibi nedenler buluyorsunuz bunları araştırabilirsiniz. En önemlisi de nedenleriniz gerçekten bir engel mi, yoksa sadece birer mazeret mi bunu kendinize itiraf etmek olabilir.
  • Erteleme ile gelen ikincil kazançlarınızı belirleyebilirsiniz (bu işi ertelemek size ne kazandırıyor?), kolaya kaçmak, risk almamak gibi.
  • Ertelediğiniz işle ilgili eksik olan bilgi ve becerilerinizi tamamlamaya çalışabilirsiniz.
  • Başkalarına uygun bir dille hayır demesini öğrenebilirsiniz.
  • Ertelemenize yol açan korku ve kaygılarınızla baş etmek için olumsuz gerçekçi olmayan düşüncelerinizi, daha gerçekçi ve olumlu düşünceler ile değiştirebilirsiniz. “Başarısız olacağım” yerine “Elimden geleni yapmaya çalışacağım” gibi.
  • Ertelediğiniz işle ilgili yeniden gerçekçi ve somut amaçlar belirleyebilirsiniz. Sonra bu amaçlara ulaşmanıza yardımcı olacak alt amaçlar, küçük adımlar oluşturabilirsiniz
  • Son olarak, yapmanız gereken en önemli konu harekete geçmenizdir. Sadece düşünerek, durumunuzdan yakınarak, ilhamın gelmesini bekleyerek erteleme ile baş edemeyebilirsiniz. Bir işe başlamak en büyük motivasyon olabilir. Küçük adımlar size yol aldıracaktır.
  • “Şimdi değilse NE ZAMAN, ben değilsem KİM”… erteleme davranışınızda sizin için unutulmaması gereken bir slogan… (Aladağ, n.d.“a”)

 

  1. ETKİNLİK- ACABA EN ÇOK NE YAPMAKTAN HOŞLANIYORUM?

Amaç: Öğrencilerin boş zamanlarında en çok neleri yapmaktan hoşlandıklarını keşfetmelerine yardımcı olmak.

İşlem:

1.Öğrencilerle boş zaman etkinliklerinin yaşamlarındaki önemini tartışınız (15 dakika)

2.Tahtaya iki bölümlü bir tablo çiziniz. Bu tablonun üstüne boş zaman etkinlikleri ana başlığını yazınız. Tablonun birinci bölümüne “Şu Anda Yapmaktan Hoşlanacağım Etkinlikler”, ikinci bölümüne “Gelecekte Yapmaktan Hoşlanacağım Etkinlikler” alt başlıklarını yazınız. Aynı tabloyu öğrencilerin de boş bir kağıda çizmelerini isteyiniz.

3.Öğrencilerden “Şu Anda Yapmaktan Hoşlanacakları ve Gelecekte Yapmaktan Hoşlanacakları Etkinlik” adlarını tablodaki yerlerine yazmalarını isteyiniz. İstedikleri kadar etkinlik adı yazabileceklerini söyleyiniz.

4.Aşağıdaki soruları sırayla sorunuz. Bir soruya verilen cevapları tartıştıktan sonra diğerine geçiniz.

a.Listelediğiniz etkinlikler neler yapmanızı gerektirir?

b.Şu anda yapmaktan hoşlanacağınız etkinlikleri en çok istenilenden başlayarak sıraya koyunuz

c.Şu anda yapmaktan hoşlanacağınız etkinliklerden hangisi hakkında daha çok bilgi edinmek istersiniz? Niçin?

5.Öğrencilerden şu anda yapmaktan en çok hoşlandığı etkinliği yada etkinlikleri birinci bölümdeki etkinlikler arasından seçerek başına yada başlarına yıldız işareti koymalarını isteyiniz.

6.İkinci bölümdeki etkinlikleri gelecekte tartışacağınızı söyleyiniz.

7.Öğrencilerin yaptıkları bu çalışmaları toplayıp Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisine teslim ediniz (Kuzgun, 1999, s.243-244).

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :