- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Yönetimi Geliştirmenin Sürekliliği

Yönetimi Geliştirmenin Sürekliliği sitemize 22 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

YÖNETİMİ GELİŞTİRMENİN SÜREKLİLİĞİ

                                                                                                 (*)İhsan Baykut[1]

Yaşadığımız evren, yeni bir milenyuma girerken birçok tabiat sorununu da beraberinde yaşamaktadır. Bunlar, ozon tabakasının deliğinin büyümesi, enerji sorunu, çevre kirlilikleri, bazı hayvan türlerinin son bulması ve benzeri sorunlardır. İnsanlar, bu sorunların bir kısmını çözebilme yeterliliği gösterirken bir kısmını da mirasçılarına aktarmaktadır.

Canlı bir organizma olan evren, sürekli değişmeler yaşamakta ve bunun sonucu olarakda  bunları görebilen ve duyabilen sakinleriyle birlikte koordineli değişmeler yaşamaktadır. Bu değişmelerin farkında olamayanlar, evrenin kendilerine çaldıkları müziğin güzelliğini duyamamaktadırlar.

     “Amerika’da yaşayan bir keman ustası o kadar güzel keman çalıyordu ki, müziğinin vahşi hayvanları bile sakinleştireceğine inanıyordu. Arkadaşlarının bütün uyarılarına rağmen, Afrika’nın balta girmemiş ormanlarına silahsız olarak sadece kemanıyla gitmeye karar verir.

     Çok sık olan ormanın içinde bir açıklık bularak, burada kemanını çalmaya başladı. Önce insan kokusunu vahşi bir fil aldı ve kokunun geldiği yöne doğru koşmaya başladı. Fakat müziğin sesini açık seçik  duyma mesafesine geldiğinde çok etkilendi ve oturup dinlemeye başladı.

     Bir kaplan uzun ve sivri dişlerini gıcırdatarak koşarak geldi fakat o da müziğin güzel sesine yenik düştü. Daha sonra bir aslan  göründü ama o da müziği dinlemeye katıldı. Çok geçmeden birçok vahşi hayvan kemancının etrafına toplanmıştı. Ancak hiçbirisi keman ustasına zarar vermiyor ve müziği dinliyordu.

     Tam o sırada yandaki ağacın üzerinden bir leopar kemancının üzerine atlayarak kemancıyı parçaladı. Her şey birdenbire oluvermişti. Leopar kemancının kemiklerini yalarken diğer hayvanlar şaşkın bir şekilde yaklaşarak sordular, “Neden bunu yaptın, adam ne kadar güzel keman çalıyordu!”

     Leopar pençesinden bir tanesini kulağına doğru götürürken şöyle dedi, “Biraz yüksek sesle konuşur musunuz, duyamıyorum. Kulağım biraz ağır işitiyor!”

                Görüldüğü gibi müzik ne kadar güzel olursa olsun duymadığımız ve duyanları da görmediğimiz sürece hiçbir anlamı yoktur. Duyan ve gören bireyler ve kurumlar, öğrenmenin, gelişmenin ve değişmenin sürekliliğinin de farkındadırlar.

Kral Melkisedek  Santiago’ya “Kaç tane koyunun var?” diye sorar ve “Yeteri kadar” diye yanıtını alır ve “Öyleyse, bir sorunumuz var. Yeteri kadar koyunun olduğunu düşündüğün sürece sana yardım edemem” diye ekler.

            Eğer bireyler veya kurumlar yeteri kadar düşüncesine sahip olurlarsa öğrenememe hastalığına yakalanırlar ve kendilerini, yönetimlerini geliştiremezler. Geldiği noktanın zaman açısından hemen eskiyeceğini bilen bireyler kendilerini yenilemenin önemini kavrarlar.

            Günümüz liderleri yaptıkları toplantı ve seslenişlerde 21. yüzyılı nasıl öngördüklerini anlatmaktadırlar. Clinton “Ulusa Seslenişte” ve Ecevit Davas’da 21. yüzyılda yükselişe geçecek değerin insanın kendisi olduğunu vurgulamaktadırlar. Birçok araştırma da bu yükselişi doğrulamaktadır. Yeni milenyumda insana değer vermeyi merkezine alan kurumlar  başarılı olacaklardır.

Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer yeni yıl mesajında “Bireylerin hak ve özgürlüklerine dayalı demokrasiyi yaşama geçirmenin, sağlıklı eğitim politikalarının oluşturulması ile mümkün olduğunu” ve ”Geleceğin yetişkinleri olarak topluma yön verecek çocuk ve gençlerimizi demokratik toplum yapısını yaşam biçimi olarak benimsemiş, hukuka saygılı, kurallara uyan, yeniliklere açık, akıldışlıktan ve bağnazlıktan uzak, bakış açısı geniş, eleştirel ve özgür düşünceye sahip sorun çözme yeteneği yüksek insanlar olarak yetiştirmek zorundayız. Çağdaş uygarlık düzeyini yakalayabilmek için bu temel koşuldur” diye konuşmuştur.[2]

2000 Eylül Sızıntı Başyazısında  “Gelin son bir kez daha, bizi Hak’tan uzaklaştırıp cismâniyetin esiri hâline getiren nefis ve şeytanın bütün karanlık oyunlarına “yeter” diyerek, inancımızın gücüyle, Kudreti Sonsuz’un birer nüve şeklinde mahiyetimize yükleyip genlerimize işlediği “ahsen-i takvîm”e mazhariyetin esasları sayılan iç dinamiklerimize yönelip insâni hususiyetlerimizin gereklerini yerine getirelim.

Zaten eğer, içinde bulunduğumuz şu kritik günlerde, bütün bilgi, görgü ve müktesebâtımızı insan, kâinat ve Yaratıcı münasebetlerine bağlayarak gerçek ilim ve mârifete yönelmezsek, ilim adına bir kısım vehimlere kurban gitmemiz, kazanma kuşağında kaybetmemiz ve “Onlara, kendisine âyetlerimizi verip duyurduğumuz densizin kıssasını da anlat; anlat ki o, sahip olduğu bilgisine rağmen, sıyrılıp (tekvîni veya tenzîlî) âyetleri (idrak çerçevesinin) dışına çıktı. Derken şeytan onu kendine uydurup kendine benzetti; o da onun arkasına takıldı ve azgınlardan biri oldu.” (A’raf, 6/175) âyetinde anlatılan talihsizin durumuna düşmemiz kaçınılmaz olacaktır. İlimlerin evhama dönüştüğü, hikmetin abeslere inkılâp ederek tam bir tereddüt kaynağı oluşturduğu, bütün varlık ve eşyanın ürperten cenazeler halini alıp içlerimize korkular saldığı bir duruma düşmenin ise, düz cehaletten daha tehlikeli olduğu açıktır.

İnsanı, haktan, varlığın hakikatından uzaklaştırıp kendi özüne de yabancılaştıran gâyesiz, hedefsiz bilgi ve müktesebâtı, bir meçhul şairimiz şöyle ifade eder:

Ümmî kalıp cazibe-i dîne incizâb,
Evlâ değil mi âlim olup çekmeden azâb.

Öyle ise gelin, bilmeyi bilelim; kendi özümüzü keşfetmeye çalışalım ve vicdanlarımızı mârifetle harekete geçirerek el-ele, gönül-gönüle hep beraber Hakk’a yürüyelim. Suların döne döne ve değişe değişe ummana yürüdüğü gibi “Biz hepimiz Allah’a aidiz -bu aidiyete ruhlarımız feda olsun- ve mutlaka O’na döneceğiz.” (Bakara, 2/156) mülâhazasıyla, varlığımızı değerler üstü değerlere yükseltecek üst üste süreçlerden (vetîre) geçip kendi mahiyetimize münasip bir şekil almaya, ruhumuzun ufkuna ulaşmaya veya özümüzle bütünleşmeye daha ciddî gayretler gösterelim. [3]

İnsanlar İkinci Dünya Savaşından günümüze ve sonrasına doğru gerçekleştirdikleri yolculuklarında Maslow’un ihtiyaçlar piramidinde üst sıralara doğru ilerlemek istemektedirler. Dünyanın bazı kesimlerinde lokal olarak sorunlar yaşansa da düşman ve çatışan ülkelerin bir çoğu birbirlerine yakınlaşmalar göstermekte ve konuşarak problemlerini çözmeye çalışmaktadırlar.

            Yönetimi geliştirmeyi, gelecekten bugünü yaşamak olarak da açıklayabiliriz. Gelecekten bugünü yaşamak, gelecegin değerlerini görerek, bireyleri ve kurumları bu değerlere göre az da olsa sürekli değişmelerle geleceğe hazırlamaktır. Kurum, görebilen ve duyabilen öğrenen bir yapıya bürünmektedir. Aynı zamanda çevreye karşı duyarlılığını da geliştirmektedir. Bu duyarlılık sayesinde, çevrede yaşanan değişiklikleri önceden sezilebilmekte ve esnek yönetim anlayışı ile değişim sürecine katılmaktadır.

            İşletme, şirket, kamu kurumu, sivil kurum gibi organizasyonların belli bir gaye ve hedefi vardır. Bu organizasyonların varlığının devamı ve gayelerini gerçekleştirebilmeleri, bünyelerinde barındırdıkları insan tipi, insan sayısı, işin niteliğine uygun insan seçimi ve istihdamıyla çok yakından ilgilidir.

  1. yüzyıla kadar insanların ve toplumların esas serveti toprak iken 19. ve 20. yüzyılda sermaye ve fabrikalar olmuştur. Bundan dolayı da insana gereken önem verilmemiş ve insanla ilgili çalışmalar sadece onlarla ilgili basit bir kayıt tutmadan ibaret olmuştur. Bugün ise organizasyonun hedefi doğrultusunda insan kaynaklarının en verimli şekilde kullanılmasına, ihtiyaçlarının karşılanmasına ve meslekî bakımdan sürekli geliştirilmesine çalışılmaktadır. Diğer bir ifadeyle, işletme veya kurumlara eleman alımı, onların eğitimi, çalışma randımanlarının artırılması, kariyerlerinin yükseltilmesi, ücretlerinin ayarlanması, işçi-işveren ilişkilerinin düzenlenmesi, iş ortamının iyileştirilmesi ve çalışanların sağlığı gibi insanla ilgili çalışmaların bir bütünlük içinde ele alınması gerektiği kabul edilmektedir. Aksi takdirde kurumlar gayelerini gerçekleştiremeyecektir.

Meselâ bir okulun öğretmenleri veya bir üniversitenin öğretim elemanları bilgilerini yenileme ve kendini geliştirme hususunda kurumundan maddî-manevî destek göremiyor, hattâ teşebbüsleri engelleniyorsa o okul ve o üniversite neyi başarabilir? Yönetim kademelerinde olanlar çalışanlara tepeden bakıyor, onların fikirlerine değer vermiyor ve aralarında iyi bir ilişki kurulmuyorsa onlardan verim ve başarı beklenebilir mi? Hak edilen terfiler zamanında yapılmıyor, başarılı ve yetenekli kişiler lâyık oldukları pozisyonlara atanmıyorsa, o kişiler potansiyellerinin ne kadarını kullanabilir, kurumuna ne kadar yararlı olabilir? Yine bu kurum, çalışanlarına iyi bir sağlık hizmeti veremiyor, onları hasta hane kuyruklarında bekletiyor, hekim karşısında horlanma ve aşağılanma ile karşı karşıya bırakıyorsa o insanlardan kurumu için daha iyi şeyler yapmaları ve gerektiğinde fedakârlıkta bulunmaları beklenebilir mi? [4]

Bu gelişmeler ışığında gelişen yeni neslimizin yetiştirilmesi, ilim ve irfana karşı duyarlı hale getirilmesi, beşeri değerlerimize müsbet manada yön verebilecek, sistem ve bireyleri değişimin gerisinde kalmayacak biçimde şekillendirebilecek, sorun olan değil bilakis sorun çözme yeteneği yüksek bireyler haline getirmemiz gerekmektedir.

SONUÇ

            Her kurum doğar, büyür, gelişir, sonra da bu gelişmeyi süreklilik basamağına taşıyamadığından geriler ve bir zaman sonra da canlı bir organizma gibi ölür. Yönetimde kurumların bu gelişmesi sinüs eğrisi ile gösterilmektedir.

Canlı bir organizma özelliği gösteren kurumların, sinüs eğrisinin tepesinden, yukarıya doğru sürekli gelişmeye götürecek kurumsal yapılanmaya, yönetimi geliştirmenin sürekliliği adını verebiliriz. Dolayısıyla bu geliştirme, insanları geliştiren ve buna bağlı olarak da kurumu geliştiren bir modeldir.

[1] Samanyolu Liseleri, PDR Uzmanı.

[2] Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 2001 Yeni Yıl Mesajı.

[3] M.Fethullah Gülen,Sızıntı Dergisi, Eylül 2000

[4] Prof. Dr. Harun Avcı, Sızıntı Eylül 2000, İnsan Kaynakları.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :