- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Yaşlılıkta Problem Çözme

Yaşlılıkta Problem Çözme sitemize 22 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

PROBLEM

Problem temelde bireyin bir hedefe ulaşmada engellenme ile karşılaştığı bir çatışma durumudur. Bu engelleme hedefe ulaşmayı güçleştirebilir. Böyle bir durumda problem, engeli aşmanın en iyi yolunu bulmaktır ya da engellenme, yaklaşma-kaçınma çatışmasında olduğu gibi, hedeflerin çelişmesi şeklinde ortaya çıkabilir.Bir seçimde oyunu nasıl kullanacağına karar vermeye çalışan birinin her aday hakkında hem olumlu hem de olumsuz duyguları olabilir. Bu tür bir durumda ise problem çatışmayı çözümlemektir.

Bir problem, sırf böyle adlandırıldığı için problem niteliği kazanmaz. Düşünmeyi sağlayabilmesi için, kişinin kendisi tarafından problem olarak algılanması gerekir. Bireyin elde etmek istediği , ulaşmanın yollarını aramak için çaba harcayacağı bir hedefi olmalıdır. Ancak bundan sonra bireyin hedefine ulaşmada yararlandığı süreçler incelenebilir.

PROBLEM ÇÖZME SÜRECİNDEKİ AŞAMALAR

D’Zurilla ve Goldfried ( 1971) problem çözme sürecini, tanımlanabilen aşamalara ayırmışlardır. Bunlar:

1) Genel Yaklaşım: Bu ilk aşama, bireyin belirli bir çözümü benimsemesi ya da reddetmesini sağlayan, destekleyici ya da engelleyici nitelikte olabilen ve bireyi belirli bir biçimde davranmaya yönelten zihinsel eğilimdir. Bireyin problemli durumlara genel yaklaşımı ( yaklaşma ya da kaçınma tarzı, kontrol edip edememesi ve yeteneklerine güvenip güvenmemesi) sorunları başarı ile çözme ve başa çıkma stratejisini etkiler.

2) Problemin tanımlanması:  bu aşama sorunun tanımlanması ve biçimi ile ilgilidir. Yapılan araştırmalar başarılı sorun çözücülerin problem konusunda fazla bilgi sahibi olduklarını, problemin özünü anlamayı başardıklarını ve kullandıkları ilk adımın tüm bilgiyi ve gerçekleri toplamak olduğunu göstermiştir.

3) Seçeneklerin Oluşturulması:  Seçeneklerin oluşturulması hedef yönelimli bir süreç olduğundan doğal olarak seçimi gerektirir. Araştırma bulguları bilgi seçiminin bireyin geçmiş yaşantılarının bir fonksiyonu olmadığını tam tersine geçmiş deneyimleri kullanabilme yetisinin önemli bir etmen olduğunu göstermektedir.

4) Karar Verme : Bu süreç eyleme yönelik bir dizi seçenek arasından belirli bir tanesini seçmek olarak tanımlanabilir. Kuzgun’a göre karar verme, bir güçlüğü gidermek için herhangi bir seçeneğe yönelmektir ve problem çözme sürecinin en önemli aşamasını oluşturmaktadır. Karar verme sürecinin amacı, bireyin kararından memnun olma olasılığını artıracak bir dizi eyleme girmesine yardımcı olabilmektir.

5) Değerlendirme  :  Bu aşama eylem planını uygulayıp sonucun belli bir standartla karşılaştırılmasını içerir. Eğer birey, eylemlerini karşılaştırır ya da verilmiş bir standartla uygunluğuna bakarsa (test etme) birey bu aktivitelerden yeni sonuçlar üretir ya da eylemlerini durdurur. Tersine eğer eylemleri bir standartla uyuşmuyorsa birey “ işlemine” devam eder .Bireyler eylemlerinin sonuçlarını belirli bir standartla karşılaştırma yetisine sahiptirler.

PROBLEM ÇÖZME

Davis bir problem çözümünü yaratıcı bir fikir  ya da varolan fikirlerin yeni bir kombinasyonu olarak tanımlar.Deneysel psikolojiden sosyal ve organizasyonel psikolojiye kadar yayılan geniş bir literatür problem çözme sürecini tanımlama ve salık verme çabası ile ilgilidir.Bu literatürün  çoğu problem çözmede bazı adımlar belgeler: Örneğin, Dewey problem çözmede iki adım tanımlamıştır; ilk olarak şüphe ya da zorluk durumu ve ikinci olarak bu zorluk ve şüpheyi çözümlemek için gerekli bilgiye ulaşmak için araştırmak ve soruşturmak.Sürecin daha detaylı bir tanımlaması Shulman tarafından yapılmıştır.ilk olarak problem algılamasının yol açtığı rahatsızlık ve ikinci olarak belirli bir problem formüle edilir ve tanımlanır,üçüncü olarak bilgi toplanır ,hipotezler oluşturulur ve dördüncü olarak problem çözümlenir böylece rahatsızlık ortadan kaldırılır.Kingsley daha uzun ama benzer aşamalar listesi  sunmuştur.

GÜNLÜK HAYATTA PROBLEM ÇÖZME

Problem çözmenin günlük kapsamındaki çalışması  problem çözmenin insanlar arası temeline dikkat çeker.Bu nedenle “günlük” terimi ile birleştirilen birçok anlamı yansıtmak,göstermek ve mevcut amaçlar için en önemli olanlarını ayırt etmek önemlidir.Sözlük “sıradan,rutin,olağan ve alışılmış” olarak belirtir.İnsanların günlük kapsamda problemlerini nasıl çözdükleri sorunu genellikle psikolojideki araştırmanın  ekolojik geçerliliğinin bir konusu olarak ifade edilir.Tipik laboratuar araştırması aklın, belleğin nasıl çalıştığı teorilerinden çıkarılan hipotezlerin test edilmesini içerir.Bu araştırma bulgularının laboratuar dışındaki ortamlarda genelleştirilebildiği ve uygulanabilirliği olduğu ölçüde ekolojik olarak geçerli oldukları söylenebilir.

Araştırma bulgularının  genelleştirilebilirliği ve günlük kapsamda ekolojik olarak geçerliliği konusundaki soruyu cevaplamak için bir dizi yaklaşım izlenebilir.Scheldtin işaret ettiği gibi araştırmacılar tipik olarak bu soruya gerçek dünyada ekolojik geçerliliğe sahip görünen ölçüleri seçerek  bir ölçüm perspektifinden yaklaşmışlardır ve daha sonra bulguları  ölçüler ile  daha önce laboratuarda elde edilen bulgulara karşılık olarak karşılaştırırlar Scheldt bu ölçüm yaklaşımının ekolojik geçerliliğinin kesin olmadığını ileri sürer ve birçok araştırmacıyı kuralların, görevlerin, durumların ve dürtülerin  çabuk,kullanışlı  gerçek dünya simgelemlerini tercih etmekle ve böylece sadece ekolojik olarak kozmetik çalışmalar üretmekle  suçlayarak neticelendirir.

EKOLOJİK GEÇERLİLİK

 

Ekolojik geçerlilik terimi gözlem altındaki davranış psikoloji laboratuarlarında değil ekolojik ortamlarda gerçekleştiği anlamına gelir.Eleştiriler  araştırmalarında laboratuar deneyleri kullandıkları için davranışsal,kavramsal ve biyolojik yaklaşımlarda toplanır.Laboratuar deneyleri sık sık ekolojik geçerlilikten yoksun olmakla suçlanır.Onlar gerçek bir hayat durumu yansıtmazlar.Bu psikoloji için bir problemdir çünkü psikoloji bizim günlük hayattaki davranışlarımızla ilgilenir.Laboratuar deneyleri doğaları gereği bireyleri normal olmayan bir biçimde davranmaya iter.Bu da saptırılmış veriye yol açar ve psikolojik sonuçları zayıflatır.

PROBLEM ÇÖZME İLE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR

 

Cattel ve Horn, uyum ve kombinasyon yeteneği, yeni koşullara göre kendini yönlendirme gibi akıcılık gerektiren ve sıvı zeka şeklinde adlandırılan gruba giren tüm yeteneklerin zayıfladığını saptamışlardır. Çalışmacılar bununla birlikte genel bilgi,deneyimlere dayanan bilgi, sözcük haznesi, dil anlama gibi özellikler gerektiren ve kristalize zeka kavramıyla özetlenen yetenekleri ilerleyen yaşa paralel olarak güçlendiğini ileri sürmüşlerdir.  Sıvı zekanın göstergelerinden biri sayılan problem çözme çalışmaları, kişilerin belli bir sorunla karşılaştıkları zaman ne tür bir organizasyon yaptıklarını ve ne tür çözümler ürettiklerini araştırmaya yönelik olarak başlamıştır.

 

Bu konudaki ilk çalışmalardan birinde Mosher ve Hornsby (1966) çocuklardaki soru sorma stratejilerinin gelişimini inceleyebilmek amacıyla,  20 soru taskı denilen bir yöntem geliştirmişlerdir. Bu araştırmada deneklere 42 aşina nesnenin resimleri gösterilmiş ve bunların arasından araştırmacının hangi resmi kararlaştırdığını ya da hangi resmi aklında tuttuğunu, en az soru sorarak tahmin etmeleri istenmiştir. Araştırmacı, deneklerin sorularına sadece “evet” veya “hayır” diye yanıt vermiştir. Sorular incelendiğinde, bunların hipotez test eden sorular (tek bir itemi eleyen türde olanlar) ve sınıf ayırt eden sorular (belli bir grup itemi ayırt eden türde olanlar) olarak iki gruba ayrıldığı görülmüştür. Denney (1982), Mosher ve Hornsby’ın araştırmasını yaşam boyu gelişim açısından incelemek amacıyla, 20-70 yaşları arasındaki deneklerle tekrarlamışlardır.

 

Denney’nin Yirmi Soru Taskı

 

Alışılmış versiyon insanlara sırayla 42 resim göstertmeyi ve gösterilen resmi  cevapları hayır ve evet olan sorular yönelterek  tanımlamalarını istemeyi içerir.İlave olarak insanlardan resimleri olabildiğince az soru sorarak tanımlamaları istenmiştir.Bu oyundaki etkinlik ve verimliliğin yaşa duyarlı olduğu Denney ve çalışma arkadaşlarının yaptığı  çeşitli araştırmalarla  onaylanmıştır. Bu  görevi iyi yapmak için yapılması gereken problem süresini ve alanını etkili sorular ile nasıl bölümlere ayıracağını keşfetmektir. Optimum çözüm alternatifleri yarıya bölen soruları kullanmayı içerir.Eğer nesneleri 1-42 şekilde numaralandırırsanız  optimum başlangıç sorusu “Hedef 21.pozisyonun altında mı(üstünde mi) dir? “olur.Bir evet ya da hayır cevabı hedeflerin yarısını saf dışı bırakır.İlave olarak sorular 3 alternatif ile kalana dek tek hedef soruları etkili olduğu zamana  kadar  kalan diğer  alternatifleri de elemelidir.(alternatiflerin birinci numarası 2nin kuvvetiyse 2 ) Çok sayıda yaşlı insan bu stratejiyi hiçbir zaman  anlayamazlar ve acil olarak tek hedef sorularını sormaya başlarlar (örneğin o bir inek mi gibi) ya da optimumdan daha az kısıtlayıcı sorular( örneğin 7 sıra olduğu zaman o ilk sırada mı gibi ) sorarlar.

 

 

Şekil 6.5’in gösterdiği gibi kavram formasyon optimum stratejilerle 20 soru optimum stratejisi arasında yakın bir benzerlik vardır. aslında 2 problem izomorfik(eşbiçimli) olabilir(mesela zehirli gıda problemlerine 2 nesne/yemek ve 8-nesne 20 soru oyunu ile anlam veriyorum) Her iki problemi aynı çalışmada incelemek oldukça ilginç olacaktır. Eğer genç yetişkin problem çözme literatürü kılavuz rehberse farklı kapak hikâyeleri ile sunulan izomorflar karşısında benzer çözüm oranları bekleyemeyiz. Umulduğu gibi farklı çözüm etkinlikleri 20 soru kartlarla oynandığında sağlanır.(mesela oyun kartları ama sadece yaşlı subjeler için 60-90 yaş arası) Oyun kartları  daha etkili soru stratejilerine neden olabilir belki çünkü takımlar  resimlenen objelerin canlı ya da cansız gibi  soyut bir kesitinden daha açık kategoriler oluştururlar.Diğer yanda Hartley ve Anderson imgelenmiş  yıldız işaretlerinin hakiki  bir  sırasını kullandıklarında çözüm etkinliğinde bir değişiklik bulamadılar.

 

Hartley ve Anderson’un düşündüğü gibi, bir problem içsel olarak ifade edildiği şekilde   bazı yaşla ilgili farklılıklar  olsa da 20 soru kullanılabilir Uzmanlar gibi” farklı bir problem gör sonra çıraklık yap”.böylece yaşlı insanlar objelerin görünüşlerini farklı görecekler ya da tasvir edeceklerdir.Denney sınıflandırma farklılıklarının 20 soru oyununda verimlilikte yaş farklılıklarına aracılık ettiğini gösteren kanıtlar bulmuştur.Oyunu takiben katılımcılardan birbiri ile aynı olan  resim çiftlerini seçmeleri istenmiştir.Benzerlik temeli üzerine(mesela her iki obje de uçabilir)  sınıflandırma yapanlar tamamlayıcı,tümleyici  temele dayalı ( mesela bir inek bir ahıra girer) sınıflandırma yapanlara göre daha verimli olmuşlardır.

 

20 soru ,gerçekten oldukça önemsiz bir problemdir.Yaşlı insanlara ya da çocuklara alternatiflerini yarıya düşürme stratejisini öğretmenin göreceli olarak kolay olduğu konusunda çok az şüphe vardır.Denney buna sınırlayıcı soru örnekleri vererek ve soru oluşturmak için kurallar sağlayarak eğitim ile yaklaşmıştır.Bu soru oluşturma operatörünün egemenliği etkili çözücüyü etkisiz verimsizden ayırandır.Bu duruma Kesler’ den de destek gelmiştir.Kesler eğitim seviyesi istatisksel  olarak kontrol edildiğinde yaş bağlantısının kaybolduğunu göstermiştir.Alternatifleri yarıya düşürme bazı üniversite deslerinde açıkça  öğretilmektedir ve bir probleme onu alt problemler ayırarak yaklaşmanın genel prensibi problem çözme üzerine olan derslerin temel doktrinidir.

 

Bu araştırmadan sonra Kogan (1974), kolej öğrencileri ve yaşlılarla, Cicirelli (1976) ise çocuklar, 19-21 yaş arası gençler ve yaşlılarla aynı araştırmayı tekrarlamışlarıdır. Bu araştırmaların sonuçları, deneklerin, alternatifleri eleyerek beklenen yanıta ulaşabilmek için, üç tür strateji kullandıklarını göstermiştir: a) Üst grup kavramlar kullanarak gruplama (örneğin portakal, muz için “meyva mı?” sorusu). b) Fiziksel özelliklere göre gruplama (büyük mü? vs.) ve c) Fonksiyonlara göre gruplama (keser mi?  vs.). Gerek Kogan’ın gerekse Cicirelli’nin araştırma sonuçları, üst grup kavramlar kullanarak gruplamanın, yaşlılık döneminde azaldığını göstermiştir.

 

Sonuç olarak, problem çözme taskında, gençlerin, karşılaştıkları sorunu daha iyi organize ettikleri ve sonuca ulaşmak için gereken stratejileri daha iyi kullanabildikleri saptanmıştır. Araştırmacılar, gençlerle yaşlılar arasında, problem çözme tasklarında görülen bu performans farklılığının nelerden kaynaklanmış olabileceği üzerinde durmuşlar ve özellikle yaşlıların etkili soru soramamalarının nedenlerini incelemişlerdir.

 

Kişilerin problem çözme yeteneklerinin nedenlerine ilişkin çalışmalarında Kesler, Denney ve Whitely (1976) 30–50 ve 65–81 yaş arasındaki deneklere, değişik problem çözme taskları uygulamışlardır. Araştırma sonuçları, bireylerin problem çözme performanslarında eğitim düzeyinin etkili olabileceğine işaret etmiştir. Örneğin sözü edilen araştırmada, deneklerin eğitim düzeylerine bakıldığında, yaşlı deneklerin gençlerden daha az eğitim gördüğü saptanmıştır. 1982’de uyguladıkları 20 soruluk başarı testinde ise eğitim düzeyi daha yüksek olan deneklerin çözüme yönelik etkin sorularının etkin olmayan sorularından anlamlı olarak daha sık olduğu belirlenmiştir.

Heyn, Barry ve Pollack (1978) tarafından yapılan bir çalışmada, 20-30, 40-50, 60-70 yaş grubundaki deneklere, aritmetik hesaplamalarla ilgili bir dizi mantıksal çıkarım sorusu sorulmuştur. Sonuçlar, gençlerin ve yaşlıların performanslarının birbirine eşit olduğunu; en iyi grubun ise  orta yaşlılar olduğunu göstermiştir. Bu araştırmada da orta yaşlıların eğitim düzeyinin en yüksek, yaşlıların ve gençlerin eğitim düzeylerinin ise birbirine eşit olduğu görülmüştür.

Problem çözmeyle ilgili yukarıdaki verile, yaşın ve eğitim düzeyinin, deneklerin problem çözme becerilerini bir arada etkilediğini göstermektedir. Bir başka deyişle bu araştırmalar problem çözme stratejilerinin, deneklerin yaşlarından mı yoksa eğitim düzeylerinden mi etkilendiğini, bu iki değişkeni birbirinden ayırarak inceleyememişlerdir. Çünkü eğitim düzeyini bütünüyle kontrol etmek, daha önce de belirtildiği gibi yıllar içinde eğitimin niteliğinde olan değişiklikler kontrol edilemediğinden pek mümkün görünmemektedir.

Eğitimin soyut kavramlar kullanabilme yeteneğiyle ilişkisi bilindiğinden, Deney (1980) bu sorunu, eğitim düzeyinden etkilenmesi beklenmeyen somut problemler kullanarak aşmayı denemiştir. 30–50 yaş arası deneklerle 60–90 yaş arasındaki deneklerin karşılaştırıldığı bu araştırmada, deneklere klasik 20 soru taskı ve oyun kartlarının materyal olarak kullanıldığı bir başka problem çözme taskı uygulanmıştır. Oyun kartları kullanılan taskta, yaşlı denekler ile genç denekler arasında problem çözme performansı farklılıkları olmadığı görülürken, 20 soru taskında, gençlerle yaşlılar arasında gençler lehine performans farkı bulunmuştur.

Yaşa bağlı problem çözme farklılıklarını, tasklardan kaynaklanan farklılıklardan arındırabilmek kaygısı, araştırmacıları ekolojik geçerliliği olan, yani deneklerin günlük hayatlarında kullandıkları türden problemleri aramaya ve kullanmaya yöneltmiştir.

Günlük yaşamla ilgili problem çözme tasklarından biri, Denney ve Palmer (1981) tarafından kullanılmıştır. 20-79 yaşları arasındaki deneklere, klasik 20 soru taskının yanı sıra, gerçek yaşamda karşılaşabilecekleri türden problemlerle ilgili dokuz soru sorulmuştur. Denney ve Palmer (1981) her iki tür problem çözme taskında da yaşın ve eğitim düzeyinin anlamlı etkisi olduğunu bulmuşlardır. Yaş ilerledikçe problem çözme yeteneklerinde bir düşme olmaktadır. Eğitim düzeyi yüksek olan denekler, her yaş düzeyinde, eğitim düzeyi düşük kişilerden daha başarılı olmuşlardır.

Cornelius ve Caspi (1987) tüketici problemleri, ev idaresi, aile içi problemler, yakın arkadaşlarla çatışmalar, iş arkadaşlarıyla çatışmalar ve teknik bilgileri içeren günlük yaşam durumlarıyla ilgili altı pratik problem çözme taskını, 20-78 yaşlarındaki deneklere uygulamışlardır. Geleneksel 20 soru taskındaki bulguların tersine, problem çözme başarısında yaş ilerledikçe artış olduğunu bulmuşlardır.

Yukarıdaki çalışmanın tam tersi bir sonuç ise Devolder’in (1993) çalışmasında elde edilmiştir. Altısı yasal, altısı ekonomik alandaki pratik problem çözme sorularının, 47-65 yaşlarındaki deneklere uygulanması sonucunda, gençlerin yaşlılardan daha başarılı olduğu bulunmuştur.

Günlük yaşamla ilgili pratik problemlerin kullanıldığı araştırmaların böyle çelişkili sonuçlar vermesinin nedenlerinden birinin deneklerin günlük yaşama katılma düzeyleri olması mümkündür. Özellikle yaşlılıkta bazı bireylerin, çeşitli nedenlerden ötürü, günlük hayatlarını diğer bazı bireylere göre çok daha aktif, çeşitli etkinliklere katılarak ve bu etkinlikler sırasında karşılaştıkları çeşitli sorunlara çözümler üreterek geçirdikleri dikkat çekmektedir. Ancak günlük hayata katılımın, günlük hayatta girişilen etkinlik düzeyinin problem çözme tasklarındaki başarı ile ilişkisini irdeleyen araştırmalara ise rastlanılamamıştır.

Kabadayı , R. “Problem Çözme Süreci, Gereği ve Eğitimdeki  Boyutları” Öğretmen Dünyası, sayı 146, Ankara: Nüve matbaası, 1992.  ( ss. 32-33)

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :