- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Yaşlılık Döneminde Din

Yaşlılık Döneminde Din sitemize 22 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

YAŞLILIK  DÖNEMİNDE DİN

          İnsan hayatının son dönemi  gerek fizyolojik ve gerekse psikolojik bakımdan çok önemli değişikliklerin yaşandığı bir safhadır.Bu dönem durağan ve değişmez olmayıp, aksine çeşitli güçlerin etkileşimini ihtiva eder.Bu güçlerin temelinde,hayatın bütün safhalarının zorlanmalarına rağmen varoluşunun  sürdürebilmiş olmanın bilgeliği ve iç görüsü bulunur.Yaşlılık öyle bir dönemdir ki bir yandan gelişim sürdürülürken diğer yandan gerileme ve yaklaşmakta olan ölüm bulunur.Bedeni gerileme ve rahatsızlıklar  bir yana bırakılırsa, yaşlılıkta tecrübe edilen en önemli duygusal sarsıntı “ayrılık kayıpları”dır.Kişinin özellikle kendi gençlik imajını kaybetmesi, giderek artan çeşitli hastalıklar,akraba, dost ve yakınlar arasında sıklaşan ölümler, gençlerin çalışma,öğrenim ve evlenme sebebiyle evi terk etmesi, gidenin yerine koyacak kimsenin olmaması yalnızlık ve soyutlanma duygularına yol açar.Toplumsal yoksunluğu, yaşlının kendisini işe yaramaz olarak hissetmesine yol açabilir.[1]

          Yaşlı kişi ölüm gereği ile iç içe yaşar. Bu da onda ölüme yaklaşmış olmanın şuurlu ya da şuur dışı korkusunu uyandırır.Fakat yaşlı insan,artık hayatın sınırlı olduğunu bilir ve yok oluşun kaçınılmazlığını idrak eder.Bu  bakımdan dini inançlar yaşlılar için  önem taşır.Bu önem yaşlı insanın varoluşunu ve ölümünü  anlama ihtiyacından kaynaklanır.Ölüm sonrası hayata, cennet ve cehennemin varlığına, ilahi mahkemeye  duyulan inanç, ileri  yaşlardaki insanlarda belirgin  bir oranda artış göstermektedir.Yaşlı insanlar çoğu zaman geçmişi onarma çabasına da girerler.Geçmişteki yanlışlarının ve günahlarının yarattığı suçluluk ve günahkarlık duyguları içerisinde kendilerini bağışlatıcı davranışlar gösterirler.Yaşlılıkta dua,ibadet ve dini uygulamanın sıklık ve  sürekliliğindeki  artış bu yönden de  açıklanabilir.Fakat  bütün  bunların yanında  önceki  hayat  devrelerinde yaşanan dindarlığın  kendi gelişimi yönünde  zirveye ulaşması da söz konusudur.Yaşın ilerlemesiyle zirveye  ulaşan dini hayat,  ergenin zirveye ulaşan  dini şuur ve  tecrübesinden çok  farklıdır.Ergenlerde  duygusal telaşla bir arada  bulunan  büyük zihni  karışıklık ve şüphe vardır. İleri yaşlarda hem zihin hem de duygular  önemli ölçüde  donuklaşır; artık  ne kelami meselelerin  incelikleri hakkında bir endişe ne de dini  meselelerde   duygusal  bir heyecan  yaşanır.Daha çok, ağır başlı ve kararlı, kaderci bir tevekkül ve  teslimiyet  vardır.[2]

             Yaşlılık döneminde kişilerin genel olarak dine yöneldiklerini  ileri  sürmek  tam olarak doğru  değildir.Aslında  bu dönemde, dini  duygu  ve tecrübelerde bir artış söz konusu değildir.Ancak, çoğu kimse  daha önce  sahip oldukları  dini duygu ve inançları,alışkanlıklarını  sürdürürler.Nitekim ülkemizde yapılan bir araştırma  sosyal ve  kültürel  durumu  yüksek olan yaşlı  insanların, Allah inancı bakımından  orta  yaşta olanlardan daha  “kararsız” olduklarını, buna karşılık sosyokültürel  seviyesi düşük olanların  ise, daha  kararlı bir  inanca  sahip olduklarını ortaya koymaktadır.Bütün bunlara  rağmen, düzenli  bir dini  geçmişe sahip olmayan  birçok kişi, hayatın  zevklerinin sona erdiği, ölüm gerçeğinin varlığını kuvvetle hissettirdiği bu  dönemde dini değerlere,  hayatlarına  anlam ve amaç  sağladığı  için kolaylıkla bağlanabilmektedir.[3]

         Avusturya’da bir kilise  kayıtlarına  göre 1680 yılında doğan her 19  kişiden sadece 12’si 65  yaşına  giriyorken, tam 300  yıl sonra 1980’de her 19  kişiden 15’i  65  yaşına gelmektedir.Bu demektir ki ebedi  gençlik  çeşmesi  bulunmadı  ama  hayatta  kalma  süresi  uzadı. Yaşlı  nüfus  çoğalınca  yaşlanma ile  ilgili  sorunlar  da  önümüzde  yayıldı.Konunun  hastalık boyutunu  bir  kenara  bırakıp  yaşlanmanın  psikolojisini  ve bu  sevgiye  muhtaç  insanlara  nasıl yardım edebileceğimizi  düşünelim.[4]

         Yaşlılıkta azalan biyolojik  yetiler: Zeka  parlaklığı, yeni bir şeyler öğrenmek, hafıza, girişim ruhu ve ataklığı.

          Yaşlılıkta  artan  psikolojik  yetiler:Bilgelik ve ağır başlılık, mantıklı,doğru ve daha  sağlıklı düşünme, güçlü  muhakeme, yerinde  yargılara  daha kolay  varma, bilgi  birikimi ve  tecrübe,  daha tutarlı, hoşgörülü ve sabırlı olma.

          Bu  dönemde  ayrıca  egoizmin belirginleşmesi, treni kaçırma duygusu, sağlığa  aşırı  düşkünlük, artan  tutkular,  kişilik özelliklerinin abartılması,  yalnızlık  duygusu,  ölüm  korkusu  ve  çaresizlik gibi durumlara da sıkça  rastlanır.

          Ölüm korkusu  insanların  evrensel  korkusudur ama kaçamadığı  gerçeğidir.Yaşlılarda  saçın  ağarması  ile  beraber  ruhun  ağarması da  vardır.Ölüm  ruhu ağartan  en  önemli  sebeptir.Ölüme  yaklaşmanın bilincinde olan bir ihtiyarı rahatlatan  ancak ve  ancak “iyi bir hayat felsefesi”dir.Ölümü terhis  teskeresi  gören, Allah’a  kavuşmağı  “şeb-i Arus “ gören  ihtiyar ne  mutludur! Yoksa  her sabah  uyandığında  idam sehpasına bir adım daha  yaklaşan  insan  duygusu  kadar bireye  acı  veren bir duygu olamazdı. Din, aile ve çevrenin yardımı ve hayat felsefesi insanı bu döneminde  mutlu eden şeylerdir.[5]

         Ölüm  mutlak son diye  oturup ağıt  yakacak  değiliz  elbette, zira  bir  faydası  olmayacaktır.”Müştereken  yapılan  bir  gözlemden hareket  edelim: Yaşlı  kimseler  ahirete  diğer  insanlardan  daha   fazla  inanmaktadırlar. Çeşitli  ülkelerde  ahirete yapılan  sondajlar  bu  hususu doğrulamaktadır..Hesiode’a bakılırsa,  eski Yunan’da da durum aynı olmalıydı:

      “genç insanlara zor işler;olgun  insanlara tefekkür  ve  nasihatler; ihtiyarlara  ibadet  ve  tanrıları  hatırlayan  bir kalp”.[6]

      Yaşamın  anlamı geriye  dönüp  çocukluktan  yaşlılık  zamanına  uzanan  halatın  liflerine bakarak  bulunamaz.Yaşam  basit  biçimde  doğup, büyüyüp olgunlaşmanın  çok  ötesinde  bir şeydir. Eğer  yaşamın  anlamı keşfedilecekse, bu anlamın yaşamın  her aşamasının doğasında  var  olduğunu,  her  günümüzün  her  dakikasını yaşamla  savaşırken  göreceğiz.[7]

     Yaşamın öğleden sonrasının da kendine  göre  bir  önemi olmalı  ve bu  dönem  yalnızca  yaşamın sabahının  acınacak  bir  eki olarak kalmamalıdır.

KAYNAKÇA

   BASCAGLİA, Leo, Kişilik, çev. Nejat Ebcioğlu,İstanbul,1987.

    HÖKELEKLİ,Hayati,Din Psikoloji,Ankara,1988.

    VERGOTE,Antoine,Din İnanç ve İnançsızlık,çev.Veysel Uysal,İst.1999.

T.C

MARMARA  ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

İLHİYAT ANA BİLİM DALI

DİN PSİKOLOJİSİ BİLİM DALI

YAŞLILIK DÖNEMİNDE DİN

 

 

GELİŞİM DÖNEMLERİ VE DİN

Prof. Dr. VEYSEL UYSAL

FETHİYE  POLAT

2004

[1] Hayati,Hökelekli,Din psikolojisi,tdv,Ankara,1998,s.286

[2] Hökelekli,a.g.e,s.287

[3] Hökelekli,a.g.e,s.288.

[4] Nevzat,Tarhan.,”Yaşlılık ve İnanç”,www.zafer dergisi.com

[5] Tarhan,a.g.m.

[6] Antoine,Vergote,Din İnanç ve İnançsızlık,çev.Veysel Uysal,İfav,İstanbul,1999.

[7] Leo,Bascaglia,Kişilik,çev.Nejat Ebcioğlu,İnkılap Kitapevi,İstanbul,1987.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :