- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travma Sonrası Stres Bozukluğu sitemize 20 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU

Travma (Örselenme) herhangi bir kişi için,aşırı derecede örseleyici veya başa çıkması zor olan, kişinin varlığını tehdit eden, hatta kişinin öleceğini düşündürebilen, normal yaşamın dışındaki herhangi bir olaydır.

Zorlanma (stres) organizmanın denge-durumunu (homeostasis) bozan herhangi bir etkendir. Örneğin deprem gibi ağır örseleyici bir olay büyük bir stres etkeni sayılacağı gibi depremden sonra yardımların gecikmesi, insanların eşit yardımlar alamaması, yakınlarını yitirmesi, sakat kalma, toplumsal desteklerin yeterli barınağın, beslenmenin olmaması, artçı depremler ve daha birçok olayların hepsi zorlanma (stres) etkeni sayılabilir.

Travma   sonrası   stres  bozukluğu,   kişinin,  bir  ölüm  yada  ölüm  tehdidine,   ağır  bir yaralanmaya, kendisinin  yada başkalarının  fiziksel  bütünlüğüne  karşı bir  tehdit olayına maruz kaldığı ve bunlardan dolayı  korku, çaresizlik, dehşete düşme gibi  yoğun  sıkıntı  veren  duygular yaşadığı bir kaygı bozukluğudur.

Travmatik durumların hem olayın olduğu zamana özgü akut (geçici) etkileri hem de süreğen etkileri bulunmaktadır. Ağır travma ve strese bağlı ruhsal bozukluklar iki ana başlık altında incelenmektedir:

  1. Akut stres(zorlanma) bozukluğu
  2. Travma (örselenme) sonrası stres bozukluğu

Akut stres bozukluğu yukarıda tanımlanan türden ağır bir fiziksel ya da ruhsal travmaya karşı gelişen geçici bir bozukluktur. Bu bozukluk çok sevdiği evladını, eşini, annesini babasını beklenmedik bir kazada yitiren kişilerin geçirdiği ve medyada, halk arasında “çılgınlık geçirdi” diye bilinen klinik durumdur. Bir iki günden 3-4 haftaya dek sürebilir, fakat bir çoğunluk 3-4 gün içinde düzelir.

 ASB travmadan sonraki ilk ay içinde kullanılabilecek bir tanıdır ve çoğunlukla TSSB’ ye geçiş yapar ancak bazı belirtileri farklı olabilir.

Travma   sonrası   stres  bozukluğu,   kişinin,  bir  ölüm  yada  ölüm  tehdidine,   ağır  bir yaralanmaya, kendisinin  yada başkalarının  fiziksel  bütünlüğüne  karşı bir  tehdit olayına maruz kaldığı ve bunlardan dolayı  korku, çaresizlik, dehşete düşme gibi  yoğun  sıkıntı  veren  duygular yaşadığı bir kaygı bozukluğudur.

ASB ile TSSB arasındaki ayrımı şu ölçüt belirler: Bu ölçüt ASB için ‘en az 2 gün, en fazla 4 hafta sürer ve travmatik olaydan sonraki 4 hafta içinde ortaya çıkar’ şeklindedir.

TSSB DSM sisteminde ve ICD-10’da sınıflandırılmıştır. Böyle bir teşhiş koymanın amacı, profesyoneller arasında ortak bir dil kullanmak, yani ruh sağlığı arasında çalışan uzmanların yaşanılan tepkileri daha iyi tanımaları ve daha iyi hizmet verebilmeleri içindir.

Her iki sistemin tanı ölçütlerinde birincil olarak önemsenen ‘herkes için olağanüstü ve hayatı tehdit edecek nitelikte olan bir travmatik olayı yaşamak yada başkası tarafından yaşanmasını izlemek durumunda kalmış olmaktır. DSM-IV-TR bu olaya aşırı korku, çaresizlik yada dehşete düşme şeklinde tepki vermeyi de vurgular. Tanı koymada her iki sistemin dayandığı belirtiler hemen hemen aynı olmasına rağmen önemsedikleri ölçütler kısmen farklıdır. Örneğin ICD-10 tanı için travmanın varlığını ve flashback’ler ve rüyalarla yineleyici biçimde yaşanmasını yeterli bulup, diğer belirtileri önemsemekle birlikte tanı için mutlaka gerekli olarak kabul etmez.

DSM ölçütlerindeki en önemli vurgu yine işlevsellik kayıplarının dikkate alınması gerektiğidir. Anksiyete ve panik atakları, otonom aşırı uyanıklık belirtileri, genel tepki düzeyinde azalma (duygusuzluk, duygusal küntleşme, diğer insanlardan uzaklaşma, çevreye tepkisizlik, haz alamama vb.) her iki sistem tarafından üzerinde durulan belirtilerdir.

Eğer tanıyı kolaylaştırmak için iki sistemin önemsediği ölçütleri dikkate alarak bir özet yapmak gerekirse şöyle bir üçleme uygun olabilir.

  • Travmatik olay.
  • Travmatik olay veya hatırlatan durumlarla karşılaşınca ortaya çıkan anksiyete/panik atağı.
  • Travmatik olay veya hatırlatan durumlardan kaçınma davranışı.

Bulgular

Burada önemli travma sonrası verilen tepkilerin normalliğidir. Travmatik olaylara her insan değişik türden tepkiler gösterir. Bu tepkiler tamamen normaldir. Travmatik olay yaşayan neredeyse herkes “stres tepkileri” gösterir ama bu herkesin “hasta olduğu” ya da uzun süreli rahatsızlık yaşayacağı anlamına gelmez. Kişilerin vermiş oldukları “stres tepkileri”nin uzun ya da kısa süreli olması, kendilerine verilebilen destekle doğru orantılıdır.

 

  • Aşırı uyarılmışlık belirtileri: Aşırı uyanıklık (tetikte olma) ve abartılı ürkme tepkileri olarak gözlenir. Travmatik olaylar insan bedeni ve zihni açısından korkunç bir şoktur ve aşırı bir fizyolojik uyarılmaya yol açabilir. Bu aşırı uyarılma hızlı kalp atışı, avuç içlerinin terlemesi, konsantrasyon sorunları ve uyku güçlükleri gibi belirtiler ortaya çıkarır. Travma sonrasında olay anını hatırlatan her hangi bir uyarıcı ile karşılaşıldığında kişiler yeniden travmatik olay oluyormuş gibi hissedebilir yada belli bir yer onlara yaşadıkları travmayı hatırlatabilir ve beden otomatik olarak tekrar aşırı bir fizyolojik uyarılma durumuna geçer. Bu fizyolojik tepkiler, kas ağrıları, sırt ağrısı veya karın ağrısı gibi belirtilere de neden olabilirler.

Etkilenen kişiler kendilerini bıçak sırtındaymış ya da diken üstündeymişçesine hissederler;

“Sanki her an kötü bir şey olacak gibi tetikteyim. En ufak bir sallantıda lambaya bakıyorum, deprem mi oluyor diye? Bazen lambanın sallanmadığını görmekte yetmiyor kalkıp bir kontrol ediyorum, camdan bakıyorum iyice emin olmak için. Yüksek bir binaya girdiğimde kapıya yakın bir yere oturuyorum ki bir şey olursa hemen çıkabileyim. Çocukları evde yalnız bırakıp gidemiyorum, deprem olursa kendi kendilerine kaçamazlar diye. Yani sürekli kaçma planı yapar durumdayım.”

“Ne zaman arabaya binsem diken üstündeyim. Her an bir kaza olacak gibi geliyor. Bu yüzden hiçbir zaman arabada öne oturamıyorum. Yol boyunca da sürekli tetikteyim, hangi araba ne kadar yaklaştı, hangi şerit boş vs…”

Abartılı ürkme tepkilerini zaman zaman görüşmelerde de gözlemek mümkündür;

“Ani bir ses olursa hemen yerimden fırlıyorum, kalp atışlarım hızlanıyor. Yarım saat o huzursuzluk geçmiyor. Gece yarısından sonra bizim oradan çöp kamyonları geçer, ve inanılmaz bir ses çıkar o kamyonun her geçişinde korkunç bir ses çıkar bilirsiniz, her geçişinde yerimden fırlıyorum, sesin kamyondan geldiğini bilmeme rağmen.”

“Ani sesler beni müthiş rahatsız ediyor. Örneğin kapı ya da telefon çaldığında çok rahatsız oluyorum. Ve o rahatsızlık kimi zaman gün boyu devam ediyor. Bu yüzden telefonun fişini çekip oturuyorum çoğu zaman, evdekiler eve anahtarla giriyorlar…”

  • Duygusal durağanlıkta bozulma: İrritabilite (asabiyet, tepki vermeye hazır olma), öfke patlamaları, depresyon, anksiyete ve bilişsel bozukluklar şeklinde ortaya çıkar.

İrritabilite ve öfke patlamaları kişilerarası ilişkileri de bozabilen bir durumdur.

“Her şeye sinirleniyorum. En ufak şeylere bile. Eşime, çocuklarıma bağırıp çağırıyorum. Yarım saat sonra sinirim geçince ne yaptığımı fark ediyorum ama iş işten geçmiş oluyor. Ama sinirlendiğim zaman bir türlü davranışlarımı kontrol edemiyorum.”

“Sürekli huzursuz gibiyim, her şeye sinirleniyorum, hiçbir şeye tahammül edemez oldum. Eskiden çok doğal karşıladığım şeyler şimdi beni çok rahatsız ediyor. Sinirlendiğimde de istemediğim davranışlarım oluyor. Çok karşı olmama rağmen bazen çocuklarımı dövüyorum. Küçük şeyler için tartışma çıkarıyorum. Hatta o tartışmalar artık kavgaya dönüyor çoğu zaman…”

Belirtiler

 

Tetikleyici olayın tekrar yaşanmaları: Bu tür deneyimler kendiliğinden, zorla giren yaşantılar şeklindedirler. Bu düşünce ve görüntüler, kişinin hatırlamayı isteyip istememesinden bağımsız olarak, travma sırasında olup bitenler hakkında aklına gelen anılardan oluşur. Genellikle akla, travmatik olayların en acı ve sıkıntı verici bölümleri gelir. Hatta kişiler herşey yeniden oluyormuş gibi travmatik olayı yeniden yaşarlar ve yaşanan herşeyi ‘görüyor’ gibi olduklarını ifade edebilirler.

  • Flashback’ler: Geçmişi geriye dönüş, geçmişten bir anının, hislenmenin ve algının tekrarlanması. İleri derecede rahatsız edici olan bazı deneyimleri sonradan tekrar tekrar yaşama.
  • Rüyalar: Rahatsız edici deneyimlerin kabuslar şeklinde tekrar tekrar yaşanması.

“Sahilde oturup denizi izliyordum. Birden gökyüzü kızarmaya başladı ve korkunç bir uğultu oldu. Ardından denizin yarıldığını gördüm. Kaçmaya çalıştım, sarsıntı oluyordu ama ben tam olarak hissedemiyordum. O kadar korkuyordum ki, kıpırdayamaz gibi hissediyordum. Deniz kabardı kaçmaya çalıştım, koştum ve bu defa yerin yarılmaya başladığını gördüm. Bir anda korkunç bir çaresizlik hissettim ve “evet işte kıyamet bu olmalı” dedim. Annem geldi aklıma eve gitmeliyim diye düşündüm ve bir anda savrulduğumu hissettim. Kan ter içinde uyandım. Çığlık atmışım ölüyoruz diye. Kalktım sigara içtim, TV seyrettim ama o gece bir daha uyuyamadım. Bazen kabus göreceğim diye yatmak istemediğimi fark ediyorum. Kabus gördüğümde sıkıntıyla uyanıp bir daha uyuyamıyorum tüm günümü sıkıntılı geçiriyorum. Artık kabuslarımı kimseye anlatmak da istemiyorum. Çünkü insanlar depremden korkuyor ve benim rüyalarım bazen onlara da sıkıntı veriyor.”

  • Hatırlatmalar: Deneyimin istenmemesine rağmen kendiliğinden, tekrar tekrar hatırlanması.

“Evdeyim, günlük işlerimle uğraşıyorum. Kahvaltı hazırladım ailece kahvaltı yapıyoruz, ben birdenbire enkazı hatırladım. Bir anda içime sıkıntı geldi ve sofrayı bıraktım. Hem herkesin tadını kaçırdım hem de saatlerce aç kaldım. Bu durum çok sık oluyor. Ortada hiçbir şey yokken depremi hatırlıyorum; sıkıntılı saatleri, kurtarılmayı beklediğim, çocuklarımın hayatından endişe ettiğim o zamanları hatırlıyorum ve bu anıları ne yaparsam yapayım aklımdan atamıyorum. Saatlerce sıkıntımın sürdüğü oluyor ama üstesinden gelemiyorum. Dışarı atıyorum kendimi, ev işleri ile uğraşmaya çalışıyorum, iyi şeyler düşünmeye çalışıyorum. Allah’a bana ve aileme bir şey olmadığı için şükrediyorum ama en sonunda oturup ağlıyorum ve hiçbir şeyle uğraşamaz hale geliyorum.”

Uyuşukluk duyguları: Bu duygular travmatik deneyimin anksiyetesini azaltamaya yönelik savunmalar şeklinde görülebilirler.

  • Derealizasyon: Benliğinden ayrılmış olma hali, hakikatin değiştiği hissi. Bireyin kendini çevresinden ayrılmış gibi veya bildiği çevresini yabancı gibi algılaması.

“ Gölcük’e indiğimde bazen yürürken sanki havada yürüyormuşum gibi ayaklarım yere basmıyor. Sanki ilk defa gelmişim gibi nereye gideceğimi bilmiyorum. Her şey öyle yabancı oluyor ki bir anda; sersemleşiyorum. Tanıdığım insanlar hiç görmemişim gibi. Yakın bir arkadaşım geçen yanıma geldi, konuştu ve ben yabacıymış gibi davranmışım. Halbuki samimi olduğum biri ve şaşkın şaşkın yüzüne baktım bu da kim diye. Hani filmlerde olur ya ben neredeyim, burası neresi, bu insanlar da kim…bazen öyle oluyor işte.”

  • Depersonalizasyon: gerçek dışılık duyguları olarak yaşanır. Kendisini veya hem kendisini hem çevresini hakiki değilmiş gibi hissetmektir.

“ Evde yalnız kaldığımda oturuyorum. Birden ruhumun bedenimden ayrıldığını izliyoru. Sonra oğlum geliyor, sarılıyoruz. Benim vücudum o sırada oturuyor. Film izler gibi izliyorum. Oğlumla dolaşıyoruz, birlikte gittiğimiz yerleri geziyoruz. Sahilde dolaşıyoruz, konuşuyoruz ama tam ne konuşuyoruz bilmiyorum. Onu çok özlediğimi söylüyorum. Eğer yalnızsam ve kimse gelmezse saatlerce sürüyor.”

  • Detachment (ayırma, ayrılma): Olayı taşıdığı duygusal yükten ayırarak sadece nötr bir hatıra gibi algılamak, dolayısıyla ortaya çıkardığı sıkıntılı ve yoğun duyguları hissetmemek anlamına gelir. Kişiler arası ilişkilerde genel bir uzak durma ve soğukluk şeklinde ortaya çıkar.

Kişi, travmatik olaydan sonra kendisini insanlara karşı yabancılaşmış veya onlardan uzaklaşmış hissedebilir;

“İnsanlara bana enkazda kaldığım zamana ait sorular sorduğunda sinirleniyorum; seni anlıyoruz diyorlar daha da kızıyorum. Sordukları şeyler aptalca geliyor. Onlar ne yaşadılar ki, benim yaşadıklarımı yaşamadılar o yüzden beni anlamazlar. O yüzden enkazda kalmış birkaç arkadaşım var sadece onlarla görüşüyorum diğer insanlarla görüşmüyorum.”

Depremde iki çocuğumu kaybettim. Sadece iki çocuğunu kaybetmiş annelerle görüşüyorum. Beni sadece onlar anlayabilirler; tek çocuğunu kaybetmiş annelerle bile görüşmüyorum en azından onların teselli olacakları bir çocukları var.”

  • Dissosyasyon (ayırmak, bölmek): Zihinsel içerik kümelerinin bilinçlilik durumundan kopmaları, ayrılmaları, çözülmeleri sürecidir. Bu sayede travmatik hadisenin yükü bilinçten uzaklaştırılır.

Kaçınma Tepkileri

Kaçınma tepkisi kişinin travmatik olayla ilgili olan düşünceler, duygular,
etkinlikler ve mekanlardan kaçınmasına işaret etmektedir Kişi açısından olup bitenler o kadar acı vericidir ki; kişi kendisine travmayı hatırlatabilecek herşeyden uzak durarak adeta olup biteni tümüyle unutmaya çalışmaktadır. Travmatik olaylara maruz kalan pek çok kişide istenmeden akla gelen anılar ortaya çıkar. Bunlar çok acı verici olduğu için kişi bu anılardan ve bunların aklına gelmesine yol açan herşeyden kaçınmaya çalışır. Bu durum yaşamla ilgili kendini başkalarından uzak hissetmeye, duygusal küntlüğe veya duyguların sınırlanmasına ve olumsuz bir gelecek beklentisine yol açabilir.

Depremde yaralıları taşıyan ambulanslar birçok depremzede için en sıkıntı verici uyaranlardan biri olmuştur.

“Yolun kenarında oturuyorum. Her gün mutlaka ambulans geçiyor. Ve o ambulans sesi beni mahvediyor. Aklıma 17 Ağustosta yaşadıklarımız, gördüklerimiz, o yıkıntılar, o acılar geliyor. Saatlerce kendime gelemiyorum. Ambulans geçerken televizyonun sesini açıyorum, müziğin sesini açıyorum ama nafile…O siren sesini duyduğum an sanki biri bana, ciğerime bir bıçak sokuyor ve acısı saatlerce geçmiyor.”

Depremde ağabeyini ve onun ailesini kaybeden bir kadın cep telefonunun sesine tahammül edemiyorum. “Hayatım boyu duyamayacağım kadar telefon sesi duydum depremde ve her telefon sesinden sonra mutlaka kötü bir haber geliyordu. Ağabeyimin evinin yıkıldığını telefondan öğrendik zaten ve telefonla insanlara haber verdik. Şimdi telefon çalmaya başladığında ikinci defa çalmasına izin vermeden yetişmeye çalışıyorum. Telefon sesi benim aklımdan atmaya çalıştığım bütün sıkıntı verici düşünceleri, anıları yeniden canlandırıyor. Prefabrikte yaşamasak kesinlikle kullanmak istemiyorum ama maalesef… sesini hep en kısıkta tutuyorum ve çok çalmasına izin vermiyorum. Düşünsenize görmek de sıkıntı veriyor ama çok çalmasın diye sürekli de göz önünde tutuyorum. Telefon sesi altı üstü ama bende o kadar olumsuz ve acı verici anıları var ki.”

 

Uyku bozuklukları, konsantrasyon bozuklukları: Otonom uyarılma nedeniyle ortaya çıkar.

Psikolojik travmalardan sonra uykuya dalma, sürdürme ve erken uyanma gibi sorunlarla sık karşılaşılır;

“Saat 01:00 gibi yatağa giriyorum ama ben uyuyana kadar birkaç saat geçiyor. Uykuya daldıktan sonra sabaha kadar deliksiz uyuyabilsem ona da razıyım. Ama gecede iki-üç kez uyandığım oluyor. Bazen de uykum bir kere bölündükten sonra sabaha kadar uyuyamıyorum.”

“Uyuyamıyorum. Uykum geldi diye yatağa gidiyorum, en fazla yarım saat uyuyorum sonra uyanıyorum. Ondan sonra tekrar uyuyana kadar kimi zaman saatler geçiyor. Öyle gün oluyor ki toplam iki-üç saat uyumadan sabah oluyor. Bu da ertesi günümü mahvediyor. Sinirli ve huysuz oluyorum. Yorgun oluyorum.”

Kaygı tepkileri

Travma sonrası stres tepkisi temelde bir kaygı tepkisidir. Bu tepki sırasında bireyin bedeni ve zihni sanki bir tehlikeye maruz kalmış gibi tepki verir. Çocuklar travmatik bir olaydan sonra, aşağıda belirtilenler gibi, belirgin olmayan kaygılar geliştirebilirler:
• Okul, sosyal yaşam ve gelecek gibi alanlarda ortaya çıkan sürekli bir kaygı hali
• Avuçların terlemesi, titreme, mide sorunları, baş ağrıları, kas gerginliği gibi fiziksel uyarılmıştık belirtileri
• Karanlıktan, belirli hayvanlardan ve başkalarının önünde konuşmadan aşırı korkma (Bu korkuların bir kısmı, 7-10 yaş arasındaki çocuklarda yaşa bağlı olarak ortaya çıkan normal gelişimsel korkulardır ve hiç bir müdahalede bulunulmasa bile kendiliklerinden ortadan kalkarlar.
• Travma sonrası kaygı tepkisi olarak nitelendirilmeleri için bu korkuların aşırı boyutlarda olması gerekir)
• Sevilen birisinden ayrılma korkusu – özellikle küçük çocuklar ayrılık kaygısı belirtileri gösterebilirler.

Tanı Kararı:

􀂃 Güçlü bir travmatik bir olayla karşılaşmış olma.

􀂃 Kişinin travmaya aşırı korku, çaresizlik ve dehşete düşme şeklinde tepki vermiş olması.

􀂃 Olayın yeniden yaşanıyor olması.

􀂃 Kaçınma ve uyuşukluk tepkileri.

􀂃 Aşırı uyarılmışlık belirtilerinin sürekli olması.

􀂃 Belirtilerin en azından 1 aydır sürüyor olması.

Belirtilerin belirgin sıkıntı ve işlev kaybına neden olmuş olmaları.

 

Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nun Gidişatı ve Oluş Nedenleri

Travma Sonrası Stres Bozukluğu, karşılaşılan veya şahit olunan şiddetli bir travmatik hadise ile direk olarak bağlantılı olduğu için ortalama bir başlangıç yaşı belirlemek mümkün değildir.

Başlangıcın travmadan 6 aydan daha uzun süre sonra başladığı durumda TSSB ‘gecikmeli başlangıçlı’ olarak nitelenir.

TSSB genel olarak kronik gidişli bir bozukluktur. Bozukluğun belirtileri 3 aydan kısa sürerse tablo ‘akut’ daha uzun sürerse ‘kronik’ olarak nitelendirilir.

Travmayı yaşayan veya ona şahit olan kişinin travma öncesi bazı özellikleri, travmaya duyarlılığı ve dolayısıyla TSSB ortaya çıkması ihtimalini arttırır. Üç grup öngördürücü tanımlanmıştır;

  • Cinsiyet, travmaya uğranan yaş ve ırk.
  • Eğitim, daha önceki travmalar ve çocukluk çağında terslikler yaşama.
  • Kendisinde ve/veya ailesinde psikiyatrik hastalık hikayesi ve çocuklukta istismara uğramış olma.

Bu öngördürücülerden ilk grup bazı toplumlar için geçerlidir. İkinci grup herhangi bir toplumda geçerli olabilir ancak etkileri toplumlar arasında değişkenlik gösterir. Son grup ise bütün çalışmalar ve toplumlarda ortak olarak bulunmuş öngördürücülerdir.

Travmanın şiddeti, sosyal desteğin olup olmaması ve travma sonrasındaki ek stres faktörleri de travmadan etkilenme düzeyini açık şekilde etkilerler. Sosyal destek hastalığın gelişme riskini azaltır.

Kötü Prognozun Öngördürücüleri

  • Önceki travmalar
  • Çocuklukta istismar hikayesi
  • Eğitim ve başa çıkma yeteneğinin eksikliği
  • Kendisi ve ailesine psikiyatrik bozukluk öyküsü
  • Alkol ve madde kullanımı eklenmiş olması

Bir bireyin akut ağır örseleyici bir olaydan etkilenmesi kuşkusuz olayın şiddeti ile yakından ilgilidir. Ancak, travma ve stres karşısında dayanma gücü kişinin kalıtımsal yapısına, gelişimsel özelliklerine, öğrenmelerle geliştirdiği benlik (ego) gücüne böyle bir olaya karşı hazırlıklı olup olmadığına ve daha birçok etkene bağlıdır. Bir başka deyişle bir travmanın stres olma etkisi bireyden bireye değişir. Biri için ağır stres olabilecek travma olayı bir başkası için aynı derecede stres yaratmayabilir. Ağır travma ve stres altında kalan insanların hepsi aynı bozulma, yıkılma belirtilerini göstermezler. Örneğin büyük depremlerden sonra insanların hepsi çok ağır travma ve stres altında kalmaktadırlar. Hepsi ruhsal ve fiziksel olarak etkilenmektedirler ama hepsi ruhsal bozukluk derecesinde hastalanmamamaktadırlar.

 

 

KAYNAKÇA

Acar, G& Aksoy, A& Bay, A& Kalender, D& Sorgun, E. (2001). TSSB Ölçeği Uygulama Kitabı. İstanbul: 5US yayınları

Darlene, D.P. (2006). Psikiyatri notları. (Çev. M. Çelik). Ankara: Güneş Kitabevi

Davison, G.C& Neale, M.S. (1998). Anormal Psikolojisi. (Çev. Edt: İhsan Dağ). Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.

Kırlı, S. (2006). Anksiyete Bozuklukları, Bursa, Özsam Matbaacılık

Öztürk, O., Ruh Sağlığı ve Bozuklukları; İstanbul, HYB Yayıncılık

 

 

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :