- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travma Sonrası Stres Bozukluğu sitemize 20 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU

Travma (Örselenme) kavramı bireyin ruhsal ve bedensel varlığını çok değişik biçimlerde sarsan, inciten, yaralayan her türlü olay için kullanılmaktadır. Örneğin ilk çocukluk yıllarında anne yitimi çocuk için ağır bir travmadır. Bu tür bir yitim çocuğu çok ağır biçimde etkileyebilecek akut bir örselenme olduğu gibi yaşamın çok sonraki yıllarında da kendisini belli edebilen derin izler bırakabilen süreğen nitelikte bir travmadır.
Zorlanma (stres) organizmanın denge-durumunu (homeostasis) bozan herhangi bir etkendir. Örneğin deprem gibi ağır örseleyici bir olay büyük bir stres etkeni sayılacağı gibi depremden sonra yardımların gecikmesi, insanların eşit yardımlar alamaması, yakınlarını yitirmesi, sakat kalma, toplumsal desteklerin yeterli barınağın, beslenmenin olmaması, artçı depremler ve daha birçok olayların hepsi zorlanma (stres) etkeni sayılabilir.
Travmatik durumların hem olayın olduğu zamana özgü akut (geçici) etkileri hem de süreğen etkileri bulunmaktadır. Ağır travma ve strese bağlı ruhsal bozukluklar iki ana başlık altında incelenmektedir:
A. Akut stres(zorlanma) bozukluğu
B. Travma (örselenme) sonrası stres bozukluğu
Akut stres bozukluğu yukarıda tanımlanan türden ağır bir fiziksel ya da ruhsal travmaya karşı gelişen geçici bir bozukluktur. Bu bozukluk çok sevdiği evladını, eşini, annesini babasını beklenmedik bir kazada yitiren kişilerin geçirdiği ve medyada, halk arasında “çılgınlık geçirdi” diye bilinen klinik durumdur. Bir iki günde 3-4 haftaya dek sürebilir, fakat bir çoğunluk 3-4 gün içinde düzelir.
ASB travmadan sonraki ilk ay içinde kullanılabilecek bir tanıdır ve çoğunlukla TSSB’ ye geçiş yapar ancak bazı belirtileri farklı olabilir.
ASB ile TSSB arasındaki ayrımı şu ölçüt belirler: Bu ölçüt ASB için ‘en az 2 gün, en fazla 4 hafta sürer ve travmatik olaydan sonraki 4 hafta içinde ortaya çıkar’ şeklindedir.
Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) korku, çaresizlik ve dehşetle yaşanan veya izlenen hayatı tehdit edecek güçte, şiddet içeren bir travma ile karşılaşmanın ardından başlayan bir anksiyete bozukluğudur. Bu tanının koyulabilmesi için travmanın gerçekten bütün insanlar için çok şiddetli ve hayatı tehdit edici olarak algılanan bir olay olması gereklidir.
TSSB DSM sisteminde ve ICD-10’da sınıflandırılmıştır.
Her iki sistemin tanı ölçütlerinde birincil olarak önemsenen ‘herkes için olağanüstü ve hayatı tehdit edecek nitelikte olan bir travmatik olayı yaşamak yada başkası tarafından yaşanmasını izlemek durumunda kalmış olmak’tır. DSM-IV-TR bu olaya aşırı korku, çaresizlik yada dehşete düşme şeklinde tepki vermeyi de vurgular. Tanı koymada her iki sistemin dayandığı belirtiler hemen hemen aynı olmasına rağmen önemsedikleri ölçütler kısmen farklıdır. Örneğin ICD-10 tanı için travmanın varlığını ve flashback’ler ve rüyalarla yineleyici biçimde yaşanmasını yeterli bulup, diğer belirtileri önemsemekle birlikte tanı için mutlaka gerekli olarak kabul etmez.
DSM ölçütlerindeki en önemli vurgu yine işlevsellik kayıplarının dikkate alınması gerektiğidir. Anksiyete ve panik atakları, otonom aşırı uyanıklık belirtileri, genel tepki düzeyinde azalma (duygusuzluk, duygusal küntleşme, diğer insanlardan uzaklaşma, çevreye tepkisizlik, haz alamama vb.) her iki sistem tarafından üzerinde durulan belirtilerdir.
Eğer tanıyı kolaylaştırmak için iki sistemin önemsediği ölçütleri dikkate alarak bir özet yapmak gerekirse şöyle bir üçleme uygun olabilir.
• Travmatik olay.
• Travmatik olay veya hatırlatan durumlarla karşılaşınca ortaya çıkan
anksiyete/panik atağı.
• Travmatik olay veya hatırlatan durumlardan kaçınma davranışı.

Bulgular
• Aşırı uyarılmışlık belirtileri: Aşırı uyanıklık (tetikte olma) ve abartılı ürkme tepkileri olarak gözlenir.
Etkilenen kişiler kendilerini bıçak sırtındaymış ya da diken üstündeymişçesine hissederler;
“Sanki her an kötü bir şey olacak gibi tetikteyim. En ufak bir sallantıda lambaya bakıyorum, deprem mi oluyor diye? Bazen lambanın sallanmadığını görmekte yetmiyor kalkıp bir kontrol ediyorum, camdan bakıyorum iyice emin olmak için. Yüksek bir binaya girdiğimde kapıya yakın bir yere oturuyorum ki bir şey olursa hemen çıkabileyim. Çocukları evde yalnız bırakıp gidemiyorum, deprem olursa kendi kendilerine kaçamazlar diye. Yani sürekli kaçma planı yapar durumdayım.”

“Ne zaman arabaya binsem diken üstündeyim. Her an bir kaza olacak gibi geliyor. Bu yüzden hiçbir zaman arabada öne oturamıyorum. Yol boyunca da sürekli tetikteyim, hangi araba ne kadar yaklaştı, hangi şerit boş vs…”
Abartılı ürkme tepkilerini zaman zaman görüşmelerde de gözlemek mümkündür;
“Ani bir ses olursa hemen yerimden fırlıyorum, kalp atışlarım hızlanıyor. Yarım saat o huzursuzluk geçmiyor. Gece yarısından sonra bizim oradan çöp kamyonları geçer, ve inanılmaz bir ses çıkar o kamyonun her geçişinde korkunç bir ses çıkar bilirsiniz, her geçişinde yerimden fırlıyorum, sesin kamyondan geldiğini bilmeme rağmen.”
“Ani sesler beni müthiş rahatsız ediyor. Örneğin kapı ya da telefon çaldığında çok rahatsız oluyorum. Ve o rahatsızlık kimi zaman gün boyu devam ediyor. Bu yüzden telefonun fişini çekip oturuyorum çoğu zaman, evdekiler eve anahtarla giriyorlar…”

• Duygusal durağanlıkta bozulma: İrritabilite (asabiyet, tepki vermeye hazır olma), öfke patlamaları, depresyon, anksiyete ve bilişsel bozukluklar şeklinde ortaya çıkar. İrritabilite ve öfke patlamaları kişilerarası ilişkileri de bozabilen bir durumdur.
“Her şeye sinirleniyorum. En ufak şeylere bile. Eşime, çocuklarıma bağırıp çağırıyorum. Yarım saat sonra sinirim geçince ne yaptığımı fark ediyorum ama iş işten geçmiş oluyor. Ama sinirlendiğim zaman bir türlü davranışlarımı kontrol edemiyorum.”
“Sürekli huzursuz gibiyim, her şeye sinirleniyorum, hiçbir şeye tahammül edemez oldum. Eskiden çok doğal karşıladığım şeyler şimdi beni çok rahatsız ediyor. Sinirlendiğimde de istemediğim davranışlarım oluyor. Çok karşı olmama rağmen bazen çocuklarımı dövüyorum. Küçük şeyler için tartışma çıkarıyorum. Hatta o tartışmalar artık kavgaya dönüyor çoğu zaman…”

Belirtiler
Tetikleyici olayın tekrar yaşanmaları: Bu tür deneyimler kendiliğinden, zorla giren yaşantılar şeklindedirler;
• Flashback’ler: Geçmişi geriye dönüş, geçmişten bir anının, hislenmenin ve algının tekrarlanması. İleri derecede rahatsız edici olan bazı deneyimleri sonradan tekrar tekrar yaşama.
• Rüyalar: Rahatsız edici deneyimlerin kabuslar şeklinde tekrar tekrar yaşanması.
“Sahilde oturup denizi izliyordum. Birden gökyüzü kızarmaya başladı ve korkurç bir uğultu oldu. Ardından denizin yarıldığını gördüm. Kaçmaya çalıştım, sarsıntı oluyordu ama ben tam olarak hissedemiyordum. O kadar korkuyordum ki, kıpırdayamaz gibi hissediyordum. Deniz kabardı kaçmaya çalıştım, koştum ve bu defa yerin yarılmaya başladığını gördüm. Bir anda korkunç bir çaresizlik hissettim ve “evet işte kıyamet bu olmalı” dedim. Annem geldi aklıma eve gitmeliyim diye düşündüm ve bir anda savrulduğumu hissettim. Kan ter içinde uyandım. Çığlık atmışım ölüyoruz diye. Kalktım sigara içtim, TV seyrettim ama o gece bir daha uyuyamadım. Bazen kabus göreceğim diye yatmak istemediğimi fark ediyorum. Kabus gördüğümde sıkıntıyla uyanıp bir daha uyuyamıyorum tüm günümü sıkıntılı geçiriyorum. Artık kabuslarımı kimseye anlatmak da istemiyorum. Çünkü insanlar depremden korkuyor ve benim rüyalarım bazen onlara da sıkıntı veriyor.”
• Hatırlatmalar: Deneyimin istenmemesine rağmen kendiliğinden, tekrar tekrar hatırlanması.
“Evdeyim, günlük işlerimle uğraşıyorum. Kahvaltı hazırladım ailece kahvaltı yapıyoruz, ben birdenbire enkazı hatırladım. Bir anda içime sıkıntı geldi ve sofrayı bıraktım. Hem herkesin tadını kaçırdım hem de saatlerce aç kaldım. Bu durum çok sık oluyor. Ortada hiçbir şey yokken depremi hatırlıyorum; sıkıntılı saatleri, kurtarılmayı beklediğim, çocuklarımın hayatından endişe ettiğim o zamanları hatırlıyorum ve bu anıları ne yaparsam yapayım aklımdan atamıyorum. Saatlerce sıkıntımın sürdüğü oluyor ama üstesinden gelemiyorum. Dışarı atıyorum kendimi, ev işleri ile uğraşmaya çalışıyorum, iyi şeyler düşünmeye çalışıyorum. Allah’a bana ve aileme bir şey olmadığı için şükrediyorum ama en sonunda oturup ağlıyorum ve hiçbir şeyle uğraşamaz hale geliyorum.”
Uyuşukluk duyguları: Bu duygular travmatik deneyimin anksiyetesini azaltamaya yönelik savunmalar şeklinde görülebilirler.
• Derealizasyon: Benliğinden ayrılmış olma hali, hakikatin değiştiği hissi. Bireyin kendini çevresinden ayrılmış gibi veya bildiği çevresini yabancı gibi algılaması.
“ Gölcük’e indiğimde bazen yürürken sanki havada yürüyormuşum gibi ayaklarım yere basmıyor. Sanki ilk defa gelmişim gibi nereye gideceğimi bilmiyorum. Her şey öyle yabancı oluyor ki bir anda; sersemleşiyorum. Tanıdığım insanlar hiç görmemişim gibi. Yakın bir arkadaşım geçen yanıma geldi, konuştu ve ben yabacıymış gibi davranmışım. Halbuki samimi olduğum biri ve şaşkın şaşkın yüzüne baktım bu da kim diye. Hani filmlerde olur ya ben neredeyim, burası neresi, bu insanlar da kim…bazen öyle oluyor işte.”
• Depersonalizasyon: gerçek dışılık duyguları olarak yaşanır. Kendisini veya hem kendisini hem çevresini hakiki değilmiş gibi hissetmektir.
“ Evde yalnız kaldığımda oturuyorum. Birden ruhumun bedenimden ayrıldığını izliyoru. Sonra oğlum geliyor, sarılıyoruz. Benim vücudum o sırada oturuyor. Film izler gibi izliyorum. Oğlumla dolaşıyoruz, birlikte gittiğimiz yerleri geziyoruz. Sahilde dolaşıyoruz, konuşuyoruz ama tam ne konuşuyoruz bilmiyorum. Onu çok özlediğimi söylüyorum. Eğer yalnızsam ve kimse gelmezse saatlerce sürüyor.”
• Detachment (ayırma, ayrılma): Olayı taşıdığı duygusal yükten ayırarak sadece nötr bir hatıra gibi algılamak, dolayısıyla ortaya çıkardığı sıkıntılı ve yoğun duyguları hissetmemek anlamına gelir. Kişiler arası ilişkilerde genel bir uzak durma ve soğukluk şeklinde ortaya çıkar.

Kişi, travmatik olaydan sonra kendisini insanlara karşı yabancılaşmış veya onlardan uzaklaşmış hissedebilir;
“İnsanlara bana enkazda kaldığım zamana ait sorular sorduğunda sinirleniyorum; seni anlıyoruz diyorlar daha da kızıyorum. Sordukları şeyler aptalca geliyor. Onlar ne yaşadılar ki, benim yaşadıklarımı yaşamadılar o yüzden beni anlamazlar. O yüzden enkazda kalmış birkaç arkadaşım var sadece onlarla görüşüyorum diğer insanlarla görüşmüyorum.”
Depremde iki çocuğumu kaybettim. Sadece iki çocuğunu kaybetmiş annelerle görüşüyorum. Beni sadece onlar anlayabilirler; tek çocuğunu kaybetmiş annelerle bile görüşmüyorum en azından onların teselli olacakları bir çocukları var.”
• Dissosyasyon (ayırmak, bölmek): Zihinsel içerik kümelerinin bilinçlilik durumundan kopmaları, ayrılmaları, çözülmeleri sürecidir. Bu sayede travmatik hadisenin yükü bilinçten uzaklaştırılır.

Travmayı hatırlatan kişi, duygular, yerler, eylemler, düşünceler veya tartışmalardan kaçınma.
Depremde yaralıları taşıyan ambulanslar birçok depremzede için en sıkıntı verici uyaranlardan biri olmuştur.
“Yolun kenarında oturuyorum. Her gün mutlaka ambulans geçiyor. Ve o ambulans sesi beni mahvediyor. Aklıma 17 Ağustosta yaşadıklarımız, gördüklerimiz, o yıkıntılar, o acılar geliyor. Saatlerce kendime gelemiyorum. Ambulans geçerken televizyonun sesini açıyorum, müziğin sesini açıyorum ama nafile…O siren sesini duyduğum an sanki biri bana, ciğerime bir bıçak sokuyor ve acısı saatlerce geçmiyor.”
Depremde ağabeyini ve onun ailesini kaybeden bir kadın cep telefonunun sesine tahammül edemiyorum. “Hayatım boyu duyamayacağım kadar telefon sesi duydum depremde ve her telefon sesinden sonra mutlaka kötü bir haber geliyordu. Ağabeyimin evinin yıkıldığını telefondan öğrendik zaten ve telefonla insanlara haber verdik. Şimdi telefon çalmaya başladığında ikinci defa çalmasına izin vermeden yetişmeye çalışıyorum. Telefon sesi benim aklımdan atmaya çalıştığım bütün sıkıntı verici düşünceleri, anıları yeniden canlandırıyor. Prefabrikte yaşamasak kesinlikle kullanmak istemiyorum ama maalesef… sesini hep en kısıkta tutuyorum ve çok çalmasına izin vermiyorum. Düşünsenize görmek de sıkıntı veriyor ama çok çalmasın diye sürekli de göz önünde tutuyorum. Telefon sesi altı üstü ama bende o kadar olumsuz ve acı verici anıları var ki.”

Uyku bozuklukları, konsantrasyon bozuklukları: Otonom uyarılma nedeniyle ortaya çıkar. Psikolojik travmalardan sonra uykuya dalma, sürdürme ve erken uyanma gibi sorunlarla sık karşılaşılır;
“Saat 01:00 gibi yatağa giriyorum ama ben uyuyana kadar birkaç saat geçiyor. Uykuya daldıktan sonra sabaha kadar deliksiz uyuyabilsem ona da razıyım. Ama gecede iki-üç kez uyandığım oluyor. Bazen de uykum bir kere bölündükten sonra sabaha kadar uyuyamıyorum.”
“Uyuyamıyorum. Uykum geldi diye yatağa gidiyorum, en fazla yarım saat uyuyorum sonra uyanıyorum. Ondan sonra tekrar uyuyana kadar kimi zaman saatler geçiyor. Öyle gün oluyor ki toplam iki-üç saat uyumadan sabah oluyor. Bu da ertesi günümü mahvediyor. Sinirli ve huysuz oluyorum. Yorgun oluyorum.”

Tanı Kararı:
Güçlü bir travmatik bir olayla karşılaşmış olma.§
Kişinin travmaya aşırı korku, çaresizlik ve dehşete düşme şeklinde tepki§
vermiş olması.
Olayın yeniden yaşanıyor olması.§
Kaçınma ve uyuşukluk tepkileri.§
Aşırı uyarılmışlık belirtilerinin sürekli olması.§
Belirtilerin en azından 1 aydır sürüyor olması.§
Belirtilerin belirgin sıkıntı ve işlev kaybına neden olmuş olmaları.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nun Gidişatı ve Oluş Nedenleri
Travma Sonrası Stres Bozukluğu, karşılaşılan veya şahit olunan şiddetli bir travmatik hadise ile direk olarak bağlantılı olduğu için ortalama bir başlangıç yaşı belirlemek mümkün değildir.
Başlangıcın travmadan 6 aydan daha uzun süre sonra başladığı durumda TSSB ‘gecikmeli başlangıçlı’ olarak nitelenir.
TSSB genel olarak kronik gidişli bir bozukluktur. Bozukluğun belirtileri 3 aydan kısa sürerse tablo ‘akut’ daha uzun sürerse ‘kronik’ olarak nitelendirilir.
Travmayı yaşayan veya ona şahit olan kişinin travma öncesi bazı özellikleri, travmaya duyarlılığı ve dolayısıyla TSSB ortaya çıkması ihtimalini arttırır. Üç grup öngördürücü tanımlanmıştır;
• Cinsiyet, travmaya uğranan yaş ve ırk.
• Eğitim, daha önceki travmalar ve çocukluk çağında terslikler yaşama.
• Kendisinde ve/veya ailesinde psikiyatrik hastalık hikayesi ve çocuklukta istismara uğramış olma.

Bu öngördürücülerden ilk grup bazı toplumlar için geçerlidir. İkinci grup herhangi bir toplumda geçerli olabilir ancak etkileri toplumlar arasında değişkenlik gösterir. Son grup ise bütün çalışmalar ve toplumlarda ortak olarak bulunmuş öngördürücülerdir.
Travmanın şiddeti, sosyal desteğin olup olmaması ve travma sonrasındaki ek stres faktörleri de travmadan etkilenme düzeyini açık şekilde etkilerler. Sosyal destek hastalığın gelişme riskini azaltır.
Kötü Prognozun Öngördürücüleri
• Önceki travmalar
• Çocuklukta istismar hikayesi
• Eğitim ve başa çıkma yeteneğinin eksikliği
• Kendisi ve ailesine psikiyatrik bozukluk öyküsü
• Alkol ve madde kullanımı eklenmiş olması

Bir bireyin akut ağır örseleyici bir olaydan etkilenmesi kuşkusuz olayın şiddeti ile yakından ilgilidir. Ancak, travma ve stres karşısında dayanma gücü kişinin kalıtımsal yapısına, gelişimsel özelliklerine, öğrenmelerle geliştirdiği benlik (ego) gücüne böyle bir olaya karşı hazırlıklı olup olmadığına ve daha birçok etkene bağlıdır. Bir başka deyişle bir travmanın stres olma etkisi bireyden bireye değişir. Biri için ağır stres olabilecek travma olayı bir başkası için aynı derecede stres yaratmayabilir. Ağır travma ve stres altında kalan insanların hepsi aynı bozulma, yıkılma belirtilerini göstermezler. Örneğin büyük depremlerden sonra insanların hepsi çok ağır travma ve stres altında kalmaktadırlar. Hepsi ruhsal ve fiziksel olarak etkilenmektedirler ama hepsi ruhsal bozukluk derecesinde hastalanmamamaktadırlar.

Tedavi
Güven İlişkisini Geliştirme:
Öncelikle hasta ile kurulacak olan ilişkiye önem verilmelidir. Bu ilişkinin derecesi ne kadar ileri boyutta ve güven içerisinde olursa, hastanın tedaviye cevap verme ve iyileşme süreci hızlanır.
Bu aşamada hastayı dikkatli ve etkin bir şekilde dinlemek gerekmektedir. Ancak bu şekilde sıkıntılarını gerçekçi bir şekilde paylaşmasını sağlayabiliriz.
Bu süreçte hastaya “kısa süreli olmak şartıyla” bunaltı giderici ilaçların da verilmesi öngörülmektedir. Ancak bu ilaçların bağımlılık yaratan ilaçlardan olmaması gerekmektedir.
Yine bu süreçte hastanın uykusunu düzene sokmak, onun tedavi sürecine olumlu bir katkı olacaktır.
İş Yaşamı:
Eğer hastada fiziksel bir engel yok ise ve psikolojik ve fizyolojik durumu, çalışmasını bire bir etkilemeyecek ise en kısa sürede işine, uğraşına geri dönmesi sağlanmalıdır. Aynı zamanda neden çalışması gerektiği ve çalışması dahilinde, bir uğraşı ile ilgilenmesi ile neler kazanacağı hastaya anlatılmalı ve kabullendirilmelidir.
Çünkü uzun süren iş yaşamından kopukluk hastada süreğenliğe yol açabilir ve bunu bir tutum haline getirebilir.

Alıştırma:
TSSB durumunda olan hastaları iyileştirebilmek için belli bir psikoterapötik yaklaşım uygulanması gerekmektedir. Bu psikoterapi süreci onu rahatlatacak, gevşetecek ve korku ve endişelerini azaltacak şekilde düzenlenmelidir.
TSSB’ nu düzeltebilmek için en uygun psikoterapötik yaklaşım türü Bilişsel Davranışçı Psikoterapidir. En çok kullanılan ve işlevsel olan yöntem ise alıştırmadır.
Alıştırma genel olarak, kendisinde travma yaratan durumla defalarca kez yaşamaya maruz bırakılarak duyarsızlaştırma yöntemidir.
Bu sırada Bilişsel Davranışçı Psikoterapi’ nin Yöntemleri kullanılarak hastanın kendisinde travma yaratan durumlara ilişkin “şema”ları gözden geçirilir ve düzenli ve anlamlı bir yapıya, “kararlılığa” geçmesine yardımcı olunur.
Alıştırmanın yanı sıra kullanılan, hastaya, kendisinde travma yaşatan olayı-durumu en ince ayrıntısına kadar anlattırarak boşalmasını sağlamak, onun gerginliğini bu yol ile en asgariye indirgemeye çalışmak da yine bir tedavi yöntemidir.
“Debriefing” de ise olayla ilgili tüm yaşantı, duygu, düşünce, deneyim ve kişisel ve toplumsal bağlamdaki yorumlarımız, benzer ya da aynı olaydan dolayı travma yaşamış olan kişilerce derinlemesine anlattırılarak travmayı çözmeyi amaçlayan bir tedavi yöntemidir.

Psikanalitik Yöntemli Psikoterapi:
Bu yöntem, kişilik patolojisi gösteren ve travmayı tedaviye ilişkin direnç gösteren hastalara uygulanan, uzun süreli bir terapi yöntemidir.

Farmakoterapi:
Bazı çalışmalarda, depresyon, anksiyete ve aşırı uyarılmışlık durumlarındaki tedavi sonuçları, kaçınma, inkar durumlarındakinden daha iyi bulunmuştur.
Bazi bireysel çalismalarda PTSB’da alprozolam (Xanax) da yararli bulunmustur. Bu ilacin kullanimi, ilaç verildikten sonra semptomlarin tekrardan baslamasi tehlikesi nedeniyle ve hastalikli sahislarda madde kullanimi bozuklugu ile yüksek baglanti gibi komplikasyonlari içermektedir.
Hastalarda antipsikotik ilaç kullanımı ile ilgili pozitif veriler yoktur. Bu ilaçlar, ciddi aggresyon ve ajitasyon kısa süreli kontrolü için kullanmak durumu hariç, kullanmaktan kaçınmalıdır.

Psikoterapi:
Psikodinamik psikoterapi, PTSB’ u geçiren hastaların çoğunun tedavisinde yararlı olabilir. Bazı vakalarda katarzis ve abreaksiyon vasitasi ile travmatik olayların yeniden yapılandırılması yararlı olabilir. Psikoterapi bireysel olmalıdır. Çünkü bazı hastalar travmaların tekrardan yaşatılmasının yolu ile bunaltılabilirler, altından kalkamazlar.
PTSB için psikoterapik görüşmeler davranış terapisi, kognitif terapi ve hipnozu içerir. (Fairbank ve Keane 1982) Çoğu klinisyenler travma mağdurları için zamanla sınırlandırılmış bir psikoterapi önerirler.
Bu tip terapiler genellikle, bilişsel yaklaşım da içerir ve güvenlik ve desteği de temin eder. Şüphe ve paranoya konuları ve güven ekseriya ters bir şekilde uyumu etkiler. Terapist, travmatik olayı hastanın inkar etmesini durdurmalıdır, relaks ederek cesaretlendirmeli ve stres kaynağından onları uzaklaştırmalıdır.
Hastanın uykusu bozulmuş olabilir, gerekse ilaç verilmelidir. Çevreden (arkadaş v.d) destek temin edilmiş olabilir. Hasta, travmatik olayla ilgili yasadığı hisleri ifade etmede ve anlatma da cesaretlendirilmeli ve gelecekle ilgili planlar yapılmalıdır.
Travmatik olaydan sonraki psikoterapiyle krize müdahele modelini uygulamalıdır. Buna göre, krize müdahele, destek, eğitim ve baş etme mekanizmalarının geliştirilmesi ve olayın kabullenilmesini içermektedir.
PTSB’u geliştiği zaman, iki büyük psikoterapik yaklaşım uygulanmalıdır. Birincisi imajinasyon teknikleri kullanılarak veya “in vivo” yüzleştirmeler yapılarak travmatik olayla bireyin yüzleştirilmesidir. Sanki hücum tedavisi (implosive) veya derecelendirme sanki sistematik duyarsızlaştırma gibi uygulanmalıdır.
İkinci yaklaşım, hastaya stres ile baş etme yollarını öğretmektir. Bunların arasında, relaksasyon yöntemleri ve stressin üzerinden gelmenin bilişsel yaklaşımları vardır. Son dönemlerdeki bazı veriler özellikle stresle baş etme tekniklerinin ekspojure tekniklerinden daha hızlı yarar sağladığı seklindedir. Yüzleştirme tekniklerinin sonuçları daha uzun süre sonra alınmaktadır. (Herman ve ark. 1989., Krystal 1968., van der Kolk 1987b., Embry 1990))
Bireysel tedavi tekniklerine ilave olarak, grup ve aile terapilerinin, PTSB’ u vakalarında yararlı olduğuna dair raporlar mevcuttur. İlaçlarla kombine terapinin de yararlı olduğu görülmüştür. (Bleich ve ark. 1986)
Grup tedavilerinin avantajları çeşitli travma deneyimleri alanların birbiri ile paylaşması ve grup üyelerinin birbirlerini desteklemesidir. Grup terapileri Vietnam’da savaşanlar üzerinde etkili olmuştur. Aile terapisi genellikle bozukluğun neden olduğu evlilik içi problemlere yönelik olarak da uygulanabilir. (van der Kolk 1987a)

TSSB İle İlgili Yapılmış Örnek Araştırmalar
Post Travmatik Stres Bozukluğu Gösteren Hastalarda Bir Hemşirelik Modelinin Kullanımının Semptom Düzeyine Etkisi, OFLAZ F.

GATA Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ankara, 2001

ÖZET:

Araştırma, gelişimsel bir hemşirelik modeli olan H.Peplau’nun hemşirelik yaklaşımı ile uygulanan psikolojik eğitim ve danışmanlık sürecinin, TSSB gösteren bireylerin semptom düzeyi ve baş etme stratejilerine etkisini saptamak amacıyla, yarı deneysel desende planlanmıştır.

Araştırma GATA Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Polikliniğinde uygulanmıştır. Araştırma örneklemini müdahale tarzına göre dört gruba ayrılmış olan 68 TSSB gösteren birey oluşturmaktadır. Bunlardan 51’i tedavi almak amacıyla polikliniğe baş vuran, 17’si depremi yaşamış ancak hastaneye baş vurmayan bireylerdir. Müdahale grupları; İlaçla birlikte danışmanlık alan, tek başına ilaç tedavisi, tek başına danışmanlık alan ve tedavi almayanlar olarak ayrılmıştır.

Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından oluşturulan, bilgi toplama formu, Klinisyen tarafından uygulanan TSSB Ölçeği, Yaşanan Olayın Etkisi Ölçeği, Hamilton Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Envanteri, Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği ve Rotter’in İç-Dış Kontrol Odağı Ölçeği ile toplanmıştır.

Araştırmada elde edilen sonuçlar şunlardır;
Cinsiyet, eğitim, ekonomik durum algısı, psikiyatrik öykü, göçük altında kalma, kayıp yaşama, deprem sonrasında yer değiştirme, olumsuz kendilik algısı ve olumsuz cinsel yaşam değişimi ifade etme, semptom düzeyini değiştiren faktörlerdir.

Hastalığın başlama zamanı ile bireylere ve travmaya ilişkin özellikler arasında bir ilişki yoktur. Deprem bölgesinden olanlarda ve ekonomik sıkıntı ifade edenlerde problem çözme düzeyi düşüktür. Yer değiştirme olanlarda ve olumsuz cinsel yaşam değişimi bildirenlerde kaçınma yüksektir ve eğitim arttıkça kaçınma davranışı azalmaktadır. Kadınlar ve ekonomik sıkıntı ifade edenlerde dış kontrol odağı eğilimi vardır.

Danışmanlık ve ilaç tedavisini birlikte alan bireyler tedaviden daha fazla yararlanmışlardır. Tek başına ilaç tedavisi ve tek başına danışmanlığın birbirlerine üstünlükleri yoktur, ancak tedavi almamaya göre daha üstün bulunmuşlardır. Yapılan müdahale sonucunda problem çözme becerisi ile semptom düzeyi arasında güçlü negatif bir korelasyon olduğu saptanmıştır.

Alkol ve Madde Bağımlılarında Travma Sonrası Stres Bozuklu Ğu’nun Sosyodemografik ve Klinik Özellikler İle İlişkisi

S. Kural, E. C. Evren, S. Can, D. Çakmak

Amaç: Bu çalışmanın amacı alkol ve madde bağımlılarında görülen travma sonrası stres bozukluğunun (TSSB) yaygınlığını saptamak ve sosyodemografik özellikler, depresyon ve anksiyete belirtilerinin şiddeti, kişilik bozukluğu ve çocukluk çağı kötüye kullanımı öyküsü ile ilişkisini araştırmaktır.

Yöntem: Çalışma Nisan 2002 ile Mart 2003 tarihleri arasında Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Araştırma, Tedavi ve Eğitim Merkezi) kliniğinde yürütülmüştür. Çalışmaya yatarak tedavi gören, DSMIV tanı kriterlerine göre alkol ya da madde bağımlılığı tanısı almış ve detoksifikasyon sürecini tamamlamış 132 erkek hasta alınmıştır. Olgulara yarı yapılandırılmış sosyodemografik form, SCID-I’in depresyon ve TSSB modülleri, SCID-II, Çocukluk Çağı Kötüye Kullanımı ve İhmali Soru Listesi, Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Beck Anksiyete Envanteri (BAE) uygulanmıştır.

Bulgular: Alkol/madde bağımlılarında yaşam boyu TSSB oranı %31 olarak saptandı. Yaşam boyu TSSB olan bağımlılarda, olmayan bağımlılara göre; eğitim düzeyleri daha düşük, eğitim süreleri daha az, yaşam boyu major depresyon, kişilik bozukluğu ve eşik altı kişilik özellikleri, fiziksel ve cinsel kötüye kullanım öyküsü ve özkıyım girişim öyküsü oranları daha yüksek bulundu. BDE ve BAE puan ortalamaları da yaşam boyu TSSB olan bağımlılarda, olmayan bağımlılara göre daha yüksek saptandı.

Sonuç: Literatürle uyumlu olarak alkol/madde bağımlılarında TSSB’ nun birlikte bulunma oranının yüksek olarak saptanması, bu olguları n tedavisi planlanırken TSSB’nun göz önünde bulundurulmasının önemini göstermektedir. Çalışmanın bulguları, bağımlılarda yaşam boyu TSSB’nun, çocukluk çağı kötüye kullanımı öyküsü, kişilik bozuklu ğu ve eşik altı kişilik özellikleri ile ilişkili olduğu görüşünü desteklemektedir. Ayrıca bağımlılarda, yaşam boyu TSSB ek tanısının yaşam boyu major depresyon ek tanısını ve özkıyım girişimi riskini de arttırdığı görünmektedir.(Klinik Psikofarmakoloji Bülteni Cilt 14, Sayı 1, 2004)

Ruhsal ve Toplumsal Yönleriyle İşkence
Prof. Dr. Melek GÖREGENLİ (Ege Üniv. Psikoloji Böl.)

Genel olarak şiddet ve işkencenin gerek resmi iktidarlar gerekse insanlar ve gruplararası ilişkilerde iktidar alanları tesis etmek ya da var olanları korumak amacıyla, şiddet ve işkence uygulayanlara ne sağladığı, hangi psikolojik, sosyal mekanizmalarla işlediği, genel olarak psikolojinin ve diğer sosyal bilim alanlarının konusu olagelmiştir. Bu sunumun amacı, işkence olgusuna mağdurlar, tanıklar ya da sessizce seyredenler açısından bir sosyal-psikolojik olgu olarak, İzmir ve Diyarbakır’da gerçekleştirilmiş olan iki alan araştırmasının bulgularından hareketle karşı taraftan bakmak; mağdurlar ve tanıklar açısından, işkencenin algılanmasına ilişkin zihniyet arka planını anlamaya çalışmaktır. Sosyal psikoloji çalışmalarında, insanların gerek kişilerarası gerekse gruplararası ilişkilerde yaşanan adaletsizlikleri açıklamak, kendilerini ve aidiyet gruplarını konumlandırmak ve içinde yaşanılan dünyayla başa çıkmak için oluşturdukları zihniyet arka planını sistematik olarak açıklayan iki temel yaklaşım, sosyal kimlik teorisi (Tajfel, 1982) ve sistemin meşrulaştırılması teorisi (Jost ve Hunyady, 2002) bakış açımızın teorik çerçevesini oluşturuyor. İnsanların işkence olgusuna yönelik algı, tutum ve değerlendirmelerinin, dünyanın adaletine ilişkin inançları, sosyal üstünlük yönelimleri (Sidanius ve Pratto, 1999), otoriterlik eğilimleri ve ağır cezadan yana olma eğilimleriyle olan ilişkisi de araştırmalarda yanıtlarını aradığımız sorulardan bazıları. İzmir ve Diyarbakır araştırmalarında alan araştırması yöntemi kullanılmıştır. İki şehirde de nüfus sayımı verilerinden hareketle belirlenmiş ilçe ve semtlerde, İzmir’de 1033, Diyarbakır’da 713 katılımcıyla yüz yüze görüşülmüştür. Araştırmalarda anket uygulamalarını, İzmir’de Ege Üni. Psikoloji Bölümü öğrencileri, Diyarbakır’da ise Dicle Üni. Hukuk Fakültesi öğrencileri, araştırmacının verdiği eğitimden sonra gerçekleştirmişlerdir. İki çalışmada da, araştırmanın amaçları doğrultusunda bu araştırmalar için, önceki çalışmalarda kullanılan ölçekler de kullanılarak hazırlanmış büyük ölçüde benzer bir soru formu kullanılmıştır. İki araştırmanın bulguları karşılaştırmalı olarak değerlendirildiğinde, iki şehirdeki katılımcıların benzer biçimde, Türkiye’de işkencenin var olduğuna, işkencenin büyük ölçüde sistematik, resmi kurumlar eliyle yürütülen bir olgu olduğuna ilişkin yaygın kanaati paylaştıkları görülmektedir. İşkencenin mağdurlarına yönelik atıflar, işkence deneyimi ve tanıklığıyla ilgili değerlendirmeler; bu değerlendirmelerin sosyo,demografik değişkenlerle, politik görüşler ve dini inançlardan etkilenme biçimleriyle, kurumlara olan güvenle ve kurumların ne ölçüde demokratik ve insan haklarına bağlı olduklarının değerlendirilmesiyle vb. değişkenlerle ilişkisi ise iki şehirde anlamlı biçimde farklılaşmaktadır. Ayrıca, genel ve kişisel adil dünya inancı, otoriterlik eğilimleri, sosyal üstünlük yönelimi ve ağır cezadan yana olma eğilimleri açısından da iki örneklem arasında benzerlikler ve farklılıklar bulunmuştur. İki şehirde benzer olan en önemli bulgulardan biri işkence deneyimi ya da tanıklığının, insanların araştırmalarda ele alınan tutumlarını, kurumlara olan güvenini anlamlı biçimde etkilediğidir. Araştırmalarda gerek açık uçlu sorulara verilen yanıtların analizleri, gerekse sosyal-psikolojik tutumlarla işkenceye yönelik algıların ilişkilerinden elde edilen bulgular, sistemin meşrulaştırılması ve sosyal kimlik teorilerinin farklı kabullerinin katılımcıların değerlendirmelerinin anlaşılmasında açıklayıcı olabileceğini göstermektedir.

Kadına Yönelik Şiddetin Psikososyal Sonuçları
Doç. Dr. Ufuk SEZGİN (İstanbul Üniv. Tıp Fak. Psikiyatri AD. İstanbul Psikososyal Travma Programı)

Dünyanın birçok ülkesinde ve Türkiye’de kadınlar farklı şekillerde şiddete uğramakta, dünya üzerinde yaşayan kadınların yarısı eşlerinden şiddet görmektedir. Çin’de, yılda 1 milyon kız çocuğu doğar doğmaz öldürülmekte, dünyada bu yolla kaybedilen kadın sayısı 40-50 milyonu bulmaktadır. ABD’de, her 6 dakikada bir kadının tecavüze uğradığı,İngiltere’de, her 7 kadından birinin birlikte olduğu erkek tarafından tecavüze uğradığı, Fransa’da, her ay 6 kadının aile içi şiddet nedeniyle hayatını kaybettiği bildirilmekte. Yapılan araştırmalar her 15 saniyede bir dünya üzerinde bir kadının aile içi şiddete uğradığını göstermektedir.Kadına yönelik şiddet toplumun her alanında görülmektedir.Şiddetin en sık yaşandığı alan ise aile içidir. Urfa Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezinin yaptığı araştırmada 1990-2002 yılları arasında yargıya intikal eden Urfa kaynaklı töre cinayeti sayısı 27. Diyarbakır kadın merkezine bu nedenle baş vuran kadın sayısı 23, 2004 yılında 4 kadın.Töre cinayetleri yasalardaki yetersizlik ve kadını erkeğin mülkiyeti altında gören yasal düzenlemelerle cesaretlendirmekte. Bireyin yaşamını tehdit eden olaylara maruz kalması veya tanık olması sonucunda travmatik stress oluşur.Travmatik yaşantı bir kez ve kısa süreli olabileceği gibi (trafik kazası vb) uzun süren ve tekrarlayıcı da olabilir ( aile içi şiddet,cinsel taciz). Kuzey Amerika’da on kişiden dördü yaşamları süresince en az bir travmatik olayla karşılaşır (Meichenbaum, 1994). Travmatik olayla karşılaşanların yaklaşık %25-30’unda kronik travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) veya diğer ruhsal rahatsızlıklar gelişebilir(Yehuda, Resnick, Kahana, & Giller, 1993).TSSB geliştirenlerin yaklaşık %50 si herhangi bir tedavi olmadan travmatik etkilerden zaman içinde kurtulurlar (Meichenbaum, 1994). Bazı çalışmalar travmatik yaşantı sonucunda kadınların erkeklerden fazla TSSB ve diğer ruhsal hastalıklar geliştirdiklerini gösterir (Blanc hard ve ark 1996, Breslau ve ark 1991,Palinkas ve ark 1993). Bazı çalışmalarda ise böyle bir fark bulmamıştır (Ehlers ve ark 1998, Tobin 1996). Ruhsal travma kişiyi güçsüzleştirir. Travma anında mağdur artan baskıyla çaresiz kalır. Aynı zamanda kişide kontrol, kendine ve dünyaya güven ve anlam kaybına neden olur. İyileşme ise tersine güçlenme ve yeniden çevre ile yeni bağlar kurabilmektir. İyileşme sürecinde güvenme, otonomi, beceri, kimlik, yakınlık ve girişimcilik gibi bozulan temel melekelerin toparlanması gereklidir. Kadına yönelik şiddetin önlenebilmesi için, psikososyal destekler yeterli değildir. Yasal düzenlemelerin yapılması, kanunun uygulanmasında adli tıptan, sosyal hizmetlere polis teşkilatından yargı mekanizmasına ve sivil toplumlara kadar herkese görev düşmekte ve bu disiplinlerin birbirleriyle etkileşim içinde çalışması gerekmektedir. Panelde bu konularda Kadın merkezlerinde psikolojik müdahale, kadına yönelik şiddetle baş etme konuları klinik içi ve klinik dışı deneyimler ve disiplinler arası çalışma modeli aktarılacaktır.

Uzun Süren Bir Savaş: Travma Sonrası Stres Bozukluğu
Okan Cem Çırakoğlu

Tarih kitaplarında binlerce savaş anlatılır. Bazıları yıllarca süren ve ulusların geleceğini belirleyen bu savaşlar, bir çoğumuz için çoğunlukla iki boyutlu bir gerçeklikten başka bir şey değildir. Yani aslında biz onları yalnızca okuruz, öğreniriz, ezberleriz. Çok iyi empati kurabildiğimiz savaşlar bile zihnimizdeki kısa bir senaryonun ötesine gitmez. İnsanların savaşması ve her savaşın bir gün bitmesi insanlık için kanıksanmış bir gerçektir. Öte yandan elimizdeki bilgi birikimi bize savaşın fiziksel anlamda bitmesinin, ona dair yaşantıların herkesin zihninden bir anda yok olup gitmediğini söylüyor; hem de ısrarla. Savaşlar bitiyor ama bazı durumlarda sayıları yarım milyonu bulabilen insan kitleleri, savaşın üzerlerinde yarattığı psikolojik etkilerle yıllarca yaşamak zorunda kalıyor.

Savaşlar insanoğlunun yaşadığı en büyük travmalardan biridir ve ne yazık ki teknolojideki ilerleme, savaşları yalnızca orduların birbirine saldırdığı bir formdan çıkarmış, birçok durumda sivillerin de dahil olduğu bir olaya dönüştürmüştür.

Travmatik olayların ardından insanların yaşadığı psikolojik problemler, son iki yüzyıl boyunca farklı biçimlerde adlandırılmıştır ve bu isimlerin birçoğu savaşlarla ilgilidir. Travmatik nevroz*, kaygı nevrozu, korku nevrozu, bombardıman şoku bu isimlerden birkaçıdır. II. Dünya Savaşı sonrasında askerlerin yaşadığı psikolojik problemler daha sistematik bir biçimde ele alındıysa da travma sonrası bozukluklara ilişkin araştırmaların Vietnam Savaşı sonrasında arttığı görülmüştür. Bugün Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB, Post-Traumatic Stress Disorder) olarak tanı sınıflamalarında yerini alan bozukluğun bilimsel geçmişi, tarihsel gerçekliğiyle karşılaştırıldığında henüz küçük bir çocuk sayılabilir. TSSB doğal afetler, trafik kazaları, teknoloji kazaları, işkence, politik şiddet, tecavüz gibi çok çeşitli olayların ardından görülebilen bir bozukluk olmasına karşın, bu yazı, savaş sonrası yaşanan TSSB üzerine odaklanacaktır.

TSSB tanısı alan insanların yaşadıkları problemi anlayabilmek için bozukluğun belirtilerinden kısaca söz etmek yerinde olacaktır. Literatürde TSSB’nin klinik özellikleri üç ana grupta toplanmıştır. İlk grup aşırı uyarılmışlık durumuyla ilgilidir ve sürekli kaygı, uykusuzluk, ve konsantrasyon güçlüğü gibi belirtileri kapsar. İkinci grup ise bozukluğa neden olayla ilgili imgelerin sürekli yinelenmesiyle ilgilidir. Birey, olaya ilişkin imgeleri, sesleri ya da kokuları hiç beklenmedik zamanlarda yeniden algıladığını hissedebilir ya da olayla ilgili rüyalar görür. Üçüncü grup ise kaçınma belirtilerini içerir. Olayı anımsatacak yerlerden, konuşmalardan ya da etkinliklerden kaçınma, aktivite ve ilgilerin azalması, duygu kısırlığı ile ilgili belirtiler bu grupta yer alırlar.

Depresyon, farklı kaygı bozukluğu türleri ve madde kullanımı gibi problemlerin TSSB’ye eşlik edebileceği de bilinmektedir.

Yukarıda da belirttiğim gibi TSSB ile ilgili araştırmaların sayısı, Vietnam Savaşı sonrasında büyük bir artış göstermiştir. Bu araştırmaların ortaya koyduğu tablo ise gerçekten korkutucudur. Örneğin; Vietnam Savaşı sonrasında askerler arasında yapılan en kapsamlı araştırma olan NVVRS (National Vietnam Veterans Readjustment Study) sonuçları, bu savaşta farklı travmalara maruz kalan erkeklerin %15.2’sinin, kadınların ise % 8.5’inin TSSB tanı ölçütlerini karşıladığını göstermektedir. Bu bulgular bize savaşa katılmış olan 3.140.000 erkek askerin yaklaşık 479.000’inin araştırmanın yapıldığı dönemde bozukluk tanısı alabildiklerini söylemektedir. Fakland Savaşı’nda görev alan bir grup İngiliz askeriyle savaştan 5 yıl sonra yapılan bir araştırmada da araştırmaya katılan askerlerin % 22’sinin TSSB kriterlerini karşıladığı ve tanı alabilecekleri bulunmuştur. Farklı savaşlar sonrasında TSSB üzerine yapılan araştırmalar da benzer sonuçlar ortaya koymaktadır. TSSB belirtilerinin 15 yıl boyunca etkili olabildiği bilgisi, savaş sonrasında ulusların yaşadığı problemlerin ciddiyetini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Savaşlar insanlığa geride bırakılan binlerce ölü ve yaralıdan, ekonomik kayıplardan, yok edilen tarihsel ve kültürel zenginliklerden, ortada kalan çocuklardan daha fazla zarar vermektedir. Savaşın açtığı tüm yaralara burada değinmek ne kadar olanaksızsa bu yaraları sözcüklerle sarmak da o kadar olanaksızdır. TSSB, savaşın açtığı yaraların en uzun süreli olanlarından biridir. Savaşların neden olduğu göçler, parçalanmış aile yapıları ve bunların ardından gelen düzensiz yaşantılar TSSB belirtilerinin sosyal destekle toplum içinde hafifletilmesini olanaksız kılmaktadır. Tüm TSSB kurbanlarının ekonomik, kültürel ve yetişmiş uzman yetersizliği gibi etkenler nedeniyle düzenli psikolojik destek ve tedavi alamayacakları da bir başka gerçektir.

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali sırasında 400.000 asker savaşa katılmış, bunların 15.000’i ölürken 30.000 kadarı yaralanmıştır. Bölgede yaşayan Afganlılar arasında yapılan araştırmalar, halkın savaşa maruz kalan başka ülkelerdeki insanlar gibi TSSB’den etkilendiğini ortaya koymaktadır.

Bu bilgiler ışığında yakın tarihe yeniden göz attığımızda, Bosna’da tecavüze uğrayan (bilinen) 50.000 kadına, evlerinden ayrılıp kamplarda yaşamak zorunda kalan Afganlılara, toplu katliamlara tanıklık eden Ruandalılara, 11 Eylül’de eşlerinin ve çocuklarının çalıştığı binaları TV’den izleyen insanlara, hergün karşılıklı saldırılara tanıklık eden Filistin ve İsrail halklarına, Körfez Savaşı’na katılmış askerlere, olası bir Irak harekatına katılacak askerlere ve bombalanacak Irak halkına “savaş bu her şey olur, birgün biter” diyebilmek ve başımızı çevirebilmek ne kadar da güçleşiyor değil mi? Çünkü Travma Sonrası Stres Bozukluğu, bize savaşların bir gün bazıları için bittiğini, bazıları için de dayanılması güç bir biçimde devam ettiğini söylüyor.

Afet Yaşantıları, Afet Psikiyatrisi ve Bingöl Depremi Sonrası Ruhsal Müdahale Programı
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Düşünen Adam Dergisi Aralık, 2003,
M.UĞURLU, B.BAKIM, M.GÜVELİ, K. OĞUZ KARAMUSTAFALIOĞLU, T.SOYDAL ,T.ERGÜDER

Afet Nedir?
Felaket (afet) toplulukların başetme kapasitesini bozan olaylar şeklinde tanımlanmaktadır (1). Taylor’a göre afet bireylerin, ailelerinin, topluluklarının, çalıştıkları kurumların kaynaklarını ciddi bir şekilde yıkan ve bazen ana kültürel gelenekleri tehdit eden tehlikeli olaylardır. Taylor, kurbanı “afete kendilerinin etkileri olsun olmasın, afetin etkilerine doğrudan ya da dolaylı olarak maruz kalarak, hayatları olumsuz olarak etkilenen kişiler” olarak tanımlamıştır (2). Amerikan Federal Acil Müdahale Ajansı’na göre (FEMA) ağır afet “yangın, su baskını ya da patlama gibi sebebi ne olursa olsun, yerel, devlete ait ya da afet yardım kuruluşlarının yardımını gerektirecek düzeydeki doğal olaylardır” ve kaza ile felaket arasındaki fark olayın düzeyi ile ilişkilidir (3).

Afetin Etkileri
Felaket yaşantısında toplumsal yapı ve işleyiş, toplumun işlevselliğini ve varlığını tehdit edecek boyuta ulaşmaktadır. Kaynak gereksinimi kaynakların kullanılabilirliğinden daha büyüktür (4). Carr felaketleri ani gelişen/ilerleyici ve yaygın/ yerel etki şeklinde sınıflamıştır (5). Granot felaketlerin A) sinsi ya da ani başlangıçlı B) kısa ya da uzun süreli C) insan eliyle ya da doğal afetler etkisi ile olabileceği şeklinde bir sınıflama yapmıştır (6).

Afetin birincil kurbanları felaketten doğrudan etkilenenlerdir. Birincil kurbanlardan hayatta kalanlar hafiften ağıra, ani, gecikmiş, geçici ya da kronik olabilecek şekillerde semptomlar geliştirebilirler. Tümünün afet durumunun algıları ile başetmek, olumsuz olarak kabul ettiklerini hayatlarına bir an önce uyarlamak yolunda aşamalı bir şekilde cesaretlendirilmeye gereksinimi vardır (7).

İkincil kurbanlar semptom geliştiren birincil kurbanın aile üyeleri ve yakın arkadaşlarıdır. Hayata tekrar sarılmadan önce, öfke, çaresizlik, acı ve elemli kayıplarını ifade edebilmek, yaslarını yaşayabilmek için zaman, fırsat ve cesaretlendirilmeye gereksinimleri vardır.

Başkası için çektikleri acılar kendilerinde daha önce varolan ama o zamana dek sessiz kalan duygusal sorunları da arttırabilir. Birincil kurbanlar ile olan duygusal yakınlıklarının yoğunluğuna göre daha uzun süre destek ve dikkat gerektirebilirler (7). Üçüncül kurbanlar afet sonrasındaki dönemde görevleri nedeniyle yoğun stres ve tükenme durumu altında kalan çalışanlardan oluşmaktadır. Bu kişiler arasında cankurtaran çalışanları, acil ekipleri, itfaiye, güvenlik kuvvetleri, sivil yardım kuruluşları çalışanları bulunmaktadır (7). Sorunları çok daha kroniktir. Sürekli çevreden gelen istekleri karşılayabilecek yeterli kaynakları bulunmamaktadır. Ayrıca birincil kurbanlar ile kendilerini daha yoğun özdeşleştirebildikleri için daha ağır derecede etkilenebilmektedirler (8). En elverişli koşullar altında bile olsalar, uluslararası acil çalışanları yerel düzeylerde öfke, direnç ve bürokratik sorunlarla karşılaşıp, eğitimini aldıkları kurtarma ve tedavi etme görevlerini yapamayabilirler (9). Dördüncü grup kurbanlar iyi niyetli ama duygusal açıdan labil kişiler olup, birincil kurbanlar ile kendilerini uygun olmayan bir düzeyde özdeşleştirirler. Kendilerinin ya da başkalarının olanaklarını pek de uygun olmayan gıda, giyecek vb ile seferber ederler. Yardım almaya isteksiz kişilere bile yardım teklif edebilirler. Sonuçta “merhamet tükenikliği” (compassion fatigue) yaşar ama başka bir felaket sonrası başka kurbanlar ile aynı özdeşim sürecine girerek, düzelme sürecine girerler (7). Beşinci grup afet kurbanları kontrollerini kaybedebilen patolojik eğilimleri olan sorunlu kişilerdir. Gözetleyici (voyeuristic) uğraşılar içinde olabilirler, vücut parçaları toplayabilir, hatta nekrofilik arzular gösterebilirler. Bazılarında latent veya rezidüel psikolojik sorunlar sorunlar yaşıyor olabilir, bunlar afetin görüntü ya da haberleri ile aktive olabilir (7).

Altıncı grup ise farklı sorunları çözmeye çalışan, çeşitli afet kurbanlarının olduğu gruptur. Bunlar tesadüfen birincil kurban olanları içerebilir, niye böyle bir kaderden kurtarıldıkları şeklinde sorularla acılar çekerler. Bu kişiler arkadaşları ya da çevrelerindekileri felakete dönüşecek ortama gitmeyi ikna eden kişiler de olabilmektedir. Ayrıca bu grup içinde felaketi taşıdıklarını düşünebilirler de bulunabilmektedir. Afet sonrası çalışmanın sinsi etkilerinden habersiz olarak çalışan bazı klinik çalışmacılar ve araştırmacılar da bu gruba girebilmektedir.

Akut Stres Bozukluğu (ASB)
DSM-IV tanısal ölçütleri A kümesi belirtilerine göre kişi ölüm tehditi ya da gerçek ölüm, ciddi şekilde yaralanma veya fiziksel bütünlüğün kaybı tehlikesini yaşamış ya da tanık olmuştur. Kişinin bu duruma yanıtı aşırı korku, çaresizlik, dehşete düşmüşlük şeklindedir. Ayrıca B kümesi belirtileri olay yaşanırken ya da yaşandıktan sonra üç ya da daha çok dissosiyatif belirtinin (subjektif uyuşukluk, diğerlerinden ayrıfarklı hissetme, duygusal tepkisizlik hisleri; çevrede olup bitenlerin farkına varma halinde azalma olması; derealizasyon; depersonalizasyon ve dissosiyatif amnezi gibi) varlığını içermektedir. C kümesi tekrar yaşama belirtilerinden en az birinin (travmatik olayın gözünün önüne tekrar gelmesi, düşünmesi, rüyalarda görülmesi, illüzyonlar, flashback yaşantıları, olayı hatırlatan şeylerle karşılaşınca sıkıntı hissetme) varlığı gerekmektedir. D kümesi ölçütüne göre travma ile ilgili hatıraları akla getiren uyaranlardan kaçınma (onları düşünmek, konuşmak, o duyguları hissetmek, o olayın benzeri etkinlikler, yerler ve kişilerden uzak durma) gözlenmektedir. E kümesi ölçütü anksiyete veya aşırı uyarılmışlık hali (uyuyamama, irritabilite, konsantrasyon bozukluğu, sese tepkide artış, yerinde duramama) şeklindeki belirtiler görülmektedir. Bozukluk en az 2 gün, en çok 4 hafta sürmeli ve travmatik olayın sonrasındaki ilk 4 hafta içinde gerçekleşmelidir (10).

Travma Sonrası Stres Bozukluğu
Travma sonrası stres bozukluğu travmatik bir olayın mağdurlarında görülebilen, en az 1 ay süren tekrar yaşama, kaçınma ve aşırı uyarılma şeklindeki üç semptom demetinin bir arada bulunduğu bir anksiyete bozukluğudur (10). DSM-IV tanısal ölçütlerine göre A kategorisi semptomlarından her ikisi de birey tarafından yaşanmaktadır. Buna göre kişi ölüm tehditi ya da gerçek ölüm, ciddi şekilde yaralanma veya fiziksel bütünlüğün kaybı tehlikesini yaşamış ya da tanık olmuştur. Kişinin bu duruma yanıtı aşırı korku, çaresizlik, dehşete düşmüşlük şeklindedir. B kategorisi (yeniden yaşama semptom demeti) ölçütlerinden de en az birisi, C kümesi (kaçınma semptom demeti) belirtilerinden en az üçü, D kümesi (aşırı uyarılmışlık semptomları demeti) ölçütlerinden en az ikisi varolmalıdır. Bozukluk belirgin olarak toplumsal, mesleki veya diğer işlevsellik alanlarında belirgin bozukluk ya da sıkıntıya yol açmalıdır

Epidemiyoloji Topluma dayalı çalışmalara göre, travma sonrası stres bozukluğu yaşamboyu prevalansının % 1,0 (11)-9,2 (12) arasında değiştiği gözlenmiştir. Sadece kadınların alındığı çalışmalarda bu oran % 12,3 (13) ve 13,8’e (14) çıkmaktadır. Travmatik olayı yaşayan riskli gruplar arasında (Tablo 1) hayat boyu prevalans % 5-75 arasında değişmektedir (2). Buffalo Creek sel felaketi sonrası % 80 oranında akut posttravmatik sendroma rastlanmış, Cocoanut Grove yangınını yaşayanlarda 1 yıl sonrasında prevalans % 57 bulunmuştur (3).

Rubonis ve Bickman’ın ****analiz çalışmasına göre afeti izleyen dönemde psikopatolojinin %17 oranında arttığı saptanmıştır (15).

Gelişmekte olan ülkelerde yaşanan felaketler sonrasındaki çalışmalar arasında Sri Lanka’daki hortum felaketi mağdurlarında % 75 oranında (16), Kolombiya’da yanardağ felaketi mağdurlarında % 55 (17) ve Ekvador’da yaşanan deprem sonrası birinci basamak sağlık merkezlerine başvuranların % 40’ında psikiyatrik morbiditeye rastlanmıştır (18).

Shore’un doğal felaket sonrası yaptığı çalışmada örneklem grubunda % 12 oranında komorbiditeye rastlanmıştır (19).

Hindistan’da deprem sonrası Sharan’ın 56 deprem mağduru üzerinde yaptığı çalışmada örneklem içindeki kişilerden % 59’unun bir psikiyatrik tanıya sahip olduğu, evlerinin yıkılması ve mal kayıplarının psikiyatrik morbidite ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Bu tanılar arasında en sık TSSB (% 23) ve majör depresyon (% 21) olarak gözlenmiştir (20).

Doğal felaketleri takiben oluşan ruhsal sorunlara ait veriler farklı şekillerde sonuç vermiştir. Çoğu çalışmada hafif ve geçici tepkiler ağır basmaktaysa da (11-13,21-22), akut faz sırasında şiddetli etkilere (23) ve semptomların ısrarlı devam edişine (24) de rastlanmıştır. Felakete yanıt zamansal olarak üç ayrı evrede değerlendirilebilir: Felaket öncesi dönem: Toplulukların felakete hazırlığını tanımlamaktadır. Felaket sırasında yaşanabilecek ruhsal sorunların biliniyor olması ve yapılabileceklerin planlanması bu anlamda önemlidir.

Felaket yanıtı dönemi: Felaketin akabindeki dakikalar içinden koşullara bağlı olarak gün ve aylar sonraya dek olan zaman dilimini kapsamaktadır. Felaket bölgesindeki kurtarma ve tedavi aşamalarını içermektedir. Akut ve postakut dönem şeklinde zamansal alttiplere ayrıştırılabilmektedir.

Felaket sonrası dönem: Toplumun felaketin uzunerimli olumsuz etkilerini yaşamaya devam ettiği dönemdir. Bu dönemde felaketten etkilenenlerin sağlık sistemi içine alınarak, ruhsal açıdan gerekli eğitimlerinin sağlanması, hayata ve topluma uyumlarının gerçekleştirilmesi hedeflenir.

Yapılacak girişimlerle,

1. Normal posttravmatik yanıtın süresi kısaltılabilir,
2. TSSB semptomları azaltılabilir,
3. Kronik TSSB gelişimi önlenebilir,
4. işlevselliğin tekrar kazanılmasına yardımcı olunabilir,
5. işlevsel bozulma önlenebilir (25).

Travmanın ilk haftası içinde gereken psikiyatrik yaklaşım Akut dönem: Felaket yanıtı döneminde olaydan dakika, saat ve günler yaşananları içeren süreç akut faz olarak adlandırılır. Bireyler felaketin hemen akabindeki bu aşamada genellikle resmi olmayan ve geçici düzenlemeler içinde görülebilmektedir. Bu dönemde sendromlara odaklanmak yerine, semptomların belirlenmesine odaklanmak ve kullanılabilir, esnek, temel yardımın sağlanması hedeflenmelidir (26). Akut fazda yapılacak psikiyatrik değerlendirmeler için hedef kitle ve destek hizmetlerini içeren çevresel bilgilerin sağlanması afetten etkilenen kişilerle iletişim kurulması değerlendirmenin kendisinin belirli bir yapısı ve düzeninin olması risk etmenlerinin anlaşılması afete karşı normal yanıtların bilinmesi yaygın semptom ve tanılar hakkında bilginin varolması gereklidir.

Bu aşamada karşılaşılan kişiler felaketten farklı şekillerde etkilenmişler olabilirler. Bu kişiler arasında fiziksel olarak zarar görmüş ya da yaralanma tehditi yaşamış olanlar yanında, afete tanık olmuş ve olasılıkla başkasının yaralanmasına tanık olmuş kişiler bulunabilir. Ayrıca sevdiklerini kaybedenler, mal, ev ve işlerini kaybedenler de bulunabilmektedir. Kurtarma ve tedavi personeli de ikincil kurbanlar olarak afetten etkilenmişlerdir (26). Akut süreçte her türden yoğun uğraşı yaşanırken, kurbanlarla iletişime girmeye çalışmak kışkırtıcı olabilmektedir. Bu nedenle basitçe ortamı gözlemek sorun yaşayanları ve sorunlu alanları belirleyebilmek açısından faydalıdır (26).

Fiziksel ve tıbbi gereksinimler en önemlilerindendir. Afet hakkında her türden bilgilendirilme ve kendileri için önemli, sevilen kişilerle irtibatın sağlanması konusunda yardıma ihtiyaç duyabilirler. Bu konulara yönelik konuşmak ilişki kurmak açısından birincil odak olabilir. Akut fazda destekleyici, empatik ve doğrudan, kabul edilebilir, elverişli yanıtlar verilmelidir. Hastanın hissettikleri ve “aklını yitireceği”korkusuna yönelik, yaşananların normal ve beklenen tepkiler olduğu şeklinde güven verici açıklamalarda bulunlmalıdır. Bireylere bundan sonraki gün ya da haftalarda yaşayabilecekleri olası sorunlar anlatılarak, bilgilendirilmelidir. Bu bilgilendirme kişiden kişiye göre değişmeli, bireyi travmatize etmeyecek uygunlukta olmalıdır (26). Afet sonrası 1hafta-1 ay içinde gereken psikiyatrik yaklaşımlar Bu dönem öncesi doğal olabilecek stres tepkileri yerini akut stres bozukluğuna bırakmıştır. Kurbanların çoğunun daha önce bir psikiyatrik başvurusu olmamıştır. Daha önce psikiyatrik tedavi öyküsü olanlara öncelikle odaklanılmalıdır. Bu aşamada birincil hedef semptomları tedavi etmek olsa da, akut stres bozukluğu, halihazırdaki felaket ile tetiklenen özgeçmişte TSSB öyküsünün getirdiği semptomlar, akut yas, depresif, anksiyöz ya da karışık özellikli uyum bozuklukları, panik bozukluk, kişilik bozukluklarının alevlenmeleri, kısa psikotik bozukluk, mani ve hipomaniyi içeren psikotik bozukluklar, madde kullanım bozuklukları ve tıbbi hastalığa ikincil psikiyatrik bozukluklar hakkında duyarlı olunmalıdır (26). Kişilerin sahip oldukları mal ve mülklerin hasarı ile akut stres bozukluğu gelişmesi arasında ilişki bulunmaktadır. Evleri yıkılanların yıkılmayanlara göre daha çok ASB geliştirdikleri gözlenmiştir (27). Temel gereksinimlerin sağlanması ve bireylerin olağan gündelik yaşantılarına dönmeleri, afete maruz kalma dönemi sonrası duygusal iyileşme döneminde önemli bir yer tutmaktadır (28). Afet sonrası 1 ay-6 ay içinde gereken psikiyatrik yaklaşımlar Felaketin kişiler açısından detayları ve süreci nasıl yaşadıkları riskin belirlenmesi açısından önem arzetmektedir. Kişi felaket öncesi ne yapmaktadır, afet sırasında yanında kim vardır, yanlarındakilerde can kaybı, çevrelerinde sahip olduklarında yıkım var mıdır araştırılmalıdır. Bu aşamada vakalarda klasik sınıflamaya yönelik sendrom şeklinde tanı koymak yerine, semptomların saptanarak, bunlara yönelik gereken tedaviler uygulanmalıdır. Bu dönemde semptomlar yoğun, geçici ve değişkendir. İzlenmesi gereken önemli semptomlar arasında anksiyete, ajitasyon, insomni, duygu-durum semptomları, psikoz dissosiasyon, özkıyım ve başkasının hayatına kastetme ve somatik yakınmalar bulunmaktadır (26). Afetten önemli derecede etkilenenler anketlerle izlenerek, ilaç doz-yanıt ilişkisinin değerlendirilmesi, ilaca yanıtsızlık durumlarında sebeplerin belirlenmesi önemlidir. Bu dönemde daha önce başvurmamış kişilere ulaşılması hedeflenmelidir. Bu esnada seçilebilecek hastalar arasından grup terapisine istekli olanlar belirlenerek, bu yaklaşım içine girilmeli, anne-babalar ve çocukları ya da sadece eşlerin birlikte katılabilecekleri terapiler düzenlenmeye çalışılmalıdır.

Fiziksel, duygusal ya da ekonomik zorluklar ile ilgili gereksinimler TSSB semptomlarına yönelik girişimleri olumsuz etkileyebilmektedir (29,30). Afet sonrası 6 ay-1 yıl içinde gereken psikiyatrik yaklaşımlar Görünürde günlük hayatlarına (işleri, aileleri ve evlerine) dönmüşlerdir. Felaketin uzunerimli olumsuz sonuçları görülmektedir. Afetten etkilenen kişiler daha yapılandırılmış koşullar altında (hastane, klinik ya da muayenehane gibi) izlenmektedir. Bu aşamadaki temel hedefler ölçütlere uygun psikiyatrik değerlendirmenin sağlanarak, sendromların belirlenmesi ve uygun girişimler ve sevklerin yapılmasıdır. Psiko-patoloji için risk faktörleri arasında geçmiş psikiyatrik öykü, yaşanan travmanın büyüklüğü, felakete değin yaşanan hayat koşulları, psikososyal desteklerin yeterliliği ve uygunluğu önemlidir (26). Alkol ve madde kullanımı varlığı ya da değişikliği belirlenmelidir. Akut fazda olduğu gibi normal tepkiler de göz önünde bulundurulmalıdır.

Bunlar arasında bazı psikiyatrik bozuklukların semptomlarına benzeyen ama psikopatoloji ölçütlerini süre, düzey vb nedenlerle karşılamayan ya da dayanılmaz olaylara anlam bulma çabaları şeklindeki tepkiler sayılabilir. Ayrıca acı verici anılar, afetin tekrarlaması korkuları, sağ kalma suçluluğu, felaket sonrası ütopyalarının başlayıp, sona ermesi ve manevi anlam bulma çabalarının yoğunlaşması da bu türden tepkiler arasında yer alabilmektedir. Bu dönemde TSSB, karmaşık yas, majör depresyon, anksiyete bozuklukları, psikotik bozukluklar, madde kullanım bozuklukları ve fiziksel hastalığa ikincil psikiyatrik bozukluklar sayılabilir (26). Devam eden TSSB semptomları evlilik sorunları, mesleki ve sosyal işlevsellik gibi ikincil streslere yol açabilmekte, bunlar da TSSB semptomları ile baş açıkabilme yetilerini baskılayabilmektedir (31-32).

Bingöl Depremi Travma Sonrası Stres Bozukluğu
Tarama, Tedavi Ve Eğitim Çalışması

1 Mayıs 2003 sabah saat 03.27’de Bingöl ilimizde yaşanan Richter ölçeğine göre 6.1 şiddetindeki deprem sonucu 177 kişi hayatını kaybetmiş, 519 kişi de yaralı olarak hayatta kalabilmiştir. Bu ölümlerin yaklaşık 100 kişi kadarını Bingöl iline bağlı Çeltiksuyu köyü yatılı bölge okulu yatakhanesinde kalan öğrenciler oluşturmaktaydı. Bingöl 1971 yılında da bir deprem yaşamış ve bu deprem sonrası yaklaşık 800 kadar can kaybı vermiştir.

Bu dönem sonrasında yapılan iki ya da üç katlı deprem konutları hala kullanılmaktadır. Bingöl depremi sonrasında kişiler evlerindeki mevcut hasarın durumu ne olursa olsun çadırlarda yaşamayı yeğlemektedirler. Bingöl ilinde yaşayan bazı kişiler ailelerini civar köylere göndermektedirler. TC. Sağlık Bakanlığı depremi takiben Bingöl iline gerekli personel ve malzeme destek çalışmalarına başlamıştır. Bu amaçla Sağlık Bakanlığında görevli 2 psikiyatrist ve 1 psikologdan oluşan ekip 5 Mayıs 2003 tarihinde bölgede acil olarak yapılması gerekli tetkik ve tedavi çalışmalarını başlatmışlardır. 6 Mayıs 2003 tarihinde Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Dr.s Tahir Soydal ve Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Klinik Şefi Doç. Dr. Oğuz Karamustafalıoğlu Bingöl’e giderek ruh sağlığı hizmetlerini birinci basamakla entegre etmek, mevcut mağdurların yerel yerleşimini ve ruh sağlığı hizmetinde kullanılacak birinci basamak ünitelerini tespit etmek üzere durum saptamasını gerçekleştirmişlerdir.

Bölgeye intikal etmiş diğer yerli ve yabancı ruh sağlığı gönüllüleri ile temasa geçerek kordinasyonları sağlanmıştır. Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Ruh Sağ-lığı Dairesi Başkanlığı Madde Bağımlılığı Şube Müdürü Dr. Toker ERGÜDER, 1999 Avcılar’dan afet sonrası müdahale konusunda deneyimli İstanbul İl Sağlık Müdür Yardımcısı ve Ruh Sağlığı Daire Başkanı Uz. Dr. Mustafa GÜVELİ ve İstanbul Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Başasistanı Uz. Dr. Bahadır BAKIM’dan oluşan Sağlık Bakanlığı ekibi 20 Mayıs 2003 tarihinde Bingöl iline ulaşmıştır. Bingöl ilinde İl Sağlık Müdürü ile görüşülmüş ve ildeki mevcut durum ve yürütülecek faaliyetler gözden geçirilmiştir. Söz konusu toplantıya daha sonra Bingöl ili ruh sağlığı hizmetleri koordinatörü olarak atanan bir sağlık ocağı hekimi de katılmıştır. Toplantıdan sonra Bingöl ilinde ilk incelemeyi yapmak amacıyla 220 çadır bulunan ve 1200 kişinin yaşadığı Mehmetçik I ve 105 çadırın bulunduğu ve 550 kişinin yaşadığı Mehmetçik II çadırkentleri ve yıkımın olduğu bölgeler gezilmiştir. Bu ziyaretler esnasında çadırkentlerde görevli sağlık ekipleri ile görüşülerek Amerika Anksiyete Bozuklukları Birliği’nin TSSB özbildirim ölçeğinin Türkçe çevirisi (TSSB anketi) nin nasıl uygulanacağı konusunda eğitim yapılmıştır.

Daha sonra il sağlık müdürü ile birlikte Bingöl Valisi başkanlığında toplanan il koordinasyon kurulu toplantısına katılınmıştır. Toplantıda Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Ruh Sağlığı Dairesi Başkanlığı tarafından Bingöl ilinde yürütülecek faaliyetler Bingöl Valisi, 49. İç güvenlik Tugay komutanı, emniyet müdürü ve diğer üst düzey yöneticilere anlatılmıştır. Bu toplantı sırasında üst düzey yöneticilere “TSSB anketi” uygulanmıştır. Deprem felaketine maruz kalan insanlarda görülebilecek ruhsal belirtiler konusunda bilgi verilmiştir. Bu bilgilendirme toplantısının ildeki tüm yöneticilerin katılacağı daha büyük bir oturumda herkese yapılması kararlaştırılmıştır. 21 mayıs 2003 Çarşamba günü Mehmetçik II Çadırkentine gidilerek çadırkentte görevli Afyon ili sağlık ekibi başkanı koordinasyonunda anket çalışması yapacak çadırkent yaşayan lise öğrencilerine anketör eğitimi yapılmış ve anketle kendilerine ertesi gün toplanmak üzere dağıtılmıştır.

Daha önce 17 Ağustos1999 Marmara Depremi’nde Avcılar/İstanbul’da deprem sonrası oluşan TSSB vakalarını tespit çalışması sırasında kullanılan 17 soruluk değerlendirme anketi bu çalışma için de kullanılmıştır. Bu taramada görev almak üzere Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı olarak çalışan 2 hemşire, 6 sağlık memuru,1 hekim ve bir şoförden oluşan 10 kişilik ekip Bingöl merkezindeki yıkımın olduğu bölgelere kurulan çadırlar yanında Sarıçiçek, Çeltiksuyu, Sancak,Haraba gibi köylerde halka test uygulanması aşamasında görev yapmışlardır. Elazığ ilinden gelen Sağlık Bakanlığı çalışanları ile Bingöl il sağlık müdürlüğü çalışanlarına anketör eğitimi düzenlenerek anket yapılacak bölgeler belirlenmiştir. Oluşturulan bir anket ekibi ile yıkımın çok olduğu ve 13 kişinin öldüğü Sancak beldesi ve çevre köylerine gidilmiştir. Deprem neticesinde 13 ölümün olduğu Çimenli köyüne gidilerek, vatandaşlarla görüşülmüş, kendilerine anket uygulanmıştır. 22 Mayıs 2003 Perşembe günü anket çalışmalarında sorunlu olduğu tespit edilen vakalar çadırkentler ve diğer bölgelerde görülmeye çalışılmıştır. Bölgede hizmet veren 21 pratisyen hekime ağırlıklı olarak TSSB, depresyon, anksiyete, uyku ve cinsel bozukluklar konusunda eğitim verilmiştir.

Toplantı sonunda Bingöl Devlet Hastanesi psikiyatri uzmanı ve Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Başhekimi katılımcı hekimlerle gerekli koordinasyon için tanıştırılmıştır. 1. basamak hekimlerine tedavide sorun yaşandığı takdirde,hastalarını Bingöl Devlet Hastanesi psikiyatri hekimine sevk etmeleri, yataklı tedavi gerektiren hastaların ise sevk zinciri içerisinde Elazığ Ruh ve Sinir hastalıkları Hastanesi’ne gönderileceği teyit edilmiştir. Çeltiksuyu ve Haraba köylerinde çocuklarını depremde kaybetmiş olan bireyler değerlendirilerek, tedavileri başlatılmıştır. Mehmetçik çadırkent 1’de kurulmuş olan üniversiteye hazırlık dershanesine gidilerek 40 öğrenciyle yaşanılan deprem ve sonrası, ergenlerde gelişebilecek sorunlar ve çözüm yolları hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca aynı gün vali, tugay komutanı, emniyet müdürü ve diğer il üst düzey yöneticilerinin de katıldığı deprem sonrası karşılaşılabilecek ruhsal sorunlar ve baş etme yolları konulu konferans verilmiştir. Bu toplantı sırasında da katılımcılara “Travma sonrası stres bozukluğu anket”i uygulanmıştır.

20-23 Mayıs 2003 tarihleri arasında toplam 3800 kişiye anket uygulanmış, yapılan genel değerlendirmede 1053 kişinin birinci derecede öncelikli olarak bireysel görüşme yapılmasını gerektirecek boyutta sorunlu olduğu saptanmıştır. Daha ileri düzeyde saptama yapılması için, toplanan veriler değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler sonucu Bingöl İli birinci basamak ruh sağlığı koordinatörüne aktarılarak her ilgili birinci basamak hekimine kendi sorumluluk alanında olan ve destek gerektiren olgular bildirilmiştir. Aralık 2003 tarihinde 1053 kişi öncelikli olmak üzere yeniden değerlendirme yapılacaktır. Doğal afetler sonrasında çok sayıda birey ruhsal olarak travmatize olmaktadır. Tüm etkilenmiş bireylere aynı zamanda ulaşmak mümkün değildir. Afet sonrası var olan kaynakları (ruh sağlığı çalışanları) iyi kullanmak üzere koordinasyon içerisinde hizmetleri sürdürmek çok önemlidir. Tüm ruh sağlığı çalışanlarının seferber edilmesi durumunda bile tüm afet mağdurlarına ulaşmak, daha sonra ruh sağlığı hizmet ve desteğini sürdürmek mümkün değildir. Bingöl ilinde ruh sağlığı için birinci basamak entegrasyonu sağlanarak, ilk tarama itibarı ile 3800 bireye ulaşmak mümkün olmuş, 1053 kişide birinci derecede öncelikli olarak tedavi gereksinimi belirlenmiştir. Hizmet birinci basamak aracılığı ile sürdürüldüğü için hizmetin sürekliliği sağlanmıştır.

DÜNDEN BUGÜNE; TÜRKİYE’DE RUHSAL TRAVMA
1. Acar G. (2002); Deprem Sonrası Uzun Dönemde Travmatik Stres Sorunları: İstanbul-Avcılar Bulguları. Bahar Sempozyumları VI Kongre Özet Kitabı 24-28 Nisan.

2. Ağaoğlu B., Coşkun A. (2000), Deprem ve Çocuk Ruh Sağlığı.3P Dergisi; 8 (ek 1).

3. Ağaoğlu B., Coşkun A. (2000), Marmara Depremi ve Çocuk. 3P Dergisi; 8 (ek-1).

4. Akcan F.E., (1998), İstanbul’da Suç Zanlısı Kadınlarda Kişilik Özelliklerinin Saptanması;bunların Göç ve Suç Özellikleri ile İlişkilendirilmesi. İstanbul Üniversitesi, Adli Tıp Ensititüsü, sosyal Bilimler Anabilim Dalı, yüksek Lisans Tezi. İstanbul.

5. Akdemir A., Önder E. (2000), Travmanın Biyolojisi. 3P Dergisi; 8 (ek. 1).

6. Aker (2000), Travma Sonrası Stres Bozukluğu’ nun Bilişsel ve Davranışçı Tedavileri. 3P Dergisi 8 (ek-1).

7. Aker A.T, Özeren M., Başoğlu M., Kaptanoğlu C., Erol A., Buran B. (1999), Klinisyen Tarafından Uygulanan Travma Sonrası Stres Bozukluğu Ölçeği (TSSB-Ö). Geçerlik ve Güvenilirlik Çalışması. Türk Psikiyatri Dergisi 1999; 10(4): 286-293.

8. Aker A.T., (2000). Temel Sağlık Hizmetlerinde Psikososyal Travmaya Yaklaşım. Temel Sağlık Hizmetlerinde Psikososyal Travmaya Yaklaşım Eğitim Programı, PAREM-DABATEM. İstanbul.

9. Aker T. ( 2001), Deprem Travma ve Tutum. Bahar Sempozyumları VI, Kongre Özet Kitabı 24-28 Nisan.

10. Aker T., Ayata B., Özeren M., Buran B., Bay A. (2002), Zorunlu İç Göç; Ruhsal ve Toplumsal Sonuçları. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2002; 3:97-103.

11. Aker A.T, Özeren M., Acar G., Aksoy A., Bay A., Kalender D., Sorgun E., (2001). Klinisyen Tarafından Uygulanan Travma Sonrası Stres Bozukuluğu Ölçeği, Uygulama Kitabı. 5 Us Yayınları, İstanbul.

12. Aker ve Önder (2003). Psikolojik Travma ve Sonuçları, 5Us Yayınları, İstanbul.

13. Aksoy A., ve Kılıç C. (2001); Değirmendere Şehir Merkezinde Deprem Sonrası Ruh Sağlığı Hizmeti Kullanımı. Bahar Sempozyumları 5 24-29 Nisan

14. Akvardar Y., Yüksel Ş. (1993), Cinsel Tecavüze Uğrayan Kişilere Karşı Alınan Tavır, Nöropsikiyatri Arşivi, 30(2, 347-351).

15. Alkan (1999); 1995 Dinar Depremi Türk Psikoloji Bülteni, Cilt 5 S.14 ISSN: 1300-16. Alpkaya G. (1993), İşkence ve Uluslararası Hukuk.Psikiyatri, Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi ; 1(Ek 3).

17. Altaylı (2000),. Travma Sonrası Stres Bozukluğundaki Dissosiyatif Belirtiler. Türk Psikoloji Bülteni. Mart-Haziran, S.16-17.

18. Altaylı B. (1999), Bölgedeki İlk Yaşantı. Türk Psikoloji Bülteni Cilt 5 S.14 ISSN: 1300-7408.

19. Ankara Tabip Odası (2002). Kadına Yönelik şiddet ve Hekimlik Sempozyumu. Ankara.

20. Argun F. (1993), Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası ve İşkence. Psikiyatri, Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi; 1(Ek 3).

21. Arık A.C., Öztürkay S.E., Şahin A.R. ( 2000); Deprem Sonrası Post Travmatik Stres Bozukluğunda Aleksitimi. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi 3-7 Ekim.

22. Arman A., Yazgan Y., Zaimoğlu S., Sabuncuoğlu O., Berkem M.(1996), Bir Çocukta Travma Sonrası Stres Bozukluğu Tedavisinde “Debriefing” Yöntemi ile İlaç Tedavisinin Birlikte Kullanılması. V. Anadolu Psikiyatri Günleri. 6-8 Haziran

23. Arslan, D. (1998), Aile İçinde Kadına Yönelen Şiddet ve İstanbul Kadın Misafirhanesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul Ünv. Sosyal Blm. Enst.

24. Arslan, D. (1998), Aile İçinde Kadına Yönelen Şiddet ve İstanbul Kadın Misafirhanesi.

25. Ataklı (2000), Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi: Deprem Bölgesinden İzlenimler. 3P Dergisi 2000; 8(Ek 1):60-62.

26. Avcı A.(1996), Üç Cinsel İstismar ve Sağaltım Süreci. Psikiyatri Bülteni, 4(1): 41-

27. Ayalon, O., (1993). Posttraumatic Stress Recovery of Terrorist Survivors. In J.P. Wilson & B. Raphael (Eds.), International Handbook of Traumatic Stress Syndromes. NY: Plenum Press. Özet Çev.: Oral ve Özgüner.

28. Aydın M. (2001), Marmara Depremini Yaşayan Bireyler Arasında Travmanın Algılanması ve Anlam Yüklenmesi ile TSSB Gelişimi Arasındaki İlişkiyi Araştıran Bir Çalışma. 3P Dergisi 9 (4) 644-646.

29. Aydınalp K. (1972), Trafik Kazalarında Kişi Psikolojisinin Rolü. VIII. Milli Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi. 25-30 Eylül.

30. Aydoğan G., Özmen M., Yalçın d., Dirican A. (2000); 1999-İzmit Depreminde Yaralanan Hastalarda ve Yakınlarında Akut Stres Tepkileri ve Kronikleşme. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi 3-7 Ekim.

31. Ayrancı Ü., Günay Y., Ünlüoğlu İ. (2002), Hamilelikte Aile İçi Şiddet Birinci basamak sağlık kurumuna başvuran kadınlar arasında bir araştırma .Anadolu Psikiyatri Dergisi; 3:75-87.

32. Bahçıvangil N., Dedeoğlu C., Ergun G., Göç U.Y., Telli Işık, Kora M., Mizrahi C., Sunar Ş., Tanoğlu L., Yazgan Ç., Yazgan Y. (moderatör), Yücel D., Temur B. (2001) Travmanın Etkilerine Toplumun İçinden Müdahale Yolları: Okulda ve Mahallede, Çocuklara, Anne-Babalara ve Yaşlılara Yönelik Programlar- Panel Bahar Sempozyumları 5 24-29 Nisan.

33. Bal B. (2000). Kadın Yazıları, Kadınların Edebiyat Ürünleri, Kadınlar Üzerine Yazılanlar ve Tezler Bibliyografisi, 1955-1990. Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı. İstanbul.

34. Balcıoğlu İ. (2000), Suç, Göç ve Çocuk. Yeni Symposium Cilt:38 Sayı:2.

35. Baltaş Z., Baltaş A., Kubat A., Tokelli S. (1990). Zorunlu Göçün Sosyal ve Kültürel Kimlik Üzerindeki Etkilerinin Doğurduğu Sonuçlar. Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi 1-4 Kasım.

36. Baral I., Kora K., Sezgin U., Yüksel Ş.(1995), Cinsel İstismar Uğramış Kişilerde Kendine Zarar Verme Davranışları ve Tedavisi, 31. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 27-30 Eylül.

37. Baral I., Kora K., Yüksel Ş., Sezgin U. (1996); Cinsel İstismara Uğramış Erişkin Kadınlarda Kendine Zarar Verme Davranışı ve Tedavisi. Nöropsikiyatri Arşivi (33) (1); 49-54.

38. Baral I., Sezgin U., Farley M. (1998), Türkiye’de Fahişelik Mesleğinin Neden Olduğu Travmatik Yaşantılar. Nöropsikiyatri Arşivi (35) (1); 23-28

39. Başar F. (1994), Ankara Kalaba Çocuk Islahevinde kalan 15-18 Yaş Grubu Ergenlerin Suça Yönelmelerinde Ailenin Etkisi Üzerine Karşılaştırmalı Bir Araştırma 30 Ulusal Psikiyatri Kongresi.

40. Başoğlu M., (1994), İşkence Sorunu ve Ruhbilim: İşkencenin Ruhsal Etkileri ve Tedavisi. Türk Psikiyatri Dergisi 1994; 5(4):243-250.

41. Başoğlu (1992), Psikolojik Travma Sonrası Stres Hastalığı- Psikobiyolojik Kuramlar, Tedavide Yeni Gelişmeler ve Güncel Konular. Türk Psikiyatri Dergisi. 3(1).

42. Başoğlu M. (1993) Prevention of Torture and Care of Survivors. JAMA Vol. 270 N.5606-611.

43. Başoğlu M., (1998). Behavioral and Cognitive Treatment of survivors of Torture. Caring for Victims of Torture, Washington, DC: American Psychiatric Press.

44. Başoğlu M., (2001); Depremzedeler İçin Travma Sonrası Stres Sorunlarına Yönelik Bir Ruh Sağlığı Yaklaşımının Geliştirilmesi. Bahar Sempozyumları 5, 24-29 Nisan.

45. Başoğlu M., (1982), Patolojik Yas Olgusuna Davranışçı Bir yaklaşım- Bir Vaka Analizi. Psikoloji Dergisi Aralık 1982, Cilt 4, Sayı 16.

46. Başoğlu M., (1992), Torture and Its Consequences: Current Treatment Approaches. Cambridge University Press.

47. Başoğlu M., (1995), Behavioural and Cognitive Approach in The Treatment of Torture-Related Psychological Problems. 25 years of Scientific Progress in Behavioural and Cognitive Therapies. Chapter 3.

48. Başoğlu M., Aker T., (1996). Cognitive- Behavioural Treatment of Torture Survivors: A Case Study. Torture. Vol.6 No.3 ;61-65

49. Başoğlu M., Kılıç C., Aksoy A., Sorgun E., Erken S., Şalcıoğlu E., (2000), Travmatik Stres Belirtilerinin Tedavisinde Davranışçı Grup Psikoterapisi: İlk Sonuçlar. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi 3-7 Ekim

50. Başoğlu M., Kılıç C.,Erken S., Şalcıoğlu E., (2000). Depremin Ruhsal Etkileri: Epidemiyolojik Bir Çalışma. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi 3-7 Ekim.

51. Başoğlu M., Marks I., Sengün S. (1991). Amitriptyline for PTSD in Torture Survivor: A Case Study.Journal of Traumatic Stress. Vol.5 No.1;77-83.

52. Başoğlu M., Mineka S., Parker M., Aker T., Livanou M., Gök Ş.,(1997). Psychological Preparedness for Trauma as a Protective Factor in Survivors of Torture. Psychological Medicine, 27;1421-1433.

53. Başoğlu M., Paker M., (1995). Severity of Trauma as Predictor of Long-term Psychological Status in survivors of Torture. Journal of anxiety Disorders. Vol.9 No.4; 339-350.

54. Başoğlu M., Paker M., Özmen Ö., Taşdemir Ö., Şahin D., (1994). Factor Related to Long-Term Traumatic Stress Responses in Survivors of Torture in Turkey. JAMA Vol.272 N.5 357-363.

55. Başoğlu M., Paker M., Paker Ö., Özmen O., Marks I., İncesu C., Şahin D., Sarımurat N., (1994). Psychological Effects of Torture: A Comparison of Tortured With Nontortured Political Activists in Turkey. American Psychiatric Association. 151; 76-81.

56. Bay A., Kılıç C., Şalcıoğlu E., Başoğlu M., (2001). Depremzedelere Yönelik Tek Seanslık Bilişsel Davranışçı Tedavilerin Uygulaması: İlk Sonuçlar. Bahar Sempozyumları 5, 24-29 Nisan.

57. Bay İ., (2001). Bir Deprem Sonsuz Farkındalık Ağ-17 Öyküsü. Türk Psikoloji Bülteni Cilt 7 S.20 ISSN: 130.

58. Bay ve Kılıç C.,(2001). Depremzede Çocuklarda Bilişsel-Davranışçı Grup Psikoterapisi: Olgu Sunumu. Bahar Sempozyumları, 5 24-29 Nisan.

59. Bayam G., Okay T., Dilbaz N., Keighobadi M., Duman Y. Ö. ,(2000). Sivil Savunma Birliği Çalışanlarında Kaygı, Umutsuzluk Düzeyleri ve Posttravmatik Stres Bozukluğu Sıklığı. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi 3-7 Ekim.

60. Bergiannaki J. D., Mantonaks J., Varsou E., Psarros C., Giotis L., Mantonaki M., Martinaki S., Stefanis C. N., (2001). Bir Deniz Kazasından Sonra Gönüllü Kurtarma Görevlilerinde Postravmatik Stres Bozukluğu. Bahar Sempozyumları 5, 24-29 Nisan.

61. Bergiannaki J.D., Soldatos C.R., Economou M., Syrengelas M., Botsis A., Sofia K., Koumoula A., (1990). Yıkıma Yol Açan Bir Depremin Sarsıntısı Sonrası Döneminde Ortaya Çıkan Ruhsal-Bedensel Duygusal ve Davranışsal Tepkiler. 28. Ulusal Psikiyatri kongresi27-30 Eylül1992.

62. Berkem M., Bildik T., (2001). İzmit depreminde Hospitalize Edilen Depremzede Çocuk ve Ergenlerin Klinik Özellikleri. Anadolu Psikiyatri Dergisi; 2(2): 69-78.

63. Berkem, M. ve Bildik, T., (2000). Depremin Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Polikliniğine Başvuru Profili Üzerine Etkisi. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2001; 2(1):29-35.

64. Bertan V., (1972). Trafik kazalarında İnsan faktörü Kazadan Önceki ve Sonraki Korunma. VIII.Milli Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi. 25-30 Eylül

65. Boyacıoğlu G.S., (2000); Türk Psikologlar Derneği Deprem Özel Çalışma Grubunun Faaliyetleri. 3P Dergisi ; 8(Ek 1):81-90.

66. Canat ve Öncü, (2000 ),.Ergenlerde Deprem Felaketine Bağlı Travma Sonrası Stres Bozukluğu. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 3-7 Ekim.

67. Cansever A., Uzun Ö. Dikkatli S., Özkan M.H., Özgen F., ( 2000 ). Deprem Sonrası Psikiyatrik Morbidite. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 3-7 Ekim.

68. Coşkun B. ve Coşkun A., (2000) , Marmara Depremi Sonrasında Kocaeli Bölgesi İçin Toplum Ruh Sağlığı Hizmetleriyle İlgili Görüşler. 3P Dergisi, 8(Ek 1):63-67.

69. Coşkun B. ve Coşkun A., (2000). Marmara Depremi Sonrasında Toplum Ruh Sağlığı Hizmetlerini Geliştirme Projesi ve Değerlendirilmesi.3P Dergisi 2000; 8(Ek 1):68-77.

70. Çakıcı M., (1998). K.K.T.C. Lise Gençliğinde Çocuk İstismarının Madde Kullanımına Etkisi.Marmara Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Ensitütüsü, Adli Tıp Anabilim Dalı Doktora tezi.

71. Çalıkuşu C., Yüksel Ş., (1997). Savaş ve Oluşturduğu Ruhsal Sorunlarla Başa Çıkma.Nöropsikiyatri Arşivi (34) (2); 72-79.

72. Çevik A., Öncü B., (1995). Normal ve Patolojik Yas Kliniğinin Çok Boyutlu İncelenmesi ve Tedavi İlkeleri. Psikiyatri Bülteni, 3 (3): 109-114.

73. Çırakoğlu O. C., (2000). Bir Deprem Yaşandı Binlerce Deprem Yaşattı. Türk Psikoloji Bülteni Cilt 6 S.18 ISSN: 1300-7408.

74. Çilli S., Turan M., Kaya N., (2001). Bir Grup Üniversite Öğrencisinde Çocukluk Çağı Kötüye Kullanımı ve İhmali Sıklığı ile Dissosiyatif Yaşantıların İlişkisi. 3P Dergisi 9(4) 599-604.

75. Dağ İ., (1999). Türk Psikologlar Derneği Deprem Grubu Özel Çalışmaları. Türk Psikoloji Bülteni Cilt 5 S.14 ISSN: 1300-7408.

76. Değirmencioğlu S., (2000). Deprem Yardım Çalışmaları Deneyimleri Paylaşılmalı. Türk Psikoloji Bülteni Cilt 6 S.18 ISSN: 1300.

77. Demir T., Demir D.E., Alkaş L., Kayalp L., (2000). Marmara Depremiyle İlgili Ruhsal-Davranışsal Sorunlar Nedeniyle Kliniğe Başvuran Çocukların Özellikleri ve Tanısal Dağılımları. 3P Dergisi 8 (3).

78. Demiröz F., (1996), Evli Kadınlara Yönelik İstismar ve Kadınların Sığınma Evleri Hakkındaki Düşünceleri. Doktora Tezi

79. Dikkatli S, Özgen F., Sütçügil L., Dilaver B., Aydın H., (2000). Travma Sonrası Stres Bozukluğunda Tianeptine Tedavisi Süresince Oluşan Yan Etkilerin Araştırılması. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi, Ekim, Antalya.

80. Dikkatli S., Dilaver B., Yorbık Ö., Cansever A., Aydın H., (2000). Travma Sonrası Stres Bozukluğunda Hormon Düzeylerinin Araştırılması. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi, Ekim 2000, Antalya.

81. Dikkatli S., Sürmeli B.A., Yorbık Ö., (2000);. Travma Sonrası Stres Bozukluklu İki Olgu Nedeniyle. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi 3-7 Ekim.

82. Dikkatli S., Sütçügil L., Özkan H.M., Özgen F., Aydın H., (2000); Travma Sonrası Stres Bozukluğunda Tianeptine Etkinliği. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi, Ekim, Antalya.

83. Dikkatli S., (2000). Travma Sonrası Stres Bozukluğunda Etyolojik Faktör Olarak Ailenin Karşılaştırılması. Yayımlanmamış uzmanlık tezi. Genel Kurmay Başkanlığı GATA Askeri Tıp Fakültesi.

84. Diler R.S., Tamam L., Levent B.A., (1996). Bir Post-Travmatik Stres Bozukluğu Olgusu ve Etik Sorunlar. Psikiyatri Bülteni, 4(3): 135-138.

85. Dindar (2000). Deprem ve peritravmatik disosiasyon, uzmanlık tezi, İstanbul

86. Doruk ve Ceran, (1998). Post travmatik Stres Bozukluğu (TSSB) ve Majör Depresyonda İlk Başvuru Yakınmaları. 34. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 29 Eylül-3 Ekim.

87. Doruk A., Yetkin S., Aydın H., (1998). Posttravmatik Stres Bozukluğunda Sertralinin Etkinliği. 34. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 29 Eylül-3 Ekim.

88. Doruk, A., (1998). Travma Sonrası Stres Bozukluğunda Etyolojik Faktörlerin Araştırılması. Yayımlanmamış Uzmanlık Tezi. Genel Kurmay Başkanlığı GATA Askeri Tıp Fakültesi.

89. Durgun B., (1998). Hemşirelikte Cinsel Taciz. Yüksek Lisans Tezi.

90. Duruarı Ş., (1994). İşkencenin Bazı Psikolojik Boyutları Üzerine Bir Araştırma.Yüksek Lisans Tezi.

91. Efe S.M., (1997). Fahişelerde Çocukluk Çağı Travmaları ve Posttravmatik Stres Bozukluğu. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, İstanbul.

92. Ekşi A., (2000). Çocuk ve Gençler 17 Ağustos’tan Nasıl Etkilendi? -Konferans 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi.

93. Ekşi A., Vehid EH., Saydam R, Toparlak D., Peykerli G., Alyanak B., (2001). Bir Araştırmanın Sonuçları: Deprem Sonrasında Hangi Gençlerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu Meydana Geldi? Bahar Sempozyumları 5, 24-29 Nisan.

94. Engin Akcan F.Z., Akcan A., Samancı A.Y., Balcıoğlu İ., (1999). İstanbul’da Suç İşlemiş Kadınlarda Kişilik Özelliklerinin Saptanması, Bunların Göç ve Suç Özellikleriyle İlişkilendirilmesi . 35. Ulusal Psikiyatri Kongresi ve Uluslararası Kros-Kültürel Psikiyatri Uydu Sempozyumu, 6-12 Eylül, Trabzon.

95. Erbinç S., Yiğit S., Çetin M., Semiz Ü.M., Şendoğan S., Maden B., Balıbey H., (2000 ). 17 Ağustos 1999 Kocaeli depremi sonrası Poliklinik Başvuranlarda Kaygı, Umutsuzluk ve Depresyon Düzeylerinin Deprem Sonrası Geçen Süreyle Değişimin Karşılaştırılması. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi 3-7 Ekim.

96. Erdinçler A., (1989). Cinsel saldırıda Bulunanaların Psiko-Sosyal Yönden Karşılaştırılması. Uzmanlık Tezi. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. İstanbul.

97. Ergünay O., (1999). Afet Yönetimi Nedir ve Nasıl Olmalıdır? Türk Psikoloji Bülteni Cilt 5 S.14 ISSN: 1300-7408.

98. Erkmen H., Samancı A.Y., Özer, Ş., (1999). 35. Ulusal Psikiyatri Kongresi ve Uluslararası Kros-Kültürel Psikiyatri Uydu Sempozyumu, 6-12 Eylül, Trabzon.

99. Erkol Ü., (1993). Türkiye’de İşkence Uygulamaları ve Rehabilitasyon Çalışmaları. Psikiyatri, Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi, 31(Ek 3).

100. Erkuş A., (1999). Hüzün İle Mutluluğun Kucaklaşması. Türk Psikoloji Bülteni Cilt 5 S.14 ISSN: 1300-7408.

101. Erol ve Öner, (1999). Travmaya Psikolojik Tepkiler ve Bunlara Yaklaşım. TPB Cilt 5 S.14 ISSN: 1300-7408.

102. Gasic-Pavisic ve Joksimovic, (1997). Psycho-social support: The Belrade Experience. In G. Zindovic-Vukadinovic, B. Trebjesanin and S. Krnjajic (Eds.) Children in The Times of Social Crisis. Balgrade: Institute for Rducational Research. Özet çev: Aylin Yalçın.

103. Geyran (1996). Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile Birlikte Görülen Psikiyatrik Bozukluklar. Türk Psikiyatri Dergisi 7(1):58-62

104. Geyran (1997). Ruhsal Travma, Dissosiyasyon ve Posttravmatik stres Bozukluğu İlişkisi. 6. Anadolu Psikiyatri Günleri Kongresi Bilimsel Çalışmalar Kitabı. 139-142.

105. Geyran Ç. P. (1995). Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile İlişkili Nörobiyolojik Kanıtlar. Düşünen Adam; 8 (1): 9-18.

106. Geyran Ç. P. (2000). Felaketler Sonrası Gelişen Psikiyatrik Belirtilerin Tanısal Olarak Değerlendirilmesi ve Komorbidite Sorunları. 3P Dergisi; 8 (Ek. 1).

107. Geyran Çervartoğlu P., Uygur N., Erkmen H., (1997). Ceza Davalarının Konusu Olan ve Ruhsal Travmaya Ardıl Ortya Çıkan Akıl Hastalığı Savunmaları. 33. Ulusal Psikiyatri Kongresi 1-4 Ekim.

108. Geyran Çervartoğlu P., Yüksel Ş., (1994). Travma Sonrası Ortaya Çıkan Atipik Psikopatolojik Fenomenler: Bir Olgu Sunumu. Nöropsikiyatri arşivi. C.31 S.1 24-29.

109. Geyran Çervatoğlu P., Erkmen H., (1997), Posttravmatik Stres Bozukluğu İle İlişkili Risk Faktörleri.

110. Geyran P. Özdemir C., Hacıoğlu M., (2001). Deprem Sonrası Gelişen PTSB’ yi Predikte Eden Faktörler: Travma Şiddeti ve Erken Dönem Belirtilerin Şiddete Etkisi. Bahar Sempozyumları. 5 24-29 Nisan.

111. Geyran P.Ç., (2000). Psikolojik Travma ve Sonuçları: Tarihsel Arka Plan ve Güncel Kavramlar Üzerine Gözden Geçirme. 3P Dergisi;8 (ek. 1).

112. Geyran P.Ç., (1996). Borderline Kişilik Bozukluğu ile Travma Sonrası Stres Bozukluğu arasındaki Örtüşme Sorunu: Bir Olgu Sunumu. V. Anadolu Psikiyatri Günleri. 6-8 Haziran.

113. Geyran P.Ç., (1998). Ruhsal Travma ve TSSB ile İlişkili Risk Faktörleri.

114. Geyran P.Ç., İncesu C., Uygur N.,(1996). Türkiye’de İşkence Kurbanlarında Görülen Psikotik Bozukluklar. V. Anadolu Psikiyatri Günleri. 6-8 Haziran.

115. Girgin V., (2001). Trafik Kazalarında Belirleyiciler “Kişilik Profili ve Trafik Öfkesi”. Uzmanlık Tezi. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi 12. Psikiyatri Birimi.

116. Gökler B., (2001). Terör Karşısında Çocuklar. Türk Psikoloji Bülteni, sayı 22, s. 62-63.

117. Gömbül Ö., (1998). Ailede Kadına Eşi Tarafından Uygulanan Şiddet ve Şiddette Mesleki Role İlişkin Hemşirelerin Tutumları ile Cinsiyet Rol Kalıpları Arasındaki İlişki. Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara.

118. Gözaltında Cinsel taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu, (1998). Kadınlara Yönelik Devlet Kaynaklı Cinsel Şiddet Uluslar arası Seminer Notları. İstanbul.

119. Güneş ve ark., (2001). Afet ve Kriz Psikolojisi Alanında EFPPA Özel Çalışma Grubu Raporu, özet çeviri: Türk Psikoloji Bülteni, sayı 22, s. 51-61.

120. Güvenç G., (1999); Medya ve Deprem. Türk Psikoloji Bülteni Cilt 5 S.14 ISSN: 1300-7408.

121. Hacıoğlu M., Aker T., Kutlar T., Yaman M., (2002). Deprem Tipi Travma Sonrasında Gelişen Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri Alt Tipleri. Düşünen Adam ; 15(1):4-15.

122. Hasanoğlu, D.(1996). Psikonevroz Tanılı Kadın Hastalarda Aile İçi Örselenme Öyküsünün Sorgulanması ve Adli Tıp Açısından Değerlendirilmesi. Sosyal Bilimler Yüksek Lisans Tezi, Adana.

123. Herman J.L., (1995). Karmaşık TSSB: Uzun süreli ve Yineleyen Travma Öyküsü Olanlarda Görülen Bir Sendrom. Nöropsikiyatri Arşivi 32 (4); 165-186.

124. Hocaoğlu Ç., Güleç H., Aksu G., ( 2000). Bir Deprem ve Üç Yaşam Öyküsü. 36. Ulusal Psikiyatri Kongres i 3-7 Ekim.

125. Ilgın G., (1999). Çocukların ve Gençlerin Gözü ile Deprem; Çadırkentli Çocuklar. Türk Psikoloji Bülteni, Sayı: 14.

126. Işıl Ö., Dinç A., Gonçe N., (2000). Marmara Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Psikiyatri Hemşireliği alan uygulaması Olarak deprem bölgesi çalışma Raporu. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi 3-7 Ekim.

127. İzmir M., Çevik A., (1996). Atipik İki Psikiyatrik Olguda Patolojik Yas. Psikiyatri Bülteni, 4 (1):45-47.

128. Kalender D. ve Aker T., (2000). Deprem Sonrası Travmatik Stresi Olan Vakalarda Bilişsel ve Davranışçı Tedavi Uygulamaları. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi 3-7 Ekim.

129. Kalender D., Kılıç C., (2001). Depremzede Çocuklarda Korku ve Kaçınmaların Dağılımı ve İlişkili Faktörler. Bahar Sempozyumları 5, 24-29 Nisan.

130. Kalender D., Sorgun E.,Kılıç C. (2001). Depremzedelerde Korku ve Kaçınmaların Dağılımı ve İlişkili Faktörler. Bahar Sempozyumları 5, 24-29 Nisan.

131. Kantemir E., (1993). İşkenceye Maruz Kalanların Tedavisinde Psikoterapi ve Tedavi Örgütlenmeleri.Psikiyatri, Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi; 1(Ek 3).

132. Kaptanoğlu C., (1993). Psikoloji ve Psikiyatrinin İşkencede Kötüye Kullanımı.Psikiyatri, Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi; 1(Ek 3).

133. Kaptanoğlu C., Aksaray G., Seber G., Tekin D., (1992). Cinsel Travma Öyküleri Veren Olguların Ruhsal Semptom Dağılımı. 28. Ulusal Psikiyatri Kongresi, Poster sunumu.

134. Kaptanoğlu C., Aksaray G., Seber G., Tekin D., (1993). Cinsel Travma Öyküsü Veren Psikiyatrik Hastalarda Ruhsal Belirti Dağılımı. Nöropsikiyatri Arşivi; 30(2), 297-301.

135. Kaptanoğlu C., Seber G., Erkmen H., Tekin D., (1988). Kadınlık Rolü ve Irza Tecavüz Olgusuna Değin Tutumların Karşılaştırılması. XXIV. Ulusal Psikiyatri ve Nöroloji Bilimler Kongresi. 19-23 Eylül.

136. Kaptanoğlu C., Seber G., Tekin D., (1992). İşkence Gördüğünü İddia Edenlerde Post Travmatik Stres Bozukluğu, 28. Ulusal Psikiyatri Kongresi, Poster sunumu.

137. Kara H., (1997). Göç ve Psikiyatri 6. Anadolu Psikiyatri Günleri Kongresi, Bilimsel Çalışmalar Kitabı.

138. Karakılıç H., (2000). Deprem Sonrası Psikiyatrik Yaklaşım. Türkiye’de Psikiyatri 2(2);104-111.

139. Karamustafalıoğlu O., (2000). Afet Sonrası Stres Tepkileri 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi, Konferans, Ekim, Antalya.

140. Karancı N., (1999). Depremin Psiko-Sosyal Boyutları: Erzincan, Dinar ve 17 Ağustos 1999 Marmara Depremleri. TPB Cilt 5 S.14 ISSN: 1300-7408.

141. Karancı ve Rüstemli, (1994). Erzincan Depremi Sonrası Stres Tepkileri. VIII. Ulusal Psikoloji Kongresi.

142. Kars Ö., (1994). Çocuk İstismarı ve İhmalinin Nedenleri ve Okul Başarısına Etkileri. Yüksek Lisans Tezi.

143. Kaya, (2000). Travma Sonrası Stres Bozukluğunda Komorbite. Psikiyatri Dünyası. C.4 S.2.

144. Kaya B., Sungur M. (1998). Çocuk ve Ergenlerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu.Türk Psikiyatri Dergisi; 9(2): 118-127.

145. Kesepara C., (2001). Marmara Depremi Sonrasında Psikiyatri Hastalarında Travma Sonrası Stres Bozukluğu Görülme Sıklığı. 3P Dergisi :9(4) 644-646.

146. Kılıç C., (2001). Deprem Sonrası Ruhsal Tepkiler: Epidemiyolojik Bir Çalışma. Bahar Sempozyumları 5, 24-29 Nisan.

147. Kılıç Ö.E., (1993). Çocuk Cinsel İstismarının Psikiyatrik Yönleri. Nöropsikiyatri Arşivi; 30 (4) 453-458.

148. Kızıltan E., (1999). Travma ve Dissosiyasyonun Nörobiyolojisi. VIII. Anadolu Psikiyatri Günleri. 22-26 Haziran.

149. Kuğu N. ve Akyüz G., (2002). Doğal Felaket Deneyimleri ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu:Risk Faktörleri ve Yaygınlık. Yeni Symposium Cilt: 40 Sayı: 1.

150. Kulalı A., (1999). Aile Efradına Fena Muamele Suçu, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Ensititüsü, Kamu Hukuku Ananbilim Dalı, Yüksek Lisans tezi, İzmir.

151. Kumbasar H., Elbi H, Aydıntuğ O., (2000). Psikonöroimmünoloji ve Endokrinoloji. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi Uydu Sempozyumu.

152. Macksoud et al. (1993 Özet çev: Yılmaz, B.), (2001). Travmatik Savaş Yaşantıları ve Bunların Çocuklar Üzerindeki Etkileri. Türk Psikoloji Bülteni. S.22.

153. Mehmet N., (2001). Suç Olgusu Bağlamında Kadına Yönelik Şiddet Sosyoloji Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Ankara.

154. Mehmet N., (2001). Suç Olgusu Bağlamında Kadına Yönelik Şiddet Sosyoloji Yüksek Lisans Tezi. Ankara Üniversitesi, Ankara.

155. Mollica RF., Yavin YC. Çev: Demirergi N. (1993), İşkence Olayları ve Belirtilerinin Değerlendirilmesi ve Tanısı: Gözden Geçirme. Psikiyatri, Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi; 1(Ek 3).

156. Motavallı N., (1997). Çocukluk Çağında Görülen “Travma Sonrası Stres Bozukluğu”nun Klinik Özellikleri ve Seyri Yeni Symposium 35(2-3): 92-95.

157. Oğuz, Ş., Levent B.A., Soylu, L., (2000). Psikiyatrik Yardım Açısından Ceyhan- Adana Depreminin Genel Bir Değerlendirilmesi. 3P Dergisi; 8(Ek 1):91-92.

158. Okay E., Yazıcı A., Açıkgöz Ç., Dilbaz N., (2001). Genel Beden Travması Geçirmiş Hastalarda Akut Stres Bozukluğu Sıklığı ve Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi. Bahar Sempozyumları 5, 24-29 Nisan.

159. Okur H., (1999). Almanya’da Yaşayan Göçmenlerde Görülen Bedenselleştirme Olguları. VIII.Anadolu Psikiyatri Günleri. 22-26 Haziran

160. Oral A., (1999). Depremin En Büyük Hasarı.Türk Psikoloji Bülteni. Sayı:14.

161. Orner R. J., King S., Avery A., Bretherton R., Slotz P. Ve Ormerod S., (çeviren: Aslıhan Polat 2000). Travma Sonrasında Erken Müdahele İçin Yeni Bir Kanıt Dayanağı: Yüksek Riskli Meslek Gruplarından Öğrendiklerimiz. Nöropsikiyatri Arşivi 2000; 37(3):139-143.

162. Ömer O., Birsen C., Ceyhun A.G., (2000). MMPI’dan Geliştirilen Travma Sonrası Stres Bozukluğu Ölçeğinin Geçerlik ve Güvenirliği. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 3-7 E kim 2000.

163. Önder ve ark., (2001). Travma Sonrası Stres Bozukluğunun Farmakolojik Tedavi Algoritması. 3P Dergisi C.9 s.1, 105-114.

164. Önder ve Tural, (2000). Travma Sonrası Stres Bozukluğunun Farmakolojik Tedavisi. 3P Dergisi, 8(Ek 1): 47-52.

165. Öner U., Sucuoğlu B., (1994). Zihinsel Özürlü Çocukların İstismarı. Psikiyatri, Psikoloji ve Farmakoloji Dergisi; 2(4).

166. Özaydın N., Üner O., Akın A., (1998). Kadın ve Şiddet Sağlık ve Toplum. Yıl:8, Sayı:3-4.

167. Özcan S., (2000). Felaketlerden Etkilenen Ergenlerin Psikolojik Sağaltımına İlişkin Bir Grup Rehberliği Programı “Group counceling program” Yüksek Lisans.

168. Özçelik B., (2002), Çocukluk Çağı Cinsel ve Fiziksel İstismarının Erişkin Psikopatolojisi ile İlişkisi (uzmanlık tezi). Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, İstanbul.

169. Özçetin A., (2000). Diyarbakır Bölgesinde Yas ve Din İlişkisi. Düşünen Adam; 13 (1): 12-18.

170. Özdemir S. A., (1989). Çocuğun Fiziksel Yönden İstismarı ve İhmali Ankara’daki Alt ve Üst Toplumsal Ekonomik Düzeydeki Ortaokul Öğrencileri Üzerinde Ana-babanın Fiziksel İstismar ve İhmal Davranışlarının Karşılaştırılması. Yüksek Lisans Tezi.

171. Özer Ş. ve Özmen E., (1999). Posttravmatik Stres Bozukluğunda Hipnoterapi: Olgu Sunumu. 12(1): 24-27.

172. Özgen F., Aydın H., (1999). Travma Sonrası Stres Bozukluğu. Klinik Psikiyatri ;1:34-41.

173. Özkürkçigil (2000). Travma Sonrası Stres Bozukluğu. 3P Dergisi; 8(Ek 1):13-20.

174. Özmen M., (1998). Terapist-Hasta İlişkisinde Cinsel Taciz Olgu Sunumu ve Kısa Bir Gözden Geçirme Türk Psikiyatri Dergisi; 9(4): 308-314.

175. Özmenler K.N. ve Özşahin A., (1998 ). Afetlerde Psikiyatrik Kriz. 34. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 29Eylül-3 Ekim.

176. Özüm K., (1972). Türkiye’de Trafik Kazaları ve Kazaya Sebebiyet Karışan Şoförlerin Psikolojik Yönden İncelenmesi. VIII. Milli Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi. 25-30 Eylül.

177. Paker M., Paker Ö., Yüksel Ş., (1990). İşkenceden Sonra TSSB Gelişiyor mu? 26. Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi. 1-4 Kasım, Poster sunumu.

178. Paker M., Paker Ö., Yüksel Ş., (1990). İşkencenin Mahkumların Psikolojik Profillerine Etkisi. 26. Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi, 1-4 Kasım, Poster sunumu.

179. Pamir İ., Tüzün Z., (1995). Türk Psikoloji Bülteni sayı:2, Nisan 1995.

180. Philip, (2001). APA Uluslar arası İlişkiler Birimi Tarafından 20 Eylül 2001’de Yayınlanan Bildiri. Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölümü, APA 2002 Genel Başkanı.

181. Qrner R.J., Çev: Ergen N., Ger C., (1997), Farkland Gazileri, Durumlarıyla İlgili Belirsizliği Aşmak İstediklerinde Onları Neler Bekliyordu? Nöropsikiyatri Arşivi (34) (2): 80-87.

182. Rogers et.al. (1998 Özet. Çev: Hasta, D., (2001). Sri Lanka. Political Violance and Ethnic Conflict. American Psychologist. 52(7), 771-777. Türk Psikoloji Bülteni, Sayı 21: 27-35.

183. Rouhana & Bar-tal (1998 Özet. Çev: Hasta, D.) (2001). Psychological Dynamics of İntracteble Ethnonational Conflicts. American Psychologist. Türk Psikoloji Bülteni, Sayı 20: 50-60.

184. Sabuncuoğlu O., (1998), Göçe Zorlanan Bir Grup Bulgaristan Türk’ü Çocuk ve Ergende Psikiyatrik-Psikolojik Durum. Tıpta Uzmanlık Tezi.

185. Samancı A., Ekici G., (1998). Savaş, Afet, İşkence, Tecavüz ve Post Travmatik Stres Bozukluğu Düşünen Adam; 11(1):19-26.

186. Saporta JA, Van der Kolk BA., Çev: Demirergi N., (1993). Şiddetli Travmanın Psikobiyolojik Sonuçları. Psikiyatri. Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi, 1(Ek 3).

187. Savrun M., Balcıoğlu İ., (1999). Kentleşme, Kadın ve Şiddet .Yeni Symposium (1-2): 16-22.

188. Savi F., (1999). Ergenlerde Duygusal İstismar ile Benlik Algısı ve Genel Kaygı Düzeyi Arasındaki İlişki, Uludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Ensititüsü, Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı, psikolojik Danışma ve Rehberlik Bilim Dalı, Bursa.

189. Sayar K., Güzelhan Y., (2002). Yas Sırasında Görülen Mani ve Tedavisi: Bir Olgu Bildirimi.Klinik Psikofarmakoloji Bülteni ;12:23-25

190. Saygın M., Sungur M., Çetinkaya P., Sabol E.U., Şahin Ü., (2001). Post Travmatik Stres Bozukluğunun Komorbiditesi ve Klinik İzdüşümleri.Poster sunumu. 37. Ulusal Psikiyatri Kongresi 2-6 Ekim.

191. Sayıl (1992), Posttravmatik Stres Bozukluğunun Farmakolojik Tedavisi. I. Anksiyete Sempozyumu 5-7 Haziran.

192. Sayıl I., Saynur C., Akdur R., Kılıç E., Uslu R., Özgüven H., Öncü B., (2000). Depremzede Ailelere Yönelik Koruyucu Müdahale Çalışması. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi 3-7 Ekim.

193. Sayıl ve ark., (1990). Bulgaristan Göçmenleri Üzerine Bir Çalışma. XXVI. Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi.

194. Sercan M., (2000). Felaket Sonrasında Ruh Sağlığı Hizmetleri ve Psikososyal Destek Yöntemleri. 3P Dergisi 2000; 8(Ek 1):29-37.

195. Sezgin U., Aral J., (2001). Şiddete Uğramış Kadınlara Destek Projesi, Türk Psikoloji Bülteni, Sayı 20, 65.

196. Sır A., Bayram Y., Özkan M., (1998). Zoraki İç Göçün Ruh Sağlığına Etkileri Üzerine Bir Ön Çalışma.Klinik Psikiyatri; 2:83-88.

197. Sır A., Bayram Y., Özkan M., (1998). Zorunlu İç Göç Yaşamış Bir Grupta travma Sonrası Stres Bozukluğu Üzerine Bir Ön Çalışma.Türk Psikiyatri Dergisi; (3): 173-180.

198. Sır ve ark., (1998). Zoraki İç Göçün Ruh Sağlığına Etkileri Üzerine Bir Ön Çalışma. Klinik Psikiyatri, 2:83-88.

199. Sır ve ark., (1998). Zorunlu İç Göç Yaşamış Bir Grupta Travma Sonrası Stres Bozukluğu Üzerine Bir Ön Çalışma. Türk Psikiyatri Dergisi, 9(3): 173-180.

200. Sorgun E. ve Aker T., (2000). Travmatik Stres ve Eşlik Eden Anksiyete Bozukluklarının Bilşsel ve Davranışcı Tedavisi: Olgu Sunumu. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi 3-7 Ekim.

201. Sorgun E. ve Aker T., (2001). Travmatik Yas Belirtilerinin Bilişsel Davranışçı Tedavisi: Olgu Sunumu. Bahar Sempozyumları V, 24-29 Nisan.

202. Soysal H., Geyran P.Ç., Uygur N., (1995). Cezaevinde Ortaya Çıkan Psikiyatrik Bozukluklar: Ön Çalışma. Nöropsikiyatri Arşivi. C.32 S.4 191-196.

203. Söhmen M.T, Oka Z., (1991). Savaş Stres Reaksiyonu ve Bunun Uçucularda Azaltılma İlkesi. Türk Psikiyatri Dergisi. C.2 S.2 129-131.

204. Sungur M.Z., (1999). İkincil Travma ve Sosyal Destek. Klinik Psikiyatri Dergisi, 1999;2(2): 105-108.

205. Sungur M.Z., Kaya B., (1997). Travma Sonrası Stres Bozukluğu. Psikiyatri Dünyası C.1 S.1.

206. Sungur M.Z., Sürmeli B.A., Çubukcuoğlu A., (1995). Güneydoğu’da Görev Yapan Askeri Popülasyonda Görülen “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” Üzerine Bir Çalışma. Nöropsikiyatri Arşivi. C.32 S.3;117-122.

207. Sungur M.Z., Sürmeli B.A., Çubukoğlu A., (1992). Güneydoğu’da görev yapan askeri popülasyonda görülen “travma sonrası stres bozukluğu” üzerine bir çalışma 28. Ulusal Psikiyatrik Kongresi. 27-30 Eylül.

208. Sungur ve ark., (1995). Güneydoğu’da Görev Yapan Askeri Popülasyonda Görülen Travma Sonrası Stres Bozukluğu Üzerine Bir Çalışma. Nöropsikiyatri Arşivi, 3(32):117-122.

209. Sümer N., Özkan T., (2002). Sürücü Davranışları, Becerileri, Bazı Kişilik Özellikleri ve Psikolojik Belirtilerin Trafik Kazalarındaki Rolleri. Türk Psikoloji Dergisi, 17(50), 1-22.

210. Sümer N., (2001). Kadın Katilleri Cinayet İşlemeye İten Sosyo-Kültürel Faktörlerin İncelenmesi. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Ankara Üni. Sosyal Bil. Enst.

211. Şahin D., Paker M., Süer H., Taşdemir Ö., Özmen E., Sarımurat N. (1995), DSM-III R Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtilerinin MMPI Ölçekleri ile Karşılaştırılması. 31. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 27-30 Eylül, Poster sunumu.

212. Şahin D., (1999). Travmatik Kişi ile İlişkide Zorluklar ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar. VIII. Anadolu Psikiyatri Günleri. 22-26 Haziran.

213. Şahin D., Paker M., Süer H., Taşdemir Ö., Özmen E., Sarımurat N. (1995). İşkence Görmüş (1); Politik Yaşamı ve İşkence Görmemiş (2); Politik Yaşamı ve İşkence Deneyimi Olmamış (3) Üç Grubun II. Eksen Tanısına Göre MMPI Profilleri Açısından Karşılaştırılması. 31. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 27-30 Eylül, Poster sunumu.

214. Şahin D., Paker M., Süer H., Taşdemir Ö., Özmen E., Sarımurat N., (1995). Travma Sonrası Stres Bozukluğu Olan ve Olmayan İşkence kurbanlarının MMPI ve İkinci Eksen Açısından Karşılaştırılması.31. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 27-30 Eylül, Poster sunumu.

215. Şahin D., (1994). İşkenceden Sonra Gelişen Posttravmatik Stres Bozukluğuyla Kişilik Özelliklerinin Etkileşimi. Yayınlanmamış Uzmanlık Tezi. İstanbul Ünv. Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı.

216. Şalcıoğlu E., (2002). TSSB’de Tek Seanslık Davranış Tedavisinin Etkinliği: Kontrollü Klinik Çalışma Ön Bulguları. Bahar Sempozyumları VI. Kongre Özet Kitabı 24-28 Nisan.

217. Şar V., (1999). Travma, Dissosiyasyon ve Komorbidite . VIII.Anadolu Psikiyatri Günleri. 22-26 Haziran.

218. Şar V., Akyüz G., Kundakçı T., Doğan O. (1998). Ruhsal Travma ile İlişkili Bozuklukların Genel Toplumda Sıklığı. 34. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 29 Eylül-3 Ekim.

219. Tamam L., Özpoyraz N. (2000). Bipolar I Bozukluğu Olan Hastalarda Anksiyete Bozuklukları Komorbiditesinin Araştırılması. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi Bildirisi.

220. Teegen F., Çeviren: İnkaya M. (1991), Çocukların Cinsel İstismarı, Nöropsikiyatri Arşivi; 28 (2-4) 66-72.

221. Tek C., Önder E., Duruarı Ş.(1993), İşkence Sonrası Görülen Ruhsal Belirtiler Psikiyatri, Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi ; 1(Ek 3).

222. Tercan M., (1995). Çocuğun Ana-Babası Tarafından Fiziksel İstismarı ve İhmali. Ankara Üniversitesi, Sosyal bilimler Ensitütüsü, Eğitim bilimleri ve Planlaması Bölümü, Ankara.

223. Topçuoğlu V, Biçer DŞ, Gimzal A, Göktepe E. (2000). Talamusta İşlev Bozukluğu Belirlenen Bir Posttravmatik Stres Bozukluğu Olgusu. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi.

224. Tunca Z. (1986). Baba-Kız Ensest: Psikoterapötik Yaklaşım. XXII. Ulusal Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Kongresi, 29 Ekim-1 Kasım.

225. Tuncer C., Karamustafalıoğlu O. (1988). Post Travmatik Stres Bozukluğu Düşünen Adam, Aralık, 2(4): 280-285.

226. Turak ,P. (1998). Kadının Bakış Açısından Şiddet. Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyoloji Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara.

227. Tural (2002). Travma sonrası Stres Bozukluğuna Eşlik Eden Psikiyatrik Hastalıklar. Bahar Sempozyumları VI, Kongre Özet Kitabı, 24-28 Nisan.

228. Tural Ü., Coşkun B., Çorapçıoğlu A., Yıldız M., Kesepara C., Karaya I., Aydın M., Erol A., Torun F. (2000); Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Belirtilerinin Ön Belirleyicileri.

229. Turan MT., Eşel E., Keleş S., (2003), Motorlu Araç Kazası geçiren Akut Stres Bozukluğu Semptomlarının Değerlendirilmesi. Klinik Psikiyatri Dergisi, cilt: 6 sayı:1.

230. Türk Psikoloji Bülteni (1999). Depremin Çocuklar Üzerindeki Etkileri; Çocukların Deprem Felaketi ile Başa Çıkmalarına Nasıl Yardım Edebilirsiniz? Sayı:14, Eylül.

231. Türk Psikoloji Bülteni (1999); Deprem Özel Sayı. C.5 S.14.

232. Türkbay T., Söhmen G., Söhmen T. (2002). Çocuk ve Ergenlerde Cinsel Kötüye Kullanımın Sonuçlarını Etkileyen Etmenler. www. C:/ Documents and Settings/ a1/ Deskop/ cinselistismar-etmenler.htm

233. Ünal Ö. H. (1999). Ailesi Göç Etmiş Tutuklu Çocukların Uyumsal Davranış Özelliklerinin İncelenmesi. Yüksek Lisans Tezi.

234. VolkanV.(1993), Othello’nun Mendili, Yas Sürecinde Bir Bağlantı Nesnesi. Psikiyatri Bülteni, 2(2): 53-58.

235. Yalın A., Gökler B.,Konanç E., Aydın O. (1995). Çocuk ve Şiddet- panel, H.Ü. Çocuk Sağlığı Ensitütüsü.

236. Yanık M. (2000), Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Hastalarda Unutulmuş Çocukluk Çağı Tacizlerini Yeniden Hatırlamanın Sıklığı. Tıpta Uzmanlık Tezi. İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, psikiyatri AD. İstanbul.

237. Yanık M., Özmen M., Tutkun H., Zoroğlu S. (2001), Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Hastalarda Unutulmuş Çocukluk Çağı Travmalarını Yeniden.Düşünen Adam, 14(87-94).

238. Yargıç İ, Tutkun H., Şar V. (1998), 19. Çocukluk Çağı Travmatik Yaşantıları ve Erişkinde Dissosiyatif belirtileri.30. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 9-14 Eylül.

239. Yargıç İ., Tutkun H., Şar V. (1994), Çocukluk Çağı Travmatik Yaşantıları ve Erişkinlerde Dissosiyatif Belirtiler. Psikiyatri, Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi; 2(4).

240. Yazgan (2000). Yaşlılar Doğal Afetlerden Nasıl Etkilenir. 3P Dergisi 2000; 8(Ek 1): 56-59.

241. Yazgan Y. (2000). Okul Çağı Çocuklarında Depreme İlişkin Posttravmatik Belirtilerin Belirleyicileri. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi 3-7 Ekim.

242. Yazıcı K., Tot Ş., Bal N. (2000). Depreme Maruz Kalan Kişilerde Psikiyatrik Ölçek Puanlarının Sosyodemografik Özellikler İle İlişkisi. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi 3-7 Ekim.

243. Yeşilyaprak B., Kısaç İ. ( 2000). Marmara Bölgesi Depremleri Sonrası Stres Tepkileri: Karşılaştırmalı Bir Çalışma. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi 3-7 Ekim.

244. Yetkin S. (1999), Travma Sonrası Stres Bozukluğunda Uyku Değişkenleri ve Adrenerjik Sistem. Tıpta Uzmanlık Tezi.

245. Yıldırım, A. (1996). Sığınaklarda Kalan Kadınların Uğradığı Şiddetin Boyutları.Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara

246. Yıldız M. (2000). Travma ve Psikoz 3P Dergisi;8 (ek. 1).

247. Yılmaz B. (2001),Travmatik Olaylarla Başaçıkma: Amerika’daki Terörist Saldırıları. Türk Psikoloji Bülteni S.22.

248. Yiğit S., Ebrinç B., Çetin M., Başoğlu C., Çobanoğlu N., Şendoğan N., Baykız A.F. (2000); Deprem Çalışanlarında: Psikiyatrik semptomlar, Özdeşim ve Travmatik Yaşam Olayları. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi 3-7 Ekim.

249. Yiğit S., Ebrinç S., Çetin M., Başoğlu C., Gebeloğlu Y. (2001). Marmara 1999 Depreminden Etkilenme Şiddeti İle Depresyon, Kaygı ve Kronik Travma Sonrası Stres Bozukluğu Şiddeti Arasındaki İlişkinin Araştırılması. Bahar Sempozyumları 5, 24-29 Nisan.

250. Yorbık Ö., Dikkatli S., Cansever A., Söhmen T. (2001). Çocuklarda ve Ergenlerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtilerinin Tedavisinde Fluoksetinin Etkinliği Klinik Psikofarmakoloji Bülteni, cilt: 11, sayı: 4.

251. Yüksel Ş, Sezgin U. (2001). Gözaltında Tecavüz ve Cinsel Saldırıda Raporun Yeri. Bahar Sempozyumları V, 24-29 Nisan. Panel.

252. Yüksel Ş. (2001). Kadın, Cinsiyetçi Şiddet ve Ruh Sağlığı. 3P Dergisi C. 9; 625-629.

253. Yüksel Ş.(1993). İnsestin Tanınması ve Değerlendirilmesi, Nöropsikiyatri Arşivi 1993; 30 (2), 352-357.

254. Yüksel Ş., Enderer M., Baral I., Öktem Ö. (1994). Cinsel İstismar Öyküsü Olan Bir Grup Ergende Tedavi Deneyimi. Psikiyatri, Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi; 2(4).

255. Yüksel Ş., Kaptanoğlu C. (2000). Klinikte Travmanın İnkarı ve Travmadan Haberdarlığın Artırılması. İkili konferans. 36. Ulusal Psikiyatri Kongresi, Ekim, Antalya.

256. Yüksel Ş., Kayır A. (1986). Psikiyatriye Başvuran “Örselenen Kadın”ın Tanınması. Düşünen Adam. C.1 S.8 16-19.

257. Ziyalar N. (1998). Çocukların Cinsel İstismardan Korunması -Bir Eğitim Modeli Önerisi- Doktora Tezi.

258. Zoroğlu S., Yargıç İ., Tutkun H., Tüzün Ü., Şar V. (1996). Adölesan Yaşta 17 Disosiyatif Kimlik Bozukluğu (çoğul kişilik) Olgusunun Sosyodemografik, Klinik Özellikleri ve Travmatik Yaşantı Öyküleri. Düşünen Adam. C.9 S.2 9-15.

259. Zoroğlu S., TüzünÜ., Şar V., Öztürk M., Kora M., Alyanak B. (2001). Çocukluk Dönemi İstismar ve ihmalin Olası Sonuçları. Anadolu Psikiyatri Dergisi; 2(2): 69-78.

KAYNAKÇA
Acar, G& Aksoy, A& Bay, A& Kalender, D& Sorgun, E. (2001). TSSB Ölçeği Uygulama Kitabı. İstanbul: 5US yayınları
Darlene, D.P. (2006). Psikiyatri notları. (Çev. M. Çelik). Ankara: Güneş Kitabevi
Davison, G.C& Neale, M.S. (1998). Anormal Psikolojisi. (Çev. Edt: İhsan Dağ). Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.
Kırlı, S. (2006). Anksiyete Bozuklukları, Bursa, Özsam Matbaacılık
Öztürk, O., Ruh Sağlığı ve Bozuklukları; İstanbul, HYB Yayıncılık

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :