- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Televizyon Yayınlarında Cinsellik

Televizyon Yayınlarında Cinsellik sitemize 20 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

TELEVİZYON YAYINLARINDA CİNSELLİK,

Müstehcenlik, Erotizm ve Pornografi

Dr. Cengiz Özdiker*

Toplumsal yaşamı her açıdan etkilemede önemli bir rol üstlenen televizyon yayınlarında “kamu yararı”nın gözetilmediği, toplum değerleri ve bireysel hakların korunmadığı, düzenlenmesinde ve denetiminde güçlük çekilen temel konuların başında CİNSELLİK, MÜSTEHCENLİK, EROTİZM ya da PORNOGRAFİ gelmektedir. Bu kavramlar tanım ve kapsam yönünden benzerlikler içerdiği kadar birbirinden farklı olgu ve ortamlarla değerlendirilmektedir.

İnsanlığın varoluşuyla birlikte gelişen doğal cinselliğin, Hz. Adem ve Hz. Havva’dan buyana geçirdiği evrimin, insanlara güzellik, yaşama sevinci, üreme ihtiyacı, coşku ve neş’e sağladığı bir gerçektir. Mitolojide üreme iç güdüsü ve aşk tanrısı olarak tanımlanan “Eros”un plastik sanatlara (heykel, resim, vd.) utanç vermeyecek tarzdaki yansımaları, güzellik ve çıplak cinselliğin müstehcen kavramı dışında tutulmasına yol açmıştır. Günümüz toplumlarında da sanat ve edebiyat çevreleri ile muhafazakar çevreler arasında sıklıkla tartışma konusu olan cinselliğin, özellikle son yıllarda pek çok yönden ticari meta haline getirilmesi, psikolojik ve sosyolojik sorunlara yol açmaktadır.

“Müstehcen” sözcüğü Türkçe sözlüklerde ‘edep dışı, açık saçık, terbiyesizce, iğrenç’ olarak tarif edilmekte, “edep” ise söz ve davranışta beğenilen yol, terbiye anlamında kullanılmaktadır. Edep etmenin utanma belirtisine paralel diğer anlamı ise ‘Örtülmesi gerekli ayıp yerler veya insanlarda açıkta görünmesi ayıp sayılan vücuttaki yerler’ olup, kadın ve erkek cinselliğinin utanç duygusu uyandıracak tarzdaki çıplaklığı ve birlikteki eylemi olan “seks” müstehcen sözcüğü ile çakışmaktadır.

Cinselliğin bir meta olarak, medyada yer almasına karşı toplumların çeşitli kesimlerinden yöneltilen tepkiler; toplumu oluşturan her yaş ve cinsiyetten bireylerin hak ve özgürlükleri ile kamu düzeni bakımından yazılı ve sözlü kuralların gözetilmesinden kaynaklanmaktadır. Özellikle, kadının onur ve haysiyetini korumaya dayalı olarak erotık gösterimler seks sömürüsü olarak nitelendirilmektedir. Muhafazakar ve konuya duyarlı kesimlerin, sosyal hayatta olduğu gibi, cinselliğin sinemada veya televizyonda gösterilmesini, “ahlaki çöküntüye yol açar” savıyla önlemeye çalışması ve giderek cinsellik gösteriminin erotik hazzın yerine, röntgencilik ve cinsel saldırı gibi olgularla suç işlemeye yol açması yoğunlukla tartışılmaktadır.

Erotizm ve cinsellik konusundaki incelemelerin ortak noktası, erotik ve cinsellik konusunda kesin tanımlı, değişmez bir anlayış ve kavrayışın hissettirilmesidir. Bu anlayışa göre görüşlerin de doğruluğu tezinin dayanağını oluşturmakta ve cinselliğin sosyalleştirilmesi gerektiğini ileri süren tezlerin ilkesel dayanağı olmaktadır. Böylece, cinselliğe yaklaşım tarzında merak unsuru yer almamakta, erotiğin incelenmesine yönelik her düşünce, ahlaksal ya da akademik bir yargı özelliğine bürünmektedir.

Cinsellik ve erotizm, televizyon yayınlarına kuşkusuz sinema filmleri ile aktarılmış ve daha sonra televizyonun kendine özgü eğlence programlarında da (show, talk show, pembe diziler gibi) sözlü ya da imalı görüntü anlatımları ile prime-time saatlerine kadar taşınmıştır. Esasen televizyonun yaygınlaşması karşısında boşalan sinema salonlarını yeniden doldurmayı amaçlayan film endüstrisinin 1970’li yıllarda seks ağırlıklı yapımlara yönelmesi, kamu otoritelerinin bu sektörün ekonomik krizi atlatması için “18 yaşından küçük kimseler seyredemez” ya da “yalnız yetişkinler içindir” ibarelerine dayanan hoşgörüsü ile karşılanmış, ancak bu filmlerin daha sonra televizyon ekranları ile yaygın şekilde ailenin izlenimine sunulabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Böylece “yağmurdan kaçarken doluya tutulan” sosyal iktidar cinsellik ile ekonomi arasındaki çelişkiyle ve dolayısıyla çözümü zor bir sorunla karşı karşıya kalmıştır. Çünkü bu çelişki ancak toplumların kendi etik, din, felsefe, eğlence ve sanat kurumlarınca mesajları ortaya konan bir cinsel ahlak anlayışının oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır.

Genel anlamda çağımızdaki abartılı ve saptırılmış cinsellik ile geçmiş dönemlerin cinselliği karşılaştırıldığında büyük uçurumlar görülmektedir. Geçmişte yaşanan ahlaksal baskı, din ve töre aracılığıyla bireyin tepesine binmiş ancak, cinselliği bugünkü sosyal koşulların etkilediği kadar olumsuz etkileyememiştir. Bir zamanlar dinin, töre ve geleneğin bütün çabalarına rağmen yapamadığını, modern toplumun yaşam dünyasına dayattığı koşullarla kolayca elde etmiş ve günümüzde, cinselliğin çeşitli gösterimlerinde kabul edilebilir boyutta olan erotizm, müstehcenlik ve pornografi sınırı yüzlerce kez aşılmıştır.

Cinsellik, erotizm, pornografi ve müstehcenlik kavramlarının birbiriyle olan hudutları geniş incelemelere konu olmalıdır. Cinsellik, ergenlik cinselliği yani genital cinselliktir. Bir başka deyişle özde yaşama sevincidir. Batı toplumlarının, normlarını oluşturan katmanları, cinselliği masum, zararsız bir olgu gibi algılayıp sunmuş, koşullara ve taleplere uygun, çalışma koşullarına göre ayarlanmış, dolayısıyla boş zamanı hoşça geçirmeye yönelik, bir anlamda toplumsal yapının işleyişiyle çelişmeyen ve bu koşulların müsamaha ettiği bir olgu olarak görülmüştür. Ancak bütün bu hedef ve talepler ile çelişmeyen cinsellik, müsamaha edilen ve göz yumulan cinselliktir. İşte bu evcilleştirilmiş, uysallaştırılmış cinsellik ister istemez kendi muhalefetini de birlikte getirmiştir. Cinselliğinden toplumsal iktidarın öngördüğü çerçeve içinde kurtulmaya razı olmayan, cinselliği ya kaldırılmışlığın en uç biçimleriyle yaşamak ya da onun yıkıcı bir enerjiye dönüştürülmüş halini tercih etmek anlamına gelen bir sırat köprüsü üzerinde yürümek zorundadır.

Bazı insanlar seksi, hayatın müstehcen bir yönü olarak gördüğünden, mümkün olduğunca gizlenmeli veya bastırılmalı diye düşünürler. Bu tür bir müstehcenlik anlayışı edeplilikten seksüel olan tüm şeylere ilişkin korkuyu aşağılamaya kadar uzanmaktadır. İngiltere’de Kraliçe Victoria zamanında insanlar oldukça seksüel olduğunu düşündüklerinden dolayı masalarının ayaklarını ve ev hayvanlarının genital bölgelerini örttükleri bilinmektedir. Cinselliğin bazı insanlar tarafından müstehcen olarak görülecek yönleri her zaman vardır. Ancak, müstehcen olduğu düşünülen bazı şeylerin özel yönleri, toplumun standartlarındaki değişime paralel olarak zamanla değişecektir.

Erotik sözcüğünün sözlük anlamı her ne kadar “cinsel aşkla ilgili, cinsel duygular uyandırıcı, seksi aşk veya arzu “ ise de, erotik sıfatı aklımızda öncelikle çıplaklık çağrışımı yapmaktadır. Çıplaklaşmanın ön safhalarında yavaş yavaş soyunmayla başlayan, öpüşme, koklaşma ve cinsel ilişkiye geçişin ritüel davranışlarını kapsar. Cinsel ilişkiyi dolaylı yoldan ve bedensel çıplaklığı sanatsal estetik anlayışı içinde gösterir. Bu tanıma göre erotik terimi, şiddet içermeyen ve kişileri alçaltmayan cinsel davranışların yararlı ve olağan olduğunu vurgulayan yapıtlar için kullanılmaktadır.

Pornografi, müstehcen cinselliktir. Pornografi toplumun kabul ettiği seks veya ahlaki davranış ölçütlerine karşı saldırı yada aykırı bir hareket tarzıdır. Cinsel eylemi, imaya yer vermeden, estetik endişeden uzak, hatta bazen iğrençlik duyguları uyandıracak tarzda, olabildiğince açık-seçik gösterir. Bir çok sinema yazarının, düşünürün ortaya koyduğu gibi “pornografinin cinsel tabuları yıkmaya yaradığı” görüşü yaygındır.

Basının önemi ve sorumluluğu

Bilgi/iletişim toplumundan “uzay çağı”na doğru hızlı bir gidişin yaşandığı dünyamızda basının konumu ve genel durumunu değerlendirirken global değerlerden hareket etmek gerekir. Basın (medya) “geleneksel” ve “yeni” medyalar şeklinde nitelendirilmeye başlanmıştır. Bir yandan internet ortamında evlere kadar uzanan yayıncılık ve ticaret ağları, diğer yandan dünyanın herhangi bir köşesindeki savaşların televizyonlardan canlı olarak verilmesi bu gelişimin boyutunu göstermektedir.

Türkiye’de basın incelenirken, ana hatlarıyla matbaanın 1829, gazetenin 1831, kamu yayıncılığı açısından radyonun 1927 ve televizyonun 1968 yılında başladığı, özel radyo ve televizyonların ise 1990’lı yıllarda yayına fiilen başladığı ve 1993 yılındaki anayasal değişimle serbestliğin, 1994’de RTÜK kanunuyla düzenlendiği ve denetlendiği görülmektedir.

Kitle iletişim araçları genel bir yaklaşımla yazılı ve sözlü basın olarak ayrıma tabi tutulmuştur. Bu ayrıma göre, günlük ya da periyodik olarak yayınlanan gazete, dergi, kitap vb. gibi basılı yayınlar “yazılı basın”, radyo ve televizyonlar ise “sözlü, görsel, işitsel” basın olarak nitelendirilmektedir. Öte yandan bilgisayar kullanımı ve dolayısıyla bilgisayar ağının hızlı gelişimine paralel olarak internet ortamında yapılan yayıncılık hızla gelişme göstermekte, geleceğin yayıncılığını sayısal (digital) teknoloji olgusunun yönlendireceği görülmektedir.

Haberleşme olgusunun önem kazandığı diğer bir olgu, kişilerin tutum ve inançlarıyla davranışlarını etkileyen sosyolojik etkenler, kültür, alt kültür, sosyal sınıf, referans grupları ve aile şeklinde olup güdüleme ve kişilik incelemeleridir. Haberleşmenin gerçekleştiği “kitle iletişim araçları denildiğinde bugün toplumdan topluma değişen yoğunlukta kullanılan gazete, dergi, kitap gibi basılı yayın ile radyo ve televizyon gibi elektronik yayın araçları, sinema, plak, kaset, hatta tiyatro anlaşılmaktadır.”

Giderek genişleyen bu araçlar yoluyla haberlerin, düşüncelerin, fikirlerin, bilgilerin ve duyguların karşılıklı alışverişi kamuoyunda veya taraflar arasında ortak bir anlayışın yaratılması olup, buna genel anlamda haberleşme denilmektedir. “Haberleşme bütün ülkelerde ekonomik ve sosyal gelişmelerin en önemli alt yapısını teşkil etmektedir. Haberleşmenin gelişmesiyle ekonomi hareketlenmekte, sosyal gelişme ve bütünleşme sağlanmaktadır.”

Toplumsal yapı içerisinde önemli yerleri olan kitle iletişim araçlarının genel ve ortak görevleri; (a) Haber vermek, eğitmek, eğlendirmek, (b) Kamuoyu oluşturmak, (c) Dışımızda cereyan eden olayları görmek, duymak, algılamak, (d) Siyasal sürece katılma ve denetlemeyi sağlama, (e) Toplum birimleri arasında gerekli ilişkilerin kurulmasına imkan hazırlamak suretiyle milli birlik ve beraberliği sağlamak, (f) Kültürün nesilden nesile intikalini sağlamak, (g) Mal ve hizmetlerin tanıtılmasına ve satılmasına yardım etmek, (h) Toplum içi ve toplumlararası kültür ve alışverişine yardımcı olmak, vd. gibi sıralanabilir.

Basın; yasama, yürütme ve yargı güçlerine ilaveten dördüncü kuvvet olarak tanımlanır. Bu tanımlama kısa vadede toplumların yönetiminde ve yönlendirilmesinde etkili olarak başlıca dört gücü açıklaması bakımından önemlidir. Oysa, “uzun vadede toplumların oluşup gelişmesinde şu veya bu yöne yönlendirilmesinde, kısacası yoğrulup biçimlendirilmesinde ve de yasama, yürütme, yargı güçlerinin kullanılma biçimlerinin şekillendirilmesinde geniş anlamda basın aslında tek kuvvettir.”

Demokratik toplumlarda gazetenin siyasal işlevi idari düzenin ayrılmaz bir parçasıdır. Çağdaş özgürlükçü demokrasiler de iktidardaki çoğunluk partisi veya koalisyon partileri, yürütme gücünü ellerinde tuttukları gibi parlamentoda çoğunluğa sahip olmaları nedeniyle yasama gücüne de egemen durumda, bu derecede olmasa bile, iktidar partisinin yargılama faaliyetine de etki yapabildiği gözlenebilmektedir. Bu durum çağdaş demokrasilerde yasama, yürütme ve yargı gücünden bağımsız dördüncü bir güce ihtiyaç duyulmasını sağlamıştır. İşte bu da “basın” dır.

Basının başta haber vermek ve bilgilendirmek temel işlevleri olmak üzere toplumların yönetiminde ve yönlendirilmesindeki görevi kendisine kamuoyu organı olması niteliği kazandırmaktadır. 20’inci yüzyılın başından beri insanların olaylar hakkında edindiği tasarılara göre hareket ettiği ve insan beynindeki bu tasarıların doğmasına belirli bir ölçüde günlük gazetelerin yardım ettiği ileri sürülmektedir.

Geleneksel Basının en önemli aracı olan “yazılı basın”, totaliter rejimlerde düzenin sözcüsü durumundayken, batılı çağdaş demokratik toplumlarda kamuoyunu bilgilendiren, yön veren, kendi ülkesinde olduğu kadar diğer ülkelerdeki siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel durumlar açısından halkı aydınlatan, ona ülkesindeki bu konulara ilişkin sorunlarla karşılaştırma olanağı veren bir kitle haberleşme aracıdır.

Oysa, 1117 Sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanununun 1. maddesine göre; “… 18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacağı anlaşılan mevkute ve mevkute tanımına girmeyen diğer basılmış eserler, ….sınırlamalara tabi tutulur” denilmekle, medyanın özellikle genç kitlenin ahlaki yapısı üzerinde olumsuz etkiler bırakabilecek unsurlara yer verilmemesi amaçlanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve mer’i kanunları, bireyi ve aileyi korumaya yönelik hükümler içermektedir. Genel hükümlere girmeksizin Anayasamızda basın ve yayımla ilgili hükümler “Basın hürdür, sansür edilemez…” söylemiyle başlamakta olup, başta 3984 Sayılı RTÜK Kanunu ve Basın Kanunu olmak üzere basınla ilgili hukuki düzenlemeler “basın özgürlüğü” nü iddia edildiği gibi sınırlandırmamaktadır. Ülkemizde basın özgürlüğünün gelişimi ve bu özgürlüğün yerinde kullanımı bakımından yaşanan temel sorun, yayınların (haber ve yorumlar) nitelik ve niceliği, bazı uygulamacıların kural tanımazlığı, diğer bir ifadeyle özdenetim yoksunluğudur. “Basın/ Medya”nın yayınlarında “kamu yararı”nı gözetmesi ve koruması tüm dünyada birey lehine genişleyen düzenlemeler yanında, ulusal ve uluslararası yayıncılık hukuku, yayıncılık geleneği ve etik değerleri bakımından da zorunludur.

Türkiye’de 1990 yılından bu yana radyo ve televizyon alanında fiilen “özel yayıncılığın” başlatılmasıyla doğan karmaşa sonrasında T.C. Anayasasının 133 üncü maddesinde yapılan 1993 tarihli değişiklikle “Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.” hükmü getirildi. Bu anayasal değişiklik, tekel durumundaki kamu yayıncılığından özel yayıncılığı da kapsayan “çoğulcu” yayıncılığın başlangıcı oldu.

Günümüz Türkiyesi’nin ulusal-bölgesel-yerel medyasında etkinlik yönünden televizyonlar (230 kanal) önde gelmekte, daha sonra gazete ve dergiler (3.500 yayın) ile radyolar (1.176 kanal) sayılmaktadır. Sadece televizyon yayıncılığı bakımından etkinliğin kapsamı 65 milyon vatandaş ve hanelerde bulunan 25 milyonu aşkın televizyon ve radyo cihazıyla sunulan yayın ve yayınların etkisi boyutundadır.

Türkiye’de 1990’dan buyana beş yılı gayrı resmi, beş yılı da yasal olmak üzere 10 yıldır özel radyo ve televizyon yayıncılığı yapılmaktadır. Bu süre içerisinde yayıncılığın kendi dinamikleriyle evrimini tamamlamaması, özel yayıncılığın gelişimine paralel hukuki düzenleme arayışlarını hükümetlerin, yayıncıların, akademisyen ve vatandaşların gündemine getirmektedir. RTÜK’ün kurulmasıyla başlayan yayın ilkelerine yönelik uygulamalar ve ihlallere yönelik müeyyideler de sürekli tartışılmaktadır. Bu tartışmalar doğal olup radyo ve televizyon yayıncılığı açısından “düzenleme” ve “denetleme” görevlerini RTÜK’e veren yasa koyucu (TBMM) ve yasayı uygulamakla görevli birimlerin, “yayın ilkeleri”ni, uygulama-sonuç ilişkisi çerçevesinde değerlendirmesi ve geliştirmesi gerekmektedir.

Cinsellek, müstehcenlik, erotizm, pornografi

RTÜK’ün 3984 sayılı Kanunu’ndaki Yayın İlkeleri ve Yönetmeliklerinde yer alan diğer hükümler çerçevesinde düzenlenmesinde ve denetiminde güçlük çektiği temel konulardan birisi Cinsellik, Müstehcenlik, Erotizm ya da Pornografi’dir. Zira, radyo ve televizyon yayınları kamu hizmeti anlayışı esastır. Kamu hizmeti anlayışının başında * Toplumun millî ve manevî değerlerine, * Demokratik kurallara ve kişi haklarına, * Genel ahlâk, toplum huzuru ve Türk aile yapısına, * Anlatım özgürlüğüne, iletişim ve yayında çoğulculuk esasına, * İnsanların ırk, cinsiyet, sosyal sınıf veya dinî inançları dolayısıyla hiç bir şekilde kınanmaması ilkesine, aykırı olmamak gelir…

Televizyon yayınlarının hızla büyüyen ve gelişen Türkiye’mizin çok değerli varlığı olan Çocukların ve gençlerin fiziksel, zihinsel, ruhsal ve ahlâkî gelişimini olumsuz yönde etkileyebilecek yayın yapılmaması esasına uygun olmak suretiyle yapılması konusundaki hassasiyet doğal olarak yayıncılardan beklenmektedir. Radyo ve Televizyon Yaynları Yayın Esas ve Usülleri Hakkındaki Yönetmeliğin, Yayıncının Sorumlulukları başlığı altında “Cinsellik” ayrı bir madde olarak düzenlenmiştir.

Madde 10 – Cinsel duyguları sömürüye yönelik yayın yapılamaz, Ancak tür ve içerik gereği, cinselliğin yer aldığı yapımlar, gençlerin ve çocukların zihinsel, duygusal, sosyal ve ahlâki gelişimini korumak amacıyla uygun uyarılar yapılarak, saat 24.00 ile 05.00 arasında yayınlanabilir. Bu tür programların tanıtım duyurularında, cinselliğin teşhir edildiği bölümler kullanılamaz. Bireyleri cinsel meta olarak gösteren yayın yapılamaz.

Nedir cinsellik? Müstehcenlik? Erotizm? Pornografi ? Yayıncılık bakımından bu kavramların tanımı, kapsamı ve yayın yoluyla gösteriminin sınırlarını belirlemek son derece güç olmakla birlikte yukarıda sayılan ve temeli “kamu hizmeti anlayışı” olan ilkelerin tamamıyla yakından ilgilidir. Radyo ve televizyon yayınları kamu hizmeti anlayışı esas olduğunu belirtmiştim. Bu kapsamda yayıncılık açısından başta yayıncıların kendi otokontrol ya da özdenetimlerine mutlak ihtiyaç bulunan, CİNSELLİK ile ilgili tanım ve kapsam yanında, cinsellik unsurunun yayın yoluyla gösteriminin sınırlarını değerlendirmek gerekir.

– Toplumun millî ve manevî değerlerine zarar verici ortam ve boyuttaki “cinsellik” herhalde sadece izleyicileri değil yayıncıları da memnun etmeyecektir.

– ‘Cinsellik’ maskesi altında empoze edilmeye çalışılan, her türlü iğrençlik ve pisliği, toplumun bir değer gibi görmesi, onun esiri olması düşünülemez.

– Toplumu yozlaştırmak, bireyselleştirmek, kendi iç dünyasına hapsetmek ve kendi öz değerleri dahil her şeyi tüketmek için çırpınan bir toplum haline getirmek için sergilenen ‘cinsellik’ mutlaka ahlaki çöküntüyü de beraberinde getirecektir.

– Demokratik kurallara ve kişi haklarına, aykırı boyuta varan düzeydeki “cinsellik” de herhalde başta sivil toplum kuruluşları olmak üzere memnuniyetsizlik kaynağı olacaktır.

– Genel ahlâk, toplum huzuru ve Türk aile yapısına, aykırı yayınlardan kaynağını bulan “cinsellik” son derece tartışmalı, sınırları belirlenmemiş ve izafi olduğundan başta aile reislerini ve genel olarak toplumun her ferdini memnun etmeyecektir.

– Anlatım özgürlüğüne, iletişim ve yayında çoğulculuk esasına, uygunluk konusunda; aşırı, yönlendirmeci ve kural dışı “cinsellik” unsurunun gösteriminde arkasına sığınılacak bir serbestlik olmamalıdır.

Ve , “cinselliğin” her açıdan “İnsanların ırk, cinsiyet, sosyal sınıf veya dinî inançları dolayısıyla hiç bir şekilde kınanmaması ilkesine” aykırı olmadan gösterilmesi, RTÜK kadar, başta yayıncılar olmak üzere hemen herkesin ortak sorunudur.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, bir yandan 3984 sayılı Kanunun temel hükümleri ile ilgili çalışmaları yürütmekte ve kanundan kaynaklanan, Yönetmeliklerini çıkartmakla, diğer yandan teşkilatlanmasıyla ilgili çalışmalarını tamamlamakla 6 yılı geride bırakmıştır. Üst Kurul, bu süre zarfındaki tüm çalışma, düzenleme ve denetlemelerinde Kanun ve Yönetmeliklerle vaaz edilen kamu hizmeti anlayışı esaslarının YAYINCILARIN sağduyusunda değer bulmasını ve YAYIN İLKE ve POLİTİKALARINI KENDİLERİNİN YÖNLENDİRMESİNİ desteklemiştir. RTÜK, hiçbir zaman sansürcü bir niteliğe bürünmemiş, ılımlı bir anlayış ve ortamda kamu hizmeti anlayışı esaslarının icracısı olmuştur. Nitekim, Üst Kurulumuz da cinsellik, müstehcenlik, erotizm yoğunlukla tartışılmıştır. Bu unsurların yayın yoluyla gösterimi konusunda, “uyarı” ve “geçici bir süreyle durdurma” gibi katı müeyyideler yayıncı kuruluşlara ciddi boyutta uygulanmamıştır.

Türkiye’nin de imzaladığı Avrupa Sınırötesi Televizyon Sözleşmesi’nde televizyon programlarının genel ahlak kuralları ve edebe aykırı olmaması, saldırgan davranışları ve şiddet eylemlerini kışkırtmaması, pornografi içermemesine dair ilkeler yer almıştır. Sözleşmenin ”Yayıncının Sorumlulukları” başlıklı bölümünde 7 inci madde; “program hizmetleri edebe aykırı olmayacak ve pornografi içermeyecektir” şeklindedir. İngiliz Yayın İlkeleri arasında da “Kışkırtıcı, suçu teşvik edici, yerleşmiş düzeni bozabilecek hiç bir program unsuru kabul edilemez” ve “programların hiçbir unsuru zevk ve nezahet ölçülerine aykırı olamaz, toplumun duyarlılığını zedeleyemez” hükümleri bulunmaktadır.

Aynı doğrultuda, Basın Konseyi’nin belirlediği Basın Meslek İlkelerinde şiddet haberlerini sunarken uyulması gereken şartlar belirtilmektedir. Basın Konseyi ilkelerine göre; “şiddet ve zorbalığı özendirici yayın yapmaktan kaçınılır.” (Md:13) Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yayınladığı “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi”nde de Gazetecinin temel görevleri ve ilkeleri başlığı altında, “Gazeteci; her türden şiddeti haklı gösteren, özendiren, kışkırtan yayın yapamaz” diğer maddelerde de “Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez.” (Md:3), “Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı, genel ahlak anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı ya da incitici yayın yapılamaz.” (Md:2) denilmektedir. Maalesef gerçekleşmeler ilke ve öngörülerden çok farklıdır.

Konuyla ilgili olarak, 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunundaki genel amaç ve temel ilkeler, bu kanunun 3. maddesinde şöyle sıralanmıştır: … Türk milletinin, milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren, ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan … yurttaşlar olarak yetiştirmek, …. beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından, dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünce gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı ve topluma karşı sorumluluk duyan, yapıcı ve yaratıcı ve verimli insanları yetiştirmek…” Bu amaçtan hareketle, ülkemiz yarınlarının teminatı olan gençlerimiz başta olmak üzere, insanımız için yapabileceğimiz çok daha güzel ve erdemli şeyler elbette mevcuttur.

RTÜK’ce müeyyideler genel olarak terör, şiddet, genel ahlak, kişi hakları gibi konularda uygulanmış olup, müeyyidelerin istatistiği 1994 yılından 20 Eylül 2000 tarihine kadar toplam “uyarı” sayısı: 710, toplam “geçici bir süre yayın durdurma” sayısı: 458‘dir. Ulusal, Bölgesel ve Yerel yayın yapan radyo ve televizyon kuruluşlarına verilen ‘Uyarı’ ve ‘Geçici Süreyle Yayın Durdurma’ kararlarının dökümü Tablo 1’de (RTÜK İLETİŞİM Dergisinin 18. sayısında yer almaktadır) görülebilir.

Tablodan yoğunlukla uygulanan müeyyidelerin dahi caydırıcılık sağlayamadığı görülmektedir. Bu müeyyidelerde “müstehcenlik” içeren yayınların ağırlığı ciddi bir inceleme konusu olup, mevzuattaki diğer hükümler özetle;

Madde 5/d; “Genel ahlaka aykırı, toplumda korku ve paniğe yol açacak, asılsız haber ve programlarla toplumun huzurunu bozacak ve toplumun en küçük birimi olan aile yapısını zedeleyecek nitelikte yayın yapılamaz.”

Tablo 1

RTÜK’ce Ulusal, Bölgesel ve Yerel Yayın Yapan Radyo ve Televizyon Kuruluşlarına Verilen ‘Uyarı’ ve ‘Geçici Süreyle Yayın Durdurma’ Cezaları

         Televizyonlar         Radyolar      Toplam Müeyyide

         Uyarı – Durdurma   Uyarı – Durdurma   Uyarı – Durdurma

ULUSAL        171     172     40      46      211     218

BÖLGESEL    23      8        38      21      61      29

YEREL 219     108     219     103     438     211

Toplam        413     288     297     170     710     458

Madde 7; “Yayınlarda insanların ıstırapları, acıları, yaşadıkları felaketler, ölüm anları ve benzeri durumlar duygu sömürüsüne yol açacak, korku yaratacak veya izleyicileri dehşete düşürecek biçimde verilemez.”

Madde 5/a-2; “Çocuğun ruh sağlığını bozacak ve kişilik gelişimi üzerinde olumsuz etkiler bırakabilecek, sebepsiz korkular ve çelişkili duygular yaşatabilecek anlatımlara, çocuğu şiddete özendiren, şiddeti temsil eden kişileri kahraman gibi gösteren yapımlara yer verilemez.”

Madde 5/a-3; “Çocuk programlarında karamsarlığa, pasifliğe, bencilliğe ve çıkarcılığa yönelik mesajlar yer alamaz.”

Madde 5/a-5; “Çizgi film ve dramaların seçiminde çocukların zihinsel, ahlaki ve toplumsal gelişmesindeki olumlu rolü dikkate alınır.”

Madde 5/b-4; “Gençlik programlarında gençliği şiddete özendiren, şiddeti temsil eden kişileri kahraman gibi gösteren, gençleri ahlaki bunalımlara sürükleyebilecek konulardan kaçınılır. Sevgi, barış, dostluk ve hoşgörü gibi konuların işlenmesine ağırlık verilir.”

Madde 5/d-5; “Korku ve dehşet yaratmadan, her yaş grubuna hitap edebilecek tarzda trafik kuralları, tabii afetler ve benzeri konularla ilgili temel alışkanlıkları kazandıracak bilgiler verici, tedbirler öğretici,” hükümleri yer almaktadır.

RTÜK araştırmaları ve yansımalar

RTÜK, Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi Başkanlığı’mızca 31 Ocak 1998 Cumartesi-1 Şubat 1998 Pazar günleri Ulusal düzeyde yayın yapan 12 TV Kanalının Anahaber yayınlarıyla ilgili olarak sadece 2 günlük bir dönemi kapsayan; Ulusal Televizyonların Anahaber Bültenleri İçerik Analizi yapılmış ve bu araştırmada ilginç sonuçlara ulaşılmıştır. Ulusal düzeyde yayın yapan 12 televizyon kanalının (11’i özel ve TRT’nin Birinci kanalı) toplam anahaber bülteni süresi 31 Ocak 1998 Cumartesi günü 8 saat 15 dakika 8 saniye olup, bu sürede; Magazin haberleri birinci gün 93 haberle yüzde 42.27, ikinci gün de 98 haberle yüzde 40.50 oranında “anahaber”lerin izleyicisisine sunulmuştur.

Tablo 2

Ulusal Televizyonların Anahaber Bültenleri

Genel Nitelik Bilgileri (Haberlerin Konu, Süre ve Oranı)

Haberin Konusu      31 Ocak 1998         1 Şubat 1998

         Sayı   Yüzde Sayı   Yüzde

Terör Haberleri      22 Haber      10.00  9 Haber        3.72

Siyasi Haberler       56 Haber      25.45  69 Haber      28.51

Ekonomik Haberler 5 Haber       2.27   12 Haber      4.96

Magazin Haberleri  93 Haber      42.27  98 Haber      40.50

Spor Haberleri        1 Haber       0.45   6 Haber        2.48

Dini Haberler         2 Haber       0.91   4 Haber        1.65

Adli Haberler         22 Haber      10.00  40 Haber      16.53

Trafik Haberleri     19 Haber      8.64   4 Haber        1.65

Toplam        220 Haber    100.00          242 Haber    100.00

Anahaberlerde “şiddet ve müstehcenlik için aynı araştırmada yeralan bir örnek olay incelenebilir. “Show TV Ana Haber Bülteni” 31 Ocak 1998 Cumartesi günü, toplam 71.05 dakika sürmüş ve 26 ayrı haber; 1 Şubat 1998 Pazar günü ise toplam 72.54 dakika sürmüş ve yine toplam 26 ayrı haber verilmiştir. “Genç kızlara ibret” başlığıyla iki gün üst üste verilen haber Cumartesi günü saat 20:04’te başlamış tam 9 dakika sürmüş ve habere ait 3 alt yazı, 3 fragman verilmiş iken aynı haber Pazar günü, saat 20:03’te başlamış tam 12 dakika sürmüş, habere ait 8 alt yazı, 2 fragman verilmiştir. Haber birinci gün fragmanlar dahil toplam 10.5 dakika, ikinci gün ise fragmanlar dahil toplam 13 dakika sürmüştür.

Sözkonusu habere konu olan kişi (kadın), 31 Ocak 1998, Cumartesi günü şikayette bulunduğu birkaç erkeği (kadın satıcılarını) 33 kez “tokatlamak, yumruk vurmak”, 23 kez de “tekme atmak, itelemek, yakasından tutarak sarsmak” suretiyle, toplam 56 adet bedensel şiddet eylemi uygulamıştır. Aynı haber ertesi gün tekrarlarla güçlendirilmiş ve 1 ?ubat 1998, Pazar günü, 53 kez “tokatlamak, yumruk vurmak”, 18 kez de “tekme atmak, itelemek, yakasından tutarak sarsmak” suretiyle, toplam 71 adet bedensel şiddet eylemi uygulamıştır.

Öte yandan, haberin sunuluşunda SPİKER’in okumaları, izleyicide heyecan ve gerilim yaratırken, olayın tanımlanmasında kullanılan; “kadın tacirleri, tokat üstüne tokat, fuhuş batağı, erkeklere pazarlanan kadın, kadının son müşterisi” gibi ifadelerde ayrı bir inceleme konusu olmuştur. Aynı haberde, habere konu olan kadının, şikayette bulunduğu anlaşılan erkeklere karşı, fragmanlar dahil bütün haber boyunca 50’ye yakın “genel ahlaka aykırı” olabilecek argo sözcükler kullandığı görülmüştür. Bu kelimeler; Lan/ulan (29 kez), kanımı emdiniz (6 kez), git bacını sat (4 kez), sat benim gibilerini (2 kez), karını zaten satıyorsun 2 kez, karını satmıyor musun, karının sabıkası var mı, başkasını götürüp satsın, karı-kız satmak, bin kişinin karısı olmak, beyaz kadın tacirleri’, senin dostun kaçtı mı, gibi…

“Genç Kızlara İbret” başlıklı haberde kızların nasıl tuzağa düşürüldüğü, hangi yöntemlerle kandırıldığı gibi habere konu olabilecek hususlara yer verilmezken; fuhuş batağında zorla çalıştırılan kadınların kendilerini satanları ihbar ettiğinde ya da kendisini satan kişilerden kaçtığında nasıl cezalandırılacağına yönelik son derece ilginç konuşmalara yer verilmiştir. Kadın, satıcıları ihbar ettiği için “öldürüleceğini” ifade eden 6 cümle kullanırken, “ellerinden kaçan kadınlara karşı uyguladıkları cezaları” anlatan 5 ayrı cümle kullanmıştır. Haber yayına verilmeden önce, habercilik ilkeleri, Türkçe’nin kullanımına ve etik değerlere gereken özen gösterilmediği için haber, ifade edilmek istenilenin dışında ters bir yapıya bürünmektedir.

Bir önemli unsur da, ağır küfür sayılabilecek pezevenk, orospu gibi… sözcüklerin kesilmesi yoluyla (biplemek) izleyiciye sözde işittirilmemesidir. Ancak haberde, kadının sesi, görüntüsü ve altyazıyla söylenenlerin yazılması sonucu bu üç unsurun birarada olduğu görsel-işitsel konumda “..biplemek..” izleyiciyi söylenen kötü sözün anlaşılması veya etkisinden koruyamamaktadır.

Her iki gün boyunca yaklaşık 24 dakikalık bir süreyle verilen haberde (ayrıca haber 3. gün de gösterilmiştir) görüntülenen şiddet, hem bedensel hem de sözel şiddet kapsamındadır. ?iddetin dozu incelendiğinde, haberin görüntü-metin ve altyazılarında gerek fiziksel açıdan, gerekse sözel açıdan aşırı boyutta şiddet içermesinin yanı sıra, zorla fuhuşa sürüklenen kadının; yine kendisine bir çok şiddet (tehdit, tecavüz, dayak, küfür, aşağılama, zorla fuhuşa sürükleme gibi) çeşidi uygulayanlara hem bedensel hem de sözel şiddetle saldırması ile “çok çelişkili bir şiddet boyutu”nu içermektedir.

Şiddet ortamını irdelediğimizde ise izleyiciyi dehşete ve çelişkiye sürükleyen bir durum sözkonusudur. Burada aslında kin ve nefret duygularının birikimiyle oluşan, açıkçası bir öç alma mevcuttur. Fakat şiddete, yine şiddetle karşılık verilmesi ve bunun da T.C. Güvenlik Güçleri (Polisin) gözlem ve kontrolü altında gerçekleşmesi izleyicinin hem çelişki hem de dehşet duygularına kapılmasına yol açmaktadır. Daha açık bir ifade ile, “Genç kızlara ibret” başlığıyla verilen bu haber, aşırı boyutta şiddet içermekte, bu şiddete hangi amaçla başvurulduğu ise açıklıkla bilinememektedir.

Şiddetin hangi bağlamda gösterildiğini, diğer bir ifade ile haberin şiddet görüntüsü gerektirip gerektirmediği konusunu irdelediğimizde ise, konu şiddet görüntüsü gerektirmediği gibi, bu şekliyle sergilenen şiddet görüntüsünün seyirciye gerek bu kadar çok sayıda altyazı ve fragmanla gerekse 10.5 dakika, 13 dakika gibi uzun bir süreyle izlettirilmesinin hiç bir anlamı olmamasının yanı sıra sosyolojik ve psikolojik açıdan büyük tahribata sebep olmaktadır. Görüntülenen şiddet izleyici üzerinde bir çok açıdan olumsuz tepkiler yaratmaktadır. Öte yandan kadının, yaşını açıkça sorarak 16 olduğunu öğrendiği halde, Çocuk (genç) bir kişiye uyguladığı sözel ve fiziksel şiddet ve bunun yayın yoluyla gösterimi ayrı bir hukuki tartışma gerektirmektedir.

Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi Başkanlığı’nın projelendirdiği ALO RTÜK “178” özel telefon hattına vatandaşlardan 1998 yılında gelen 22.211 şikayetten 1.128’i genel ahlaka aykırılık 267’si çocuklara kötü örnek olma, 92’si eşcinselliğe özendirme, 1.889’u cinsellik / erotizm şeklindedir. Vatandaşlar, 1999 yılında bu hatta sadece televizyonlar için 45.982 şikayette bulunmuş ve 5.524’ü genel ahlaka aykırılık 448’i çocuklara kötü örnek olma, 127’si eşcinselliğe özendirme, 4.452 cinsellik / erotizm gibi konularda bildirimde bulunmuştur.

Programlarda cinselliğin aşırı ve düzeysiz bir biçimde yer alması, homoseksüellik ve benzeri çarpık ilişkilerin, çok sık ve şiddet, içki ve uyuşturucu gibi bir yığın öğelerle birlikte işlenmesi, bu görüntülerin özendirici boyutlara vardırılması, gelecek nesillerin tehdit altında bırakılması sonucunu doğurmaktadır.

Vatandaşların ALO RTÜK hattına bildirdiği mesajlar Tablo 3’de (RTÜK’ün www.rtuk.org.tr internet adresinde) mukayeseli olarak sunulmuş olup, “Cinsellik, erotik, pornografik ve müstehcenlik” içeren televizyon yayınlarına yönelik şikayetlerden dikkat çeken hususlar ek 1’de sıralanmıştır.

Öte yandan toplumun gelişim ve değerlerindeki değişimine paralel olarak anlayış farklılığının araştırılması önemli bir olgu haline gelmiştir. Bu yöndeki çalışmalardan birisi Televizyon Yayınlarında Müstehcenlik ve İzleyicinin Kabul Sınırları araştırması olup, ulaşılan bulgulardan bazıları şunlardır.;

* Batı ülkelerinde ticari televizyonlarda müstehcenlik konusu sürekli şikayetlere konu olmuş; toplum ahlakı, aile yapısı ve bilhassa çocukların ruh ve beden sağlığını tehdit ettiği ileri sürülmüştür.

* Amerika’da bu tür yayınlara karşı ailelerin duyarlılığının çok yüksek olduğu, ebeveynlerin müstehcen yayınların, çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkileri olduğunu belirttikleri, bilimsel araştırmalarla da desteklenmiştir.

* ABD’de ebeveynler; çocuklarının ‘görmemeleri gereken şeyleri televizyonda gördüklerinden’ şikayetle, programlarda çok fazla seksüel materyal sunulduğunu, bunun ise çocukların cinselliğe yönelik tutum ve değer geliştirmelerinde, sapkınlığa yol açmada rol oynadığı düşüncesindedirler.

* Yazara göre; ticari televizyonların bazı batı ülkelerinde ve Japonya’da olduğu gibi kendi özdenetimlerini sağlayacakları bir kuruluş ile yayıncıların kendi aralarında kuracakları etik konseyi gibi organlar önem taşımaktadır. Bu düşünce Üst Kurulumuzun radyo ve televizyon yayıncılığı bakımından otokontrole ve özdenetime verdiği önemle örtüşmektedir.

* Yapılan araştırmalarda; evlilik dışı cinsel ilişkilerin, evli çiftlerin ilişkisinden daha çok ele alınıp gösterildiği belirlenmiştir. Ayrıca elde olunan bulgulara göre; evli olmadan hamile kalan kız çocuklarının, ‘TV’deki cinsel ilişkilerin gerçek yaşamdakinin aynısı olduğu’ nu söylemeye, bu tür bir ilişkiye girmeyen kız çocuklarına göre daha fazla eğilimli olduğu saptanmıştır.

* Yayıncılık geleneği ve BBC etiği olan İngiltere’de de ticari televizyon yayınlarında son zamanlarda müstehcenliğin arttığı görülmektedir. İngiltere’de yapılan araştırmalar, İngilizlerin, çocukları ve başkaları ile televizyon izlerken müstehcen sahnelere yakalanmaktan korktuklarını ve bu sahneleri başkalarıyla izlerken utandıklarını ortaya koymaktadır.

* Avrupa’da hemen hemen ülkelerin tamamında müstehcenliğin toplumsal zararlarına karşı tedbirler alınmaktadır. Bu tedbirlerin başında, bu tür yayınların çocukların uyanık olmadıkları geç saatlerde yayınlanması gelmektedir. (İngiltere’de saat 22.00, Fransa’da saat 22.30’dan sonra bu yayınlara izin verilmektedir.) RTÜK, Yayıncının Sorumlulukları açısından ‘Cinsellik ‘içeren yayınların saat 24.00 ile 05.00 arasında, bu programlara ilişkin tanıtım duyurularının ise 21.30’dan önce yapılamayacağını yönetmelikle belirlemiştir.

Araştırmada televizyonda müstehcenliğin izleyici tarafından kabul sınırlarına ilişkin altı ayrı senaryo geliştirilmiş ve bu senaryolara izleyicinin yaklaşımları farklı açılardan incelenmiştir. Tablo 4’de bu araştırmada yeralan senaryolar ve izleyicinin tutumları görülmektedir. Araştırmaya göre;

* Müstehcenliğin yeraldığı altı ayrı senaryoda genel olarak; bireylerin televizyonu tek başına izlediklerinde gösterdikleri kabul sınırları ile televizyonun eş, çocuk ve başkalarıyla birlikte izlendiğinde gösterdikleri kabul sınırı arasında önemli farklar bulunmaktadır.

* Türk izleyicisi kabul edilmezliği en yüksek olan ‘zina’ konusu ve zinaya ait müstehcen görüntülere tepki vermekte, verdiği tepkiyle diğer ülke izleyicilerden ayrılmaktadır. Ancak, diğer tepkilerde genel bir benzerlik göstermektedir.

* İzleyicilerin kadın-erkek olmaları bir başka belirleyici olup, kadınların müstehcenliği kabul edebilirlikleri erkeklere göre daha azdır.

* Evli ve bekar olmanın da müstehcenliğin kabul derecesinde rol oynadığı, evlilerin -çocuk sahibi olsun olmasın- daha muhafazakar tutum sergilemeleri aile kavramına kutsallık atfetmelerinden kaynaklandığı yorumuna dayanmaktadır.

* Bireylerin televizyonu tek başına izlemek ya da eş, çocuk ve başkalarıyla birlikte izlemedeki kabul sınırında önemli farklar bulunmaktadır. Ayrıca, eğitim düzeyi arttıkça ‘kabul edilebilirlik’ yüzdesinin de yükseldiği gözlemlenmektedir.

* Araştırma sonucunda dindar olduğunu belirten izleyicilerle, ileri yaştaki bireylerin müstehcen yayınlara karşı daha çok ‘olumsuz’ tepkilere sahip oldukları açıkca belirlenmiştir.

RTÜK, Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi Başkanlığı’mızca yapılan kamuoyu araştırmalarında; son derece çarpıcı sonuçlar elde edildi. Aile Bireylerinin Televizyon İzleme ‘Gün ve Saat’ Alışkanlıkları Araştırmasına göre (5.360 kişiyle yapılan anket) Türkiye’de yetişkinler ve çocuklar ortalama günde 4 saate yakın televizyon izliyorlar. Bir başka anlatımla haftanın en az bir tam gününü televizyon karşısında geçiriyoruz. Televizyonkoliklik düzeyinde günde 5 saatten fazla televizyon seyredenlerin oranı ise % 20.

Bir başka kamuoyu araştırmasında 6.993 Vatandaşa “Çocuklara Yönelik” televizyon yayınlarıyla ilgili sorular yöneltildi. Çocukların TV izleyebileceği saatlerde, çocukları şiddet kullanmaya özendirici programlar yayınlanıyor mu? sorusuna katılanların yüzde 61’i ‘evet’, yüzde 24’ü ‘kısmen’ cevabı vermiştir. Evet ve kısmen diyenlerin toplamı yüzde 85’tir. Bir başka soruda, Çocuklar şiddet içeren görüntülerden ne kadar etkileniyor? şeklindeydi. Ankete katılanların yüzde 43’ü ‘çok fazla’, yüzde 34’ü ‘fazla’ cevabı vermiştir. Çok fazla ve fazla diyenlerin toplamı yüzde 77’dir.

Haber programından çizgi film seçimine kadar, çocuklara yönelik her türlü program seçiminde, konuyla ilgili uzman görüşüne yeterince yer verilmezken, Aileler de maalesef çocuklarının şiddet içeren programları izlemesini kontrol edemiyor. Çocukların şiddet içeren yayınları izleyip-izlememesini kontrol edebiliyor musunuz?” sorusuna katılımcıların tamamına yakını “hayır” cevabı vermişlerdir.

Türkiye’de radyo ve televizyon alanında son yıllarda yaşanan kargaşa sonrasında kurulan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), 3984 Sayılı Kanunda yer alan “yayın ilkelerine aykırı yayın yapan radyo ve televizyon kuruluşlarını” uyarmakta, ihlalin tekrarlanması halinde geçici durdurma cezası ile cezalandırmakta veya yayın iznini iptal etmektedir. Görsel ve işitsel yayıncılığın yapıldığı tüm demokratik ülkelerde RTÜK benzeri kuruluşlar yer almakta ve bu ülkelerin hemen tümünde yayın durdurma cezaları bulunmaktadır. RTÜK herhangi bir şekilde öndenetim yapmamakta, yayıncı kuruluşları yayın öncesinde incelememekte, uyarmamakta, yasal düzenlemelerin gerektirdiği ve herkesçe bilinen ve bilinmesi gereken hükümlere göre karar almaktadır.

RTÜK’ün kanun ve yönetmeliklerden kaynaklanan yaptırımıyla, yeterli inceleme ve denetimi yapabildiği söylenemez. Esas olan, karar ve uygulamalarıyla son derece müsamahalı olan Üst Kurulun hızla büyümüş ve teknik olarak kontrol edilmesi de güçleşmiş olan radyo ve televizyon yayıncılığına “kamu yararı” açısından iyi yönde katkı sağlama arzusudur. Kamu yararının gözetilmesini tek başına düzenleyici kuruluşa (yani RTÜK’e) bırakmak da ciddiyetten uzak olur. Kanaatimce, yayıncılık açısından kamu vicdanı ve kamu yararının ilk savunucusu “tüm unsurlarıyla kamunun kendisi”, ikinci savunucusu da “yayıncılar” olmalıdır.

Saldırgan davranışların ve şiddet eylemlerinin uyarıcı nitelik taşıması, engellerin aşılmasında, sorunların çözümünde kullanılması, eylemi yapan insanın haklı olması, ödüllendirilmesi, eleştirilmemesi, kınanmaması, cezalandırılmaması bu tip davranışların ve eylemlerin artmasına, yayılmasına yol açmaktadır. Batılı bireyin, özellikle Amerikalının TV karşısına geçtiği zaman, ya da sinemada, sanattan çok heyecan aradığı gözlenmiştir. şiddet unsurunun televizyon ve sinemalarda ‘erotizm’ ile beraber sunulması halinde, reytingin yükseldiği, ticari başarı için şirketlerin, yönetmen ve yapımcıların şiddeti vazgeçilmez bir öğe olarak gördükleri tartışılmaz bir olgudur.

Cinsel şiddetin olağan ve hatta yararlı olduğunu vurgulayan ‘şiddet içerikli pornografi filmleri’, izleyici kitlenin normal olarak bastırılmış durumda bulunan ‘zulmetme’ dürtülerinin su yüzüne çıkmasına neden olmaktadır. Şiddet sahnelerinde duyulan heyecanın çekiciliğini şöyle bir düzenekle açıklamak gündemdedir: Değişen ekonomik şartlar, artan nüfus yoğunluğu, gitgide zorlaşan iş koşullarıyla Batılı birey TV karşısına geçerek boşalmayı tercih etmektedir. İnsanlar gündelik öfkelerini TV’nin karşısında, şiddet sahnelerinde kendileri aktörmüşçesine, özdeşleştikleri kahramanlarla eşduyum halinde boşaltmaktadırlar. Şiddet sahnelerini izleyen birey, öfkelendiği kişinin cezalandırılmasından haz alır. Gündelik öfkelerin somutlaştığı kötü adamlar, hainler, yalancılar, ikiyüzlüler ve kanunsuzlar tek tek öldürülmekte, işkence görmektedir.

T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu’na Ağustos-Ekim 1996 tarihlerinde, 162 kişilik bir ekiple toplam 3552 örneklem üzerinde ve Türkiye genelinde yapılan, “Türk Ailesinde Adoselanların Sorunları ve Bunlara İlişkin Politikalar Araştırması”na göre;

* 13-18 yaş arası ergenlerden; TV’lerde cinsellikle ilgili programların yayınlanmasını isteyenlerin oranı % 48 iken, bu programların faydalı olacağını düşünenler % 19 oranındadır.

* Annelerde, % 45’i TV’lerde cinsellikle ilgili bilgi verilmesinin faydalı olacağını belirtmişken, % 40.1 oranında anne TV’lerde yayınlanan ve gençlerin sorunlarıyla ilgili olan programları izlediklerini beyan etmektedir.

* Öğretmenlerden % 80.5’i, televizyonlarda cinsellikle ilgili programların yayınlanmasını arzu etmektedirler.

* İşveren/Ustabaşı/Yöneticilerle yapılan araştırmaya göre ise; % 63’ü televizyonlarda cinsellikle ilgili programların yayınlanmasını istemektedirler.

Sonuç olarak; Medyanın süregelen önemli sorunlarının başında, ulusal ve evrensel boyutta yazılı ve sözel ilkelere rağmen özdenetim sağlanamaması yanında medyanın yazılı-görsel-işitsel terminolojisini oluşturamaması ortak hareket etme olgunluğunu gösterememesi gelmektedir. Örneğin, ABD’nin ABC, NBC, CBS ve Fox Network gibi dört büyük televizyon kuruluşu, şiddet ve pornografi içeren görüntüleri azaltmış, bu tip görüntülerin yer aldığı programları gecenin geç saatlerine kaydırmış, aileleri önceden uyarma kararı almıştır.

Türk insanı, büyüğü-küçüğü, kadını erkeği ile, mükemmel sağduyuya sahip, yanlışı doğrudan, edepli olanı edepsiz olandan ayrımsayacak bir yapıya sahiptir. Türk toplumu hergün saatlerce ekranlardan aile ortamına ve mekanlara sızan bir yığın kan, vahşet, şiddet, tecavüz, sapıklık, iğrençlik ve hayasızlıktan bıkmış ve bunları izlemenin ne kendine ne de topluma hiçbirşey kazandırmadığını aksine birçok erdem, vefa, fazilet, saygı, sevgi, şevkat ve yardımlaşma duygularını da süratle erittiğinin farkındalığını hemen her zeminde duymak, gözlemek mümkündür.

Kamuoyu, bireysel ve toplumsal bakımlardan çağdaşlaşmanın bu yayınları izlemekle olmadığının, aksine bu ekran kirliliğinden uzak kalarak, bilime ve teknolojiye değer vererek, kendi öz benliğimizi yitirmemekle olduğunun bilinciyle aşırı cinsellik, müstehcenlik, erotizm ve pornografi içeren yayınlara karşı yüksek bir duyarlılık göstermektedir.

Televizyon yayınlarında suç ve toplumsal kurallara aykırı, insanların ıstırapları, acıları, yaşadıkları felaketler, ölüm anları ve benzeri durumlar duygu sömürüsüne yol açacak, korku yaratacak veya izleyicileri dehşete düşürecek şekilde verilmemeli, halkın ruh sağlığını bozacak yayın yapılmamalıdır. Türkiye, yeni binyıla girerken tüm kurumlarıyla basın özgürlüğünün genişleyen boyutu kadar televizyon yayınlarının olumlu ve olumsuz sonuçları ile ortak kavram ve duyarlılıkları da tartışmalı, “genel ahlaka aykırı olarak nitelendirilebilecek yayınların” gösterimine son verilmelidir…

Ek 1

Vatandaşların ALO RTÜK Hattına Bildirdiği Mesajlardan

“Cinsellik, erotik, pornografik ve müstehcenlik” içeren televizyon yayınlarına yönelik şikayetlerden dikkat çeken hususlar

– Ekranlara eşcinsel, transseksüel, homoseksüel, biseksüel gibi cinsel çarpıklıkların yansıması son derece mahsurlu görülmektedir. Televole, Bayramvole, Özel Hat, High Life, vd. gibi programlarda uzun uzun bu tarz yaşam ön plana çıkartılmaktadır. Ayrıca, iki erkek dansözün uzun süre ana haberlerde ve özellikle gece haberlerinde canlı yayına çıkarılması şiddetle eleştirilmektedir.

– Kadın haysiyetini doğrudan hedef alan, bir yarışma programındaki “Siz patronlarınızın kucağına oturan sekreterlerden misiniz?” ve “”Az kullanılmış müstamel dul” tabirleri ile anahaberlerde “Nataşaların fiyatı yarıya indi” gibi sözler toplumun her kesiminden tepki almıştır.

– Şarkıcı / şovmen Aydın adlı kişinin “Gelin-Kaynana” isimli programı ile diğer programlardaki kadınsı hareketleri, bayanların doğal olmayan tarzının kötü taklidi nedeniyle iğreltici bulunmakta ve çocuklara kötü örnek olacağı belirtilmektedir.

– Çarkıfelek programı sunucusu M.Ali Erbil’in esprilerinde homoseksüel davranış ve sözleri sık sık tekrarlaması, (özellikle Fatih Ürek ile ilgili espriler) toplumu rahatsız etmekte, garip söz ve davranışları kişiliğinde görülen efemine sanatçıların programlara konuk edilmesi ve bunların ön plana çıkartılması çocuklar üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.

– Turnike (Güner Ümit) ve Çarkıfelek (Mehmet Ali Erbil) yarışma programlarında kullanılan bazı esprilerinin insan onuruna ve genel ahlaka aykırı olduğu ileri sürülmekte, bu erkek sunucuların kadın kıyafeti ile ekrana çıkması ve erkek izleyicilerin kucağına oturmaya kadar varan, sözde kadınsı, garip davranışlarını anne ve babalar şiddetle eleştirilmektedir. Ekranlarda kadınsı(!) davranışlar ve giysiler içindeki sunucu ve sanatçıların sık sık boy göstermesi, bu tip davranışlara gençlerin özenti duymalarına neden olabileceği belirtilmektedir.

– Hülya Avşar Show adlı programda, müstehcen tarzda davranışlara örnek olarak, sunucunun bayan konuğunun göğsünü sıkması, küçük konuğu kucağa oturtarak erkekliğe ilişkin sözler sarfetmesi, program bütünlüğünün “genel ahlaka” aykırı sözel ve görsel davranışlar içerdiği ileri sürülüyor.

– Müzik kliplerindeki bazı söz ve görüntülerin müstehcenlik içerdiği ve genel ahlaka aykırı bulunduğu görülmektedir. Örneğin; “Malımı mülkümü al, gel de en kuytumu al”, “Yatağıma gel”, “Azıcık ucundan versen”, “Neremi neremi”, “kaldıramazsan kaldırırlar”, “Kuşu kalkmaz”, “Sokarım politikana” şarkı ve kliplerindeki sözler gibi… Ayrıca, Evimizin gelini klibinde küçük bir çocuğun genç bir bayanı anahtar deliğinden röntgenlemesi sahnesi ebeveyhlerin ciddi tepkisine neden olmuştur. Kliplerde işlenen cinsellik ve şiddet unsurları, çocukların/gençlerin ilgisini çekmekte ve taklite varıncaya kadar, bir yığın davranış bozukluklarına sebep olmaktadır.

– Huysuz Virjin adlı show programında sanatçının giyimi, davranışları, sözleri ve esprileri, ekran karşısındaki milyonların bu davranışlardan tedirgin olmaları sonucunu doğurmuştur. Huysuz Virjin’de sanatçının, gelen konukların fiziksel özellikleri ve giyimlerini konu alan cinsel içerikli sözler ile alaycı ve taciz eder bir şekildie espriler söylemesi genel ahlaka aykırı bir durum teşkil etmektedir.

– Ekranlarda homoseksüellerin hayatlarını konu alan programların gerek haberlerde gerekse de diğer programlarda yer alması anne ve babaların çocukları için tedirgin olmalarına neden olmaktadır. Bazı dizilerde başrol oyuncusunun yayında yer alan homoseksüel kişileri canlandıran ve bu kişilerin son derece iyi kalpli, hassas insanlar oldukları imajını veren yanıltıcı davranış biçimleri özellikle gençlerin bu kişilere karşı özenti içine girmelerine neden olabilmektedir.

– Özellikle küçük çocukların izlediği, “Teletubbies” adlı programın, Amerika’da eşcinsel imajından dolayı yasaklanmış olmasına rağmen Türkiye’de gösterilmesi, özellikle küçük çocuğu olan ebeveynlerce eleştirilmekte, kaygıya yol açmaktadır.

– Talk show programlarında sergilenen aşırı boyuttaki, cinsel espri ve hareketler çocukların/gençlerin ahlaki yapısını tahrip etmektedir. Bazı programları sunan kadın kılığına girmiş şahsiyetlerin oluşturduğu tiplemeler, çocuklar ve gençler üzerinde çarpık cinsel tercihlere özendirici bir etki doğurmaktadır.

– Yarışma programlarında sergilenen, küfürlü, argo sözcük dolu ve alaylı ifadeler ile müstehcen cinsel imalı hakaret ve sözler; çocuklar ve gençler tarafından gündelik yaşama dahi taşınarak, ahlaki davranış bozukluklarına yol açmaktadır.

– Paparazzi veya Tele-vole gibi içeriği tam anlaşılamayan ve sözde magazin ağırlıklı olarak tanımlanan programlarda; mankenlerin, sporcuların, sözde sanatçı v.s.’lerin özel yaşamlarından, parasal harcamalarından, flörtlerinden düzeysizce bahsedilmesi, güya çok şatafatlı ve parlak olan yaşamlarının sık sık ekranlara taşınması özellikle gençlerin, anlamsız bir özenti içine girmelerine neden olmaktadır.

– Yerli ve yabancı film ve dizilerde sıkça işlenen şiddet dolu tecavüz sahneleri, cinsel şiddetin olağan ve hatta yararlı olduğunu vurgulayan ‘şiddet içerikli pornografi filmleri’, izleyici kitlenin normal olarak bastırılmış durumda bulunan ‘zulmetme’ dürtülerinin su yüzüne çıkmasına neden olmakta, çocukların ve gençlerin ruhi yapılarını alt-üst etmektedir.

– Hiç bir ilgisi olmaksızın, temizlik, gıda gibi bir çok ürünün reklamı yapılırken, erotik çığlık, efekt, ses, görüntü gibi unsurların reklamlarda kullanılması çocukların/gençlerin ahlaki yapısını bozduğu, muhafazakar erişkinleri de tedirgin ettiği ileri sürülmektedir.

– Film ve dizilerde, gayri meşru ilişkilerin, sıradanlaştırılarak fazlaca yer alması ve ekranlara yansıtılması, özellikle gençlerin bu tarz eylemlere özenmelerine neden olmaktadır.

– Eroin, esrar, içki ve sigara gibi kötü alışkanlıkları ve bağımlılıkları özendirici görüntülerin yayınlanması ve özellikle tecavüz, grup seks gibi bir çok karmaşık ve kirli ortamlarda sahnelenmesi, çocuklar ve gençler üzerinde bir hayli olumsuz etkiler bırakmaktadır.

Kaynaklar / Dipnotlar

  1. Macit Akman, “Dünya İletişim Yılı ve TRT” İletişim Olayları ve Türk Basınının Sorunları, Derleyen: Vasfiye Özkoçak ve diğerleri, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Yayınları, No:17, 1984 ss.37-45.
  2. Mustafa Aysan, “Mesaj”, İletişim Olayları ve Türk Basınının Sorunları, s.23.
  3. Cengiz Özdiker, “Basın İşletmelerinde Pazarlama ve Reklamın Mamul Özelliğinin İncelenmesi”, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara: 1987), s.21.
  4. Mehmet Oluç, “Türk Basınında İşletmecilik” İletişim Olayları ve Türk Basınının Sorunları, ss.100-110.
  5. Kayhan İçel, Kitle Haberleşme Hukuku, 2. Baskı, (İstanbul: İst.Üniv. Yayını, 1985), s.70.
  6. Pierrre Denoyer, Modern Basın, Çeviren: Adnan Cemgil, (Ankara: Remzi Kitabevi, 1963), s.119.
  7. Ünsal Oskay, Toplumsal Gelişmede Radyo ve Televizyon, (Ankara: A.Ü. SBF Yayınları, 1971), s.73.
  8. RTÜK, Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi Başkanlığı, “Ulusal Televizyonlar Anahaber Bültenleri İçerik Analizi ve Anahaberlerde Genel ?iddet Araştırması”, ?ubat 1998
  9. Yaprak İşçibaşı, Televizyonda Müstehcenlik; İzleyicinin Kabul Sınırları, Anadolu Üniversitesi Eskişehir: 1998’den RTÜK, Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi Başkanlığı Bilgi Notu.
  10. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, “Türk Ailesinde Adoselanların Sorunları ve Bunlara İlişkin Politikalar Araştırması”, Ağustos-Ekim 1996.
  11. Meri Mevzuat ; T.C. Anayasası; Basın Kanunu (15.7.1950 tarih ve 5680 sayılı); 1117 Sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu.; RTÜK Kanunu (20.4.1994 tarih ve 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun); 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununu.

* RTÜK, Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi Başkanı

* Ulusal Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Derneği Başkanı

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :