- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Psikoloji Danışmanlık Kuramında Yakınlık ve Ayrılıklar

Psikoloji Danışmanlık Kuramında Yakınlık ve Ayrılıklar sitemize 24 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

PSİKOLOJİK DANIŞMA KURAMLARINDA YAKINLIK VE AYRILIKLAR

            Sigmund Freud tarafından geliştirilen Psikanaliz, çok eleştirilmiş fakat bunun yanında daha sonra ki dönemlerde geliştirilen Psikolojik danışma kuramlarına güçlü bir kaynak olmaya devam etmiştir. Psikoterapi kuramlarının birçoğu Psikanalizin geliştirdiği kavramları (bilinç, bilinç-dışı, id, ego, superego, direnç, transferans vb.) ve teknikleri (serbest çağrışım, rüyaların yorumlama,) kullanmaya devam etmektedir. Rogers’ın farkındalık düzeyi kavramı, Freud’un bilinç düzeyleri görüşüne benzemektedir.

            Adler’in bireysel psikoterapisi ve Rogers’ın birey merkezli terapisi arasında da karşıtlıklar olmakla birlikte birçok ortak yön vardır. Bu iki kuram, fenomonolojik, amaç yönelimli ve bütüncüldür. Her iki kuram da insanları yaratıcı ve değişme kapasitesine sahip bireyler olarak görür.

            Bireysel psikoterapi ve Akılcı-Duygusal terapinin yöneldiği ortak noktalar vardır. Adler’in “Temel hatalar” olarak adlandırdığı kavramı Albert Elis, “İrrasyonel düşünceler” olarak adlandırır. Duyguların aslında bir çeşit düşünce formu olduğunu, insanlarını düşüncelerini kontrol ederek duygularını kontrol edebileceği görüşünü her ikisi de kabul eder. Bireylerin duyguların kurbanı değil, duyguları yaratan etkenlerin kurbanı olduğu konusunda hemfikirdirler.

            Gestalt terapi ve Psikanaliz arasında, davranışın değiştirilmesi konusunda açık bir kuramsal farklılık vardır. Danışanın davranışı direk olarak terapistin çevresel uyaranları manipüle etmesi yoluyla olur. Psikanalizde bilinç dışının neden olduğu davranışlar transferans ilişkisinde açığa çıkar. Gestalt terapide, danışan içsel ve dışsal duyularını tümüyle kullanmayı öğrenir ve böylece kendinden sorumlu ve kendi kendine destek olabilen birey olur.

            Psikanaliz ve Bilişsel Terapi, davranışıın, bireylerin az farkında oldukları ya da hiç farkında olmadıkları inançları tarafından etkilendiği görüşünü paylaşmaktadırlar. Freud bilinç-dışı düşünceler varsayımını getirirken; Beck, strese neden olabilen otomatik düşüncelere odaklanmıştır. Beck, Freud’un öfkenin içe çevrilmesinin depresyona neden olduğu teorisinden yola çıkarak depresyon süreciyle ilgili kendi kuramını geliştirmeye başlamıştır. Böylece Freud’un psikolojik bozukluklarla ilgili kuramı, Bilişsel terapinin başlama noktası olmuştur. Bireysel psikoterapi de bireylerin inançlarının bilişsel doğasını vurgular. Bireysel psikoterapi, aynı zamanda bilişlerin gelişimine de odaklanmıştır. Adler ve Beck terapide aktif yaklaşımı benimserler. Albert Ellis’de irrasyonel inançların değiştirme de aktif ve etkileyici teknikler kullanır. Beck ve Ellis direk müdahalelerle danışanların inanç sistemlerini değiştirirler.

            Bilişsel terapilerde Beck’in Bilişsel terapisi, Ellis’in Akılcı-duygusal terapisi ve Bilişsel-davranışçı terapi birlikte yer alır. Bu üç terapi kuramı uygulamada bilişsel süreçlere odaklanır. Bilişsel-davranışçı terapide bilişsel ve davranışçı yaklaşımlar birlikte kullanılır. Davranışçı terapi öğrenmenin deneysel olarak oluşturulmuş ilkelerine bağlıdır. Davranışçı kuram, davranışın kazanılmasını ve sürdürülmesini etkileyen çevresel etkenlere önem verir. Bireyin akıl ve iradesi gibi kavramlara yer vermez. Bilişsel yaklaşımda ise bireyin aktif katılımı önemlidir. Deneysel olarak öğrenme ilkelerinden oluşan davranışsal model, insancı ve psikanalitik kuramlardan farklı olarak insan davranışının gözlenebilir parçalara ayrılmasına önem vermektedir.

            Gerçeklik terapisi, bireylerin yaşamlarını daha etkili bir şekilde kontrol etmelerine yardım eder. Kuramın temel amacı, bireyin kendi davranışını sorumluluğunu yüklenmesidir. Gerçeklik terapisi, kontrol kuramı olarak diğer davranışçı ve psikanalitik kuramlardan ayrılır. Bu kuramlara göre insan davranışı, dış dünyadaki olaylara bir tepkidir. Gerçeklik terapisi buna tamamıyla karşı çıkar. Gerçeklik terapisine göre, yaptıklarımız, düşündüklerimiz, hissettiklerimiz dışsal olaylara tepki değildir. Bütün davranışlarımız temel ihtiyaçların doyurulmasına yöneliktir. Bütün davranışlar birey tarafından seçilir.

      Bilişsel analitik terapide, Bilişsel davranışçı yaklaşım ve Psikanalizin bazı kavramları birlikte uygulanır. “Bilişi” duygu dahil, yüksek bilişsel işlevlerle geniş anlamda yorumlar. Fakat hiçbir şekilde bilinç dışı süreçleri dışlamaz. Davranışçı ve bilişsel kuramlar alt boyutlar olarak genel kurama dahil edilir. Psikanalitik kavramlar Bilişsel analitik modelin merkezine alınmış fakat bu kavramlar radikal bir  şekilde tekrar tanımlanmıştır. Böylece Psikanalizin biyolojik bazı boyutları çıkarılarak bireyin sosyal ve bilişsel işlevleri dikkate alınır ve bu modelin diğer kuramlara göre daha etkili olması hedeflenir. Bilişsel analitik terapi, hem bireyin geçmiş çocukluk yaşantılarına hem de şu andaki yaşantılarına odaklanır. Terapi sürecinde danışana yeni anlayış, yeni deneyim, ve yeni davranış kazandırılması hedeflenir.

            Buraya kadar aralarındaki ilişkiler açıklanmaya çalışılan klasik kuramlar daha çok ruhsal hastalıkları tedavi etmeye yönelmiş negatif duygulanımla ilgilenmiştir. Pozitif psikoterapi, insanın güçlü yönlerinin ruhsal hastalıklara karşı koruyucu kalkan görevi gördüğünü öne sürer. Sadece kötü olanlar tamir edilmekle kalmamalı, bireyin yaşam kalitesini yükseltmeye de odaklanılmalıdır. Pozitif terapi uygulamasında üç aşamadan birincisi değerlendirmedir. Müdahale aşamasında belirlenen bireysel güçlerin inşa edilmesi sağlanır. Bireyin yaşam boyu gelişimi dikkate alınır.

            Klasik kuramlar sadece negatif duygulanımla ilgilenirken, pozitif psikoterapi sadece pozitif duygulanımla ilgilenmektedir. Eklektik yaklaşım, negatifi azaltırken pozitif duygulanımı arttırmaya odaklanır. Ego güçlendirildikten sonra negatif duygular üzerine odaklanır.

            Psikolojik danışmada, hangi kuram temel alınarak danışmanın yürütüleceğine danışanın problemi tanımlandıktan sonra karar verilmesi daha uygundur. Danışanın bireysel özelliklerine ve probleme göre danışma sürecinde kullanılacak terapi teknikleri belirlenebilir. Örneğin, “sınav kaysı” ile gelen bir öğrenciye bilişsel-davranışçı terapi yöntemleri daha uygun olabilir. Bunun yanında sosyal-fobisi olan bir yetişkin danışana Bilişsel-analitik yaklaşımın teknikleri daha etkili olabilir.

            Sonuç olarak, danışma sürecinde danışanın problemine göre eklektik yaklaşım kullanılabilir ancak bu nokta da danışmanın kuramsal uygulamalardaki yeterlik düzeyi de dikkate alınmalıdır. Psikolojik danışman ya da terapist kuramsal uygulamalar konusunda yeterli eğitimi almamışsa eklektik yaklaşımı kullanmaya çalışmamalıdır.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :