- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Parkinson Hastalığı

Parkinson Hastalığı sitemize 24 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 1 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

PARKİNSON HASTALIĞI

         Parkinson hastalığı ilk kez 1817 yılında İngiliz hekim James Parkinson tarafından, “shaking palsy” (titrek felç) adıyla tanımlanmıştır. Bu hekimin adıyla anılan ve bugünkü anlamıyla felç özelliği taşımayan hastalık, tanınması gereken önemli hastalıklardandır.

Parkinson hastalığı, üst beyin sapı bölgesinde yer alan substansiya nigra hücrelerinin azalmasından ileri gelir. Bu hücreler “dopamin” denilen bir madde yapar, depolar ve bunu kimyasal iletici olarak beynin derinliğindeki “striyatum” denilen yapının sinir hücreleriyle kurulan bağlantıda kullanır. Substansiya nigra hücreleri hasara uğrarsa dopamin yapıp depolayamazlar ve sonuç olarak striyatumda dopamin eksilir. Bu hücre hasarı % 80 gibi ciddi boyutta olduğunda parkinson belirtileri ortaya çıkmaya başlar.

Bu hücrelerin hasara uğramalarının nedeni bugün için hala bilinmemektedir. Bunun rasgele bir durum olmadığı ve damar sertliği, zayıf kan dolaşımı, iltihabi ya da mikrobik kökenli değişikliklerden ileri gelmediği açıkça bellidir. Henüz keşfedilmemiş bazı maddelerin eksikliğinin ya da bilinmeyen bir toksinin bu hücre hasarından sorumlu olabileceği ileri sürülmüştür. 1982 yılında Kaliforniya’da sentetik eroin kullanan gençlerde Parkinson hastalığı belirtilerinin ortaya çıktığı gözlendikten sonra eroindeki zararlı maddenin “1-metil, 4-fenil, 1,2,3,6-tetrahidropiridin (MPTP)” yapısında olduğu ve bunun beyinde dopamin hücrelerini öldürdüğü kesin olarak anlaşılmıştır. Bu gözleme dayanarak kimyasal yapısı MPTP’ye benzeyen bazı maddelerin çevrede ya da bazı gıdalarda bulunabileceği ve hastalıktan sorumlu olabileceği görüşü doğmuştur. Konuyla ilgili yoğun araştırmaların sürdürülmesine karşın, bugün için kesin kanıtlar henüz yoktur.

Nadir de olsa ailevi Parkinson hastalığı tanımlanmıştır. Moleküler genetik alanındaki yeni gelişmeler sonucunda, Parkinson hastalığına yol açan, başta baskın özellikte kalıtsal geçiş gösteren “sinüklein” genindeki mütasyon olmak üzere, baskın ya da çekinik (yani her nesilde görülmeyen) özellikte kalıtsal geçiş gösteren bugün için 11 tane birbirinden farklı “parkin” geninde mutasyon (kalıtsal bilgide değişiklik) saptanmıştır. Kalıtsal özellikteki Parkinson hastalığı daha çok genç yaşlarda başlar ve tüm Parkinson hastalarının yaklaşık % 5’ini oluşturur.

Hastalık 40-75 yaşları arasında, sıklıkla da 60 yaşın üzerinde başlar. Tüm Parkinson hastalarının sadece % 5 ila 10’unda hastalık başlangıç yaşı 20 ila 40 yaşları arasındadır. Hastalık genellikle sinsi başlar ve belirtileri yıllar içinde, son derece yavaş ama giderek artan biçimde ilerler. Hastaların çoğunda belirtiler tek bir beden yarısında ortaya çıkma eğilimindedir, ancak zamanla karşı beden yarısında da kendini gösterir. Hastalığın ilerleme hızı ile belirtilerin türü ve şiddeti hastadan hastaya değişiklik gösterecek şekilde farklıdır.

Beyindeki dopamin üretiminin kaybı Parkinson hastalığının ilk belirtilerini oluşturur. Parkinson hastalığının temel belirtileri:

  • Titreme (tremor)
  • Hareketlerde yavaşlama (slowness of movement)
  • Kas sertliği (rigidity)
  • Dengede güçlük (difficulty with balance)

Bunların yanısıra hastalığın diğer belirtileri:

  • Küçük, bitişik el yazısı (small, cramped handwriting)
  • Tutulmuş, sert yüz ifadesi (stiff facial expression)
  • Ayak sürüyerek yürüme (shuffling walk)
  • Boğuk konuşma (muffled speech)
  • Depresyon (depression)

Parkinson hastalığında tanı koyma süreci zor olabilmektedir. Parkinson hastalığının varlığını tespit etmek için X-ray ya da kan testi bulunmamaktadır. Hekim tanıya muayene sonucu ulaşabilmektedir. Kan testleri ve beyin taramaları Parkinson hastalığına benzer semptomlara sahip durumları çıkarmak için yapılabilmektedirler. Parkinson hastalığından şüphelenen kişilerin bu hastalıkta uzmanlaşmış bir nörologa gitmeleri uygun olacaktır.

Parkinson hastalığının semptomlarının etkisini hafifletmeye yardımcı olacak etkili ilaçlar bulunmaktadır. Çoğu semptom dopamin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Buna bağlı olarak da çoğu ilaç dopamin eksikliğinin yerine ya da onu telafi amaçlı olarak kullanılmaktadır. Hastalık gelişimini yavaşlatmak üzere birkaç yeni ilaç üzerinde çalışılmaktadır. İlaçların yanısıra semptomların etkisini hafifletmek için cerrahi uygulamalar da söz konusudur. Ancak iyileştirme söz konusu değildir.

Parkinson hastalığı  Alzheimer hastalığından sonra en yaygın “neurodegenerative” hastalıktır ve Parkinson hastalığı kronik ve ilerleyen bir hastalıktır. Hastalığın ilk dönemlerinde genellikle vücudun bir tarafında görünen semptomlar çok ağır olmamakla birlikte ilaç tedavisi gerektirmez. Titreme, Parkinson hastalığının en temel ve en görünen semptomlarındandır; ancak bu durum hastaları oldukça sıkıntıya sokabilmektedir. Hastalar durumdan etkilenen ellerini saklamaya çalışırlar. Titremenin yarattığı psikolojik sıkıntı durumu fiziksel kısıtlamadan daha etkin olabilmektedir. Zamanla semptomlar daha kötüleşebilmektedir. Örneğin titreme olayı yiyecekleri keserken veya bir alet tutma durumunda oldukça zorluk yaratabilecek hale gelebilmektedir. Hareketlerdeki yavaşlık hastanın giyinme, tıraş olma vs. gibi rutinlerini engelleyebilmektedir. Dengede yaşanan problemler sık düşüşlere neden olabilmektedir. Hastalığın ilerlemesi genellikle aşamalıdır ve ilerlemenin derecesi hastadan hastaya değişiklik gösterebilmektedir.

 

 

 

 

Tartışma konusu

 

Parkinson hastalığında sigara veya kahvenin koruyucu etkisi var mıdır?

Bu konuya ilişkin olarak, geçtiğimiz yıllarda, sigara içen kişilerin Parkinson hastalığına yakalanma risklerinin, içmeyenlere göre daha düşük olduğuna dair yayınlar dikkat çekmekteydi. Sigarada bulunan nikotinin, beyinde eksilmiş olan dopamin düzeylerini arttırdığı, dolayısıyla olumlu etki gösterdiği ileri sürülüyordu. Ancak daha sonraki yıllarda yapılan ve çok sayıda Parkinson hastasını kapsayan bilimsel araştırmalarda evvelce sanılanın tersine, sigaranın Parkinson hastalığından koruyucu bir etkisi olduğuna dair bir sonuç elde edilememiştir. Bunun tam tersine sigara kullanmanın sağlık için son derecede zararlı olduğu, örneğin akciğer kanseri, kalp ve beyin damarlarını tıkayarak bir çok ölümcül hastalığa yol açtığı artık kesin olarak bilinmekte olup, hiçbir şekilde önerilmemektedir.

Yakın yıllarda kahvenin bu hastalığın gelişmesine karşı koruyucu bir etkisinin olabileceğine dair veriler elde edilmekle birlikte, henüz bu konuda yeterli kanıtların olmadığı ve daha kapsamlı çalışmaların gerekliliği vurgulanmaktadır.

MAKALELER

Makale 1

Parkinson hastalığında bilişsel hasar (Cognitive impairment in Parkinson’s disease)

International review of Psychiatry (2000) 12, 281-289

R.H.S. Mindham & T.A. Hughes

High Royds Hospital, Menston, Ilkley, UK

Parkinson hastalığının temel özelliği, düzensiz hareketlerin bulunduğu bir durum olarak görülse de, bu makale Parkinson hastalarının önemli oranının bilişsel hasar gösterdiklerinin bir kanıtıdır. Bazı denekler bu durumdan oldukça etkilenmiştir ki; onların bilişsel açıdan yaşadıkları hasar dementia kriterlerini karşılayacak şekildedir. Çalışma aynı zamanda bir çok yöntemsel sorunlar da taşımaktadır. Bu problemler hasarın doğası, kökeni ve nöropatolojisiyle birlikte incelenmektedir. Parkinson hastalığı bu çalışmada yer almaktadır; çünkü beyin fonksiyonlarının incelenmesinde Parkinson hastalığı bir model özelliği taşımaktadır. Parkinson hastalığında dementia olayı; neurodegenerative (nöron dejenerasyonu) hastalıklarının doğasını daha geniş çapta, yeniden incelenmesini yönlendiren etmenlerden biridir. Parkinson hastalığında bilişsel hasar, klinik yönetiminde ve hayatta kalma konusunda önemli şekilde anlam taşımaktadır.

Parkinson hastalarının bilişsel hasara uğradıklarının bilinmesi 2 temel nedenle dikkat çekmektedir:

  • Hastalıktan kaynaklanan güçlüklerin idaresiyle ilgili olarak bilişsel hasarın önemi
  • Parkinson’da bilişsel hasar çalışması merkezi sinir sisteminde bilişsel hasar hastalıklarında ve diğer beyin işlevlerinde bilişsel hasarın kökenine ilişkin kavrama sağlamaktadır.

 

Parkinson hastalığında dementia vakaları yaklaşık yüz yıldır rapor edilmektedir. Bu raporlarda Parkinson hastalığı ve dementia arasındaki ilişkiyi ayırt etmek sıklıkla imkansız olabilmektedir. Bu problem devam etmekte ve ilişkinin doğasının kurulmasını araştırma birçok yöntemsel sorun taşımaktadır.

Parkinson hastalığında dementia konusunda birçok kontrolsüz, cross-sectional ya da yaygın (prevalence) çalışmalar bulunmaktadır. Pollock & Hornabrook (1966) tarafından gerçekleştirilen – New Zealand- önemli klasik bir çalışma bulunmaktadır. Yazarlar City of Wellington’da bulunan her Parkinson hastasını tanımlamaya çalışmışlardır. Yazarların her biri tarafından yapılan tetkikler sonucunda tanı koyuldu ve post-encephalitic, arteriosclerotic ya da idiyopatik parkinsonizm olarak sınıflandırıldılar. Bu durum %20 nin mental kötüleşme yaşadığı şeklinde değerlendirilmiştir.

Cross-sectional çalışmalar dementia sıklığının değerlendirilmesinde büyük ölçüde dezavantajlara sahiptir. Kontrol grubuyla karşılaştırma bu tip bir çalışmayla verilen bilgileri geliştirebilir; ancak seçimin nasıl uygun şekilde yapılacağı ve kontrol grubunun uygunluğu gibi konularda bazı kuşkular taşımaktadır. Boyd (1991) tarafından -The Leeds study of dementia İn Parkinson’s Disease araştırmasının ilk evresi- bir cross-sectional çalışması gerçekleştirilmiştir. Kavrama, motor fonksiyon, sakatlık, ruhsal durum konularını kapsayan bir dizi test uygulanan 47 Parkinson hastasının performansıyla yaş, cinsiyet ve pre-morbid zeka açısından hastalarla uygun şekilde 47 sağlıklı kontrol grubunun performansı karşılaştırılmıştır. Deney grubunun %6 sında dementia olgusuna rastlanırken, deney grubunda hiç bulunmamaktadır.

Follow-up çalışmalar önemli ölçüde avantaj sağlayabilmektedir. Parkinson hastalığının tanısının denetimini sağlar, bilişsel işlevlerin tekrarlanan değerlendirmesi kötüye gidişin tanımlanmasında hataların engellenmesine yardımcı olur, hasar (impairment) örneklerinin gelişimi çalışılabilir, ölümle deneklerin kaybından dementianın düşük oranda tahminini engeller.

The Leeds study of dementia İn Parkinson’s Disease

Araştırma Parkinson hastalığında dementianın incelenmesinde muhtemel ve kontrollü bir çalışmadır. Araştırmanın amacı Parkinson hastalığı ile dementia arsındaki ilişkiyi incelemektir. Denekler ayrı bir uygulamada ardarda gelen vakalardan seçilmişler; diğer vakalar eklenmiştir ki bu durum bir başlangıç “cohort” nun gereksinimlerini yerine getirmede başarısız olmuştur. 1985’ten bu çalışmayı yapan kişiler Parkinson hastası 90 denek ve 50 kontrol deneği ile çalışmasını yürütmektedir. Parkinson tanısı UK Parkinson’s Disease Society Brain Bank kriterine göre konulmuştur. Kontroller yaş, cinsiyet, pre-morbid (morbid=anormal) zekayla ilgili olarak uygulanmıştır. Deneklerin hiçbirinde fiziksel hastalık bulunmamaktadır. Entelektüel işlevler, pre-morbid zeka, sakatlık (disability) ve ciddi nörolojik semptomlar ve ruhsal durumla ilgili olarak bir dizi testin kullanımı 9 ay aralığında değerlendirilmiştir. Dementianın teşhisi DSM-III-R kriterine göre dikkatle yapılmış ve sonuçlar survival analizlerle yapılmıştır.

Gözlem yıllarında, Parkinson hastalığı grubunda dementianın olayı 1000 kişide 46.9 vaka olarak belirtilebilir. Çalışmaya girişte yaş, Parkinson hastalığının ilk evresinde yaş, Parkinson hastalığının devam süresi ve Parkinson hastalığının ciddiyeti dementia riskiyle pozitif yönde ilişkilidir. Parkinson hastalarının grubunda dementianın oranı kontrol grubuna göre bir hayli yüksektir.

Bu durum, Parkinson hastalarının genel populasyon üyelerine göre dementia olayına sahip olmalarının daha olası olduğuna kesin kanıt niteliği taşıyabilmektedir.

Makale 2

 

Parkinson hastalığının riski sigara içme, alkol tüketimi ve kafein alımıyla ilgili (Parkinson’s disease risks associated with cigarrette smoking, alcohol consumption, and caffeine intake)

 

American Journal Epidemiology, Vol. 155, No.8, 2002

Harvey Checkoway, Karen Powers, Terri Smith-Weller, Gary M. Franklin, W.T. Longstreth, Jr., and Philiph D. Swanson

         Sigara kullanan kişiler sigaranın hastalık riskini azalttığı gerekçesiyle otuz yıldır sürekli olarak incelenmektedir. Son zamanlardaki çalışmalarda sigaranın yanısıra kafein alımının da aynı şekilde koruyucu nitelik taşıdığı belirtilmektedir. 1992-2000 yıllarında (western Washington State) yönetilen vaka-kontrol (case-control) çalışmasında, Parkinson hastalığının sigara kullanımı, kafein alımı ve alkol tüketimiyle ilişkisiyle ilgili olarak bulgular sunulmuştur.

         Parkinson hastalığı vakaları (n=210)

         Kontrol grubu (n=347)

Yaş ve cins bakımından gruplar uygun şekildedir. Denekler Group Health Cooperative üyelerinden saptanmıştır. Verilerin ortaya çıkarma in-person anketleriyle sağlanmıştır. Hiç sigara kullanmama Parkinson hastalığının azalan riskiyle ilişkilidir (olasılık= 0.5, %95 güven aralığı: 0.4, 0.8). Daha güçlü ölçüde ilişki şimdiki kullananlarda (olasılık=  0.3, %95 güven aralığı: 0.1, 0.7) eskiden kullananlara göre (olasılık= 0.6, %95 güven aralığı: 0.4, 0.9) bulunmaktadır. Kahve tüketimi, toplam kafein alımı ya da alkol tüketimiyle ilgili olarak hiçbir ilişki bulunamamıştır. Bunun yanısıra, günde iki fincan yada daha fazla çay tüketiminde azalan risk gözlenmiştir (olasılık= 0.4, %95 güven aralığı:0.2, 0.9) ve günde iki yada daha fazla kola içimi (olasılık= 0.6, %95 güven aralığı: 0.3, 1.4). Çay ve kola içimleri sigara ve kahve tüketimiyle karıştırılmamıştır.

Parkinson hastalığıyla sigara içme arasındaki ters ilişki geçen otuz yıldan beri sürekli olarak gözlenmektedir. Dünya çapında birçok case-control çalışmaları sigara içmenin Parkinson hastalığı riskini azaltıcı bir nitelik taşıdığını göstermektedir. Sigara içiminin bileşenleri beyinde tip B monoamine oxidase ( MOA-B)ın enzim aktivitesini düşürmesiyle nöron korunmasını gerçekleştirme gücüne sahip olabilmektedir. MAO-B dopamin katabolize (catabolizes) eder.

Sigara kullanımının Parkinson hastalığı üzerindeki görünen koruyucu etkisi çalışmada gözlenmiştir. Çalışma, literatürde önceden rapor edilenlerle aynı önemi taşımaktadır. Şimdiki sigara kullanan kişilerde göze çarpan şekilde azalan risk (olasılık= 0.3) New York’ta ve Michigan’da yapılan case-control çalışmalarından elde edilen bulguları doğrulamaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Makale 3

 

Parkinson hastalığında Anxiety hastalıkları (Anxiety disorders in Parkinson’s disease)

International Review of Psychiatry (2000) 12, 307-318

Laura Marsh

Johns Hopkins University School of Medicine, Baltimore, Maryland, USA

Klinik açısından önemli olan anxiety sendromları Parkinson hastalığında yaygın problemlerdendir. Parkinson hastalarının % 40 ından fazlasında yaygındır. İlgi geneli Parkinson hastalığı ile anxiety hastalıkları arasındaki ilişkiye odaklandırılmasına rağmen, diğer taraftan bakımla ilgili konularda da büyük ölçüde katkı sağlamaktadır. Bazı hastalarda, anxiety sendromu baskın bir problemdir- işlevsel olmayan motorla ilgili hasarın altında ya da üstünde-. Makale Parkinson hastalığında anxiety hastalıkları esas olarak nöron dejenerasyonu (neurodegenerative) süreçlerinin temelinde yatanlarla ilgilidir. Anxiety sendromları tek başına gerçekleşirken; anxiety sendromları ve belirtileri, Parkinson hastalığı depresif sendromlar ilişkisi, Parkinson hastalığı motor phenomena, antiparkinsonian ilaçlarının etkisi üst üste binmektedir.

Bu makalenin öncelikli amacı; Parkinson hastalığında farklı anxiety sendromlarının klinik özelliklerinin bir daha gözden geçirmektir. Bunun yanısıra motor, biliş ve etkili (affective) anormalliklerin arasındaki karşılıklı etkileşimindeki potansiyeli tanımlamak ve Parkinson hastalığında anxiety hastalıklarının ileri sürülen mekanizmalarını ve ilişkili tedavi yollarını tartışmaktır.

 

 

 

Makale 4

 

Monoamine oxidase-A gene polymorphism in Parkinson’s Disease

Journal of Neurological Sciences [Turkish] 20:#20;98-104, 2003

Serhan Sevim, Okan Doğu, M. Emin Erdal, Mahmut Özkaya, Hakan Kaleağası, Mihriban Aral, Handan Çamdeviren, Ebru Derici

Departments of Neurology, Medical Biology and Genetics, and Biostatistics, Faculty of Medicine, Mersin University, Mersin, Turkey

Katekolamin alımı ve metabolizmasındaki varyasyonların dopaminerjik nöronların nörobiyolojisindeki rolü nedeniyle Parkinson hastalığı için bir genetik yatkınlık faktörü olarak önerilmiştir. Bu çalışmada MAO-A gen polimorfizmi ile PH arasındakiilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Yetmiş altı PH olgusu ve 76 sağlıklı kontrol bireyinden elde edilen sonuçlar MAO-A polimorfizmi ile PH arasında anlamlı bir ilişki göstermemiştir. Bu bulgu MAO-A polimorfizminin Türk toplumunda PH ına yatkınlıkta temel bir rolü olmadığını göstermektedir.

Anahtar sözcükler: MAO-A geni, Parkinson hastalığı

Parkinson hastalığı 65 yaş üzerinde sıklığı %2 civarında olan bir nörodejeneratif hastalıktır. Ana bulguları dinlenme esnasında titreme, kas sertliği ve hareketlerde yavaşlıktır.

Parkinson hastalığının etyolojisi halen bilinmemekle birlikte genetik faktörlerin rolü giderek önem kazanmaktadır. Genetik faktörlerin yanında çevresel faktörlerin de rolü olabileceği iddia edilmektedir. İntravenöz yoldan madde kullananlarda Methyl-4-phenyl-1,2,3,6- tetrahydopyridine (MPTP) bağlý  Parkinsonizm tablosu görülebilmesi PH’nýn etyolojisinde çevresel faktörlerin rolüne ilişkin hipotezleri güçlendirmiştir. Parkinson hastalığının etyolojisinde çevresel faktörlerin rolüne ilişkin birçok epidemiyolojik çalışma yapılmıştır ancak bugüne kadar spesifik bir etken bulunamamıştır.

Son yıllarda genetik ve çevresel faktörler arasındaki etkileşimlere olan ilgi nedeniyle birçok farklı gen polimorfizmi ile ilişkisi olan çalışmaları yürütülmektedir. Katekolamin metabolizmasındaki varyasyonların dopaminerjik nöronların nörobiyolojisindeki rolleri nedeniyle Parkinson hastalığı için bir genetik yatkınlık faktörü olabileceği düşünülmüştür.

Çalışmaya akraba olmayan 76 Parkinson hastası olgusu (45 erkek, 31 kadın) ve 76 (49 erkek, 27 kadın) sağlıklı gönüllü birey dahil edilmiştir. Parkinson hastalığı tanısında 4 ana bulgudan (hareketlerde yavaşlama-bradikinezi-, titreme -dinlenme tremoru-, kas sertliği –rijidite- ve postural dengesizlik) en az üçünün bulunması şartı aranmıştır.

Bu çalışmanın gücü çalışmaya katılan tüm hastaların hareket bozuklukları konusunda deneyimli iki nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilerek, standart tanısal kriterlere göre tanılandırılmış olmasıdır. İkinci önemli nokta ise laboratuar çalışması tamamıyla bireylerin hasta/kontrol durumuna kör olarak gerçekleştirilerek potansiyel yanlılığın dışlanmış olmasıdır. Çalışmanın bir zayıflığı ise hasta ve kontrol grubunun göreli olarak küçük olmasıdır.

Sonuç olarak Türk toplumunda ilk olarak gerçekleştirilen bu çalışmanın sonuçları MAO-A geni promoter bölgesi VNTR polimorfizmi ile Parkinson hastalığına yatkınlık arasında bir ilişki gösterememiştir.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :