- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Otizm Nedir?

Otizm Nedir? sitemize 18 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 1 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

                               OTİZM NEDİR?

Otizm yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan, etkilediği kişilerin sosyal, duygusal ve iletişim becerisinde ciddi bozukluklar meydana getiren karmaşık bir gelişim bozukluğudur. Otizm bir hastalık değil, gelişimsel bir sendrom olarak tanımlanır.( Korkmaz, 2000, s. 21)

Otizm, Leo Kanner (1943) tarafından yaşam boyu süren, sosyalleşme, dil, iletişim ve diğer birçok etkinlik alanını etkileyen bir sendrom olarak tanımlanmıştır. Otizm, duygusal ve sosyal ilişkilerde kısıtlılık, dilin gelişiminde gecikme ve tekrarlayıcı garip davranışlarla karakterize olan bir bozukluk olarak da tanımlanabilir.(Fazıloğlu-Özlü 2004, Dışlıklı 2007)

Otizm; en kısa tanımıyla bireyin çevresi ile ilişki ve iletişim kurmasını engelleyen gelişimsel bir yetersizliktir. Türkçede ‘’kendi’’ anlamına gelen ‘’autos’’ sözcüğünden türemiş olan ‘’ otizm’’, bu çocukların başkalarıyla ilişki kurmaktansa, kendi yarattıkları dünyada yaşama eğilimlerine işaret etmektedir.(Atasoy 2002).

Otizm, sosyal ilişki kurma güçlükleri; sözel ve sözel olamayan iletişim, oyun etkinliğinde bozukluk, sınırlı ve yineleyici davranış ve ilgilerle kendini gösteren erken çocukluk dönemi hastalığıdır.(Frith 1997, Özsan 2004).

Çocuklarda otizm, beyin sistemindeki fizyolojik fonksiyonların, kimyasal dengenin bozulmasıyla, 3 yaşından önce ortaya çıkan yaygın gelişimsel bir bozukluktur. (www.autismspeaks.org ,Erişim: 18 Şubat 2007)

 

OTİZM NE DEĞİLDİR?….

  • Duygusal yoksunluk veya emosyonel stres sonucu değildir.
  • Sosyal temastan kaçınmak için inatçı bir arzu değildir.
  • Anne- babanın reddinden veya soğuk ebeveynlikten kaynaklanmaz.
  • Bir ruhsal bozukluk (akıl hastalığı )değildir.
  • Herhangi bir sınıfa özgü değildir.
  • Bazı dar alanlarda özel yetenekleri olmasına karşın, otistiklerin zekâları yanlış anlaşılmaktadır.
  • Tedavi edilemez(ama iyileşme gözlenir).(Wing, Laura 1987)

 

OTİZMİN TARİHÇESİ

  1. yüzyıldan bu yana benzer özellikler gösteren çocuklar dikkat çekseler de ilk kez 1943 yılında Leo Kanner otizm terimini bir erken çocukluk dönemi hastalığı olarak tıp literatürüne kazandırmıştır. Kanner ‘’Autistic Disturbances of Affective Contact’’ adlı makalesinde sosyal ve sözel iletişim alanlarında zorluk çeken, stereotipik hareketler gösteren, değişikliğe direnci ve dışarıdan bakıldığında kendi dünyasındaymış izlenimi veren 11 çocuk tanımlamıştır. Kanner çocukların davranışlarını ayrıntılarıyla betimledi ve özellikle öteki insanlarla duygusal temasta derin eksiklik ve kendi seçtikleri, genellikle tuhaf ve yineleyici düzenlerin aynı kalmasında ısrarcılık hareketlerinin otizm tanısı

İçin yeterli olduğunu ileri sürmüştür. XX. yüzyılın ilk on yılında Kanner da dâhil olmak üzere pek çok insan otizmin fiziksel değil, duygusal bir bozukluk olduğuna ve bütün sorunların kökeninde anne babaların çocuklarını yetiştirme tarzlarının olduğuna inanıyorlardı. Bunun etkisi çok yıkıcı oldu anne babaların davranışlarını anlayamadıkları bir çocuğa sahip olmaktan duydukları üzüntüyü daha da şiddetlendirdi, suçluluk duymalarına yol açtı ve çocuklarına yardım etme yeteneğine olan güvenlerine zarar verdi.

(Wing, 1997 s.2 )

Kanner’ın yaptığı otizm terimi Çocuk Psikiyatrisi literatüründe karışıklığa yol açmış, otizm çocukluk şizofrenisi ve diğer çocukluk psikozları ile aynı kategori içerisinde ele alınmıştır. 1960 ve 1970 yıllarında özellikle Rutter tarafından yapılan çalışmalarla literatürdeki bu karmaşalar giderilmiş erken çocukluk otizmi ayrı bir kategori olarak DSM ve ICD çok eksenli tanı sisteminde yerini almıştır.

Dr. Lorna Wing ve Dr. Judith Gould çoğunluğu mental reterde çocuklarda sosyal ilişki kurma, iletişim ve oyun oynama alanlarında belirgin belirsizlikler görmüşler ve Yaygın Gelişimsel Bozukluklar( Pervasive Developmental Disorders) kavramını ortaya atmışlardır. Bu kavram sosyal iletişim ve etkileşim alanlarında ömür boyu süren niteliksel bozukluğu tarif etmek için seçilmiştir. Yaygın gelişimsel bozukluklar şemsiye bir ana kategorisi olup temelde birbirine benzer gibi gözüken ancak klinik görünümleri açısından birbirinden bozuklukları kapsamı içerine almaktadır. DSM-IV sınıflama sisteminde otistik bozukluk ( APA- Amerikan Psikiyatri Birliği 1994), ICD–10 sisteminde ise çocukluk otizmi ( WHO- Dünya Sağlık Örgütü 1992) bir alt grup olarak bu kapsam içerisinde yer almıştır. DSM -IV sisteminde yaygın gelişimsel bozukluklar ana kategorisi içerisinde bulunan diğer bazı alt gruplar için güvenilirlik ve geçerlilik açısından tartışmalar devam etmekte (Szatmari 2000), TGB kavramı yerini yavaş yavaş ‘’ Otistik Spektrum Bozuklukları (ASD)’’ kavramına bırakmaktadır. (Wing 1997, Baird ve ark. 2003)

OTİZMİN NEDENLERİ

Otizme kesin olarak neyin sebep olduğu hala yanıt arayan bir sorudur. Çünkü otistik davranışları tek bir nedene bağlamak mümkün değildir. Marie Bristol, 1996 yılında Ulusal Sağlık Enstitüsü’ndeki konferans konuşmasında ‘’ Otizmin sebepleri nelerdir?’’ sorusuna şöyle cevap vermiştir:

‘’Bunu bilmiyoruz. Fakat otizmin anne babaların yaptıkları kötü şeylerden dolayı ortaya çıkmadığını da biliyoruz. Bazı fikirlerimiz var; bunlardan biride otizmin genetik olarak geçebildiğidir. Ayrıca otizmin sinir sistemi fonksiyon ve yapısında oluşan birtakım bozukluklardan da ortaya çıkmaktadır.’’(Cohen, 1998, s:18)

Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda doğum anında yaşanan sorunlarla otizm arasında anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Ancak ağır oksijensizlik ve kan akımının kesilmesi durumunda beyinde açığa çıkan hasarın, otizmle ilgili bölmeleri de bozmasıyla otizm ortaya çıkabilir. Bugün geçerli olan görüş, otizmde doğuştan genetik olarak yatkınlığı bulunan çocukların doğum sırasında sorun yaşama olasılıklarının daha yüksek olduğu ve bu sorunlarında onlar üzerinde daha kalıcı bir etki bıraktığı şeklindedir.

Genetiğin otizmin nedenleri arasında önemli bir yeri vardır. Kardeş ve ikiz çalışmaları bunu doğrulamaktadır. Otistik bir çocuğun kardeşinde otizm görülme olasılığı genel popülasyona oranla 50–100 kat daha fazladır. Tek yumurta ikizlerinde her ikisinin birden otistik olma oranı çift yumurta ikizlerine göre daha fazladır. Bütün bunlar genetiğin etkisini bize gösteriyor. Fakat sadece genetiğin tek neden olmadığı noktasına da ulaştırıyor. Sadece genetik etkisi olsaydı tek yumurta ikizlerinde her iki bebeğinde her zaman otistik olması gerekirdi. Yapılan araştırmalar bir tek gen değil birden çok genin etkileşimi sonucu hastalık yapıcı etki oluştuğunu ortaya koymuştur.

Otistik bireylerde beyin hücreleri farklı çalışmaktadır. Hücreler arasında mesaj taşıyan kimyasal ileticilerde eksiklik veya fazlalık olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, anne karnında geçirilen kızamıkçık virüsünün, pek çok organ anormalliğinin yanı sıra ağır otizme de yol açtığı bilinir(Korkmaz,2000,s:24).

   

              DOĞUMDAN 54 AYA KADAR OTİZMİN ERKEN İPUÇLARI

             Doğumdan 6. aya kadar

  • Fiziksel görünüşü normaldir.
  • Kolaylıkla huzursuzlanabilir
  • Nesneleri almak için uzanma davranışı gözlenmez.
  • Mırıldanma yada anlamsız ses çıkarma davranışları görülmez.
  • Sosyal anlamda gülmesi azdır.
  • Göz kontağı yoktur yada azdır.
  • Motor gelişimi normal görülür.

6–12 Ay

  • Kucaklama hareketi yapılmaz.
  • Anne babaya karşı ilgisizdir.
  • Basit sosyal oyunları oynamaz (baş-baş gibi).
  • Sözcük kullanımı yoktur.
  • Oyuncak bebeklerle ilgilenmez.
  • Ellerine yada avuç içine bakarak heyecanlanır.
  • Motor gelişimi gecikmiştir.
  • Katı yiyecekleri çiğneyemez.

24–36 Ay

  • Gelişiminde ilerlemeler görülse bile, kişiler arası ilişkileri ve ilgileri sınırlıdır.
  • İnsanları araç olarak kullanır.
  • Göz kontağı sınırlıdır.
  • Nesnelerle ilişkisi yalama yada koklamadır.
  • Kucaklama hareketi yapmaz.
  • Anne babaya karşı ilgisizdir.

48–54 Ay

  • Genellikle konuşmada ekolalik gözlenir.
  • Monoton, fısıltı yada bağırarak konuşma gibi değişik konuşmalar vardır.
  • Günlük rutinin değişmesinden rahatsız olabilir.
  • Göz kontağı halen sınırlıdır.
  • Çevresindeki kişi ve olaylara ilgisi sınırlıdır.
  • Öfke nöbetleri ve saldırganlık davranışları görülür.
  • Kendisine zarar verici davranışları vardır.
  • Kendi kendini uyaran davranışları vardır.

 

 LEO KANNER’E GÖRE OTİZM

                Kanner otistik çocuklarda gördüğü özellikleri ana başlıkları ile şöyle özetlemiştir:

 

‘’Aşırı otistik yalnızlık’’ İnsanlarla iletişimde başarısız olan çocukların yalnız kaldıklarında mutlu oldukları gözlenmiştir. Kanner’ a göre bu sosyallikten uzak olmanın göstergeleri daha çok küçük yaştan başlıyor. Annenin bebeği kucağına almaya çalıştığında tepkisiz kalması, sarılmaması gibi.

 

‘’Düzen bozulma kaygısı’’ Otistik çocuk, rutin ve monoton olayların değişime uğramasından fazlasıyla rahatsız olur. Örneğin değişik bir okul veya yol, mobilyanın yenilenmesi veya yer değiştirmesi krizlere yol açabilir ve çocuk her şey eski haline dönene kadar sakinleştirilemeyebilir.

 

‘’Mükemmel hafıza’’ Kanner’ın gördüğü çocuk, büyük miktarları olamayacak şeyleri aklında tutabiliyordu. Örneğin ansiklopedi sayfalarını ezberlemek gibi. Bu olay öğrenme güçlüklerinin ve zekâ bozukluklarının çizgisi dışındadır.

 

’Rötarlı tekrar’’ Otistik çocuk duyduğu dili tekrarlar, ama asıl ihtiyaçlarını belirtmede başarısız olur. Kendilerine ‘’ sen’’, karşısındakine’’ben’’ diye hitap edebilirler. Bu karşılarındaki konuşmacıları taklit etmelerinden dolayı olur.

 

‘’Uyarıcılara karşı fazla hassas olmak’’ Kanner çoğu gözlemlediği çocuğun belli seslere karşı aşırı reaksiyon gösterdiğini belirtmiştir. Asansör, elektrik süpürgesi ve hatta rüzgar gibi. Bazılarında yeme problemleri de saptanmıştır.

 

‘’İçten gelen aktivitelerin çeşit kısırlığı’’ Çocuğun tekrarlanan hareketleri,  ifade şekli ve ilgilendikleri kısıtlıdır. Buna rağmen Kanner çocukların nesnelerle iyi ilişkiler içerisinde olduğunu sık sık objelerle oynarken ve ya puzzle yaparken gösterdikleri hünerden hissetmiştir.

 

‘’ İyi kavrama potansiyeli’’ Kanner çoğu otistik çocuğun öğrenme güçlüğü çekmesine rağmen olağan üstü hafıza ve bazı durumlardaki hünerin süper bir zekâyı gösterdiğine inanır. Bu zekâ ancak öğretmenleri, uzamanlar veya anne-babası tarafından hissedilebilir. Ayrıntıları hafızada tutma umutlandırıcı olabilir. Kanner otistik çocuklar ‘’ genellikle fiziksel olarak normal gözükür’’ demiştir.

 

‘’ Yüksek zekâlı aileler’’ Kanner çoğu vakada yüksek zekâlı ailelere rastlandığını belirtmiştir. Bununla birlikte bu bir önyargıdır ve Kanner’ın örneği ispatlayıcı olamaz. (Tokuç F,2008, Tez)

      

OTİSTİKLERİN TANI VE TEDAVİSİNİ GECİKTİREN YANLIŞ İNANIŞLAR

 

  • ‘’4–5 yaşına kadar bekleyelim, konuşmazsa doktora gidelim.’’

 

  • ‘’ Bizim ailede konuşma gecikmesi ırsidir. Herkes geç konuşur ancak sonra konuşur.’’

 

  • ‘’Sessizdir ve uysaldır, rahat çocuktur.’’

 

  • ‘’Doktor tam otizm tanısı koymadı, sadece şüphelendi, eğitime başlamayalım.’’

 

  • ‘’Çocuğumuz dahidir, konuşmadan önce okumayı söktü, oyuncaklar ve arkadaşlıklardan ziyade gazeteler ve elektronik eşyalara ilgi duyuyor.’’

 

  • ‘’ Mübarek gecede çocuğumuz ana rahmine düşmüş olabilir, tanrı bizi cezalandırıyor.’’ (Tokuç F, 2008,Tez)

    

              TEDAVİ

  1. İlaç

Otizmin kesin bir tedavisi yoktur. Otizm hemen her zaman hayat boyu süren hastalıktır. Otizmin temel sorunlarına yönelik ilaç tedavisi söz konusu değildir. Ancak otizm yelpazesinde yer alan hastalıklarda görülen pek çok davranış sorunu ilaçlarla hafifletilebilir veya kısmen düzeltilebilir. Bunlar başlıca tuvalet terbiyesi sorunları, noktürnal, enürnal enürezis, agresyon, oto-mütülasyon, hiperaktivite, uyu sorunu, iştah sorunu, kabızlık, alerji ve epilepsidir.

Ayrıca öğrenme ve konuşma sorunlarına yönelik tedavi uygulanabilir. Bazı durumlarda farmakolojik tedavi olarak da bilinen ilaç tedavisi kullanılır. Bunlar dışında ‘’AIT’’( auditory integration therapy), diyet tedavisi gibi birçok alternatif tedavi ortaya çıkmıştır. İlaç tedavisi otizme özgü temel belirtilerde değişikliğe yol açmaz.  Ancak otistik bireylerde sık görülen hiperaktivite, sıkıntı, depresyon, yeme ve uyku sorunları, kendine zarar verici davranış, saldırganlık ve diğer düzen bozucu davranışlarda kullanılır.

2.Alternatif Tedaviler

Otizmde çeşitli duyulara ait işlem bozuklukları oldukça sıktır. Bu bozuklukların erken tanınıp düzeltilmesi otizmin olumlu seyrine neden olabilir. Bunun için değişik teknikler geliştirilmiştir.

Duyusal bütünsellik terapisi: Ayres tarafından geliştirilen bu yöntem duyusal deneyimler ile motor davranış performansı üzerinde durmuştur. Planlı ve kontrollü bir şekilde denge, pozisyon ve hareket duyumlarına yönelik etkinlikler, örneğin sallanma, yoğun basınç uygulaması ve tensel uyarılar kullanılmıştır.

İşitsel bütünsellik terapisi: kontrollü bir şekilde ve bir program dahilinde belli frekanslarda sesler verilmesinin beyinde bazı değişikliğe yol açarak duyusal işlemler, dikkat, koordinasyon ve ince beceriler üzerinde olumlu etki yarattığı varsayılmaktadır. İşitsel uyarılara duyarlılığı olan otistikler üzerinde çok sınırlı olumlu bir etkisi olsa bile şimdiye kadar yapılan çalışmaların kontrol gruplarının olmaması ve küçük sayıdaki deneklerle çalışılmış olması çalışmaların geçerliliğini kuşkuya düşürmektedir.

  1. Eğitsel Tedaviler

Her otistik çocuğun özellikleri, davranış sorunları ve öncelikleri ve eğitsel terapilere çocuğun vereceği yanıt farklıdır. Bu nedenle her çocuğa ne tip bir programın uygulanacağı önceden ayrıntılı değerlendirme yapmayı gerektirir.

  1. A) Dil Eğitimi: Otistik çocukların eğitimi sürecinde dil gelişimi önemli yer taşır. Dil gelişimindeki gecikmeler ve sapmalar otizme özgü değildir, ancak çocuğun gelişiminde belirleyici bir rol olarak otistik bireyin, okul öncesi ve sonrasında, doğruda veya dolaylı toplumsal öğeleri kavramada ve algılamada yetersiz ve eksik kalmasına neden olmaktadır. Ayrıca iletişim becerilerinin iyileşmesi halinde davranış bozuklukları da göreceli olarak azalmaktadır.5 yaşından önce eğitime başlayan otistik çocukların %85 -%90’ında sözel ifadenin tekrar bir iletişim aracı olarak kazanıldığının altı çizilmiştir. Otistik çocukların küçük bir yüzdesinde, sözel ifade kullanımını reddeden çocuklar için alternatif iletişim kurma yöntemleri geliştirilmiştir. Bunlara İngilizcede ‘’augmentative and alternative communication (AAC) systems’’denir. Bunların içinde körler alfabesi, resim değişim sistemi, iletişim kitapları, bilgisayar teknikleri yer alır.
  2. B) Davranış Eğitimi: Otizmle ilgili etkili tedavi programlarının birçoğu ‘’davranışçı ‘’modele dayanmaktadır. Bu modelde belirli bir davranış psikolojik ilkelere dayalı olarak sistematik bir şekilde öğretilir. Bu davranışın deneysel uygulamaları analiz ile yapılır. Davranışçı programlar dil, sosyal oyun ve akademik yetilerin gelişiminin yanı sıra ciddi davranış bozukluklarının da azalmasına sebep olmuştur.

İstenmeyen davranışı değiştirirken öncelikle davranışlar iyi gözlenmelidir ve daha sonra bu davranışın nedeni araştırılmalıdır. Bu davranışların hangi ortamlarda ve ne zaman ortaya çıktığını bilmek çok önemlidir.

  1. Otizmi Kimler Tedavi Eder
  2. Çocuk ve ergen psikiyatristleri otistik bozukluk tanısı koymada ve tedavi planını oluşturmada ve tedaviyi izlemede çocuk psikiyatristleri sorumludur. Otistik bozuklu olan çocuklarda bazı ek tıbbi durumlar (epilepsi, genetik sendromlar) ve ek psikiyatrik bozukluklar( hiperaktivite, hırçınlık, depresyon, uyku sorunları gibi) olabileceğinden gerekli görüldüğünde bu durumlara yönelik tetkik, tedavi ve yönlendirme yaparlar.(Mukaddes, 2005)
  3. Çocuk doktorları (pediatrisiler) Genellikle birçok aile çeşitli nedenlerle çocuk doktoruna başvurduğundan ilk olarak bu çocukları çocuk hekimleri görmektedir. Şüphelenildiğinde çocuk psikiyatristlerine yönlendirilmektedir. (Mukaddes, 2005)
  4. Çocuk nörologları Otistik bozukluklarla ilgilenen çocuk nörologları bu bozukluğun tanı ve tedavisini sürdürmelerinin yanı sıra ayrıca otizme eşlik edebilecek epilepsi durumu ve diğer nörolojik bozuklukların da tanı ve tedavisinden sorumludurlar (Mukaddes, 2005).

d.Psikologlar Tanı konulduktan ve gerekli tetkikler tamamlandıktan sonra çocuğun zekâ düzeyini belirlemede rolleri vardır. Eğer otizmde eğitim verme konusunda bir eğitimden geçmişse özel eğitimde rol alabilir (Mukaddes, 2005).

e.Özel eğitimciler Bu olguda eğitsel programı başlatmada ve yürütmeden sorumlu olan meslek grubudur. Aileyi bu duruma dâhil etmek ve eğitmek, ev ödevi vermek gibi programlarla uygulamanın etkinliğini arttırmaktadır. (Mukaddes, 2005)

  1. Konuşma terapistleri Çocuğun aldığı eğitim programı yanında bir konuşma terapistinden konuşma tedavisi de alması uygun olacaktır. (Mukaddes, 2005)
  2. Hemşireler Her yaşam alanına birebir uyumlu olan hemşirelik görevlileri ortamın değerlendirilmesi, özürlü-aile-hizmet veren kurumdaki bireylerin sağlığının değerlendirilmesi, sağlık hizmeti sunulması ve sağlık hizmeti olarak belirtilmektedir. (Mukaddes, 2005).

             OTİSTİK BOZUKLUK TANI ÖLÇÜTLERİ

DSM-VI’ de otistik bozukluğun tanı ölçütleri şunlardır:

 

  1. En az ikisi (1)’inci maddeden ve birer tanesi (2)ve (3)’üncü maddelerden olmak üzere, (1), (2), ve (3)’üncü maddelerden toplam altı (yâda daha fazla) maddenin bulunması:

 

  1. Aşağıdakilerden en az ikisinin varlığı ile kendini gösteren toplumsal etkileşimde nitel bozulma:

      

       a.Toplumsal etkileşim sağlamak için yapılan el- kol hareketleri, alınan vücut konumu, takınılan yüz ifadesi, göz göze gelme gibi birçok sözel olmayan davranışta belirgin bir bozulmanın olması,

b.Yaşıtlarıyla gelişimsen düzeyine uygun ilişkiler geliştirememe,

c.Diğer insanlarla eğlenme, ilgilerini veya başarılarını paylaşma arayışı içinde olmama,           (örneğin ilgilendiği nesneleri göstermeme)

d.Toplumsal yâda duygusal karşılıklar vermeme;

 

  1. Aşağıdakilerden en az birinin varlığı ile kendini gösteren iletişimde nitel bozulma:

 

       a.Konuşulan dilin gelişiminde gecikmeler olması yâda dilin hiç gelişmemiş olması (el, kol yâda yüz hareketleri gibi diğer iletişim yollarıyla bunun yerini tutma girişimi eşlik etmemektedir).

  1. Konuşması yeterli olan kişilerde, başkalarıyla söyleşiyi başlatma yâda sürdürmede belirgin bir bozukluğun olması, basmakalıp veya yineleyici yâda özel bir dil kullanma, gelişim düzeyine uygun çeşitli, imgesel yâda toplumsal taklitlere dayalı oyunları kendiliğinden oynamama.

 

  1. Aşağıdakilerden en az birinin varlığı ile kendini gösteren davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici örüntülerin olması:

 

  1. ilgilenme düzeyi yâda üzerinde odaklanma açısından olağan dışı, bir yâda birden fazla basmakalıp ve sınırlı ilgi örüntüsü çerçevesinde kapanıp kalma.
  2. Özgül, işlevsel olmayan, alışılageldiği üzere yapılan gündelik işlere yâda törensel davranış biçimlerine hiç esneklik göstermeksizin sıkı sıkıya uyma.
  3. Basmakalıp ve yineleyici motor mannerizmler (örneğin. parmak şıklatma, el çırpma yada burma, karmaşık vücut hareketleri).
  4. Eşyaların parçalarıyla sürekli uğraşıp durma.

 

  1. Aşağıdaki alanlardan en az birinde, 3 yaşından önce gecikmelerin yâda olağan dışı bir işlevliğin olması.

 

1.Toplumsal etkileşim.

2.Toplumsal etkileşimde kullanılan dil.

3.Sembolik yâda imgesel oyun.

 

Davranışsal seviyede tanı koymak büyük bir problemdir çünkü davranışsal özellikler şans eseri bir arada bulunabilirler. Lorna Wing ve Judith Gould’in 1979’da Camberwell ve Güney Londra’da yaptıkları epidemiyolojik araştırmada; 15 yaşının altındaki 35.000 çocuk sosyal, eğitim ve sağlık kurumlarında taranmıştır. Çocuklar ciddi öğrenme güçlüğü ve /veya aşağıdakilerden birini gösteriyorsa bu bozukluklar içinde değerlendirilmiştir:

  • sosyal bozulma
  • Sözel ve sözel olmayan dilde bozulma ve
  • tekrarlayıcı/ stereotipi davranışlar.

Bu tarama sonucunda 2–18 yaş arasında 132 tane özel eğitime devam eden bir grup belirlenmiştir. Tıbbi ve psikolojik testler uygulanan bu çocuklar takibe alınmıştır ve bu grup sosyal davranış yönünden; uygun davranış gösteren 58 çocuk, uygunsuz olarak davranış gösteren 74 çocuk gözlenmiştir. Bu iki grup arasında yaş farkı gözlenmemesine rağmen, erkekler daha sık sosyal olarak sorun koymaktadır.

Araştırıcılar bu gruplara daha ileri analiz yaptıklarında; sosyal iletişim bozukluğu olan gruptaki çocukların tekrarlayıcı stereotipi davranışlar gösterdikleri ortaya çıkmıştır. Hemen hemen hepsinde dilde ve sembolik aktivitelerde yokluk veya anormallik vardır. Bu çalışma da bu belirtilerin birlikte bulunma olasılığının sık olduğunu göstermiştir.

 

                              OTİZMDE DAVRANIŞ SORUNLARI

    Otistik çocuklarda sık karşılaşılan ve günlük yaşamda sorun olabilen durumlar eğitimci açısından büyük önem taşımaktadır. Bu sorunlar gerek çocuğun eğitiminde gerekse uyum yetilerinin gelişiminde engelleyici bir rol oynar. Bunlar arasında aşırı hareketlilik, saldırganlık kendine zarar verici davranışlar, uygunsuz korkular, öfke nöbetleri, aşırı sinirlilik, inatçılık, tekrarlayıcı hareketler, tikler uyku ve yeme sorunları, cinsel taciz, mastürbasyon, banyo ve berber sorunları, eşya, kişi veya eylemlere yönelik takıntılar yer alır.

Hiperaktivite: Birçok otistik çocuk hiperaktif yani aşırı hareketlidir ve dikkati dağınıktır. Özellikle küçük yaşlarda çok belirgin olan aşırı hareketlilik bazı çocuklarda uzun süre sebat eder ve başlıca sorunlardan biri olur. Bazen de sadece belli ortam ve durumlarda aşırı hareketlilik görülür. Zamanla aşırı aktif dönemleri hareketsiz, azalmış aktivite dönemleri izler.

      Temper tantrum: Temper tantrum, öfke nöbetlerine verilen isimdir. Bu, çocuklarda özellikle küçük yaşlarda sık görülebilir. Bir isteğinin yapılmaması, ortamda istemediği bir durumun oluşması veya bir ritüelinin bozulması ile açığa çıkabilir.  Öfke nöbetleri nedensiz ya da çok önemsiz görünen bir olaydan ötürü, örneğin bir saksının yerinin değiştirilmesi veya kitaplıktan alınan bir kitabın yerine geri konmamsı ile açığa çıkabilir. Bazen periyodik olarak her gün aynı saatlerde gelebilir ve ne yapılırsa yapılsın teskin edilmemesi söz konusu olmayabilir. Bazen bir saat kadar uzun sürebilir. Öfke nöbetleri sırasında çocuk kendini yerden yere atabilir, bağırıp çağırabilir, kapıları çarpabilir veya camları kırabilir. Bu nöbetler genellikle yaşla azalır. Kararlı ve akılcı davranışlarla öfke nöbetleri önlenebilir veya sıklığı şiddeti azaltılabilir. Sık öfke nöbetlerinde EEG yaptırılması gerekebilir.

    Agresyon: Bazı otistiklerde Agresyon yani saldırganlık, belirgin bir davranış biçimi olabilir. Bu saldırganlık genellikle aile yakınlarına ve kardeşlere vurma, saç çekme şeklindedir. Sıklıkla, anlaşılabilen belli bir nedeni vardır. Nadiren, saldırganlığın boyutları göz çıkarmaya çalışma, kesici aletlerle saldırma, boğaza sarılma gibi tehlikeli bir hal alabilir. Bunların bir kısmı tekrarlayıcı hareketlerle karışır. Bir kısmı ise yakınlaşma ve ilgilenmenin bozuk ifadeleri olarak gelişebilir. Saldırganlık sebat ederse, mala ve cana yönelik olursa ilaçlı tedavi gerekebilir ve bu tedaviden sonuç alınabilir.

      Oto-mütilasyon: Oto-mütilasyon, kendine zarar verici davranıştır ve genellikle ağır zekâ sorunu olan ve/veya düşük işlevli otistiklerde görülür. Küçük çocuklarda belirgin olan bu belirti zamanla kaybolur veya azalır; sıklıkla geçicidir. Saç çekme, hafifçe başını vurma gibi olanların dışında dilini ve dudağını parçalama ve koparma, parmağını ısırma ve başını sürekli olarak betona çarpma gibi ağır şekilleri vardır. Bazı çocuklarda çok uzun süre sebat eder. Vücut içinde artmış beta endorfin salgısıyla ilgili olduğu düşünülür.

    Stereotipi: tekrarlayıcı hareketlere stereotipi hareketleri adı verilir. Otistik çocuklarda sık görülür. Zekâ düzeyi düşük otistiklerde daha sıktır. Bazı otistiklerde görülmeyebilir. Sağa sola veya öne arkaya doğru sallanma, çevresinde dönme, kanat çırpma, cisimleri çevirme, parmaklarına tuhaf şekiller verme, amaçsız dolanma, dokunma, nesneleri ağza götürme, el çırpma bunlar arasında yer alır. Otistikler bu hareketleri içinde bulundukları koşullardan bağımsız yaparlar ve başkalarının varlığında da bunlardan vazgeçmezler. Bu tip davranışların nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ancak sıkıntının artığı durumlarda artmakta, bazen de neşe ve sevincin ifadesi olarak yorumlanmaktadır. Stereotipik hareketler kendini uyarmaya yönelik olabilir. Bu hareketler içinde parmaklarını gözlerinin önünde hareket ettirme, parmaklarıyla havada birtakım şekiller oluşturma, elin ritmik hareketleriyle yavaşça kulak-el gibi diğer vücut parçalarına vurulmaması, aynı ezgiyi üst üste saatlerce mırıldanma yer alır. Stereotipiler yaşla ve eğitimle azalabilir. Stereotipiler özel eğitimin yapılmasına ve çocuğun gündelik yaşamını düzenli bir şekilde sürdürmesine engel olur.

  Psikiyatrik ek bozukluklar: Otizm başka ruh hastalıklarına yatkınlık sağlar. Yani otizmde eskiden bilinenlerin aksine başka psikiyatrik hastalıklara yakalanma olasılığı sıktır. Depresyon,  mani, obsesif kompulsif nöroz, panik atak sık görülür. Bu sorunlar ergenlik çağı ile birlikte daha belirginleşmektedir.  Seyrek olarak otistiklerde daha sonra şizofreninin geliştiği görülür. Ama otizm ve şizofreni temelde birbirinden farklı hastalıklardır.

  Obsesif-kompulsif belirtiler, ritüeller: Bu tip belirtiler oldukça sıktır. Otistikler bir konu ile aşırı ilgilenebilirler. Bir süre sonra ilgilendikleri eşya, kişi, konu ya da eylem değişebilir. Yerine başkaları geçer. Daima aynı konuyu konuşmak isteyebilirler. Ayrıntılara takılabilirler. Sokak levhaları, araba plakaları, alfabe, sayılar, köprüler vb. birçok şey konu olabilir. Karşılarındaki kişilerin bu konularla ilgilenmediğini fark etmeyebilirler. Nesneler bir parçası ile örneğin kapı tokmağı, elbise kolundaki bir düğme ile aşırı ilgilenebilirler. Rutin ( gündelik yaşam etkinlikleri) ve ritüelleri (merasim) izlemede mantıksız ısrar gösterirler. Ritüellerden biri odayı terk etmeden her şeye dokunma, bir yeri terk etmeden tüm tuvaletleri gezme şeklinde olabilir. Okulda başka bir sıraya oturmayı reddedebilirler veya okula her gün aynı yoldan gitmek isterler. Bunların nedeni bilinmez. Değişikliğe tepki gösterir ve aynılık üzerinde ısrar edebilirler. Sıradan değişikliklere karşı anormal tepki gösterirler. Örneğin masada oturdukları yerin değişmesi veya yeni perdelerin gelmesi ile çok gergin ve huzursuz hale gelebilirler.

Tikler: Tiklerin bazen stereotipi adı verilen tekrarlayıcı hareketlerden ayrılması zor olur; tikler genellikle yüzde olur. Bazen omuz silkme hareketi olarak görülebilir; burun veya boğazını temizliyormuş gibi sesler çıkarılabilir. Tikler kullanılan bazı ilaçların yan etkileri olarak da açığa çıkabilir.

Duyu sorunları: Çeşitli duyu sorunları görülür. Otizmi olan çocuklar bir veya birkaç duyudan (tat, dokunma, işitme, görme gibi) gelen uyarılara karşı aşırı bir tepki verebilirler veya tepkisiz kalabilirler. Örneğin bir çalar saatin yumuşak sesinden dehşete kapılabilir fakat bir araba kornasının sesinden hiçbir rahatsızlık duymayabilirler. Bazı otistik çocuklar ve erişkinler ağrıya karşı ileri derecede duyarsız yani acıya karşı çok dayanıklı olabilirler. Çok kuvvetli bir ışığa uzun süre gözlerini dikip kalabilir ya da çok hafif bir sesi saatlerce dinleyebilirler. Hareket eden dönen ve parlak nesnelere çok uzun süre bakabilirler. Bazen ışıkla karşılaştıklarında gözlerini kapatırlar. Bazen kulaklarını tıkarlar. Bazılarında acıyı, sıcağı ve soğuğu fark etmeme varken bazılarında ise soğuk suyla ellerini yıkarken ağlama ellerine bir toplu iğne battığı zaman çığlık atma gibi aşırı duyarlılıklar görülür. Bazen dokunmayı bazen dokunulmayı severler. Bazen her iki durumdan da ileri derecede kaçınırlar. Hafifçe dokunulduklarında bile ürker ve çığlık atabilirler. Bazıları ise örneğin bir kumaşa saatlerce dokunabilir ve bundan zevk alır. Bazı otistikler inanılmaz derecede acıya dayanıklıdır. Bir otistik çocuğun elini yanan ocağın üstüne koyduğu ve yanık konusu oluşunca ilgisini buna yönelterek elini çektiği izlenmiştir.

 Yeme sorunları: Katı yiyecekleri reddedebilirler, çiğnemezler, çok seçici yiyebilirler, nadiren aşırı yiyebilirler. Yararlı yiyeceklere tutkun olmaları beklenmez. Buna karşın çerez cips gibi şeylere bayılırlar. Yenmeyecek şeyleri hatta bazen dışkılarını yeme söz konusudur. Otizmin genel bir özelliği olan yeniye direnç gösterme yiyecekler içinde geçerlidir ve yiyeceklerini çeşitlendirmek uzun süre olanaksız olur. Tat konusundaki hassasiyetler o kadar fazladır ki içtikleri suya veya yedikleri gıdaya karıştırılacak en küçük bir maddeyi bile fark ederek yemekten vazgeçebilirler.

Uyku sorunları: Otistiklerde uyku sorunları çok olur. Sık uyanma, uyandıktan sonra durdurulamayan ağlama nöbetleri, geç yatma veya geç kalkma gibi sorunlarla karşılaşılır. Geç yatıp çok erken kalkma veya sürekli anneyle yatmak isteme gibi değişik sorunlar görülebilir.

Cinsel sorunlar:  Otizmde başlıca sorunlardan biri buluğ çağında cinsellikle ilgili yaşanan sorunlardır. Çok sayıda erişkin otistik üzerinde yapılan bir araştırma otistiklerin cinselliğe duydukları ilgiyi göstermiştir. Ancak bu alandaki deneyimleri sınırlı kalır. Erkeklerde başlıca etkinlik mastürbasyondur. Kızların küçük bir kısmı öpme ve kucaklamanın ötesine geçebilir. Otistiklerin büyük bir kısmı cinsel organlarına dokunur, bir kısmı herkesin önünde mastürbasyon yapar. Bazıları da karşı cinsin cinsel organlarına dokunma veya ilişki kurma eğilimi gösterebilir. Kucaklama, el tutma, öpme de bunların arasında yer alır. Konuşma yetisi gelişenlerde ve stereotipik hareketleri olanlarda mastürbasyon daha sık görülmektedir.( Kulaksızoğlu A,2003)

                                  

 

 

OTİZMİN GÖRÜLME SIKLIĞI

                         Otizm dünyada her ırktan, her sosyoekonomik düzey ve etnik kökenden gelen çocuklarda görülmektedir.

               Yaş faktörü: 12 yaşın altındaki çocuklarda görülme oranı 10.000’ de 2-5’dir (%0.02- 0.05). Çoğu vaka da otizm 36. aydan önce başlar, ancak anne babanın farkında olması ve şiddetin belirginleşmesi 36. aydan sonra olur.

                Cinsiyet dağılımı: Erkeklerde kızlardan daha sık olarak gözlenir. Erkek çocuklarda kız çocuklarına oranla 3–5 kez daha fazladır. Kızlar ise otizmden daha fazla etkilenirler.

                Sosyoekonomik durum: ilk çalışmalar otizmin yüksek sosyoekonomik düzeydeki ailelerde daha sık olduğunu söylemekteydi. Ancak son çalışmalarda, arada fark olmadığı, bunun düşük sosyoekonomik düzeydeki ailelerin tanı koymakta gecikip, çocuğu hekime götürmeleri ile ilişkili olabileceği söylenmektedir.

Psikodinamik ve ailesel faktörler: Kanner’ın otistik çocukların anne babalarının, çocuklarına karşı yeterince ilgili olmadıkları ve çocukların kendi dünyalarında yaşadıkları varsayımı, yapılan çalışmalarda kanıtlanamamıştır. Son çalışmalarda otistik çocuğa ve normal çocuğa sahip anneler karşılaştırılmış; arada çocuklarını yetiştirme becerileri yönünden anlamlı fark bulunamamıştır.

                Genetik özellikler: Otistik çocukların kardeşlerinde genel popülasyona oranla 50–100 kat daha fazla otizm görülmektedir. Ayrıca kardeşlerde dil bozuklukları, öğrenme güçlükleri ve zeka geriliklerinin de normal popülasyona oranla daha fazla olduğu görülmüştür. İkizler üzerinde yapılan araştırmalarda da otizmde genetiğin önemli rol oynadığı görülmüştür.( Aydan A,2003)

 

          YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUK ADI ALTINDAKİ DİĞER HASTALIKLAR

                 ASPERGER SENDROMU

                     Asperger sendromu, ilk kez Viyanalı çocuk hekimi Hans Asperger tarafından 1944’te tanımlanmış,  ancak önemi 1981 yılında Lorna Wing tarafından yazılan bir makale ile kavranmıştır. Bu sendrom da tipik olarak otistik çocuklarda görülen sosyal ilişki ve iletişim sorunları yanı sıra dar ilgi alanı görülür. Bu çocuklar çok sınırlı bir konuda örneğin köpek balıkları ve türleri konusunda aşırı bilgi sahibi olabilirler. Onlar için’’küçük profesör’’ deyimide kullanılır. Otizmden ayırt edici bir özellik olarak zamanında konuşmaya başlarlar ve tipik olarak aşırı bilgiçlik ve el becerilerinde özel sorunlar görülür. Bu çocuklar normal veya üstün zekaya sahiptirler mekanik oyuncaklara çok düşkündürler. İlgi alanı dar olan insanlara yaklaşırlar. Hiçbir amaçları olmaksızın nesneleri toplarlar. Öz bakım sorunlar olmaz. Erişkin yaş döneminde soğuk, uzak, kural ve ilkelere sıkıca bağlı olarak tanınırlar. Bu sendromu olan çocukların genellikle bir tane çok yakın arkadaşları vardır. Bu arkadaşlarının da genellikle dar kısıtlı ilgi alanları vardır. Otizm ve Asperger sendromu birbirine dönüşebilir; yani otistik çocuk daha sonra Asperger sendromu özelliklerini gösterebilir; terside geçerlidir.

           

 

 RETT SENDROMU

Rett sendromu, yalnız kızlarda görülen bir bozukluktur. En önemli özelliği normal bir doğum ve ilk beş ayki normal gelişimi takiben kafanın büyümesinin giderek durması ve kafa çapında görülen küçülmedir. Belli bir amaca yönelik olarak ellerini kullanmaktan vazgeçmeleri ve tipik el hareketleri ( çamaşır yıkıyormuş gibi) ile ayırt edilir. İlk bir yıl içinde bu kişilerin toplumsal iletişimleri bozulur, daha ileri yaşlarda, eğer yürümeye başlamışlarsa yürümeleri de bozulur. Konuşmaları gelişmez veya gecikir. Zeka özürleri belirgindir. Epilepsi nöbetleri sıktır ve EEG’leri daima bozuktur. Son yıllarda bu hastalığa neden olan bir gen bulunmuştur.

                          ÇOCUKLUK ÇAĞININ DEZİNTEGRATİF PSİKOZU

  Bu tanıyı alan çocuklarda doğumdan itibaren en az iki yıl tamamen normal gelişim söz konusudur. Belirtiler sıklıkla 3–4 yaş arası açığa çıkar ve bu tanıyı koyabilmek için belirtilerin 10 yaşından önce gelişmiş olması gerekir. Ağır mental rötardasyonla birlikte olur. Özellikle lökodistrofi adı verilen ilerleyici çocuk nörolojisi hastalıkları ile birlikte de görülür. Bu hastalarda epilepsi sıktır. Başlangıç ani veya dereceli olabilir.ilk bulgular artmış aktivite, huzursuzluk, anksiyete ve ardından konuşma ve diğer yetilerin kaybı şeklinde olur. Genellikle klinik tablo bir platoya erişir ve sonra sınırlı bir gelişme görülebilir. Eğer ilerleyici bir nörolojik bozukluğun sonucu ortaya çıkıyorsa klinik tablo kötüleşme ve ölümle sonuçlanabilir. Bir diğer adı Haller demansı veya infantil demanstır. Otistik regresyonla ilişkisi tartışmalıdır. Çocuklar sıklıkla nöroloji kliniklerinde yatırılarak tetkik edilirler.

ATİPİK OTİZM

                    Otizmin bütün tipik özelliklerini göstermeyen hastalarda atipik otizm tanısı konur. Bazı uzmanlar tarafından atipik otizm, dil ve sosyal iletişimle ilgili sorunlar, dilin amaca yönelik kullanımındaki sorunlar, aşırı çekingenlik, aşırı utangaçlık, gündelik ve özel yaşamda belli ilkelere aşırı katı yaklaşım ve bağlılık bu kavramla ilişkili olarak göz önüne alınır. Bazı kişilik tipleri ve bozuklukları (şizoid kişilik, şizotipal kişilik, çekingen kişilik) atipik otizmle ilişkili olabilir. Atipik otizmle tipik otizm arasındaki farklar oldukça tartışmalıdır ve henüz bu konuda ciddi çalışmalar yapılmamıştır. Ama klinisyenler gözlem ve deneyimlere dayanarak bazı farklara dikkati çekmektedir.

Tipik otizmde tanı kalıcıdır. Hafiften ağıra giden bir yelpazesi vardır. Temel bozuklukların karakteri az değişir. Dil sorunu bazı olgularda düzelir ama çoğu kez kalıcıdır. Kendine zarar verme davranışı seyrek değildir. Yaş, cins, ailede benzer durumların varlığı ve iletişim özellikleri açısından atipik otizmle aynıdır. Tipik otizmde stereotipilerin ağırlığı, sıklığı şiddeti küçük yaşlarda atipik otizmle aynı olabilir çocuk geç yürüyebilir öz bakım sorunları belirgindir ve ilerleyen yaşa rağmen sebat edebilir.

Atipik otizmde ilerleyen yaşla tanı değişebilir ve belirtiler bir kişilik özelliğine dönüşebilir. Otistik belirtiler zamanla kaybolabilir; iyi eğitim ve elverişli şartlarda tamamen normale dönebilir. Ağır formu yoktur ve hafif otizmden ayrılması zordur. Normal gelişimin bir parçası olarak görülebilir. Otistik davranışlar belirli durumlarda (zorlanma)  açığa çıkacak şekilde maskelenebilir. Veya değişik görünümler altında saklanabilir.(örneğin yalancı dışa dönüklük).

Mizah anlama ve oluşturmada, karşı cinsle ilişkide ciddi sorunlar yaşanabilir. İnsanlar arası hep ciddi sorunlar yaşanır. Dil sorunu kısa sürelidir; nihai olarak düzgün gramer ve fonoloji ile konuşulur. Kendine zarar verici davranış görülmez. Belirtiler şiddet ve bir araya geliş yoğunluğu açısından toplumsal yaşayış ve düzeni bozan belli bir sınırı aşmaz. Genel gelişim eğrisi elverişli şartlar altında düzelme yönündedir. Öğrenme sorunları olabilir ve okul sorunları yaşanır. Stereotipik tekrarlayıcı hareketler ilerleyici yaşla sebat etmez. Dar ve yoğunlaşmış bir ilgi alanı vardır ancak toplumsal açıdan daha anlamlı bir konuda (örneğin mesleğinde) bu durum başarıya neden olabilir. Takıntılı davranış, ritüeller, atipik otizmde daha belirgin olabilir. Panik ataklar sık görülebilir.

Bunlar dışında otizm yelpazesi dışında kalan, ancak belirtileri açısından özellikle küçük yaşlarda otizmle karışabilen ama nedenleri, özellikleri ve seyri otizmden çok farklı olan başka rahatsızlık ve bozukluklar vardır. Özellikle ağır konuşma bozuklukları ve ağır dikkat sorunlarını otizmden ilk bakışta ve görüşmede ayırmak söz konusu olmayabilir. Bu durumda hekimin bir süre izleyip değişik ortamlarda çocuğu değerlendirmesi, gerekirse başka meslektaşlarının ve konu ile ilgili diğer uzmanların (psikolog, pedagog, psikolinguist vb.) görünüşünü alması uygun olacaktır. Ağır zekâ geriliği sıklıkla otizmle örtüşür, ama hafif ve orta zekâ özürlü çocuklar tam tersine oldukça sokulgan ve sevecendirler. Doğuştan işitme özürlü olan çocuklar otistik davranış benzeri belirtiler sergileyebilirler ve bunların erken tanısı ile tedavileri daha kolay ve başarılı olur. İşitmesi görünürde normal olsa bile her otistik çocuğun bir kez ayrıntılı kulak burun boğaz incelemesinden geçmesi gerekir. Doğuştan görme özürlü bebeklerde de otizm benzeri davranışlar görülebilir, böyle bir bebek göz göze gelmeyecek çevre ile ilgilenmeyecektir. Saf konuşma bozukluğu olan çocuklarda otistik çocuklarda görülen tipik sosyal ilişki sorunları görülmez. Performans zekâları ve sözle olmayan iletişim biçimleri normaldir. Çocukluk çağı psikozunda klinik tablonun seyrinin farklı olduğu,  düzelme ve normale dönme periyotlarının görüldüğü, hallisünasyon ve hezeyanların varlığı (otistikler de bu durum olsa bile ifade edilemiyor denir)  ayırıcı belirtiler olarak düşünülmektedir. (Kulaksızoğlu A,2003)

 

 

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE OTİSTİK ÇOCUKLARIN KAYNAŞTIRILMASI

  • Öğrenme şekilleri: Genellikle kişiler görme, duyma, tatma, koklama ya da bir nesneyi manipule etme (elleme, tutma, kavrama) sistemlerini bir arada kullanarak öğrenirler. Pek çok otistik çocuk ilk başta bu beş öğrenme sisteminden sadece birini kullanır. Otistik çocuklar gözlemlenerek hangi öğrenme sistemini kullandıkları anlaşılabilir. Böylece çocukların kullandıkları öğrenme tarzından hareket edilerek onlara yeni şeyler öğretilebileceği gibi diğer öğrenme türlerini kullanabilme becerisi de kazandırılabilir.

Otistiklerin yaşadıkları sorunlar sadece kendi engellerinden kaynaklanmaz, otistik olmayan çevre ve insanlarla etkileşimlerinden de kaynaklanır. Bilişsel sistemlerdeki temel farklılık otistiklerle otistik olmayanlar arasında şiddetli ve yaşam boyu süren karşılıklı yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Bu nedenle otistik bireylerin bilişsel yapısının tanınması, birlikte yaşam alanlarını daha paylaşımcı kılabileceği gibi sorunları çözecek ya da daha kolay ve uygun çözüm yolları bulunmasına yardımcı olacaktır.

Otistik çocukların tedavisinde özel eğitim, kaynaştırma ve erken müdahale üzerinde durulmaktadır.

Kaynaştırma eğitimi otistik çocuklar için hem öğrendiği becerileri doğal ortamda kullanabilmesi hem de normal gelişim gösteren yaşıtlarıyla bir arada zamanı ve etkinlikleri paylaşabilmesi anlamında çok önemli bir yere sahiptir.

Otistik çocukların okul öncesi kurumlarında kaynaştırma eğitimi görmesi belli sorunları da beraberinde getirmektedir. Özellikle otistik çocukların tekrarladıkları davranışlar, takıntıları, aynılık yaşantısında ısrarcı olmaları, sosyal temastan kaçınmaları, sözel dili anlamada güçlük çekmeleri, öfke nöbeti geçirmeleri öğretmenleri zor durumda bırakmaktadır.

Eğer sınıfta otistik bir çocuk başlayacaksa yapılacak görüşmeler ve düzenlemeler hem eğitim ortamı açısından hem de otistik çocuk açısından öğrenme yaşantılarını daha kolay hale getirecektir. Bunun için otistik çocuğun ailesiyle görüşme yaparak ailenin gerçekleştirilecek eğitime ilişkin beklentisi dinlenmeli,  çocukla ilgili ( yapabildikleri, sevdiği oyuncaklar, etkinlikler, ödüller, yiyecekler, ailenin çocukla iletişim kurarken kullandığı dil çocuğun iletişim kurma şekli öfke nöbetlerinin nedenleri, öfke nöbetlerinin ne kadar sürdüğü ve bu durumda ailenin ne yaptığı, davranış problemleri)  bilgiler alınmalı ve kaydedilmelidir. Eğer çocuk özel eğitim yardımı alıyorsa, eğitimcisiyle görüşüp aynı bilgiler oradan da edinilmelidir. Böylece eğitimci çocuğu genel özellikleriyle tanır ve sınıfında karşılaşacağı problemlerde çocuğun ailesiyle, bu bilgileri kullanarak, daha sağlıklı bir iletişim kurulabilir.

Aileyle birlikte formal gelişim ölçeklerinden çocuğun genel gelişimi değerlendirilmelidir. Böylece çocuğun gelişim alanlarında, hangi yaş düzeylerinde olduğu belirlenebilir. Genel gelişim düzeyine göre bir gruba yerleştirilmesi sağlanabilir. Uygun gruba yerleştirilen çocuktan performansının üzerinde beceriler beklenmez, eksik uyarıcı verilmesi de engellenmiş olur.

Otistik çocuk hakkında çocuğun içinde yer alacağı sınıftaki diğer çocuklara bilgi verilmelidir. Çocuklara bu problemin bulaşıcı olmadığı, dili algılamadaki sorunları ve ona nasıl yardım edileceği konularında da bilgi verilmelidir. Böylece çocuklar yeni arkadaşlarına daha çabuk uyum sağlayacaklardır. Ayrıca ileride oluşabilecek gereksiz kaygılar da giderilmiş olacaktır. Eğitimci durumun uygunluğuna göre çeşitli etkinliklerden ya da dramalardan yararlanarak kaygıyı azaltır.

Otistik çocukların anaokuluna daha çabuk uyum sağlayabilmeleri için şu noktalara dikkat edilebilir.

 

  • Okula ilk geliş mekanın tanıtımı ve düzenlenmesi: çocuk okula ilk gün onu iyi anlayan ve daha yakın ilişki kurduğu biriyle birlikte gelmelidir. Bu değişik bir ortama girmekten dolayı kaygı yaşayan çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar. Anaokulunun sınıf, tuvalet, yemekhane, giriş-çıkış bahçe gibi değişik mekanları çocuğa gezdirilmelidir. Böylece çocuğun mekanın bütünsel bir tasarımını oluşturmasına yardımcı olunabilir. Bu durum çocuğun mekanı tanımasını sağlar ve kabullenmesi sürecini hızlandırır. Çocuğun korktuğu herhangi bir oyuncak varsa, o mekandan kaldırılabilir, onun yerine ilgisini çeken oyuncaklar konulabilir.

 

  • Ayrılık kaygısı: Otistik çocukların bazıları özellikle onları okula getiren kişiden ayrılmak istemeyebilirler. Böyle durumlarda o kişide sınıfa alınmalıdır. Öncelikli olarak sınıfta sadece pasif durumda kalması istenebilir. Ancak çocuk o kişiyle çok fazla kalmak istiyorsa, sınıf içinde o kişiyle oyun oynaması sağlanabilir. Çocuk kendini güvende hissettikten sonra o kişi pasif duruma geçirilmeli ve zamanla sınıfın dışına alınmalıdır. Bu süreçte çocuğa zaman tanınmalı ve sabırlı olunmalıdır.

 

  • İlk günlerde oyun: Bugünlerde yapılan etkinliklerde çocukla ilişki kurmak ilk amaç olmalıdır. Çocuk hemen bir şeyler öğrenmeye zorlanmamalıdır. Çocuğun çok sevdiği bir oyuncağı varsa okula getirmesi sağlanmalıdır. Ayrıca çocuğun yapabildiği becerilerle ya da en çok hoşuna giden etkinliklerle oyuna başlanmalıdır. Normal gelişim gösteren çocuklar daha çok sosyal içerikli oyunları tercih ederlerken, otistik çocuklar için sosyal içerikli oyunlar çok karmaşıktır. İlk günlerde otistik çocuklarla eğitimci arasında yoğun ilişki kurulmalıdır bu çocuğun o mekanda iletişim kuracağı partnerini tanımasını sağlar. Hem eğitimci hem de çocuk için ortak iletişim kurma sürecini hızlandırır. İletişim zorluğu çeken çocuğun çok fazla kişiyle iletişime geçme kaygısı yaşaması da engellenmiş olur. Bir sınıftaki her çocuğun kendine özgü iletişim biçimi olduğu unutulmamalıdır. Çocuk eğitimciyle ortak bir iletişim kurduktan sonra diğer çocuklarla da iletişime geçirilmelidir.

 

  • Anaokulunda geçirilecek süre: Eğer çocuğun dikkat süresi kısa ise ilk günlerde çok uzun süre anaokulunda tutulmamalıdır. Okulda kaldığı süre zaman içinde artırılmalıdır. Bu yapılırken de çocuğun okulda gösterdiği performansına göre bir yol izlenmelidir. Diğer çocuklarla birlikte oynamanın, yeni ve değişik uyarıcıların, gürültünün otistik çocukların dikkatini toplamak için daha fazla çaba harcamasını gerektiren etkenler olduğu unutulmamalıdır.

 

  • Oyuncak seçimi: ilk olarak çocuğu sınıf ortamında serbest bırakıp gözlemlemek ve hangi malzemelerle ilgilendiğini görmek, başlangıç oyuncaklarını seçmede kullanılabilecek yöntemlerden birisidir. Eğer çocuğun sözel dili anlama güçlüğü çok fazlaysa, diğer duyu organlarına yönelik malzemelerden de yaralanılmalıdır. Otistik çocuklar için kartlar, yapbozlar, koku tüpleri, dokunsal oyunlar ya da oyuncaklar, hayali oyunlar, uğraşıya dayalı oyunlar tercih edilmelidir.

 

  • Model olma: Otistik çocuktan bir davranış bekleniyorsa ve çocuk söylenen davranışı anlamıyorsa, o davranış mutlaka yapar çocuğa gösterilmelidir. Böylece çocuk kendisinden beklenen ve istenilen davranışı görmüş olacaktır. Ayrıca çocuğa herhangi bir nedenden dolayı ‘’Hayır’’denildiğinde mutlaka çocuğun yapması gereken davranış çocuğa gösterilmelidir. Örneğin çocuk oynadığı kaşığı yere atıyorsa’’ Hayır’’ sözcüğü onun yapması gereken davranışı tanımlamaz. Bu nedenle çocuğa ‘’Kaşıkla bebeğine yemek ver’’gibi yapması gerekeni açık ve anlaşılır bir şekilde tanımlayan ve yerdeki kaşığı kaldırarak yapması beklenen doğru davranışı gösteren bir yöntem izlenmelidir.

 

  • Günün planlanması ve planın anlamı: Planın sadece otistik çocuklar için değil, herkes için rahatlatıcı bir yanı vardır. Normal gelişim gösteren çocuklar anaokulunda genel hatlarıyla o gün ne yapacaklarını bilirler. Belirli bir saatte yemek yiyeceklerini, belirli bir saatte oradan çıkıp evlerine gideceklerini bilirler. Bu durum onlara sözle olarak ifade edildiğinde anlarlar ve bunların görsel tasarımlarını zihinlerinde canlandırabilirler. Ancak bunlar otistik çocuklar için çok zor becerilerdir. Sözel dili algılama güçlüğü ve her gün değişen programlar nedeniyle otistik çocuklar o gün kendilerinden ne beklendiği bilemezler. Bu durum onları gergin yapabilir. Ne yapacağını bilemeyen çocuklar daha önce bildikleri ve sürekli yaptıkları etkinlikleri bekleyerek değişikliklere tepki gösterebilirler. Bunu önlemek için o gün yapılacakları resme dönüştürmek uygun bir yöntem olabilir. Bu resimler aracılığıyla çocuklara o günkü plan gösterilebilir. Bu resimler elle çizilebileceği gibi oynanacak oyuncakların ya da yapılacak etkinliklerin resmi ya da fotoğrafı da olabilir. Bu resimlerin tamamı çocuk ilk geldiğinde ona gösterilip, yaptığı her etkinlikten sonra o etkinliğe ait kart panodan alınarak sıradaki etkinlik çocuğa gösterilebilir. Böylece çocuk kendisinden ne beklendiğini anlayacak ve daha sonra yapacaklarını da bu tablodan görecektir. Bir sonraki yapacağı etkinliği bilen çocuk huzursuz olmayacaktır.

 

  • Takıntılar: Eğer çocuğun çeşitli takıntılı oyunları varsa ve diğer çocukları çok olumsuz yönde etkilemiyorsa, ilk günlerde değiştirilmeye zorlanmamalı, bu süreç zamana yayılmalıdır. Çocuğun belirli bir etkinlik sonunda bu oyunlara dönmesine izin verilmelidir. Takıntılar çok yoğunsa işlevsel hale getirilmeye çalışılmalıdır.

 

  • Düzen: Otistik çocukların düzenden hoşlandıkları unutulmamalıdır. Bu nedenle hep aynı sandalyeye oturmak ya da aynı tuvaleti kullanmak onlara güven verebilir. Otistik çocuk için oturularak yapılan etkinliklerde bir yer belirleyip ona göstermek ve hep oraya oturtmak yararlı olabilir. Ancak çocuğun böyle bir düzene gereksinimi yoksa, aynı yere oturması için zorlanmamalıdır.

 

  • Seslenme: Eğer çocuklardan genel olarak bir şey isteniyorsa; ‘’Çocuklar şimdi bahçeye çıkıyoruz’’ gibi bir ifade kullanıldığında otistik çocuklar kendi isimleri geçmediği için kendilerinden bir şey istendiğini fark edemeyebilirler. Bu nedenle otistik çocukların isminin söylenmesi yararlı olacaktır.

 

  • Diğer çocuklarla oyun: Otistik çocukların küçük grup çalışmaları sırasında ya da serbest etkinliklerde diğer çocuklarla birlikte oynaması desteklenebilir. Bu yaşantıların diğer çocuklar içinde farklı deneyimler olduğu unutulmamalıdır. Birlikte oynamanın çocuklara olan katkıları diğer çocukların ailelerine de aktarılabilir. Böylece onlarında –varsa- kaygıları giderilmiş olur.

 

  • Kendini uyarıcı davranışlar: Eğer çocuk sürekli nesnelere dokunuyor, onlara vuruyor, elini sürüyorsa, değişik nesneler bir kutuya konulabilir.(Örneğin; tüyler, peluş kumaş parçaları, plastik fırçalar, kozalak vb.) ve çocuğun okuldaki her nesneye dokunması yerine kutudaki nesneler dokunması sağlanabilir. Bu davranışların kendini uyarıcı davranışlar olduğu, otistik çocukların gereksinimlerini gidermek için bu davranışları yaptıkları unutulmamalıdır. Böylece çocuğun dokunsal duyu gereksinimi giderilmiş olacağı gibi mekan da kontrol altına alınmış olacaktır.

 

  • Yemek saatleri: Otistik çocukların birçoğunda yeme ve yutma problemleri görülebilmektedir. Özellikle sadece belirli yemekleri yemek gibi takıntılı davranışları olan ya da çiğnemeden yemekleri yutan otistik çocuklar olabilir. Koku alma duyularının çok yüksek olduğu bazı otistik çocuklarda çok yüksek olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle bazı otistik çocuklar için yemek kokuları katlanılması zor bir durumdur ya da diğer çocuklarla birlikte yemek yemek tiksinti verici bir durum olabilir. bu nedenle yemek saatlerinde diğer çocuklarla birlikte yemek yemek istemeyen çocukların ayrı bir masada yemeleri sağlanabilir. Eğer yemek saatleri çocuk açısından önemli bir problem yaratıyorsa ilk günlerde çocuğu yemek saatlerine katmamak daha yaralı olacaktır.

 

 

OTİZMLİ ÇOCUĞU OLAN AİLELER İÇİN BİLGİLER

  • Her şeyden önce çocuğunuzu kabul edin, onu olduğu gibi kabul etmeniz yapacağınız çalışmalarda size en büyük yardımcıdır.

 

  • Anne- baba olarak birbirinizi suçlamayın, suçluda aramayın.

 

  • Çocuğun her türlü gelişimi için gereken ilgi ve şefkati ona sürekli gösterin.

 

  • Onu aileye verilmiş bir ceza olarak görmeyin, çocuğunuzu suçlamayın.

 

  • Çocuğunuzdan utanmayın, onun sokağa çıkmasına, oyun oynamasına, arkadaşlıklar kurmasına yardımcı olun (Pek çok aile çocuklarının sevilmeyeceğini, hor görülüp alay edileceğini düşünerek onun sokağa çıkmasını engellerler. Sabırla yardım etmeniz çocuğunuzun kendisini diğer çocuklarla aynı hissetmesini sağlayacağı gibi, çevresinde aranır kişi bile yapabilecektir).

 

  • Çocuğunuzun toplum tarafından kabul edilmesi bir yönüyle dış görünüşüyle de ilgilidir. Özellikle el, saç, yüz, beden, giysi temizliğine dikkat edin. Unutmayın ki eli yüzü pis, kötü giyimli bir çocuk normal de olsa toplum tarafından kolay kolay kabul edilmez.

 

  • Çocuğunuzu aşırı derecede korumayın. Onun bütün hizmet ve isteklerini hemen yapmayın ve başkasının yapmasına da izin vermeyin. Yapabileceği etkinlikleri yapmasını sabırla bekleyin, yapmasını sağlayın. Basit işleri öğrenmesi için olanaklardan yararlanın.

 

  • Çocuğunuza acıyarak yaklaşmayın. Acımadan doğan sevgi ve yardım, onun öğrenmesine engel olacaktır.

 

  • Çocuğunuzu beceriksiz bulmayın,’’ sen yapamazsın, beceremezsin’’ gibi sözlerle atılımını engellemeyin. Sabırla yapmasını bekleyin. Onu beceriksiz bulmanız ve engellemeniz kendine güvenini kaybetmesine neden olur.

 

  • Çocuğa bakmak sadece yeme, içme, barınma gibi temel gereksinimlerini karşılamak değildir. Sosyal, duygusal, kültürel, gereksinimlerinin de karşılanması gerektiğini unutmayın.

 

  • Çocuğunuzdan var olandan daha fazlasını beklemeyin. Zihinsel engeli (yetersizliği) nedeni ile yeteneklerinin sınırlı, yaşıtlarından geri olduğunu unutmayla yapamayacağı şeyleri ondan istemeyin.

 

  • Çocuğunuzu başkaları ile kıyaslamayın. Başkaları ile karşılaştırmak, çocuğun gelişiminde oldukça olumsuz etkisi olan bir davranıştır. Çocuğunuzu kardeşlerinden veya diğer yaşıtlarından farklı görmeyin. Ancak unutmayın ki diğer çocuklarınızı yetiştirirken yaptığınız davranışları bu çocuğunuzda daha uzun süreli ve daha yoğun sabır uygulamak zorundasınız. Eğitimde en önemli nokta, acelesiz, sabırlı, tekrardan, bıkmaz, güler yüzlü, sevecen olmaktır.

 

  • Çocuğunuzu eğitirken övme, beğenme, sevme gibi gereksinimleri olduğunu da unutmayın.

 

Öğrenilecek her şeyin tekrarlar ile alışkanlık haline getirilmesini, açık,  kolay ve anlaşılacak şekilde verilmesine dikkat edin. Basit komutlar verin

 

 

 

                              YURT İÇİNDE VE YURT DIŞINDA YAPILAN ARAŞTIRMALAR

Newsweek dergisinin 22 Mart 2009 sayılı yayımında ‘’Bilimsel bir çalıma, çocukluk aşılarıyla otizmi ilişkilendirince panik başladı’’ başlıklı yazısında otizmle KKK aşısı arasında ilişki olduğu yazıldı. Yapılan araştırmalarda çocukların bağırsak biyopsilerinden genetik materyal örnekleri toplayarak KKK’dan geriye kalan kızamık virüslerinin izini sürmüştü. KKK’nın otizme yol açtığı argümanının çıkış noktasında, kızamık virüsünün bağırsaklara karışarak iltihap ve akıntı yaratması ve daha sonra bağırsak akıntılarından kaynaklanan nöro-toksik içeriklerin kana karışarak beyne ulaşması vardı. Bu durum Britanya basınında da yer aldı ve ‘’doktorlar KKK aşısıyla otizm arasında bir bağlantı buldu ve ‘’ üçü bir arada’’ aşısını lanetliyor’’ diye başlık atıyorlardı.

2002’de Dublin’deki Coombe Kadın Hastanesi patologlarından John O’Leray, normal çocukların %7sinde otistik çocuklarınsa %82sine kızamık virüsüne ait RNA’lar bulduğunu rapor etti ve bazı çocukların aşıdaki virüsleri sistemlerinden atamadıklarını ne bunun otizme neden olduğunu ileri sürdü. Aynı yıl, Utah Devlet Üniversitesinden bir biyolog, otistik çocukların kan ve omurilik sıvısı örneklerinde kızamık virüsüne karşı çok yüksek seviyede antikor bulunduğunu bildirdi ve KKK aşısının bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesine neden olarak beyne zarar verdiği varsayımında bulundu. 2003’te o zaman Newyork Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışan gastroenterolog Arthur Krigsman, 40 otistik bağırsakları ciddi şekilde iltihaplanmıştı. Bu bulgu bağırsaklardan sızan zararlı bileşiklerin beyne ulaştığı fikrini destekliyordu.

 

Yapılan araştırmalarda önceleri 2.500’de 1 olarak bildirilen değer bu gün 1.000de 1 civarındadır. Hatta bazı araştırmalara göre hastalığın en geniş tanımı kullanıldığında bu oran 500’de 1’dir. Zaman içinde gözlenen bu artış konusunda farklı açıklamalar yapılmaktadır. Bir görüşe göre çevre kirliliği, radyasyon, beslenme alışkanlıklarının değişmesi gibi nedenler hastalığa giderek daha sık rastlanmasına neden olmaktadır.

Diğer bir görüşe göre hastalık artık daha iyi tanındığı, en hafif biçimleri bile saptanarak bu sayıya eklendiği için oran artmış görünmektedir.(Korkmaz, 2005, s. 47)

ABD’de yapılan son bir araştırmada ise beyinciğin bölümlerinde anormallikler bulunduğuna dairdir. Bunların dışında pek çok anne baba, çocuklarının geçmişinde nedensiz yüksek ateşten söz etmişlerdir. Buda otizme neden olan başka bir virüsün varlığına işaret ediyor olabilir.( Turan, 2000, s. 95)

 

           

 

             OTİSTİK BİREYLERİN HAKLARI

Otistik insanlar; Avrupalı nüfusun sahip olduğu, kendileri için uygun ve yararlı olan bütün haklara aynen sahip olmalıdırlar.

Bu haklar, her ülkede yapılacak yasal düzenlemelerle, özendirilmeli, uygulanmalı ve korunmalıdır.

Zihinsel engelli kişilerin hakları (1975) ve engelli kişilerin hakları (1975) konulu Birleşmiş Milletler Bildirgeleri Ve İnsan Hakları konusundaki diğer ilgili bildirgeler dikkate alınmalı ve bunlara otistik bireyler ait olarak aşağıdakiler eklenmelidir.

 

OTİSTİK KİŞİLERİN;

  1. Yeteneklerinin el verdiği ölçüde bağımsız ve eksiksiz bir yaşam sürmeye,
  2. Kolay ulaşılabilir, tarafsız ve kolay tıbbi yardım almaya,
  3. Kolay ulaşılabilir ve uygun bir eğitim alamaya,
  4. Onların temsilcilerinin; geleceklerini etkileyen kararlar alırken, olanaklar elverdiği ölçüde, katılımda bulunmaya ve isteklerinin dikkate alınmasına ve saygı gösterilmesine,
  5. Yararlanabilecekleri elverişli barınma olanaklarına sahip olmaya,
  6. Saygın, bağımsız bir üretken hayat sürdürebilmeleri için gerekli malzeme, yardım ve destek hizmetlerini alabilmeye,
  7. Otistik bireylerin, yiyecek, giyecek, barınma ve diğer gereksinimlerini karşılamaya yetecek bir gelir veya ücrete sahip olmaya,
  8. Refahlarını temin etmek için sağlanan hizmetlerin geliştirilmesinde ve yönetilmesinde olanaklar el verdiği ölçüde, katılımda bulunmaya,
  9. Fiziksel, zihinsel ve ruhsal zindelikleri için koruyucu önlemler ve bireyin menfaatleri önde tutularak planlanmış tıbbi ve medikal tedavileri de kapsayan uygun tıbbi yardım alamaya,
  10. Ayırımcı ve tekdüze olmayan, bireyin yeteneklerini ve tercihlerini dikkate alan bir iş hayatına ve meslek eğitimi hayatına sahip olmaya,
  11. Seyahat ve hareket özgürlüğüne sahip olmaya,
  12. Kültür, eğlence, sosyal, spor faaliyetlerine katılma ve bunlardan yararlanmaya,
  13. Toplum içindeki bütün faaliyetlerden, hizmetlerden ve aktivitelerden eşit yararlanmaya,
  14. Evlilik dâhil bütün cinsel ve diğer ilişkilere baskı altında kalmaksızın sahip olmaya,
  15. Ve temsilcilerinin yasal olarak temsil edilme, yardım alma ve bütün kanuni haklarının korunmasına,
  16. Psikiyatri hastanelerinde veya diğer bakım enstitülerinde korku içinde yaşamaktan ve izole edilmekten korunmaya,
  17. Kötü muamele görmekten ve ihmale uğramaktan edilmekten korunmaya,
  18. farmokoljik olarak suiistimal edilmekten korunmaya,
  19. Ve temsilcilerinin kendileri ile ilgili bütün kişisel, tıbbi, psikolojik, psikiyatrik ve eğitimsel kayıtlara ulaşabilmeye HAKLARI VARDIR.

10 Mayıs 1992; Den HAAG, 4. Autism- Europe Kongresi’nde sunulmuştur.9 Mayıs Avrupa Parlamentosu tarafından Yazılı Bildirge olarak benimsenmiştir.

 

 

 

GÖRÜŞME FORMU

 

Görüşülenin adı soyadı:  Yılmaz ÖZTÜRK

Görüşmecinin adı soyadı: Serap GÜNEŞSEVER, Gamze ÖZDİLEK

Görüşme tarihi: 27.01.09

Görüşme saati: 13.00

Görüşme süresi: 13.00 – 14.20

Görüşme yeri: Yeni umut özel rehabilitasyon merkezi Esenyurt/ İST

Görüşülenin doğum yeri ve yılı: Samsun – 1970

Öğrenim durumu: İlköğretim

Görüşülenin mesleği: Serbest meslek

Görüşülenin gelir düzeyi: 1.500 TL ve üzeri

Görüşülenin medeni hali: Evli

Görüşülenin adresi: Esenyurt/ İST

Görüşme nedeni: Gözlem yapılan otizimli bireyin ailesinden bilgi almak

 

 

GÖRÜŞME SORULARI

 

Çocuğun sizinle yakınlık derecesi nedir?

    Babasıyım.

 Çocuğun ailesi ile nasıl bir ilişkisi var?

      Aile çocuğa olabildiğince sevecen ve olumlu tavırlar içerisindeyiz, çocuğun özel durumunun farkında olarak çocuğa bir şeyler katabilmek için ellimizden geleni yapar durumda olduğumuza inanıyorum, çocuk özellikle bana bağlı tavırlar içerisinde bunun nedeni olarak daha çok benimle vakit geçirmesi olduğunu söyleyebiliriz. Çocuğu genellikle ben boş vaktim daha fazla olduğundan dolayı dışarıya çıkarıyor, okuluna getiriyorum ve çocuğumuzun bütün sosyal ilişkileri genellikle (yürüyüşe çıkmak, otobüs vb taşıt araçlarında bulunmak, maça gitmek gibi) ben yanındayken gerçekleştiriliyor. Anneyle daha çok evde zaman geçiriyor.

 

Çocuğun çevresiyle nasıl bir ilişkisi var?

   Çocuğumuz anaokulu dönemi yaşlarındayken gayet içe dönük, çevresine karşı saldırgan tavırlar içerisinde, çevresiyle herhangi bir ilişki içerisinde olmayan bir çocukken, bizim ilerleyen yıllarda onu ıslarla kalabalık ortamlara toplu taşıma araçlarına dışarıya gezmeye çıkarmamız sonucu çevrenin farkındalığına varması sağladık. Şuanda çocuğumuz (on iki yaşında) akrabalarının ve devamlı gördüğü insanlara karşı daha az tepki ve daha az saldırgan tavırlar sergiliyor.

 

Çocuk da bulunan sorunu nasıl fark ettiniz?

   Çocuğumuz daha 5 aylıkken yurt dışından gelen bir akrabamız çocuğumuzun otistik olabileceğini söylemişti. Biz o dönemlerde bunu fazla önemsemedik çocuğumuz büyüdükçe garip davranışlar sergilemeye başladı. Ağlama krizlerine giriyordu, çevreye karşı tepkisizdi, bizde bir hastalığı olabileceğini düşünerek hastaneye gittik. Hastanedeki tetkiklerinin tamamlanması yaklaşık 7 ay sürmüştü ve biz devlet hastanesine gidip gelmekten ve bir sonuç alamamaktan yorulmuştuk. Daha sonra Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesine gitmeye karar verdik. Gittiğimizde doktor bizi masasına oturtturarak çocuğun serbest bir şekilde odasında dolanmasını ve hareketlerini gözlemlemek istediğini söyledi elimizde yığın halinde bulunan sonuçlara da bakarak çocuğunuz bir otistik dedi. O zaman bunun ne anlama geldiğini bile bilmiyorduk. Doktordan ne tür bir rahatsızlık olduğunu öğrenerek yapılması gerekenleri yapmaya başladık.

 

Çocuk sorunu ile ilgili nasıl davranışlar sergiliyor?

   Çocuğumuzun takıntılı davranışları var, el çırpma, parmaklarını şıklatma gibi. Geceleri kriz geçirebiliyor. Eskiden her gece çığlık atarak uyanır ve kendini duvardan duvara vurmaya çalışırdı evde bulunan eşyaları kırmak ister çoğu zaman parçalardı. Son zamanlarda bu gece krizleri biraz daha azalmış durumda. Göz kontağı kuramıyorduk. Gerek aileden gerekse rehabilitasyon merkezinde aldığı eğitimden kaynaklı olarak göz kontağı kurmayı başarabildik. Çocuğumuzun otizm sorununa hiperaktivite sorunu eşlik ediyor bu nedenle çok hareketli ve çok fazla ani hareketleri olabiliyor.

 

Çocuktaki sorunu ailede yaşayan başka bireyler var mı?

    Hayır, bir tek Yunus Emre bu sorunu yaşıyor.

   

Çocuk evden ayrı kaldı mı kaldıysa ne kadar süre ayrı kaldı?

      Evet, ayrıldığımız oldu. Bazı yazlar Samsun’a ailece tatile akrabalarımızın yanına gidiyoruz. Bu süre bir hafta ile iki hafta arasında değişiyor. Bir seferinde Samsun tatilimizden otobüsle İstanbul’a dönüyorduk, Yunus emre Samsun’dan Ankara’ya gelene kadar hiç susmadan ağlamıştı. Tüm otobüs Yunus Emre’yi susturmak için seferber oldu fakat hiç susmamıştı. Biz Ankara da indik. Uzun süreli bir hava almıştık. Daha sonra başka bir otobüse bindik. Yunus Emre bu yolculuğumuzda da İstanbul’a kadar hatta eve geldikten sonra da sabaha kadar uyanmadan çok uzun süre uyumuştu.

 

Çocuğunuzun sorunu ile ilgili araştırma yaptınız mı?

Çocuğumuzun otizm gibi bir sorunu olduğunu öğrendiğimizde ilk olarak otizmin ne olduğuna dair daha fazla bilgi edinmemiz gerektiğini düşündük ve otizmi bize anlatabilecek birçok kitap okuduk. Bu kitaplarda genel olarak otizmin çerçevesi hep aynıydı kesin bir tedavisi olmadığı yazıyordu. Bizde ‘’iyileştirmek için neler yapabiliriz?’’ sorusu üzerinde durduk.

 

Çocuğun sorununu çözmek için girişimde bulundunuz mu? , Bulunduysanız neler yaptınız?

 

     Çocuğumuzun eğitim alabilmesi için bir rehabilitasyon merkezine götürdük. Bunun dışında gece kriz geçirdiğinde onu sakinleştirmek için onu yere yatırıp göz kontağı kurup onunla konuşuyorum. Bu onu sakinleştirmiyorsa üzerine su atarak sakinleşmesini sağlıyorum. Göz kontağı kurması için içerisinde neredeyse hiç eşya bulunmayan odaya onu alıp, karşısına da büyük bir ayna alıp, kendisine bakmasını ve göz kontağı kurmasını sağlamaya çalıştım. Kalabalık bir grupla karşılaştığında dehşete kapılıp çığlık atıyordu. Bunu aşması için onu elimden geldikçe kalabalık ortamlara soktum (örneğin; maça götürdüm, İstanbul’un en kalabalık caddelerinde gezdik) çığlık atmasına izin verdim. Bir süre sonra sosyal ortamlardaki garip tavırlarında azalma gözlemledim.

 

Çocukla aynı sorunu yaşayan, diğer çocukların aileleri ile görüştünüz mü?

Evet,  rehabilitasyon merkezlerini gezerken ya da şuan Yunus Emre’nin devam ettiği rehabilitasyon merkezinde karşılaştık. Yaklaşık olarak tüm ailelerle ortak sorunlarımız vardı. Konuşmalarımız da bunları ve bunlara yönelik farklı uygulamalarımız varsa onları paylaşmıştık. Hala karşılaştığım ailelerle iletişime geçmeye çalışırım

 

 

 

 

                             

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                            KAYNAKLAR

 

Aydın A, (2003) Otizmde İlk Adım, Epsilon Yayıncılık, İstanbul.

 

Bodur Ş- Soysal Ş, Sürekli Tıp Eğitim Dergisi,13 (10) : 394-398

 

Cöngöloğlu A- Türkbay T, (2007), Çocuk Ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi, Olgu Sunumu, 14 (2).

 

Darıca N-Abidoğlu Ü- Gümüşcü Ş,(2005) Otizm Ve Otistik Çocuklar, Özgür Yayınevi.

 

Fazıloğlu, Y. & Eşme, M. (2205). Otizm. Morpa Kültür Yayınları, İstanbul

 

Görgü E, 3–7 Yaş Arasında Otistik Çocuğa Sahip Olan Annelerin Algıladıkları Sosyal Destek Düzeyleri İle Depresyon Düzeyleri Arasındaki İlişki, Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü İlköğretim Anabilim Dalı Okul Öncesi Öğretmenliği Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, (Danışman: Yrd. Doç. Dr. Canan Savran )

 

Görgü E, Çoluk Çocuk Dergisi,(2004) Cilt 8, Sayı 44.

 

Güneş A, (2005) Otizm ve Otistik Çocukların Eğitimi, İlya İzmir Yayın evi.

 

İstanbul Otizm Eğitim Günleri El Kitapçığı (2005- 2006 sunumları)

 

Korkmaz B, (2000), Yağmur Çocuklar, Doğan Kitapçılık

 

Kulaksızoğlu A, (2003), Farklı Gelişen Çocuklar, Epsilon Yayıncılık, İstanbul.

 

Mukaddes NM. (2005), Otistik Çocuklar, İstanbul Tıp Fakültesi Hasta Okulu Yayınları XV, İstanbul

 

Özsan HH. (2004), Ebeveynlerin Otistik Bulgularına Duyarlılığı Ve Farkındalığı, Otizmde Erken Tanı Ve Erken Müdahalenin Önemi. İ.Ü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, İstanbul (Danışman: Doç. Dr. ML. Kayaalp)

Tokuç F, (2008) Otistik Çocuk Ve Aile Özelliklerinin Aile İşlevlerine Etkisi, Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Halk Sağlığı Hemşireliği Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, (Danışman: Yrd. Doç. Dr. Ayşe YILDIZ)

 

Turan A, Sevgi Dili Konuşan Çocuklar, Sistem Yayıncılık

 

Türkiye Otistiklere Destek Ve Eğitim Vakfı, El Kitapçığı.

 

Yüksel A,(2005) Otizm Genetiği, Cerrahpaşa Tıp Dergisi, Cilt 36

 

Wing L, Otizm El Rehberi, Çeviren Semra KURT

 

  1. İzmir Uluslararası Özel Eğitim Ve Otizm Sempozyumu(2008), Çeşme ( Sempozyum CD’si)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :