- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Okullarda Şiddet

Okullarda Şiddet sitemize 27 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 1 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Okullarda Şiddet

Çocukların ve gençlerin potansiyellerini geliştirebilmeleri, kendilerini yarınlara hazırlayabilmeleri, iyi bir insan, iyi bir yurttaş, bilinçli bir üretici ve tüketici olabilmelerinde okulların güvenli olması temel koşuldur. Okulların güvenli olması öğrenci, öğretmen, yöneticiler ve diğer okul görevlilerinin sorumluluklarını en iyi bir şekilde yerine getirmelerini sağlar. Okul içinde ve dışında yaşanan şiddet olayları, okuldaki güvenlik sorunlarını gündeme getirmiştir. Öğrenciler, velilerin çaresiz; öğretmen ve idarecilerin ilgisiz ve yetersiz olarak değerlendirilmektedir.

Okulda şiddet olgusu gazetelerin birinci sayfalarında manşet haber haline geldi. Okulda şiddetin artıp artmadığı, şiddetin yaygınlığı ve dereceleri önemli bir tartışma ve araştırma konusudur. Şiddet olaylarına yönelik tepkiler ise sorunun boyutlarının belirlenmesi ve en etkin müdahalelerin uygulanması açısından daha önemli bir tartışma konusudur.

Siyasal tepkileri iki temel başlık altında toplamak mümkün: Birincisi, okulda şiddet olaylarının kaygı verecek dereceye ulaştığı, şiddet uygulayan ve şiddet mağduru olan çocukların sayısının artığının ifade edilmesidir. İkincisi ise, olayların küçük münferit taşkınlıklar olduğu, öğrencilerin kasap bıçaklarıyla birbirlerini doğramadığı, dolaysıyla şiddetin gereksiz yere abartıldığıdır. Hatta şiddet olaylarını ele alan medya suçlanmıştır.

Sosyal sorunlara karşı hükümet ve toplumun iki temel yaklaşımı vardır: Birincisi sorunları reddetmek; ikincisi ise sorunları sorunların varlığını kabul etmektir. Sorunların varlığını kabul etmemek, tıpkı Türkiye’deki okul içi şiddet olayları gibi, topluma ve siyasetçilere (hükümete) geçici bir rahatlık verir. Zamanında gerekli müdahaleler yapılmadığı için sorun daha da içinden çıkılmaz hale gelir.

İkinci olarak sorunun varlığını kabul edip, harekete geçmektir. Okulda şiddet olaylarına karşı yapılması gereken, tüm toplumsal kurumların “çok kurumlu” yaklaşım içinde çalışması gerekmektedir. Önerilecek çözümler yeni şeyler değil. Sorunun kaynağı ve çözümler belli. Temel sorun, en ilgili toplumsal kurumların, sorunları kendi alanlarında görmemeleri ve diğer kurumlara havale etmeleridir. Bürokraside ilgili daireye giden resmi bir yazının “ilgili yazı dairemize sehven gönderilmiştir” ibaresiyle tekrar geldiği yere gönderilmesi veya işlenen bir suçla ilgili, en ilgili mahkemenin “görevsizlik” kararı vermesini “topu taca atma” örneklerindendir.

Eğitim-öğretim etkinliklerinin başarılı bir şekilde yapılabilmesi okulların fiziksel ve psikolojik olarak güvenli olmasını gerektirmektedir. Güvenlik kaygısı, öğretmenin ve öğrencilerin performansını düşürür. İlgisizlik, bilgisizlik, yetersizlik ve çaresizlik okulda şiddet sorunun artırmaktadır.

Okulda şiddetin önlenmesi polisiye bir proje olarak değerlendirilmemelidir. Suç önleme yöntemlerinden biri olan “hedef güçlendirme” (target hardening) ancak belli yer, zaman ve durumlarda geçici sonuçlar doğurur. Okul önlerine polislerin, okullara kameraların konulması, bu tür önlemlerin alınmadığı mekanları şiddetin uygulandığı alanlar haline getirebilir. Şiddetin önlenmesini sadece polise havale edilmesi, sorumluluğu başka adreslere yönlendirmektir. Her okula bir polis anlayışı, ekonomik ve sosyal olarak onaylanabilecek bir proje değildir. Açılan her yeni okul, daha fazla sayıda polis anlamına gelecektir. Polis sayısının ve kapalı devre kameraların artışı ülkemizi gözetim toplumuna dönüştürür. Ülkemizde sosyal sorunlara karşı “geleneksel bakış açısı”, çözüm yollarının da “geleneksel bakış açısına” göre belirlenmesine neden olmaktadır. Bunun sonucu sorunun kaynağı ve çözüm önerileri yanlış, eksik ve yetersiz olamaya mahkum olmaktadır. Fiziksel önlemler sosyal önlemlerle desteklenmediği sürece okulda şiddet devam eder.

O halde neler yapılmalıdır? Kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapılarak uygulanmaya konmalıdır. Ülkemizde tüm kurumlar plan yapımında epeyce bir mesafe almıştır! Bununla birlikte uygulanmayan planlar “ölü metinler” haline de gelmektedir. Şiddet önleme çalışmaları, eğitim politikasından ayrı olarak ele alınamaz. Tüm bakanlıklar ve genel müdürlükler düzeyinde sorumlu mekanizmalar belirlenmeli, onların görev tanımları, yapılacak çalışmalar bir takvime bağlanmalıdır. Okulda şiddetin önlenmesi ulusal bir proje haline gelmelidir. Bu projenin uygulanması da sürekli olarak denetlenmelidir. Şu sorulara verilecek yanıtlar şiddetin önlenmesine olumlu katkılar sağlayacaktır: Hangi kurum, kimler projede belirlenen görevlerini yapmıyor? Projenin aksayan tarafları nelerdir? Bu projenin uygulanması sürecinde karşılaşılan zorluklar nasıl aşılabilir?

Kısa vadede yapılacak çalışmaların başında toplum ve siyasetçilerin “okulda şiddet” sorununu kabul etmesi gerekmektedir. Siyasetçiler ve sivil toplum sorunun çözümünden sorumlu temel aktörlerdir. Siyasetçiler sorunu kendileri açısından “siyasal bir risk” olarak değerlendirmemelidir. Bu sorunun sorumlusu sadece mevcut hükümet değil, günüme kadar olan tüm hükümetlerdir. Kısa vadede hükümet “ okulda şiddet” sorunun çözümüne yönelik, esnek, katı bir bürokratik yapısı olmayan, sivil toplumu da dahil eden bir yapı (mekanizma oluşturmalıdır.

Okul yöneticileri, öğretmenler ve veliler sürekli çalışacakları bir mekanizma kurmalı, sorunlar, çözüm önerileri ve sorumlu kişi ve kuruluşları belirlemeli; onları bilgilendirmelidir. Ülkemizde farklı yerlerdeki farklı okullarda farklı şiddet türleri uygulanmaktadır. Şiddetin tehlikelisi, sadece kasap bıçağıyla uygulananı değildir. Öğrencilerin, öğretmenlerin şiddet algılamaları ve tepkileri aynı değildir. Bir öğrenciye kötü isim takma, çok derin izler bırakabilirken; aynı şiddet türü başka bir öğrencide çok fazla bir etki bırakmayabilir. Örneğin, ailesinde sürekli şiddet olaylarına tanıklık eden bir öğrencinin şiddet uygulaması veya şiddete maruz kalması kendisi için sıradan bir durum olabilir. Başka bir öğrenciye yapılan sözlü veya fiziksel bir saldırının izi, öğrencinin yaşamı boyunca devam edebilir. Bu nedenle şiddetin türleri, şekli, derecesi hakkında ayrım yapılmamalıdır. Şiddet, büyük, küçük, zararlı, zararsız diye kategorileştirilemez. Her türlü şiddet, kabul edilemez bir davranıştır.

Kısa vadede yapılacak çalışmalar arasında öğrenci, öğretmen, idareci ve velilerin bilgilendirilmesi; şiddet mağduru olamamak için nelerin yapılabileceğinin öğretilmesidir. Velilere, öğrencilere, öğretmen ve yöneticilere yönelik hizmet içi eğitim programları vakit geçirilmeden başlatılmalıdır. Yöneticiler ve öğretmenlerin şiddet uygulayan ve şiddet mağduru olan çocuklara karşı tutumları nasıl olmalıdır? Şiddet uygulayan ve şiddet mağduru olan çocukların ebeveynlerine yönelik neler yapılmalıdır? Risk grupları nasıl belirlenmelidir? Risk gruplarına karşı neler yapılmalıdır?

Orta ve uzun vadeli çalışmaların başında güvenli okulların oluşturulması için öncelikle problemin boyutunun belirlenmesi gerekmektedir. Bu amaçla ulusal düzeyde problemin boyutunun belirlenmesi ve etkin müdahaleler yapılarak sonuçların belirlenmesi gerekmektedir. Ortaya çıkan ulusal rapora göre politikalar oluşturulmalıdır. Ulusal raporda, başta okulda işlenen suçlar, mağduriyet, öğrencilerin okul güvenlik algılamaları, okulda hangi tür psikolojik ve fiziksel şiddet kalıplarının uygulandığı öğrenciler, öğrenciler ile öğretmenler ve idareciler, öğretmenlerin kendi ve öğretmenlerle idareciler arasındaki tutum ve davranışlar incelenmelidir. Öğrenciler okula ne tür kesici ve delici aletlerle geliyor? Okul önlerinde bu tür aletlere ulaşma durumu nedir? En çok hangi yaş, cinsiyet ve sosyal sınıftan öğrenciler şiddetin uygulayıcısı ve mağdurudur?

Orta ve uzun vadede yapılacak çalışmalar arasında “gerçek ve imaj” arasındaki ayrımı yapamayan çocukların, şiddet içeren yayınlardan ne derece etkilendiği saptanmalıdır. Medyanın çocukların ve gençlerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyecek yayınlara geçit verilmemesi gerekir.

Şiddet uygulayan çocuklara yönelik rehabilitasyon çalışmalarında rehabilitasyon ile cezalandırma arasındaki dengenin sağlanması gerekmektedir. Şiddet uygulamanın yanlış bir davranış olduğu çocuğa bildirilirken olay bir polisiye olay olarak değerlendirilmemelidir.

Çocuklar günümüzde daha erken yaşta fazla şiddet uğrama riski ile karşı karşıyadır. Özellikle okul servislerinde 6 yaşındaki çocuk ile 15 yaşındaki çocuk beraber okula gitmektedir. Sadece ekonomik kazanç elde etmek isteyen servis şirketleri ve servis şirketlerine ihale veren okul yöneticileri servislerdeki şiddete göz yummaktadır. Servislerde bulunması gereken koşullar yerine getirilmemektedir. Alternatifi olamayan veliler ise kendi başlarına çözüm üretememektedir.

Şiddet olaylarının gittikçe daha ağır hale gelmesi, öğretmen ve idarecilerin de tehdit edilmesi ve onların adeta sindirilmesi okul içindeki ve dışındaki zorbaların egemenliklerini ilan etmelerini kolaylaştırmıştır. Bazı okullarda bu zorbalardan korkan öğretmen ve idareciler şiddet olaylarına seyirci kalmaktadır. Bizim zamanımızda teneffüslerde karşılaştığımız, öğretmen ve idareciler zorunlu olmadıkça odalarından dışarı çıkmamaktadır. Bazı devlet okullarında yöneticiler, “koltuk kaygısı” nedeniyle sorunların üzerini örtmek eğilimindedirler. Bazı özel okullarda ise okulun prestiji, öğrenci kaybı ve ekonomik kaygılar nedeniyle yaşanan olumsuzluklar kapatılmaya çalışılmaktadır. İşte bu kişisel ve kurumsal kaygılar, duygusal ve fiziksel olarak kendilerini yetişkinler kadar koruma yeteneğine sahip olamayan çocukları etkilemektedir.

Günümüzün okullarındaki şiddetin artması, yarınımızın toplumu hakkında da işaretler vermektedir. Yarının şiddetten uzak bir toplum olması için okulların farklı bireylerin bir arada barış içinde yaşamayı öğreten kurumlar olması gerekmektedir. Öğrenciler arasında çatışmaların uzlaşmaya dönüştürülebilmesi, bireyler arasındaki farklılıkların çatışma değil, toplumsal zenginlik kaynağı haline getirilmesi hedeflenmelidir. Bu hedef, başta aile, okul, toplum ve siyaset tarafından belirlenecek ortak vizyon ve misyonlarla gerçekleştirilebilecek bir idealdir. Bu ideale her okula bir polis göndererek, okulları güvenlik teknolojilerinin temel müşterileri haline getirilerek, toplumlumu “gözetim toplumu” haline dönüştürerek ulaşılamaz. Şiddetin kaynağı ve çözüm yollarının ortaya çıkarılması, başta aile, eğitim, hukuk ve siyaset kurumlarının yapısı ve işlevlerinin tartışılmasıyla mümkündür.

Kaynak : Halil Ibrahim Bahar

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :