- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Okula Başlama

Okula Başlama sitemize 27 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Daha Dün Annemizin Kollarında Yaşarken, Şimdi Okullu Olduk

Doç. Dr. Belma Tuğrul

Okula başlama, doğal ve zorunlu bir yaşamsal deneyimdir. Okula başlama hangi öğrenim kademesinde olursa olsun, yaşamsal değişimleri içerir ve bu da heyecan vericidir. “Okula başlama” olayının zor ve sorunlu olması yetişkinin davranışlarıyla yakından ilgilidir. Burada “yetişkin” ile kastedilen, anne, baba ve öğretmendir. Tabii ki, Türk kültüründeki aile yapısını düşündüğümüzde bu gruba anneanneleri, babaanneleri ve dedeleri de katmak gerekecektir.

Okula başlama sadece çocuklar için değil aileleri için de önemli bir olaydır. Hatta bazen yetişkinler, çocuklardan daha geç ve zor alışabilirler. Çocuklar, çevrelerini çok iyi gözlemlerler ve çevrelerindeki tepkilerden etkilenirler. Okula başlama çocuğun şimdiye kadar yaşamadığı bir deneyimdir. Anaokuluna gittiyse, ilkokula başlamak için en azından “okul kültürü”ne ait bazı deneyimleri geçirmiştir. Ancak böyle olsa bile “okul” çocuğun yaşamında ilk kez yüz yüze geleceği bir deneyimdir. Bu nedenle, o kendisine bu konuda yapılan her türlü telkinin etkisinde kalabilecektir. Yetişkinler, kendi okul deneyimlerinden, kişiliklerinden, yaşamsal beklentilerinden, aile ilişkilerinden etkilenerek, çocukların okul yaşamını yönlendirir.

Okula başlama anında çocukların gösterdikleri tepkiler, onların o ana kadar geliştirdikleri ilişkilerin bir sonucudur. Tabii ki kişilikleri de bunda etkili olacaktır. Okula başlamadan önce edinilen alışkanlıklar, beceriler ve duygular açısından güçlü bir kişilik sergileyen çocuk, okulun sosyal ve akademik sorumluluklarını rahatlıkla yerine getirir. Örneğin; anaokuluna başlama, çocuğun ailesinden ilk ayrılığıdır ve bu nedenle özel bir öneme sahiptir, ilkokul ise; çocuğun formal öğrenim kademesinin ilk adımı olması nedeniyle önemlidir. Her iki okul kademesinde de çocuğun duygusal olarak baş etmesi gerekenler vardır. Gerek anaokulu gerekse ilkokul çocuk için yeni sosyal çevredir ve doğal olarak çocuğun uyum sağlamasını gerektiren çok sayıda farklı özellikleri ve ilişkileri içerir. Çocuklar dinamik varlıklardır. Yaşamın en hızlı gelişimi ve değişimi erken çocukluk yılları ya da okulöncesi dediğimiz yıllarda yaşanır. Çocukların bu dinamikliğe uyum sağlaması, onun temel yaşamsal becerileriyle yakından ilişkilidir. Sağlam duygusal temeller üzerine kurulan kişiliklerde ki çocuklar, yaşamın bu yeni deneyimiyle baş etmeye hazırlanmış demektir. Kendine ve çevresine güvenen çocuklar, yaşam başarısı yüksek olmaya aday çocuklardır. Aksi durum, yani, bireysel gelişmesi için desteklenmemiş çocuklar “bağımlı” kişilikleriyle, okula başlamanın sorumluluklarıyla baş etmekte zorlanabilirler. Aslında bu şekilde, bağımsızlığını geliştirememiş çocuklar için sadece okula başlama anı değil, yaşama ait her yeni durum kaygı yaratıcı olabilir.

O halde, çocuklarımızın yaşamında olduğu kadar bizim yaşamımızda da önemli bir yer tutan “okula başlama” olayını başarılı bir şekilde göğüslemek için neler yapmalıyız?

İlk olarak, okula hazırlığın okula başlamadan birkaç ay ya da birkaç hafta öncesinden başlayan bir hazırlık olmadığına dikkat çekmek gerekir. Doğduğu andan itibaren, iletişim içerisinde bulunduğu kişiler çocuğun gelişiminin olumlu ya da olumsuz değişiminden sorumludur. Çocukları sadece okula değil hayata hazırlamak gerekir. Okul da zaten hayatın bir parçasıdır. Okula hazırlık, çocuğun okul eşyalarını temin etmekten, onun için iyi bir okul seçmekten çok daha geniş ve derin anlamlar ifade eder. Yaşamla ilişkilerinde başarılı olan çocuklar okul yaşamlarında da uyumlu, başarılı ve mutlu olabilirler. Özetle, okula hazırlık, okula başlama anına bırakılmayacak kadar önemlidir. Okula başlama anında o zamana kadar yaşananların dışa yansımaları gözlenir. Gözlenenlerse aslında birer sonuçtur.

Eğer çocuğunuz;

* Ayrılıklara alışıksa, ayrılıklarla baş etmeyi öğrendiyse,

* Kendine ve başkalarına güven duyuyorsa, Kendi başına kararlar alabiliyorsa,

* Sorumluluk almaya istekli ve yerine getirmede yeterli ve yetenekliyse,

* Değişikliklere uyum sağlayabiliyorsa,

* Farklı insan ilişkilerini gözlemlemiş ve farklı kişilerle ilişkiye girmişse yani, iletişim zenginliğine sahipse,

* Problemlerine iyi ya da kötü, mutlaka bir çözümü olduğunu biliyorsa ve bu çözümlerden birini mutlaka kendisinin bulabileceğine inanıyor ve kendine güveniyorsa,

* Bazen grupla beraber olmaya hazır ve hevesli, kooperatif davranabilen, bazen özgür ve özgün “bireysel” davranabilen biri olarak, gerekli sosyal ve duygusal becerilere sahipse,

* Farklı zamanlarda farklı deneyimleri yaşama fırsatı olduysa,

* Insiyatif kullanabiliyorsa,

* Risklere girmekten çekinmiyorsa,

* Başladığı işi bitirebiliyorsa,

* Kendini tanıma ve kontrol etme konusunda özgüveni ve denetimi gelişmişse,

* Kendini idare edecek temel fiziksel gereksinimlerini bağımsız olarak karşılayabiliyorsa,

* Sınırları tanıyan ve kabul edense,

* Duygu ve düşüncelerini ifade etmenin birçok yolundan bazılarını biliyorsa.

* Dinleme becerisi gelişmişse,

* Kendine ait şeylere sahip çıkabiliyor, başkalarınınkine de saygı gösterebiliyorsa,

* Kendini ve kendine ait şeyleri koruyabiliyorsa, Kuralları anlama, kabul etme ve yerine getirme de sosyal ve zihinsel alanda olgunlaşmışsa,

* Paylaşma, yardımlaşma, bekleme gibi olumlu sosyal ilişkileri gelişmişse,

* Öğrenmesini engelleyecek herhangi bir kronik sağlık sorunu yoksa,

* Algılama, bellek, dikkat ve koordinasyon becerilerinde normal gelişim özelliklerini sergiliyorsa,

* “Nitelikli” bir anaokulu yaşantısı geçirdiyse, ilkokul için sağlam temeller atmış olduğunu düşünebilirsiniz.

Yeni doğan bir bebek, özellikle annesinden ayrı kalmaya hazır değildir. Bu, fizyolojik bir gereklilik ve gereksinimdir. Bebek, beslenmesi ve bakımı için anneye ya da onun yerine geçecek birine gereksinim duyar. Ancak, çocuk yaşının ilerlemesiyle, geliştirdiği beceriler sayesinde annesinden uzaklaşmaya başlar. Bu. bağımlılıktan bağımsızlığa doğru atılan ilk adımlardır. Çocuklarımıza bağımlı olmakla bağlı olmak farklı kavramlardır. Bağımlılık, her iki tarafında yaşamsal becerilerinin gelişmesini engeller. Bağlılık, birey olma ve ait olmayla bütünleşen sağlıklı ruh ve beden gelişimi için gerekli psikolojik ve sosyal ilişkiyi ifade eder. Her anne baba çocuğunu sever. Her ailenin sevgisini ifade etme yolu da farklıdır. Ancak bazı anne babalar çocuklarını severken, geliştirdikleri iletişim ortamı içinde, onları kendilerine bağımlı kılarlar Bu da çocuğun yaşamının kritik noktalarında uyumsuzluk davranışlarıyla kendini gösterir. Oysaki tüm anne babalar çocuklarının çevreleriyle uyumlu olmasını, ciddi bir şekilde önemserler. O halde kendi kendimize sormamız gereken bazı sorular vardır. Örneğin; “ben çocuğumun problem çözen, bağımsız, kendine güvenen sorumluluk sahibi, saygılı, dürüst, becerikli, kendini ve diğerlerini seven, bilgili, sosyal, girişken, duyarlı, dikkatli, kültürünü bilen bir birey olmasını istiyorum. Peki bu sonuca ulaşmak için gerçekten gereken şeyleri yaptım mı?”

Bu nedenle, çocuğumuzun uyumlu davranışlar sergilemesini beklemeden önce kendimizi gözden geçirmeliyiz. Belki o zaman bazı şeyleri ümit etmekten vazgeçebiliriz. Yani çocuğunuzun okula uyumu ve başarısı;

* Onun kişilik özelliklerine,

* Çocuk yetiştirme tutumlarınıza ve iletişim becerilerinize,

* Çocuğunuzun sağlık durumuna,

* İçinde yaşadığı sosyal çevrenin zenginliğine,

* Daha Önceki okul yaşantılarına,

* Akademik olarak hazır oluşuna ve öğrenme ilgisine ve kapasitesi-ne bağlıdır.

Okul Korkusu

Hazırlayan:Prof. Dr. Bahar Gökler

Hacettepe Üniv. Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A.D

Okula başlama, tüm başlangıçlarda olduğu gibi, hem coşku, hem de biraz kaygı verici bir olaydır. Okul dönemi, çocuk ve ailesi için yepyeni ve önemli bir evredir. Okula başlama; belirli bir olgunluğa ulaşma, sorumluluk alma, bunların getirdiği sevinç yanında, ana babadan ayrı, kendi başına yeni ve bilinmez bir serüvene başlamanın korkularını birlikte içerir. Oyun ve arkadaş deneyimi olmayan, sorumluluklarını bilmesine ve üstlenmesine fırsat tanınmamış olan çocuklarda, evden kopup okula başlama sorun oluşturabilir. Zekası yeterli olsa bile, çocuk ruhsal yönden okula hazır değildir; evin koruyucu sığınağından çıkmak Okul çağına gelmiş olmasına karşın, öğrenme ve kavraması yeterli düzeye ulaşmamış olabilir.

Buna benzer zorluklar yaşayan çocuklarda, okula gitmek istememe, arkadaşlarına yanaşamama, içe kapanık ya da tepkisellik gibi uyum sorunları görülür.

Okul korkusu, okul çağındaki çocuklarda birdenbire okula karşı beliren yoğun direnç durumudur. Bu çeşit bir korku geliştiren çocuklar genellikle annelerine çok bağımlı çocuklardır. Hastalığı başlatan olay okulla değil, anneyle ilgilidir. Evdeki çatışmalı ortam ya da küçük kardeşin anne ile daha fazla yakınlaşabileceği düşüncesi, çocuğun aklının evde kalmasına ve okulda durmakta zorlanmasına neden olabilir. Çocuk için anneden ayrılma sayılabilecek her türlü olay, annenin hastalanması ve hastaneye yat- ması, annenin ya da çocuğun bağımlı olduğu kişinin bir süre için evden uzak kalması, kardeş doğumu nedeniyle annenin ilgisinin bölünmesi ya da boşanma sözü geçen bir ana baba kavgası ortaya çıkartıcı etkenler olarak sayılabilir.

Genellikle çalışkan, derslerine düşkün olarak bilinen çocuk, karın ağrısı, baş ağrısı, bulantı gibi yakınmalarla evde kalmak ister; okula gitmesi için zorlandığında paniğe girer, ağlayarak, tepinerek tepki gösterir. Evde kal- masına izin verildiğinde tüm yakınmaları kısa sürede ortadan kalkar. Ancak aynı tür tepkiler, okula gitmesi istendiğinde yineler.

Okul korkusunun, erkek ve kız çocuklarda görülme sıklığı eşittir. çocuğun okula başlama yaşı olan 5-7 yaşlar ve yine ilköğrenimin bittiği, daha büyük sınıflara başlama dönemi olan 12-14 yaşlar arasında en yüksek oranda ortaya çıktığı saptanmıştır.

Okul korkusu olan .çocukların ana-babaları, diğer psikiyatrik bozukluklar gösteren çocukların ana-babaları ile karşılaştırıldığında rol davranışı, iletişim duygu aktarımı ve kontrol kurma gibi alanlarda daha aza işlevsel bulunmuşlardır.

Okul korkusu gösteren çocuklarda, aile farkında olmaksızın bu bağımlı ve olgunlaşmamış davranış örüntülerini desteklemektedir. Dolayısıyla da çocuğun evde kalış süresi uzadıkça okula dönmesi güçleşeceğinden, tepkisine karşın çocuk okula götürülmelidir.

Bu sorunun çözüme kavuşturulmasında aile, hekim, öğretmen işbirliği çok önemlidir. Eğitim, aile ve öğretmenin birlikte yürüteceği zorlu bir iştir. çocuğun okula başlaması ile birlikte, öğretmen onun dünyasında en etkin, en vazgeçilmez kişi olur. ilkokul çağındaki çocukların eğitiminde en temel öğe, öğretmen ile çocuklar arasındaki ilişkidir. çoğu zaman bu ilişki, çocuğun okula ve arkadaşlarına karşı gösterdiği tepkiyi, başarısını ve gelişimini etkiler.

Öğretmen tepkileri ve davranışları tutarlı bir kişi olmalıdır. Çocukların başarısızlıklarını, sorunlu oldukları noktaları vurgulamak yerine, nedenler üzerinde durarak, araştırarak incelemeli, onları anlamaya çalışmalıdır.

Öğretmen ile öğrenci arasındaki olumsuz ilişki, çocuğu okul konusunda güvensiz kılar.

Okul korkusunda öğretmen, çocuğun kaygısının kaynağının okulla bağlantılı olmadığını anlamalı ve bu kaygının doğru ele alınması konusunda aile ve hekimle işbirliği yapabilmeli, tutumlarını çocuğun gereksinimleri doğrultusunda esnetebilmelidir. Çocuğu, okulda kalmasını kolaylaştırabilecek, kaygısını azaltacak etkinliklere yönlendirmelidir.

Bazı durumlarda çocuk, annesi yanında olmaksızın sınıfa girmeyebilir. Sınıfa girmese de çocuk okula götürülmeli ve bu dönemde çocuğa karşı daha kararlı davranabilen. Bir aile bireyi, çocuğu okula götürme sorumluluğunu üstlenmelidir.

Çocuğun okula yeniden alıştırılması davranışçı tedavi teknikleri doğrultusunda, aşamalı duyarsızlaştırma, koşullandırma yöntemleri ile sağlanır. Bu arada çocuğun okula gitmesi desteklenirken, bir yandan da aile içi ilişki ve iletişimlerdeki bozuk yanlar ve bu korkuya yol açan nedenler, çocuk ve aile ile birlikte ele alınarak çözümlenmeye çalışılır.

Uzunlamasına yapılan çalışmalar, okul korkusu olgularının çoğunun okula döndüğünü göstermektedir. Prognozu ya da klinik gidişi olumlu yönde belirleyen etmenler arasında zeka, tedavinin 14 yaşından önce başlatılmış olması ve yatarak tedavi gören hastalarda , taburcu olurken belirtilerin ortadan kalkması sayılabilir.

Çocuk ve Okul

Hazırlayan: Doç. Dr. Selahattin Şenol

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü

Çocuklar psikososyal ve zihinsel gelişimleri sırasında karşılaştıkları zorluklarda bulundukları gelişim dönemine uygun olarak farklı tepkiler vermektedirler. Kreşe başlama, öğretmen değişikliği, yakın çevreden sevilen birinin hastalığı ya da kaybı, anne baba tartışması ve kardeş doğumu gibi yaşam olayları karşısında zorlanmakta, belirli bir uyum süreci yaşamaktadırlar.

Çocuklar olumlu ya da böylesi olumsuz duygularını sözelleştirebilmeyi ancak ilkokula başladıkları dönemde, daha belirgin olarak ise 9-10 yaşlarından sonra kazanmaktadırlar. Başkalarının ne hissettiklerini ise daha da sonraki gelişim dönemlerinde öğrenmektedirler. Duyguların sözle ifade edilemediği dönemlerde yaşanan kaygı bedensel tepkilerle belirtilmektedir. Kreşe ya da okula başlamada zorlanan çocukların karın ağrıları olmakta, uyku, iştah ya da davranışları ile ilgili tepkiler görülmektedir. Burada “zorlanıyorum” ya da “alışamadım” olarak anlatılmak istenen “karnım ağrıyor”, “başım ağrıyor” ya da midem bulanıyor” gibi bedensel yakınmalarla anlatılmaya çalışılır. Bu yakınmaların ne kadar zorlanmaya bağlı ruhsal tepkiler olduğu ya da bir bedensel hastalığın belirtisi olup olmadığı sorularının yanıtı anne baba için hiç de kolay olmamaktadır. Sıklıkla bir çocuk doktoruna başvurularak bedensel hastalığa ilişkin kanıtlar aranmakta, çoğu zaman da uzun süreli ayrıntılı incelemelere gerek duyulmaktadır. Çünkü bu dönemde çocuğun beden ısısı yükselebilmekte, halsizlik, bitkinlik ve iştahsızlık olabilmekte ve gerçekten acı çekmektedir.

Bu karmaşık etkileşim örüntüsü göz önüne alındığında, çocuk ve ergenlerde psikososyal ve duygusal etkenlerin sıklıkla bedensel yakınmalara neden olduğu ortaya çıkacaktır.

Okula başlama çocukları ve aileleri bekleyen önemli adımlardandır. Daha önceden kreş ya da anaokulu gibi okul öncesi kurumlara gitmeyen çocuklarda bu adım daha da zor olabilmektedir. Yeni bir ortam, bilinmedik birçok kural ve bunlara alışmak. Bu ilk adıma ilişkin sorunlar okulun başladığı ilk haftalarda ortaya çıkmaktadır. Öğrenciler okula anne babaları ile gelmekte, sınıflarda küçük sıralarda öğrencilerin yanında anne babaları da sığmaya çalışarak oturmaktadır. Haftalar içinde bu sırayı dolduran davetsiz konuklar birer ikişer azalır, ancak bazı sınıflarda derslere düzenli devam eden anne babalar kalmaktadır. Okul korkusu ya da anne babadan ayrılma zorluğu olarak tanımlayabileceğimiz bu durum ders başarını etkileyen ilk sorunlardandır. Öğrenci, anne-baba ve öğretmenin birlikte çalışması ile bu sorun giderek azalmakta, çocuk ya da genç yaşıtları gibi uyum sağlayabilmektedir.

Ayrılma kaygısı ya da okul reddi olarak tanımlanan bu durum anne baba tutumları, çocuk ve öğretmenin özellikleri gibi durumlardan kaynaklanmaktadır. Özellikle çocuğun tüm gereksinimlerini karşılayan, aşırı kaygılı, onun bağımsızlığını desteklemeyen anne-baba tutumlarında okula gitme gibi bir ayrılık hem ebeveynde hem de çocukta kaygı doğurmaktadır. Aşırı koruyan, aşırı kontrolcü ebeveyn çocuğun ayrılığında kaygı duyacaktır. Onun tek başına bir şeyler yapamayacağını, sağlığı açısından sorun oluşturacağını ya da kendi kontrolü dışına çıkacak, yaptıklarını denetleyemeyecek duygusu yaşamaktadır. Çocuklar ise daha önce ayrılma ya da ebeveyne bağlanma ile ilgili özellikler gösteren, duygusal açıdan bulunduğu yaştan daha küçük yaşta tepki veren bireylerdir. Anne baba ile yatan ya da ayrı yatamayan, ağlama, tutturma gibi hemen tepki veren, genelde ev dışında vakit geçirmeyi sevmeyen çocuklardır.

Okul ile ilgili hayali ya da gerçek kaygılar olabilir. Okula gidiş yolundaki tehlikeler (trafik, çevrenin kalabalık ya da ıssız oluşu vb.). Okula uyum sürecindeki öğretmenin tahammülsüz ve/veya ceza ile eğitici tutumu, anne-babadan habersiz ani ayrılma, sınıfa yaklaşınca anne babanın bırakıp kaçması, söz verilen saatte almama, bu süreçte çocuğun yalnız kalması gibi nedenler de etkili olmaktadır.

Okula başlama dönemindeki çocukların yaklaşık % 5 kadarında bu durum profesyonel desteği gerektirecek yoğunlukta olmaktadır. 18 yaşına kadar okula gitme ve aileden ayrılma ile ilgili zorluklar görülebilmekte, genelde 13 yaşından sonra belirtiler ve yakınmalar değişebilmektedir.

Okula gitmek istememe ve okuldan kaçma bu durum dışında; davranış sorunları olan çocuklarda, kaygılı çocuklarda, travma sonrası (örn; deprem) kaygı bozukluğu olan çocuklarda, depresyonu ya da psikoz olarak belirtilen belirgin ruhsal bozukluğu olan çocuklarda da görülmektedir. Ancak bu hastaların diğer belirtileri ile ayrım yapılabilir.

Okul korkusu ya da ayrılma ile ilgili kaygısı olan çocukların önceden ayrılığa, bağımsızlığa alıştırılması, böyle bir sorun varsa anne-baba, çocuk ve okul işbirliği ile çocuğun desteklenmesi gerekmektedir. Çocuğun bu ayrılığa yavaş yavaş alıştırılması (anne ya da babanın sınıfta, sonra koridorda, sonra bahçede ve daha sonra çocuğu evde beklemesi gibi) çocuğa güvence verilmesi ve bu güvencelerin yerine getirilmesi (seni bahçede bekleyeceğim-diyerek belirlenen zamana kadar bahçede bekleme gibi), bu süre içinde çocuğun sergilediği zorlukların bedensel bir nedenle oluşup oluşmadığının araştırılması, kısa süreli ve yaygın değilse bu belirtilerin fazla dikkate alınmaması (uyku, iştah, davranış gibi tüm alanlara yayılan bir bozulma, sadece okul saati öncesinde değil tüm gün olan kaygı, neşesinin giderek azalması gibi) gerekir.

Eğer anne-baba ve öğretmenin çabası yetersizse, belirtiler azalacağı yerde giderek artıyor veya yayılıyorsa, çocuk ve ergen psikiyatri uzmanından değerlendirme ve yardım istenmelidir. Sonuçta anne baba ve çocuğun bu uyum sürecine uzman desteği eklenecek, gerekirse çocuğun kaygısı güvenilir ilaçlarla azaltılacaktır.

Okul Korkusu

Okula başlama, tüm başlangıçlarda olduğu gibi, hem coşku, hem de biraz kaygı verici bir olaydır. Okul dönemi, çocuk ve ailesi için yepyeni ve önemli bir evredir. Okula başlama; belirli bir olgunluğa ulaşma, sorumluluk alma, bunların getirdiği sevinç yanında, ana babadan ayrı, kendi başına yeni ve bilinmez bir serüvene başlamanın korkularını birlikte içerir. Oyun ve arkadaş deneyimi olmayan, sorumluluklarını bilmesine ve üstlenmesine fırsat tanınmamış olan çocuklarda, evden kopup okula başlama sorun oluşturabilir. Zekası yeterli olsa bile, çocuk ruhsal yönden okula hazır değildir; evin koruyucu sığınağından çıkmak Okul çağına gelmiş olmasına karşın, öğrenme ve kavraması yeterli düzeye ulaşmamış olabilir. Buna benzer zorluklar yaşayan çocuklarda, okula gitmek istememe, arkadaşlarına yanaşamama, içe kapanık ya da tepkisellik gibi uyum sorunları görülür.

Okul korkusu, okul çağındaki çocuklarda birdenbire okula karşı beliren yoğun direnç durumudur. Bu çeşit bir korku geliştiren çocuklar genellikle annelerine çok bağımlı çocuklardır. Hastalığı başlatan olay okulla değil, anneyle ilgilidir. Evdeki çatışmalı ortam ya da küçük kardeşin anne ile daha fazla yakınlaşabileceği düşüncesi, çocuğun aklının evde kalmasına ve okulda durmakta zorlanmasına neden olabilir. Çocuk için anneden ayrılma sayılabilecek her türlü olay, annenin hastalanması ve hastaneye yat- ması, annenin ya da çocuğun bağımlı olduğu kişinin bir süre için evden uzak kalması, kardeş doğumu nedeniyle annenin ilgisinin bölünmesi ya da boşanma sözü geçen bir ana baba kavgası ortaya çıkartıcı etkenler olarak sayılabilir.

Genellikle çalışkan, derslerine düşkün olarak bilinen çocuk, karın ağrısı, baş ağrısı, bulantı gibi yakınmalarla evde kalmak ister; okula gitmesi için zorlandığında paniğe girer, ağlayarak, tepinerek tepki gösterir. Evde kal- masına izin verildiğinde tüm yakınmaları kısa sürede ortadan kalkar. Ancak aynı tür tepkiler, okula gitmesi istendiğinde yineler.

Okul korkusunun, erkek ve kız çocuklarda görülme sıklığı eşittir. çocuğun okula başlama yaşı olan 5-7 yaşlar ve yine ilköğrenimin bittiği, daha büyük sınıflara başlama dönemi olan 12-14 yaşlar arasında en yüksek oranda ortaya çıktığı saptanmıştır.

Okul korkusu olan .çocukların ana-babaları, diğer psikiyatrik bozukluklar gösteren çocukların ana-babaları ile karşılaştırıldığında rol davranışı, iletişim duygu aktarımı ve kontrol kurma gibi alanlarda daha aza işlevsel bulunmuşlardır.

Okul korkusu gösteren çocuklarda, aile farkında olmaksızın bu bağımlı ve olgunlaşmamış davranış örüntülerini desteklemektedir. Dolayısıyla da çocuğun evde kalış süresi uzadıkça okula dönmesi güçleşeceğinden, tepkisine karşın çocuk okula götürülmelidir.

Bu sorunun çözüme kavuşturulmasında aile, hekim, öğretmen işbirliği çok önemlidir. Eğitim, aile ve öğretmenin birlikte yürüteceği zorlu bir iştir. çocuğun okula başlaması ile birlikte, öğretmen onun dünyasında en etkin, en vazgeçilmez kişi olur. ilkokul çağındaki çocukların eğitiminde en temel öğe, öğretmen ile çocuklar arasındaki ilişkidir. çoğu zaman bu ilişki, çocuğun okula ve arkadaşlarına karşı gösterdiği tepkiyi, başarısını ve gelişimini etkiler.

Öğretmen tepkileri ve davranışları tutarlı bir kişi olmalıdır. Çocukların başarısızlıklarını, sorunlu oldukları noktaları vurgulamak yerine, nedenler üzerinde durarak, araştırarak incelemeli, onları anlamaya çalışmalıdır.

Öğretmen ile öğrenci arasındaki olumsuz ilişki, çocuğu okul konusunda güvensiz kılar. Okul korkusunda öğretmen, çocuğun kaygısının kaynağının okulla bağlantılı olmadığını anlamalı ve bu kaygının doğru ele alınması konusunda aile ve hekimle işbirliği yapabilmeli, tutumlarını çocuğun gereksinimleri doğrultusunda esnetebilmelidir. Çocuğu, okulda kalmasını kolaylaştırabilecek, kaygısını azaltacak etkinliklere yönlendirmelidir.

Bazı durumlarda çocuk, annesi yanında olmaksızın sınıfa girmeyebilir. Sınıfa girmese de çocuk okula götürülmeli ve bu dönemde çocuğa karşı daha kararlı davranabilen bir aile bireyi, çocuğu okula götürme sorumluluğunu üstlenmelidir.

Çocuğun okula yeniden alıştırılması davranışçı tedavi teknikleri doğrultusunda, aşamalı duyarsızlaştırma, koşullandırma yöntemleri ile sağlanır. Bu arada çocuğun okula gitmesi desteklenirken, bir yandan da aile içi ilişki ve iletişimlerdeki bozuk yanlar ve bu korkuya yol açan nedenler, çocuk ve aile ile birlikte ele alınarak çözümlenmeye çalışılır.

Uzunlamasına yapılan çalışmalar, okul korkusu olgularının çoğunun okula döndüğünü göstermektedir. Prognozu ya da klinik gidişi olumlu yönde belirleyen etmenler arasında zeka, tedavinin 14 yaşından önce başlatılmış olması ve yatarak tedavi gören hastalarda, taburcu olurken belirtilerin ortadan kalkması sayılabilir.

Okula Başlarken

Psikolog Şebnem Kartal

1) Anneler okula yeni başlayan çocuklarıyla ilgili nelere dikkat etmeliler?

Çocuğu, okula başlamadan önce okula gideceği konusunda bilgilendirmek ve psikolojik olarak okula hazırlamak çok önemlidir. Aileler okullar açılmadan birkaç ay önce çocuğa okula başlayacağını söylemelidirler. Çocuk, hangi okula gideceği, çocuğa okula başlamadan bir kaç ay önce okula başlayacağı konusunda bilgi verme, okulun nasıl bir yer olduğu, okulda neler yapacağı, arkadaşlar ve öğretmenlerle birlikte okuma-yazma öğreneceği konularında bilgilendirilmelidir.

Çocuğun hangi okula gideceği konusunda da fikrinin alınması önemlidir. Çocuk bu kararın alınmasında katkısının olduğunu düşünürse okulunu daha çok sever ve okula gitme konusunda motivasyonu daha çok artar. Ayrıca, ailesinin kendi kararlarına değer verdiğini düşünür ve böylece kendine güveni de artar. Okul açılmadan bir kaç hafta önce çocuğun okulu ziyaret etmesi, sınıfları, bahçeyi gezmesi sağlanmalıdır. Çocuk okul konusunda ne kadar çok bilgi sahibi olursa, okula başladığında yaşayacağı korku ve kaygı da o kadar az olur. Bu nedenle, yalnız okul konusunda değil, çocuğun maruz kalacağı olaylar, kişiler ya da durumlar konusunda önceden bilgilendirilmesi çocuğun ruh sağlığını koruyucu bir etkiye sahiptir.

2) Çocukların okula kolayca adapte olabilmeleri ve okulu sevebilmeleri için ne tip yöntemler izlenmelidir?

İlkokula başlamadan önce çocuğun ana sınıfına veya kıreş’e gitmiş olması okula adaptasyon sürecini çok kolaylaştırır ve kısaltır. Çocuklar eğitim hayatına başlarken izlenebilecek en sağlıklı ve doğru yol günün belli saatlerinden tüm güne haftanın belirli günlerinden tüm haftaya doğru kademeli bir geçiştir. Örneğin, çocuğun kıreşe haftada iki yarım gün başlayıp üç-dört aylık bir zaman içerisinde her gün tam gün okula gitmeye başlaması daha sağlıklıdır. Böylece çocuk okula daha kolay adapte olur.

Anneler çocuklarını okula hazırlarken, çocukların okula karşı negatif duygular beslememelerini ve önyargılı olmamalarını sağlamak için, okulun ve okumanın çocuğa kazandırabileceği şeylerden söz edebilirler. Örneğin, okulda yaşayacakları arkadaşlıkların ne kadar güzel olacağını anlatabilirler. Anne-babalar çocuğa kendi okul yaşamlarıyla ilgili güzel anılarını anlatarak da okulu sevdirebilirler. Kendi okul yaşamlarında öğretmenleriyle ve arkadaşlarıyla kurdukları iyi ilişkilerden ve okulda öğrendikleri bilgileri kendi yaşamlarında nasıl uyguladıklarından söz edebilirler. Bunun dışında okumayı öğrendikleri zaman ne tip kazançları olacağı konusunda çocukları bilgilendirebilirler. Tüm bunlar çocuğun okula ısınmasını ve okulun kaygı verici bir yer olmadığını algılamasını sağlamış olur.

Aileler çocuğun okula gitmeyi bir zorunluluk gibi algılamasına neden olacak şekilde konuşmalar yapmamalıdırlar. Anne-babalar çocukları hiç bir zaman okula göndermekle tehdit etmemeli ve okula gitmeyi bir ceza olarak sunmamalıdırlar; “Okula başla da senden kurtulayım” ya da “Çok yaramazlık yapıyorsun, seneye seni okula vereceğim göreceksin gününü” gibi cümleler çocuğun okula gönderilmeyi bir ceza olarak algılamasına sebep olur. Bunun dışında, ‘Seni öğretmenine şikayet edeceğim” gibi ifadeler de, çocuğun öğretmeni korkulacak, sürekli ceza verebilecek bir figür olarak algılamasına neden olabilir. Bu tarz sözler çocuğun öğretmenden soğumasına ve gereksiz yere ondan korkmasına neden olabilir. Bu nedenle, çocuğa okul ve öğretmenle ilgili söylenebilecek sözlere, verilen mesajlara çok dikkat edilmesi gerekir.

Bütün bunların dışında bazı çocukların okula başlama dönemleri kardeşlerinin doğduğu döneme denk gelebilir. Bu konuda da anne-babaların dikkatli olması gerekmektedir. Çocuk kendini kardeşi doğduğu için okula başlatılıyor, yani ev ortamından kardeşi nedeniyle uzaklaştırılıyor, aileden dışlanıyor gibi hissedebilir. Yeni bir kardeşin eve gelmesi çocuğun okula başlama dönemiyle örtüşüyor ise, anne-babanın çocuğun böyle düşünebileceğini göz önünde bulundurarak çocuğa verdikleri mesajlara dikkat etmeleri ve mümkünse çocuğun okula başlama tarihini ileri bir tarihe atmalıdırlar.

3) Okula adapte olamayan çocuklarda ne tip sorunlar görülebilir?

Okula adapte olamayan çocukların bazılarında okul korkusu diyebileceğimiz bir sorun ortaya çıkar. Çocuk okula gitme konusunda isteksizlik gösterebilir. Hatta kimi çocuklarda çok sık ağlamalar veya sabah okula giderken huysuzlanmak, inatçılık yapmak gibi şikayetler görülebilir. Okul korkusu bazı çocuklarda kusma, mide bulantısı, karın ağrısı, baş ağrısı, ya da uykusuzluk gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Anne-babaların okula yeni başlayan çocuklarında gördükleri bu tip belirtileri yalnızca fiziksel, organik bir rahatsızlık olarak değerlendirmemeleri, bunun okula adaptasyon güçlüğü nedeniyle ortaya çıkabilen psikolojik bir sorun da olabileceğini göz önünde bulundurmaları gerekir. Bunun dışında, okula gitme konusunda bir sorun yaşamadığı halde, okuldaki düzene uyum sağlamak konusunda sorun yaşayan çocuklar da vardır. Bu tip çocuklar okuldaki kurallara uyum sağlamada sorun yaşarlar. Öğretmenlerine ya da arkadaşlarına karşı saldırganca eğilimleri olabilir. Bu tip uyum sorunlarının arkasında gelişim bozuklukları olabileceği gibi uyum, davranış bozuklukları veya duygusal sorunlar da olabilir. Bazı çocuklar ailesine karşı duyduğu öfkeyi ya da güvensizliği okuldaki öğretmen ve arkadaşlarına yönlendirerek bu sıkıntılarını, bu duygularını açığa çıkarma olanağı bulabilirler. Bu saldırgan ve uyumsuz davranışlarının altında aileye karşı olan öfke ve güvensizlik duygularını ifade etme isteği yatıyor olabilir. Ancak gerek okul korkusu gerekse okul uyumsuzluğu konularında ailenin bir uzmandan yardım almasında yarar vardır. Bu tip bir sorunla karşılaşan ailenin en kısa zamanda bir psikologa başvurmalarını öneriyoruz; çünkü okul yaşamının başlangıç döneminde bu tip sorunlar yaşayan çocukların bu sorunlardan bütün öğrenim yaşamları olumsuz etkilenebiliyor. Ayrıca, tamamen bu soruna bağlı olarak bir takım psikolojik sorunlar da geliştirebiliyorlar.

4) Çocukların derslerine, ödevlerine ne kadar müdahele etmek yada yardım etmek doğrudur?

Anne-babaların okul ve ders ile ilgili konularda eleştirel ve baskıcı tutumlardan uzak durmaları gerekir. Çocuğun ödevlerini zamanında yapmaması, derslerine çalışmaması durumunda sürekli yargılanması, sorgulanması ve eleştirilmesi çocuğun hem derslerinden soğumasına, hem okula karşı negatif duygular beslemesine neden olur. Anne-babanın ders konusundaki yaklaşımı mümkün olduğunca olumlu olmalıdır. Çocuğa derslerini yapması konusunda zaman zaman hatırlatmalarda bulunmak doğaldır ancak bunu yaparken anne-babanın kullandığı üslup önemlidir. Örneğin, okuldan geldikten sonra direk televizyon karşısına oturan bir çocuğa annenin ‘Ödevin yok mu senin, ödevini yapsana’ ya da ‘Ödevlerini bitirmeden televizyon seyretmek yok demedim mi ben sana’ gibi ifadeler kullanmasındansa çocuğa, ‘Sanırım ödevlerini çizgi film izledikten sonra yapmaya karar verdin, değil mi ?’ gibi bir soru sorarak hatırlatması çok daha olumlu bir etki yaratır. Bu şekilde çocuğa sorumluluğunu hatırlatmış oluruz. Ancak bunu çocuğu aşağılamadan, onu küçümsemeden, eleştirmeden ve baskı yapmadan yapmış oluruz. Anne-babanın çocuğun dersleriyle ilgili alacağı sorumluluklar konusundaki yaklaşımı daha çok çocuğu bu konuda yönlendirmek, cesaretlendirmek ve sorumluluklarını eline almasını sağlamak şeklinde olmalıdır. Sürekli çocuğu aşağılayarak ya da yargılayarak, suçlayarak sorumluluk sahibi olmadığını dile getirmek ne çocuğa ne de aileye birşey kazandırmaz. Anne-baba ödevlerin yapılması konusunda bir sorun ortaya çıktığında çocuğun yerine ödevi yapmak ya da sorunu çözmek yerine çocukla birlikte ve çocuğu yönlendirerek o sorunun çözümüne ulaşılmasını sağlamalıdır. Özetle, anne-babanın dersle ilgili konularda hedefi çocuğun yerine çocuğun sorunlarına çözüm üretmek değil, bu sorunlara bulunacak çözümler konusunda çocuğa yol göstermek olmalıdır. Anne-baba çocuğa yardım edebileceğini çok açık ve net bir biçimde ifade etmeli ama çocuğun yerine hiç bir şekilde sorumluluk almayacağını da ifade etmelidir. Ayrıca, anne-babaların unutmaması gereken başka bir şey de ders konusunda anne-babanın her sorumluluk almasının çocukta şu tip bir düşünceye yol açacağı olmalıdır; Nasılsa annem-babam sorumluluk alıyor, dolayısıyla benim sorumluluk almama gerek yok ya da nasılsa ben bu sorumluluğu alabilecek kadar güvenilir bir kişi değilim, ya da sorumluluğu üstlenecek kadar büyük değilim, becerikli değilim, annem-babam bu sorumluluğu verebilecek kadar bana güvenmiyor, demek ki ben güvenilir bir insan değilim diye düşünebilir. Bu da çocuğun kendine olan güveninin azalmasına, kendisiyle ilgili kararları kolay verememesine ve yaşamıyla ilgili görev ve sorumlulukları yerine getirememesine neden olur.

OKUL FOBİSİ

Okula başlayış ailenin yaşamında çocuğun konuşması ve yürümesi gibi önemli bir aşamadır. Okula başlama çocuk yönünden belli bir ruhsal olgunluğa ulaşmış olmayı gerektirir. Zihinsel gelişimi normal olan bir çocuk, ruhsal bakımdan evden kopabilme olgunluğunu da gösteremeye bilir. Böyle çocuklar için okula gidiş Öyle mutlu bir olay değildir. Okula yeni başlayan her çocuk için okulda öğretmen ve arkadaşlar başlangıçta onun duygusal olgunluğuna bağlı olarak az veya çok bir tehdit kaynağı oluşturmaktadır. Okula başlama kaygılı ve güvensiz çocuklar üzerinde büyük bir psikolojik baskı yaratabilir. Okula yeni başlayan bazı çocuklarda kekemelik ve tiklerin görülmesi mümkündür. Okul korkusu kuvvetli bir endişe nedeniyle çocuğun okula gitmeyi reddetmesi yada bu konuda isteksiz görünmesidir. Okul korkusu olan çocuklar okula olan isteksizliklerini bedensel yakınmaları ile dite getirmeye çalışırlar. Bu çocukların mide bulantısı, karın yada baş ağrısı şeklindeki bedensel şikayetleri genellikle sabahları uyanır uyanmaz başlar, okula gitmelerine karar verilir verilmezde kaybolur. Acı çeken çocuk ya okuldan önce yada okuldan sonra doktora götürülmelidir. Onu okul saatlerinde götürmek okuldan kaçıp evde kalmak için cesaretlendirebilir. Okul korkusu olan çocukların aileleri birbirlerine çok bağımlı ve biri ötekine , kendisine bir şeyler olacak korkusunu yaşayan bireylerdir. Çocuk evden uzaklaşıp okula geldiğinde annesine babasına veya kardeşlerine bir şey olacak kaygısını taşır. Çocuklar için düşünülebilecek en büyük korku ana babadan ayrı düşmek, yalnız kalma korkusudur. Eğer anne veya baba beni üzersen annesiz, babasız kalırsın yada benzeri sözler kullanırsa, her tehlikede sığındığı ailesinin kendisini bırakıp gitmesi olasılığı çocuğu sınırsız biçimde tedirgin eder. Bunun yanında oyun ve arkadaşlıktan uzak tutulmuş, dış etkenlerden etkilenmiş ( hırsızlık, kaza gibi olaylara şahit olma ), çocuğun ailesinin aşın koruyucu olması, ailenin beklentisinin yüksek olması gibi nedenler çocuk için okul korkusuna neden olan etmenlerdir.

Bedensel rahatsızlıkları hususunda fobili çocuğun şikayetlerine ölçülü ilgi göstermek gerekir. Endişeli bir annenin yoğun sempatisi, belirtileri sadece arttırır. Halbu ki dostça kesin ve cesaretlendirici müsaadesiz ve merhametsiz bir tavır çocuğa yardım edebilir. Samimi bir konuşma gerekli görülebilir.

Her şeyden önce çocuğun okuldan uzak kalmamasına önem verilmelidir. Çocuk derse girmese bile okul bahçesinde bulunmalıdır. Evde kalış uzadıkça okula dönüş o ölçüde güçleşir. Çocuğa soğukkanlı bir tutum ile yaklaşılmalıdır. Korkutmalar, dayaklar, geri tepmeler, alttan almalar da etkisiz kalır. Çocuğun sıkıntıları ilk günleri artar gibi olsa da sonraları yatışır. Her türlü öğretim de olduğu gibi çocuğa neden burada olduğunun uygun bir dille anlatılması gerekir. Çocuk okula gidiş sebebini öğrenmelidir. Önce hata yapmasına müsaade etmek daha sonra bunun için onu cezalandırmaktan ziyade davranışlarının sonuçlarından çocuğu haberdar etmek tercih edilir. Çocuğun hatasını önlemek onu bu yüzden cezalandırmaktan daha olumlu sonuçlar verir. Çocuğa okulu yeniden tanıtma ve özendirme girişimleri yaralı olacaktır. Öğretmenin sıcak ilgisi, eğlenip oynayacak ortamın varlığı çocuğun kısa bir süre içinde gevşeyip rahatlamasına yardım eder. Bu çocukların girdikleri bu yeni ortama uyabilmeleri ve kendilerini güvenlik içinde hissedebilmeleri için kendilerine güven sağlayıcı birine ihtiyaçları vardır. Küçük çocuklara okulda bu güveni en iyi verebilecek kimse öğretmenleridir. Öğretmen onun gözünde güçlü ve önemlidir. Eğer öğretmen ulaşılmaz bir otorite ise hemen her çocuk için bîr tehlike oluşturur.

Yukarıda belirtilen çalışmalar yapıldığı takdirde öğrencinin durumunda düzelme olacağı düşünülmektedir. Bütün alınan tedbirlere rağmen durumunda halen bir düzelme görülmediği takdirde bir uzman kuruluşa götürülmesinde fayda vardır.

Çocuklarda Okul Korkusu

Ali Çankırılı

Fırsat bulursam okulların açıldığı ilk günü bir okula gider, okula yeni başlayan çocukları ve anne babalarını izlerim. Eğer dikkat etmişseniz, hemen her okulda anneler çoğunluktadır. Neden acaba? Babalar işe gitmek zorunda olduğu için mi? Ya da çocuk eğitimiyle daha çok anneler ilgilendiği için mi? Bu sorulara “evet” cevabı verilebilir ve belki bir bakıma doğrudur da. Ancak okul korkusunu açıklamaya yetmez. Siz hiç okulun ilk günü babalarıyla gelen çocukların ağladığını, huysuzluk yaptığını, babalarının elinden tutup bırakmadığını gördünüz mü? Ama korku dolu gözlerle annelerinin eteğine yapışıp bırakmayan, göz yaşları içinde “ne olur anneciğim beni bırakma” diye yalvaran çocukları çok görmüşsünüzdür.

Okul korkusu olan çocuklar genelde anneye bağımlı hale gelmiş, kendilerine güveni olmayan, anneleri yanında değilken kendilerini aciz ve yalnız hisseden, aşırı koruma ile büyütülmüş, kendi başlarına tuvalet ihtiyaçlarını dahi gideremeyen çocuklardır. Anneleri de bu çocukların tek başına yapamayacaklarını ve okula kolay alışamayacaklarını bildikleri için okulun ilk günü çocuklarından daha gergin ve heyecanlıdırlar. Aslında çocuklar daha okula gelmeden önce korku belirtileri göstermeye başlamıştır. Her çocuk, korunma içgüdüsüyle, yabancı şeylerden uzak durur, kendisini anne ve babasının yanında daha güvende hisseder. Ancak zamanla o şeye alıştıkça tehlikeli olmadığını anlar ve korkusu gittikçe azalır. Bu sebeple daha önce okulla hiç tanışmamış olan bir çocuğun ilk günlerde geçici tedirginlik yaşaması normal sayılmalı, okul korkusu ile karıştırılmamalıdır.

OKUL KORKUSUNUN SEBEB VE BELİRTİLERİ

Okul korkusu olan çocuklar bile bazen okula hevesle hazırlanır. Ayakkabı, forma, çanta, kitap gibi okul malzemesi almaya giderken sevinçlidir. Eve gelir gelmez okul kıyafetlerini giyer, çantalarını hazırlar, okula gider gibi bir odadan diğerine yürür. Anne baba onu böyle hevesli gördükçe sevinir. Ancak okul günü gelip çattığında işler değişir. “Okula gitmek istemiyorum,” diye tutturur. Aslında bu çocuklar okuldan değil, anneden ayrı kalmaktan korkmaktadır. Temel sorun anneye olan aşırı bağımlılıktır. Bu çocukların sabahları okula hazırlanması problem olur. Üstünü giyinmede, çantasını hazırlamada yavaş davranır. Kahvaltı yapmaya nazlanır. “Karnım ağrıyor, başım ağrıyor” diyerek hastalık bahaneleri uydurur. Okula gitmeye zorlandığı zaman duyduğu büyük sıkıntı yüzünden gerçekten karnı veya başı ağrıyabilir.

Bazen anne baba farkında olmadan, uyarma niyetiyle, okul hakkında olumsuz şeyler söyleyerek çocuğu korkuturlar: “Sakın biz gelmeden okulun kapısından dışarı çıkma. Yabancılarla konuşma. Kötü niyetli insanlar seni kaçırıp zarar verebilir. Tanımadığın biri elinden tutup götürmek isterse sesinin çıktığı kadar bağır.” Okulla tehdit edilen yaramaz çocuklar da okuldan korkabilir: “Seni ancak okul adam edebilir. Okulda yaramazlık yap da başına neler gelirmiş gör. Öğretmenden her gün dayak yersin.” Daha önce okulla hiç tanışmamış olan çocuklar bu sözlerin etkisinde kalarak okul korkusu geliştirebilir.

Kreş ve ana okuluna başlayan küçük çocuklarda daha ağır korkular görülebilir. Anne veya baba kreşe bırakır bırakmaz ağlamaya başlar. Annesi yanında iken oyun oynayabilir, ama bir gözü devamlı annesindedir. Anneyi yanında göremeyince paniğe kapılır. Ağlar, bağırır, teskin etmek için yanına gelen öğretmenlerden kaçar, eline verilen oyuncağı yere atar. Çocuğu kreşe veya ana okuluna alıştırmak için haftada iki yarım gün küçük ziyaretlerle başlamak daha doğru olur. Çocuk oyuna, buradaki arkadaşlarına ve öğretmenlere alıştıkça kreşi özlemeye ve istemeye başlar. Sonra haftalık gün sayısı yavaş yavaş artırılır. Süre uzadıkça çocuğun anneyi özlemesi, ara sıra ağlaması ve anneyi istemesi normal sayılır. Tecrübeli kreş ve ana okulu öğretmenleri çocuğun dikkatini oyuna çekmeyi ve anneden ayrı kalma sıkıntısını unutturmayı bilen kimselerdir. Kreş öğretmenleriyle ve danışmanla işbirliği yapılarak çocuğun kreşe veya ana okuluna alışması sağlanabilir.

ÇOCUĞA NASIL DAVRANMALI?

Daha ilk günden hiç okul korkusu yaşamayan çocuklar vardır. Bazı çocuklar anne ve babanın olumlu desteği ile okul korkusunu çabuk atlatır. Kimi çocuklar da kırılgan ve hassas bir yapıya sahiptir. Yanında korkan ve ağlayan bir çocuk gördüğünde, korkulacak bir durum olduğunu hisseder, paniğe kapılır ve ağlamaya başlar. Okul korkusu ile ailenin tutumu arasında büyük bir paralellik olduğunu bilmemiz gerekir. Okul korkusunun sadece çocuktan kaynaklandığını düşünen bir anne baba olaya doğru yaklaşamaz. Çocuğu korkutarak, tehdit ederek, suçlayarak, alay ederek, aşağılayıcı sözler söyleyerek problemin çözümünü zorlaştırır. İlkokula başlamadan önce kreş ve ana okuluna gitmiş olan çocuklarda okul korkusuna pek rastlanmaz. Çünkü okul atmosferine yabancı değildirler. Okulun pek korkulacak bir yer olmadığını, yeni arkadaşlarla ve öğretmenlerle tanışacaklarını düşünürler. Kreş ve ana okulu tecrübesi olmayan bir çocuğu okul günü gelmeden bilgilendirmek gerekir. Okullar açılmadan aylar önce artık okula başlama yaşının geldiğini, okulun nasıl bir yer olduğunu, burada okuma yazma öğreneceğini, okuma yazma bilmenin insana ne gibi faydalar sağladığını, öğretmenin anne ve babadan daha bilgili olduğunu ve ona yeni şeyler öğreteceğini, burada yeni arkadaşlar edineceğini, okulun bahçesinde oyunlar oynayacağını, kendi okul günlerinden tatlı hatıralar anlatarak çocuğa okulu sevdirmelidir. İkinci aşamada gideceği okulu göstermeli; sınıflarını, spor salonunu, kütüphanesini, laboratuarını, yemek salonunu gezdirmeli; açıklamalarda bulunmalıdır.

Anneye bağımlılıktan kaynaklanan ağır okul korkularını yenmede bir psikologdan yardım almakta fayda vardır. Psikolog, çocuğa öz güven kazandıracak terapiler yaparken anneye de tutumunu değiştirmesi için bir dizi tavsiyede bulunacaktır. Her çocuk, okul korkusunu doğrudan ifade edecek beceriye ve cesarete sahip değildir. Okula gitmemek için değişik bahaneler uydurur. Bu bahaneler çoğu zaman anne ve babanın zaafına uyar. Köpekle veya yabancılarla korkutulmuş bir çocuk, okul yolunda kendisine bir köpeğin saldırdığını veya yabancı birinin kendisini kaçırmaya çalıştığını söyleyerek okula gitmeme isteğini haklı göstermeye çalışır. Daha önce hastalık geçirmiş, sağlığı üzerinde titizlikle durulan bir çocuk karnı ağrıdığını veya üşüttüğünü söyleyerek sabah yataktan kalkmak istemez.

Anne babalar, okula gitmeme bahanelerinin arkasında muhtemel bir okul korkusu olduğunu düşünmeli, kendisini çocuğun yerine koyarak kaygı ve endişelerini anlamaya çalışmalıdır. Kesinlikle çocuğu suçlayıcı, alaya alıcı, başka çocuklarla kıyaslayıcı bir dil kullanmamalıdır. Bazı anne babalar, çocuğun okula gitmek istemeyişini şımarıklık, ilgi çekme, anne babayı kızdırma olarak yanlış yorumlayarak baskı uygulamakta ve çözümü zorlaştırmaktadır.

Eğer çocuk okula gitmemekte direniyor, okula götürdüğünüzde burada kalamıyorsa ve kendi çabalarınız da sonuç vermiyorsa; problemi aile, öğretmen ve psikolog üçgeni içinde çözülmesi gereken bir davranış bozukluğu olarak değerlendirmeniz gerekir.

Çocuğumu Ana Okuluna Göndeyim mi?

Çocuğun sosyalleşmesinde ana okulunun büyük katkısı olacaktır. Çocuk orada arkadaş edinecek, oyun ihtiyacını giderecek, paylaşmayı, iş bölümünü ve kurallara göre hareket etmeyi öğrenecektir. Seçeceğiniz ana okulu güvenilir, iyi insanların elinde ve denetime açık bir okul olması gerekir. Önce çocuğunuzu vereceğiniz ana okulunu gidip kendiniz görün. İçiniz rahat ederse, ikinci seferde çocuğunuzla birlikte gidin, ona okulun her tarafını gezdirin. Öğrencileri oyun ve ders sırasında izlesin. Öğretmenleriyle ve idarecilerle tanıştırın, sonra çocuğunuza bu okula gelmeyi isteyip istemediğini sorun. Çocuğun okulu sevmesi ve istemesi çok önemli. Eğer ona danışmadan okula götürüp yazdırırsanız, çocuk kendisini sevmediğiniz veya yaramazlıklarından bıktığınız için evden uzaklaştırdığınızı zannedebilir.

Küçük çocukların birbirlerine “seni seviyorum, seninle evleneceğim” gibi sözler söylemesi normal midir?

Çocukların birbirlerine, “seni seviyorum, seninle evleneceğim” demesinde telaş edecek bir durum yok. Babaya düşkün bazı küçük kız çocukları, sevgilerini ifade etmek için, “ben büyüdüğüm zaman babamla evleneceğim” demekte, kimi zaman babanın anneye gösterdiği yakınlığı kıskanmaktadır. Bunlar çocuk gelişiminde normal ve geçici şeylerdir. Çocuk bunları söylerken cinsel bir amacı yoktur. Anne baba olaya yetişkin gözüyle baktığı için bu ifadelerin duygusal ve ruhsal sağlık açısından sakıncalı olduğunu zanneder. Çocuğa bu türlü sözler söylemenin ayıp olduğunu, bir daha söylememesini telkin eder. Çocuğun amacı cinsel olmadığı için, sevgisini ifade etmenin neden ayıp sayıldığını anlayamaz. Ondan sonra duygularını anne babadan saklamaya başlar. Bu da çocuğun cinsel sağlık gelişimi açısından sakıncalıdır.

Çocuğa bu sözleri nereden duyduğu, yumuşak ve dostça bir ses tonuyla, sorulabilir. Eğer çocuk bu sözleri televizyonda yetişkinlere ait cinsel içerikli bir film izledikten sonra etkisinde kalarak söylemiş ise, o zaman sevginin birçok çeşidi olduğunu (çocuk sevgisi, anne sevgisi, baba sevgisi, arkadaş sevgisi, kardeş sevgisi, vatan sevgisi, karı-koca sevgisi, vb.) açıklamanız gerekir. Bu açıklamadan sonra ancak büyüklerin “seninle evlenmek istiyorum” dediğini, küçüklerin evlenmek için büyümeleri gerektiğini söyleyebilirsiniz. Çocuk bu açıklamadan sonra suçluluk duygusuna kapılmadan ve utanç duymadan bilgilenmiş olacaktır.

Çocuğun cinsel gelişimi konusunda geniş bilgi için Zafer Yayınları arasında çıkan “Çocuğumuz Başarısız ve Mutsuz Olmasın” isimli kitabımda geniş açıklamalar bulabilirsiniz.

OKUL KORKUSU

Psikolojik Danışman

Dilek Kırcaoğlu

SOETAN

Koru Çocuk Evi Kurucu Müdürü

Anne çocuk arasındaki yoğun bağımlı ilişki nedeniyle evden ayrılmaya tepki gösteren çocuklar olabilmektedir.Burada en önemli faktör anne ve babanın bu bağımlı ilişkiyi pekiştirerek sürdürmeye devam etmemesidir. Pek çok anne böyle bir tepki gösteren çocuğun okula başlamasını geciktirmektedir. Çocuk okulda anne evde ağlamaya devam etmektedir. Böyle durumlarda önce anneye yardım etmek gereklidir. Annenin, çocuğun okulda güvende olduğunu hissetmesi, doğru bir iş yaptığına emin olması ve bu duygusunu çocuğa yansıtması oldukça önemlidir. Okul öncesi eğitimi çocuğun yaşamında dönüm noktalarından biridir. Bazı çocuklar ve aileler bu dönemi sakin ve sağlıklı geçirirler. Ancak bu kadar önemli bir süreçte bazı sorunların yaşanması son derece normaldir ve olağan karşılanmalıdır. Aslında bu süreç anne ve baba için de yeni bir başlangıç olmaktadır. Hem çocuğun hem de ailenin bu yeni yaşama uyum sağlaması gerekmektedir. Bu sorunların süreç içinde çözüm bulacağına inanmak ve durumun doğallığı düşünülerek abartılı tepki ve çözüm arayışlarından kaçınmak gerekir. Çocuk ve ailenin içinde bulunduğu kaygı durumu yumuşatılarak çözümlenmeye çalışılmalıdır. Çocuğun kaygı alanları belirlenerek bunların giderilmesi gerekmektedir. Bunun için herhangi bir iletişim engeli kullanmadan (bak herkes alıştı sen hala ağlıyorsun, Ahmet hiç ağlamıyor ama, ağlayacak ne var sen artık büyüdün..vb.) çocuk etkin bir şekilde dinlenmeli ve kaygı duyduğu konular belirlenmelidir. Çocuğun rahatlaması sağlanmalı, duyduğu kaygının normal olduğu ve bu kaygıdan dolayı suçluluk duymaması gerektiği mesajı verilmelidir. Çocuk anlaşıldığını hissetmelidir. Çocukla herhangi bir inatlaşmaya gidilmemelidir, okulun zevkli, heyecanlı ve eğlenceli bir yer olduğu hissettirilmelidir. Okula başlama dönemlerinde çocuğun herhangi bir nedenle başka bir konuda stres yaşaması da okula uyumunu etkiler. (evdeki tartışmalar, çeşitli huzursuzluklar..vs.) Bu dönemde bundan kaçınmak ta faydalı olacaktır. Bu dönemde okul ve aile sıkı bir işbirliği içinde olmalıdır. Çocuğun okuldaki problemleri eğitimciler ile paylaşılmalı onların görüşleri alınmalıdır. Sorunların sadece çocuktan dinlenmesi sorunların çözümünde etkili olmayacaktır. Sorunların çözümü için objektif düşünebilmeli anne ve baba olmanın getirdiği duygusallığın etkili olmasına izin verilmemelidir. Çocuk okul konusunda bilgilendirilmeli ama bu bilgiler çocuğun kaygı duyabileceği alanlarda olmalı, abartılı ve çocuğun fazla bir beklentiye girmesine neden olacak türde olmamalıdır. Çocuğun kaygı duyduğu alanlar çocuğun kendisi tarafından söylenmelidir. Kaygı duymadığı konularda sanki kaygı duyuyormuş gibi önceden bilgilendirmek yanlış olacaktır.

EVİNDEN AYRILAN BİR ÇOCUK İÇİN KAYGI DUYACAĞI KONULAR VE DÜŞÜNCELERİ NELER OLABİLİR?

Burası nasıl bir yer? Acaba kaybolur muyum?

Evim okula yakın mı? Acaba annem veya babam beni almaya gelecek mi?

Servis beni evime götürebilir mi? Servis şoförü evimi biliyor mu?

Annem babam almaya gelmezse ve servisi de kaçırırsam eve nasıl giderim?

Burası çok kalabalık. Bir sürü yaramaz çocuk var. Acaba bana zarar verirler mi?

Öğretmenim beni sevecek mi acaba? Ya benimle ilgilenmezse?

Öğretmenim de annem gibi olur mu ?

Başaramadığım bir şey olursa benimle alay ederler mi?

Evde fazla kural yoktu. İstediğimi yapıyordum. Burada bir sürü kural var.

Ben bunları çizmeyi biliyorum. Ama bilmeyen çocuklar var. Ne sıkıcı.

Yaramazlık yaparsam bana ne yaparlar?

Tuvaletimi nereye yapmalıyım?

Karnım acıkınca ne yiyeceğim? Doymazsam bana gene yemek verirler mi?…..vb.

Çocuklar bu ve buna benzeri sorulara yanıt arayışı içerisindedir. Bu dönemde çocuğunuza her zamankinden daha yakın olun. Çocuk kaygı duyduğu alanlardaki sorularının yanıtını tam olarak bulamazsa, okulu red edebilir. Okula gitme konusunda şiddetli isteksizlik duyar. (Zaman zaman bütün çocuklar okula gitmeme talebinde bulunurlar. Bu durum normaldir. Ancak sıklığı ve çocuğun tavrı önemlidir. Bu isteksizliğin kaynağı araştırılmalıdır.) Bu isteksizlik bazen çocuğun öğrenim yaşantısının bütününü etkileyecek problemlere temel olabilir.

OKULA GİTMEME BAHANELERİ GENELLİKLE SABAH UYANIR UYANMAZ GÖRÜLÜR. BUNLAR;

Karnım ağrıyor, başım ağrıyor.

Seninle birlikte olmak istiyorum.

Seninle beraber i?e gidelim.

Evde tek başıma kalacağım.

Öğretmenim beni sevmiyor.

Arkadaşlarım beni dövüyor.

Kimse benle oynamıyor.

Korkuyorum.

Seni çok özlüyorum…….. vb. sözler olabilir.

Bu durumda çocuğun söylediklerini eleştirmeden ve itiraz etmeden dinlemek gerekir. Söylediklerinin bahane olduğunu bilseniz bile karşı bir şeyler söylemeden çocuğu etkin dinleyin. Kaygılarını paylaşın ve anlayışlı olun. Okula gitmek istememe, okulu red yada okul fobisi olarak tanımlanan bu durumun temelinde, doyurulmamış psikolojik ihtiyaçlar ve iletişim sorunları vardır. Çocuğun öğretmeni arkadaşları ya da anne babasıyla var olan iletişim engelleri, çocuğun okulu algılayışını olumsuz etkileyebilir. Bunun yanında çocuğun kendini algılamasıyla ilgili olarak özgüven eksikliğinin neden olduğu başarısızlık endişesi de buna neden olabilir. Daha önceki zamanlarda sınırlı bir sosyal çevresi olan çocuğun çevresi okul yaşantısıyla birlikte genişledikçe, aile bireylerinin çocuk üzerindeki etkisi yanında arkadaş çevresinin etkisi de devreye girer. Çocuk çevresi tarafından onay görme ihtiyacı içerisindedir. Arkadaşlarıyla birlikte bir grup oluşturma, bir gruba ait olma bunun yanında grupla işbirliği, paylaşma, rekabet…vb. duygular yaşar. Çocuk bu duygular ile ilgili çeşitli kaygılar ve problemler yaşarsa bu durum da okula gitme isteğini etkileyebilir. Ancak okula gitme isteksizliğinin en temel nedeni tüm bu nedenlerden başka çocuğun evden ayrılmaya karşı gösterdiği güvensizliktir. Özellikle anne-çocuk iletişiminin çok yoğun yaşandığı, bağımlılık düzeyinde ilişkilerin gelişmiş olduğu ailelerde çocukların okula daha zor adapte olduklarını bilmekteyiz. Tüm gereksinimlerini karşılama konusunda annesi dışında başka hiçbir yolu bilmeyen çocuk, annesinden ayrıldığında, karşılaştığı problemlerle baş etme konusunda deneyimsiz olduğundan, okulu güvenli bulmaz. Bu nedenle okula gitmeyi reddeder. Okulda bir sorun olduğu için değil, sadece evden ayrılmaya psikolojik olarak hazır olmadığı için okula gitmeyi reddeden çocuk için doğru bir yaklaşım gereklidir. Bu noktada okula gitmekten vazgeçme veya okula gitmeye zorlama çocuk için çözüm getirmez. Okula gitmekten vazgeçilirse, çocuk için problem olan şey ortadan kaldırılmamış sadece ertelenmiştir. Bu durumda ileriki yaşlarda tekrar denendiğinde daha fazla olumsuzluklar yaşanabilir. Önemli olan problemin saptanması ve çözüm için yardım edilmesidir. Sabır ve anlayışla her zamankinden daha yakın ama kademeli bir şekilde onun yanından ayrılacağınızı ve mutlaka döneceğinizi hissettirin. Bağımlı ilişkiyi sürdürmek konusunda sizde ısrar göstermeyin. Bunun tersi olarak onun bahanelerine karşı dinlemez ve kabul etmez bir tepki gösterip, (arkadaşların seni dövmez. Herkes seni seviyor. Bu söylediklerin bahane. Hasta değilsin………) iletişim engeli oluşturmak, çocuğun size duyduğu güveni zedeler ve kendini ifade ederken zorlanmasına hatta konuşmayı kesmesine neden olabilir. Size saçma gelen bahaneler bile olsa mutlaka çocuğu etkin dinleyin ve kaygılarını anlamaya çalışın. Tüm bu yaşanan süreçlerin normal olduğunu ve düzelebileceğini düşünün.

Tüm çözüm önerilerine rağmen bazen aileler çocuğun okulunu değiştirme ihtiyacı duyabilecek kadar yoğun problem yaşayabilirler. Okul değiştirme veya okulu bırakma ilk ve tek çözüm olarak asla düşünülmemelidir. Problemin ne olduğu doğru olarak saptanmalı, eğer bu problemin okul ya da öğretmene ilişkin somut bir temeli varsa, tüm çözüm yolları aranmalı ancak bununla ilgili hiç sonuç alınamadıysa ve durumdan çocuk ve aile ciddi zarar görür hale geldiyse okul değiştirme bir çözüm olarak düşünülebilir. Böyle bir durumda önemli olan çocuk ve ailenin duygusal olarak güvenliğinin sağlanmasıdır. Ancak bu karardan önce mutlaka diğer tüm yollar denenmelidir. Problemin kaynağı her zaman okul ya da öğretmen olmayabilir. Bazen çocuğun kendine ait özellikleri de ciddi uyum sorunları yaşamasına neden olabilir. Durum böyle olduğunda okul değiştirmek çözüm olmaz. Çocuğa bulunduğu ortamda yardım edilmelidir. Çocuk karşılaştığı her güçlükten kaçmayı ve pasif bir mücadele biçimini alışkanlık haline getirebilir. Problem çözme yöntemlerini ve zorluklarla mücadeleyi öğrenmesine yardımcı olmak gereklidir. Problem olduğu zaman bunun kaynağını kendimizde aramak yerine çoğumuzun başvurduğu şey başkalarında aramaktır. Gözbebeğimiz ve tek ilgi odağımız olan çocuklarımızın okul yaşamına başladıklarında bir grup içinde olacaklarını unutmamak gerekir. Çocuk ve siz tek ilgi odağı olmak isteyebilirsiniz. Ancak yaşam böyle değildir. Her zaman başkalarıyla etkileşim halinde bulunmak durumundayız. Çocuk da bunu öğrenmelidir.

Eğer çocuğunuzun okula ve topluma uyumunu kolaylaştırmak için giriştiğiniz bu işbirliğinden olumlu sonuçlar almak istiyorsanız, mutlaka anne ve baba olmanın duygusallığından ve subjektifliğinden arınmanız gerekmektedir. Anne ve babalar, çocukların okul ile ilgili yaşantılarında ortak bir sorumluluk paylaşımına gitmelidirler. Ancak okul-aile ortaklığı ile kurulan işbirliği olumlu ürünler verecektir.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :