- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Obsesif Kompesif Kişilik Bozukluğu

Obsesif Kompesif Kişilik Bozukluğu sitemize 27 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

“Obsesif-kompulsif kişilik bozuklugu (OKKB) son yillarda bati kültüründe özelllikle erkekler arasinda görülmektedir…

Bu kişilik biçiminin, ayrintilara dikkat, disiplinli olma, duygusal kontrol, azim ve nezaket gibi özellikleri toplum tarafindan hoş karşilanir. Bununla birlikte bazi kişilerde bu özellikler katilik, mükemmeliyetçilik, kuralcilik, kararsizlik gibi uç noktalara ulaşir ve işlevsel olmayan bir bozukluk haline gelerek bireye ve çevresindekilere sikinti yaşatir hale gelir.

Tarihsel Bakiş

Carr’a (1974) göre, 19. yüzyılın başlarında OKKB ile ilgili ilk yazılı bilgiyi veren kişi Esquirol’dur. O tarihten günümüze OKKB ruh sağlığı alanının temel konularından biri haline gelmiştir. Freud ve diğer psikoanalistler (Abraham ve Jones gibi) bu hastaların tedavisine ilişkin açık bir teoriyi ve formu geliştiren ilk kişilerdir. Bu arada, “obsesyon” ve “kompulsiyon” terimlerinin analistler tarafından hem patolojik davranışlar için, hem de kişilik bozukluğunun bir türünü tanımlamak için kullanılmış olmasından dolayı bir takım karışıklıklar doğmuştur. Ancak DSM sınıflandırması içerisinde hem bir nevroz olarak Eksen I’de, hem de bir kişilik bozuklugu olarak Eksen II’de iki farklı tanı kategorisi içerisinde yer alması bu karışıklığa son vermektedir.

Obsesif-kompulsif bozuklukta obsesyon zorunlu düşünceleri, kompulsiyon ise zorunlu davranışları tanımlar. OKKB düzen, intizam, cimrilik gibi kişilik özellikleri veya obsesyon ve kompulsiyonun birleşimini içerir. Bu kişilik özelliklerinin regresyon, reaksiyon formasyonu, izolasyon gibi bazı savunma mekanizmalarının kullanılması ve çatışmaların yaşanması ile geliştiği söylenebilir. Fenichel’e (1945) göre, bir kişi OKKB geliştirirken, başka birisinin neden yalnizca belirli bir obsesyon veya kompulsiyon geliştirdigi pek bilinmemektedir. Fakat kişilik bozuklugunun, gelişimsel süreçteki bir duraklamanin sonucunda oluştugu, belirli bir obsesif veya kompulsif semptomun ise psikoseksüel olgunlaşmadaki anal döneme bir geri dönüş oldugu üzerinde durulmaktadir.

Wilhelm Reich ise psikoanalitik kurama bagli diger bir teorisyendir ve obsesif-kompulsif bozuklugun, obsesif ailelerin çocugun gelişiminin anal döneminde uyguladiklari kati ve cezalandirici tuvalet egitiminden kaynaklandigini savunur. Buna göre, çocuk daha sonraki yaşaminda dürtülerin, arzularin, duygularin aktariminda aşiri kontrol edici özellikler taşiyan ve çatişma yaşamasina neden olan bir süperego geliştirir. Reich, erken gelişim dönemindeki bu sürecin, OKKB olan bireylerde görülen suçluluk, kontrol, bazi şeyleri biriktirme ihtiyaci, bastirma ve aşiri düzenlilik gibi bazi özelliklerin gelişmesine neden oldugunu savunur.

Bir neopsikoanalist olan H. Stack Sullivan ise OKKB’na farkli bir bakiş açisi ile yaklaşmiştir. O’na göre insanlarin psikolojik problemleri Freud’un inandigi gibi psikoseksüel gelişim sirasindaki fiksasyondan kaynaklanmaz, kişinin diger insanlarla olan ilişkileri sonucu oluşur. Sullivan, OKKB olan bireylerin temel problemlerinin benlik saygilarinin aşiri derecede düşük olmasindan kaynakladigina inanmaktadir.

Davranişçi teorisyenlere bakildiginda, OKKB üzerinde çok az durduklari ve dikkatlerini DSM-III-R’deki Eksen-I’de tanımlanan belirli obsesyonlar ve kompulsiyonlar üzerinde yoğunlaştırdıkları görülmektedir. Bu teorisyenlere göre, OKKB da (davranışçı teorisyenlerin psikolojik bozukluklar ile ilgili bakış açısına uygun olarak) öğrenilmiş uyumsuz davranışlar örüntüsünden oluşmaktadır ve kalıcı bir kişilik özelliğidir.

Milon ise OKKB’na biososyal öğrenme teorisi bakış açısı ile yaklaşmıştır. Bu teoride, biyolojik yaklaşım, öğrenme teorisi ve psikodinamik yaklaşımlar kişilik gelişimini anlayabilmek amacıyla birleştirilmiştir. Millon’a göre obsesif bir kişi, yaptigi bir işteki titizligi ile en iyi biçimde tanimlanabilir. Bu kişiler, çocuklarinin bagimsizlik davranişlarini cezalandiran, aşiri kontrolcü aileler tarafindan yetiştirilirler. Bu nedenle çocuk asla ayri bir kimlik geliştiremez, dünyadaki herşeyi ailenin empoze ettigi bu kati düzen ve disiplin içerisinde görür ve yaşar.

 

Araştirma ve Deneysel Veriler

OKKB ile ilgili olarak yapilmiş çok az tanimlayici çalişma mevcuttur. Bu bozukluk ile ilgili bilgilerimizden pek çogu klinik çalişmalar sonucunda elde edilmiştir. Yapilan faktör analitik çalişmalar, birçok özelligin OKKB tarafindan kapsandigini ve birlikte bulunduklarini göstermektedir. Fakat psikoanalistlerin öne sürdügü gibi, OKKB’nun katı tuvalet eğitiminden kaynaklandığı ile ilgili bir bulguya rastlanmamıştır. Adams (1973)’ın obsesif çocuklarla yapmış olduğu bir çalışmada, bu çocukların ailelerinin, katılık, kontrol, aşırı uyum, yetersiz empati ve yetersiz duygu aktarımı gibi obsesif özellikler taşıdığı belirtilmektedir. Obsesif-kompulsif kişilik özellikleri taşıyan bu çocukların, gelecekte yüzde kaçının OKKB geliştirecekleri ise tahmin edilememektedir.

OKKB’nun genetik ve fizyolojik temelleri ile ilgili olarak bazı çalışmalar başlamıştır. Clifford, Murray ve Fulker (1980)’ın yapmış olduğu bir çalışmada, Leyton Obsesyon Envanteri kullanılmış ve bu envanter ile ölçülen obsesif özelliklerin korelasyon katsayıları, tek yumurta ikizlerinde çift yumurta ikizlerine göre daha yüksek bulunmuştur. Kişilik bozuklukları ile beyindeki sağ ve sol hemisfer aktivasyonları arasındaki ilişkilerin incelendiği çalışmalar da mevcuttur.

 

Bilişsel Terapi Yaklaşımı

Bilişsel açıdan OKKB ile ilgili geniş bilgi veren ilk teorisyen David Shapiro’dur. Bir psikoanalist olarak yetişen Shapiro, kişilik bozuklukları ile ilgili psikoanalitik teorilerle tatmin olmadığı için kendi kavramlarını geliştirmiştir. “Nörotik stiller” diye adlandırdığı bir stilin yapı ve özelliklerini tanımlamış, kişinin genel düşünce stilinin birçok belirti ve savunma mekanizmalarının kristalleştiği bir matris olarak düşünülebileceği üzerinde durmuştur.

Shapiro, OKKB ile ilgili geniş bir teori sunmasa da, üç temel özellik ile ilgili görüşleri mevcuttur. Bunlardan ilki; düşüncenin katı, yoğun ve kesin bir biçimde odaklanmış olmasıdır. Shapiro’ya göre obsesif kişiler bu özellikleri nedeniyle sürekli olarak dikkatli ve yogun bir konsantrasyona sahiptirler; bu nedenle de teknik ve ayrintili işlerde başarili olma olasiliklari yüksektir. Fakat yeni bilgiler veya dişsal uyaranlar nedeniyle kolayca dikkatleri dagilir ve kesintiye ugrarlar.

Shapiro’nun üzerinde durduğu ikinci özellik, obsesif-kompulsif kişinin bağımsızlık duygusundaki bozulmadır. Bir obsesif için kendini yönetme işi, istemli seçim, gönüllü davranma, düşünüp taşınma gibi gerçek anlamlarından sapmıştır. Tek bir düşünce vardır, “-meli, -malı yım”.

Son özellik ise, obsesif-kompulsif kişilerin gerçeklik duygularini yitirmiş olmalari veya dünya hakkindaki suçlayici duygularidir.

Guidano ve Liotti (1983) ise OKKB üzerinde çalişan diger bilişsel terapistlerdir. Belirttiklerine göre mükemmelliyetçilik, belirlilige olan ihtiyaç ve problemlerin mutlaka bir çözümü olduguna ilişkin kuvvetli inanç, hem OKKB’ nun, hem de Eksen I bozuklugu olan obsesif-kompulsif bozuklukdaki tekrarlayici davranişlarin özelligidir. Bu inançlar aşiri şüphe, erteleme, ayrintilara aşiri önem verme ve karar vermede güçlüge yol açar. Guidano ve Liotti de, Sullivan ve Angyal gibi, obsesif kişilerin genellikle ana ve babasindan birinin karişik ve birbiriyle çelişen mesajlar verdigi bir ev ortaminda yetiştiklerini savunmaktadirlar.

 

Özellikleri

Obsesif-kompulsif kişilerin düşünceleri genellikle akilci ve işlevsel özelliklerden yoksundur. Bu yoksunluk ise uyumsuz duygulara, davranişlara ve fizyolojik tepkilere yol açar. Obsesif-kompulsiflerin bazi otomatik düşünceleri şu şekilde siralanabilir:

“Bu iş mükemmel olmali”,

“Bunu kendi başima yapmaliyim yoksa tam ve dogru olmayabilir”,

“Boş zamanlarimda roman okumak yerine daha üretken işler yapmaliyim”,

“Ne yapacağıma karar vermeden önce iyi düşünmeliyim yoksa hata yapabilirim”,

“Bir kişi yanliş davrandiysa cezalandirilmalidir”,

“Bu eski lambayı saklamalıyım, çünkü bir gün ihtiyacım olabilir”,

“Bir işi, dogru oldugundan emin olmak için tekrar tekrar yapmayi tercih ederim”,

“Bu partide kendimden hoşnut olmaliyim”.

Obsesif-kompulsif kişilerin otomatik düşünceleri kendileri ve dünya hakkinda sahip olduklari belirli inançlara dayanmaktadir. Bu inançlardan en önemli olanlar şu şekilde siralanabilir:

1- “Dogru ve yanliş olan davranişlar, kararlar ve duygular vardir”. Mükemmel olan ve kabul edilebilen davranişlar, dogal olarak çok dar bir ranj içerisindedir. Obsesif-kompulsif bir kişi için, bu dar çerçevede yer almayan herşey uygunsuzdur ve dolayisiyla da “yanlış”tır. Örneğin genç bir öğrenci, taşınırken kendi dairelerine hasar veren eski oda arkadaşlarına kızdığında kontrolünü kaybettiğinden şikayet ediyordu. Kızmasının normal ve garipsenmeyecek bir durum olmasına rağmen, herhangi bir negatif duygu deneyimi yaşamak istemediği için, yaşadığı bu kızgınlık duygusu nedeniyle üzüntü duyuyordu.

2- “Takdir edilebilmem için yanlış yapmamalıyım”. Obsesif kişiler herhangi bir şeyi mükemmel yapmaz ya da yaptıkları işin mükemmel olmadığını düşünürlerse, kendilerini kötü ve işe yaramaz insanlar olarak değerlendirirler. Doğal olarak da mükemmel olmak mümkün olmadığından, obsesifler sıklıkla düşük benlik saygısı ve depresyondan yakınırlar. Gelecekte de mükemmel olamama düşüncesi anksiyete, panik ve kaçınmayı beraberinde getirir. Buna örnek olarak, sosyal ilgiyi çekememe, sanat tarihinde resminin iyi bir yer alamaması veya bir arkadaşının beğenmemesi gibi düşünceleri nedeniyle, üzerinde çalıştığı son resmi tamamlamak istemeyen obsesif bir ressam verilebilir. Tüm bu işlevsel olmayan düşünceler, kendisini kötü bir ressam olarak yorumlamasına neden olmaktadır.

3- “Yanlışlık yapmak başarısızlıktır” ve “Başarısızlık affedilemez”. Obsesif bir kişinin başarının mükemmelliği gerektirdiğiyle ilgili görüşü, başarısız olmayı kaçınılmaz hale getirir. Başarısızlık, hayatın trajik ve korkunç bir hale gelmesine neden olur. Bu tür bir düşünce tarzı, kendisine çok çekici gelen sekreterine özel bir armağan almak isteyen bir işadamı tarafından sergilenmiştir. Sekreteri için bir mücevher aldıktan sonra, sekreterinin bundan hoşlanıp hoşlanmayacağı hakkında tereddüte düşmüştür. Bir yanlışlık yaptığı düşüncesi, yani sekreterin bu hediyeden hoşlanmayacağı fikri, kendisini rahatsız etmiş, depresyon ve anksiyete düzeyi çok yükselmiştir.

4- “Yanlışlık yapmak eleştiriyi hak etmektir”. Bunu şu şekilde açıklayabiliriz: Yapılan bir iş kusursuz değilse, kişi bu yüzden suçluluk duymalı, kendi kendini kınamalıdır. Eğer bir kişi kendi yanlışlarından dolayı kendini ciddi şekilde eleştirmiyorsa bir yanlış daha yapmakta ve gittikçe mükemmelikten uzak ve değersiz bir hale gelmektedir. Örneğin kilo vermek için diyete başlayan obsesif bir kadının, bu süreç içerisinde kilo vermeye başlamış olmasına rağmen, belirlenen diyet programındaki hafif sapma diyetini başarısız olarak yorumlamasına neden olur. Diyet programına 11 gün süreyle düzgün bir şekilde uysa ve 12. gün bir kurabiye yese başarısızlık hissedecek ve tamamen kontrolünü kaybettiğini düşünerek kendisini şişman ve iğrenç hissedecektir. Eğer terapist bu hastaya, duyduğu suçluluk ve depresyonunun işlediği günaha göre gereğinden fazla olduğunu söylerse buna da karşı çıkacak ve gittikçe artan bir şekilde kontrolünü kaybederek eninde sonunda yine şişmanlayacaktır.

5- “Çevrenin kontrolünde de, kendimi kontrolde olduğu kadar başarılı olmalıyım”. “Kontrol kaybı tehlikelidir” ve “Kontrol kaybı affedilemez”. Bunlar, obsesif kişinin ısrarla üzerinde durduğu varsayımlarıdır. Dünyadaki herşeyi ve herkesi kontrol etmek mümkün olmadığı halde, obsesifler kendilerinden bunu yapmayı beklerler. Zorunluluklarını yerine getirmediklerinde rahatsızlık duyar ve hayal kırıklığı yaşarlar. Onlara göre hayatın büyük bir ciddiyetle yaşanması gerekir, böylece ciddi bir yanlış yapma olasılığı da ortadan kalkar.

6- “Eğer birşey tehlikeliyse ya da tehlikeli olma ihtimalı varsa, kişinin bundan müthiş derecede rahatsız olması gerekir”. Buna örnek olarak haberleri dinleyen obsesif bir kadını ele alalım. Haberlerde, şanssız bir adamın arabasıyla kaza yaptığını ve öldüğünü duymuş olsun. Obsesif hasta bu olaydan sonra, arabasını çarpacağından ve öleceğinden korktuğu için tek başına araba sürmekten kaçınır. Haberlerde belirtilen kaza geçiren şahsın 62 yaşında olması, kalp hastası ve yüksek tansiyon probleminin olmasının, buna rağmen kendisinin ise 34 yaşında ve sağlıklı olmasının bir önemi yoktur. Obsesifler risk almanın tehlikeli olabileceğini düşünürler ve bunun zihinden çıkartılmaması gerektiğine inanırlar.

7- “Kişi felaketlerin oluşmasını sihirli tekrarlayıcı davranışlar (ritüeller) veya obsesyonel düşüncelerle (ruminations) engelleyebilir”. Bu kişilere göre endişe işlevsel bir duygudur. Eğer bir olayla ilgili olarak yeterince endişe duyarlarsa, beklenilen tüm kötü sonuçları önceden önleyebileceklerini düşünürler. Bununla birlikte, tekrarlayıcı bir davranışı yapmak kişinin düşünceleri ve duygularıyla doğrudan yüzleşmesinden daha kolay ve daha etkilidir. Ayrıca eğer birşey hakkında yeterince düşünürlerse, mükemmel kararlar veya eylemler ortaya çıkartabileceklerine inanırlar. Tekrarlayıcı eylemler ve obsesyonel düşünceler, delice ve tehlikeli şeyler yapmamak için gereklidirler.

8- “Eğer bir şeyin mükemmel olacağı kesin değilse, hiçbir şey yapmamak daha iyidir”. Çünkü mükemmel olmama berbat sonuçlar doğurur. Obsesif kişi tercihlerini yapar veya sadece başarıdan emin olduğunda harekete geçer. Hayatta da hiçbir şey belirgin olmadığı için, en iyi seçim hiçbir şey yapmamaktır. Eğer kişi hiçbir şey yapmazsa, başarısızlığa uğramaz ve böylece kendisini eleştirme veya başkalarından eleştiri alma riskinden kurtulur.

9- “Kurallarım ve tekrarlayıcı davranışlarım olmadan hareketsiz ve tembel bir hale gelir ve çökerim”. Obsesifler genellikle yaptıkları davranışların bir nedeni olduğunu ve bunların kendileri için taşıdığı önemi anlamazlar. Sonuçta, eğer terapist bazı kuralların ve tekrarlayıcı davranışların değiştirilmesi veya terk edilmesi gerektiğini düşünürse, bu kişiler kendilerini bir felakete uğramış gibi hissederler. “Tamamen çalışmayı bırakacağım”, “işimin randimani düşecek”, “siradan bir kişi olacagim” gibi duygu ve düşüncelere kapilirlar. Tüm bunlardan tahmin edilebilecegi gibi, obsesifler geliştirdikleri kurallar ile ilgili sorulara tahammül edemezler.

Yukarida siralanan bu 9 madde OKKB’nun majör ve minör özellikleridir. Bunlara ek olarak, bilgi işleme sürecindeki sistematik hatalar gibi bilişsel çarpitmalar da OKKB’nun özellikleri arasında sayılabilir. Bunların arasında “ikili düşünce”, “basit şeyleri tamamen görme veya hiç görmeme” ve “siyah ya da beyaz görme” gibi bilişsel çarpitmalar da yer alir. Bunlar, obsesif kişinin katiliginin, işleri agirdan almasini ve mükemmelliyetçiliginin altinda yatan sebeplerdir. Düşüncedeki bu ilkel ve bütüncül tarz olmasaydi obsesifler yalnizca siyah ve beyazin yerine, insanlarin gördügü diger renkleri de görebilirler, yani; bazi şeylerin mükemmel, çok iyi, iyi, orta, kötü ve çok kötü de olabilecegini anlar, böylece mükemmel olmayan bir karari da tolere edebilirlerdi.

Obsesif-kompulsiflerde görülen diger bir bilişsel çarpitma, durumu aşiri büyütme ve felaket getirici bir olay olarak yorumlamadir. Yapilan bir hata ya da mükemmel olmayan bir iş, obsesif bir kişi tarafindan aşiri derecede büyütülür. Böylece obsesif bir kişi yaşadigi ikili düşünceye bagli olarak bir başari testinden 100 üzerinden 100 almayi beklemiyecek ama başarisizligi da (yani 100 üzerinden 100 alamamasi) berbat ve çok kötü sonuçlar getiren bir şey olarak degerlendirecektir.

Obsesifler genellikle, olaylarin taşidiklari önemin gerçek derecesini görmekte güçlük çekerler veya herhangi bir iş üzerinde çalişirken işin asil önem verilmesi gereken noktasina degil de başka noktalarina takilip kalirlar. Örnegin bir projenin çok küçük detaylarini tamamen dogru yapmak için ugraşirlarken, daha önemli olan genel proje gecikir.

Birçok obsesif kişide görülen bir özellik de “yapmali” “etmeli” türü düşünce tarzidir. Bu ilkel ve mutlak düşünce sistemi, kişileri yapmak istedikleri ve yapilmasini tercih ettikleri şeylerden ziyade, kesin ve mutlak standartlara göre hareket etmeye yöneltir. Eger yapmalari gerekeni yapmazlarsa kendilerini suçlu hissederler ve kendi kendilerini eleştirirler. Buna ek olarak diger insanlar da görevlerini yerine getirmezlerse o zaman kizginliga ve kinamaya layiktirlar.

 

Tani Kriterleri ve Degerlendirme Stratejileri

Eger klinisyen, bozuklugun çeşitli yönlerini yakalamada dikkatli ve uyanik ise OKKB’nun teşhis ve degerlendirmesi zor degildir. Obsesif kişiyle yapilan ilk telefon görüşmesi sirasinda terapist, ilk seansin ayarlanmasi konusunda hastanin gösterebilecegi katilik veya kararsizliktan, hastalik ile ilgili ilk ipuçlarini elde edebilir. Obsesif kişinin kararsizligi, terapisti hoşnut etmeme veya rahatsiz etme korkusundan çok, bagimli kişilik bozuklugu tanisi almiş bir hastada görülebilecek düzeyde yanlişlik yapma korkusuna dayalidir. Ilk seansta terapist hastanin yapmacik, resmi, özellikle de soguk ve kapali oldugunu farkedecektir. Kendilerini tam olarak anlatabilmek, tüm detaylari terapiste açabilmek için zihinlerinde konuyu evirip çevirir, tüm detaylari atlamadan anlattiklarindan emin olmak isterler. Buna karşilik çok yavaş konuşur, kendilerini düzgün bir şekilde aktaramama korkusu nedeniyle anksiyete yaşarlar.Yaşanan bu anksiyete ise tereddütlü konuşmalara, duraksamalara yol açar. Obsesif kişilerin konuşmalarinin içerigi duygulardan çok olaylar ve düşüncelerden oluşmaktadir. Bu kişiler genellikle kati ve kontrollü bir aile ortaminda yetişmişlerdir. Yakin sosyal ilişkileri yoktur, eleştirici ve kapali bir çevrede büyümüşlerdir. Muhasebe, hukuk veya mühendislik gibi teknik işler yaparlar. Boş vakitlerini degerlendirici aktiviteleri yoktur veya varolan boş zaman aktiviteleri herhangi bir amaca yönelik veya çok detaylidir. Bunlari eglence için yapmazlar.

Psikolojik testler, OKKB tanisinin konmasinda yardimci olabilir. The Millon Clinical Multi-Axial Inventory özellikle kişilik bozukluklarinin tanisinda kullanilmak üzere hazirlanmiştir ve OKKB’nun çeşitli yönlerini anlamada siklikla yararli olmaktadir. Projektif testlere verilen tipik tepkiler, Rorschach da çok sayida küçük ayrintilar üzerinde durma, TAT de uzun, ayrintili ve ahlaki hikayeler anlatma şeklindedir. Projektif testler çok zaman alir ve pahalidir. Ayrica teşhis bunlar olmadan da konulabilir. Ama yine de bu testlerden elde edilen ipuçlari degerlendirmeye alinmali, göz önünde bulundurulmalidir.

OKKB tanisi koymanin en ekonomik ve en basit yolu DSM III-R kriterlerinin, kendisine uygun olup olmadigini dogrudan, düzgün ve eleştirel olmayan bir tarzda kişiye sormaktir. Birçok obsesif kişi, her ne kadar bu özellikler ve terapide anlattigi problemler arasindaki bagi kuramasa da, mükemmel olmak, duygularini rahat bir şekilde aktaramamak ve eski şeyleri kafasindan uzaklaştirmamak gibi kriterleri kabul eder.

 

 

 

Eksen I Bozukluklari Ile Ilişkisi

OKKB olan kişiler oldukça çok sayida ve çeşitli yakinmalar ile terapiste başvururlar. En sik başvurulan yakinma türü ise anksiyetedir. Mükemmelliyetçilik, katilik ve davranişlarini yönlendiren “-meli, -mali” türündeki düşünceleri çeşitli anksiyete bozukluklarina zemin hazirlamaktadir. Birçok obsesif hasta performanslarinin ve yaptiklari işlerin iyi ve yeterli olup olmadigi konusunda sürekli olarak uzun uzun düşünür ve üzüntü duyarlar. Bu durum yapacaklari işler konusunda kararsizlik duymalarina ve işi ertelemelerine neden olur. Bu da kaçinilmaz olarak anksiyete yaratir. Yaşanan bu kronik anksiyete bir süre sonra panige dönüşebilir. Örnegin obsesif bir kişi kisa süre içerisinde bir projeyi yetiştirmek zorundaysa ve aşiri mükemmelliyetçiligi nedeniyle de iş çok yavaş ilerliyor ya da ilerlemiyorsa panik kaçinilmazdir. Obsesifler, hizli kalp çarpintisi, nefes kesilmesi gibi panige eşlik eden semptomlardan da dogal olarak çok rahatsiz olurlar.

OKKB olan hastalarin sunduklari diger bir problem ise depresyondur. Bu distimik veya unipolar majör depresyon şeklinde olabilir. OKKB olan hastalar depresyonlarinin bu kişilik özelliklerinden kaynaklandiginin farkinda degillerdir ve terapiye can sikintisi, enerji kaybi ve hayattan zevk almama gibi nedenlerle başvururlar. Bazen, onlarin bu çökkün hallerini gören eşleri veya yakinlari tarafindan terapiye zorlanirlar. Obsesif kişiler; katiliklari, mükemmelliyetçilikleri ve kendilerini, çevrelerini ve duygularini kontrol etmeye olan aşiri ihtiyaçlari nedeniyle kolayca incinebilir (vulnerable) bir hale gelirler. Yaşamlarinin kontrollerinden çiktigini hissettikleri anda umutsuzluk ve depresyon yaşarlar, savunma mekanizmalari etkisiz kalir.

Obsesiflerde çeşitli psikosomatik bozukluklar sik sik görülür. Yüksek uyarilma ve anksiyete nedeniyle fiziksel bir rahatsizligin ortaya çikmasi kaçinilmazdir. Tansiyon, baş agrisi, kabizlik ve ülser gibi problemlerden siklikla yakinirlar. Eger çok sinirli ve saldirgan bir yapiya sahipseler ve A-tipi kişilik özelliklerini de taşiyorlarsa kardiovasküler problemler kaçinilmaz hale gelebilir. Bu tür şikayetlerle sik sik doktora başvururlar ve bu şikayetlerinin psikolojik kökenini anlamak ve bunlarla çalişmak oldukça zordur.

OKKB olan bazi hastalarda da cinsel işlev bozukluklari görülebilir. Aşiri kontrolcü, içtenlikten yoksun ve kati olmalari duygularini kolaylikla eşlerine aktarmalarini engelledigi için sorunlar ortaya çikar. En sik karşilaşilan cinsel işlev bozukluklari, erken boşalma, orgazm olamama, cinsel arzu duymama ve cinsel ilişki esnasinda aci duymadir.

Sonuç olarak obsesifler, çevrelerinde bulunan ve onlarin bu durumlari ile başa çikamayan diger insanlar tarafindan terapiye zorlanirlar. Eşler, obsesif kişinin duygularini aktaramamasi, aşiri çalişmasi ve ailesine çok az zaman ayirmasi gibi nedenlerden kaynaklanan problemler dolayisiyla evlilik terapisine başvurabilirler. Aileler ise, aile ve çocuklar arasinda kronik kavgalara, çekişmelere neden olan kati ve tavizsiz aile düzeni nedeniyle başvurabilirler. Hatta işverenler, işleri sürekli ertelemesi, işlevsel bir biçimde çalişmamasi ve iş arkadaşlari ile olan ilişkilerdeki problemleri nedeniyle, kendi işyerlerinde çalişan bir hastayi terapiye gitmesi için zorlayabilirler.

Bilişsel Terapi Yaklaşimi

OKKB olan hastalarla yapilan psikoterapinin temel amaci, hastanin davraniş ve duygularinin degiştirilebilmesi amaciyla, problemlerinin altinda yatan varsayimlari ona gösterebilmek ve bunlari yenmesinde yardimci olmaktir. Terapi, hastanin getirdigi problem ya da problemlere odaklanilarak başlamalidir. Şayet hasta anksiyete, baş agrisi ve erken boşalma gibi belirtilerle başvurursa, bunlar OKKB’nun ilk ipuçları olabilir. Bazen de hasta “patronum, geçerli bir nedeni olmadığı halde beni sürekli eleştiriyor” gibi çok uç bir şikayetle başvurabilir. Bu tür bir problem ile gelen bir hasta ile çalişmak oldukça güçtür. Terapist böyle bir durumda dogrudan getirilen probleme yönelmeli, patronun davranişlarini degiştiremeyeceklerine göre, hedeflerinin bu davranişlarin hasta üzerindeki etkisinin degiştirilmesi oldugu hastaya belirtilmelidir.

Bütün terapilerde oldugu gibi, başlangiçta hasta ile saglam bir ilişkinin kurulmasi önemlidir. Bu ise, obsesif hastalarin kati, duygu aktarimi ve kişilerarasi ilişkilerinin zayif olmasi nedeniyle oldukça zordur. Bu hastalarla yapilan terapi genellikle duygusal aktarim ve destekten yoksun, yalnizca iş ve problem odakli olarak sürme egilimindedir. Terapi ilişkisi genellikle terapistin hasta üzerindeki yönlendirmesine temellenir. Terapinin erken aşamalarinda duygusal bir ilişkinin kurulmaya çalişilmasi zararli olabilir ve terapinin erken sonlanmasina yol açabilir.

Obsesifler, terapistler üzerinde çeşitli duygusal reaksiyonlara neden olabilirler. Bazi terapistler bu hastalari, duygusalliktan yoksun olmalari, olaylarin duygusal yönlerinden çok, gerçekçi görüntüleriyle ugraşmalari nedeniyle çok kuru ve sikici bulabilirler. Yavaşliklari ve ayrintilara çok dalmalari nedeniyle, deneyimli bir terapisti bile çileden çikartabilirler. Bazi obsesifler terapide pasif-agresif yollar izleyebilirler. Örnegin bir ev ödevi verildiginde, terapiste bu ödevin çok aptalca ve ilgisiz oldugunu söyler veya ev ödevini yapmayi başlangiçta kabul eder ama yapmak için hiç vakitleri olmadigini ya da unuttuklarini söylerler.

Bu tür hastalar terapistte kizginlik ve hayal kirikligi yaratirlar.

Obsesif bir hastaya terapistin gösterdigi tepki ayni zamanda terapiste, hasta ve hastanin yaşadigi güçlüklerin kaynaklari hakkinda da bilgi saglar. Bununla birlikte terapist, hastanin görüşlerinin temellendigi degerleri degiştirmeye çalişmaktan çok, hastanin ihtiyaçlari ve ortaya koydugu problemler üzerinde çalişmalidir. Örnegin duygu aktariminda güçlügü olan bir obsesif hastanin bu durumu, bir terapist için psikolojik sagliklilik göstergesi olmadigi halde, hasta için bu durum bir stres kaynagi oluşturmuyor olabilir.

Bilişsel terapinin başlangicinda hastaya bilişsel model hakkinda bilgi vermek gereklidir. Insanin duygulari ve davranişlarinin, yaşantisindaki olaylara verdigi anlam, düşünceleri ve algilarindan etkilendigi, bunlar üzerine kuruldugu anlatilarak, hastanin çeşitli yöntemlerle bunun farkina varmasini saglamak gereklidir. Hastaya, terapi esnasindaki duygu degişimlerini farkettirerek ya da daha önce olanlari düşündürerek bu gösterilmeye çalişilabilir. Bunu hastaya farkettirmenin başka bir yolu da; geç kalan arkadaşini bekleyen birini düşünmesini saglamaktir. Bu arkadaşini beklerken kizginlik, anksiyete ve depresyon gibi ilgili degişik duygular ve “Beni bekletmeye nasil cüret edebilir”, “kaza geçirmiş olabilir” veya “bu durum kimsenin beni sevmedigini gösterir” gibi duygularla ilgili düşünceler hastaya siralanarak farkina varmasina çalişilabilir.

Hastaya bilişsel terapi hakkinda bilgi verdikten sonra tedavi edici (terapötik) hedeflerin belirlenmesi önemlidir. Getirilen problemlerle ilişkili olarak bir hedef listesi yapilabilir. Terapist ve hasta hedefleri belirledikten sonra bunlari siraya dizerek üzerinde çalişmaya başlarlar. Hedefler siraya dizilirken her bir problemin önem derecesi ve çözülebilme kolayligi gibi iki kriter kullanilabilir. Bu, terapinin hizli ve başarili bir şekilde ilerlemesine yardimci olur. Problem alanlari belirlenip siraya dizildikten sonra, bunlarla ilgili otomatik düşünceler ve şemalarin belirlenmesi önemlidir. Işlevsel olmayan düşüncelerin hangi durumlarda, nasil bir duygu durumu içindeyken, ne ile ilgili olarak ortaya çiktiginin hasta tarafindan farkedilerek kaydedilmesi istenir. Böylece bir obsesif, işi erteleme konusu üzerinde çalişirken, bunun bir görev oldugunun farkina vararak anksiyete yaşayabilir ve “bunu yapmak istemiyorum, çünkü mükemmel bir şekilde yapamayacagim” diye düşünebilir. Buna benzer birkaç otomatik düşünce örnegi hastaya gösterildiginde anksiyete ve işi erteleme durumunun mükemmelliyetçiliginden kaynaklandigini anlama firsati dogabilir.

 

 

Özel Bilişsel Terapi Teknikleri

Bilişsel terapinin geniş yapisi içerisinde yer alan birkaç özel teknik obsesif-kompulsif hastalar ile çalişirken yararli olabilir. Terapi seanslarinin yapisini belirlemede, üzerinde durulacak problemlerin önem derecesine göre dizilmesi ve problem çözme tekniklerinin kullanilmasi önem taşir. Bu tür bir çalişma, özellikle obsesyonun karar verememe, uzun uzun düşünme ve işi erteleme gibi özelliklerinin çözümü için yararlidir. Şayet hasta yapi üzerinde çalişmakta zorlaniyorsa, terapist hastanin bunun ile ilgili otomatik düşünceleri üzerinde yogunlaşmasini saglayarak, karar verememe ve işi erteleme sorunlari ile ilişkisini hastaya göstermeye çalişabilir. Hafta içerisinde hastanin yaptigi tüm aktiviteleri adim adim kaydettigi Haftalik Aktivite Çizelgeleri, terapi esnasinda daha az çaba harcanarak hastanin günlük yaşamda karşilaştigi sikintilarin, yaşadigi belirtilerin anlaşilmasinda oldukça yarar saglar.

Obsesif hastalarin siklikla yaşadigi anksiyete ve psikosomatik semptomlar gibi problemler nedeniyle gevşeme teknikleri ve meditasyon siklikla yararli olur. Obsesif hastalar boşuna zaman kaybi olduguna inandiklari için bu teknikleri başlangiçta kullanmakta zorluk çekerler. Hastalardan, bu tür özel bir davraniş veya inancin avantajlari ve dezavantajlarinin listesini çikartmalarinin istenmesi gibi bilişsel bir teknik de kullanilabilir. Obsesif bir hasta için gevşeme tekniginin dezavantaji vakit almasi, avantaji ise hastayi rahatlatmasi ve anksiyetesini azaltmasidir.

Obsesif-kompulsif hastalarla davranişsal bir yöntemin kullanilmasi yoluyla da ilişki kurulabilir. Hastanin obsesif kati inançlari üzerinde tartişmak yerine, terapist nötr ve deneysel bir tutum takinabilir. Örnegin obsesif bir iş adami gün içerisinde gevşeme egzersizleri yapmaya hiç vaktinin olmadigini söylüyorsa, terapist bu durumda hastadan birkaç gün için bu egzersizleri mutlaka denemesini ve o günlerde kendini nasil hissettigine, o gününü nasil yaşadigina dikkat etmesini, bu günleri de gevşeme egzersizleri yapmadigi günler ile karşilaştirmasini isteyebilir. Bu durum, hastanin aradaki farki degerlendirmesine yardimci olacaktir.

Bilişsel ve davranişçi teknikler, hastanin kronik sikinti ve düşünceleriyle başa çikmasinda yardimci olabilir. Önce hastanin bu düşünce ve sikintilarinin işlevsel olmadigini kabul etmesi, düşünceyi durdurma ve dikkatin başka yöne çekilmesi gibi teknikler ile bu düşünce süreçlerinin yönünü degiştirebilecegini anlamasi gerekir. Herhangi bir amaca ulaşmak için hazirlanmiş olan derecelendirilmiş görevler (ödevler) listesi bu durumda yardimci olabilir.

Hastaligin Tekrarini Önleme

Tedavi gören pek çok hasta için işlevsel olmayan bilişler ve davranişlarin tekrar başlamasi, yani hastaligin nüks etmesi oldukça kolaydir. Bu durum, özellikle kişilik bozuklugu tanisi almiş ve problemleri oldukça kemikleşmiş olan hastalar için geçerlidir. Ancak, hastalarin problemlerinin ne oldugu ile ilgili olarak bilinçlendirilmesi ve bu problemlerle etkili bir biçimde nasil başa çikilabileceginin ögretilmesi nedeniyle, bilişsel terapi diger terapi türlerine göre daha avantajlidir. Hastalara terapi dişindaki yaşamlarinda da işlevsel olmayan düşüncelerin kaydinin nasil tutulacagi ve bunlarla nasil başa çikilabilecegi gibi malzemeler verilerek başa çikma yollari ögretilir.

Hasta terapi sonunda, hastaligin nüksetme olasiligi ile ilgili olarak uyarilmali ve böyle bir durumda zaman kaybetmeden başvurmasi gerektigi belirtilmelidir. Ayrica hastanin zaman zaman destek seanslarina ihtiyaç duyabilecegi ve böyle bir durumda herhangi bir kaygi yaşamamasi gerektigi vurgulanmalidir. Birçok terapist bunu, terapi bittikten sonra hastayi periyodik olarak belirli araliklarla takip seanslarina alarak yapar.

Kaynak: Beck, A.T. & Freeman, A. (1990). Obsessive-compulsive personality disorder. Cognitive Therapy of Personality Disorders (pp.309-332). NewYork: The Guilford Press.

Özet Çeviri:

Araş. Gör. Ayşegül Durak Batigün (Ankara Üniversitesi, DTCF Psikoloji Bölümü)

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :