- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Kaprisler Dönemi İçin Öneriler

Kaprisler Dönemi İçin Öneriler sitemize 20 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

8

KAPRİSLER DÖNEMİ İÇİN ÖNERİLER

K.prisler Once aile refahını ele al­mak lazımdır. Karı-koca ve

                                                                                Önce aile refahını ele almak lazımdır. Karı koca ve evde bulunan diğer bireyler         (kardeş, büyükanneler, dede­ler vb) düşünülmelidir. Onla­rın psikososyal sorunlarının

çözümü konusunda çaba harcamak gereklidir. Bunun için yine ilk sığınak bilimidir.

Evlilik psikolojisi ve sanatı, sevme sanatı, beşeri münasebetler, aile dinamiğinin psikososyal yapısı vd. mümkün mertebe tanı­nabilmelidir. Bir kocanın karısına bir adet veya bir buket çiçek getirmesi, o kocanın karısına belki de bir kürk alması derece­sinde onun gönlünü alacaktır. Bu bir kadın psikolojisinin özel­liklerindendir. Bir kadının da kocasına seveceği yemeği sürpriz olarak hazırlaması, onu güler yüzle derli toplu ve bir miktarda makyajlı karşılaması da o kadının kocasına yapabileceği büyük iyiliklerdendir. Oysa şöyle bir düşünülürse, bunların para ile servetle alakası yoktur. Bir tek çiçek ne zaman ve nerede olsa bulunabilir. Burada mühim olan eşin kendisini düşünmüş olma­sı hissidir. Keza kocasını yukarıda yazıldığı şekilde karşılamak­ta bu cümledendir. Bir diğer husus baba akşam eve yorgun bir vaziyette geldiğinde, evvela o kişi çok iyi bir şekilde karşılan­malı, bir miktar dinienmesi sağlanmali, o gününü nasıl geçirdi­ği öğrenilmeli, ancak bunlardan sonradır ki, ev ile ilgili hasta­lıklar, ızdırapiar, üzüntülü haberler verilebilmelidir.

Akşam eve hangi üzüntülerie geldiğini bilmediğimiz kocaya daha kapı açılır açılmaz “biliyor musun bu çocuğun yaptığını, artık ben usandım, al çocuğunu ne halin varsa gör” demek veya öyle bir tutum ve davranış içersinde olmak, kime ne yarar sağlayacaktır. En azından bunu söyleyen annenin yararına olmaya­caktır. Sinirlenecektir. Bu tarzda sert söylenmesine karşılık ola­rak da sert cevap alacütır, büyük bir ihtimalle. Sonuçta hem sorun halolmayacak Ve hem de gerilim daha da artacaktır. Işte aile refahını bozan mühim sebeplerin başlarında bu tür pek kü­çük denilebilecek olaylar ve etkileri gelmektedir. Meslek hayatı­mızda karşılaştığımız türlü aile sQrunlarından birisi şöyleydi. Koca ‘eşim benimle inatlaşmakta~dw söze bir örnek vereyim. Di­yeyim ki, hanım çorba biraz soğuk, mümkünse ısıtabilirmisin eşim derhal ~o çorba sıcaktır, daha sıcak olmaz, sofraya geç o­tur’masaydın böyle olmazdı…’ larla başlayan yanıtları sıralamak­tadır. Halbuki bana ‘pekiyf deyiverse, yine çorbayı ısıtmasa hiç­bir s~xıın çıkmayacaktır.

İşte böyle pek küçük meseleler aile saadetınde büyük yıkım­lara sebep olmaktadır. Bir söz vardır. En büyük dertlerimiz kü­çük üzüntülerdir, zira onlar insanı ne güldürür nede ağlatırlar. İnsanlar bilhassa evlenip çocuk sahibi olduktan sonra artık çok ciddi olarak mesuliyetlerini tekrar gözden geçirmeli ve tabiat kanunlarına ters düşmeyecek tutum ve davranış biçimlerine a­dapte olabilmelidirler. Bu konuda sosyal uzmanlar kendilerine çok yararlı olacaklardır, kendi kendilerine kararlar alabilmele­rinde, durum değerlendirilmesinde, harekete geçmecle uluslara­rası düzeyde meslek mensuplarıdırlar, A.B.D.’de 70 bin civarın­da, ülkemizde de bin dolayında bu uzmanlardan bulunmakta­dır. Sonsuz bir hürriyet hürriyetsizlik demektir. Hiçbir insan bunu istemez, isteyemez. Zira sonsuz hürriyeti olan insan baş­kalarına zarar verecektir. Hürriyet başkalarını rahatsız etme­mek şartıyla insanı yüceltir ve böylesi psikososyal gelişim için gereklidir. Bundan kastımız şudur. Eşler mesuliyetlerini görev­lerini yerine getirmesin, yapmasın, o haliyle ebediyyen kabul görsün, bu nuI~mküi’ı değildir.

Sonuç şudur. Çocukların 3 yaş bunalım dönemlerini onların başarılı bir şekilde atlatabilmeleri için önce aile refahı korun­malı, bunu zedeleyecek olaylardan öncelikle anne-baba kaçın­malı yuva saadetlerine çok özen gösterebilmeli, fedakarlıklar­dan çekinmemelidirler. Halledemeyecekleri aile sorunları oldu­ğu taktircl~e clt ilgili uzmanlara müracaat etmelidirler, zira aileyi suçlamakla iş bitmez, aileye gerekli psikososyal yardım ve hiz­meti de götürebilmek gereklidir. Muasır ülkelerde bunlar böyle olmaktadır. Aileye yönelik sosyal hizmetler toplumca temin e­dilebilmelidir. En azından yeni uzmanlık alanlarının geliştirile­rek halk menfaatine sunulabilmesl ilk başta gelen politika ol­malıdır. Yine tecrübelerimiz göstermiştir ki, aileye gerekli psi­kososyal yardım temin edildiğinde eşler pekbüyük bir oran ola­rak bu yardımı hemen kabul etmekte ve sorunları bitebilnıekte­dir. Zira bu sorunun çözümünde bizzat kendi menfaatleri gizli bulunmaktadır. Bu nedenle karıkoca davalarında, boşanmalarda batı ü~lkeFerinde boşanma işlemine geçilmeden, sosyal uzman­lar nezaretinde 3 ay yaşama kararları verilebilmektedir. Tabii boşanmada da bu uzmanların bilirkişiliği raporları uzun za­mandan beri istenmektedir. Ülkemizde de bu konuda yeni yeni atılmakta olan adli adımlar bulunduğunu, sosyal uzmanların mahkemelerce bilirkişi olarak tayinine başlandığını belirtmekte yarar vardır. Ancak bu gelişimleri hızlandırmak yine de toplu­mumuzun yeni hizmetlere ilgileriyle orantılı olacaktır.

Aile refahıyla ilgili çalışmalara öncelik verildikten sonra, sı­ra çocuk refahına gelecektir. Aile refahı olmadan çocuk refahı­nın olamayacağı, eksik kalacağı unutulmamalıdır. Tarla olma­dan tohumun yeşeremeyeceği örneği burada geçerlidir. Tohu­mun yeşermesini istiyorsak, onun yetişeceği tarla faktörünü iyi değerlendirmemiz lazımdır. Burada çocuk tohum, aile tarlaya be nz etileb ili r.

Anne-baba çocuğunu dengeli bir şekilde yetiştirmek istiyor­sa, onun bunalım dönemlerinden daha az örselenmek istiyorsa veya çocuğuna çok daha iyi ebeveynlik yapmak istiyorsa, aşağı­da sayacağımız beş faktörü iyi değerlendirmelidir.

Bunlar: 1) Sevgi, 2) Tolerans, 3) Otorite, 4) Sabır, 5) İnannıa’dır.

Bu beş madde benim bir sosyal uzman olarak meslek haya­tımda edindiğim görgü, bilgi ve tecrübelerimle bir araya getir­diğim hususlardır. Şüphesiz, bu beş ögenirı her biri türlü bilim adamları tarafından uzun yıllardır işlemektedirler. Ancak bu beş faktörü bir komprime halinde düşünmek benim kaııaatımı oluşturmaktadır. Anne-baba bunları dengeli bir şekilde elde e­debilir ve onları çocuğuna yansıtabilirse, yavrusunun bunalım çağını başarılı atlatması kolaylaşmaktadır. Sosyal uzman dünya üzerinde aile ile çalışan yetkili ve de ekibin bilinen bir üyesidir, psikiyatrist çocuk ile, sosyal uzmanda aile ile çalışmalarını o­dakiaştırmaktadır (Firık, A.).

Saydığımız bu ögeleri çocuğuna ne denli verebildiği konu­sunda anne-baba kendisine yüz üzerinden not vermelidir. Veri­len bu beş notun hepsinin de yüz, yüz, yüz, yüz olması gerek­mektedir. Sözgelimi baba çocuğuna sevgiden yüz üzerinden 70 verebilir, çocuğuna toleranslı davrannıasına da yüz üzerinden 60 verebilir vd. Bu notların hepsinin yüz olması lüzumludur. Ancak bu sayede dengeli ve kararlı bir yaklaşım sözkonusu ola­bilir. En azından aile ile çocuk arasındaki sürtüşmeler de önem­li ölçüde asgariye indtrilebilir.

SEVGİ: Çocuğu yavrumuz olmaktan dolayı samimi bir aşk ile kabullenebilmek ve bunu daima hatırlayabilmektir. Örneğin ço­cuk ölürse anne baba normal olarak bundan çok ızdırap duya­caklardır. İşte annenin babanın bunu hatırda tutarak çocuğun hayatta ve yanlarında bulunmasından dolayı duydukları mutlu­luğu daima hatırlamalıdırlar. Böyle bir husus hatırlandığı tak­dirde normalde çocuğa olan sevginin de daima canlı kalacağı tabiidir. Çocuk kendi iradesiyle dünyaya gelmemiştir. Oyle ise çocuk masumdur. Onun doğmasına anne-baba vesile olmuştur. Onun doğmasını istemişlerdir. Öyleyse kendi iradeleriyle olan bu çocuğu gerektiğince kabul, yine normal olarak her çocuk sa­hibinin (anne-babanın) değerlendirmesine ihtiyaç bulunmakta­dır.

Ebeveynin günlük işleri, stressleri (üzüntü ve sıkıntıları) ço­cuğa olan görevlerini unutturmamalıdır. En iyisi çocuk ile, usu­lünce, bilime uygun davranışların geliştirilmesidir. Aksi taktir­de çocuk, ihtiyacı olan sevgiyi, ebeveynden esasen yöntemle­riyle, ağlıyarak, altını kirleterek, mamasını yerneyerek, uykusu­nu uyumayarak, huysuz davranışlar göstererek vd almasını bi­lecektir. Yahut en azından ona verilmesi gereken zamanı çocuk bu defa daha fazlasını onlardan bu yollarla alacaktır. Kimse ço­cuğa karşı bu yönden borçlu olmamalıdır, büyük bir kimse bor­cunu alrnayabilir, affedebilir, ancak çocuk alacaklarının hepsini alır. Amma şimdi, amma daha sonraki yıllarda, bu nedenle anne ve babaların çocuğa borçlu kalmamaları -psikososyal gereksi­nimlerini zamanında yerine getirmeleri- kendi refahları ve j

borçtan kurtulabilmeleri için gereklidir. Çocuk daha ileriki ba­hislerde de görüleceği gibi daha türlü asosyal davranışlara yö­nelerek bu borç, alacak hesabını iyi değerlendirecektir. Bu ne­denlerle tabiat içersinde yaşarken yine vurgulayaiım önce tabi­at kanunlarını iyi bilmek gerekecektir. Çocuğun özellikleri ilk şart olarak bilinmelidir.

Sevgi konusunda anne baba başta olmak üzere, çocuğa vasi­lik ed~en bireyler (giderek onun sosyal çevresi) ona gerekeni ve­rebilm’elldlrler.

Sevgi noksanlığının doğurduğu türlü çocuk suçları ile psiko-sosyal ve psikosomatik hastalıklar olduğu daima hatırlanmalı­dır. Hapishanelerin, ruh hastalıkları hastanelerinin sevgiyi yete­rince tadamamış insanlarla dolu olduğu bilinmelidir. Bu küçük kitabımızın ilgili bahislerinde yer yer bunlara değinilecektir. Örneğin Fransız bilim adamı Winnecott “hırsızlık yapan çocuk annesini arar” der. Buna biz “anne noksanhığı” (Carance mater­nal) demtkteyiz. Hırsızlık yapan çocuğun önce bu konuda ince­lenmesi ve tedavisine başlanması gerekmektedir. Bu konuda psikiyatrik sosyal çalışma bilim ve sanatının da çeşitli etkinlik­leri bulunmaktadır (psychiatric social work).

Çocuk refahında şu sözü de iyi değerlendirmekde yarar bu­lunmaktadır: “Herşey zamanında güzeldir. » Çocuk bu aşamada sizden sevgi beklemektedir. Bu sevgiyi şimdi değil de, gönlü­rıüz olduğu zaman, yani kendi sıkıntılarınız geçtikten, yıllardan sonra vermeye çabalarsanız bıiyük bir olasılıkla bunda geç kal­mış olabilirsiniz. En azından bu aşamada rahatlıkla yapabilece­ğiniz, haliedebileceğiniz bu işi, daha sonra daha büyük uğraş­lar vererek elde etmek zorunda kalabilirsiniz, hatta o zaman başarısızlığa da uğramak tabidir. Zira herşey zamanında güzel­dir sözü bu bakımdan anlamlıdır. Bir örnek verelim: 3. buhran döneminde çocuk anne ve babayı reddeder, onun sevgi dolu yaklaşımiarını umursamaz, anne ve babası ile birlikte gezmeye gitmez, onların kucaklarını boş bırakır. Bu dönemde anne baba çocuğunu se’vmek kucaklaıııak, onun saçlarını okşamak heve­siyle doludur. Genç erişkinde bundan hoşlanmaz artık… Oysa anne baba sorunlarını o yıllara kadar ancak halledebilmiş, şim­di çocuğu sevmeye sıra gelmiştir. Ne yazık ki durum böyledir. Herşey zamanında güzeldir. Bu buhran dönemlerinde anne-ba­ba çocuğunu dengeli ve yeterli severse (tabii diğer sayacağımız

ögelerde gereklidir) ilerki gelişim evrelerinde çocuklarının üze­rinde daha etkili olabilirler. Bu etkiyi kaybetmek istemiyorlarsa bu ilk buhran döneminden itibaren buna özen göstermelidirler.

Sevgi çocuğun kişiliğinin oluşmasında çok önemlidir. Onda güven duygusu ve ruh sağlığı oluşmasında da temel taşını oluş­turur.

Çocuğu sevmek demek onun haklarına saygı göstermek de­mektir. Çocuğu ciddiye almak demektir. Onun psikososyal geli­şimlerini tesadüflere terk etmemek demektir. Yoksa sadece ö­püp okşamak, havalara atıp tutmak değildir. Çocuğun psikosos­yal gelişiminde sevginin çok yeri bulunduğu cihetle diğer yaş dönemlerinde de bu konuya tekrar değinilecektir. Bütün hayat projesinin sevgi ile kaim olduğu da daima hatırlanmalıdır.

  1. TOLERANS: Uç yaş bunalım dönemini çocuğun başarılı bir şekilde atlatabilmesinde anne ve babanın çocuğun diğer sosyal çevre bireylerinin (öncelikle ev halkının) bilmesi ve uygulaması lazım gelen ikinci husus tolerans’tır. Yani ÇOCUğU hoş görebil­mektir. Onun yaptığı kaprisler karşısında (yahut yaptığı çocuk­luklar karşısında) olgun davranabilmektir. “Çocuktur, yapacak­tır, biz de çocukken mutlaka öyle ymişizdir” diyebilmektir. Esa­sen hoşgörü terbiyenin en büyük hazinesidir.

Bu nedenledir ki, toplumumuzda hoşgörü, büyüklüğün bir i­şareti olarak kabul edilmiştir. Örneğin “sen büyüksürı, hoşgör, büyüklük sende kalsın” gibi sözleri toplumumuzda duyagelmı­şizdir. İşte burada da bu anlam vardır. Çocuğun kaprisleri kar­şısında yılmadan ve zaafa uğramadan -ama bunların nedenleri-ni bilerek ve çaresi konusunda tedbirli olarak- onu sevebilmek lazımdır. Günlük yorgunluklarırnız ve sıkıntılarımız çocuğumu­za ayıracağımız sayılı zamanı bize çok göstermemelidir. Sayılı zaman diyorum çunkü anne-baba çocuğunun dışında da türlü uğraş içersinde olacaklardır. Hele annenin de iş hayatına girme­siyle eşlerin uğraşları daha da artmıştır. Çocuğa ayrılabilecek bu zaman onundur. Bir baba için işten eve gelindiği andaki bel­ki 10-15 dakikadır en önemli olan. Kapdan girdiği anda baba-nın ilk 15 dakika dinamik ve güler yüzlü, sevgi ve tolerans dolu olabilmesi önemli bir ilerleme olarak kaydedilebilir, aile ve ço­cuk refahında. Yorgun ve sinirli ters bir yüz ile eve girme ile bu kıyaslanırsa, olay daha iyi gözler önüne getirilebilir.

Hoşgörülmeyen çocuk ilerki yıllarda evhamlı, telaşlı, kor­kak, çekingen içe kapalı ve diğer şekillerde istenilmeyen vasıf­ları bünyesinde bulundurabilecektir. Bu tür istenmeyen vasıflar çarşıdan, bakkaldan alınmamaktadır. Böyle böyle zamanın akışı içerisinde oluşmaktadır, unutulmamalıdır. Oysa hoşgörülen ço­cuğurı hareketlerirıde bir serbestlik, rahatlık olacaktır. Tebes­süm sahibi ve mutluluk yolunda olacaktır. Bireyin gelecekteki yaşantısı işte bu dönemlerde çizilmeye başlamaktadır. Bu bir teyp bandına ses kaydına benzetilebilir. Kayıt bittiği zaman (bunu psikososyal erginhiğe ve olgunluğa errnek için geçirilen üç bunalım döneminin sonu olarak düşünebiliriz) yaşantıda hep o ses duyulacaktır. Bu yönden Çocuğun ilk yılları diğer buhran dönemlerine nazaran çok daha hayatidir. Bir evın teme­li gibidir, evin sağlam olması için temelin sağlam olması şarttır. Üst katlarda tamirat yapılabilir ama apartman bittikten sonra o­nun temelinde tamirat pekgüçtür, bu örnek ilk bunalım dönemi için hatırlanabilir. Hemen aileleri hatırlatmak için şu ilaveyi yapmak yerinde olacaktır. Bu yaş bunalım dönemi iyi değerlen­dirilnıemişse, elbette çocuk psikiyatrisi kliniklerinde, ekip üye­lerinin tam olması lazımdır. Türlü tedavi programlarıyla bunla­rın telafisi cihetinde çabalar sarfedilnıektedir. Eğer herşey bit­seydi o zaman tedavi diye birşeyin de olmaması bunda ihtisas alanlarının bulunmaması gerekirdi. Bizim burada vurgulamak istediğimiz koruyucu hekimliğin buradaki önemidir. Korumak daha rasyonel bir yoldur.

Hoşgörülen çocuğun hareketlerinde bir rahatlık olduğu, sos­yal kudretinin yüksek bulunduğu hatırlanmalıdır. Çocuk hata yaparak aradığı doğruyu bulacağından, Çoğunun hatalarına kar­şı toleranslı olabilmek gereklidir. Ebeveyn çocuğa yanılma payı bırakabilmeiidir. Çocuğun kazaya uğramaması, canının tehlike­ye düşmemesi için elbette gerekli tedbirler alınmalıdır. Çocuk toltransla karşılanacak deyip te onu balkondan düşmeye hazır­lanırken seyirci kalmak denilmemektedir burada. Ilk görev ço­cuğun hayatta olması, sağlığıdır. Bunu demekten kastımız Ço­cuğu kazalardan korumanın başka bir olay olduğudur. Dünya sağlık teşkilatı çocuklar ve kazalarla ilgili olarak ilginç açıkla­malarını sürekli yapmaktadır. Tolerans ile bunlar karıştırılma­malıdır. Çocuk kendi hayat tecrübeleriyle gerçek bilgilerini elde edecektir. öyle ise çocuğa bu tecrübeleri geçlrebllmesi Için fır­

  • sat tanınmalıdır, bunun Için de ilk önce toleranslı olunması 1<1-
  • zumu onayı çıkmaktadır. Yemeğlnl yemeyen çocuk diğer öğün
    zamanını kadar aç kalabileceğini kendi tecrübelerlyle bulabllir­

 

1

se, çok aileyi tedirgin eden böyle bir konu kolaylıkla halledlle­bilir. Çocuğun yapıcı tecrübeler kazanabilmesinde ailenin ona imkanlar tanıması lazımdır. Ateşi hiç bilmeyen tanımayana ne kadar ateş anlatılsa yine de o kişide bu bilgi tam olmaz. Fakat sözgellmi çay demllğlne kazara o kişinin eli değiverlrse bir an-da ateşin ne olduğunu öğrenir. Işte bu örnekte olduğu gibi ço­cuğun zorunlu olayları öğrenebilmesi ona toleranslı bir şekilde beceriler kazanması sağlanmalıdır. özellikle ilk kaprisler döne­

  • mi olan bu çağda, çocuğun kaprlslerlnin önüne geçmenin emin yollarından birisi de hayati olmamak şartıyla onun bu hataları­m göımemezilkten getmektir.

Tolerans konusunda son olarak şu hususu da kısaca hatırlat­makta fayda vardıL 0 da evde 3 ncü nesll tablr ettiğimiz anne-anne dede vd/nin bulunması olayıdır. Dede ve nineler de bu tedbirlere anne-baba ile birlikte uymalıdırlar. Ancak çocuğun e­ğitiminde anne-baba ilk rehber olmalıdır. 3 ucU nail anne ve babayla çocuğu yönlendirmede aynı paralelde olmaya özellikle özen göstermelidirler. 3 ucU nesil çocuk eğitimi yönünden, çok iyi kanalize edilmezlerse çok mahzurlu da olabilmektedir. Se­bebi şöyledir. birey yaşlandıkca hoşgörü, tolerans da buna bağ­lı olarak azalabilir. Yaşanan yılların verdiği yorgunluk, acı, ke­der ve yıpranmalar burada sebeplerden birisi olablliL Sosyal yaşauıtıda sürekli değişme haklmdin Sosyal değişme bilhassa günümüzde sütatlldlr. Bu çocuğun yönlendirilmesinde de, örf ve adetlerde de kendlllni göstermektedir. Aradaki yaş farkı, an­neanne, dede Ile town arasında belirgindir. Bu nedenlerle ken­dileı’Inln torunlarının psikolojllerlne dengeli bir şekilde eğlle­bilmeleri çoğunlukla kolay olamamaktadır. En doğru yol 3 ncü neslln torunlarının eğltlmlnde çocuğun anne ve babasımn baş­kınlıklannda -çok daha doğrusu onlarla aynı parulelde- çocukla ilişki kurmasıdır. Aksi halde çok sevilen torunların refahlan a­çısından sakıncalar kendisini göstermektedir. Anne annedir. k­be babadır. Anneanne anneannedir, dede dedediL Her birey kendi rolünü tanı yerine getirebilmelidlr. Çocuk için esas olan anne ve babanın ona yaklaşımıdır. Bu figürler ev bireyleri ara­sında yer değiştirmemelidir. Fakat ne yazık ki, pekçok olayda anne baba, çocuk ve 3 ncü nesil kopuklukları gözlenmiştir. Ev­de bulunan bireylerin çocuğa yaklaşımları, ona hizmet verme anlayışları farklı farklı olmaktadır. Aile bireyleri bu konuda bir­birlerini dinlememekte, etkisiz kalabilmektedirler. Çocuk yü­zünden evde çıkan pekçok tartışmalar olabilmektedir. Üzücü taraf da bu tartışmaların bir müsbet çözüm bulamaması ve böylece de sürüp gitmesidir. Hepimizin tecrübelerinde buna i­lişkin örnekler bulunacaktır. Mutlaka evde yaşayan bireylerin çocuğun yönlendirilmesinde bir uzmanın bilgisi etrafında top­laıa~ıaları çok yararlı olacaktır.

Demekki, tolerans konusunda 3 ncü nesil de özellikle özve­ride bulunabilmelidir.

  1. OTORİTE: 3 yaş bunalım döneminde anne ve babanın ço­cukla ilgili olarak diğer sosyal çevre bireylerinin bilmek ve uy­makla menfaatleri gereği zorunlu olacakları bir diğer nokta da çocuk üzerinde yerli yerinde otorite kurabilmeleridir. Acaba o­torite nedir? Otorite, çocuğu sevmenin onu hoşgörmenin yanın­da onun öğrenmesi lazım gelen hususlarda da gerekli yapıcı bilgileri öğrenebilmesi veya uyabilmesi için zorlayıcı bir unsur-dur. Arzu edildiği zaman çocuğun bir hareketi yapmasının veya yapmamasının temin edilebilmesidir. Yemeğini yemeyen çocu­ğun diğer öğün vaktine kadar aç bırakılması ve buna uyulması, kararlılık gösterilmesi olgusu çocuğun üzerinde otorite kurabil­memizin bir örneği sayılabilir. Yemeğini yemediğin taktirde, di­ğer öğüne kadar aç kalacaksın deyip bunu uygulayabilmek oto­rite prensibiyle olacaktır. Banyo yapmama konusunda direnen çocuğu sevdiği şeylerden mahrum ederek, sözgelimi kendisine armağan alınmaması, televizyon İzlemesine o gün için müsaa­de edilmemesi, çocuk bahçesine götürülmemesi, çikolata alın­maması vd gibi cezalardan birisi olabilir. Cezalandırabil!hıek de otorite ile olacaktır. Otorite çocuğu disipline etmek yönünden çok çok lüzumludur. Çocuğu hoş görmek demek kayıtsız olmak demek değildir. Yerinde gerekli düzeltileri de yapabilmesini te­min etmek lazımdır. Eğer rehberlik sadece hoşgörüden ibaret olsaydı, bu alanda bunca eserler ve bunca bilim adamları olma­ması gerekirdi. Birkaç kaide vazedilir, mesele biterdi. Bunca ki-

taplar başka alanlarda yazılırdı ve değişik çocuk refahıyla ilgili uzmanlar, başka dallarda çalışırlardı. Mesele bu kadar basit de­ğildir. Ancak yine ifade etmek isteriz ki, anne baba ve ebeveyn olarak çocuğu tanımak ve onu yönlendirebilmenin çok iyi özet­lenmiş, 30 sahifelik bir bilgiyle -bu bilgilere ilişkin hata yapma­mak şartıyla- büyük ölçüde hallolabileceği görüşünü muhafaza etmekteyim. Geniş olan konu uzmanların konusudur. Problem­lerin tedavileri vd yönlerden bu bilimin tahsili kompleks bir o­laydır. Tıp, psikososyal bilimler ayrı ayrı tahsil edilerek sentez­ler yapıLmaktadır.

Otorite prensibi olmaz ise, çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu bulabilmekte ve anlayabilmekte yardımsız kalmış o­lacaktır. Sevgi ve toleransı çocuğa tam verdikten sonra, çocu­ğun da doğal olarak otoritemize uyduğunu görebiliriz. Eğer o­torite tesisinde güçlük çekiliyorsa, o zaman demekki sevgi ve tolerans hanesinde noksanlıklarımız sözkonusudur. Burada be­lirtilen 5 kural, sevgi, tolerans, otorite, sabır, inanma belli bir düzen ve sıra içersinde verilmektedir.

Disiplin her çalışmada bulunması gereken bir şeydir. Bunun için çocuğun otoritemize de ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır. Ancak tekrar hemen hatırlatmak isteriz ki, bu 5 ö~genin dengeli verilmesi Iazımdır (100 üzerinden 100 not alırınıa örneğinde ol­duğu gibi). Otoritenin ağır basması veya otoritenin zayıf kalma­sı psikososyal sağlık dengesinde ve psikososyal buhranın başa­rılı atlatılabilmesinde olumsuz etki yapacaktır.

Dünyada bireyin her istediğirıin yerine gelebilmesinin Çoğu zaman imkansız olduğunu çocuk otorite karşısında daha çabuk öğrenir. Örneğin bir insan aya seyahat etmek istiyebilir. Ama bu bugün için mümkün müdür? Çocuk nerede durup ilerleyebile­ceğini böylece daha iyi öğrenebilir. Çocuk dünyada sınırsız bir hürriyetirı olmadığını otorite prensibimiz sayesinde öğrenir. Aslında bu buhran döneminin diğer adı “hürriyete karşı birinci atılım” idi. Bu nedenle otorite duygusunun yeri ve zamanında çocuğa uygun kurallarla verilmesi gereklidir.

  1. SABIR: 3 yaş bunalım dö.neminde anne ve babaların ve ço­cukla ilgili diğer bireylerin bilmeleri ve uymaları gereken bir dördüncü kural da ‘~abır’~dır. Sabır bilindiği gibi, çocuğun yap­tığı karşısında sinirlenmeden, onu her haliyle sevebilmek için

lüzumludur. basında bireya tutarlı hareketler yaptıran akıl ve nOt meleleleridir (psikomotor güçler). Akıl ve nıh sağhğımızı oluşturan melekeler ise 3 yaş bunalım döneminde henüz haliy­le tut gelişmiş değildir ve gelişmektedir. Daha bu yönde geliş­menin buşiarındadır çocuk. Daha açık bir ifadeyle söylemek 1.-ziL gelirse üç yaş bunahm döneminde bulunan çocuğun zekası

“18< düzeyindedir. Yani geri zekUıdır Bu hal bir erlşklnde ol­d* takdirde belki de ömür boyu akıl vt ruh hastalıkları has­tanesinde barındırılıtıası gerekecektir. Şimdi bir düşünellm. Yavrıımuz bu yaşta bu zeki düzeyindedir. Diğer pslkomotor güçleri Ge otuşma yolundadır. Elbette onun davraııışlarımn da mükemmel olması beklenemez. Bu durum karşısında 4 ucU ku­ralıımz oı’taya çıkmaktadır: Sağ

Süır ile tolerıns arasındaki farka bunda değinnhekte yarar ü

Tolerans bilindiği gibi olayları hoşgörü Ile karşılayabilmek-tIr Sabır ise otorite ile tolerans arasında blryerde bulunmakta­dır. Olaylar Iarşısında çocuğu bir bakıma himaye etme gereksi­nimi ön plandadır. Hiç yoktan evde bardakları kıran, zarara yol açan çocuk için söylenmlştir. Onun küçüklüğünü hatırlayarak çocuğun hoş görülmesi, bu durumda orta şiddet gösterilmesi-nin ne derece yararı olacağım bilgilerin ışığında, salim bir şe­kilde düşünerek davranışlan yönlendlrebllmnemiz Için bu kural vırdıL özetle tır, çocuğun yaptığı türlü taşkınlıklar karşısın­da hlslerlmizle hareket etıneyip bilgi, zeki ve manuğımızı ha­rekete geçirebilmemiz için gereklı olan bir kural olmaktadır.

  1. İNANNA: Ilk kuprlsler döneminde çocuğun çevresinin (0-

na vesiilk edenlerin, anne, baba, ebeveyn vd) bilmesi gereken 5

nci husus da inanmt dır. Bu muğlak bir kellmedir. Nedir bu i­nımııa? Inmnma kısaca şudur

Çocuk refahı konu3unun, çocuk psikiyatrisinin, psikososyal bliimlerln ve bu SalatA. türlü uzıuınhldarın önemine ve ge­rekliltfiııe, bu bilgilerden ve bu hizmetlerden yararlanmak ge­rektiğine dair kökleşmiş bir ‘Inaııma” o?ması gerekuıektedir Anne-baba ne kadar bllgill olurlar. olsunlar, kendi çocuklarına hissen bağlı olacaklarındmn onların bile objektif üarak durumu gören uzmanIn gereksinim duyacaldarını kabul etmek husu­sudur. Yani günümüzde anne ve babanın -ebeveynin- çocuğun

başarılı bir şekilde yönlendirilebilmesi için yeterli bulunrnadı gerçeğini ebeveynin kabul etmiş olması ve buna dair kültür ge­liştirmesi burada sözkonusudur. Nasıl ki, bir cerrahi konuda cerrah sözsahibl oluyorsa, aile ve çocuk refah alanında da bu a­lanın uzmanlarına danışmak lazım geldiği hususunda bilgi, ka­naat ve alışkanlık kazanabilmek kastedilmektedir. Oysa bu a­landa herkesin kendini bir başkasını yönlendirebiiecek kadar bilgi ve maharete sahip gibi görerek, bu alanda türlü yaklaşım­ları olabilir. Mühendis olmayanın mühendislikle ilgili planları çizip uygulamaya koyması düşünülemezse, psikososyal sağlı­ğın uzmanlarının da bu alanda gerçek katkılar getirebileceği bi­linme lid ir.

Bu özellikle aile ve çocuk refahı santır ve sosyal hizmetleri­nin yaygınlaşmadığı ülkemiz için pek mühimdir. Toplum bu a­lana ve uzmanlarına ihtiyaç ve inanç gösterebilmelidir. Takdir edebileceği gibi böyle bir husus olmaz ise, esasen rehberlik ça­lışmaları ile aile-çocuk arasında bir bağ da kuru!amıyacaktır.

Bir diğer örnek de şöyledir: Çocuğunun sorunlarıyla kliniğe gelen aile sihirli bir değnek sallanarak çocuğunun hemen dü­zelmesini doktordan bekledikce, çalışmalardan istenilen netice­nin alınması da zaman alacaktır.

Böyle bir inancı bulunmayan bir bireye çocuk refahı konu­sunda yapılabilecek yardımlar da kısıtlı kalacaktır.

Zaman zaman karşılaşılan bir görüş te şöyledir: “Çocuk refa­hı ne demek biz doktorların, uzmanların yardımıyla mı büyü­dük, pekala hayatta başarılı olduk, öyle ise çocuk psikiyatrisine türlü psikososyal çalışmalara ve hizmetlere ihtiyaç yoktur; ya­hutta bunlar bizler için değildir başka toplumlar için gerekli o­labilir ama bizim böyle bir şeye ihtiyacımız yok.”

Böyle durumda yapılacak iş, halk sağlık eğitimi yapılması ve bunu yaparken de yönlendirme teknikleri uzmanlarının bu eği­timde görev alması Iüzumludur. İşte bu nedenlerle “inanma” konusu, 5 kuraldan birisidir.

Buhran ctönemlerinin başarılı atlatılabilmesinde bu 5 kuralı dengeli bir şekilde kullanabilnıek pratikde çok sorunların halle­dilebilm~esin-de anahtarlar olmaktadır. Buna “5 altın kural” de­mek de mümkündür.

Buhran devrelerinde gerek birinci, ikinci ve gerekse üçüncü de bu 5 kaldeden yer yer çok yararlanmak anne ve babamn e­lindedir. Yer yer demekten kastımız, bilhassa üçüncü dönemin başka yaklaşımları da gerektirınesidir ki, ilgili bölümde bunlara değinilecektit

Genel olarak çocuklanmızı ihmal ettiğimizi yansıtan elimiz­de güzel bir mektup bulunmaktadır. Bu mektup babalara hita­ben yazılmıştır, ancak çocukla ilgili tüm bireylerin bundan ala­cakları dersler olacaktır. Şimdi bu mektubu, çocukları tekrar ha­tırlatmasına vesile vermesi dolayısıyla sunnıaktayız:

labalar bazen unutuyorlaı

Dinli oğlum, sen uyurken bunu yatağının başında söylüyo­rum. Bir elin yana ğının altında, san bir buklen teri 1 alnına ya­pışmış, mışıl mışıl uyuyorsun. Yaı’aşcacık seni uyandırmadan 1-çeriye girdim. Biraz evvel yazı odamda gazete okuyordum. Beni boğan bir pişmanlık kIsası üzerime hücum ettL Kaba hatlıyım. Onun Için yatağrnın yanına geldim.

Sana lüzumundan razla sen davrandım. Seni acele acele gi­yirdrken yüzünü iyi yıkamadığın, ayakkabılarını iyi boyamadı­1m Için azarladım. PiJammnı yeri attı ğın için ava ava bağır­dı.. Kahvaltı da herşeye kusur buldum. Yeme ğini çiğnertıediği­ni, sütünü döktü ğünü, dine ğini masaya dayadı ğının, ekmeğine çok yağ sürdü 9mm için aza riadım. Sen oyuna başlarken ben tre­ne lcoşuıyordum. Oyunu bıraktın ve ‘güle gül. git babacağım’ di­ye seslendln. Ben kaşlarımı çatarak ‘dik dursana, kambıırunu çı­karma öyle ‘diye tersledim.

Akşam üzere aynı hal tekrar başladı. Eve dönünce seni diz çökmüş bilye oynarken gördüm. Çoraplarının dizleri delinmiştL Seni önüme katarak eve getirdim. Arkadaşlarının önünde mah­cııp ettim çorapların ne kadar pahalı olduğunu biliyorsun, pa­rasını kendin verecek olsaydın herhalde daha dikkatli kullanır­dın’ dedim. Düşün evladım bunu söyleyen bir baba idi.

Hatırlıyormusun, akşama doğru ben kitap odasında okurken

gözlerinde kırgın bir bakışla içeriye girdin, rahatsız ettiğin için sabırsızlanarak gazetemin üzerinden sert sen bakınca sen te­reddütle durakladın ‘ne istiyorsun’ diye sordum. Sen birşey söy­Iemedin rüzgar gibi uçarcasına koşarak boynuma sarıldın, kü­ıo6

Bütün bunları seni sevdiğim için, senden çok fazla şey bekle­diğim için yapıyordum. Seni kendi yaşımın ölçüsü yle ölçüyor­dum.

Senin karakterinde güzel iyi ve doğru olan neler varmış, se­nin kalbIn yüksek tepelerin üzerindeki şafak kadar büyükmüş. Herşeye rağmen kendi kendine gelip beni öpmekle bunu göster-din. Bu akşam hiçbirşe yin kıymeti yok oğlum. Karanlıkta yatağı­nın yanına geldim, pişrnan•ım, utarn yorum.

Bu tkiz ve uyuşturucu birşey Bunları sana uyan ıkken söyle­s~m anlamazsın. Fakat sana yarın hakiki bir baba olacağım. Se­ninle arkadaşlık edeceğim. Sen güle rken güleceğirn. Sen ızdırap çekerken ben de acını duyacağım. Sabırsızlandığım zaman du­dağırrn ısırarak, üdeta dini bir ayinde zikreder gibi “çocuktur; kuçü*tür” diyeceğim.

Şimdi yatağında tosto parlak yattığını görünce daha henüz pek küçük olduğunu anlı yorum. Daha dün başın annenin göğ­sündeydi.

Senden çok fazla şey istem işim yavrum, çok fazla…”

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :