- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

İlk Çocukluk Yılları

İlk Çocukluk Yılları sitemize 20 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

6

İLK ÇOCUKLUK YILLARI

Bu bölümde ilk çocukluk yılları ve

psikososyal adaptasyona ilişkin bazı

açıklamalara yer verilecektir. Burada

daha ziyade bir yaşından üç yaşa

kadar olan çocuğun özellikleri ve uyum sorunları ele alınacak, anne ve babaların bu alanda yapması gerekenler üzerinde durulacaktır.

Bedensel gelişme itibariyle ilk ay­larda tamamen aciz görülen çocuk giderek kafasını tutmayı Öğ­renir. Daha sonra kollarını ve ayaklarını kontrol etmeyi bece­rir(*). Bir kaptan su veya süt içmesini öğrenmiştir. Ayrıca eline geçen herşeyin tadına bakmasına bayılır. Bu tadı beğenip be­ğenmediğine o anda karar verebilir. Ayakları ve elleri üzerinde emekleyerek yetişemiyeceği yer yok gibidir. Merdivenleri emek­liyerek tırmanabilir. Koltukları çıkıp inmekte usta olmuştur. Ev­deki konuşmalara o da kendi kelimeleriyle, sözgelimi “baba”, “anne”, “ii i’~ “bu” diye karışır. Bu devrede konuşmaktan ziyade konuşulanları anlamada rnaharet gösterir. Oyuncaklardan daha çok insanlarla ilgiLidir. El çırparak “cee” diye oynamaya bayılır. Bununla beraber oyuncaklarına da belli bir zaman ayırmaktan geri durmaz. Bu dönemde fizik gücü gerektiren oyunlardan çok hoşlanır. Özellikle oyunun içinde bir sürpriz olursa, örneğin ör­tünün altından çocuğun çok hoşuna gidecek oyuncağın çıkması gibi, yahutta kendisini kovalattırıp yakalanması gibi o takdirde onun zevki doruk noktasına ulaşır. Babası ÇOCUğU ile oynamak için halının üzerine yere oturduğunda, çocuk sevinç çığlıkları atarak hayata büyük bir arzu ile bağlanacaktır. Psikososyal geli­

(*)      Dittrnaıı L. Your chıid from 1 to 6, Unftad States Depar~rnent of heakh, educatton and welfare, SociaI security adminıstrauon, Chıldren ‘s bureau, publication, New York (1962).

şim için çocuk ile bu ve buna benzer fiziksel yaklaşımlar da ge­reklidir. Sadece tavır davranışlar yeterli değildir. Çocukla oyna­mak onu kucaklamak örmek de lüzumludur. Etrafındaki insan­ların kendisi hakkında ne düşündüğünü kızgın olup olmadığını, şefkat derecelerini o kendine göre rahatlıkla iç dünyasında öl­çebilir. Yani etrafındakilerin duygusal durumlarını sezmekte ustadır.

12’nci ayın sonlarına doğru çocuğun dünya hakkındaki ilk düşünceleri şekillenmeye başlar. Bu dünyanın güvenilir, emin bir yer olup olmadığını düşünür. Bu alanda ilk izlenimlerini el­de eder. Bu ilerki yıllarda devam edecek olan gelişimleri için te­melleri oluşturacaktır. Ne yazık ki, çocukların psikososyal geli­şimlerinde çok önemli olan bu fırsatları kimi aileler hiç iyi de­ğerlendirememektedirler. Çocuğun babasının yerde halıya otu­rarak çocuğuyla burada yazıldığı şekilde birkaç dakika meşgul olması, olmayacak birşey midir? Ne kadar basittir. Bunu her ba­ba yapabilir. Ancak bu küçük fedakarlıklar dahi yapılamaz ise, onun sadece bedensel iyilik hali sağlığını bir bütün olarak ga­rantiye alabilmemizde büyük noksanlıklar oluşturacaktır. Bu i­yice bilinmelidir. Bu sebepten başarılı anne ve baba olarak kala­bilmek beceri isteyen bir olaydır. Şu söz hiç unutulmamalı ve sık sık da hatırlanmalıdır. “Her antae babanın çocuğu vardır, fa­kat her çocuğun anne ve babası yoktur.” Yani sadece fizyolojik görevi yapıp çocuk sahibi olmakla iş bitmemektedir. Anne ba­bası olan pekçok çocuğun anne babası yokmuşcasına onların sevgi, destek ve himayelerinden uzak bulunduğu hatırlanırsa bu sözün güzelliği daha iyi anlaşılacaktır. Anne ve baba çocuk için hayata açılan birer penceredirler. Çocuk bu pencereden da­ima iyi şeyler görebilmelidir (Bayülkem, F.). 12 nci ayın sonları­na doğru Çocuğun dünya hakkındaki ilk düşüncelerinin şekil­lenmeye başladığını, bu dünyanın güvenilir, emin bir yer olup olmadığını düşündüğünü hatırlatmıştık. Birçok bebekler için cevap çok açıktır. Yaşamak (dünyasal olaylar, hayat) zordur. Bu­rada, dünyaya gelen ilk Çocuğun, annesinden doğar doğmaz ilk hayat belirtisinin ağlamak olduğu -Çocuğun ağlıyarak dünyaya gözlerini açtığı- gerçeği felsefi bir konu olarak düşünülmelidir. Çocuğun daha o dönemde hayatı sevmesinde anne baba çocuğa yardım edebilmelidir. Nitekim aynı dönemde çocuk kendisini

büyütenlere karşı bu duyguların da tesiriyle büyük bir yakınlık duyar. Bu duyguyu iyi değerlendirmek lazımdır.

İşte çocuktaki bu duygudur ki onun ilerde yetişkin bir kimse haline gelmesine yardım edecek ve sırası geldiğinde de~ o da başkalarını büyütecektir. Yetişmiş bir birey birgün babasına şöyle der: “Babacığım senin bana yaptığın bunca fedakarlıkları hizmetleri ben nasıl ödeyeceğim bilemiyorum.” Baba cevap ver­miştir “gayet basit evladım benim sana yaptıklarımı sen de ço­cuklarına yapacaksın ve böylece ödeşeceğiz.” Evet hayat budur. Böylece dünya yaşamını sürdürecektir. Dünyamızm yaşmın 5.5 milyar yıl tahmin edildiğini unutmamak gereklidir. Bunca yıldır bu yaşlı dünyaınızdan nice insanlar gelmiş ve geçmişlerdir. Bunca asırlar aile ve çocuk refahı alanında pekçok bilimsel ger­çekleri de ortaya çıkarmıştır. Bu bilimden ve bunca yılların tec­rübelerinden yararlanmak (tabiatı, ilinıi sevmek ve bilmek, be­nimsemek~ mutluluğa giden gerçek yol olarak karşımızda dur­maktadır.

Çocuğun hayatında ilk adımlarla birLikte (yürümeye başlama girişimleri) onun için çok daha enerjik ve bağ~msız bir devre başlamaktadır. 0 sonsuz gibi gördüğü- enerjisini -ve fikirlerini artık fizik yetenekleriyle bağdaştırmayı öğrenmeye başlamakta­dır. Nisbeten yumuşak başlı ve idaresi kolay olan bebeğin yeri­ni şüphect, enerjik ve horoz gibi çalımlı bir çocuk alır. Fakat büyüdükçe özellikle annesine olan gereksiniminin her yönden artacağı daima hatırlanmalıdır. Annesine ve ona en çok bakan kimseye bağımlığını görmek gerekir. Çocuk artık kendisinin ay­rı bir şahsiyet olduğunu kavramaya başlamıştır. 0 emeklemeye başlayınca annesinden rnaddeten uzaklaşma, ayrılma imkanını bulur. Oyuncaklarını kendi kendine bulabilmesi kişiliğine olan güvenini artırır. Çocuk yürümeye başlarnayla birlikte kendi ha­yatını daha belirgin yaşamaya başlar. Bu duygunun beiirrnesi onda hem büyük bir heyecan ve hem de bir korku yaratır. Çün­kü bu devreye kadar çocuk daima annesini yanıbaşında bul­muş, onun kucağında kendisini emin ve iyi hissetmiştir. İşte bu karmaşık düygular içersinde çocuk bu çağda hem annesinden uzakiaşmak ister ve hemde arkasına bakar baknıaz ona dönmek için bütün gücü ile koşar. Bunun için en iyi örneğini çocuk an­nesinden uzaklaştırılıp bir başka odaya götürüldüğünde onun

büyük bir enerji ile annesinin bulunduğu odaya emeklediği gözlenebilir. Zira kendisini birden bire yapayalnız bulur ve bü­yük bir heyecanla “güvene» annesinin yanına dönmeyi arzular. Görüldüğü gibi çocuk daha hayatının ilk yıllarında psikososyal yönlerden ne denli meşgul bulunmaktadır.

Çocuğun ilk adımlarını attığı bu devrede onun annesini kay­betmekten doğan korkusunu -çünkü o böyle bir korkuyu daima yaşar- azalttığımız takdirde ÇOCUğUn daha çabuk yürüyebilme­sini sağlamış oluruz. Yürümenin annenin yanında uzaklaşmak olmadığı, ne kadar yürüyerek anneden uzaklaşırsa uzaklaşsın, annesinin daima onun yanında olacağı düşüncesinin ve inancı-nın onda bulunabilmesi çok mühimdir. Bunu anne Çocuğuna hissettirebilmelidir. Annenirı çocuğuna bakışı, tebessümü, ona sevgi dolu yaklaşımı bunun için çoğu zaman yeterli olacaktır. Ancak annenin bu konuda kararlı, tutarlı olması çok mühimdir. Bir zaman değişik karakterde tavır ve davranışı çocuğun yön­lendirilmesinde istenilmeyen sonuçlar meydana getirebilecek­tir. Çocuğun anne ve babaya ihtiyacının büyük olduğu devrede, çocuğu sık sık evde yalnız bırakmak, onsuz seyahatlere çıkmak doğru değildir. Hatta diyelim ki çocuğun ameliyat olması gerek­ti, mümkünse bu işi bile geciktirmek daha hayırlı olacaktır. Ço­cuğun aile ilgisine büyük ihtiyacı vardır. Çocuk ile anne baba a­rasında ayrılık olacaksa, ayrılığın çocuğun üzerinde büyük iz bırakacağını bilmemiz anlamamız ve hazırlıklı olmamız gerek­mektedir. Bu Çağda çocuk annesine ne kadar ihtiyacı olduğunu yavaş yavaş şuurlu olarak anlamakta bir yandan da annesinin yardımı olmadan dünyasını kendi idare etmek istemektedir. Ka­pı tokmağına bile yetişemediği halde, o bütün kapıları açmak ister. Bir merdiven görünce dayanamaz, başına gelebilecek ka­zayı düşünemeden tırmanmaya çalışır. Babası araba kullanır­ken, sanki kendisi de sürmek istercesine onun direksiyonuna sarılır. Bu devrede anne babaların en mühim problemi çocuğun hareketlerinde ne dereceye kadar serbest bırakılması konusu ve yasakların tesbiti olacaktır. Bunun cevabı şudur. Çocuğu ka­zalardan ve türlü tehlikelerden korumak şartıyla onu hareketle­rinde serbest bırakmak lazımdır. Küçük ehemmiyetsiz sayılabi­lecek zararları da hoşgörü ile karşılayabilmelidir. Bunun için en iyisi onun evin bir yerinde köşesi veya en iyisi odasının olması-

dır. Ev eşyalarına verebileceği zararları -kirletmek, sütünü dök­mek, bardağı devirip kırılmasına sebep olmak vd- düşünerek bu yönde de tedbir alınmalıdır. Ancak pekçok anne-baba ev te­mizliğine, tertibine, görürıümüne çocuğun eğitiminden çok da­ha fazla ehemnıiyet verir. Ev dağınık durınasın, eve gelenler pı­rıl pırıl görsün diye, hertarafı en nadide eşyalarla süslemek is­terler. Çocuğun yaşayacağı oda ve yer de bunlar arasındadır. Sanki çocuk orada bir tablo gibi dursun istenir. Çocuğun bura­da sayılan büyüme özelliklerine uygun bir yaşantının temin e­dilebilmesi onun ileride kuvvetli fikir yapısına sahip, başarılı bir kimse olmasında pek önemlidir. Hiçbirşey vardan yok ol­maz, yoktan da var olmaz. Bu ünlü söz unutulmamalıdır. Başa­rısız, yeteneksiz nice büyüklerin psikososyal anamnezinde ilk çocukluk yıllarıııın kötü yönlendirilmesinin rolü açıkça görül­mektedir ÇOğU kez. Ancak tekrar belirtmek isteriz ki, küçüğün kendini ve başkalarını tehlikeye sokacak (hastalık, sakatlık vd) onun başıboş bırakılması rehberlik ile hiç alakalı değildir. Yapıl­mamalıdır. Rehberlik onu kendi haline itiverrnek değildir. Onu tanıyıp, onun psikososyal gelişimlerini kolaylaştıracak yakla­şımlarda bulunmaktır.

Bir de şu tehlike vardır. Eğer ebeveyn çocuk hareketlerini çok kısarsa, isteklerini elde etmek için mücadele etmek gereği­ne inanacak ve sonunda isteklerinin olması için anne-babayla mücadele ede ede, giderek ~si olacak yahut anne-baba üzerinde bu yolla başarılı olamazsa kendisine olan tüm güvenini kaybe­derek kararsız bir çocuk haline gelecek ve atacağı her adımda anne ve babasının desteğini bekleyecektir. Yani korkacak, sine­cek ve bir bakıma kendi iç dünyasında yenilgiye uğrayacaktır. Bir savaş olmasını arzu ederiz. Yenen de olmasın yenilen de. Çünkü savaş olunca eninde sonunda bir yenen ve bir de yeni­len bulunur. Oysa savaş olmazsa, buna meydan verilnıezse, böyle bir sorun da doğmaz. Öyle ise, buna dikkat etmek lazım­dır. Savaş olur anne-baba hakim gelirse, çocuk yukarıda yazdı­ğımız gibi sin~ecektir, anne-babanın daima desteğini arayacaktır vd. Eğer çocuk yenerse de, o zaman anııe-babanın çocuk üze­rinde esasen olması lazım gelen otoritesi sarsılacak, daha ö­nemlisi, çocuğun anne-baba imajı istenildiği gil~i olmayacaktır. Over protection denilen üzerine fazla titrerne halinde görülen

71

tipik örnekler burada doğabilir, halkın şımarık çocuk dediği tip meydana çıkar.

Doğru yol çocuğa Ilk günlerde gösteTiimiş olaı’ı şefkat ve dostluk yine aynı şekilde devam edecek olursa, Çocuğun kendi­ne ve dünyaya olan güveni hergün biraz daha artacaktır.

İlk çocukluk yıllarının psikososyal izlerinin bireyin yaşamı boyunca silinmez izler bıraktığı daima hatırlanmalıdır. Bir teyp bandı düşünelim ki, bu dolmaktadır ve sonra da dolan sesler duyulacaktır. Haliylede işitilecektir. Banda senfonik müzik kay­detmişsek, oradan senfonik müzik dinleyeceğiz demektir. 0-nuri yerine Klasik Türk musikisi dinlemeyi beklememeliyiz. bu örnek çocuk için düşünüldüğünde belki biraz mübalağalı, fakat gerçeklerle doludur. Dünya yaşantısı, ekilenin biçildiği bir or­tarndır.

1 yaşından 6 yaşına kadar çocuğun gelişiminde geçireceği en büyük bunalım dönemi olan “3 yaş buhran dönemi” ilerliyen bahislerimizde ayrı bir konu olarak ele alınıp anlatılacaktır. Bu devrede yani 1-6 yaş arasında çocuk bazı şeyleri kesin olarak öğrenmiş olur. J.) İnsanlara güvenebiliriz veya güvenemem, 2) Yeni şeyleri denemem için bana izin verirler veya vermezler. Bunlar çocukta bir hayat görüşüne varmasında önemli iki nok­tadır. İlerde kişiliğinin oluşmasında bu yargılarınırı büyük payı olacaktır. Çocuk burada insanlara güvenebilirim, iyiyi doğruyu güzeli seçtiğim taktirde insanlar o yolu seçmemde bana izin verirler gibi görüşlere varmış olması istenir. Burada normal psi­kososyal yaşamdan bahis edilmektedir, birde patolojik psiko-sosyal yaşantı sözkonusudur ki, o da tabii ayrı bir konudur. Ör­neğin insanlara güvenmenin getirdiği zararlar, iyi yolu seçenle­re bu yolda çıkabilecek müşkül~tlar, kıskançlıklar, kötülüklerin iyileri engelleme mücadeleleri vd. Çocuk hayatın bu yönleriyle iyi bir şekilde mücadele edebilmesi için k~hil hale gelene kadar buralarda yazılmaya çalışılan psikososyal gelişimlerini başarılı bir şekilde tamamlayabiimelidir. Ancak o sayede istenulmeyen psikososyopatik kişi ve olaylara karşı kişilikli mücadeleler ve­rebilir. Psikososyal gelişimin sağlıklı olması bu konuda en bü­yük güvence olarak görülnıeii ve bu konuya ailelerce olduğunca önem veriiebilmelidir.

Anne babanın çocuk hakkındaki değişik fikirleri -Çocuğun

73

ilk çocukluk yıllarının o yavrunun ilerki yaşamındaki önemini anlatmak için ciltler dolusu eserleri her anne ve baba için yaz­mak düşünülebilir. Bu dönemi küçümsemek, hafife almak gibi bir hata sık s~ık yapılmaktadır. Küçük küçük kurallar ve adeta hap haline getirilmiş basitleştirilmtş kurallara ilgi toplumu­muzda zannedildiği kadar yaygın değildir. Ünlü bir profesöre yaramazlığından şikayetle 6 aylık bir bebek getirmişler ve ço­cuğun bu durumunun düzeltilmesini ondan istemişlerdir. Pro­fesör “bana getirrnekte geç kaldınız” demiştir (Bayülkem, F.). Görüldüğü gibi 6 ay bile ne denli önemlidir. Anne babanın ya­pacağı tek şey onun büyüme işlemini bilgili olarak yönetebil­mesinden ibarettir. Bunun içinde iyi özetlenmiş bir 30 sahifelik bilgi kendileri için yeterlidir. Bu bilginin ışığında çocuğunu ve bu alanda kendilerine hizmet eden doktorların daha iyi anlaya­b ilin er.

6 yaşa kadar çocuğun psikososyal özelliklerini iyi bilmek konunun en mühim tarafıdır. Zira bu dönem yavrunun gelişi­minde ilk büyük temeli oluşturacaktır. Diğer psikososyal geli­şimler bu temeller üzerine oturacaktır. Bu nedenle bu alanda anne ve babanın belli bir eğitim almadan başarılı olabilmesi te­sadüfi olacaktır. (Ana-baba okullanının önemi).

6 yaşa kadar olan dönemde eğer kardeşler sözkonusuyla, ai­le bu çocuklarından sözgelimi birisini anaokuluna gönderiyor-sa, dikkat edecekleri bir husus vardır. Anaokuluna giden çocuk, annem babam beni istemiyorlar, beni yanlarından uzakiaştır­mak için anaokuluna verdiler diye düşünebilir. Bu konuda ted­birli olmak ve olayı çocuğa iyi bir şekilde izah edebilmek la­zımdır. Yalan hiçbir yaşta ve hiçbir şekilde mazur görülemez. Herşeyin istisnaları olabileceği gibi burada da istisna edilebile­cek durumlar hariçtir. Örneğin bir savaş halinde düşmanı ya­nıltmak durumu vd gibi. Burada en doğru yaklaşımda buluna­rak. Anaokula kendisinin verilmesinin onu sevmemek anlamına gelmediği, kardeşinin de büyüyünce oraya verileceği, mantıki bir şekilde ve anlayacağı tarzda çocuğa söylenmeli veya hisset­tinilmelidir.

Çocukların psikososyal özellikleri ve başarılı bir intibakın e­sasları konusuyla ilgili olarak, bu bölümün sonunda aşağıda su­nacağımız mektup belki de ciltler dolusu eserlerin en güzel ö­

normal özellikleri iyi bilip değerlendirememeleri- dengesini bulmaya çalışan çocuğun hareket şeklini geniş ölçüde etkiler. E­beveyn çocukta normal gelişmenin bir sonucu olarak görülen değişiklikleri anlayamadıkları takdirde, onu belli bir devrede tutabilmek amacıyla beyhude ve başarısız bir mücadeleye gini­şirler. Büyüyen çocuğunun şahsında hala onun bebeklik çağın hasretle anmaktan, çocuğun o dönemini övgü ile anmaktan kendini alamayan aileler çoktur. 0 zaman çocuk doğal olarak daima bebek kalmak isteyecektir, ailesinin sevgisini çekebilmek için buna gereksinim olduğunu keşfedecektir. Çocuğun bir yan­dan kendini idare etme arzusu ve işi varken bir de anne ve ba­basını idare etmeye çalışma gibi bir durumla karşı karşıya kal­ması talihsizlik olarak nitelendirilebilir. Oysa bu devrede çocuk hiçbir zaman anne ve babayı reddetmek istemez, giderek daha şuurlu olarak onların yardımlarına ihtiyacı olduğunu, onlarsız hayat olamayacağını anlar. Hem anne ve babanın yanında olma­larını (onlardan aynılmamayı) ister ve hem de bağımsızlığına halel gelmesin diye arzular.

Kısaca 1-6 yaşın çocuğun karışık ve fırtınalı bir devresi ol­duğu bilinmeli, çocuğun tanınmasına ve bilimsel olarak yönleri­dinilmesine aile ve toplum refahı açılarından ehemmiyet veril­melidir. Bu çağda çocuk, yemek yemek, uyumak ve giyinmek gi­bi olaylara karşı sıkıntı duyar. Adeta biran önce büyümek geliş­mek için çırpınır. Yemek, giyinmek ve uykuyu kendisini genile­ten olgular gibi yorumlamak ister. Pekçok aile bu çağda çocuğu-na iyi bir yemek eğitimi ve uyku eğitimi verebilmek için müca­dele verir. Normal ve başarılı anne-baba ve çocuk ilişkilerinde bu konularda kendiliğinden bir düzene girer. Elinde yemek ta-bağıyla çocuğun peşinden tuvalete kadar giden anneler çok gö­rülür. Keza çocuğa uyuması için neler neler yapılmaz ki… So­nuç şudur: Çocukların psikososyal özellikleri ve başarılı uyum­lanının esasları bilinmeli, aile çocuk münasebetleni böylece dü­zenlenmelidir. umm amacı kolaylıktır. Aile ve çocuk refahı ala­nındaki icatlardan da yararlanmak gereklidir. Amaç mutluluk­tur.

Çocukların burada bahis edilen ilk çocukluk yıllarına ait ö­zellikleni sık sık ymnelemek istediğimiz gibi ‘bir anne baba için zannedildiği kadar uzun bilgileri ve tahsili gerektirmez. Ancak

74

zetidir. Bu mektuptan sadece anne babalar değil, çocukla ilgili olarak herkes bilgilerini hatırlama ve kendilerini kontrol yö­nünden yararlanacağı hayli bilgiler vardır. Çocuk rehberliği yö­nünden hemen her satırı önemle üzerinde durulması lazım ge­len kuralları vermektedir:

“Sevgili Anneciğim, Babacağım,

Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim size şun­ları söylemek isterdim:

Sürekli bir büyüme ve gelişme içindeyim. Sizin ÇOCUğUflUZ ol­sam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın. Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmak-ta güçlük çeke bilirsiniz. Bana oyunda, arkada şlıkda ve uğraşıia­rımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her işimde koruyup kol­lamaya çaİışmayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görür­sem daha iyi öğrenirim. Bana yanılma payı bırakın. Kendi işimi kendim görmeye alı ştırın. Büyüdü ğümü nasıl anlarım sonra?

Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük dav­ranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemseme yin. Ama siz beni şımartmayın. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istedi­ğimi elde edemiyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tut­mayınca sizlere güv£nim ~ızalıyor.

Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinme yin. Yoldan saptı ğımı görünce beni sınırlayın. Koydu ~UİİUZ kurallar ve ya­sakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak hiç kısıtlanma­yınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandı ğİflİZı gö­rünce hem bocalıyorum hem de bundan yararlanmadan edemi­yorum.

Beni dinle yin. Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar soru sor­duğum anlardır. Açıklamalarmnız kısa ve açık olsun. Öğütleriniz­den çok davranışlarınızdan etkilendi ğimi unutmayın. Beni eği­tirken ara sıra yanlı şlıklar yapabilirsiniz. Bunları çabuk unutu­rum. Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek be­ni yaralar ve sürekli tedirgin eder.

Çok konuşup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır. ‘Ben senin yaşında iken’ diye başlayan söylevleri hep kulak ardı­na atarım.

Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakma yin. Beni korkutup sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak usandır­maya çalı şma yin. Yaramazlıklarım Için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın. Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinle yin. Suçumu aşmadığı sürece ce­zama katlanabilirim. Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorla­mayın, ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin. Bctşar­mam için beni destekleyin. Hiç değilse çabamı öv~n. Bana gü­vendiğiflizi belli edin. Beni başkaları yla kıyasiama yin, umutsuz­luğa kapılırım.

Benden yaşımın üstünde olgunluk bekleme yin. Bütün ku rai-ları birden öğretmeye kalkma yin. Bana süre tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığırnı görünce ürkme yin. Beni köşeye sıkı ştır­mayın, yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunalttığım sırada bile soğukkanhılığmızı yitirme yin. Kızgtnlığınızı haklı gö­re bilirim. Ama beni aşağılaınayın. Hele başka4arının yanında ü­nurumu kırma yin. Unutmayın ki ben de sizi yabancıların yan ın~ da güç durumlara düşürebtlfrim.

Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinme yin. Özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz, tersine beni size da­ha çok yaklaştırır. Aslında ben sizleri oldu ğLtnuzdan daha iyi gö­rüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişılmez göstermeye ça­balama yin. Yamlgın izi görünce üzüntüm büyük olur.

Benden ‘örnek çocuk’ olmamı bekle mezseniz, ben de sizden kusursuz ana-baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı ol­mamz bana yel’er.

Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı sizden başka kimsenin Çocuğu olmak istemez­dim. Sevgiierle, Çocuğırnuz. “(5

Bu mektuba benzer anne karnındaki çocuğun annesini-baba­sını nasıl görmek istediğine dair literatürde çok ilginç başka mektuplarda bulunmaktadır. Öyle ise, Çocuğu tanımak için bü­yükler de gereken özveri de bulunnıalıdırlar.

(*)           Yörükoğiu, A.: Çocuk ve Ruh Sağlığı, Çocuğun Kişilik Gelişimi, Yeri ştirilmesi ve Ruhsal Sorunları,

Türkiye iş Bankası Kültür Yayınları No. 189, Türk Tarih Kurumu Basımev~ Ankara (1978).

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :