- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

İletişimi Engelleyen Faktörler

İletişimi Engelleyen Faktörler sitemize 24 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

İletişimi Engelleyen Faktörler

Acaba hangimizin gören bir bakışa, duyan bir kulağa gereksinimi yok ki???

  1. Pire’nin “insanların çoğu duvar, çok azı da aralarında köprü kurarlar” sözü, günümüzün yoğun temposuna kendini kaptıran insanların (yani bizlerin), arka plana ittiği çok önemli bir gereksinimi vurguluyor; yakınlaşma ve ilişki gereksinimi!

Çevremizi düşünelim…kendimizi…Bir sorunumuz olduğunda aklımıza ilk kim geliyor? Kiminle konuşmaya, dertleşmeye istek duyuyoruz? Neden o, başkası değil? Bu kişiyi iyi bir dinleyici yapan hangi özellikleri? Ya da tam tersini düşünelim…Sorunumuz olduğunda kesinlikle anlatmayı aklımızdan bile geçirmediğimiz kişileri…Neden anlamazlar? Bizi anlamadıklarını nasıl anlıyoruz?

Çevremizdeki bazı insanlarla konuşmak kolay ve zevk vericiyken, bazılarıyla kurduğumuz iletişim çok yüzeysel olabiliyor. Benzer kişilik özellikleri, ortak ilgi ve hobiler, birbirine yakın değer ve dünya görüşü, yakın ahlak anlayışı ve eğitim düzeyi gibi pek çok faktör, insanlar arası ilişkilerde temel öneme sahiptir. Tüm bunlara, hem karşı cinsle hem de hemcinslerimizle kurduğumuz yüzyüze iletişimde, fiziksel çekicilik de katkıda bulunabilir. Ama kişiler arası ilişkilerde, kalitenin asıl belirleyicisi dinleme becerileridir. Ortak bir çok noktamız olsa bile bazı insanlarla yakın ilişkiye girmekten kaçınırız. Bu noktada, yaşamınızda böyle biri varsa, onun sizi dinlerken nasıl davrandığını bir düşünmenizi öneririm!

Dinleme becerilerine ve iletişimdeki kaliteyi arttıran tutum ve davranışlara geçmeden önce, karşılıklı konuşmaları yüzeysel kılan ve gerçek dinlemeyi engelleyen tavırlara bir göz atalım;

1. ÖĞÜT VERMEK, ÇÖZÜM GETİRMEK, YÖNLENDİRMEK:

Gerek çocuğumuzla, gerekse arkadaşlarımızla konuşurken iletişimi kesen bazı mesajlar vardır;

“Şöyle yap, böyle yapma…”
“Bu şekilde hareket etmemelisin…”
“Buna üzüleceğine, oturup dersini çalışsan daha iyi olur…”
“Yoruluyorum diye yakınacağına geceleri erken yat…”
“Kavga edeceğinize güzel güzel oynayın, arkadaşlar kavga etmez…”
“Paylaşmayı bilmezsen, yalnız kalırsın tabi…”
“Bu kadar düzensiz çalışırsan, işlerini tabi yetiştiremezsin…”

gibi cümleler, konuşan kişide direnç, isyan yaratabilir, konuşan kişiyi savunmaya itebilir. Genellikle öğüt, ahlak dersi vermek, direk önerilerde bulunmak, size sorununu açan kişide baskı veya suçluluk duyguları uyandırarak, iletişimin kesilmesine veya yön değiştirmesine neden olabilir.

2. YARGILAMAK, ELEŞTİRMEK, AD TAKMAK:

“Sen zaten hep kolaya kaçarsın…”
“Bebek gibi davranıyorsun…”
“Geri zekalı ne olacak…”
“Şikayetten başka bir şey bilmezsin zaten…”
“Sulugöz…bir arkadaşınla oynamasını bile bilmiyorsun…”
“Hiçbir fedakarlığa katlanmak istemiyorsun…”

Genellikle yargılama ve eleştirme tepkileri ile karşılaşan kişiler, kendilerini anlaşılmamış, itilmiş, haksızlığa uğramış, daha çaresiz hissederler. Bunun sonucunda iletişimi keser ya da öfkeyle karşılık verebilirler. Özellikle çocuğunuzla iletişiminizde bu yöntemi sık kullanıyorsanız, “o” sizin yargı ve eleştirilerinizi ve sık kullandığınız isimlendirmeleri (yaşına göre) gerçek olarak algılayabilir. Bu, kendilik algısı üzerinde olumsuz etkiler bırakır, kendine güveni sarsıldığı gibi, başarısı üzerinde de olumsuz etkiler yaratabilir.

3. SORU SORMAK, ARAŞTIRMAK, İNCELEMEK:

“Neden?…Sen ona ne yaptın?…O sana ne dedi?…”
“Çocuk neden hastalandı?…İyi giydirmedin mi?…”
“Neden uyuyamadın?…Ağır mı yedin?…Kahve de içtin mi?…”
“Neden doğru düzgün oynamayı beceremiyorsun?…”

Genellikle soru, inceleme, nedenini arama gibi yaklaşımların içinde önyargı, eleştiri veya zorunlu çözüm bulunur, ayrıca konuşma sorulara cevap vermeye takılarak, yön değiştirip asıl konudan uzaklaşabilir. Sorularla yürüyen iletişimde, genellikle soru soranın nereye varmak istediği konuşan kişi tarafından anlaşılamadığından, konuşan endişeye kapılabilir veya savunmaya geçebilir.

4. TEŞHİS, TANI KOYMAK, TAHLİL ETMEK:

“Aslında sen öyle demek istemiyorsun…”
“Ben senin aslında neden öyle yaptığını biliyorum…”
“Aslında senin derdin başka…”
“Anlaşılan bir süre sana yardımcı olmamı isteyeceksin…”
“Bunları beni üzmek için anlatıyorsun anlaşılan…”

Bu tür yaklaşımlarda, dinleyen kişi sanki konuşanın niyetini, söylemek istediklerini çok iyi biliyormuş, onun kafasının içindekileri okuyormuş gibi bir tavır içine girdiğinden, konuşanı savunmaya ittiği gibi, sinirlenmesine, sabırsızlanmasına veya öfkeli cevaplar vermesine neden olabilir. Konuşan kişi kendini kıstırılmış, yanlış anlaşılmış, yanlış yorumlanmış gibi hissedebileceği için büyük olasılıkla iletişimi keser. Psikoloji hobiniz olabilir ama terapatik yöntemler arasında kullanılabilen bu tür iletişimin kurallarını tam bilmeden, günlük ilişkilerinize aktarmaya kalkmanız, sizinle konuşmayı güçleştirebilir. Aklınızda bulunsun…:)

5. TESELLİ ETMEK, KONUYU DEĞİŞTİRMEK:

“Aldırma, boşver…”
“Düzelir canım, bunu dert etme…”
“Üzülme…”
“Başka şeyden konuşalım…”
“Olur böyle şeyler, geçer…”
“Bir kahve iç düzelirsin…”
“Boşver canım arkadaşlar arasında olur böyle şeyler…”
“Aman sen de herşeyi ciddiye alıyorsun, yak bir sigara…”

Aslında teselli etmek çok güzel ve yararlıdır, ancak önemli olan teselliyi kişiyi duyduğumuzu belirttikten sonra verebilmektir. Söyledikleri duyulmadan, teselli ediliyormuş hissini yaşayan kişi, kendini anlaşılmamış, dinlenilmemiş, söyledikleri saçma sapan gibi algılanmış hissedebilir. Önemsenmemiş veya tam olarak dinlenilmemiş olmaktan dolayı kızgınlık duyabilir. Genellikle, dinlemeden verilen teselli mesajları, konuşan kişide sorununun küçümsendiği duygusunu yaratabilir.

Bunların ardından, gelin kendimizi gözden geçirelim…Çocuğumuz, arkadaşımız veya eşimizle yaptığımız günlük konuşmalarda tarzımız ve yaklaşımımız genelde nasıl?…İletişimimiz yukarda sözü edilen dinleme engellerine takılıyor mu?…Tam yanıtı bulamıyorsanız, kendinizi 1-2 gün izlemenizi öneririm. Çünkü iyi bir dinleyici olmanın, yani karşıdakini dinleme ve anlamanın bence birinci şartı; kişinin öncelikle kendini dinlemeyi ve anlamayı başarabilmesidir….:)

Önerilen kaynaklar:

Atabek, E. (1995). Çocuklar, Büyükler ve Tavşanlar. Altın Kitaplar: İstanbul.
Aydoğmuş, K. ve arkadaşları (1992). Ana-Baba Okulu. Remzi Kitabevi: İstanbul.
Clarke, J. I. (1996). Çocuk Bakımı ve Eğitimi – I. Papirüs Yayın Dağıtım: İstanbul.
Gordon, Thomas (1996). E.A.E. Etkili Anababa Eğitimi: Aile İletişim Dili. Sistem Yayıncılık.
Gordon, Thomas (1996). E.A.E. Etkili Anababa Eğitiminde Uygulamalar. Sistem Yayıncılık.
Navaro, Leyla. Beni Duyuyor Musun? Ya-Pa yayınları: İstanbul.
Yavuzer, Haluk (1996). Çocuk Eğitimi El Kitabı. Remzi Kitabevi: İstanbul.

Başarılı İletişimin Temel Koşulları

İnsanlarası iletişim; kişilerin birbirlerine bilinçli veya bilinçsiz olarak iletmek istedikleri duygu ve düşüncelerini aktardıkları bir süreçtir. Başarılı bir iletişimin temel koşulları şunlardır:

  1. Karşımızdaki kişilere saygı duymak; onların varlığını kabul etmek, önemli ve değerli olduklarını hissettirmek, olduğu gibi benimsemek anlamını taşır.
    2. Gerçekçi ve doğal davranmak; abartıdan uzak, olduğu gibi davranmaktır.
    3. İletişimin belki de en önemli ögesi empatidir. Empati kavramını, dış dünyayı karşımızdakinin penceresinden görmeye çalışmak olarak tanımlayabiliriz. Kurulan bu duygu ortaklığı, iletişimin gücünü arttırır ve karşılıklı anlaşılma mesajlarının aktarılmasına olanak sağlar.

İLETİŞİM SADECE KONUŞMA DEĞİLDİR

Konuşmak ihtiyaç olabilir, fakat susmak bir sanattır. Madamme De Stael

İletişim aynı zamanda;

* Ne söyleyeceğimizi bilmek,
* Bunu ne zaman söylemenin daha uygun olacağına,
* Nerede söylemenin doğru olduğuna karar vermek,
* En iyi nasıl söyleneceğini düşünmek,
* Olayları basitçe anlatabilmek,
* Akıcı bir dille ve karşımızdaki kişiyle göz kontağı kurarak konuşabilmek,
* Dikkati yoğunlaştırmak ve verdiğimiz mesajların alınıp alınmadığını farkedebilmektir.

İletişimde temel ilke kabul etmedir. Başkasını olduğu gibi kabul etmek, onu gerçekten sevmektir. Kabul edildiğini hissetmek, sevildiğini de hissetmektir. Ancak “kabul etme” kavramı, karşımızdakinin söylediği her şeyi onaylama, ileri sürdüğü fikirlere katılma veya tüm yorumlarını kabullenmeyle karıştırılmamalıdır. Burada sözü edilen; düşünce, fikir ya da yorumlarda tümüyle zıt kutuplarda bile yer alsak, karşımızdakinin duygularını anlama ve saygı gösterme çabasıdır. Kişiyi söyledikleri, düşündükleri ve hissettikleriyle birlikte bir birey olarak kabul etmek, onun bireyselliğine, farklılığına ve tekliğine saygı göstermek, söylediği her şeyi kendi değer sistemimizde onaylamamızı ve kabullenmemizi gerektirmiyor. Kendimiz için yanlış bulsak bile, her insanın kendine özgü oluşunu yadsımadan, onu kendimize uydurma çabasına girmememiz onu kabul ettiğimiz anlamını taşır. Voltaire’in dediği gibi “söylediklerini kabul edemem, ama konuşma hakkını ölene kadar desteklerim”…

İLETİŞİM SİSTEMİNİN TEMEL ÖGELERİNDEN BİRİ DE DİNLEMEDİR

İyi bir dinleyici, iletişim kurduğu kişinin yalnız söylediklerini değil, yüzü, eli, kolları ve bedeniyle yaptıklarını da “duyar”; çünkü yüz ifadeleri, el ve kol hareketleri, bedenin duruş tarzı, ses tonu gibi sözsüz mesajlar da iletişimin bir parçasıdır. Hatta bazen tek başına iletişimdir.

Sözlü iletişimde, iletişim içinde olan insanların birbirlerini “duyduklarını” anlatmak için kullandıkları çeşitli yöntemler vardır. Bunların kullanılış biçimi, iletişimin gücünü ve süresini belirler. Bu bölümde dinleme becerileri ve yöntemlerine kısaca değineceğiz. Bunları okurken, kendinizi ve iletişim tarzınızı düşünmeninizi öneririm. Siz günlük yaşamınızda en sık hangi dinleme yöntemini kullanıyorsunuz? Zaman zaman konuşmanın tıkandığını hissediyor musunuz? Bu tıkanmayı en çok hangi yöntemde yaşıyorsunuz? Kuşkusuz günlük yaşam içinde mola vererek kendimize bakmak, her zaman yaptığımız ya da yapabildiğimiz bir davranış değil. Ama bazen kişinin kendini, ilişkilerinde hangi konumda olduğunu sorgulayan bir gözlükle değerlendirmesi, güçlük yaşadığı durumları farketmesine ve yeni çözümler üretmesine olanak sağlayabilir. Aklınızda bulunsun….:-)

1. Pasif (Edilgin) Dinleme;

Sessizlik, karşımızdaki kişiye gerçekten kabul edildiğini duyumsatan ve bizimle duygularını daha fazla paylaşması için onu yüreklendiren, çok güçlü sözsüz bir iletidir. Ancak bir tehlikesi, her zaman anlatana gerçekten tüm dikkatimizi verdiğimizi kanıtlamaz. Bu nedenle dinlerken, özellikle duraklamalarda, gerçekten dinlediğimizi göstermek için sözlü ya da sözsüz belirtiler vermekte yarar olabilir. Kabul tepkileri (baş sallamak, gülümsemek, kaş çatmak, vb.) uygun zamanda kullanılırsa, anlatanı gerçekten duyduğumuz mesajını verirler.

2. Kapı Aralayıcı Mesajlar;

Bazı insanlar konuşmayı sürdürmek için yüreklendirilmeye gereksinim duyabilir. Bu tür bir destekleme için verilen mesajlara, kapı aralayıcılar denir;

“Bu konuda daha fazla bir şey söylemek ister misin?”
“İlginç, devam etmek ister misin?”….gibi mesajlar, doğru kullanıldığında iletişimin sürmesine yardımcı olabilir.

3. Etkin (Katılımlı) Dinleme;

Sessizlik, kabul tepkileri ya da kapı aralayıcıların dinleyenin, anlatanı anladığını göstermesi konusunda sınırlılıkları vardır. Dinleyenin, anlatanı yalnızca duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anladığını iletebilmesine olanak sağlayan etkin dinleme, en sağlıklı iletişim yöntemi olarak kabul edilmektedir.

En temelde, konuşan bireyin söylediği sözleri açarak, tekrar etmekten oluşan etkin (katılımlı) dinleme, insanlar arasında yalın, daha anlamlı bir ilişkinin gelişmesine fırsat verir.

Dinleyenin kendisini gerçekten duyduğunu gören anlatan, önce kendisine değer ve önem verildiğini, kabul edildiğini, buna bağlı olarak da sevildiğini düşünür.

Etkin (katılımlı) dinlemede, dinleyen suskun ve pasif değildir. Tam tersine anlatanın duygu ve düşünceleriyle ilgili ve konuşmasını onaylayan bir görüntü içinde, kendi başına düşünmesine yardım eden kişi rolündedir. Sorumluluk, anlatana bırakılmıştır. Dinleyen sadece anlatanın, kendi çözümlerini bulmasına “yardımcı” olma çabasındadır.

Buraya kadar insanlar arası ilişkilerde temel öneme sahip kavramlar ve yöntemler üzerinde durdum. Bundan sonraki bölümde, özel olarak çocuğunuzla iletişiminizde size küçük katkılar sağlayabileceğini umduğum örnek ve açıklamalara değineceğim. Bunları izleyerek, etkin (katılımlı) dinleme konusunda daha fazla fikir sahibi olabilir ve çeşitli durumlarda nasıl kullanılabileceğini görerek, kendi yaşamınıza dönük çıkarımlarda bulunabilirsiniz.

Çocuklar dinlenmemeleri ve ciddiye alınmamaları konusunda oldukça duyarlıdırlar. Dinlenmediklerini hemen farkederler. Anne-babalarından karşıt görüş duymayı, dinlenmemeye tercih ederler. Anne-babasının kendini gerçekten duyduğunu farkeden çocuk, sevildiği, önemsendiği ve anlaşıldığı duygusunu yaşar ve kendini rahat hisseder. Bu, çocuğun benlik saygısının ve anne-babasıyla yakınlığının artmasına ve aile içi iletişimin güçlenmesi ve sürekli olmasına zemin hazırlar. Unutmayın!…çocuklar, hangi yaşta olurlarsa olsunlar, kendilerini ifade edebilmek için anne-babalarının yardımına gereksinim duyarlar.

Bu bölümde aynı konuşmanın iki değişik şeklini birlikte vererek, etkin dinlemenin üstünlüğünü ve nasıl kullanılabileceğini örneklemeye çalışacağım.

—Yarı dinlemek yerine…
– Çocuk: Ahmet bana yumruk attı ve… Baba, beni duyuyor musun?
– Baba (gözü televizyondaki maçta): Seni duyuyorum…Devam et.
– Çocuk: Ve ben de ona vurdum. O da bana bir kez daha vurdu. Baba!! Dinliyor musun???
– Baba (gözünü televizyondan ayırmadan): Kelimesi kelimesine dinliyorum.
– Çocuk: Hayır dinlemiyorsun!!
– Baba: Hayır hem dinleyip hem de maçı izleyebilirim. Sen devam et anlatmaya.
– Çocuk: Boşver!!!!

—Tüm dikkatinizi vererek dinleyin…
– Çocuk: Ahmet bana yumruk attı ve… Baba, beni duyuyor musun?
– Baba (tv’den başını kaldırıp çocuğa bakarak) Evet canım.
– Çocuk: Ve ben de ona vurdum. O da bana hem de daha sert vurdu. O çok kötü biri!
– Baba: Kaşlarını çatar…Başını sallar
– Çocuk: Biliyor musun, bundan sonra Hasan’la oynayacağım. O insanlara yumruk atmıyor.

İletişimi, dikkatini vererek değil de, sadece sesiyle katılan biriyle sürdürmeye çalışmak cesaret kırıcı olabilir. Dertlerinizi sizi gerçekten dinleyen birine anlatmak çok daha kolaydır. Bazen ebeveynin bir şey söylemesine bile gerek yoktur. Çoğu kez, bir çocuğun ihtiyacı olan tek şey, ona duygularının anlaşıldığını hissettiren, sıcak, sessiz bir ortam ve göz kontağıdır.

—Duyguyu reddetmek yerine…
– Çocuk: Kaplumbağam ölmüş. Oysa bu sabah yaşıyordu.
– Baba: Bu kadar üzülme tatlım. Ağlama! Bu sadece bir kaplumbağa.
– Çocuk: Üüüüüüüüüüüü
– Baba: Kes şunu!!! sana başka bir kaplumbağa alırım.
– Çocuk: Başka bir tane istemiyorum!!!!
– Baba: Bak, çok mantıksız davranıyorsun!!!

—Duyguyu isimlendirin…
– Çocuk: Kaplumbağam ölmüş. Oysa bu sabah yaşıyordu.
– Baba: Yoo olamaz, ne kadar kötü.
– Çocuk: O benim arkadaşımdı.
– Baba: Bir arkadaşı kaybetmek çok acı verebilir.
– Çocuk: Ona bir sürü oyun öğretmiştim.
– Baba: İkiniz beraber bayağı iyi vakit geçiriyordunuz.
– Çocuk: Onu hergün beslerdim….:(
– Baba: O kaplumbağayı gerçekten seviyordun….:)

Ebeveynler çocuklarını yaşadığı duyguya isim verdikleri koşulda, onun bundan olumsuz etkilenebileceği kaygısını yaşayabilirler. Ancak çocuğu olumsuz duygusundan uzaklaştırma çabasına -yaşadığı duyguyu inkar ederek- girdiğimizde, o daha çok üzülür. Oysa tam tersine çocuk, hissetmekte ve düşünmekte olduklarını, kısaca o anki yaşadıklarını, sözcükler halinde duyduğu zaman rahatlar. Bir başkası, onun iç dünyasında yaşadıklarını anlayabilmiş ve bunu dile getirmiştir.

—Açıklama ve mantık yerine…
– Çocuk: Patlamış mısır istiyorum.
– Anne: Hiç kalmadı hayatım.
– Çocuk: İstiyorum, istiyorum işte!!!
– Anne: Daha şimdi sana evde hiç kalmadığını söyledim!!! Gevreklerden al biraz.
– Çocuk: HAYIR…MISIR İSTİYORUM..!!!
– Anne: Bak şimdi tam bir bebek gibi hareket ediyorsun!!!

—Çocuğa isteklerini bir hayal dünyasında sunun…
– Çocuk: Patlamış mısır istiyorum.
– Anne: Keşke senin için evde birazcık kalmış olsaydı.
– Çocuk: Onlardan istiyorum….:(
– Anne: Ne kadar çok istediğini duyuyorum….:)
– Çocuk: Keşke şimdi olsaydı….:(
– Anne: Şöyle kocaman bir kutunun içinde bir sürü patlamış mısır belirmesini sağlayacak sihirli gücüm olmasını isterdim…)
– Çocuk: O zaman… belki biraz gevreklerden alırım….:)

Çocuklar elde edemeyecekleri bir şey istedikleri zaman, yetişkinler çoğunlukla, çocukların isteklerine ulaşamamalarına mantıklı açıklamalar getirerek karşılık verirler. Ama çocuklar, çoğu kez, açıklama yapıldığı oranda isyankar davranırlar. Bazen, sadece, bir şeyi ne kadar çok istediğinizi anlayan birinin olması, gerçeği kabullenmeyi kolaylaştırır.

—Sorular ve öğütler yerine…
– Çocuk: Biri yeni kalemimi çalmış.
– Anne: Kaybetmediğine emin misin?
– Çocuk: Hayır kaybetmedim. Tuvalete giderken sıramın üstündeydi.
– Anne: Eğer eşyalarını orada burada bırakırsan ne olacağını bekliyorsun ki! Önceden de eşyaların başkaları tarafından alınmıştı. Bu ilk değil! Sana her zaman değerli eşyalarını sıranın içine koymanı söylüyorum. Senin sorunun beni hiç bir zaman dinlememen!!!
– Çocuk: Üffff…Beni rahat bırak!!!!
– Anne: Küstahlaşma!!!

—Bir sözcükle onaylayın (öyle mi?…hımmm…gibi)…
– Çocuk: Biri yeni kalemimi çalmış.
– Anne: Öyle mi?
– Çocuk: Tuvalete giderken sıramın üzerindeydi ve biri onu almış.
– Anne: Hııımmm
– Çocuk: Bu üçüncü kalem çaldırışım oldu.
– Anne: Yaaa
– Çocuk: Biliyorum. Bundan sonra sınıftan çıkarken, kalemlerimi sıramın içine koyacağım. Sen bana bunu söylemiştin.
– Anne: Tamam canım…:)

Herhangi bir tarafından sorgulandığı, suçlandığı veya öğüt verildiği zaman, çocuğun yapıcı ve olumlu düşünmesi zordur. Basit bir “yaaa…hııımmm…anlıyorum….” bile bazen çok işe yarar. Bu tür onaylamalar, anlayışlı, sıcak bir “hımm” la da pekiştirildiğinde, çocuğa kendi duygu ve düşüncelerini keşfetmesi için ortam hazırlar ve kendi çözümlerine ulaşmasını sağlar.

Günlük yaşam içinde anne-baba-çocuk üçgeninde yaşanan, “yap”lar, “yapma”lar, ağlamalar, bağırışlar, isyanlar, yüksek ses tonu, kızmalar, küsmeler, cezalar, tehditler…vb. davranış ve tutumlar zaman içinde ilişkileri uzak ve tek yönlü iletiler haline getirebilir. Oysa iletişim, karşılıklı mesaj akışı anlamını taşır. Güç mücadelesine girmek yerine, pratik ve daha az yorucu olan yöntemi seçmeye ne dersiniz?

—Bunun yerine…
– Baba: Banyoda işin bittikten sonra ışığı söndürmeni sana kaç kere söylemek zorundayım!!!
—Durumu anlatın…
– Baba: Banyodaki ışık açık kalmış.

—Bunun yerine…

– Anne: Şu köpeği hala dışarı çıkarmadın. Bir köpeğin olmasını hak etmiyorsun!!!
—Durumu anlatın…
– Anne: Fatoş, Elvira kapının dibinde bir aşağı bir yukarı yürüyüp duruyor.

İnsanlar size nerede hatalı olduğunuzu söylerken, gerekeni yapmak zordur. Yetişkinlerin sorunu dile getirip, açıklık kazandırmaları, çocukların o anda yapmaları gerekeni, kendi kendilerine bulmalarına yardımcı olacak bir ortam hazırlar.

—Bunun yerine…
– Baba: Eğer seni bir daha duvarlara yazı yazarken yakalarsam, sopayı yiyeceksin!!!
—Bilgi verin…
– Baba: Duvarlara yazı yazılmaz. Yazmak için kağıt kullanabilirsin.

—Bunun yerine…
– Anne: Ev işlerine birazcık yardımcı olmak hiç aklına gelmez değil mi?
—Bilgi verin…
– Anne: Şimdi akşam yemeği için sofra kurulmuş olsaydı, gerçekten çok iyi olurdu.

Bilgi verilmesini kabullenmek, suçlamaya katlanmaktan daha kolaydır. Çocuklar, olan biten hakkında bilgilendirildikleri zaman, çoğunlukla yapılması gerekeni anlarlar.

—Bunun yerine…
– Anne: Deminden beri size pijamalarınızı giymenizi söylüyorum. Oysa sizin yaptığınız tek şey, etrafı dağıtmak. TV izlemeye başlamadan pijamaların giyileceğini konusunda anlaşmıştık. Fakat ben buna yönelik davranışta bulunan birilerini göremiyorum…
—Bir sözcükle özetleyin…
– Anne: Çocuklar…PİJAMALARRR!!!!

Ayrıntılardan arındırılmış mesajlar, çocuğun sorunun çözümüne yönelik davranmasını hızlandırır.

—Bunun yerine…
– Anne (okuldan yeni gelen çocuğuna): Öğretmen kompozisyonunu nasıl buldu? Matematik yazılısından kaç aldın? Bugün hangi derslere çalışman gerek? Oynamaya çıkacak mısın? Hırkan neden kirlendi? Düştün mü yoksa?….
—Çok fazla soru sormayın…
– Anne (okuldan yeni gelen çocuğuna): Selam tatlım. Seni gördüğüme sevindim.

Çok fazla soru, kişinin özel yaşamına fazlasıyla karışılıyormuş hissine kapılmasına neden olabilir. Çocuklar, konuşmak istedikleri zaman onu dinleyecek birinin olduğu güvenini duymak isterler, konuşmaya zorlanmak değil!

Önerilen kaynaklar:
Atabek, E. (1995). Çocuklar, Büyükler ve Tavşanlar. Altın Kitaplar: İstanbul.
Aydoğmuş, K. ve arkadaşları (1992). Ana-Baba Okulu. Remzi Kitabevi: İstanbul.
Clarke, J. I. (1996). Çocuk Bakımı ve Eğitimi – I. Papirüs Yayın Dağıtım: İstanbul.
Gordon, Thomas (1996). E.A.E. Etkili Anababa Eğitimi: Aile İletişim Dili. Sistem Yayıncılık.
Gordon, Thomas (1996). E.A.E. Etkili Anababa Eğitiminde Uygulamalar. Sistem Yayıncılık.
Navaro, Leyla. Beni Duyuyor Musun? Ya-Pa yayınları: İstanbul.
Yavuzer, Haluk (1996). Çocuk Eğitimi El Kitabı. Remzi Kitabevi: İstanbul.

 “Sen” Mesajı Yerine “Ben” Mesajı

“Ben” dili, kişinin o anda karşılaştığı durum veya davranış karşısında, kişisel tepkisini duygu ve düşüncelerle açıklayan bir ifade tarzıdır. Duygu ve düşüncelerimizi içtenlikle ifade etmemizdir. Başkalarıyla ilgili değerlendirme ve yorumlarımızı değil, kendi duygu ve yaşantılarımızı açıklarlar. “Ben” mesajını duyan kişi, karşısındakine ne hissettirdiğini öğrenir ve eğer bu olumsuz bir duyguysa, kendi isteğiyle davranışını değiştirir ya da değiştirmez. Yani davranışının sorumluluğu tümüyle kendine aittir. Suçlama olmadığı için “ben” mesajı ile gönderilen iletiler, genellikle gönüllü bir farklı davranma çabasına zemin hazırlayabilir. “Ben” dilinin en önemli yararı ise, karşımızdaki kişiye “ben böyle hissediyorum ama bu davranışın herkese böyle hissettirmeyebilir” anlamını içeren bir ileti gönderildiğinden, onun suçlanmadan kendini gözden geçirmesine olanak tanımasıdır. Çünkü kesinlik içeren yargılamalar karşısında özellikle çocuklar, ne yapacaklarını bilemezler.

—“Sen” mesajı yerine…
– Baba: Çok kabasın! Her zaman sözümü kesiyorsun!

—“Ben” mesajı verin…
– Baba: Bir şey söylemeye başlayıp ta bir türlü sonunu getiremediğim zaman çok rahatsız oluyorum.

—“Sen” mesajı yerine…
– Anne: Kes şunu!! Çekiştirip durma kolumu!!

—“Ben” mesajı verin…
– Anne: Kolumun çekiştirilmesinden hoşlanmıyorum.

—“Sen” mesajı yerine…
– Baba: Her akşam aynı şey, tutturuyorsun oyun oynayalım diye! Benim yorgun olabileceğim hiç aklına gelmiyor değil mi? Yaramaz ve şımarık bir çocuk gibi davranıyorsun!

—“Ben” mesajı verin…
– Baba: Bu akşam çok yorgun hissediyorum canım. İstersen oyun oynamayı başka bir akşama erteleyelim.

“Sen” mesajı iletişimi engeller. Sen mesajı, sen dilidir ve genellikle kızgınlık ifadesi için kullanılır. Sen mesajları, bizim hakkımızda bir ileti göndermez, odak hep karşımızdaki kişidir. “Ben” mesajı gönderen kişi, kendi hakkında yaptığı değerlendirmeyi karşısındaki kişiyle paylaşmak isteğindedir. “Ben” mesajları karşımızdaki kişiyi suçlayıcı ifadelerden arınmış ve tümüyle kendi duygu ve düşüncelerimizi içerdiğinden, iletişimin olumlu sürmesine yardımcı olabilirler. Kızgınlık hissettiğimiz durumlarda, bunu “ben” mesajı ile iletmemiz, karşımızdakinin savunmaya geçmesini, öfkeyle karşılık vermesini, kendini kıstırılmış hissetmesini, suçlanmasını ve konuşmaktan kaçınmasını engelleyebilir. Size sözle saldırılmadığı sürece, rahatsızlığını ve kızgınlığını dile getiren biriyle anlaşmak mümkündür. Ne dersiniz?

Önerilen kaynaklar:

Aydoğmuş, K. ve arkadaşları (1992). Ana-Baba Okulu. Remzi Kitabevi.

Gordon, Thomas (1996). E.A.E. Etkili Anababa Eğitimi: Aile İletişim Dili. Sistem Yayıncılık.

Gordon, Thomas (1996). E.A.E. Etkili Anababa Eğitiminde Uygulamalar. Sistem Yayıncılık.

Navaro, Leyla. Beni Duyuyor Musun? Ya-Pa yayınları: İstanbul.

Yavuzer, Haluk (1996). Çocuk Eğitimi El Kitabı. Remzi Kitabevi: İstanbul.

sss

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :