- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

İkinci Bunalım Dönemi

İkinci Bunalım Dönemi sitemize 20 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

10

İkinci

bunalımı

dönemi

Bu dönemin diğer adları, “Hürri­yete karşı ikinci atılım “, ‘Yedi Yaş Şı.ıh­ran Dönemi”, “ikinci kaprisler döne­mi”, ‘~osyal benhiği keşfetme aşama­sı”dır. Başlama ve bitme zamanları 1-Çin hatırda kalması kolay pratik tarif şu şekilde yapılabilir. Çocuğun ilko­kul birinci sınıfa başlamadan, ilkokul ikinci sınıfa geçene kadar ki iaman i­

çersinde kendisini gösterir. Tabii bu dönemler bıçakla kesilmiş gibi tam olarak ay ve günlerle belirlenemez. 0 ülkenin tabiat şartlarından tutunuzda, çevrenin uyuşuk olup olmaması, şehir ve köy çevresi, ailenin sosyal yapısı, çocuğun sosyal temasiarla karşılaşmasının kesafeti vd bu buhran dönemlerine girmesinde ve onlardan biran önce çıkmasında etkilidirler. Ülkemiz için i­kinci bunalım dönemi yıllarını çocuğun 6.5 yaşı ile 8 yaşı arası olarak söylemek mümkün ise de biraz taşma gözlenebilir, yani 7-8.5 yaşlarına da kayabilir. Söylediğimiz gibi pekçok psikosos­yal olaylar bu yaşlann tesbitirıde önemlidir. Çocuğun yaşadığı sosyal şartlar burada mühirndir. Zaten dönemin ismi de ortala­ma bir deyişle “7 yaş buhran dönemi” olarak belirlenmiş bulun­maktadır (Guy, 1).

Bu dönemde çocuk sosyal benliğini keşfeder. Ben kimim, et­rafımdaki bireyler kimdir, benimle onlar arasındaki mesafe ne­dir? Çocuk bu devrede sosyal bir varlık olarak cemiyet içerisin­deki yerini alma buhranı içersindedir. İnsanın adaptasyonu için bu da pek mühim bir evr~dir. Bireyin sosyal veya asosyal bir tutum ve davraııışa yönelmesi, iyi, yeterli ve dengeli insani mü­nasebetler mahareti kazanabilmesi isteniliyorsa, bu ikinci buh­ran dönemini, sosyal benliği keşfetıne yıllarını ailenin pek iyi

değerlendirmesi ve çocuğunu uygun yönlendirebilmesi lazım­dır. İlkokul 1. sımf~retmenlerinin bu konuda mühimden de ö­te üstün rolleri vardır. Devletin bu öğretmenlerin refahı konu­sunda da ~yrı bir çaba sarfe-tmesi çocukların gelecekleri açısın­dauı gereklidir. Birinin refahı bir diğerine balıysa, önce o bir di­ğerinin refahı temin edilmelidir. Kendisinin yardıma ihtiyacı o­lan bir birey diğerine nasıl yardım edecektir? Öyle ise çocuk re­fahı, ÇOcuğun ilerki yıllara iyi hazırlanabilmesi için önce bu işi yapacak olanların refah düzeyleriyle, psikososyal sorunlarını halletmeleriyle doğru orantılı olacaktır. Sorunların çözümü için rnes~eleye tek yönlü değil çok yönlü bakabilmek zorunluluğu vardır. Bu sebepten dolayıdır ki, tıp da geniş kapsamlı tıp görü­şü (comprehensive medicine) vardır. Hastayı sadece bedensel yaprsıyla görmek tedavi için yeterli olmamaktadır. Daha 1915 yılında Alman Bilgini A. Grotjhan 3 ciltlik Sosyal Patoloji adlı ünlü eserini yazmıştır. Hastalıkların oluşmasında sadece biyo­lojik etkenler neden değildir, sosyal etkenlerde hastalıkların or­taya çıkmasında etkendir. Hatta sosyal etkenler biyolojik hasta­hkların çıkmasına da sebep olurlar demiş ve tıpda büyük bir devrim yapmıştır.

Öyle ise çocuğun yönlendirilmesi, refahı derken, buna di­rekt olarak etkili olacak faktörleri de bilmeli, meseleye tam bir yaklaşım sağlanmalıdır. Aksi takdirde gelip geçici küçük küçük tedbirlerle sorunun temelinden çözümlenebilmesi beklenme­melidir.

Bu dönemi Çocuğun başarılı atlatamaması halinde sosyal u­yumsuzluk sözkonusudur. içe kapalı, dışa dönük tabir edilen -halkın bu şekilde tanıdığı- bireyler türer. Düzeltilmediği oranda

-sosyal uyumsuz olunduktan sonra bunun tedavisi için geniş uzman kadrosunun ekip halinde çalışması gereklidir- uyumsuz­luk hali giderek o bireyde kökleşecektir. Oysa bunu önlemek anne-baba, çocuğun sosyal çevre bireylerinin zamanında ala­cakları ve istikrarlı bir şekilde bunda devam edecekleri koruyu­cu tedbirler ile bu yaşlarca basitce sağlanabilecektir.

Şimdi 7 yaş buhran dönemini yaşayan çocukların psikosos­yal özellikleri ve başarılı uyunılarının esaslarını kısaca görmeye b~aş1ayalım:

İkinci karşıkoyrna buhran dönemidir. Birinci buhran dönemi

şimi kolaylaştıracaktır. Bedensel ve psiko-sosyal iyilik halleri daima birbirleriyle etkileşim içersindedirler. Bu hiç hatırdan çı­karılmamalıdır.

İkinci kaprisler döneminde çocuk kendini çeviren somut dünyaya hükmetmek sevdasındadır. Bu yaşta çocuk okula gi­der, ailesi içersinde olduğu gibi ilgi merkezi olmadığını, birçok çocuklarla eşit olduğunu biraz acı bir şekilde keşfeder. Çocuğu el bebe gül bebe büyütmenin, nazlı büyütmenin, ona sınırsız sevgi ve ilgi göstermenin, çocuğa iyilik olsun diye böyle dav­ranmanın, sakıncaları çıkmaya başlamaktadır. Çıkış yolu çocu­ğun psikososyal özelliklerini bilerek dengeli yaklaşımlarda bu­lunmakla olacaktır. Böylece evde başrolü oynayan çocuk okul­da, figüran değilse bile önemsiz bir rol olmak durumunda kal­mışsa gerçekten sarsılır. Çocuk ilkokula başlamadan anaokulla­rında, bahçede çocuk gruplarıyla yeterli sosyal beceri ve kültür almış ise bu onun imdadıııa yetişecektir.

Çocuk ilk buhran döneminde olduğu gibi, kendilerine vasi­lik yapanlara karşı koymadan bu dönemde de hürriyetini elde edemez ve bu buhran dönemini sağlıklı geçiremez. 0 dönemde görülen kaprisler bu dönemde de görülür ve aynı çarelere baş vurularak Çoğu zaman geçirilir. Örneğin 5 kuralımız, sevgi, to­lerans, otorite, sabır, inanma, burada da geçerlidir. Anlaşama­mazlıklar vardır. Çocuk nedeniyle aile anlaşmazhkları, çocukla­rın (kardeşlerin de) birbirleriyle kıskançlıklarından doğan an­laşmazlıklar, erkek çocuğun babasıyla olan güçlükleri olağan­dır.

Her buhran döneminin karakteristik özelliği enferiyorite duygusu (acizlik, aşağılık kompleksi denilen hal) bu dönemde de kendisini gösterir. Okula gitmesi kendisinde sarsıntı yapabilir, uyum da güçlükle karşılaşabilir. Anne ve baba da anlayışsız ve sert davranırlarsa bu kompleks daha şiddetli hal alır. Belirtileri şunlardır:

  1. İnsanların yanında tutuklaşırlar, rahat hareket edemezler,
  2. Kekemellk başlayabilir, normal konuşurken kekeliyerek ko­nuşmaya başlar, 3. Düzensiz hareketleri vardır, yemek, uyku, çalışma, okul, oyun saatleri vs birbirine karışabilir, kendine iyi bir plan yapamaz, yapılan planı uygulamakta güçlük çeker, is­tikrarsızlık baş plandadır, 4. Karars~z ve ürkek bakışları olur, 5.

Belirsiz davranışlar, 6. Önüne geçilemiyen bir beceriksizlik, 7. Tik’ler…

Bunlar ruhi anlaşmazlık arttığı çocuk anlaşılamadığı, ona bi­limsel yardım edilemediği ölçüde, sık sık tekrarlanır ve kökle­şır.

Nasıl ki, bir bedensel hastahk halinde idrar tahlili, kan tahli­ii röntgen çektirme, clıeck-up vd yapılıyor buralardan elde edi­lecek veriler hastalığı tayin ediyorsa, bu alanda beiirtilerden en önemlileri d~ yukarıda sayılan yedi madde ile karakterize edile­bilir. Bunların mevcudiyetinin anlamı şudur: Hepsinin bir arada olması gerekmez, bir ve birkaçının olması da teşhis için aynı­dır. Bir tekinin bulunması yeterlidir, onu değerlendirebilme ba­kınıındatı: Sözgelimi “ey anne, baba, ben ikinci bunalım dönemi içersinde çok sıkılmaktayım, bu buhranı atlatamıyacağrn’ı ümit­sizliğe düştüm, sizlere yalvarı yorum gücünüz yeterse benim im­dadıma koşı~’nuz7 sizden yardım diliyorum, beni kurtarınM de­mektedir. Bu belirtiler anne baba tarafından böyle yorumlanma­lı ve bilimsel yardımlar kendisine ulaştırılmalıdır. Eri büyük yardım onu anlayabilmek ve öz~elliklerine uygun şekilde kendi­sine davran~bIlmektir, bu unutulmamalıdır.

Burada küçük bir uyarıda bulunmak isteriz. Kekemelik ile salaklık arasında ilişki vardır. İstatistikler her 15 çocuktan birim nin solak olduğunu ortaya koymuştur (Guy, J). Sözgelimi sınıfta herkesin içinde alaya alınmaları kek’emeliğe neden olmaktadır. Solaklık bilindiği gibi beyinde yazı yazmayı idare eden merke­zin beynin diğer yarı küresinde olmasıyla ilgilidir ve bu doğal­dır. Doğuşt~ndır. Irsiyetle de iigilidir. Solaklık bir kusur değil­dir. Sağ elini kullanacağına birinci planda sol elini kullanmakta­dır. Mesele bundan ibarettir. Bu sebeple soiak olan çocuklara ai­lede ve okulda baskı yapılmanıalıdır. Bu hal kekemelikten de başka daha pekçok psikososyal sorunlar yaratabilir. Onun da sol elini kuvvetlendirmesi konusunda yardım etmek yerinde o­lur. Solak nice ünlü kişiler bulunduğunu hatırlamak lazımdır. Mühim olan kişinin kendi değeridir. Psikomotor güçlerini iyi bir şekilde geliştirerek psikososyal uyum sağlayabilnıektir.

Bu ikinci bunalım döneminin çocukta yaratabileceği enferi­yorite (acizlik kompleksi, halkın aşağılık kompleksi dedi4i hal,) duygusu, çocuk 3 ncü buhran dönemine girmeden kendiliğin­

deri kaybolması gerekir. Bunun için son durak 12 yaştır (12 yaş l~hran dönemine girerken bitmiş olması).

ikinci kaprisler döneminde anne-baba, ebeveyn ve çocuğun sosyal çevre bireylerinin ona yardımları şöyle olabilir. Bunlara dair bazı esaslar şöyledir:

  1. Çocuğa faydalı olduğunu ve kendine göre üstünlükleri bulunduğunu gösterebilmesi için bir çare bulmak gereklidir. Bunun için iyi ve güzel yönleri özenle araştırılması ve bunlar örnek gÖsterilerek kendine güveninin artmasına yardım edilme­lidir. Oysa çok aile Çocuğurıun daima kötü tarafların görmeye ve bunları söyleyip durmaya pek alışkındır. Biz çocuğun iyi ta­rafları titizlikle aranmalı, bulunmalı ve bunlar çocuğa söylen­melidir diyoruz. Böylece çocuk hataların daha çabuk düzelte­bilecektir. Tabii belli bir eğitim almadan çocukla ilgili bireylerin bunları yapabilmesinin de güçlüğü bilinmektedir. Ancak başarı yolu bu olmaktadır. Yetişkin bir insan hatalarının söylenmesin­den hoşlanabilir. Tabii bu konuda türlü kompleksleri bulunmu­yorsa ve psikososyal gelişimleri iyi olabilmişse.- Ancak çocuk zaten acizlik kompleksi devresi içersindedir, birde -yangına kö­rükle gitmek gibi- biz ona daimi aciz olduğunu yineler durur­sak, başarısızlık doğal hale gelir. Bilimsel görüş olmanın dışın­da esasen mantıken de böyle olması gerekmez mi?
  2. Zaafa ve yenilgiye düşmeden, istikrarlı bir şekilde (yaz­geçmeden) çocuk daha çok sevilmelidir. Sevgi ilaçtır, daha ön­ceki bahisde tabiatırı da bir ilaç olduğunu söylemiştik. Bu iki husus çocuğun psikososyal adaptasyonunda çok mühimdir. Ni­ce düzelmez sanılan çocuklar bu yolla uyum sağlayabilmişler­dir. İnsan ruhunun en büyük gereksiniminin sevgi (muhabbet) olduğu bilinmelidir. Sevgi olmadan yapılan işlerinde bir huzur vermediği gözlenebilir. Bu sebeple nice filozoflar, bilginler, a­limier, büyük din adamları, mutasavvıflar sevgi konusunu eser­Ierinde işlemişlerdir. Bütün dünyanın kendisini kabul ettiği Mevlana, sevgiyle insan bedeninin ihtiyacını anlatmıştır. Ünlü sözü daima kulaklarımızdadır ‘~ster ateşe tap ister puta tap, 15-ter bin kere bozmuş ol tevbeni, gel, yine gel, bu kapı ümitsizler kapısı değildir~.. “. Burada didaktik olması yönünden tarihi bir o­layı anlatmak isterim. Osmanlı imparatorluğu zamanında bir vezir yanında çalışan memurlardan birisinin görevine sor ver-

iniş, bununla da kalmamış malı mülkü neyi varsa yavaş yavaş elinden almış. 0 memur ise hiçbirşey olmamış gibi vezirine yi­ne saygıda kusur etmemiş, bayramlarda vs. ziyaretlerinde bu­lunmuş. Sanki hiçbirşey olmamış gibi hürmetten geri durma­mıştır. Neticede vezir “ben bu zatın elinden lıerşeyini aldım fa­kat efendiliğini alamadım” diyerek o zatı yine eski görevine ia­de etmiş ve de pekçok lhsanda bulunmuş. Onun büyüklüğü karşısında küçüldüğünü beyan etmiştir. İnsanı tanımak, beşeri münasebetleri iyi değerlendirebilmek burada esastır. Her bire­yin psikososyal kanunları vardır, insan ilişkileri de kanun ve kurallara göre olmaktadır. Her hareketimizin nedenleri bizi öy­le veya böyle davranışa iten bilimsel hakikatlardır. Davranışla­rın, psikososyal bütünlüğün, hatta mutluluğun tesadüfi -rasge­le- olmadığı belirtilmelidir. Bilimsel kanunlar sözkonusudur. Öyle ise bu kanunları tanıdıkca hem psikososyal erginuik ve ol­gunluğa ulaşılacak ve hem de yaşam daha farklı görülmeye ça­lışıLacaktır. Dünya görüşü en doğru en güzele doğru bir şekil a­lacaktır.

Tabii sevgi konusu (İng. love, Fr. l’amour) işlenmeye çok mü­sait bir kavramdır. Sözü burada bırakarak, diğer hususları göre­lim.

  1. Sevginin paylaştırılmasında tam bir adalete riayet edilme­lidir. Anne-babalar, ev bireyleri, kardeşler arasında, öğretmen sınıfta öğrencileri arasında vd. Ancak belki de hastaya yapılan ihtimam gibi zayıf olana bir miktar tercih yapılabilir ise de bünda da fevkalade ölçülü ve bilgili olmak lazımdır. Zayıf ço­cuk acizliğinden dolayı kendisinin fazla sevgi gördüğünü, eğer aciz (zayıf, hasta, yetersiz vd) olmasa böyle olmayacağı düşün­cesine kapılmamalıdır. Böyle olursa iki durum olur. a) Çocuk bu hali benimser, buna sığınır, bu durumu suistirnal edebilir, b) a­cizlik duyguları kökleşir, kendi kendini düzeltmede yeterli gay­reti göstermez veya gösterernez. Aile bu durumu nazik bir şe­kilde ayarlayarak hasta olana gösterebilecek sevgide bir miktar iltimas, burada da sağlanmalıdır. Çünkü onun bu ihtimama da­ha çok ihtiyacı vardır.
  2. Erkek çocuğu bilhassa olmak üzere, vücudunu teskin ede­cek (enerjisini boşaltabilecek) yorucu oyunlara katılabiimelidir, ona bu imkan verilmelidir. Erkek çocuğun kız çocuklarına naza­

ran daha çok buna ihtiyacı olması onun bünyesel durumuyla il­gilidir. Aynı şekilde de kız çocuklarının bedenini eğitici ritmik dans çalışmalarına katılması, annesine ev işlerinde yardım et­mesi, açık hava gezinttleri ve oyunları benimsemesi yararlı ola­caktır. Kendi içine kapanmış kız çocukları için bilhassa bu tür sosyal çal~ş~tlar piaııiarımalıdır.

  1. Bu dönemde çocukların kaprislerinden başarılı çıkabilme­leri için onlara kuvvetleriyle orantılı olarak sorumluluklar veril­melidir. Eğer bu sorumluluk bir angarya gibi değil, ailenin men­faatine hizmet etmek bakımından şerefli bir amaç için verilirse çocuk bunlardan gurur duyacaktır. Normal olarak duymalıdır. Bu sorumluluğu anne-baba ve okulda öğretmen iyi bir şekilde planlıyabilir.
  2. Dövülen ve bahtsız olan çocuklar şefkatli olamazlar. Bu nedenle çocuğu bahtsız edecek türlü olaylardan ve bilhassa da­yaktan kaçınmak lazımdır. Dayak çok yerinde ve belli bir kurala göre yapılabildiği taktirde yararlı olabileceği de günümüzde tartışılmaktadır. Ancak ne zaman, hangi şartlarda ve nasıl çocu­ğun dövüleceği okullarda önce öğrenulmelidir. A.B.D.’nde ço­cukların nasıl dövüleceğine dair okullar açılmaya başlandığı da söylenmektedir. Buradan Çıkaracağımız anlam şudur. Dayak za­rarlıdır. MEğer dayak ile adam olunsaydı dünyayı eşekler idare e-derdi, çünkü en çok dayağı onlar yer” (Enç, M). Fakat bu yola ne zaman nasıl başvurulacağı -onun şekli konusunda bir kurs al­madan ki bu olay daha tartışmalıdır oturmuş değildir, bilimde deneme durumundadır, klasikleşmenıiştir- hele hele Çocuğun dövülmesi hiç düşünülmemelidir. Zira dayak şahsiyeti kemirir. Acizlik duygusu içersinde olan ÇOCUğU büsbütün aciz yapar. Daha da fenası suçlu tiplerin doğmasına yardım eder. Dövülen çocuk da gider küçük kardeşini döver. Meslek hayatımızda kar­şılaştığımız çocuklardan birisi aynen şunu söylemiştir; “okula ilk gittiğimiz yıl büyük sınıflardaki çocuklar hep bizleri döver­lerdi, bize çaylak derlerdi, ben ikinci sınıf oldum yeni gelen ço­cukları da ben dövü yorum, o kadar alıştım ki çocuk dövmeye anlatamam, içki düşkünlüğü sigara tutkunluğu gibi birşey oldu, günde birkaç çocuk döveceğim ki, biraz kendime gelebileyim, aklıma ders girebilsin.” Bu aktarmamda hiçbir mübalağa yoktur. Olay aynen böyledir. Tabii burada çocuk duygusal hayatı yö­

nünden de bazı sorunları vardı, küçük sınıftayken yemiş oldu­ğu dayakları olduğundan çok fazla gözünde büyütmüştü. Aile sorunları vardı, baba çok sessiz ve pasif, anne sert ve otoriter, iki kız çocuktan sonra olmuş bir erkek çocuğuydu. Ailede den­gesiz bir yaklaşım sözkonusuydu, üstelik çocuk acizlik komp­leksi içersinde de olduğundan, psikososyal sorunlar kompLeks bir hal almıştı. Sonuç şudur: Dayak çocuk için zararlıdır.

Dövülen çocuk mutsuzluğa itilir. Kişinin psikososyai yapısı-na etkisi ilerki yıllarda da kendisini gösterir. Evlendiğinde eşini döver. Başarılı bir evlilik ilişkileri kurması zorlaşır. Muthuluğu kendisine bağlı olan insanlara karşı psikososyal görevlerini ye­terli yapamaz. Bahtsızlık ve şefkatsizlik en büyük tehlikelerden sadece ikisidir.

Böyle çocuklar arkadaşlarına cömert görünmek için hırsızlık yapabilirler, hayvanlara eziyet etmekten hoşlanırlar Sineğin, kelebeğiıİ kanadını yolar, kediyi kuyruğundan havaya kaldırır vd, giderek anti-sosyal, sosyal uyumsuz olur.

Bütün bun~ar sadece dövüimekle ilgili’ değildir. Tüm olarak bu belirtiler ikinci buhrarı döneminin kötü geçmekte olduğu­nun delilleridir ki iyi değerlendirilmelidir.

İkinci buhran dönemine ahlak buhranı dönemi de denmekte olduğumsı özellikle belirtmek lazımdır. İlkokul 1. sınıf ve bu dö­nemden bir yaş alt ve bir yaş üst yıllarda göründüğü hatırlana­rak, çocuğun bu devresine özen gösterilmelidir. İnsan 7 yaşa kadar inşa edilir sözü de pek mühimdir 12 yaşından sonra ço­cuk üzerinde anne baba iyi bir etkileşim kuramamışlar ise, ço­cuğuna karşı artık etkisiz kaldığını ve kalmakta olduğunu, Çoğu zaman hayret ve büyük bir acı ve hırs içersinde görür. Çaresiz­lik içersinde kalır, yeterli aile ve çocuk refahı hizmetleri sağla­namazsa -bilha:ssa çocuk rehberliği klinikleri- aile ızdıraplarıyla başbaşa kalır, çocuk da keza aynı şekilde yönlendirilemez,çe­şitli psiko-sasyai’ sorunlar türer gider.

  1. Evde çocuğun ayrı bir odası olamazsa bile bir köşesinin olması sağlanmalıdır. Anahtarla kilitli dolabı olmalıdır. Eğer ço­cuk kendine göre kıymetli şeylerini saklayacak bir yer bulamaz­sa, bunları kalbine saklar~ kalbini anahtarla sımsıkı kilitler ve size kapalı tutar. Bu hal içedönüklük yapar. Şimdi sormak isti­

yoruz, acaba çocuğa evde kilitli bir do~lap temin edebilecek o­lup da, bilmeyerek bunu yapmayan anne babalar yok mudur? Pekçoktur. İşte çocuğu yönlendirebilmek böyle küçük küçük ku­ralların benimsenebilmesi ve yerine getirilmesiyle olmaktadır.

  1. Bizim çocuğa verdiğimiz (yani anne-babanın ve çocuğun diğer sosyal çevre bireylerinin) emirlerle değilde, onun tecrü­belerinin verimi olan davranış kaideleri gelişmesine imkan ta­nımak lazımdır. Çocuk davranış kaidelerini kendi tecrübeleriyle bulursa başarı çok yüksek olacaktır. Bu fırsat kendisine verile­bilmelidir.
  2. Anne-baba çocuk üzerinde anne-baba olarak yaptıkları kuvvetli etkiyi ihtiyatlı ve iradeli bir şekilde kullanabilmelidir. Anne-baba ve çocukla ilgili diğer bireyler açık kalpli olmalıdır çocuğa karşı, onun kalbine ve çocukca düşüncelerine girmenin yolunu bulmalıdırlar. Bu durum esasen buhran döneminde, ya­rarlı sayılabilecek, yardırnınızı beklediği zamanda ona yeniden güven verecek, yaşama sevinci duymasına vesile teşkil edecek­tir. Çocuğun bakışı ile gülümseyişi onun güvenini kazanmak şe­refine layık olup olmadığımızı bize söyleyecektir. Bu aslında anne-baba için gerçekten bir şereftir.

Bu önerilerden sonra şimdi ikinci buhran dönemiyle ilgili o­larak şu son açıklamalarımızı sunabiliriz:

Çocuk bu dönemde, üstün insan idealini temsil eden anne ve babasının mükemmel olmadıklarını, herşeyi bilmediklerini ve herşeyi yapamayacaklarını farketmeye başlar. Bu aslında sosyal gerçeklere doğru atılan bir diğer adımdır. Büyük bir şaş­kınlıkla, hatta zihin bozukluklarının kaynağını teşkil eden ger­çek bir iç ızdırabıyla anne ve babasının birbirleriyle yaptıkları kavgaları keşfeder. Çocukların da adeta önüne geçilmez bir şe­kilde derin ahlak ve psikososyal bozukluklar yaratan geçimsiz ailelere acımak lazımdır. Sosyal benliğini keşfetmeye çalışan çocuk için bu tamiri pekgüç olabilecek bir durumdur. Çocuk toplumun geleceği yönünden mühim bir varlıktır. Böyle durum­da çocukların savunulabilmesi için çocukların anne ve babaları aleyhine, kamu avukatları kanalıyla dava açılması lüzuırıu dü­şünülmüştür. Çocuk suçları mahkemesi kanunlarında ülkemiz­de de çocuğun hakları artık daha belirgin bir şekilde korunma yolunda bulunulmaktadır. Anne-baba çocuğun önemli gelişim

evrelerinde olduğunu bilerek pek zorunlu olmadıkca geçim so­runlarıyla ilgili olarak çocuklarının yanında olay çıkarmamaya azami özeni göstermelidirler. Görüldüğü gibi çocuk bundan pekçok ‘etkilenmektedir. Bunun zararını başta çocuk, sonra aile sonra da giderek toplum, insanlık çekecektir. Bu durumda ne o­lur: 1) Çocuk anne ve babasına olan güvenini kaybeder, 2) ken­di içine kapanır, 3) bu hal onda yalancılığı doğurabilir gerçeği sevmediği için olması istediğini olmuş gibi ifade eder. Bu denli yalarıcılık bundan önceki dönemde görünmez. Zira çocuk o dö­nemde çocuğun anne ve babasının herşeyi bildiğine inanır ya­lan söylerse farkediieceğini zanneder. Örneğin gözlerinden ya­lan söylediğini anne ve babasının anlayacağını umar. Oysa daha 7 yaş buhran döneminde anne-baba figürü onun gözünde yıkı­lırsa rahatlıkla gerçekten yalan söyleyebilir. Böyle ise, yalan söyleyen çocukların bir psikososyal anamnezden geçirilmesi çok faydalı olur. “7-10 yaşları arasındaki sene Jer çocukta abla­km istikrarlı bir hal almasına yardım edecek olan derin bir dini gelişmenin meydana geldiği senelerdir” (Jacqueline, G). Hristi­yanlıkta buna çok önem verilir yabancı okullarda ve hastaneler­de din adamı (papazlar) da görev alırlar. Nitekim ülkemizde de okullarımızda din ve ahlak dersleri bu amaçla okutuLmaktadır.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :