- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Ergenlik Çağı -2

Ergenlik Çağı -2 sitemize 20 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

ERGENLİK ÇAĞI

Diğer adıyla adolesan (adoltsten­çe) dönemdir, 14-18 yaşları arasında seyrettiği söylenebilir. Karakteristik özelliklerini şöyle sıralayabiliriz: Çocuğun sosyal çevreye intibaksızlıktan doğan buhranları vardır Bu kendi iç benliğine de intibaksızlığı şeklinde tezahür eder. Tek kelimeyle söylemek lazım gelirse, çocuğun orientasyonu (çocuğun kendisi ve etrafı hakkında bilgi sahibi olabilmesi) yeterli değildir. Uyum güçlükleri had safhadadır. Yeni bir kişilik elde etmek için önce kaaannatş OkFLığU her­jeyJ~ i}gis~iııi keşnıeye, karşı büyük bir ihtiyaç duyar Bu şuna btnz~er,iYeeı bir 4Aıw~ *k <çiw d yı~yı tane­‘vi; jtL Tabii bu insan inşasmda mümkün 4e<lİdlIr. 0y!e ise b~uhy~çı Raçjnılmaz çlacaktır. Ama iyi yönlendirllirse bu zama­mş ~kAşj ı~pşrn4 yçrfl ~ 9tUVüCak ve erjen çocuk şütadığı lıv~zuru bülıçğnı bitince btı*acaktır.

Bir taraftan sevınelc ihtl$tacıııdadw, bIr taraftaıı çeklngendir, içe kapannıak ihtiyacı duyar. Gençlik romantiztninln verdiği hal diye de kolay anlaşılması için bir açıldarı’ıa ğetlrebtltrlz. i’iato­?kj* bir seş4dü de bit dtvrelevde gür’ e~ baş~ac Yıl­dızJarın üzerinde çoI~ romgııtik bir sevgi tahayyülüı sötkomısu­~dıir. Oysa ~etçekWbu 14$ir güzel değildJt. onların kIzIl yaZıları YatdıL ÇQçUğa göre, bu sebepten özellikle Iyi bir fizik yapısi ol­mayan çocuklar, daha büyük bir tehhke içti ‘ – ılE içe kapalı olup olmama yolunda. Fiemtn belirtmek ge.r’ekirki, erkek ç~ç4ja bıyıkl4rıfr terIe~eye başlaması, burııunbüyürnest se­~W kahufrşınası,1 ~ççe ilı3iI~ınları da ayrı birer sarsıntı yapacak­t~r, iıitibakhzlıklantı oluşı~ıasısı körüideyec.ktlr. Lzü da- bu-mini ğibi bller veja buna benzer durumlar görülecektir. Hafif hafif göğüsler belirginleşmeye başlayacaktır, ay halleri başla-

mış ve başlamak üzeredir. Onda da bir yüz değişikliği kendisini gösterebilir. Burun irileşir, boy uzar. Kızlarda boy bu dönemde süratle uzar. Erkeklerde ise bu uzama daha tedrici olur. Bu ne­denle erkek arkadaşının boyunu geçen ergen kız görmek doğal­dır. Kadının ~lnse~l ve bedensel olgunlaşması, erkek çocuğuna göre 2-3 yıl kadar daha erkendir. Ergen insanlar bu sıkıcı sene­ler içinde kendi içinde şiddetli bir uyma ih~tiyacı ve gayreti gös­terir. Çocuğun bu gayreti gösterdiği ebeveyn tarafından bilin­meli ve onun gayretlerini köstekleyici davranışlardan sakınma­lıdır, çünkü çocuk zaten bunalım içersindedir. Ergin çocuk bu istikrarsızlığın da farkındadır. Ebeveynin bunu hatırlatıp dur­~mas~ ~iğru 4tğtldiT.

Bu çağın ini değişiklikler çağı olduğu iyi bilinmeli ve değer­lendiriLnıelidir. Aile istemese bile çocuk bu ini değişiklikler ne­deniyle ~ık sık tutum ve davranışını yeniden gözden geçirecek­tir. Sabırlı olmak lazımdır (5 kural hatırlanmalıdır, sevgi, tole­rans, otorite, sabır, inanma). Zihin gücünün gelişmesi 12-17 yaşları arasında belirgindir. Zihin yaşı ortalama olarak 14 yaşı­na doğru sabit bir hal alır, 18 yaşa kadar da eksersizlerle olgun­laştınlır. Kanunun reşit olma yaşını 18 olarak saptaması da bu­raya dayanmaktadır. Bu temel üzerine çocuk felsefi kavramlara yöneiebiilr. Bu hali esasen 3. bunalım dönemi içersinde kısaca ele almıştık. 0 bilgiler burada hatırlanmalıdır. Felsefi kavramla­rı anlama ve onlara tecessüs 25 yaşına doğru tamamen gelişmiş ohır. 14 yaşına doğru, yani ergenlik çağına girdiğinde, ergin ço­cuk kendi kendini inceleyebilecek hale de gelmiş olur. Ama tec­rübeleri yeterli olmadığı için gelişmesi yeterli değildir. Kendini incelemesi onu biran önce bunalımdan çıkarmak için gereklidir. Ergin çocukta ferıe, edebiyata, icatlara vd belli bir zevk olduğu­nu da belirtmek lizımdır. Ondaki bu haller araştırılmalı (psiko­sosyal skalalar bu işler için yaygındır> sezilmelidir. Her insan bir kıymettir mühim olan onu keşfetmektir. Çok güçlü kişiler başkalarının yardımı olmadan da başarırlar. Amaç orta ve zayıf-

3 ve 7 yaş bunalım dönemlerinde karşımıza çıkan tecessüs burada da tekrar karşımıza çıkar. Tahayyül de 10-12 yaşlarında azaldıktan sonra bu dönemde tekrar meydana gelir. Esasen ta­hayyül her buhran döneminin bir özelliğidir. Okuma ve deney­sel araştırma zevkini doğurur. Faydasız bir özellik yoktur. Her

zararlı gibi görünen özellik ileride faydalı bir hal alacaktır. Bu­nu unutnıamak laz,ımdır. Daha olmamış bir ayvayı yemek ne ka­dar güç ve imkansız bir olaydır. Halbuki olduğunda ne kadar sulu güzel bir meyvedir. Çocuğun ergin h~le gelmesini de buna benzetebiliriz. Yetişme zamanında çocuğun ayva misali boğaz alması, anne-babayı üınitsizliğe ka~ptırmanıalıdır. Eğer bir de yetkili uznıanlar neza1retinde yönlendirme sağlıyabiliyorlarsa, sabır ve sevgi ile gelişmeleri, haklı olarak iyi bir şekilde bekle­melidirler. Bu çağda ergin çocuk fikir mübadelesinden, fikri tar­tışrnalardan zevk alır, okullarda m-ünazaraiarın yapılması çok uygun olur. Henüz iradesi tam gelişmediğinden çocuk yani dü­şüncelerle temas etmekle iç dünyasında sarhoşa döner. Yeni ve şiddetli duygularının saldırısı oranında bu sarhoşluk artar. Ya­şamak, ideal mefhumu, din duygusu, sevme güdüsü zihninde fırtınalar yaratır. Bu dönemde iyi bir grup çalışması (social gro­up work) çok faydalı olur, insükntel eğitim (fırsat kolla yarak e­ğitim) sağlanabilmelidir. Bu hal çocuğun ailesi ilgili ve bilgili ol­madığı taktirde ve nisbette yeni arılaşmazlıklara ve çatışmalara sebep olur. Ergin çocuk kendi fikirlerinde aile de kendi fikirle­rinde ısrar ettikce bu bunalım dönemi çocuk ve aile için çekil­rnez bir hal alabilir. Aileye hizmet gereklidir, sadece aileyi ten-kit etmekle iş hallolmamaktadır. Çocuk anne ve babasını fikri yönlerden küçümser. Çoğu zaman onları geri kafalı olarak gör­me eğilirndedlr. Aile bunu bilerek dikkatli olmalıdır. Çocuk on­lardan üstün olduğunu hisseder. Bu aileye saygısının ister iste­mez azalmasına vesile teşkil eder. Artık aile esasen bu çağda çocuğundan onun ilk bunalım, hatta ikinci bunalım döneminde­ki anne-baba bağını şimdi bulamıyacağını bilerek, kendisini bu­na hazırlamalıdır. Çocuklar babaları hakkında ne düşünürler, yazın~ıız burada hatırlanmalıdır

Aslında belki bu devreyi bu kadar fırtınalı yapan en önemli faktörlerin başında beden gelişimi gelir. Çocukta meydana ge­len bedensel gelişim nöro-hormonal gelişme de önemli katkılar sağlar. Artık kız da erkek de bu dönemde evlenseler çocukları olabilecek cinsel erginliğe ulaşmışlardır. Bu büyük bir nöro-hor­moııal değişikliktir vücütları için. Bu bedensel gelişmenin psi­kososyal sahaya da etkisi olarak yorumlanabilir. Zaten hiçbir zaman bedensel iyilik haliyle psikososyal iyilik hallerini birbi­rinden kesinkes ayırmak mümkün değildir, birbirlerini tamam­layan portakalın dilimleri gibldirler. Birbirine etkileri çoktur. Bu

ergenlik çağında (özellikle 14-15 yaşlarında) kemiklerde önemli uzamalar gözlenebilir. Buna bağlı olarak ilgili bölümlerde de belirttiğimiz gibi boy uzamaktadır. Dengeli beslenebilmesi, bu somatik gelişmeleri de karşılayabilmesi için vücudu için gerek­li günlük enerji ihtiyacı karşılanabilmelidir. Çocuğun bu çağda yorgun düşmesini gerektiren lüzumsuz uğraşlar kaldırılmalıdır. Örneğin çocuklar okullarına hergün ağır çantalarla giderler. Ne yazık ki bu ilkokul çocuklarında hatta daha sık görünmektedir. Ne kadar kitapları defterleri varsa hemen hemen çantasından eksik edilmemeye çalışılır. Buna öğretmenlerin de özen göster­mesinde yarar vardır. 0 günün dersi ve ödevi ne ise sadece onu çantasına alması çocuk için sağlanabilmelidir. Çoğu çocuk ne­dendir bilinmez pek ağır çantalarla okula -adeta yıkıla yıkıla­giderler. Omuz düşüklüklerinin de kendilerinde görülmesi muhtexııeldir. Bu tür lüzumsuz yorgunlukların da önüne geçil­meye çalı ş4iması yararlı olacaktır.

Böylece çok kısa hatlarıyla ergenlik çağı dönemi hakkında da anne ve babaiara bu bilgileri sunduktan sonra son olarak şunları söylemek Isteriz:

Unutulmamalıdır ki, çocuk bu büyük buhran döneminde kendi cinsel psikolojisinin özelliklerine adaptasyon sancıları çekmektedir. Bu doğaldır. Her birey bu sancıiarı çekmiştir. Bun­lar hatırlanarak çocuklara karşı anlayışlı olmak lazımdır. Sevgi, tolerans, otorite, sabır ve inanrna kuraLlarını ve burada sayılan diğer hususları istikrarlı bir şekilde ona sağlayabilmek lüzum­ludur. Herkes birbirine borçlu kalabilir. Büyükler bu borcu ge­rektiğinde affedebilir. Fakat asla çocuklara borçlu kalınmamalı­dır. Psikososyal yönlerden gereksinimieri karşılanmalı, anlaşıla­bilmeli bu yönde aile ve sosyal çevreden yeterli destek ve yar­dım görebilmelidirler. Bugün, yarın veya ileride doğuracağı a­sosyal davranışlar ve sorunlar ile bunların acılarını, başta anne baba olmak üzere sosyal çevre ve toplumdan çıkaracaktır. Ço­cuk son kuruşuna göre (eğer bunu bir borçlanma gibi düşüne­cek olursak) büyüklerden (çevreden) tahsil edecektir. Çocuğa karşı bu yönlerden borçlu kalınnıamaya azami dikkat sarfedil­melidir. Bir de vicdani sorumluluklar taşındığı (büyükler) çocu­ğa vasilik yapanlar tarafından düşünülerek, ileride onun uyum­suzluklarının doğuracağı sonuçlar karşısında bireyin (çocuğu yönetenlerin) ‘böyle olmada benim de günahlarım veya ihmalle­rim olmuştur’ demeleri ızdıraplı olmaktadır. Ne yazık ki, bu iş-

ler de dönüş de olamamaktadır. Yani çocuğu sözgelimi on yıl gerisine döndürüp yeterli anne ve babalık görevlerini yapmak mümkün değildir. Ancak mevcut durumda yapılabileceklerle yetinmek zorunluluğu ile baş başa kalınacaktır. Oysa zamanın­da tedbir alınması çok daha kolay ve hem de daha yararlı ola­caktır. Herşeyin zamanında güzel olduğu hatırlanmalıdır.

Eğitimci çocuğu, çoçuk dünyayı keşfedecektir. Bu dönemde bundan başka çocuğa vasilik edenler özenle ona ideal duygusu­nu aşılayabilmtlidirler. Aşk ve şevk ile hayat yolunda ilerleme­lerinin yolu buradan geçmektedir. Yine bu çağda Çocuğun zih­ninde dinsel sorunların da bulunduğu daima hatırlanmalıdır. Ahlak, moral ve Çocuğun bağlı bulunduğu din ile ilgili olarak türlü çıkmazlarında en doğru ve gerçekci yardımlar ona sağla­nabilmelidir. Niçin yaşıyoruz, yaşayıpda ne olacak, nereden geldik, nereye gidiyoruz, okuyanları görüyoruz çoğu ev kirasını bile veremiyor, okuyupta ne olacak gibi türlü sorular ve kendi­ne göre çıkwıa-zlar bu Çağda ergeni rahatsız eder. İstikrarlı bir çalışma planı yapabilınesini engeller, çok iyi bir rehberlik hiz­metinin sağlanması o devletin de ciddi bir psikososyal sorunu­nu oluşturur. Batı ülkelerinde okul kadrolarında bu dal uzman­larının da resmen görevli bulunduğu hatırlanmalıdır, A.B.D. de okul sosyal çalışmasının doğuşu (school’s social work) için kIta­bımızın ilgili bölümüne bakılabilir, ülkemizde henüz elemanla­rın bu alanda verim vermeye başlamalarının pek başlangıç ha­linde olduğu da hatırlanarak bu gelişim modern bir şekilde hız­laışdırıimılıdır.

Her aile çocuğun pslkososyal konularda normal gelişim sağ­layabilmesi için tedbirler alması yanında (koruyucu tıp tedbir­leri) bir rahatsızlık halinde de nerelere ve kimlere gidebileceği de (tedavi edici tıp) önceden bilebilmeli, bu konuda tedbirli, bilgi olmahdır. Çocuklardan muhtaç oldukları itina esirgenme­melidir. Çocuk hiçbir zaman sürü içinde kaybolmuş -burada sü­rüden kasıt, onun binlerce çocuk içersinde belirlenmesi anla­mındadır- isimsiz bir fert olmamalıdır. Her insan bir kıymettir mühim olan onu keşfetmektedir prensibi değerlendirilmelidir.

ERGENLİK ÇAGINDAKİ GENÇLERE HISSETTİRMEDEN YAPILA­CAK YÖNtENDtRMELERE DAİR AÇIKLAMALAR

Ergenlik çağı ve tümüyle 3. kapri~ler döneminde (10.5-22

168

hatta 25 yaşlar arası) gençlerle yavaş yavaş başbaşa kalındığın­da veya rehberlik saatlerinde okullarda vd zamanlarda onlarla aşağıdaki konu ve konular. etrafında yakınlık tesis etmeye çalış­mak çok faydalar sağlayabilir.

Hayat nedir, yaşamanın amacı nedir? Hayatın amacı daha mutlu yaşamak ve daha mutlu yaşatmak olduğuna göre acaba neler yapmalıyız ki bu dünyadaki görevimizi başarılı bir şekil­de sürdürebilelim? Daha sağlıklı ve mutlu yaşayabilmek nasıl mümkün olabilir? Bu konuda bireye -bizzat onun kendisine-düşen görev ve sorumluluklar nelerdir? İnsan sağlığını oluştu­ran öğeler nelerdir? Fiziksel, mental (ruhsal, moral, ahlak) ve sosyal iyilik hali nedir? İnsan ile hayvanı, nebatı birbirinden a­yıran özellikler, insan ilişkileri (beşeri münasebetler), büyük kent yaşamı, okula gidip gelrnenin doğurduğu yorgunluklar, kö­tü alişkanlıklar (sigara vd gibi) suçluluk ve suçluiwğa y~nelim, zeka, psikomotor güçler (insanın akıl ve ruh sağlığına oluşturan melekeler), bunlarla ilgili hastalıklar ve bunların bedensel iyilik halleri ile münasebetleri, tek öğretmenden çok öğretnıenhi Öğ­renime geçiş, sosyal uyumsuzluk, örf adetler, beşeri heveslerin (zevklerin, görüşlerin) değişikliği, insanlarda anlaşılamamanın doğurduğu sıkıntılar vd. nedir? gibi konular çocuk ile tartışıla­bilmelidir. Özellikle okullarda rehberlik saatlerinde,, -bu saatler resmen de ortaöğretimde bulunmaktadır- işienmeiidir. Lise i­kinçi sınıfta okutulan psikoloji dersinde de bu tip konular fır­sat düştükce öğrencilerle örneklerle -ders saati dışında müm­künse birkaç seminer halinde de- ele alınarak nisbeten derinle­mesine bir yaklaşım sağlanabilmelldir. Öğretmenlere resmi gö­revlerinin dışında da birtakım bu yönde yönlendirici hizmetler düşmektedir. İşte bu nedenlerle öğretmenlik meslek branşı ide­alist kimselerden oluşur. Öğretmen kendi yanıp tükenirken baş­kalarını aydınlatan bir muma benzer. Tabii bilhassa anne ve ba­ba, aile bireylert de aynı konularda doğru bilgileri çocuğa akta­rabilmeli, onun bu gibi konularda ki tecessüslerini yeri geldi­ğince tatmin edebilnıelidirler. Eğer çocuğun ansiklopedi vs oku­ma alışkanhğı Iyi geliştirilmiş ise, böyle bir çalışma nisbeten hafiflik kazanır.

Hayatta başarılı olmuş Türk ve Dünya ünltüleri yeri geldiğin­ce örnek olarak gösterilmeli, onların hayat öyküieri üzerinde durulmalıdır. Hayatın sadece kendileri için değil, herkes için zor olduğu, herkesin uykuyu, istirahati, iyi ve güzel şeyleri

sevdiğini, ancak daha iyi ve güzellerini elde edebilmek için bir süre onlardan uzak da kalarak çalışabilmenirı tek çıkar yoi ol­duğu esprisi vurgulanmalıdır. Edison’un, Mozart’ın, Chopin’in ne kadar fakir ve imkansızlıklar içersinde yetiştiklerini ve eser verdiklerini yeri geldiğince anlatnıalıdır. Ünlü kompozitör Frans Liszt’i babası zorla küçük yaşındayken piano çalşıtırırdı, ünlü pianistin hayat öyküsünü anlatan kitaplar bunları yazar. Liszt babasının onu zorlayarak çahştırn-ıası sonunda müzik ha­yatına girmiştir. Sonunda büyük bir dahi olduğunu göstermiş­tir. Ama babasının bu baskısı olmasaydı yahut ta babası onu bu yola yönlendirmeseydi bugün kesinlikle dünya böyle bir müzik dehasını tanımayacaktı, Liszt’te başka işlerle ve hayat gailesiyle hayatını tüketip gidecekti. Tabii o yıllarda çocukların psikosos­yal özellikleri ve başarılı bir uyumun esasları konusu da bilim­sel olarak bilinmemekteydi. Psikososyal bilimler 19. yüzyılın son yarısı ile 2Onci yüzyılın başlarında önem ve hız kazanmaya başlamıştır. Sonuç şudur. Ünlü müzik adamı Frans Lizst’de Öğ­renmek için ilk zamanlar acı çekmiştir. Babası onu ısrarla ve e­mekle yönlen~dirmiştir.

Ailesinden uzak olan (anne-babası olmayan yahut yatılı) Öğ­renciler de mevcut durumlarına uyum gösterebilrneleri için yar­dırn edilmelidir.

Dersleı-de başarısızlık nedenleri arasında öğrencinin ders çalışma yöntemini bilmemesi de önemli bir sorun oluşturur. Pekçok ö-ğrencil~er vardır ki, çok çalışmalarına rağmen az verım alırlar. Böyle durumlarda hemen psikomotor güçler özellikle bir zeka geriliği damgası vurulmamalıdır. Örneğin not çıkararak ça­lışmak, dersi mutlaka derste öğrenmeye azanıi gayret göster­mek, derste anlayamadığı, kafasına takılan noktayı sorabilme cesareti kazanabilmesi planlı çalışabilmeyi alışkanlık haline ge­tirmek, günlük, haftalık ders çalışma planları yapabilmek ve bunlara uyabilrrıek, dinlenme zamanlarına da yine planlı olarak uyabilmek, çok çalış, iyi dinlen, mutlu ol sloganını benimsete­bilmek, dersleri yığmaıı’ıak gerektiğini bilmek, bir günlük dersi halledemezken, bunların günlerce birikmesi halinde bunun al­tından kalkabilmenin çok zorl’aşacağı gerçeğini öğrencinin sa­mimi olarak bilebilmesi ve buna iman edebilmesi çocuğa ka­zandırılabilmelidir. Böylece onun veriminin çok daha iyi değer­lendirilebilmesi mümkündür. Bunu bilinçsiz ziraat ile fenni zi­

raata benzetebiliriz. Elbette bilinçsiz ziraata göre fenni ziraatle tarlanın verimini artırmak mümkündür. Çocuğun ders çalışma yöntemi bulabilm~sinde büyüklerin onları kendi kaderleriyle başbaşa bırakmamaları doğru olur. Kimi çocuklar bunda başarı­lı olabilirler, fakat yandan çok çocuğun bu alanda yardıma ihti­yacı vardır. Daha iyi gelişebilmesi için sosyal çalışma yöntemle­riyle yönlendirilmesi mühimdir.

A.B.D.’den Dale Garnegie, esenlerinde günlük üzüntü ve ke­denlenle mücadele etmek için yol göstermiştir. Garnegie’ye gö­re, hayat günlük kompartrnanlara bölünmelidir. Her gün ayrı bir tren kompartımandır. Biri ile diğeri ayrılmalıdır. Bugünün ü­züntüsü yetenlidir. Gelecek için şimdiden üzülmek yersizdir. E­ğer biz bugünürrıüzü planlı ve iyi değerlendirebilirsek esasen yarınımızı da garanti altına alabiliriz. Bu bizce de uygundur. Çocuğa bunun kazandırılması uygun olur. Yine Garnegie’nin yöntemine göre, üzüntüler bir kağıda yazılacaktır, altına bu ü­züntülerden kurtulma planı da eklenecektir. Artık o plana göre çalışılacak üzülünüp durulmayacaktır. Bu da pek geçerli ve de uygulanması basit kaideierdendir. Çoğu zaman görülecektir ki, yazacak -yani incir çekirdeğini dolduracak- üzüntü bile bulun­mayacaktır. 0 taktirde de kişi anlamsız kuruntular içersinde ol­duğuna kanaat getirerek, bunları terk edebiiecektir. Bir söz var­dır, en büyük üzüntülerimiz küçük dertlerdir, zira onlar insanı ne güldürürler ve ne de ağlatırlar, doğrudur. Bu yöntem ile bun­dan da kurtulmak olasıdır.

Günlük sıkıntılardan kurtuiabilmek, bireyin kendi kendine tahlil edebilmek, boş zamanlarını yapıcı bir şekilde değerlendi­rebilmek, yazı kabiliyetini geliştirebilmek, çeşitli düşüncelerini daha olgunlaştırabilmek ve de dinlenebilmek için bir yol da bi­reyin hatıralarını günlük olarak yazmasıdır. Sözgelimi bunun i­Çin hergün 20 dakika ile yarım saat zaman ayrılması yukarıda sayılan kazançiları Çocuğa (gence) kazandırabilecektir. Bu da bir yöntem olarak de~erlendiri1ebilmelidir. Çok ünlü kimsenin ha­tıratlarının olması da buradan kaynaklanmaktadır.

Tabii boş zaman faaliyetleri ve bunun yönlendirilmesi bü­yük bir konudur. Çocuğun yönlendinilmesinde bu mesele daha etraflı görüşülmelidir. Boş zaman faaliyetleri (recreation prog­nam) örneğin bir müzik aletiyle meşgul olmak, onu çalmayı Öğ­renmek, sadece o an için değil, gelecek için de türlü yararlar

sağlayacaktır. Özellikle günümüzde bireyin kendisini rneş~gul e­debilecek türlü uğraşiara sahip olması daha büyük önem ka­zaıımıştır. İş hayatı ve bilhassa emeklilik hayatında bireyin bu yıllarda kazandığı veya geliştirdiği iyi bir boş zaman uğraşısı o­nun yardımına koşacaktır. Nice gençler vardır ki, boş zamanla­rını zararlı işler peşinde geçirirler, havasız, sigara dumanları ile adeta nefes alınamaz hale gelmiş kahvelerde kağıt oyunları vs oynanlar. İşte bu durumlarda da başta anne-baba ve sonra çocu­ğun tüm sosyal çevre bireyleni ona yönlendirme teknikleri yar­dımıyla (yani onu zorlamadan, usulüne uygun olarak) yardım e­debilmelidirler. Hatınlanacağı gibi yönlendirıne teknikleri bir uzmanlık alanıdır ve bu işin uzmanları ‘Sosyal Uzmarı’lardır, bu alanda en salahiyetli kişi onlardır.

Şimdi de adolesans dönemi ÇocuğUn ve tümüyle 3. bunalım çağındaki gencin yönlendirilmesiyle ilgili olarak bazı ünlü söz­ler hatı~rlatıiacaktır.

BilgisizIiği yenerek başarıya ulaşmanın en kestirme yolu, bilgisizliği yenen büyük adamlarının ibretli hayat rnücadeleleri­ni anlatan kitapları okumak ve uyguiamaktır (Bertrand Russel).

Anisto ~insan konuşan hayvandı? der. Abdüllıakhamit Tar­han’da ilim irfan tahsil etmemiş kimsenin sadece şeklen insan olacağını anlatır ve NE>, beşer çevrell hayvan heyhat, 11m-ü Irfan t4edfr ~4d Mytt” der.

Bunun gibi bilgi zevkleri geliştinir, tabiatı öğretir, hayatın bi­linmeyen mutluluklanının kapılarını açar. Örneğin senfonik mü­Zİği tahsil etmemiş, bu konuda kendisini yetiştirmemiş bir bi­rey dünyanın bir nimetinden bize göre kendisini mahrum etmiş demektir, tabii burada tahsilden kastımız, böyle bir zevki ala­mamış anlamındadır, illa ki müzisyen olmak gibi bir anlam ha­liyle sözkonusu değildir ve bu sadece bir misaldir. Bilim ve bil­giler sayesinde birey mutlu olmayı ve mutluiuğa giden yolları daha iyi görebilir. Artık günümüzde bir fakülte bitirmek bile az bulunur hale gelmiştir. Bir hatta iki Iisan bilmenin de normal sayılabilecek bir Çağ yaşamaktayız. Bütün bunlar çalışkan olma­yı huy haline getirebilmekle kaim olacaktır. Öğrenmenin en yüksek olduğu devreler öğrencilik yıllarıdır, bu çağdan sonra yeniden birşeyler öğreı~ıebilmek hem fikri yönden ve hem de sosyal yönlerden giderek daha da zonlaşacaktır. Bu hale öğrenci ikna edilebilmelidir.

17

Öğretmen bir bakıma pusula gibidir. Doğru yolu gösteren deniz feneri gibidir. Ancak denizi yüzecek olan öğrencidir. 0 kadar yolu kulaçları ile aşmak zorunda olan bizzat gençtir. Bir kimsenin bir başkası yerine para ödemesi mümkündür fakat, bir kimsenin bir başkası yerine bilgi öğrenivermesi, sosyal kud­ret kazanması mümkün değildir. Bunu bizzat birey kendisi ya­pacaktır. Bunun için son kurtuluş buhranı da bu dönem olmak­tadır. Her öğrenci bu gerçekler usulüne uygun olarak kendisine aktarıldığı taktirde, altında bizzat kendi mutluluğu ve sağlığı bulunduğu cihetle bunlara kani olması olasıdır. Yeter ki, ebe­veyn bu sabrı ve ilgili yöntemleri uygulayabilsin.

Hayatı iyi öğrenemiyen hergün başına gelen sosyal olayları iyi yorumlayamaz, bu nedenle bu kişiler ruh hastalıklarına ya­kalanmaya çok daha müsait olurlar. Sözgelimi, kıskançlık ve çe­kememezlikle karşılaşan birey, bunun sadece kendi başına gel­diğini zannederse, bundan çok örselenir. Oysa bu tür sosyal o­laylar hemen hemen istisnasız herkes için geçerlidir. Oysa ruh hastalıklarında birey bu tip bir olayı sadece kendisinin şansızlı­ğı nedeniyle sanki dünyada bir tek onun başına gelmiş gibi ola­yı görür. Tabii bu yanlıştır. Dolayısıyla ruh sağlığını olumsuz yönde etkiler bu olay. Bunun gibi bilgili olmak bireyi türlü me­diko-psikososyal hastalıklardan da koruyacaktır. Bunların ya­nında gencin şahsi teşebbüs kabiliyetinin geliştirilmesi yolun­da da kendisine hizmet etmek lazımdır. Okul rehberlik hizmet­lerinin amaçlarından birisi de budur,

Bir insanın tahsili ne olursa olsun onu başarıya götürecek o­lan en önemli faktör kişinin şahsi kabiliyeti ve teşebbüs gücü­dür, Tarih ve sosyal hayat bunun örnekleriyle doludur.

Başarının yolu bireyin kendine güveniyle başlar. “Başarı ba­şaracağım diyenindir” (Atatürk). Bunun için gence zararlı etki­ler yapabilecek onu yanlış yönde yönlendirebilecek zararlı et­kenlerle toplum olarak mücadele etmek gerekecektir. Zararlı neşriyat, film, TV yayınlarından da gelebilir bunlar. Birbaşka deyişle kitle iletişim araçlarından çocuk rehberliği yolunda iyi yararlanmak bu konudaki çabaların hedefe ulaşmasında mühim etken olduğu da hatırdan çıkarılmamalıdır. Sadece bir ailenin kendi çocuğuna rehberlik hizmetleri sunmakla mesele her yö­nüyle hallolmamaktadır. Mümkünse toplum olarak da bu yolda hizmetler üretrnek etkinliği artıracaktır.

1 7~i

Bu çağda gençlere bir memleketin kalkınmasında o memle­ketin nüfusuna oranla bilim adamı sayısının yeterince olması lüzumu anlatılmalıdır. Ülkeye hizmet etme zevki geliştirilmesi ve bilimi sevrrtenin ülke sevmek konusunda da büyük bir katkı olacağı ÇOCUğU yönlendireı’ıler tarafından çocuğa usuliine uy­gun olarak aktarıla~bilmelidir. Tabii ülkeye hizmet sadece bilim tahsiliyle olmayacaktır. Hertürlü hizmetin ülke kalkınmasında -iyi ve değerli- olmak şartıyla, yararlı olacağı da muhakkaktır. Burada konuıııuz başarısız çocukları derslerinde başarılı yapma hususu görüşüldüğü cihetle, okulda türlü bilimler öğretildiğin­den bu konu üzerinde du2rulmaktadır. Pekala bir belediye te­mizlik işçisinin de ülke kalkınmasında yardımları asla küçüm­senemez. Burada konumuz ders çalışmayan öğrencileri, bu gö­revlerirıi daha iyi yap~abilıuelert için onlara yardım yollarıdır.

Sıkıntı çekmeden, çalışmadan başarı olamayacağı gerçeği gence uyguh şekillerle yöniendtrme teknikleri, sosyal çalışma prensipleri ile anlatılmalıdır. Basit bir örnek, yemek yemek için önce o yemeğin hazırlanması lazıırıdır. Manav, bakkal, kasap zi­yaret edilecek, ateş yakılacak, yemek hazırlanacak, tabak yıka­rıacak,~ masa, sandalye oturmtk için hazırlanacak vs. Herşey bu­nun gibidir. Hazırlık, çalışma safhalarını içerir. Çalışmadan elde edilebilecek başarılar olsa bile, bunların sürekli olamıyacağı gösterilebilmelidir. Hayattan canlı örnekler sunulabilmelidir. Hayatta zorluklar olmasaydı, başarı da oLmazdı, zorluklar insa­nın kuvvetini terbiye eder ve onları gelecekteki başarıiara ha­zırlar. Çalışmanın sonunda elde edilen zevk ve saadetin büyük Olduğu unutulmamalıdır. Tembel, mesuliyetlerini yerine getir­meyen kişi, bu durumunu çoğunlukla bilir ve bundan için için ızdıra~p duyar Ancak ÇOğU kimse de bunu başkalarının yardımı olmaksızın çözümieyemez. Sosyal hizmet ve sosyal çalışma bi­lim ve san’atı buradan doğmuştur.. İşte okul sosyal hizmeti de­nilen uğraş alanı ki, buna yurdumuzda okul rehberliği denil­mektedir, kısaca bu gereksinimden ortaya çıkmıştır. Öğrenctye, dertsiz, üzüntüsüz birey olamayacağı, ancak zekası geri olanla­rın (geri zekalıların) üzüntü duymadıkları söyienmeiidir. Aklı e­ren herkesin çeşitli olaylar karşısında üzülebileceği, sıkılabile­ceği hatırlatılmalıdır. İnsanların ancak sorunlarını çöze çöze yükseldikleri de bilinmelidir. Sorunlar olmasaydı başarı da ola­mayacaktı. Çözürnleııen sorua hayat yolunda atıluuş bir adım­dır. Yaşamak mücadele etmektir. Mutluluk da bu mücadele de

başarılı olabilmektir. Tabiat böyledir, örneğin bir kedi düşünü­lebilir, akşama kadar bir tek karnını doyurabilmek için nice ka­pılar çaLmakta, nice özveride bulunmak durumundadır, güçsüz-ler giderek erir gider, yok olur. Hayatta güçlüler kalır. Güçlü ol­manın yolu da çalışmaktan geçer. Çalışma, çalışma ahşkanhığını kazanana kadar zordur. Bu alışkanlık kazanıldıktan sonra, artık bir zevktir. Nice ünlüler ortaya bir eser çıkarayım diye değil, ancak kendilerini tatmin etmek için, sevdikleri için eserleı~İ ü­zerlerine eğilmiş ve ürünler vermişlerdir. Yazarlar da buna da­hildir. Öğrenci görevleri arasında iyi bir yargıya varabilmelidir. Okulda öğrencinin ilk görevi derslerinde çok başarılı olmak ol­nıalidır. Hedefi sınıfının emsallerinin en iyisi olabilmek olmalı­dır. Hedef büyük tutulmalıdır. Öğrenci dinlenme zamanlarını bir başka işle değerlendirirse daha başarılı olacağını bilmelidir. Boş zaman faaliyetlerinin önemi, örneğin matematikten yoru­lan ÇOCUğUn resim yapması, müzikle uğraşması gibi. Öğrenci bu yola kendisini kanalize ederse, çevresinde kendisine her yönden yardım edecek anne, baba, kardeş, öğretmen vd. kolay­hkla bulabileçektir. Kendisini yetiştirmek isteyen, çalışkan öğ­renciye yardım etmek isteyen doğal olarak çok çıkacaktır. Tabii tabiatta bunun aksi de mümkündür. Fakat ortalama olarak ha­yata atılmamış, henüz lise çağlarında bir çocuk için birincisi daha geçerli olacaktır, yani çalışması, bilmediğini sorması ha­linde yardımcı bulabilecektir etrafında. Ancak hayata atılınca, menfaat çatışmaları olduğunda, bu durum yine doğal olarak de­ğişebilecektir, o taktirde de birey, güçlü olan yaşayacağından, kendisini güçlü bir şahsiyetle ve mücadele ruhuyla yetiştirdiği oranda etkin olabilecektir.

Insan yaptığı hatalarla tecrübe sahibi olur fakat bu hatalar ne kadar erken olursa kar o nisbette fazladır. Bu durum öğren­ciye iyi bir şekilde anlatılabilmelidir. Öğrenci (genç) hata yaptı­jı zaman bu geFçe.ği hatırlamahdır:

Bilgi bizim en büyük yardımcımızdır. (Sokrat)

Yarım bilgi cehaletten daha fenadır bin yarım adam bir tam adam değfldiı

Gençliğe üç öğüciüm var. Çalış, çalış, çalış. (Bismark)

Çalışmak hayatın en önemli bir şartıdır, insanlık refaha an­irak bıeırrnla şa*~Htr4Yoitaire)

Çalışmak hayat, düşünmek ışıktır. (Victor Hugo)

1 7~

Düşünmeden öğrenmek, kaybedllmiş demektir. (Konfüçyüz) Bu söz üzerinde kısaca durabiliriz. Öğrenmeden sınıf geçmek isteyenler, ezberciler, yahutta hileli yollarda (kopye vs) iyi not almak isteyenler bu sözden gerekli dersi alabilmelidirler.

Izdırap çekmeyen deha olamaz. Çalışmak günü kısaltır, öm­rü uzatır. Paslanacağımıza yıpranalım.

Sonuç olarak 3. bunalım çağı gençlere şunları söylemek mumkundur:

Derslerinizde sınıfın birincisi olmaya çalışmak hedefiniz ol­malıdır. Yabancı dil öğrenimine ayrı bir önem veriniz. Muasır­Iaşrrıak, batının biliminden yeterince yararlanmak ve kendi iş ve meslek alanınızda daha rahat etmek için buna ihtiyacınız o­lacaktır. Planlı çalışın. Mutluluğu çalışmakta ve öğrenmekte ara-yin. Çeşitli sosyal uyum güçlüklerinizde vd rehberlik servisini­ze başvururıuz. Yoksa yakın bulduğunuz öğretmenlerirıize açı­labilirsiniz, tabii anne, baba ve diğer sosyal çevre bireyleriniz de bu konuda size yardım edebilirler. Okumanın en iyi arkadaş olduğunu daima hatırlayınız. “Hayat insanı çok dağıtıyor, ancak okuyarak kendimi toparlıyabiliyorum” (Goethe) sözünden yarar­lanınız. Meslek seçimini ne kadar erken yapabilirseııiz kendini­zi o alanda daha şimdiden yetiştirmeye çalışabilirsiniz. İdeale giden yolda benim için zor denen mefhum asla varit değildir diyebilirseniz güç kazanırsınız. ~Hiç yorulmamak üzere yürü­meye karar verenler asla yorulmazlar.” (Atatürk)

Bütün bu konuları 3. bunalım döneminde olan gençlere, an­ne, baba, çocuğun yakın sosyal çevre bireyleri, başta öğretmen ve ilgili uzmanlar fırsat koliayarak (inceden ta! eğitim) anlatmalı ve onlarda uygun davranışların ve yöneltilerin temininde hiz­met etmelidirler. Son kurtuluş buhranında olan çocukların bun­lara ihtiyacı vardır. Okul rehberlik hizmetleri ve yurt ölçüsünde bu alanda rehberlik ve araştırma merkezlerinin vd bulunması­nın gereği buradan doğmaktadır. Bu hizmetler haliyle günün şartlarına göre reorganize edilerek etkinlikleri artırılmalıdır.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :