- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Erektil Fonksiyon Bozukluğu

Erektil Fonksiyon Bozukluğu sitemize 18 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 1 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

EREKTİL FONKSİYON BOZUKLUĞU

 

 

Güçsüzlük anlamındaki empotans sözcüğü artık terkedilip yerine “erektil fonksiyon bozukluğu” terimi kullanılmaktadır. Bu terim erkeğin girişe ve cinsel ilişkiyi sonlandırmaya yeterli bir ereksiyon sağlayamaması ya da sürdürememesi durumunda kullanılır. Ereksiyon bozuklukları primer ve sekonder olarak ele alınır. Kişi hiç bir zaman cinsel ilişkiyi gerçekleştirecek nitelikte ereksiyon sağlayamamışsa “primer ereksiyon bozukluğu” olarak adlandırılır. Oldukça seyrektir ve genellikle organiktir. Bir süre işlev gördükten sonra ereksiyon bozukluğunun ortaya çıkmasına “sekonder ereksiyon bozukluğu” denir ve birincil durumlara göre çok daha sıktır.

 

Erkek cinsel işlev bozuklukları içinde en sık görüleni erektil fonksiyon bozukluğudur, %50 dolayında görülür.  Ereksiyon sorunu yaşla artar, genç erkeklerde %8, 65 yaşta %35, 80 yaş üzerinde %75, 40 yaş üzerinde ereksiyon korkusu şeklindedir. Erektil bozuklukların %20-50’si organik kökenlidir.

Erektil fonksiyon bozukluklarına geçmeden önce cinsellik, cinselliğin algılanışı ve psikosomatik döngüsünden sözetmek istiyorum.

 

Cinsel uyum: Cinsel ilişki yalnızca boşalma ve doyumu sağlayan genital birleşme demek değildir. Genel uyumun bir parçasıdır, bir çok karmaşık ruhsal olayı içerir. Yaşamda çalışmak, sevmek-sevilmek, cinsel yaşam ve toplumsal yaşam birbiriyle bağlantılıdır. Bir alandaki uyumsuzluk ve doyumsuzluk diğer alanları da etkiler. Cinsel ilişki “uygun yer, uygun zaman ve uygun eşle” gerçekleşmeli. Bu koşullar sağlanmamışsa cinsel işlev bozukluğundan sözedilemez. Cinsel organ ve eylem bir başarı ve güçlülük aracı değildir.

 

Cinselliği tanımlamak zordur, çünkü yaşam biçimi, sosyokültürel yapı, kişilik özellikleri, biyolojik yapı, diğer insanlarla ilişki biçimi ve self duygusu gibi pek çok bileşenin etkisi altındadır. Kişinin cinselliğini ve kişiliğini birbirinden ayırarak incelemek olanaksızdır. Bu nedenle “psikoseksüalite” terimini kullanmak daha uygundur. Cinselliğin gelişimi ile kişilik gelişimi birliktedir. Freud’a göre; psikoseksüel gelişim sürecinde tüm hoşa giden uyaranlar ve etkinlikler kökenini cinsellikten alır. Davranışlarımızın kökeninde cinsel uyaranların önemli rolü vardır.

Yapılan çalışmalarda ereksiyon bozukluğu %50 dolayındadır (erkek cinsel işlev bozuklukları içinde). Cinsel kimlik sorunları erkek cinsel işlev bozukluğunda yaygın bir nedendir. Eysenck yüksek nörotisizm bulmuştur.

 

Kişinin cinselliği psikoseksüel olarak 4 faktöre bağlıdır.

 

  1. Eşeysel kimlik: Kişinin biyolojik yapısı. Kromozomlar, dış ve iç genital organlar, gonadlar, hormonlar, sekonder sex özellikleri.
  2. Cinsel kimlik: Kişideki erkeklik ya da kadınlık duygusu. Bu ailesel, toplumsal ve kültürel özelliklerden etkilenir. Bireyin kendi bedenini ve benliğini belli eşeylik içinde algılayışı, benimsemesidir. Duygu ve davranışlarını buna uygun biçimde yönlendirir. Cinsel kimlik sorunları odipal dönemdeki çatışmalar, özdeşim örneğinin yokluğu, aşırı baskıcı ve suçlayıcı tutumlardan kaynaklanır.

 

Cinsel kimlik duygusu yaşamın ilk 4 yılında gelişmektedir. Bu yaşlardaki öğrenmeler, özdeşim, ilk ilişkiler cinsel kimlik duygusunun gelişiminde rol oynar. Uygun özdeşim örneklerinin bulunmayışı en önemli sorundur. Aile ve toplumda cinsel konulara karşı tutumlar da önemlidir. Örn. ileri derecede suçlamalar, günah duygusu, suçüstü yakalanma endişeleri, cinsel organlara aşırı dikkat gösterme, aşırı denetleme, yanlış bilgilenme, mastürbasyon ile hastalık ve cinsel güçsüzlük gelişimi arasında ilişkilendirme

  1. Cinsel yönelim: Kişinin cinsel dürtülerinin nesnesi. (heteroseksüel, homoseksüel, biseksüel olabilir) Cinsel rol: external davranış paternidir. Kişinin cinsel kimlik duygularını yanıstır.
  2. Cinsel davranış: Psikofizyolojik bir süreçtir. Psikolojik ve fizyolojik uyarılma ile başlayan süreç doyum ve boşalma ile sonuçlanır.

Cinsel işlev bozuklukları:

  1. Cinsel istek bozuklukları
  2. Cinsel uyarılma bozuklukları
  3. Orgazm bozuklukları
  4. Cinsel ağrı bozuklukları
  5. Genel tıbbi duruma bağlı cinsel işlev bozuklukları
  6. Madde kullanımına bağlı cinsel işlev bozuklukları
  7. BTA

Cinsel arzu (desire):

 

Cinsel dürtü (drive): Cinsel arzunun biyolojik boyutudur. Dış uyaran olmaksızın bedende hissedilen istektir. Biyolojik olarak merkezi sinir sisteminde bir cinsel dürtü merkezi olduğu düşünülmektedir. Bu merkezin hipotalamusun anteromedialpreoptik alanında bir çekirdek olduğu ve limbik sistemle yoğun ilişkileri olduğu düşünülmektedir. Nöroendokrin ve nörotransmiterlerle yakın ilişkidedir.

 

Cinsel güdü (motive): Cinsel arzunun psikolojik boyutu. Bir özel eşe cinsel amaçlarla yönelme isteğidir. Dürtüler yaşla birlikte azalmakta ,ancak güdülerimiz cinsel açıdan nasıl davranacağımızı belirlemektedir.  Güdü eşle olan ilişki biçimine göre değişebilir. Eşle olan yakınlık, uyum iyiyse güdü de artar. Bunu cinsel kimlik duygusu da etkiler. Cinsel kimlik duygusunda sorun varsa eşe olan güdülenme düşer. Eşe yönelik transferans duyguları da önemlidir. Anne, baba ve eski aşklardan gelen transferans duyguları.

 

Cinsel istek (wish): Cinsel arzunun sosyal boyutu. Biyolojik ve psikolojik yönlerinin yanısıra toplumsal etkiler de önemlidir. Toplumsal yasaklar, tabular, mitler…

 

 

Cinsel arzunun bileşenleri:

 

Kognitif (bilişsel) bileşen: Dış ve iç uyaranlar sonucunda ortaya çıkan biyolojik değişiklikler, birlikte hoşa giden duyguların yaşanması ve bunların farkedilmesi cinsel arzunun kognitif yönünü oluşturur.  Bu süreç olumlu pekiştirici rol oynar. Tutumlar, beklentiler ve korkular da kognisyonun parçalarıdır. Bunlar da olumsuz pekiştirici rol oynarlar.

Affektif bileşen: Kızgınlık, düşmanlık, öfke, anksiyete, çökkünlük, neşe ve coşku gibi affektlerimiz cinsel arzuda önemli rol oynarlar. Anksiyete otonomik sinir sisteminin ve kognitif süreci olumlu ya da olumsuz olarak etkiler. Yaygın olarak cinsel yanıtlarda anksiyetenin yıkıcı bir etkisi olduğu görüşü benimsenmiştir. Otonomik sinir sisteminde olumlu durumlarla parasempatik sistem, olumsuz durumlarla sempatik sistemin ilişkili olduğu düşünülür. Anksiyete sempatik sinir sistemini aktive ederek vazokonstruktif etki ortaya çıkarır. Ancak son yıllarda anksiyetenin sadece olumsuz etkisinin olup olduğu tartışılmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda anksiyetenin cinsel uyarılmayı kolaylaştırıcı etkisi gösterilmiştir. (Vaginal kan akımları ölçülmüş, ya da adrenalin verilip yanıtlar ölçülmüş fark bulunmamış) Genel olarak kabul edilen görüş eğer anksiyete erotik uyaranlara olan dikkati azaltıyorsa (kognitif süreci bozarak) cinsel yanıtları olumsuz etkiler.

Anksiyete ve cinsel yanıtlar arasındaki farklı ilişkiler:

  1. Anksiyete periferik otonomik etkileri ile cinsel yanıtlar üzerine etki yapar.
  2. Anksiyete erotik uyaranlara karşı cinsel yanıt gelişmesindeki kognitif süreci bozar.
  3. Anksiyete bir tehdit olarak algılanıp anksiyeteden kurtulmak için cinsel yanıtlar baskılanır.
  4. Anksiyete cinsel yanıtlardaki yetersizliğe bir reaksiyon olarak karşı ortaya çıkabilir
  5. Anksiyete cinsel yanıtı kolaylaştırabilir.

Çökkünlük de cinsel yanıtları etkiler. Deprese olunduğunda cinselliğin azalması, yükselmiş moodda ise cinselliğin artışı doğaldır. Depresif durumlarda cinselliğe karşı olumsuz bakışın yanısıra biyojenik aminlerdeki değişiklikler de cinsel isteğin değişmesine neden olurlar.

 

Cinsellik psikosomatik bir süreçtir. Psikolojik ve bedensel süreçler birlikte rol oynar. Genital yanıtlar spesifik lokal vasküler mekanizmalarla gerçekleşir. Cinsel uyarılma ise daha yaygın kardiyovasküler yanıtla ( kan basıncı, kalp atım hızı, deri kan akımının artışı gibi) ilgilidir. Orgazm ise hala nörofizyolojik bir mittir. Hem beyindeki santral süreçler hem de periferik etkilerle birliktedir. Bu karmaşık sistemi anlamada psikosomatik döngü yardımcı olur.

 

Tutumlar, beklentiler, korkular gibi kognitif süreçler limbik sistemle ilişkilidir. Oradan da spinal merkezler ve periferik ve otonomik sinirlerle ilişki içersindedir. Periferik uyarılma, genital yanıtlarla da karşılıklı etkileşim içersindedir. Bu yanıtların farkında olmayla birlikte döngü tamamlanır. Orgazm ise bu döngünün ortasındadır. Bu döngüde feedback düzenekleri de işlemektedir. Bu döngünün herhangi bir yerindeki aksaklık cinsel sorun çıkmasına neden olabilir.

 

Cinselliğin psikosomatik döngüsü

Tutumlar

Korkular

Beklentiler

Kognisyon (Biliş)

            Limbik Sistem

                                                           Orgazm                                    Yanıtın farkında olma

            Spinal merkezler

                                                           Periferal uyarılma

                                                           Genital yanıtlar

                                                           Taktil uyaranlar

Ereksiyonun psikosomatik döngüsünde  nörofizyolojik, vasküler ve psikolojik düzenekler birlikte rol oynar. Bu karmaşık düzeneğin herhangi bir yerindeki sorun ereksiyonu etkiler. Bu döngüde kognisyonun rolü önemlidir. Tutumlar, beklentiler ve cinsel organlardaki değişikliklerin farkında olma bu döngüyü tamamlar.

 

Dış uyaranlar androjene bağımlı değildir. İç uyaranların (fantaziler) yeri henüz belli değildir. Santral uyarılabilirlik uykuda ereksiyon ile değerlendirilir ve androjene bağlı nörofizyolojik düzeneklerle gerçekleşir. Uykuda ereksiyon santral sistemin kantitatif bir değerlendirmesidir. Periferik düzeneklerin de sağlam olduğunun kanıtıdır.

Ereksiyonun psikosomatik döngüsü

Kognisyon

                                               Santral uyarılabilirlik

Görsel uyaran                           Limbik sistem

Dış Uyaranlar                                                  Ereksiyon merkezleri

Taktil uyaran                                        Spinal kord                              Feedback

Periferal nöral denetim

Vasküler düzenek

Ereksiyon

NEDENLERİ

 

Psikolojik nedenleri 3e ayırabiliriz.

  1. Hazırlayıcı nedenler: Erken yaşan dönemlerinde yaşanan olaylar kişiyi cinsel sorunlar için yatkın kılabilir.
  • Bozuk aile ilişkileri
  • Cinsel kimlik duygusunda sorunlar (Odipal sorunlar, kastrasyon korkuları, bilinçdışı suçluluk duygualrı)
  • Örseleyici cinsel deneyimler (cinsel istismar, tecavüz, ensest)
  • Cinselliğe karşı baskıcı, kısıtlayıcı yanlış tutumlar
  • Yetersiz cinsel bilgilenme
  • Cinselliğin başarı, güç gibi algılanması
  1. Tetiği çeken nedenler: İşlev bozukluğunun başlangıcındaki bazı olaylar ve deneyimler tetiği çekebilir.
  • Çocuk doğumu
  • Eşle ilgili sorunlar
  • Eşin cinsel sorunları
  • Beklentilerin gerçekleşmemesi
  • Organik sorunlar
  • Travmatik cinsel deneyimler ( reddedilme, ilk denemede yetersizlik)
  • Aldatılma
  • Depresyon , anksiyete gibi ruhsal hastalıklar
  • Yaşlanma
  1. Sürdüren nedenler: İşlev bozukluğunun sürmesine neden olurlar.
  • Performans anksiyetesi
  • Yetersizlik beklentisi, korkusu
  • Suçluluk duyguları
  • Eşler arasında ilgi azalması
  • Eşler arasında iletişim bozuklukları
  • Gebelik korkusu
  • Yetersiz cinsel bilgi
  • Cinsellikle ilgili mitler
  • Ruhsal hastalıklar (depresyon, psikoz, bu nedenle kullanılan ilaçlar)

 

 

Psikolojik ve fiziksel nedenler arasındaki sınırları çizmek her zaman kolay değildir. Her iki neden grubu birbirini etkileyebilir. Ereksiyon bozukluğuna yol açabilen organik nedenlerin bir kısmı ruhsal sorunlar doğurabilecek bozukluklardır (örn.tiroid hastalıkları, nöroendokrin hastalıklar gibi) . Ayrıca organik bozuklukların yarattığı kaybın farkedilmesi yetersizlik duygularına neden olarak sorunu ağırlaştırabilir. Örneğin diabetik nöropatiye bağlı kısmi bir ereksiyon güçlüğü varsa buna ikincil olarak ortaya çıkan ruhsal sorunlar tam bir işlev bozukluğuna yol açabilir. Bunlardan başka yaşamı tehdit eden bedensel hastalıklar (MI, serebral sorunlar gibi) sonrasında da cinsel işlevlerde kayıp gelişebilir.

 

Fiziksel hastalıklarda psikolojik etkenlerin rolü:

 

Bedensel hastalıklara karşı gösterilen psikolojik tepkiler bazı nedenlerle ilişkilidir.

  1. Bireysel tepkiler:
  • Yetersizlik beklentisi: Kişi bedensel hastalığının cinsel yaşamını etkileyeceğine inanır ya da az da olsa etkiler. Cinsel yaşamındaki en ufacık sorun bile cinsellikten uzaklaşmasına neden olabilir.
  • Ağrı ya da zarar görme beklentisi: Örneğin kalp krizi geçiren bir kişi krizin yineleyeceğini, kalbinin duracağını sanabilir. Kaçınma davranışına neden olur.
  • Kendilik kavramında bozulma: Cinsel çekiciliğini yitirdiği kaygısı
  • Depresyon: Bedensel hastalıkların yol açtığı depresyon
  1. Eşin tepkileri:
  • Anksiyete: Hastalığın cinsel yaşamı bitirdiği düşüncesi
  • Suçluluk: Cinsel istekleri nedeniyle suçluluk duyar.
  1. İlişkinin doğası:
  • Uyumsuzluk:
  • Önceki cinsel uyumun zayıf olması:
  1. Tıbbi personelin tepkileri
  • Tartışmadan kaçınma: Hastalıktan kaynaklanabilecek sorunları anlatmanın verdiği sıkıntıdan kaçmak için konuşmamayı seçme.
  • Gelişigüzel tartışma: Yüzeysel ya da genel bilgiler vermek yararsızdır.
  • Bilgi yetersizliği: Bazı durumların nelere yol açtığı bilinemeyebilir tıbbi olarak.

 

Cinsellikle ilgili mitler:

Erkekler her zaman cinsel ilişkiye hazırdır ve isterler

Sex erkeğin denetiminde olmalıdır

Cinsel ilişki=Koitus (diğerleri gerçek ilişki değil)

Tüm fiziksel temaslar koitle sonlanmalı

Erkekler duygularını dışarı vurmamalı

Erkek kadını nasıl hoşnut edeceğini bilmeli

Cinsellik eşler orgazma kendiliklerinden ulaşırlarsa iyi bir şeydir.

Masturbasyon kirliv ezararlıdır

Cinsel ilişki sırasında masturbasyon yanlış

Erkek ereksiyon güçlüğünde ise eşini çekici bulmuyordur

Cinsel ilşki sırasında fantezi kurmak yanlış

Freud’a göre kadınlara yönelik duygularla kadınlara cinsel istek duygularını uzlaştırmada yetersizliktir. Katı ve suçlayıcı süperego, güven duygusunda yetersizlik, hoşagidilmeyecek olma duyguları, yetersizlik duyguları, partnerle aradaki güçlükler,

Cinsel kimlik sorunları, gizil eşcinsellik bir başka nedendir. Odipal korkular nedeniyle sevgi ve cinselliğin birbirinden ayrılması.

Ruhsal nedenler kişisel ve sosyokültürel etkenlerin bir bileşkesi gibidir. En yaygın neden anksiyetedir ve olumsuz koşullanmaya yol açar. Cinsel eylemle anksiyete yaratan olaylar arasında bağ kurulur., bu bağlantı öğrenilir. Ereksiyonun gerekli olduğu zaman cinsel uyarılma yerine kişi endişe ve kaygı hisseder. Ereksiyon gerçekleşmez. Bu anksiyete gerçekten olmuş ya da olması beklenen olaylarla ilişkilidir. Cinsel açıdan baskı altında geçirilmiş bir çocukluk, cinselliğin günah ve pis olarak algılanması, yetersiz uyarılma, partere yönelik düşmanca hisler, gebelik korkusu, hastalık kapma korkusu, reddedilme korkusu, ereksiyon güçlüğünün yineleyeceği korkusu, stresler, erken boşalma korkusu, bedensel hastalığın artacağı korkusu gibi nedenler anksiyeteye yol açabilir. En sık korkulardan biri de kendinin ya da eşinin beklentilerini karşılayamayacağı endişesidir. Yüksek oranda “performans anksiyetesi” sözkonusudur.

Ereksiyon bozukluğuna yol açan ilaçlar:

Li, Amfetamin, TCA, Flufenazin, tiyoridazin, antiht, antiparkinson, propranolol

Özellikle adölesan dönemde toplumsal baskı ile birlikte denemeler, bunlarda yaşanan başarısızlıklar güçsüzlük korkularının yerleşmesine neden olur. Her deneme bir sınav niteliği taşır ve kısır döngüye girer. Bir cinsel ilişki uygun eş, uygun yer ve zamanda olmadıkça empotans tanısı konmamalıdır.

 

 

TANI

ÖYKÜ:

Başka bir organik ya da ruhsal bozukluk olup olmadığı, ilaç alkol ya da başka madde kullanımı, eşi ile aradaki ilişki sorunları, yaşam zorlukları, 

Cinsel bilgi düzeyi

Cinselliğe bakış, duygu ve düşünceler, tutumlar, mitler

Cinsel arzunun değerlendirilmesi

Cinsel ilişkinini değerlendirilmesi (öncesi, ilişkiye başlama, sonrası, ne kadar konuşabiliyorlar, ne kadar uyarabiliyorlar, ne kadar dokunabiliyorlar)

İlk deneyim, beklentiler örselenmeler

Cinsel sorunun doğası ve gelişimi

Allta yatabilecek ruhsal hastalığa yönelik öykü

 

 

Tüm bu konular başvuran kişi ve eşiyle  açık ve rahat biçimde konuşulmalı, tedirgin etmeyecek biçimde sorulmalı, diğer yaşam sorunları, diğer olağan işlevlerle birlikte aynı olağanlık ve doğallık içinde sorgulanmalı

 

 

Ruhsal Muayene

Psikometrik incelemeler:

Kişilik testleri: MMPI, HKE

Depresyon ölçekleri (Beck, Zung, Hamilton)

Anksiyete ölçekleri (STAI I ve II)

Cinsel işlevlere yönelik testler: GRISS

Cinsel kimlik algısına yönelik BEM

 

            GRISS ERKEK FORMU

 

Kaç kez cinsel ilişki ?

Eşle cinsel ilişkinin gidişinin söze dökülmesi

(nelerden hoşlanır, nasıl uyarılır) ne düzeyde ?

Eşe dokunabilmenin düzeyi ?

Sertleşmenin düzeyi ?

Ön sevişme döneminde sorunlar ?

İlişkiyi başlatma biçimi ?

İlgi ve isteğin düzeyi

 

 Her soru için “hiçbir zaman”, “nadiren”, “bazen”, “çoğu zaman”, “her zaman” şeklinde beş cevap şıkkı yer almaktadır.

 

       

BEM CİNSİYET ROLÜ ENVANTERİ

 

1.Hiç uygun değil         2.Genelikle uygun değil           3.Bazen uygun değil                4.Kararsızım

5.Bazen uygun 6.Genellikle uygun                   7.Her zaman uygun

 

 

TEDAVİ YAKLAŞIMLARI

 

Alltta yatan ruhsal hastalığın tedavisi

Yapılacak tedavi görüşmesinin özellikleri

            Açık ve rahat bir biçimde uygun bir ortamda görüşülmeli

            Kişiyi tedirgin etmeyecek bir biçimde

            Yaşamın diğer alanları sorgulanırkan doğal bir biçimde cinsel alanla ilgili konulara girilmeli

            Her iki eşle ayrı ayrı ve birlikte görüşülmeli

            Tedavinin amcı, beklentiler, eşlerin katkıları ve katılımlarının önemi vurgulanmalı

           

Seks Terapisi (Masters-Johnson)

 

Cinsel işlev bozukluklarını hedef alan , koşullanma ve öğrenme ilkelerini kullanan davranışsal bir tedavi yöntemidir. Amaç: Temelde yatan  yanlış koşullanmaları silip yerine uyuma dönük olanları öğretmektir. Bunsüreç yavaş olmalı, kolaydan zora, az bunaltı yaratandan çok bunaltı yaratana doğru sistematik bir şekilde gitmelidir. Her iki eşin tedavi sürecine aktif katılımları gerekir. Evlilik ilişkisi tüm olarak ele alınır, cinsel ilişkinin bunun bir parçası olduğu vurgulanır. Evlilik ilişkisi her yönüyle yeniden kurulmaya çalışılır. Sorunlardan oluşan kısır döngü belirlenip bu kırılmaya çalışılır.

 

Cinsel organlar ve cinsel eylemle ilgili bilgilendirme yapılır

Performans anksiyetesini kırmak için cinsel ilişki yasaklanır

Cinsel eylem egzersizlerini içeren ev ödevleri sistematik bir biçimde verilir

geribildirimlerle verilen ev ödevlerinin denetimi yapılır

            Yüksek duyusal farkındalığa odaklanma (eşinin ve kandi bedenini tanıma)

            Bedensel hazzı almayı ve vermeyi öğrenme

            İsteklerin söze dökülmesini ve dışa vurulmasını sağlama

Dokunabilme, uyarabilme (genital ve genitel dışı) , haz alma, kas egzersizlerini içerir.

Kısa dönem bir tedavi ve davranış yönelimlidir.

 

Farmakoterapi: sınırlı. Altta yatan hastalık için tedavi.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :