- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Eğitim Sistemimiz ve Öğrenci Seçme Sınavı Sonuçları

Eğitim Sistemimiz ve Öğrenci Seçme Sınavı Sonuçları sitemize 27 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Eğitim Sistemimiz ve Öğrenci Seçme Sınavı Sonuçları

Prof. Dr. İbrahim Ortaş

Çukurova Üniversitesi

Makale – 2003

Özet

Öğrenci seçme sınav sonuçları ilk defa bu kadar tartışılır oldu. Tartışmanın odağında on binleri aşan sayıda sıfır puan alan öğrenciler üniversiteye giremeyen milyonlarca öğrenci yanında meslek liselerinin üniversite sınavına eşit puan koşullarında girme isteği yatmaktadır. Sınav başarısı üzerinde tek tek öğrencilerin yetenekleri, çabaları ve ailenin sağladığı olanaklar önemli, ancak milyonlarca öğrencinin aynı anda sınırlı sayıdaki üniversite kapısını aşındırma sınavına sokulmasını sağlayan sistemin zaafları daha önemli olmaktadır. Neden bugün 18 milyon öğrencisi olan bir ülkenin Milli Eğitim sistemi sürekli değişiyor? Neden bugün yeterli okulumuz yok diye çocuklarımızı özel vakıf okullarına devlet parası ile okutmaya çalışıyoruz? Yetiştirdiğimiz çocukların başarı durumu nedir? Bu eğitim sistemi ile bilgi çağını yakalayabilir miyiz? Bu soruların muhatabı kim? Genç nüfusu ile öğündüğümüz ülkemizin bir gün buralara geleceğini göremeyen siyasi liderler bu duruma ne diyorlar. Bu siyasiler gelecek için ne yaptılar? Hangi siyasi partinin 20-30 yıllık planları ve projeleri bulunmakta idi ve bugünkü partilerin geleceğe ilişkin planı nedir?

İlkokuldan itibaren ezbere ve test sistemine dayalı öğretme ve değerlendirme şekli artık bir iflasın eşiğine gelmiş bulunmaktadır. Bu şekilde yetişerek sınavı kazanan ve üniversiteye gelen gençler kendilerini ve düşüncelerini ifade etmekte zorlanmaktadırlar. Tek tek başarılı öğrenciler yanında geniş bir çoğunluk dil bilgisi, bilgiye ulaşma, analitik düşünme, analiz ve sentez yeteneği zayıf olarak gelmektedir. Bu durum üniversite öğretimi süresincede devam etmektedir. Üniversitede yapılan bütün sınavların sonuçları ve gözlemler ilgi gösterilen Fen ve Anadolu gibi devlet okullarından gelen öğrencilerin başarılı olduğu yönündedir. Öğrencinin gelişimi ve psikolojisini dikkate alamayan, ezbere ve test sistemine dayalı dershane, özel okul, kurs ve gibi para tuzaklarının etkisine bırakarak birer yarış atında dönen bu gençler çok da sağlıklı olmayacaklardır.

Bu göstergelere göre Milli Eğitim Bakanlığınca uzun süreli plan ve programlar yaparak geleceğe yönelik memleketin her yanında okulların fiziki mekânlar ve eksikliği hızla giderilmeli, eğitmenlerin ücret politikası yeniden düzenlenmeli, tam gün eğitimine geçilerek sağlıklı, aşağılık kompleksi olmayan, kendine özgüveni olan ve yaratıcı düşünce ile donatılan nesiller yetiştirmeyi hedeflemelidir.

İlgi duyanlar için konuya ilişkin detaylı ve geniş bilgi aşağıda verilmiştir.

Yazının Tamamı

Son günlerin en çok konuşulan konusu ÖSS ve orta öğretim sınav sonuçlarında on binlerle ifade edilen sayıda sıfır alan öğrencilerdir. Nüfusun büyük çoğunluğu genç olan bir toplumda her yıl sınava giren bir milyonun üzerindeki geniş bir liseli öğrenci kitlesi yanında 18 milyona varan ilk ve orta öğretim öğrencisidir söz konusu olan.

Sınav sonuçları gerek orta öğretim sınavlarında ve gerekse üniversite sınavlarında bazı öğrencilerin tüm soruları cevaplandırarak tam puan almaları yanında geniş bir yığının ise her yıl artan sayıda sıfır puan almaları gelmektedir. Tek tek öğrenciler başarılı. 2003 ÖSS birincisi Emre Kacar örneği gurur verici; kutluyorum ancak ya 26.448 bin öğrencinin sorulan hiçbir soruya cevap vermemesine ne demeli? Son on yılda artan sayıda öğrencinin hiçbir soruya cevap vermemesi tesadüf müdür? Bakalım gelecek yıl bu sayı daha da artacak mı? Genelde Türkiye’nin matematik ortalaması 2 soru civarında; fizik ortalaması daha kötü durumda. Ancak sınavı kazanıp üniversiteye gelen öğrencilerin büyük çoğunluğu sanki hiç matematik bilmiyor, kimya ve fizik dersi görmemiş gibi. Sınavlardaki başarıya bakmak için test sınavı ile klasik sınav karşılaştırıldığında test sınavı sonuçları daha yüksek çıkmaktadır. Klasik sınavda sorulan sorular daha basit ve esnek olmasına rağmen öğrencilerin sorulan açıklama ve yorum katma becerisinin düşük olduğu görülmektedir. Nedeni sorulduğunda ilkokuldan bu yana test çözerek buraya kadar geldiklerini ve böyle yetiştirildiklerini belirtmektedirler. Kabahat kimin?

Matematik bilmeyen bir insanın günümüzün yoğun ekonomik çıkmazında yaşamını kurtlara kaptırmadan sürdürmesi mümkün mü? Bütün dünyanın tecrübesi, matematik bilmeyen bir toplum nasıl bilim yapar dünyayı anlamaya çalışır? 2003 İnsani Gelişme Raporu’na göre, Türkiye’nin 175 ülke arasında 96’ncı sıraya inmesi ile öğrencilerinin ÖSS sınav sonucundaki matematik ortalaması arasında bir ilişki var mı? Bunun derinden sorgulanması gerekir. Atatürk’ün çok önem verdiğim şu özdeyişi; ‘Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat, için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, sapmadır’ ne zaman ve kim tarafından yaşama geçirilecektir?

Peki 18 yaşın üzerindeki yaklaşık 27 bin gencin (ilave 40 bin de orta öğretimde) zeka sorunu mu var ki sıfır puan alıyor? Hepimiz biliyoruz ki çocuklar çok da zeki. Ben sık sık bu konuyu işliyorum. Çocuklar zeki ancak kendilerini ifade etme şansı tanınmamıştır. Gençlere değer verilmemiş, kendileri dinlenilmemiştir. İlkokuldan itibaren eğilimleri izlenmemiş, kendilerine ne tür eğilimleri olduğu, neler yapabilecekleri söylenmemiş ve ülkenin içinde bulunduğu işsizlik ve güvensizlik kişiyi de güvensiz yapmaktadır. Benim ile dertleşen gençlerin tamamının kaygısı geleceğe yönelik iş bulma kaygısıdır.

Orta öğretimde durum daha da vahim. Fen ve Anadolu liseleri ile bazı meslek liselerine ilişkin Ortaöğretim Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı’nın (OKÖSYS) sonuçlarına göre geçen yıl 2 bin 773 öğrenci sıfır puan alırken bu yıl 40 bin 586 öğrenci sıfır puan aldı. Bu durum ilköğretimin iflas ettiği anlamını taşımıyor mu? Milli Eğitim Bakanı Çelik, ‘Maalesef Türk Milli Eğitim sisteminin gerçeği bu’ diyor. Genel değerlendirme ÖSS sınav sonuçlarında olduğu gibi matematik ortalamasının gerilediği yönünde. Doğru yanıt ortalamaları Türkçe’de 9.94, fen bilimlerinde 3.63, matematikte 3.11 ve sosyal bilimlerde 8.25 oldu. Matematik testindeki ortalama geçen sene 5 civarındaydı. Bence bu konunun ciddi şekilde incelenmesi gerekir.

Uzmanlar öğrencilerin sıfır puan almasının nedeni olarak öncelikle, öğrenci, bilgisinin başka sistemlerle ölçülmesini istemesi yanında, okulla sınav arasında bağlantının kurulamaması gösterilmektedir. Ayrıca bazı okul yönetimleri ve ailelerin ‘Bize derece getir, biz diğer dersleri idare ederiz’ diyebilmeleri yani kendilerinin de sadece test üstünde yoğunlaşmasını sağlıyor. Bir çok pedagog Türkiye de işlenen bu yoğun okul-dershane kursları sisteminin çocukları yarış atı gibi hazırladığını, bunun sakıncaları olduğunu ve dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir durumun olmadığını vurgulamaktadırlar.

Bu konu ile doğrudan ilgili olduğunu düşündüğüm ÖSYM üzerinde yapılan tartışmada sınava giren herkesin (meslek lisesi çıkışlılar dahil) aldığı puana göre yerleştirilmesidir. Bu görünüşte doğru gibi gelebilir, ancak bütün dünya ülkeleri üniversiteye gidecek öğrencileri yeteneklerine göre ilk ve orta öğretim sürecinde yönlendirerek alan belirlemeye çalışmaktadır. Modern üniversite anlayışında Matematik ve Fen ağırlıklı mühendislik fakültelerindeki eğitime temel oluşturacak olan, teknik liselerin kazandırmış olduğu uygulama becerisinden çok matematik ve fen bilimleri alanında almış oldukları temel bilgilerdir. Liselerde temel bilimleri analiz ve sentez yeteneğine uygun olarak öğrenen, analitik düşünebilen düşüne bilen, soru sorabilen alt yapısı yetişmiş insanlar yetiştirilir. Bu bilgiler ile donatılacak öğrenciler normal lise programlarına yönlendirilir diğerleri ise daha çok el becerisi ve teknik bilgi gerektiren dersler ile yüklenilir. Bir mühendis tamirce değildir ve bu yönde bir beklentide olmamalıdır. Onun için meslek liseleri için şu anda ÖSYM tarafında uygulanan puan sistemi doğru ancak eksiklikleri bulunmaktadır. Yapılması gereken Milli Eğitim Bakanlığı şimdiden orta öğretimden itibaren çocukları yeteneklerine göre kimin hangi okullara gidebileceğini ve bu okulları bitiren öğrencinin üniversiteye girme şansının ne olduğunun öğrenci ve ailesi tarafından bilinmesidir. Böylece her yıl üniversiteye girmeyi bekleyen milyonlarca öğrenci yerine daha iyi temel bilimler almış ve üniversite okuyabilecek şekilde yetiştirilmiş kişilerden seçme ile öğrenci alınır. Bütün dünyada böyle yapılmaktadır.

Ancak hedefi net olarak oluşturulmamış (herkese mi üniversite eğitimi yoksa ülkenin gereksinim duyduğu yetişmiş insan gücü mü?) ve her iktidarın kendi anlayışına göre son 50 yılda organize etmeye çalıştığı ve ağırlıklı olarak ezbere dayanan eğitim sistemi ile yaklaşık 18 milyon öğrenci okul-dershane-kurs arasında gider gelir.

Evet üniversiteye ezbere bilgi ile gelen öğrencinin ilk, orta ve lise öğrenimindeki başarı hedefi yalnızca sınavı kazanmak olarak belirlenmiş ve bütün enerjisini sınavı kazanmaya yöneltmiş ve sonunda bütün yaşamını ve geleceğini 2.5 saatlik bir sınavda alacağı puana bağlamıştır. Öğrencilik yıllarında ailelerinde sınav kaygısı ve bilinçsizliğinin de katkısı ile kitap okumanın israf olarak algılandığı ilk gençlik yıllarında genç, gençliğinin, zevklerinin ve eğilimlerinin bilincine varamamaktadır. Tanıdığım bir çok aile, çocuğunun oyun için kısa süreliğine dışarı çıkmasını bile sınava hazırlanmakta olduğu süreden çalınmış zaman olarak algılayarak gencin kendine zaman ayırmasını istememektedir. Bu ailelerin kötü niyetinden değil bilgi eksikliği ve stratejik hatasının bir sonucudur. Bu şekilde yetişen genç, zevkleri, eğilimi, beklentileri, ne tür meslekten hoşlandığını ve ileriye yönelik olarak hangi alanda yenilik yaratabilirim bilinci oluşmamaktadır. Bu şekilde sınavı kazanan genç üniversiteye ayak bastığı günden sonra da üniversiteyi lise gibi görmekte ve benzer davranışları sergilemektedir. İşte bu noktadan sonra da biz öğretim üyeleri gelen malzemenin iyi olmadığını ve bu malzemeden iş çıkamayacağını kestirip atmaktayız. Yine burada sorulması gereken soru öğretim üyesi mi öğretme stratejisi geliştirmeli yoksa öğrenci mi yoksa ikisinin dışında eğitim sistemimi toptan mı sorgulanmalıdır?

Çoğumuz neden bu öğrenciler yeterince üniversite eğitimini algılamamakta yetersiz kaldığını sorgulayıp şu soruları sorma konusunda kafa yormuyoruz:

  1. İlköğretim okulları ne durumda, çocukların ikili öğretim gördüğü, sınıfların kalabalık, oyun aralarının kısalığı, öğretmenlerin maddi yetersizliği sonucu kendilerinin geliştiremediği ve bu yetersizliğin yansımasının çocukların bilincine yansıtılması sorgulanmaktadır. ÖSYM tarafından yapılan sınavlar nedeniyle görev aldığım bazı ilk ve ortaöğretim okullarının iç mekanları koyu gri renkli, yerler kirden geçilmiyor, sınıfların genel görünümü içler acısı, ne öğrenci resimleri ne de çocukların içini açacak bir iki yeşil salon bitkisi var. Binaların dış mekanı aynı şekilde; bir iki ağacın dışında yeşillik yok denecek kadar az, her taraf beton yığını.

  1. Lise öğrenimi gencin tam ergenlik dönemidir, bu dönemde gencin kendisi kimsenin umurunda değil, tek hedef sınavı kazanmak ve bunun için ne gerekirse o yapılmaya hazır. Lisenin ilk iki yılı okunur, son sınıf neredeyse çocukların raporla geçirdikleri bir dönemdir. Çünkü sınavda lise son sınıftan neredeyse hiç soru gelmemektedir. Çocuklar hafta içinde ve hafta sonu boş zamanının tamamı neredeyse dershane tarafından doldurulmaktadır. Sonuç kendisini tanımadan eğilimini bilmeden üniversiteye kapağı atan bir genç ve bizler başlıyoruz tenkit etmeye “gelen malzeme iyi değil”. Yine soruyorum, hangimiz bu durumun nedenlerini, nasıl oluştuğunu, tek tek öğrencilerin, ailelerin, öğretmenlerin, yetkililerin, bu ülkenin uzun süreli projeksiyonunun çizmek zorunda olan bakanlık yetkililerinin bundaki payı nedir? Sorguladık mı?

  1. Biz üniversite öğretim üyeleri ve yönetimleri olarak öğrencilere ne kadar şans tanıyoruz, onları ne kadar sıcak karşılıyoruz. Çoğumuz hayatımız boyunca hiçbir öğrenciyi tanımaz, kapımızdan içeriye girmesine izin vermeyiz. Üniversite öğrencisinin üniversitelilik bilincinin gelişmesinde üniversite ortamı, kendini ifade etme özgürlüğünü sağlayabiliyor muyuz?

Peki neden 1946’da kurulan Köy Enstitüleri o dönemde UNESCO tarafından Dünyaya Türk eğitimi model örnek olarak gösterilirken bugün her iktidar döneminde yenibaştan değiştirilmektedir. Türk eğitim tarihine bakıldığında Cumhuriyetin eğitim projesinin bu dönemde şahlandığı ancak çok kısa sürede önünün kesildiği görülmektedir. Ne oldu kim bu ülkenin yurttaşlarının üst düzeyde eğitilmelerini istemedi? Hiç sorgulandı mı? Bugün hızla artan ve bir sektör haline gelen dershanecilik, özel okullar, özel kurslar nereden çıktı? Bunların başarılarını geçmişin eğitim modelleri ile karşılaştıracak ve eğer bir yanlış var ise buna bir son verecek vatansever yok mu?.

Hepimizin gözlemleri sonucu oluşan olgu her kim iktidara gelirse gelsin ilk yaptığı iş hemen Milli Eğitimdeki yöneticileri değiştirmektir. Neredeyse ilkokulların yaz boz tahtasına dönen yönetici değişimi Türk Milli Eğitim sisteminin bugün içine sürüklendiği duruma dönüşmüştür. Okul yöneticiler maddi yetersizlik ve ilgisizlikten şikayetçi. Bir çok okul müdürü velilerin desteği ve bağışlarla ayakta durduklarını belirtmektedirler. Vatandaşlar eğitim kurumları adına alınan ek vergiler, katkı payları ve bağışları seve-seve vermektedirler. Ancak yine de istenilen seviyede hizmet alınmadığından şikayetçi. Eğitim gönüllüleri, hayırseverlerin mal varlığı ve eğitime katkı payı paraları ile kaç okul yaptırıldı ve ne kadarı yaptırılmayı beklemektedir, bu konudaki bilgiler yeterizdir.

Her ne kadar ÖSS sınav sonucuna göre devlet okulları başarılı ise de son yıllarda devlet okullarına olan güvensizlik nedeniyle özel okulların sayısı devlet okullarını aşmıştır. Ülkenin her kasabasına yerleşen dershanecilik bugünkü sonuçların bir göstergesidir. Peki bu sonucun sorumlusu yüz binleri bulan gençler mi? Yetkililer kendilerini bundan hiç sorumlu tutmuyorlar mı?

Bütün bu sonuçlar çocukların değil sistemin sorgulanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Artık eğitim sistemimiz adına yakışır şekilde Milli Eğitim’e uygun olarak köklü, çağın gereklerine ve, bilimsel normlara uygun olarak hazırlanması gerekir. Artık her Milli Eğitim bakanı nüfusunun çoğunluğu genç olan bir toplumun geleceğini düşünerek en az 20 yıllık projeksiyonlar çizmek zorunda olmalılar. Neden eski yöneticilerimiz ileride bu denli yığılmanın olacağını düşünmediler. Buna göre okul, alt yapı ve öğretmen yetiştirme programı yapmadılar. Yoksa bir makama oturunca bütün her şey çözülmüş oluyor mu?. Şimdi sormak gerekir eski Başbakanlara, Milli Eğitim Bakanlarına, Müsteşarlara ve diğer devletin eğitim ile ilgili sorumlularına, geleceğe yönelik ne yaptılar?. Yoksa sürekli benim adamım deyip tayın işleri ile mi uğraştınız. Değilse bugünkü tablonun göstergeleri her gün geçtikçe daha kötüye giden eğitim sistemi nereden geldi? Sizce de sıfır puan olan çocuklar değil de, eğitim sistemi ve bunun mimarları sorumlu değil mi?

Bir yurttaş olarak bu ülkenin vergileri ile okudum. Köy yerinde cumhuriyet ruhu ile coşan ve çırpınan hocalarımın motivasyonu ile buralara kadar ne dershane ne de özel ders alarak geldim. Bu gün bu ruhu işleyecek öğretmelerin sayısının azaldığı görülmektedir. Bir toplum bu ruhu kaybederse o ülkenin sağlıklı eğitim alması beklenilmemelidir. Sonuç beklenilen gibi olacaktır. Eğer gelecekte söz sahibi olmak istiyorsak şimdiden en büyük seferberliği eğitime ayırmamız gerekir. Bütün göstergeler ve uzmanların görüşü Fen ve Anadolu Liseleri (İngilizce eğitim de başka bir sorun) gibi önem verilen kurumun okulları başarılı. Açık söyleyeyim özel okul dershane vs kaldırılmalı, memleketin her yanında okulların fiziki mekânlar ve eksikliği hızla giderilmeli, ücret politikası yeniden düzenlenmeli ve öğretmenin sokakta mendil satması ayıbı ortadan kaldırılmalı, tam gün eğitimine geçilerek sağlıklı, aşağılık kompleksi olmayan, kendine özgüveni olan ve yaratıcı düşünce ile donatılan nesiller yetiştirmek zorundayız. Çağı ancak bu şekilde yakalarız.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :