- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Dissosiyatif Bozukluklar

Dissosiyatif Bozukluklar sitemize 18 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 1 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

RUHSAL BOZUKLUKLAR HAKKINDA KISA BİLGİ

  • Dissosiyatif Bozukluklar
  • Dissosiyatif Amnezi (Bellek Yitimi)
  • Dissosiyatif Füg (Kaçış)
  • Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu

Depersonalizasyon Bozukluğu

DİSSOSİYATİF BOZUKLUKLAR

Genel özellikler, psikolojik nedenlerle orta çıkan bellek, bilinç, kimlik veya çevrenin algılanmasının kaybıdır. Herhangi bir beyin hasarı söz konusu değildir. Bu başlık altında 4 hastalık ele alınır

DİSSOSİYATİF AMNEZİ (bellek yitimi)

Yeni bilgileri öğrenme kapasitesi bozulmamış olmakla birlikte, genellikle stresli ve travmatik durumlarda görülen önemli bilgilerin ani kaybı söz konusudur. Bu unutma, olağan bir unutkanlıkla açıklanamaz. Hastalar, genellikle bellek kaybından haberdar ve bu konuda uyanıktırdır. En yaygın tipinde, lokal amnezi söz konusudur. Burada, kısa bir zaman dönemine ait olaylar unutulmaktadır. Hastalarda bu tür kısa süreli hafıza kaybına karşı belirli bir aldırmazlık söz konusu olabilir. Bilinçte hafif bir sislenme görülebilir.

Dissosiyatif bozukluların en yaygın olanıdır. Felaketlerin ardından veya savaş anlarında daha sık görülür. Kadınlarda daha fazladır. Ergenlikte, erken erişkinlikte ortaya çıkar. Emosyonel travmalar hastalığa katkıda bulunur.

Bu hastalarda, bellek kaybı, elem verici psikolojik çatışmalara ikincildir. Hastalık aniden sonlanabilir; az sayıda tekrarlamalar olabilir.

DİSSOSİYATİF FÜG (kaçış)

Hasta, herzamanki evinden veya işinden uzak bir yere, ani, beklenmedik seyahatlere çıkar. Önceki kimliğini, ailesini, adını yani önceki kimliğininin önemli kısmını hatırlayamaz ya da hatırlamakta güçlük çeker. Genellikle yeni bir kimlik takınır. Ani bellek kaybıyla birlikte, amaçlı, açık zihinle, uzak mesafelere, uzun süren seyahatlere çıkma görülür. Seyahat daha çok başıboş dolaşma şeklindedir. O sırada, geçmiş yaşamıyla ilgili kısmi ya da tam bellek kaybı söz konusudur ve kişi bunun farkında değildir. Yeni kimliğiyle tamamen normal bir görünümdedir; gariplik içinde görülmez. Bazen bu yeni kimlikte şaşkınlık ve yönelim bozukluğu olabilir.

Nadir görülen bir hastalıktır. Felaketler ardından ve savaş zamanlarında artar. Emosyonel travmalar hastalığın ortaya çıkışına katkıda bulunur. Aşırı alkol kullanımı yatkınlık geliştirebilir. Borderline, histrionik ve şizoid kişilik bozukluklarında daha sık görülür. Genellikle kısa sürer, ancak aylarca sürebilir ve çok uzak mesafelere seyahatler görülebilir. İyileşme genellikle kendiliğinden olur ve hızlıdır. Hastalığın yinelemesi nadirdir.

DİSSOSİYATİF KİMLİK BOZUKLUĞU

Aynı kişide ayrı kişilik ve kimlikler yaşanır. Kişi o sırada, sanki diğer kişiliği yokmuş gibi, o anda yaşadığı kişilik, tutumlarına ve davranışlarına hakim olur. Hasta ikinci bir kimliğe geçtiğinde, orijinal kişilik genellikle hatırlanmaz; orijinal kişilik diğerinden haberdar değildir. Bir kişilikten diğerine geçiş genellikle anidir. Her kişiliğin ayrı karakteristikleri vardır. İki kişilik psikolojik teste tabi tutulduklarında tamamen ayrı sonuçlar verirler. İki kişilik, başka cinsiyetten, başka yaştan başka ırktan olabilir. Bu hastalık daha çok filmlere konu olmakla birlikte, eskiden sanıldığı kadar az görülmediği düşünülmektedir.

Ergenlik ve erken erişkinlikte görülür. Daha erken yaşlarda da başlayabilir. Kadınlarda daha fazla ortaya çıkar. Birinci derece akrabalarda daha çok görülür. Çocuklukta ruhsal ve fiziksel kötüye kullanım, hastalığın etiyolojisinde rol oynar. Bunların büyük çoğunluğu cinsel kötüye kullanımlardır. Bu cinsel kötüye kullanımların en yaygını ensest’tir (ebeveyn, kardeş, dayı, amca gibi kişilerle yaşanan cinsellik, eski Türkçe “fücur”). Çocuklukta yaşanan bu olaylar, dehşet ve acıdan kendini uzaklaştırma ihtiyacına yol açar. Bu uzaklaşma ihtiyacı, orijinal kişiliğin ayrı yönlerinin bilinçdışı bir bölünmesine yol açar. Her kişilik gerekli emosyon ve durumu ifade eder; öfke, cinsellik, yetenek gibi. Bunlar, orijinal kişiliğin ifade etmeye cesaret edemediği niteliklerdir. Kötüye kullanım sırasına çocuk, dehşet verici fiillerden, kişiliğin çözülmesiyle kendini kurtarmaya çalışır. Bunu yaparken, özde başka bir kişi olur ya da kötüye kullanımın olmadığı veya olamayacağı başka bir kişi olur. Çözülmüş kendi’ler, uzun süreli, farkedilmiş emosyonel tehditlerden kendini korumanın kökleşmiş yöntemi olur. Epilepsi (sara) ile birlikte görülebilir. Dissosiyatif bozuklukların en şiddetlisidir ve kroniktir. Tam düzelme olmaz.

DEPERSONALİZASYON BOZUKLUĞU

Kişinin kendisi veya bedeninden sürekli ve yineleyici ayrılma hissini yaşamasıdır. Rüyada olma, kendini dışarıdan seyrediyormuş hissi gibi. Kişi, kendi ve bedeni hakkında gerçek dışılık duygusu içindedir. Bunun yanında gerçeği değerlendirme yetisi bozulmamıştır. Bu duygular benliğe yabancıdır. Zaman ve uzay algısında bozulmalar, kol ve bacakların olduğundan çok uzun ya da kısa görünmesi, derealizasyon (dış dünya hakkında tuhaflık hissi) yaygındır. Hastalar kendilerini robot gibi hissedebilirler. Başdönmesi, depresif belirtiler, obsesyon, anksiyete ve bedensel zihin uğraşları sık görülür. Hastalığın kendisi nadir olmakla birlikte aralıklarla gelen depersonalizasyon dönemleri sık görülür. 40 yaşın üzerinde başlaması nadirdir. Kadınlarda daha sık olabilir. Şiddetli stres, anksiyete, depresyon, rahatsızlığa yatkınlık sağlar. Genellikle ani ortaya çıkar; kronik olmaya eğilim gösterir.DİSSOSİYATİF BOZUKLUKLAR

Öğr. Gör. Dr. Aslıhan Sayın-G.Ü.T.F. 5.sınıf ders notları

 

Genel tanımlama:

Bu gruptaki hastalıkların psikopatolojisindeki teme düzenek dissosiyasyondur. Dissosiyasyon; kimlik, bellek, algı ve çevre ile ilgili duyumlar gibi normalde bir bütün halinde çalışan işlevlerin bütünlüğünün bozulmasıdır. Diğer bir niteliği de, davranışların bireyin normal davranış biçiminden ayrılarak bağımsız bir şekilde tek başına işlev görmesidir.

Dissosiyasyon çoğunlukla travmaya karşı bir savunma düzeneği olarak ortaya çıkar. Travma karşında oluşan dissosiyasyon iki işlevi yerine getirir: travmadan kaçmayı sağlarken, aynı zamanda, yaşamın geri kalan bölümünde travmanın yer etmesindeki zorunlu işleyişi de geciktirir.

Beş alt tipi vardır:

  • Dissosiyatif amnezi
  • Dissosiyatif kimlik bozukluğu
  • Dissosiyatif füg
  • Depresonalizasyon bozukluğu
  • Başka türlü adlandırılamayan dissosiyatif bozukluk

DİSSOSİYATİF AMNEZİ

Anahtar belirti; genelde travmatik olan ya da yoğun strese neden olan önemli kişisel bilgilerin, sıradan bir unutkanlıkla veya organik bir durumla açıklanamayacak bir biçimde hatırlanmamasıdır. Bu belirti dışında hastalar tamamıyla sağlıklı görünürler ve uygun işlevsellik gösterirler.

En sık rastlanan dissosiyatif bozukluktur. Kadınlarda daha sık görülür. Genelde stresli ve travmatik olaylara eşlik eder. Dört alt tipi vardır:

  • Sınırlı amnezi: En sık rastlanan tiptir. Birkaç saat-birkaç gün gibi kısa süreli olaylarla sınırlı bir bellek kaybı vardır.
  • Yaygın amnezi: Tüm yaşam olayları ile ilgili bellek kaybı vardır.
  • Seçici amnezi: Sadece bazı olayların, veya bazı kişilerin hatırlanmadığı bir durum söz konusudur.
  • Sürekli amnezi: Olaylar yaşanmasının hemen ardından unutulur (anterograd amnezi). Bu nedenle yeni anılar oluşturulamaz. Bir başlangıcı vardır. Başlangıcından bulunan ana dek her şey unutulmuştur.

Hastanın üstesinden gelemediği (cinsel veya agresif) bir dürtünün hayal edilmesi veya gerçek bir şekilde dışa vurulması hızlandırıcı bir etken olabilir. Hastalar genellikle belleklerini kaybettiklerinin farkındadırlar. Bazı hastalar bellek yitimi konusunda endişelidirler, bazıları aldırmaz ve ilgisiz görünürler.

Kullanılan savunma mekanizmaları bastırma ve yadsımadır. Bastırma ile benlik tarafından kabul edilemeyen veya benliği aşırı derecede rahatsız eden dürtüler bilinç tarafından bloke edilir. Yadsıma ile dış gerçekliğin bazı yönleri bilinç tarafından görmezden gelinir.

Ayırıcı tanıda organik etiyoloji (örneğin; kafa travması, geçici tam amnezi) sonrasında amnezi, demans ve yapay bozukluk akla gelmelidir.

Belirtiler genelde birden bire sonlanır ve az sayıda yinelemelerle birlikte iyileşme tamdır. İkincil kazançlar varsa durum daha uzun sürebilir.

Tedavide iv verilen tiyopental ve amobarbitulat gibi kısa etkili barbitulat ve benzodiazepinler hastaların unuttukları anıları anımsamalarında yardımcı olabilir. Hipnoz kullanılabilir. Yitirilmiş anılar bir kez geri gelince, psikoterapi hastaların bilinçli durumlarıyla hatıralarını birleştirmede yardımcı olabilir.

DİSSOSİYATİF FÜG

Başlıca belirti, kişinin geçmişini ve önemli kimlik bilgilerini (örneğin; ad, aile) unutup, evinden ya da alışageldiği ortamdan ayrılmasıdır. Kısmen ya da tamamen yeni bir kimliğe bürünür.

Oldukça nadir görülen bir durumdur. En sık savaş sırasında, doğal afetlerden sonra veya yoğun bir iç çatışmadan sonra (örneğin; evlilik dışı bir ilişki) orataya çıkar. Alkol veya madde kullanımı, epilepsi, travma öyküsü, depresyon, bazı kişilik bozuklukları (sınırda, histrionik, şizoid) yatkınlaştırıcı etkenlerdir.

Klinik olarak amnestik durumlarının farkında değildirler. Önceki kimliklerine döndüklerinde, füg başlangıcındaki zamanı hatırlayabilirler, fakat füg sırasında yaptıklarını hatırlamazlar. Çoğunluk saatler veya günler sürer. Nadir olgularda aylar boyu sürebilir, tam bir yeni kimlik geliştirmiş ve karmaşık ilişkilere girmiş olabilirler.

Organik ruhsal bozukluklar, dissosiyatif amnezi, yapay bozukluk ve temporal lob epilepsiden ayırıcı tanısı yapılmalıdır.

İyileşme genelde kendiliğinden, hızlı ve tamdır. Yinelemeler nadirdir.

DİSSOSİYATİF KİMLİK BOZUKLUĞU (ÇOĞUL KİŞİLİK)

İki veya daha fazla birbirinden ayrı kimlik ve kişiliğin (alter kimlikler) aynı kişide bulunması ve bu farklı kişiliklerin birbirinden farklı davranış, ilişki kurma biçimi ve tutumlar içine girmesi ile karakterizedir. Bu kimliklerden ya da kişilik durumlarından en az ikisi kişinin davranışlarını zaman zaman denetim altında tutar. Kişilik sayısı genelde 5-10 arasındadır. Bir kişilikten diğerine geçiş ani ve dramatiktir. Hasta genelde diğer kişiliğe ve onun baskınlığı sırasında yaşadığı olaylara amnestiktir.

%90-100’ü kadındır. Geç ergenlik ve genç erişkin dönemlerde başlar. Psikiyatrik eş tanılar sıktır. 2/3’ü intihar girişiminde bulunur. Travmatik çocukluk çağı öyküsü (fiziksel ve/veya cinsel istismar) sıklıkla bulunur. Bu bozukluğu geliştirmeye eğilim hem psikolojik hem de biyolojik olarak bulunabilir. Bu kişilerde EEG anormalliklerine ve hipnoz edilmeye yatkınlığa sık rastlanır.

Ayırıcı tanıda sınır kişilik bozukluğu, hızlı döngülü bipolar bozukluk, şizofreni ve kompleks parsiyel nöbetler akla gelmelidir. Prognoz açısından dissosiyatif bozuklukların en kötüsüdür, çoğunlukla kronik seyreder ve iyileşme tam değildir.

Tedavi amaçlı psikoterapide öncelikle farklı kimlikleri ayrı ayrı tanımaya çalışmak, ego güçlerini değerlendirmek, travmanın üzerinde durmak ve en son aşamada kimliklerin birleştirilmesini sağlamak gerekir. Bazı olgular hipnozdan faydalanabilir. Eşlik eden belirtilere uygun ilaç seçilmelidir. Genel olarak hastaneye yatırılmaları gerekmez. Ancak intihar düşünceleri ve eylemleri, kendini yaralama, anksiyete, depresyon ve saldırganlık olasılığı varsa yatırılmaları gerekir.

DEPERSONALİZASYON BOZUKLUĞU

Kişinin kendi gerçeklik duygusundan ya da bedeninden ayrıldığı hissinin olduğu, ya da sanki bunları dışardan bir gözlemci gibi izlediği hissinin yaşadığı, sürekli veya yineleyen yaşantıların olduğu bir bozukluktur. Bu yaşantısı sırasında kişinin gerçeği değerlendirmesi bozulmaz.

Genel toplumun yaklaşık %70’inde depersonalizasyon izole bir fenomen olarak görülebilir. Bu tanıyı koymak için belirtilerin yinelemesi ve klinik açıdan belirgin bir strese ya da toplumsal, mesleki işlevsellikte azalmaya neden olması gerekir. Anksiyete bozuklukları (örneğin; panik atak sırasında), depresyon ve şizofrenide depersonalizasyon bir belirti olarak bulunabilir.

Ayırıcı tanıda epilepsi ve beyin tümörü mutlaka dışlanmalıdır. Çoğunda belirti yoğunluğu herhangi bir önemli dalgalanma olmaksızın, sabit bir seyir izler. Tedavi ile ilgili bilgiler yetersizdir. Destekleyici ve iç görü yönelimli psikoterapi önerilir. Eşlik eden belirtilere yönelik ilaç verilebilir.

KAYNAKLAR

  • 1- Yüksel N (2006). Ruhsal Hastalıklar kitabı. MN Medikal & Nobel, 3. baskı, Ankara.
  • Kaplan HI, Sadock BJ, Grebb JA (1994). Synopsis of Psychiatry. Williams & Wilkins, 7th edition, Baltimore, Maryland.

Dissosiyatif bozukluk belirtileri nelerdir?

Özellikle çocukluk çağında yaşanan, çok sayıda ve tekrarlayan ruhsal travma oldukça sık görülen dissosiyatif bozukluklara yol açabildiği gibi başka ruhsal bozukluklarda da ek olarak dissosiyatif özelliklerin görülmesine neden olabilir. Dissosiyatif bozukluğu olanlarda kronik ve ilaçlara yanıt vermeyen depresyon görülür. Kişi zaman zaman ruhen açılsa da tam mutlu olamaz, kendisini sık sık üzgün hisseder.

Bazı kişilerde organik neden bulunamayan bedensel yakınmalar, baygınlık nöbetleri, öfke krizleri, intihar düşünceleri, gün içersinde hatırlayamadığı davranış ve zaman dilimleri olması gibi belirtiler görülebilir. Kimilerinde ise şizofreni olmadığı halde, kafasının içersinde tartışan kendisine ait ya da yabancı sesler duyabilir. Bu gibi durumlar yanlış olarak depresyon, şizofreni, ya da ‘borderline’ kişilik bozukluğu sanılabilir. Ancak bu hastalıklara ait tedavilerle sonuç alınamaması uyarıcı olmalıdır.

Gençlerde ve çocuklarda dissosiyasyon

Dissosiyatif bozukluklara gençler arasında çok rastlanır. Çocuklarda da görülür. Çocuk yaşta tedavisi daha kolaydır. Özellikle öfke patlamaları, evde ya da arkadaşları arasında şiddet kullanma, bazı söz ya da davranışlarını hatırlamama ve bu nedenle yalan söylüyor gibi görünme, ders başarısında nedeni anlaşılamayan dalgalanmalar olması, kimi zaman keyfi yerinde görünürken zaman zaman öfkeli, üzgün ruh hallerine kapılma en sık görülen belirtiler arasındadır.

Cinsel konularda fütursuz davranma, uyuşturucu madde kullanma, intihar girişimi, kendi bedenine zarar verme gibi davranışlar olabilir. Özellikle tedavisiz kalan vakalarda bu gibi yönlere sapma daha fazla görülür. Evde dissosiyatif durumu olan bir çocuk ya da gencin varlığı anababa ve tüm aile için de çok zor bir durumdur, bir çok anababanın evliliği bu nedenle sarsılır.

Dissosiyatif bozukluk olan durumlarda hemen her zaman 10 yaş öncesinden başlayarak çocukluk çağında olumsuz yaşam deneyimlerine rastlanır. Bunlar kimi zaman sıklıkla dövülme, aşırı derecede eleştiriye uğramış olma, cinsel taciz, ya da ihmale uğramış olma gibi bariz travmatik olaylardır. Ancak vakaların bir çoğunda ilk bakışta bu tür olaylar görülmese de (‘Görünürde Normal Aile’ ) anababa tutumlarında dissosiyatif bozukluk yaratan kimi özelliklere rastlanır. Görünürde travmatik yaşantılar olmasa da model (‘cici’) çocuk olma yönünde aşırı baskı ya da aşırı derecede şımartma gibi etkenler de benzeri olumsuz sonuçlar yaratabilmektedir.

Çocuğun küçük olduğu yaşlarda anne baba arasında sık olarak aşırı tartışmalar cereyan etmesi, anne ya da babanın çocukla ilişkilerinde farketmeden çift (çelişkili) mesaj kullanmaları, aile içi gizli cepheleşme, aile içinde sahte uyum gibi ilk bakışta dikkati çekmeyen fakat yakından tanımakla anlaşılan travmatik etkenler bulunur.

Dissosiyatif Aile

Bazı ailelerde küçük ya da büyük sırlar olur. Ailede yaşanan kimi olaylar görmezden gelinir. Kimi aile bireyleri,özellikle anababalar bazı olaylardaki sorumluluklarını algılamak istemezler,çünkü bu suçluluk duygusu yaratır. Buna karşılık kişilerin bazı gerçekleri kendilerinden bile saklamaları bazan ailede bir kişiyi günah keçisi haline getirir, o bir çok duyguyu diğerleri adına da yaşar.

Bu nedenle, dissosiyatif ailelerde çoğu zaman bir kişi (bazan evdeki çocuk ya da genç) ruhsal sorunlar yaşarken diğerleri normal görünürler. Psikiyatristin görevi böyle durumlarda tüm aileyi ele alarak bir kişilik hasta konumunu taşımak zorunda kalan bireyi sağlıklı duruma çekmektir. Bu yaklaşım genellikle hem o bireye hem de ailenin bütününe yararlı olur. Özellikle çocuk ve gençlik psikiyatrisinde bu tür durumlara daha sıklıkla rastlanır.

Normal dissosiyasyon var mıdır?

Gündelik yaşamda en sık rastlanan dissosiyasyon bazı yaşam gerçeklerinin görmezden gelinmesidir. Bu bir tür yanılsamadır. Örneğin genellikle uzun yaşayacağımızı düşünür, gelecekle ilgili planlar yaparız. Ancak aslında bu bir yanılsamadır, çünkü insan hayatı pek çok nedenle beklenenden önce son bulabilir. Nitekim, bu tür olaylar travma etkisi yapabilir, kişinin uzun yaşama yanılsamasını sarsar, onu dezillüzyonize eder, hayal kırıklığına sokar. Yine gündelik yaşamla ve topluma uyumla bağdaşmayan pek çok duygumuzu dissosiye ederiz (örneğin öfke, korku vb.).

Bu tutum toplum düzeninin ayakta kalmasını sağlar, ama çoğu kişinin pek çok şeyi içine atmasına neden olur. Öyle ki, duygudan yana kısıtlı, ‘görünürde normal kişiliğiyle’ yaşamasına neden olur. Bireysel varoluşumuz tehdit altına girdiğinde ise bu duygular harekete geçer, kimi zaman da bu patlama beklenenden aşırı biçimde olur. Gündelik yaşamın minor travmatik yaşantıları çoğu kişiyi az da olsa duygudan yana kısıtlı bir görünürde normallik ile aşırı duygusallık arasında git-gel içersine sokar.

Dissosiyatif bozukluklar nasıl tedavi edilir?

Dissosiyatif bozukluklar bir ilaç tedavisinin henüz bulunmadığı tek psikiyatrik bozukluk grubudur. Serotonerjik antidepresanlardan yararlanılabilir, ancak etkisi sınırlıdır. Tek yararlı tedavi yöntemi psikoterapidir, psikoterapi ile tam iyileşme olanağı vardır. Prof.Dr.Vedat Şar yönetimindeki Istanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Klinik Psikoterapi Birimi’nde, son on yıl içersinde pek çok hasta tam iyilik noktasına dek tedavi edilmiş ve iyilik durumlarını yıllar boyu koruyabilmişlerdir.

Dissosiyasyonun psikoterapisi ancak bu konuyu bilen terapistler tarafından yapılabilir. İyi yapılmayan psikoterapi yıllar da sürse sonuç vermez ve kişinin yardım alma umudunu ve terapiste güvenini körelttiğinden sonraki müdaheleleri de güçleştirir.

Travma ve Dissosiyasyon Nedir?

Kişinin başından geçen olayların yarattığı stres onun dayanabilme gücünü aştığında ruhsal travma yaşantısı ortaya çıkar. Dolayısı ile aynı olay değişik kişilerde travma etkisi yapabilir ya da yapmayabilir. Psikiyatride tüm ruhsal bozukluklar travma ile ilgili olanlar ve olmayanlar biçiminde ikiye ayrılabilir. Bilinen ruhsal bozukluklar içersinde bazıları büyük oranda travma etkisi ile oluşanlar bulunduğu gibi, ağırlıklı olarak bünyesel (biyolojik-genetik) etkenlerle oluşan bozukluklarda da travmanın ikinci dereceden de olsa bir rolü bulunabilir.

Ruhsal travma doğal afet, trafik kazası, hastalık, ölüm gibi nedenlerle olabileceği gibi insanın insana yaptığı kötülük nedeniyle de oluşabilir. Çocuklukta olan ve uzun süre devam eden travmalar, özellikle ailelerin çocuk yetiştirmede yol açtığı olumsuzluklar erişkinlikte de izleri görülen kronik ruhsal bozukluklara yol açabilir. Erişkinlikte yaşanan travmalar ise daha sınırlı bir etki yaratırlar, ancak kişinin daha önceki yaşam öyküsüne bağlı olarak kronikleşen reaksiyonları da başlatabilirler.

Ruhsal travma kişinin ruhsal dünyasında iç çelişkilere, sık duygusal oynamalara, birbirine karşıt düşünce biçimleri arasında gidip gelmeye, travma ile ilgili konuları zihinden uzaklaştırma çabalarına, kimi zaman da olayla ilgili konuları aşırı derecede düşünmeye, bu gibi duygulardan uzak kalma çabası içersinde duygularını ve yaşamını aşırı kısıtlamaya ve daraltmaya da götürebilir.

Ruhsal dünyamızdaki iç uyum ve harmoninin kaybına genel olarak sağlıksız dissosiyasyon adını vermekteyiz. Dissosiyasyon sözcük olarak ayrılma, bölünme, kopma, çözülme gibi anlamlar taşır. Psikolojik açıdan ise kişinin zihninde yer alan duygu,düşünce, anı ve benzeri içerikleri geçici olarak kompartımanlaştırması, bir kenara koyması anlamına gelen bir mekanizmadır. Bu mekanizma aşırı ölçüde olduğunda kişinin ruhsal bütünlüğü tehdit altına girer.

http://www.vedatsar.com/travma_dissosiyasyon.htm

 

                                    DİSSOSİYATİF BOZUKLUKLAR                    

 

                                                   Prof.Dr.Vedat Şar

 

            Dissosiyasyon: Bölme, ayırma, kopma. Bağ kurmanın (assosiyasyon) karşıtı. 

Zihindeki bir enformasyonun başka bir enformasyonla normalde olması gereken bağı azalmakta, kopmakta. Burada enformasyon ile sadece bilgi değil; anı, duygu, düşünce vb. kastedilmektedir. Kişi bu içeriğin bir bölümüne zaman zaman erişememekte. Erişilemeyen enformasyon aslında yok olmamıştır, varlığını kimi klinik belirtiler içersinde dolaylı olarak belli eder, ne var ki hasta ona her durumda ulaşamaz. Klinik açıdan, dissosiyatif bozukluklarda normalde bütünleştirici, birleştirici (entegratif) olan bellek, kimlik ya da bilinç işlevlerinde bozulma ya da değişme görülür.

Travma ile en fazla ilişkisi olan psikiyatrik bozukluk !

            Travma sıklığının en yüksek olduğu psikiyatrik bozukluk grubu. Tüm psikiyatrik bozukluklar içersinde etiyolojik olarak çevre etkenlerine en fazla bağlı olanı. Hastanın aile bireylerinde normal popülasyondan daha sık değil, genetiğin payının olmadığı ya da en zayıf olduğu grup (örneğin şizofreni ya da bipolar bozuklukla karşılaştırıldığında.

İlaç tedavisi olmayan tek psikiyatrik bozukluk !

            Bir ‘antidissosiyatif’ ilaç yok.  Psikoterapi ile tedavi edilebiliyor. Tam tedavi olanaklı, psikoterapi ile tedavi edilmiş ve aradan yıllar geçmesine rağmen bir daha ruhsal durumu bozulmayan çok sayıda hastamız var. Ancak psikoterapinin ve psikoterapiyi yapanın kalitesi önemli. İyi ve doğru yürütülmeyen tedaviler sonuç vermez. Bu nedenle dissosiyatif bozukluklar ortalama psikiyatri ve psikoterapi için sınayıcı bir konu.

Aile ile ilişkili !

            Her ne kadar hastanın aile bireylerinde dissosiyatif bozukluk sık değilse de bu bozukluğu hasta durumundaki aile üyesinde yaratan davranışlar çok. Hasta durumundaki birey daha çok bir kurban konumunda. Bazı ailelerde bu istismar (fiziksel, duygusal,cinsel) ya da ihmal boyutunda olabilir. Bir çoğu ise Görünürde Normal Aile durumundadır. Ancak gerçekte hastayı travmatize etmektedir. Özellikle çocuk ve gençlerde dissosiyatif bozukluk oluşumunda, aile ne kadar normal görünürse görünsün, bir şekilde pay sahibidir. Ancak, bir kez dissosiyatif bozukluk oluştuktan sonra, bu aile için güç bir durumdur ve bu kez hasta da ailesini çok zor durumlara sokabilir.

Dissosiyatif kimlik bozukluğu (DKB)

Dissosiyatif bozuklukların en ağır olanı. Majör dissosiyatif bozukluk da denebilir. Bütün dissosiyatif belirtileri bir arada ya da değişen gruplar halinde gösterebilir: Amnezi, füg, depersonalizasyon, kimlik çatışması, kimlik değişimi, somatoform dissosiyasyon (konversiyon), dissosiyatif psikoz, işitsel ve görsel varsanı, travma sonrası stres belirtileri.  Eskiden çoğul kişilik deniyordu, bu terim nadir görülen bir bozukluk olduğu izlenimini yanlış olarak verdiği için adında değişikliğe gidildi.

 

Dissosiyatif bozukluk kişilik bozukluğu değildir !

Dissosiyatif kimlik bozukluğu ve diğer dissosiyatif bozukluklar hepsi DSM-IV’de Eksen I de kodlanırlar.  (Kimlik ile kişiliği karıştırmayınız) . Dissosiyatif bozukluklar Eksen II ile ilgili değildir. Bozukluğun sürdüğü dönemde  ilk bakışta bir kişilik bozukluğu (örneğin borderline kişilik bozukluğu) var gibi görünse de bu yanıltıcıdır, dissosiyatif bozukluğun bitmesi ile bu durum ortadan kalkar. Psikiyatristin bu durumu kişilik bozukluğu gibi görmesi

tedaviyi kötü etkiler. Hastayı kendisi, terapisti, ve toplum gözünde stigmatize eder (kötü damgalanma).

 

            DKB’de anamnez:

            Flaşbek yaşantıları, tek ya da tekrarlayan intihar girişimi, kendi bedenine zarar verme, zaman zaman kendi davranışlarını ve konuşmalarını hatırlamama, evinde nereden geldiğini bilmediği eşyalar, yazı ve çizimler bulma, uyku bozukluğu, kronik dirençli depresyon, kronik başağrısı (migrene benzer), organik nedeni bulunamayan başka çeşitli fiziksel yakınmalar, yeme bozukluğu, madde kullanımı…

 

            Dissosiyatif bozukluk hastası hangi yakınmalarla başvurur?

            Psikiyatri kliniğine acil olarak depresyon,  somatoform belirtiler (konversiyon nöbeti), intihar girişimi,  flaşbek yaşantıları, kendi bedenine zarar verme davranışı, dissosiyatif psikoz gibi nedenlerle ve kimi zaman acil olarak başvururlar. Psikiyatrik görüşme ile bu belirtilerin kaynaklandığı dissosiyatif bozukluk saptanır.

Acil olmayan ayaktan hastalarda başvuru biçimleri biraz daha farklıdır. Karı-koca ve diğer partner sorunları, öğrencilerde ders başarısızlığı, dalgınlık, unutkanlık, amaçsızlık, mutsuzluk, aile problemleri, çok sayıda psikiyatriste gidilmiş olmasına rağmen tedavilerden yarar görmemiş ve değişik ve çelişkili tanılar konulmuş olma, yanlış olarak borderline kişilik bozukluğu düşünülmüş vakalar bu popülasyonda dikkati çeker. Bazıları obsesyon, panik, yeme bozukluğu hastası gibi görünebilir. Yanlış tanı ile şizofreni olarak izlenmiş kişilere dahi rastlanır.

 

            Dissosiyatif bozuklukta tanı koydurucu (OLMAZSA OLMAZ) belirti nedir?

            Kişinin içinde kendine ait olmadığını hissettiği (not-me experience) , yabancı gördüğü ruhsal unsurların bulunmasıdır. Kişi bunu, içinde kendinden başka bir kişinin ya da ikinci bir kişiliğin olduğu biçiminde hisseder. Daha elementer tablolarda, bu içinde kendisine ait olmayan düşünce, duygu, ya da eylem planları sunan ya da onu yönetmeye çalışan bir odağın varlığı biçiminde hisseder. Bu bir yabancılaşma (depersonalizasyon) durumudur ve dissosiyasyonun olmazsa olmaz, ana belirtisidir.

 

Gençlerde ve çocuklarda DKB:

5 yaşından itibaren klinik belirtileri seçilebilen vakalar var. Tanı konulursa çocukta tedavisi erişkinden daha kolay ve çabuk. Hiperaktivite ile karışabilir. Okul uyumsuzluğu, kardeş geçimsizliği gibi görünebilir. Gençlerde öfke patlamaları önde gelir, sıradan gençlik sorunları ile karışır.

 

            Dissosiyatif bozuklukların hangisi daha sıktır?

En ağır tablo olan dissosiyatif kimlik bozukluğu (DKB) dahi toplumda %1 gibi önemli (şizofreni ile aynı) bir oranda görülür. Bunların pek azı tanı almıştır, büyük bölümü ya tedavi görmemekte, ya da yanlış bir tanı altında tedavi görmektedir. DKB ölçütlerini tam olarak doldurmayan fakat ona çok benzeyen vakalar ise DKB’nin 8-9 katı sıklıktadır. Halk sağlığı bakımından asıl önemli grubu bu gibi vakalar oluşturur. Bu vakalara DSM-IV’te  DDNOS (dissociative disorder not otherwise specified) denilmektedir. Gelip geçici fakat tanı alabilecek düzeyde dissosiyatif amnezi vakaları %7 dolayındadır. Tek başına dissosiyatif füg nadirdir  (0.2%), füg vakalarının altından daha kronik dissosiyatif bozukluklar çıkar. Depersonalizasyon bozukluğu ise % 2.5 dolayındadır. Hepsi toplandığında kadın nüfusta dissosiyatif bozukluk prevalansı % 18, dolayında olup erkeklerde daha az olması olasıdır. Bu vakaların yaklaşık olarak yarısının majör dissosiyatif bozukluk olduğu (DKB ya da DDNOS) anlaşılmaktadır. Erkeklerde daha düşük prevalanslar elde edilmesinde erkeklerin dissosiyatif bozukluk belirtilerini daha fazla saklamalarının rolü olabilir. (Günümüzde kadınlar hemen bütün tanı gruplarında psikiyatriyle temas kurmaya daha açık bir tutum göstermektedirler. Bunun sosyolojik nedenleri olabilir).

           

Dissosiyatif amnezi:

Önemli kişisel bilgilerin sıradan bir unutkanlıkla açıklanamayacak biçimde anımsanamamasıdır. Hastada bu durumu açıklayan organik bir bozukluk yoktur. Kişisel yaşantılara ilişkin normalde bilinçli zihne çağrılabilen anı grupları elde edilememekte ya da geçici olarak elde edilse bile bilinçte tam olarak tutulamamaktadır. Bazı anı, duygu ve düşünceler ya da büyük anı grupları ve bunlarla bağlantılı duygulara  erişilememektedir. Amnezi sıklıkla ağır bir psikososyal stres sırasında başlar. Dissosiyatif amnezi genellikle ani başlar ve biter. Ancak, yavaş başlangıç (genellikle başağrısıyla birlikte ya da olmaksızın gelişen hafif bir bilinç sislenmesini izleyerek) ve yavaş iyileşmeler (zaman içersinde anı parçaları  ortaya çıkar) de gözlenebilir. Sıklıkla genelleşmiş bir amnezi ardından daha sınırlı bir amnezi durumuna geçilir. İyileşme sıklıkla kendiliğinden olur. Çoğu vaka görünürde tamamen iyileşir, ama özellikle stres etkenleri devam ediyorsa yinelemeler görülebilir.

Fiziksel-nörolojik ve ruhsal muayene, EEG ve  gereken ek tetkikler (beyin görüntüleme yöntemleri, toksikolojik testler vb.) yapılmalıdır. Ayırıcı tanıda başta kafa travması ve epilepsiye  bağlı olmak üzere organik kaynaklı ruhsal bozukluklar, diğer dissosiyatif bozukluklar, ve temarüz dikkate alınmalıdır. Çoğu hasta yakını organik kaynaklı ruhsal bozukluklarla gelen hastalarda da çeşitli stres etkenleri tanımlar ve bu bilgiler yanıltıcı olabilir. Bu bakımdan ayırıcı tanıda öyküden çok fiziksel muayene bulguları ve ruhsal gözleme önem verilmelidir. Hastanın genç ve organik risk etkenlerinden  (arterioskleroz, hipertansiyon vb.) uzak bir kişi olması, tablonun çok ani başlaması, belirtilerden hemen önce ortaya çıkan belirgin  bir stres etkeninin bulunuşu, belirtilerin kendiliğinden ya da çevreden uzaklaştırma ile hızla düzelmesi dissosiyatif bozukluk yönünde düşündürür. Entoksikasyona bağlı durumlar toksik maddenin alındığının gösterilmesi ile anlaşılır.

             Dissosiyatif füg

             Kişi kendisini birden nasıl geldiğini bilmediği bir yerde bulur, aradan geçen sürede olanları hatırlamamaktadır. Dakikalar, saatler, ya da günler sürebilen böyle bir füg dönemi sırasında her zamankinden farklı bir kimlik edinmiş gibi davranır, karmaşık işlevleri yerine getirebilir ve çevresindekilerce durumundaki olağandışılık farkedilmeyebilir.

Dissosiyatif füg tipik olarak kısa sürer. Saatleri ya da günleri kapsayabilir, kısıtlı bir  ölçüde de olsa seyahat görülür. Ender olarak aylarca sürebilir ve binlerce kilometrelik seyahatler olabilir. İyileşme genellikle uyku ardından ani olur.

Genellikle bir psikososyal stres etkeni ile bağlantılı olarak  meydana gelir. Savaş,doğal ve toplumsal afetler sırasında olabilir. Öyküde kişisel reddedilme, kayıplar, başarısızlıklar, evlilik sorunları ve parasal sıkıntılar görülebilir.

             Fiziksel-nörolojik ve ruhsal muayene, EEG ve gereken diğer ek incelemeler yapılır. Ayırıcı tanıda organik kaynaklı ruhsal bozukluklar (epilepsi, entoksikasyon vb.) ve diğer dissosiyatif  bozukluklar dikkate alınır. Organik sendromlarda kişilik değişikliği görülebilir, fakat karmaşık bir seyahat ya da başka bir kimlik edinilmesine raslanmaz. Dissosiyatif füg  öncesinde bilinçte sislenme olur ve bu durum organik kaynaklı bir tabloyu akla getirebilir. Organik vakalar EEG’de yavaşlama ya da başka bulgular gözlenerek ayırdedilebilir. Temporal lop epilepsisinde dissosiyatif fenomenler  ya iktal olaylarla bağlantılıdır ya da interiktal disforiye karşı savunma olarak oluşur. Epilepsiye bağlı füglerde motor fenomenler ve seyahat genellikle basit özelliktedir, işlevsel gibi gözükse de stereotipiktir ve yeni bir kimlik edinmeyi içermez.

Dissosiyatif amnezide amaçlı bir seyahat görülmez, ancak dolaşma ve hedefi görece belirsiz bir seyahat görülebilir. Yeni bir kimlik edinilmez. Dissosiyatif kimlik bozukluğunda ise değişik zamanlarda tekrar tekrar ortaya çıkan ve iç bütünlük, devamlılık gösteren kimlikler vardır. Dissosiyatif kimlik bozukluğunda bir dizi olay, semptomatik davranışlar ve kimlik sorunlarına ilişkin öykü çocukluğa kadar uzanırken fügde kimlik sorunlarının başlaması fügün başlaması iledir. Temarüz ile ayırıcı tanı zordur. Uzun süreli gözlem, hipnoz ve sodyum amobarbital görüşmesi yararlı olabilir.

Depersonalizasyon bozukluğu

Kişi kendisine yabancılaştığı duygusu  içersindedir.  Gerçek olmama, yaşıyor gibi olmama ya da bedenin bazı parçalarının ayrılması ve değişmesi, ya da kendi vücuduna dışardan bakma, ya da robot gibi olma biçiminde anlatılır. Kişi ellerinin, ayaklarının değiştiğini, kendisini tanıyamadığını söyleyebilir. Bu kişiler o sırada duygularını ya da yaşadığını hissedememekten de yakınabilir. Bu yaşantılar bir kaç saat süren ve yineleyen epizodlar biçiminde olabileceği gibi devamlı da olabilir. Devamlı olduğunda kişi davranışlarını, düşüncelerini kendisine ait değilmiş gibi hisseder. Ancak böyle bir şeyin gerçekte olamayacağını bilir ve bu durumdan büyük rahatsızlık duyar.

Depersonalizasyonun fizyolojik ya da anatomik bir bozukluktan kaynaklanabileceği, ruhsal travma karşısında beynin önceden biçimlenmiş bir yanıtı olarak ortaya çıkabileceği düşünülmüştür. Psikanalitik kuramlar depersonalizasyonu acı veren ya da çatışmalardan kaynaklanan duygulara karşı savunma olarak nitelendirirken, başka bazı yazarlar kişinin gözleyen ve katılan kendiliğinin birbirinden ayrılması olarak açıklamıştır. Depersonalizasyon hem normallerde, hem de psikiyatrik bozukluğu olanlarda görülebileceği gibi yaşamı tehdit eden durumlar ve ağır stres karşısında geçici olarak da oluşabilir.

            Ayırıcı tanıda akut anksiyete nöbeti, ruhsal travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, obsessif bozukluk, hipokondriyaklık, şizofreni, sınırda kişilik bozukluğu, madde kullanım bozuklukları, epilepsi, organik hastalıklar ve ilaç yan etkilerinin dikkate alınması gerekir. Depersonalizasyon başka bir psikiyatrik bozukluğun bir belirtisi olarak da görülebilir. Temporal lop epilepsisinde depersonalizasyon benzeri yaşantılar ortaya çıkabilir, ancak bunlar organik kökenli olduğundan dissosiyatif bozukluk sayılmazlar.

           

Başka türlü sınıflandırılamayan dissosiyatif bozukluk

Bu kategori belirli bir dissosiyatif bozukluğun ölçütlerini doldurmayan fakat bu bozukluklara özgü belirtilerin görüldüğü tabloları kapsar.Dissosiyatif kimlik bozukluğu konusunda son zamanlarda artan ilgi temelde dissosiyatif kimlik bozukluğu ile aynı yapıyı paylaşan fakat tam olarak şekillenmemiş vakaların da daha çok farkına varılmasını sağlamıştır. Bu vakalar dissosiyatif kimlik bozukluğu ölçütlerini dolduracak denli iyi tanımlanmış ve ayrı ikinci bir kişilik durumunun olmadığı ya da ek kişilik durumlarının hiç bir zaman denetimi almadığı tablolardır. DSM-IV’de dissosiyatif kimlik bozukluğu tanısı için şart koşulan amnezinin olmadığı fakat bir dissosiyatif kimlik bozukluğunun tüm diğer belirtilerinin görüldüğü durumlar (eşbilinçli dissosiyatif kimlik bozukluğu) da bu kategoriye girmektedir. Böyle bir durumda denetimi alan değişik ve kendisini yaş ve cinsiyette bilen bir çok alter kişilik olabilir, fakat birbirlerinin her yaptığından haberdardırlar. Bir alterin  evsahibi kişilik öldüğünde kendisinin yaşamaya devam edeceğini savunması “ayrı olma”ya örnek oluştururken, bir alter kişiliğin kendisini diğer cinsiyetten ve değişik yaşta algılaması farklılığa örnektir. Birbiriyle özdeş fakat birbirinin yaptığını hatırlamayan alterlerden oluşan bir bileşim de olabilir. Kimi zaman alter durumlar sadece fragmanlardan (örneğin tek bir düşünce ya da duygudan, ya da bunların sınırlı bir kombinasyonu) ibaret olur ki farklılık, ayrılık ve amnezi koşulları yerine gelse de dissosiyatif kimlik bozukluğu tanısı gerçekleşmez.

Depersonalizasyonun eşlik etmediği derealizasyon durumları, Ganser sendromu, değişmiş bilinç durumları,  baskı altında kalma (“beyin yıkama”) sonucu oluşan kimi durumlar başka türlü adlandırılamayan dissosiyatif bozukluk kategorisine katılan diğer tablolardır.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :