- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Olan Çocukların Ruhsal Özelliklerinin Rorschach Testi İle Değerlendirilmesi

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Olan Çocukların Ruhsal Özelliklerinin Rorschach Testi İle Değerlendirilmesi sitemize 26 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARIN RUHSAL ÖZELLİKLERİNİN RORSCHACH TESTİ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ

Zabci Neslihan

İkiz Tevfika

Kayaalp Levent

Baudin Marianne

  1. GİRİŞ

      Günümüzde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) hastanelerin çocuk psikiyatrisi bölümlerine başvurma nedenlerinin başında gelmektedir. Prevalansı %3 -5 olarak bildirilmekte ve özellikle erkek çocuklarda görülmektedir. Kavramsal gelişimi çok karmaşık bir seyir izleyen bu bozukluk, halen farklı kuramları karşı karşıya getirmeye devam etmektedir. DEHB, DSM IV’de kendi başına bir sendrom olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte, bir çok yazar DEHB’nu bir sendrom olarak kabul etmemektedir; bu yazarlara göre hiperaktivite, belirlenmesi gereken patolojik bir tabloya dahil olan belirtisel bir tezahürden ibarettir (Saiag et Poisson-Salomon, 1995). Gerçekten de bu bozukluğun diğer hastalıklarla birlikte görülme oranının çok yüksek olduğu gözlenmektedir: hiperaktif çocukların üçte ikisinin, en az bir olmak üzere, başka bir psikiyatrik teşhis (karşıt olma-karşı gelme bozukluğu, öğrenme bozukluğu, davranım bozukluğu, kaygı bozukluğu, duygulanım bozuklukları vs) aldıkları görülmektedir (Biederman ve ark., 1991). DEHB teşhisi alan bu çocuklar, görünüşte aynı davranış ve belirtileri göstermekle beraber, ruhsal işleyişleri ve kişisel ilişkileri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir (Joly, 2003).

      DEHB atlantik ötesi ülkelerde ve Türkiye’de özgün ve nöro-biyolojik bir klinik rahatsızlık olarak kabul edilse de, Fransız klinikçiler psiko-motor istikrarsızlık terimini kullanarak, bu istikrarsızlığı klinik bir bağlama yerleştirilmesi gereken bir belirti olarak kabul etmektedirler; bu görüş açısına göre DEHB, altta yatan psikopatolojik bir bozukluğu haber veren bir belirtidir. Golse’e göre (1996, p.424) DSM IV’de “soruna psikopatolojik yaklaşımdan açıkça bir vazgeçiş” söz konusudur. DSM IV ve ICD 10’da “uyarıcı ilaçlara cevap veren nörolojik bozukluk” görüşü hakimdir (Mazet, 1996a, p.414). Bununla birlikte, beyin hasarı ile ilgili herhangi bir bulgu olmayışı ve bilişsel işleyişte bu çocuklara özgü bir profilin bulunmayışı (Hechtman, 1996), istikrarsızlık gösteren bu çocukların ruhsal örgütlenmelerini sorgulama gereğini doğurmaktadır.

  1. PSİKOPATOLOJİK YAKLAŞIM

      Psikopatolojik yaklaşım, kişilik örgütlenmesinin bozuklukları ve çocuğun ilişki biçimleriyle ilgilenir. Literatürde, ayrıntıya girmeksizin, genel olarak iki kavramın yaygınlığı göze çarpmaktadır: altta yatan depresyona karşı manik bir savunma olarak ajitasyona başvurma ve erken dönem anne-çocuk ilişkisinde bozukluk (Mallarive et Bourgeois, 1975 ; Bellion, 2003 ; Petot, 1998). Klinikte, hiperaktif çocukların anne ile bağımlılık ilişkisinin her zaman anaklitik nitelikte olduğu fark edilmekte, bu durum da içselleştirmelerin ve içsel nesnelerin niteliği sorunsalını gündeme getirmektedir (Claudon, 1998). Bu konuda Berger’in (2003) yaptığı bir araştırmaya gönderme yapılabilir: Berger bu araştırmasında, hiperaktivite ile ilgili sorunlar sergileyen altmış çocuktan elli altısında, yaşamın ilk yılında yetersiz ilişkiler (şiddet içeren, tutarsız, eksik erken dönem ilişkileri; ilişkilerin kesintiye uğraması; annenin depresyonuna maruz kalma) tespit etmiştir. Aynı şekilde Winnicott, henüz 1962’de, hiperaktivitenin ve yaramazlığın kaynağında yetersiz bir “holding-tutma” bulunduğunu söyler; yazara göre bu durum, bebeği -“öznel nesneler”le ilişkiye geçmesine olanak tanıyacak olan – tüm güçlülük deneyiminden mahrum bırakmakta ve varlığının devamlılığı duygusunu yaşamasına engel olmaktadır (Winnicott, 1962).

      İlişkilerin zayıflığı ve erken uyarma yetersizliğinin söz konusu olduğu bu bağlamda, bir çok yazarca paylaşılan (Mallarive et Bourgeois, 1976; Mazet, 1996b) depresif bir kaygıya karşı hiperaktiviteye kaçış ve manik savunma kavramı (Klein ve Winnicott’un kullandığı, içsel gerçekliğin inkarı ve dış gerçekliğe kaçış anlamında) daha iyi anlaşılmaktadır. Bu savunmalar, bir tüm güçlülük yanılsamasını devam ettirerek, tüm kaygının inkarını sağlarlar; böylece ruhsal gerçeklik tanınmaz ve acı yaşantısı engellenmiş olur.

      Ménéchal (1999) bu bozukluğun getirdiği istikrarsızlığın her şeyden önce bir bağ patolojisi olduğunun altını çizer. Flavigny’e göre (1988), hiperaktivite bir gelişim uyumsuzluğudur ve kişiliğin yapısı genellikle “sınır” tiptedir.

  1. HİPERAKTİF ÇOCUĞUN KİŞİLİĞİNİN RORSCHACH TESTİ İLE İNCELENMESİ

      Projektif testler içinde, Rorschach testi, hiperaktiviteye klinik yaklaşım girişimlerinde en sık kullanılan testtir. Hiperaktif çocuğun kişiliği veya ruhsal işleyişi üzerine yapılan çalışmalar çok kısıtlı sayıdadır. Türkiye’de, her ne kadar hiperaktivite üzerine yapılan araştırmalar çok fazla olsa da, bu alanda bir çalışma gerçekleştirilmemiştir. Bunun nedeni, DSM sisteminde bu bozukluğun psikolojik ve duygulanımsal yönünün dikkate alınmamasından kaynaklanıyor olabilir. Anglo-sakson okulunda kişilik üzerine yapılan kısıtlı sayıdaki araştırmanın büyük bir bölümü, dürtüsellik ile dışa dönüklük arasındaki ilişkiye odaklanmaktadır; bunun yanı sıra Exner yöntemi ile gerçekleştirilen bazı Amerikan araştırmaları da mevcuttur.

      Çeşitli çalışmalarda Exner yöntemiyle uygulanan Rorschach Testinden (Gordon et Oshman, 1981 ; Bartell et Solanto, 1995 ; Cotugno, 1995 ; Petot, 2001 ; Fouques et Mouren Simeoni, 1999) ve Michaux, Duranton ve Moor’un araştırmasından (1956) şu sonuçların çıktığını görmekteyiz:

  • F (biçim) yanıtlarında kararsızlık; renk veya gölgeleme biçimindeki duyumsal yanıtların fazlalığı (uyaranın biçimsel kontrolü yerine, uyaranın duyumsal olarak işlenmesi)
  • İnsan tasarımlarının az sayıda ortaya çıkması veya zayıf kalitede olması (H-); kurgusal insan tasarımlarının fazla sayıda olması (canavarlar ve diğer kurgusal figürler)
  • Dışadönük T.R.I (eyleme yönelen özne)
  • Uyum kapasitelerinin ve strese toleransın bozulması (Exner sisteminde düşük D ve Dgeliştirilmiş puanı; Uyum Bozukluğu Endeksinin anlamlı derecede yüksek oluşu)
  • Doğru algılamada sorunlar (olumsuz biçim yanıtlar yüzdesinin yüksek oluşu)
  • Depresyona hassasiyet ile ilgili belirtiler (Exner’de depresyon endeksinin yüksek oluşu)

                  Psiko-motor istikrarsızlığın psiko-dinamik olarak işlenmesini öneren Fransızların yaptığı bazı çalışmalar arasında ise aşağıdakiler sayılabilir:

  • Aline Cohen de Lara (2000), davranış ve hiperaktivite sorunları gösteren çocuklarla yürüttüğü araştırmasında şu sonuçları tespit etmiştir: simgesel yanıtların azlığı, gerçekliği algılamada sorun gözlenmemekle beraber iç ve dış arasındaki sınırların belirsizliği, çevredeki değişikliklere hassasiyet, belirsiz tasarımların yoğunluğu ve çatışmadan kaçınma.
  • Claudon (1998) bir olgudan hareketle gerçekleştirdiği çalışmasında, hareketlilik sorunsalını psiko-dinamik bir yaklaşımla incelemiştir; bu çalışma narsistik dayanakların kırılganlığına ve simgeleştirme sürecinde bozulmaya işaret etmektedir. Yazar , Contes du Royer ve Rorschach testi ile gerçekleştirdiği başka bir çalışmasının sonuçlarına dayanarak, gelişimin anal döneminde çatışmalı bir anneye bağımlılık sorunsalına dikkat çekmiştir.
  • Flavigny (1988) küçük çocukluk dönemindeki mastürbasyon sorunsalını, içsel nesnelerin yetersizliği bağlamında değerlendirerek, oedipal yapılanma düzeyinin yerleşmediğine dikkat çeker. Yazar aynı zamanda, hiperaktif çocuklarla yürüttüğü bir çalışmasına dayanarak, bu çocukların ruhsal enerjileri işleme süreçlerindeki büyük güçlüğü gündeme getirir.

  1. ARAŞTIRMANIN AMAÇLARI

      Bu araştırmanın amacı Dikkat Eksikliği Hiperaktivite bozukluğu olan çocukların ruhsal işleyişlerini Rorschach testi aracılığıyla değerlendirmektir. Projektif bir test olan Rorschach testi bu çocukların hem bilişsel hem de duygulanım yönünden değerlendirilmesini sağlayarak, birbirini tamamlayan öğeleri bir araya getirme özelliğini taşımaktadır, bu da bozukluğun psikolojik etkileri hakkında bizi aydınlatacaktır. Bu çalışmada amaç, klinik özelliklerle kısıtlı kalmaksızın, doğrudan çocuktan gelen psikolojik bulgular üzerine dikkati çekmektir; bu bulguların  hiperaktivitenin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunacağı düşünülmektedir.

      Bu amaçla, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite bozukluğu olan çocukların Rorschach testi ile normal çocukların Rorschach testi yanıtları karşılaştırılacak ve farklılıkların olup olmadığı tespit edilecektir. Hiperaktif çocukların ruhsal örgütlenmelerinin özellikleri, bilişsel süreçler, duygulanım süreçleri, duygusal tepkiler ve nesne ilişkileri bakımından tartışılacaktır.

  1. YÖNTEM
  2. Denekler

      DEHB grubunu, Eylül 2002 ile Haziran 2003 tarihleri arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Polikliniğine başvurmuş, yaşları 6-10 arasında değişen 30 Türk çocuk (26 erkek 4 kız) oluşturmaktadır. Tedavi görmeyen bu 30 denek DSM IV tanı kriterlerine göre, polikliniğin doktorları tarafından DEHB teşhisi almışlardır. Deneklerin seçimi sırasında, DEHB’ye eşlik eden psikiyatrik bir bozukluğu olan denekler araştırmaya dahil edilmemiştir. DEHB grubunu oluşturan deneklerin beş tanesi DEHB ile birlikte Karşı Olma- Karşıt Gelme bozukluğu tanısı almışlardır. Bu bozukluğun daha çok erkeklerde görülmesinin de bir sonucu olarak,  kız çocuk denek sayısı çok kısıtlı sayıda kalmıştır.

      Çocukların zeka düzeyi WISC-R testiyle değerlendirilmiştir. Zeka puanı 80’den düşük olan denekler de araştırmaya alınmamıştır. Bunun nedeni olası bir Mental Retardasyon durumunda, DEHB tanısının geçersiz olmasından kaynaklanmaktadır.

      Hiperaktif grup ve kontrol grubu yaş, zeka ve ebeveynlerin sosyo-ekonomik düzeyi bakımından eşlenmiştir.  Deneklerin yaşa göre dağılımları Tablo 1’de gösterilmektedir.

  1. Yöntem

      Araştırmada, ruhsal işleyişin bütünsel bir değerlendirmesini bilişsel, duygusal ve ilişkisel süreçler açısından yapabilmeyi sağlayan Rorschach testi kullanılmıştır. Rorschach testi, Fransız metodu olarak adlandırılan tekniğe göre kodlanmış ve yorumlanmıştır (Anzieu ve Chabert, 1983; Rausch de Traubenberg, 1970). Deneklere araştırmanın amacı hakkında psikolog tarafından bilgi verilmiştir. Deneklere, on adet Rorschach kartı “Sence bu ne olabilir?” yönergesiyle sunulmuştur.

      İki grubun karşılaştırması için, parametrik olmayan istatistiksel tekniklerden Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, istatistiksel değerlendirmenin yanı sıra, niteliksel açıdan da değerlendirilmiş, psikanalitik görüş açısına göre “dinamik” olarak yorumlanmıştır.

  1. SONUÇLAR

      Bazı Rorschach değişkenleri açısından, hiperaktif çocukların normal çocuklardan farklılaştığı gözlenmiştir. Hiperaktif gruba dahil olan çocukların şu değişkenler için daha yüksek bir skor elde ettikleri tespit edilmiştir: F- (olumsuz biçim yanıtları), C’ (akromatik renk yanıtları), C (yalnızca renk içeren saf renk yanıtları), ΣC (toplam renk yanıtları), Anat (anatomik yanıtlar), H- (olumsuz nitelikteki insan yanıtları), (H) (gerçek üstü dünyaya ait olan hayali insan yanıtları), K- (olumsuz biçimdeki insan hareketi yanıtları) ve kartları reddetme. Hiperaktif grup, F+ (olumlu biçim yanıtları), FC (biçimin renge baskın olduğu biçim-renk yanıtları) ve Ban (banal yanıtlar) değişkenlerinde ise normal gruptan daha düşük bir skor elde etmiştir. İki grup arasındaki karşılaştırmanın sonuçları Tablo 2de gösterilmektedir.

      Toplam yanıt sayısı (R), yansıtma kapasitesine işaret eden hareket yanıtları (K, kan, kob), insan yanıtları (H), bütün yanıtlar (G), büyük detay yanıtları (D), küçük detay yanıtları (Dd), beyaz detay (Dbl), biçim yanıtları (F), gölgeleme yanıtları (E), açık ve koyu renk yanıtları (Clob), renk-biçim yanıtları (CF), pastel kartlara verilen yanıtlar (RC%) ve şok sayısı bakımından iki grup arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. İki grubun farklılaşmadığı değişkenlere ilişkin sonuçlar Tablo 3’te gösterilmektedir.

  1. Bilişsel süreçler

      Biçim yanıtları (F) açısından iki grubun farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Bununla birlikte, hiperaktif grubun anlamlı derecede daha az olumlu biçim yanıtı ve daha fazla olumsuz biçim yanıtı verdiği görülmüştür. Bu sonuç daha önce yapılmış çalışmaların sonuçlarıyla uyum göstermektedir (Michaux, Duranton ve Moor, 1957; Bartell ve Solanto, 1995; Cotugno, 1995; Fouques ve Mouren-Simeoni, 1998).

       Algısal bozulma, diğer bir deyişle eyleme geçişten önce dış dünya gerçekliğini yeterince hesaba katmama, kaygı yaratan uyaranın, bu kaygıdan kaçınmaya yönelik olarak, aşırı basitleştirildiğine işaret etmektedir; aynı zamanda uyum ile ilgili zorlukları da ortaya koymaktadır.

       DEHB grubunda kartları reddetme anlamlı derecede yüksektir. Bastırmaya ve yoğun kaygıya işaret eden bu kaçınma, dile getirmeden kaçınmaya ancak aynı zamanda düşünceden kaçınmaya gönderme yapmaktadır. DEHB olan çocukların kendilerini eylemle ifade ettikleri düşünülürse,  düşünselleştirmeyi kullanma yetersizlikleri, dile yatırımın zayıf olması, tasarımları ve duygulanımları simgesel olarak ifade etmede güçlük çekmeleri anlam kazanmaktadır. Tasarım oluşturmada yaşanan zorluklar, aşağıdaki örneklerde açığa çıkmaktadır:

  1. Kart (erkek- 10 yaş): “Örümceğe benziyor ama kalınlığı daha fazla. Yan tarafa da bacakları diyecektim ama çok kalın. Diyorum ama demiyorum.”
  2. Kart (erkek- 8 yaş): “Kuş, yok robot, yok o da değil, karga.”
  3. Kart (kız- 6 yaş): Bu bana sanki bir kraliçe gibi geldi ama uzaktan bakınca kral. Evet eminim. Kraliçe mi yok yok. Kral mı desem geyik mi, evet kral. Yok kraliçe. Kral uçuyor, ayakları var.”
  4. Kart (erkek- 8 yaş): “Yola benziyor galiba. Yol değil de başka bir şey ama ne olduğunu göremiyorum. Ortası sanki yola benziyor.”

      Kesin olmayan, eksik ve değiştirilen bu tasarımlar, özdeşimde yaşanan güçlüğe ve dezorganizasyona yol açacak tehlikeler karşısında kapsayıcı bir çerçeve arayışına işaret etmektedir.

  1. Duygulanım süreçleri

      DEHB grubunda, C’ yanıtlarındaki anlamlı artış gizil depresif hareketleri ortaya koymaktadır. Chabert (1997: s. 179), C’ yanıtlarının erken dönem ilişkileri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu yanıtların özellikle anne kartlarına verilmesi (II, VII, IX), erken dönem ilişkilerinin güvensiz yönünü vurgulamaktadır.

      Reddedilen kartlara bakıldığında, normal grupta reddedilen kartların on kart arasında dağıldığını, belirli kartlarda yoğunlaşmadığı görülmektedir. DEHB grubunda ise, ret yanıtlarının büyük çoğunluğunun VII. ve IX. kartlara verildiği gözlenmektedir. Chabert’e göre (1997), VII. kart anne kartıdır ve her zaman ilk nesne ile olan ilişkiler bağlamında değerlendirilir; IX. kart ise arkaik anne imgesine gönderme yapar. Bu kartların en sık olarak reddedilen kartlardan olması, hiperaktif çocukların erken dönemde anne ile olan etkileşimlerindeki bozulmayı düşündürmektedir.

  1. Duygusal tepkiler

      DEHB grubunda gözlenen renk yanıtlarındaki anlamlı artış (ΣC), hiperaktif çocuğun dışa dönüklük eğilimini ve çevreye bağımlılığını yansıtmaktadır. Renk yanıtlarının anlamlı derecede fazla verilmesi, afektif boşalımların yoğunluğunu ve önemli seviyedeki duygusal değişkenliği ortaya koymaktadır.

      Çalışmamızda, DEHB olan çocukların normal çocuklardan anlamlı derecede fazla sayıda saf renk yanıtı (C) verdikleri gözlenmiştir. Bu sonuç bu çocuklardaki dürtüselliğe, duygulanım değişkenliğine ve düşük sosyal uyuma işaret etmektedir. Dürtüsel tepkiselliğin şiddetini ortaya kayan bu yanıtlar, bu çocuklardaki saldırgan ve libidinal enerjinin taşkınlığını göstermektedir. DEHB grubunda C yanıtlarının çok yüksek oranda kırmızı rengi içeren kartlara verildiği, normal grupta ise bu tür yanıtlara pastel renkler içeren kartlarda rastlandığı fark edilmektedir. Her iki grubun C yanıtları içerik olarak karşılaştırıldığında ise, normal grubun C yanıtlarının daha pasif ve regresif hareketleri simgeleyen  “su”, “ot”, “ışık” gibi yanıtlardan oluştuğu görülmektedir. DEHB grubunda ise “kan” ve “ateş” gibi dürtüsel boşalımları ve işlenmeyen ani tepkiselliği ifade eden yanıtlar çoğunluktadır. Bu çocuklarda renklerin doğrudan, bazen çiğ nitelikte çağrışımlara yol açtığı görülmektedir; bu da dış uyaranlara karşı olan aşırı tepkiselliği ve uyarım arttığında kolaylıkla silinebilen ruhsal kılıfların kırılganlığını ortaya koymaktadır. Diğer yandan, FC yanıtlarının (düşünce yoluyla denetimin ve uyum işlevinin göstergesi) anlamlı derecede normal gruptan düşük sayıda olması, uyum kapasitesinin yetersizliğine ve uyarımları zamanlamadaki zorluğa işaret etmektedir.

      Çalışmada elde edilen diğer önemli bir bulgu, DEHB grubunda anatomi yanıtlarının normal gruba göre anlamlı derecede fazla verilmiş olmasıdır. Anatomi yanıtlarının içerik analizi, bize iki grup arasındaki farklılığı göstermektedir: DEHB grubu çoğunlukla “mide”, “ciğer”, “böbrek”, “insanın içi”,  “hayvanın içi” gibi yanıtlar verirken, normal grubun en çok “iskelet” yanıtını verdiği görülmektedir. DEHB grubundaki anatomi yanıtlarının çoğunluğu – (bozuk biçim) alırken, normal grubun anatomi yanıtlarının + aldığı gözlenmektedir. Diğer bir farklılık, DEHB grubunda bu beden kısımlarına yansıtılan saldırganlık bileşenidir: “Böcekler insanın böbreğini yiyorlar”, “İnsanın böbreğinden kan suları fışkırıyor”, “İskeletin kolu kopmuş” türünde yanıtlar normal grubun anatomik yanıt içeriğinden farklılık göstermektedir. Anatomi yanıtlarının fazlalığı, çoğunlukla bozuk formda olması ve içeriği, dürtüsel taşkınlığı ve ruhsal gerilimlerin bedenle ifade yoluyla ortaya konduğuna işaret etmektedir. Rengin hiperaktif çocuk üzerindeki baskın etkisi, onu sanki kendi bedeni – ruhsallığın bir metaforu olarak- parçalanıyormuş gibi yanıtlar vermeye yöneltmektedir.

  1. Nesne İlişkileri

      Kurgusal insan biçimindeki (H) yanıtlarının DEHB grubunda anlamlı derecede fazla sayıda verildiği gözlenmektedir; bu tasarımlar tehdit edici nitelikte olup ruhsal işleyişin dengesini bozmaktadır. (H) yanıtları gerçek olmayan dünyaya ait tasarımlardır ve normal çocuklar tarafından da sıklıkla verilmektedir. Ancak burada tasarımların tehditle yüklü olması ve biçimdeki belirsizlik normal çocuklardan farklılık göstermektedir:

I . Kart (erkek- 10 yaş): “Korkunç bir hayalet.”

  1. Kart (kız- 10 yaş): “Çizgi filmlerde görülen kötü kişilerin şövalyeleri, gerçek adamlar değiller.”
  2. Kart (erkek- 8 yaş): “ Bir canavar ağacı yıkmaya çalışıyor. Ayaklarından tanıdım dev bir canavar. Hayalet de olabilir, kafası yok çünkü.”

      İçsel tasarımların belirsiz ve kötü yapılandırılmış olduğu görülmektedir; sanki bu çocuklar kesin içsel imgeler oluşturmayı başaramamaktadırlar. Boşluğa yapılan göndermeler dikkat çeken diğer bir özelliktir:

I . Kart (erkek- 8 yaş):  “Uzun şişman bir adam, ortadaki boşluk kalp atışları ama gözükmüyor.”

  1. Kart (erkek- 8 yaş): “Korku filmlerindeki canavar. Şurası yüzü, kanatları, içi de boş.”
  2. Kart (erkek- 9 yaş): “Boşluk yeri, vücudun içindeki boşluğa benzettim beyaz yeri, kırmızı yerleri anlayamadım.”

      Bu boşluk duyguları, C’ yanıtlarının fazlalığı ile birlikte değerlendirildiğinde,  nesne kaybına yönelik endişeyi ve aynı zamanda  “görünmeyen” (beden) karşısında duyulan kaygıyı gündeme getirmektedir.

      Banal yanıt yüzdesinin anlamlı olarak düşük olması, bu çocukların sosyal ve ilişkisel alandaki zorluklarına işaret etmektedir.

      DEHB grubunun insan hareketi yanıtları (K) normal grupla karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık gözlenmemekle birlikte, bu bulgudan hiperaktif çocukların sosyal ilişkilerinin iyi olduğu sonucu çıkarılmamalıdır: “hareket yanıtlarının anlamını belirleyecek olan, bu yanıtların niteliksel özellikleridir” (Rausch de Traunberg ve Boizou, 1981: 36). Dolayısıyla bu hareket yanıtlarının içeriğinin incelenmesi, altta yatan sorunsalı ortaya çıkarması bakımından çok büyük önem taşımaktadır. DEHB grubunun insan hareketi yanıtlarından örnekler:

  1. Kart (erkek- 6 yaş): “Martılar kafasız insanı sıkıştırıyor.”

III. Kart (erkek- 8 yaş): “Burada çiviyi keseyim derken birbirlerini kesmişler.”

  1. Kart (kız- 6 yaş): “İnsan ama çok kötü bir insan. İnsanları yiyor, kanını içiyor”
  2. Kart (erkek- 8 yaş): “Vampire benziyor, bu vampirler insanı yemiş hatta yere çöktürmüşler”
  3. Kart (erkek- 9 yaş): “İki adam kavga ediyorlar, bazılarının da ayakları kopmuş.”

      Bu bozuk biçimdeki hareket yanıtlarından (K-) açıkça anlaşıldığı gibi, bu çocuklarda beden sınırları iyi oluşmamıştır; eylem ihtiyacı, yok olma ve yutulma korkusu insanlara, kurgusal insan biçimlerine veya hayvanlara yansıtılmaktadır:

  1. Kart (erkek- 7 yaş): “Çocukları öldüren kuş, zehirli sarmaşıklarla çocuğa vurduğu zaman çocuk ölmüş oluyor.”
  2. kart (erkek- 8 yaş): “Sars kedisi, insanları yiyor, apartman depremden kırılmış, sars kedisi de onu tamamen kırmaya gidiyor.”
  3. Kart (erkek- 7 yaş): “Kendine vuruyor böcek, şimdi yandık.”

      Bu örneklerde görüldüğü gibi, yok olma endişesi yok edilen binalar, öldürülen çocuklar ve saldırganlığın kendine yönelmesi yorumları ile birlikte açığa çıkmaktadır. Diğer taraftan, “kopmuş ayak”, “kafasız adam”, “kesmek” gibi çok sık verilen tasarımlar kastrasyon endişesine ve bir kimlik kaygısına işaret etmektedir.

      Nesne ilişkilerinin özelliği, çevreye aşırı bağlanma biçiminde ortaya çıkan bağımlılığı gündeme getirmektedir. DEHB grubundaki çocuklar tarafından verilen bazı ilişki tasarımları şöyledir:

  1. Kart (erkek- 7 yaş): “İki tane penguen, birleşik.”
  2. Kart (kız- 10 yaş): “Dev bir kuş, bu kakunalar da ona bağlı.”

VII. Kart (erkek- 8 yaş): “İki tane yavru hayvan kavga ediyorlar, yapışık hayvanlar, şuralarından mermi geçmiş ayrılmışlar, güçlü güçsüzü dövüyor.”

      Bu imgelerin hepsi, bağımlılığın önemini ve bir destek, dayanak arayışına yaslanmanın kaçınılmaz zorunluluğunu bize göstermektedir. Birleşik (fusionnel) bağlanma ilişkisi tasarımı, daha sonradan saldırgan hareketleri (mermi) beraberinde getirmektedir. Ayrılmanın gerçekleşebilmesi için gerekli olan nefret, bu örnekte çok iyi sergilenmektedir.

      İlişki tasarımlarının çift yönlü bir nitelik taşıdığı böylece anlaşılmaktadır: bir yandan çevreye bağımlılık gözlenirken, diğer taraftan farklılaşmaya, ötekinden ayrılmaya yönelik saldırgan girişimler söz konusudur. Nefret dolu dürtüsel hareketler, nesne tarafından istila edilme tehlikesinden kaçınmaya yönelik gibidir çünkü nesnenin yakınlığı, bağımlılık tehlikesi taşıdığından, çatışma yaratmaktadır. Nesnenin mevcudiyeti her an için gereklidir çünkü yoğun olarak nefret edilmektedir; bu mevcudiyet hedef olduğu saldırılara karşı nesnenin sürekliliğinin güvencesidir. Nesneye yönelen, aynı zamanda öznenin kendisine de yönelebilecek düşmanlık, aslında onu kaybetme korkusunu gizlemektedir.

  1. TARTIŞMA

      Renk yanıtlarının çok fazla oluşu, hiperaktif çocuğun aşırı tepkiselliğini ve çevreye bağımlılığını ortaya koymaktadır. Uyarılımın (excitation) çok baskın olması kaybı işleme imkansızlığına işaret etmektedir. Uyarımları geciktirme güçlüğü ve bastırmanın yetersizliği göze çarpmaktadır; birincil süreçler sıklıkla su yüzüne çıkmakta, denetim çağrışımsal akım karşısında yetersiz kalmaktadır. Taşkın ruhsal uyarılım belirsizlik duygularını ve içsel boşluğu doldurmaya hizmet etmektedir. Siyah renge hassasiyet (C’), gizil depresif hareketleri ve bu ruhsal çalışmayı gerçekleştirme güçlüğünü göstermektedir: depresif pozisyon işlenememekte ve manik savunmalar bu nesne kaybı endişesine karşı devreye sokulmaktadır. Altta yatan depresyon düşünce süreçlerine olan yatırımı engellemektedir; önemli ölçüdeki algısal bozulmanın ve birincil süreçlerin baskınının (F+↓ ; Ban↓) altında yatan neden budur.

      Yanıtların içerik analizi, kaygı yaratan ve benliğin denetim ile uyum işlevlerini sekteye uğratan iki çatışmalı alanın belirginleşmesini sağlamıştır. Bunlardan ilki, ayrılma ve nesne kaybı endişesi etrafında şekillenen ve özellikle erken dönem ilişki tasarımlarının yeniden canlanması ile ortaya çıkan anaklitik sorunsaldır. Diğeri ise cinsel alanda bir sorunsala gönderme yapmaktadır: kastrasyon. Bedensel olan ile meşguliyet dikkat çeken bir düzeydedir; hiperaktif çocukların protokollerinde (özellikle erkeklerde) eksikliğe, bedenin içine yapılan göndermeler çok fazla sayıdadır, bu da DEHB’yi cinsel kaynağında yani çocuk cinselliği etrafında değerlendirme gereğini doğurmaktadır. Örneğin Flavigny (1988) için hiperaktif çocuk, çocuk cinselliğini gerçekleşmemiş bir ruhsal cinsellik olarak varsayarsak,  cinsel anlamda istikrarsız biridir. Ona göre hiperaktif çocuk narsistik doyum arayan ve kastrasyondan korkan bir Don Juandır. Bu bakış açısı ile değerlendirildiğinde, uyarımın doğası temel olarak cinseldir ve mastürbasyon baskı altına alınmıştır: oedipal çatışmasının arzusunu “gerçekleşmiş” olarak hisseden erkek çocuk için hiperaktivite, uyarımdan bir çıkış yoludur ve algıladığı anne saldırganlığının yarattığı kaygıdan kaçınmasına hizmet eden narsistik bir telafidir. Kaybı işlemede çok büyük zorluk çekmesi bu nedenledir: ilişkisel kayıp esasında bir kastrasyon korkusuna bağlıdır.

      İçselleştirmede yetersizlik ve özdeşim güçlüğü, birbirinden kopuk çok sayıda yanıt verme, tasarımların değişikliğe uğraması ve belirsiz, iyi yapılandırılmamış, cinsiyet farkı olmayan tasarımlar ile ortaya çıkmaktadır. Bedensel bütünlüğü tehdit eden müdahalelere karşı kapsayan, sağlam ve yapılandırıcı bir çerçeve arayışı gözlenmektedir. İç ve dış arasındaki sınırların kırılganlığı ve çevresel değişikliklere aşırı hassasiyet belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır.

      Değişen, eksik, belirsiz, hatta yok etme ve saldırganlık boyutunda ele alınan tasarımlar, kimliğe değin bir tehdidi de gündeme getiren kaygı yüküne işaret etmektedir. Dürtüsel tahrik ölümcül şiddet, ölüm tehdidi ve sadist temalar etrafında şekillenmektedir: saldırgan niteliği baskın olan bu eylem tasarımları öteki ile olan bağı yok etmeye hizmet etmektedir.

  1. SONUÇ

      Sonuç olarak, hiperaktif çocukların, bilişsel süreçler, duygulanım süreçleri, duygusal tepkiler ve nesne ilişkileri açısından normal çocuklardan farklılaştığı görülmektedir. Çalışmamızın sonuçlarına göre, uyarılım veya hipomani depresyona karşı ortaya çıkan savunma biçimleridir, bağlantı ve tasarımın ruhsal çalışmasında oluşan çatlaklara bağlı olan bir kaygının göstergeleridir. Aslında depresyona karşı savaşan bu savunma sisteminin, ne sınır ne de kural tanıyan bir tüm güçlülük tutumuna yol açtığını söyleyebiliriz. Ruhsal aygıtın bu eğilimi düşünceye yatırımı engellemekte ve bilişsel alanda güçlüklere sebep olmaktadır. Ana sorunsal bir ayrılma endişesi etrafında şekillenmedir ancak bununla birlikte yakınlaşma da imkansızdır. Bu durum depresif pozisyonu işlemedeki büyük güçlüğü gözler önüne sermektedir. Dürtüsellik, saldırganlık ve şiddet birer belirti olarak sahnenin önünde olsalar da, aslında içsel boşluğu ve yokluğa tahammülsüzlüğü maskeleme işlevi görmektedirler. İçsel sürekliliğin sağlanamaması, diğer bir deyişle yeterince iyi içsel nesnelerin muhafaza edilememesi, istikrarsızlığa, bozmaya yönelik davranışlara ve konsantrasyon alanındaki zorluklara yol açmaktadır.

      Bu görüş açısından hareketle, saldırgan nitelikteki eylem tasarımları nesneyi yok etmekten çok, nesne ile olan bağı yok etmeye yönelik gibi gözükmektedir: bağlılığı, düşlemsel zenginliği ve düşünceyi mümkün kılacak olan bu bağdır. Nesnenin kaybından dolayı yaşanacak acıyı asla hissetmemek için bağları yok etmek kendini korumanın bir yoludur, ancak bu yol şiddet içeren eylemlere ve entelektüel alanda kapanmalara yol açmaktadır.

      Önceki bazı çalışmalar (Bartell ve Solanto,1995; Cotugno, 1995) duygulanım içeren uyarılardan kaçınma yönünde sonuçlar elde etmişse de (saf C yanıtlarının düşük sayıda oluşu), araştırmamızın bulguları bunu doğrulamamaktadır, bu farklı sonuçlar önemli bir noktayı gündemi getirmektedir. Bizim çalışmamızda, hiperaktif çocukların protokolleri başlıca iki ruhsal örgütlenme biçimini sergilemektedir: bazı çocuklar katı bir ketlenme içindeyken (yanıt sayısının az oluşu, çok fazla sayıda ret ve şok, renk ve hareket yanıtlarının verilmemesi); bazıları bu ketlenmeyi aşırı ve taşkın bir değişken gidiş altında gizlemektedirler (yanıt sayısının çok fazla olması, saf renk (C) yanıtlarında artış). Bu gözlem her hiperaktif çocuğun kendine özgü bir özne olduğunu göstermektedir; hiperaktif etiketini taşıyan her çocuk aslında bir diğerinden ruhsal işleyiş ve kişilerle ilişkileri bakımından farklıdır. Yüzeysel bir belirti olan hiperaktivite ancak öznenin ruhsal örgütlenmesinin ve ilişki biçimlerinin anlaşılması ile anlam kazanacaktır.

      Daha önce yapılmış çalışmalarla karşılaştırıldığında, bu araştırma niceliksel değerlendirme ile içeriğin psikodinamik değerlendirmesini bir araya getirmesi, denek grubunun göreceli olarak daha yüksek sayıda oluşu ve eşlik eden bozuklukları dikkate almasından dolayı bir ilerleme sağlamıştır. Çalışmanın sınırlılıkları ile ilgili olarak, bu çalışmada DSM-IV’te tanımlanan DEHB’nin alt tipleri ayrımı yapılmamıştır. Diğer yandan, denek grubuna DEHB’ye eşlik eden Karşı olma- Karşıt gelme bozukluğu gösteren çocuklar da dahil edildiğinden, bu durum sonuçları etkilemiş olabilir. Bununla birlikte, başka bir bozukluğun eşlik etmediği Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğuna çok nadir rastlandığından komorbidite kaçınılmaz gibi gözükmektedir. Bu bozukluğun özellikle erkek çocuklarında görülmesi, erkek çocuğun anne ve baba ile olan ilişkilerini sorgulama gereğini doğurmaktadır. Bu bozukluğun nedenlerinin daha iyi anlaşabilmesi için, bu alanda yapılacak araştırmalara ihtiyaç vardır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

AMERΙCAN PSYCHΙATRIC ASSOSCΙATΙON.- Diagnostic and statistical manual of mental disorders, 4th edition, Washington, DC, American Psychiatric Press, 1994.

ANZΙEU (Didieu) et CHABERT (Catherine).- Les méthodes projectives, Paris, PUF, 1983.

BARTELL (Susan S.), SOLANTO (Mary V.).-Usefulness of the Rorschach inkblot test in assessment of attention deficit hyperactivity disorder, Perceptual and motor skills, 80, p. 531-541, 1995.

BELLΙON (Michèle).- Eléments dépressifs dans l’hyperactivité: Abord thérapeutique, dans L’hpéractivité infantile (dir. Ménéchal), Paris, Dunod, 2001, p.193-203.

BERGER (Maurice).- Sait-on jouer avec l’instabilité?”, Le Carnet Psy, 78, 2003, p. 15-17.

BΙEDERMAN (Joseph), FARAONE (Stephen V.), KEENAN (Kate), TSUANG (Ming T.).- Evidence of a familial assosciation between attention deficit disorder and major affective disorders, Archive of general psychiatry, 48, 1991,p. 633-642.

CHABERT (Catherine) (1983).- Le Rorschach en clinique adulte,  2eme edition, Paris, Dunod, 1997.

CLAUDON (Philippe).- Dynamique psychique de l’agir dans l’instabilité infantile. Approche projective a partir d’un cas clinique, Bulletin de psychologie,  51, 4, 1998, p. 449-458.

CLAUDON (Philippe).- L’instabilité psychomotrice infantile. Une pensée en action, Psychologie clinique et projective, 7, 2001, p. 153-173.

COHEN DE LARA (Aline).- Troubles du comportement chez l’enfant et dépendance à l’environnement : Complémentarité des épreuves projectives, Psychologie clinique et projective, 6, 2000, p. 101-114.

COTUGNO (Albert J.).- Personality attributes of attention deficit hyperactivity disorder using the Rorschach inkblot test, Journal of clinical psychology, 51,  4, 1995, p. 554-562.

FLAVΙGNY (Christian).- Psychodinamique de l’instabilité infantile, La psychiatrie de l’enfant, 31, 2, 1988, p. 445-473.

FOUQUES (Damien), MOUREN-SIMEONΙ (Marie-Christine).- Contribution du Rorschach (Systeme intégré) a la compréhension de l’hypéractivité avec déficit de l’attention et a la mesure des effets Psychologiques  du traitement par psychostimulants (Ritaline) chez des garçons de 6 a 12 ans”, Pratiques Psychologique, ,2, 1998, p. 67-74.

FOURNERET (Pierre).- L’hypéractivité : Histoire et actualité d’un symptôme, dans L’hpéractivité infantile (dir. Ménéchal), Paris, Dunod, 2001, p.7-27

GOLSE (Bernard).- Hyperactivité de l’enfant et dépression maternelle, Journal de pédiatrie et de puériculture, 9, 7, 1996, p. 422-425.

GORDON (M.), OSHMAN (H.).- Rorschach indices of children classified as hyperactive”, Perceptual and motor skills, 52, 1981, p. 703-707.

HECHTMAN (Lily).- Developmental, neurobiological and psychosocial aspects of hyperactivity, Child and adolescent psychiatry, Ed. by., M. Lewis, Philadelphia, Williams & Wilkins, 1996, p. 323-334.

JOLY (Fabien).- İnstabilité de l’instabilité, le Carnet PSY, 78, 2003, p. 12.

MALLARΙVE (J.), BOURGEOΙS (M.).- L’enfant hyperkinétique. Aspects psychopathologiques, Annales médico-psychologiques, 1(1), 1976, p. 107-119.

MAZET (Philippe).- İnstabilité psychomotrice, hyperactivité chez l’enfant: perspectives cliniques et thérapeutiques, Journal de pédiatrie et de puériculture, 9, 7, 1996a, p. 412-415.

MAZET (Philippe).-L’İnstabilité psychomotrice avec déficit de l’attention, Journal de pédiatrie et de puériculture, 7, 1996b, p. 411-425.

MÉNÉCHAL (Jean).- L’alliance introjective, une hypothèse clinique pour penser les pathologies du lien, L’évolution psychiatrique, 64, 1999, p. 567-578.

MΙCHAUX (Léon), DURANTON (P.), MOOR (Mlle L.).- Données fournies par la confrontation des tests projectifs et de l’état de la motricité dans les instabilités psycho-motrices de l’enfance, Revue de neuropsychiatrie infantile et d’hygiene mentale de l’enfance,  4, 7-8, 1956, p. 263-271.

PETOT (Djaouida).- L’hyperkinésie peut-elle etre une forme d’entrée dans la manie?, Neuropsychiatrie de l’enfance et de l’adolescence, 46 (7-8), 1998, p. 427-433.

PETOT (Djaouida).- Enfants hyperactifs: troubles cognitifs spécifiques et troubles de l’attention, Enfance, 2, 1999, p. 137-156.

PETOT (Djaouida).- Les particularités du fonctionnement  psychologique des enfants hyperactifs a travers le test de Rorschach”, dans L’hyperactivité infantile. Débats et enjeux, (Dir. Ménéchal ), Paris, Dunod, 2001, p. 251-261

RAUSCH DE TRAUBENBERG (Nina) (1970).- La pratique du rorschach, Paris, PUF, 8eme édition, 1997.

RAUSCH DE TRAUNBERG (Nina), BOΙZOU (Marie-France) (1981).- Le Rorschach en Clinique İnfantile, 2eme édition, Paris, Dunod, 1996.

WΙNNΙCOTT (D. W.) (1962).- Ego integration in child development, The Maturation Processes and the Facilitating Environment, 1996, 14th Printing, Connecticut, İnternational Universities Press.

     

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :