- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Deprem ve Deprem Psikolojisi

Deprem ve Deprem Psikolojisi sitemize 18 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 1 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

 

DEPREM VE İNSAN

DEPREMİN PSİKOLOJİK ETKİLERİ İLE NASIL BAŞA ÇIKILIR

Büyük depremler, insanların başına aniden gelir ve herkesi sarsar. Bu türden bir deprem felaketine maruz kalan bazı kişilerde, fiziksel bir yaralanma olmasa bile, duygusal sorunlar ortaya çıkabilir. Doğal afetlere her insan çeşitli türden tepkiler gösterir. Bu tepkiler tamamen normaldir. Bunların neler olduğunu bilmenizin, olayın psikolojik etkilerinden daha çabuk kurtulmanıza yardımı olacaktır.

Şiddetli depremden hemen sonra, tipik olarak bir şok tepkisi içine girebilirsiniz.

Hatta bazı insanlarda şok o derece ağırdır ki, yüz ifadeleri olaydan hiç etkilenmemiş gibi donuklaşır. Bu durum, aslında yoğun ızdıraba karşı vücudunuzun verdiği normal bir tepkidir. Bir süre için kendinizi uyuşmuş, yaşamdan kopmuş gibi hissedebilirsiniz. Hatta olayın hiç olmadığını düşünebilirsiniz.

İlk şoktan sonra herkes aynı tepkileri göstermez. Aşağıda belirtilenler, böyle bir felaket durumuna karşı insanların gösterdikleri normal tepkilerdir:

Korku, endişe, suçluluk, pişmanlık, öfke, karamsarlık, panik, çaresizlik ve utanç gibi duygular çok derin ve yoğun yaşanır. Bu duygular sık sık değişebilir. Kendinizi eskiye kıyasla daha sinirli hissedebilirsiniz. Bazı duygularda ani iniş-çıkışlar olur. Endişeli, sinirli ya da karamsar olabilirsiniz.

Düşünce ve davranışlarınız olayın etkisi  altındadır. Olayla   ilgili anılarınızı  tekrar tekrar  anlatmak ihtiyacı duyarsınız. Yaşadıklarınız gözünüzün önünden gitmez. Her an tekrar deprem olacakmış gibi hisseder, korku duyabilirsiniz. Dikkatinizi yaptığınız işe vermekte ya da karar vermekte zorlana­bilirsiniz. Kafanız kolayca karışabilir. Hafızanızda problemler olabilir. Olan bitenlere inanmakta güçlük çekebilirsiniz. Uykunuz, yeme düzeniniz ve iştahınız bozulabilir. Ancak güçlü kalmak, yakınlarınıza ve çevrenize yardımcı olabilmek için, elinizden geldiğince ve olanaklar elverdiğince iyi beslenmeniz ve dinlenmeye çalışmanız gerektiğini unutmayın.

  • Aynı felaketi yaşayan kişilerle sürekli olarak konuşma ihtiyacı duyabilirsiniz. Ama zaman zaman da içinize kapanıp hiç konuşmadan sadece düşünmek isteyebilirsiniz. Bunlar normaldir. Başka insanlarla sık sık konuşmanızın, duygularınızı pay-iaşmanızın size yararı olacaktır. Çekin­meyin.
  • Yoğun stresten ötürü vücudunuzda bazı belirtiler ortaya çıkabilir: Örneğin, baş ağrıları, bulantı ve göğüs ağrısı olabilir.

Daha önce sürekli tedavi gerektiren tıbbi bir rahatsızlığınız varsa, şiddeti artabilir. Bu durumda tıbbi yardıma başvurunuz.

Şu noktayı anlamak çok önemlidir: Aynı olaya herkes aynı tepkiyi göstermez. Bazı insanlar hemen tepki gösterir, bazılarının tepkisi ise aylar, hatta yıllar sonra, gecikmeli olarak ortaya çıkabilir. Bazılarının yaşadığı rahatsızlık verici tepkiler uzun zaman sürer, bazı kişiler ise çok çabuk eski hallerine dönerler.

Tepkiler zaman içinde de değişir. Bazıları olayın yaşandığı sırada çok enerjiktirler ve sanki bu enerji sayesinde, olayla daha kolay başederler, ama hemen sonra umutsuzluk ve karamsarlık yaşarlar.

Merak etmeyin. Şimdi size imkansız gibi görünse de, zamanla bütün bunlar düzene girecektir. Moralinizi olabildiğince yüksek tutmaya çalışın.

 

Kendinize ve ailenize nasıl yardımcı olabilirsiniz?

Duygusal olarak yeniden eskisi gibi sağlıklı bir duruma gelebilmeniz ve yaşamınızın kontrolünü yeniden ele geçirebilmeniz için yapabileceklerinizden bazıları şunlardır:

  • Bu dönem, kuşkusuz yaşamınızın zor bir dönemidir. Toparlanmak ve kendinize gelmek için zaman tanıyın. Kayıplarınız için yas tutmanız en doğal hakkınızdır. Duygularınızda iniş çıkışlar olması normaldir. Kendinize karşı sabırlı olun.
  • Bu olayı yaşayan   herkes,   sizin hissettiklerinize     benzer     şeyler hissetmektedir.   Onlarla   dayanışma içinde olun, duygularınızı paylaşın.
  • Alkol ve diğer uyuşturucu madde­lerden uzak durun. Bunların yarardan çok zararı olacaktır. Ancak, doktor tarafından verilen ilaçların kullanımı aksatılmamalıdır.
  • Kendinizi yapıcı bazı faaliyetlerle oyalayın. Bu oyalama   çabaları, başkalarına yardımcı olmak, şu anda olabildiğince hayatınızı düzene koymaya çalışmak ya da çocuklarınızla daha yakından ilgilenmek biçiminde olabilir.
  • Duygusal olarak yakın gelecekte de neler yaşayabileceğinizi öğrenmeye çalışın. Bilgi edinin veya sağlık kuruluşlarının deprem için oluşturul­muş özel birimlerine başvurun.
  • Tekrar toparlanmak için sizin açınızdan en önemli olan ihtiyaçların izi ve yapılması gereken işlerinizi sıraya koyun ve tek tek ele alın.

 

Çocuklar için neler yapmalı?

Bu depremden sonra yaşanan korku ve kaygı, özellikle çocuklar için çok zorlayıcıdır. Bazı çocuklar, daha küçük yaşlarda normal olan parmak emme, altını ıslatma gibi davranışlara geri dönebilirler. Kabuslar görebilir, yalnız yatmaktan korkabilirler. Okul başarıları etkilenebilir. Ayrıca daha sık öfke nöbeti gösterebilir ya da içlerine kapanıp, yalnız kalmak isteyebilirler.

Bu çocuklar için yapabileceğiniz bazı şeyler aşağıda sıralanmaktadır:

  • Onlarla daha fazla zaman geçirin. Olaydan hemen sonraki  günlerde çocuğunuz sizden ayrılmak istemeye­bilir. Sık sık elinizi tutmak, kucağınızda oturmak, boynunuza sarılmak isteyebilir. Eteğinize yapışıp ayrılmayabilir. Her fırsatta sizinle konuşmak ister. Yatmak istemez. Bunlara göz yumun, anlayışlı davranın. Onlara dokunun, sarılın. Bu tür fiziksel temas çocukları çok rahatlatır.
  • Gerginliklerini azaltmak için onlara oyun imkanları tanıyın. Resmi kurum­ların açtığı çocuk merkezlerine gönderin. Buradaki oyun ve resim yapma faaliyetlerine katılmalarını teşvik edin. Küçük çocuklar resim yaparak olayla ilgili gerginliklerinden kurtulabilirler. Yaşadık­larını resme dökmeleri onlar için yararlıdır.
  • Daha büyük çocuklarınızın sizinle ayrıntılı konuşmalarına izin verin, duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri için onları destekleyin, yüreklendirin.

Bu   sayede   felaketle   ilgili   olarak kafalarındaki sorulara cevaplar bulabilirler ve korkuları azalır. Sordukları soruları onların anlayabileceği biçimde cevaplamaya çalışın. Sık sık onları sevdiğiniz;, korkularını ve kaygılarım anladığınızı gösterin. Yemek yemek, oynamak, uyu­mak gibi faaliyetleri mümkün olduğunca belli saatlerde yapmalarını sağlamaya çalışın. Çocuklarınıza hayatın artık normale dönmekte olduğu duygusunu vermeye çalışın.

AFETZEDELERİN KARŞILAŞABİLECEKLERİ PSİKOLOJİK SORUNLAR VE BUNLARA KARŞI ALABİLECEKLERİ ÖNLEMLER

Bu yazıda doğal afet geçirmiş kişilerin yaşayabilecekleri psikolojik sorunlar ile bu sorunların ortaya çıkma olasılığım azalta­bilecek bazı önlemler özetlenmiştir:

  1. Doğal Afet Sonrası Yaşayabileceğiniz Psikolojik Sorunlar

Özellikle ilk birkaç gün içinde yaşayabi­lecekleriniz:

4 Duygusal Olarak: Geçici bir şok yaşayabilir, korku, öfke, suçluluk, utanç, çaresizlik ve umutsuzluk duygu­ları hissedebilir ya da hiç birşey hissetmeden “donup kalabilirsiniz”.

4 Zihinsel Olarak: Kafanız karışabilir, örneğin gününüzü, saatinizi, nerede olduğunuzu  bilemeyebilirsiniz veya şaşırabilirsiniz. Ayrıca kararsızlık, en­dişe, dikkati toplayamama, unutkanlık, gibi sorunlar yaşayabilirsiniz.

4 Fiziksel Olarak: Gerginlik, yorgunluk, uyuma güçlüğü, bedensel ağrı ve acılar, kalp atışlarında düzensizlik, bulantı, iştah artması ya da azalması, ani irkilmeler, tedirginlik vb. bedensel sıkıntılar yaşaya­bilirsiniz.

4 Sosyal Olarak: İş hayatında, okulda, arkadaşlık ve evlilik ilişkinizde ya da ana baba olarak sorunlar yaşayabilirsiniz:

Huzursuzluk,   güvensizlik,   insanlardan uzaklaşma, kendini reddedilmiş ya da terk edilmiş gibi hissetme, aşırı yargılayıcı ve suçlayıcı olma, her şeyi kontrol altında tutma isteği ve genel olarak bir ilgi azalması gibi sorunlar da ortaya çıkabilir.

Doğal afet yaşayan birçok insan yukarıda özetlenen bu tür tepkileri gösterebilirler; ancak kısa bir süre sonra bazı kişiler bunlardan büyük ölçüde kurtulurlar, hatta eskisine göre daha da güçlenebilirler. Bazı kişiler ise, travma sonrası stres bozukluğu, kaygı bozuklukları ve depresyon dediğimiz   bir   takım   psikolojik   belirtileri gösterebilirler. Örneğin:

4 Kendinizi    sanki    bir    rüyadaymış, bedeninizin  dışındaymış veya  gerçek değilmişsiniz gibi hissedebilir; başınızdan geçen olayları hiç hatırlayamayabilirsiniz.

4 Başınızdan geçen olayla ilgili rahatsız edici anılardan kurtulmak için alkol ve benzer maddelere yönelmek isteyebi­lirsiniz.

4 Kendinizi boşlukta, duygusuz, tepkisiz ve donmuş gibi hissedebilirsiniz.

4 Ani öfke patlamaları, aşırı huzursuzluk, panik  duyguları  gibi  aşırı  duygusal tepkilerin yanısıra, çaresizlik hissedebilir; ardarda aynı hareketleri yapabilir veya düşünceyi aklınıza takabilirsiniz.

4 Aşırı depresyon (ruhsal çökkünlük hali); kendini değersiz hissetme, umutsuzluk ve yaşama isteğinizin azalması gibi sorunlar içine girebilirsiniz.

Doğal afet yaşayan insanların bir kısmında bu tür belirtilerin görülmesinin nedenleri şunlardır:

4 Yaşamınızı tehdit eden ciddi bir tehlike ile karşılaşmış olmanız,

4 Ölümle burun buruna gelmeniz, yaralanmanız, ölenleri görmeniz,

4 Evinizi, eşyalarınızı, komşularınızı ve yakınlarınızı kaybetmeniz,

4Yakınlarınızla haberleşmenizin kesilmesi ve onların desteklerini kay­betmeniz,

4Özellikle biri kurtulduğunda izleyen­lerin alkışları ve bağırışları gibi yoğun tepkilerle karşılaşmış olmanız,

4 Aşırı yorgunluk, açlık ya da uykusuzluk yaşamış olmanız,

4 Tehlike, kayıp, duygusal ve fiziksel baskıya uzun süre maruz kalmanız,

 

  1. Doğal Afet Yaşamış Kişiler, Bu Psikolojik Sorunların Ciddi Boyutlara Dönüşmesini Engellemek İçin Neler Yapabilir?

Afetlerden sonra gözlemler ve araştırmalar yapmış olan ruh sağlığı uzmanları, stres belirtilerim azaltmak ve afet sonrası koşullara yeniden uyumu kolaylaştırmak için aşağıdaki önerilerde bulunmuşlardır:

4 KORUNUNUZ : Kendinizi koruyunuz. Barınabileceğiniz bir yer bulunuz. Yiyecek içecek sağlayınız. Sağlıklı bir ortam oluşturmaya çalışınız. Zaman zaman kendinizle başbaşa kalabi­leceğiniz, sessizce oturup, kısa süreli de olsa rahatlamaya ve uyumaya çalışa­bileceğiniz bir yer bulmaya çalışınız.

4 HAREKETE GEÇİNİZ: Kendinize olan saygınızı, amaçlarınızı ve umut hissinizi yeniden kazanmanıza yardımcı olmak için size ve ailenize ait özel eşyalarınızdan     kurtarabildiklerinizi koruma altına alınız.

4 TEMAS KURUNUZ: Ailenizle, arkadaşlarınızla iletişim sağlamaya çalışınız; sizi dinleyebilecek kimi bulursanız yaşa­dıklarınızı   anlatınız;   ulaşabiliyorsanız uzmanlara başvurup onlara anlatınız.

4 EN YAKIN YARDIM KURULUŞUNA BAŞVURUNUZ: Temel acil yardımlar, temizlik, sağlık ve konut gereksinmeleriniz için en yakın ulaşabileceğiniz yardım kuruluşuna başvurunuz ve yardım isteyiniz.

Afet sonrasında yaşadığınız her gün için;

4 Kendiniz ve aileniz için o gün yapılacak en önemli şeyin ne olduğunu belirleyiniz.

4 Tüm dikkatinizi kendinizin ve yakınlarınızın basından geçenlere odaklayınız. Durumu gözden geçirip yeniden değerlendiriniz. Böylece neyin önemli, neyin önemsiz olduğunu daha kesin olarak belirleyebilirsiniz.

4 Yaşadıklarınızın sizin için ne anlama geldiğini anlamaya çalışınız ki, yaşama tekrar sıkıca sarılabilesiniz ve hatta tüm bu olanlardan   kişisel   olarak   daha   da güçlenerek çıkabilesiniz.

TRAVMAYA PSİKOLOJİK TEPKİLER VE BUNLARA YAKLAŞIM

Deprem ve bunun yarattığı yıkım insanların günlük deneyimlerinin   çok   ötesindedir. Depremin önceden kestirilemez olması ve o anda yaşanan  çaresizlik  hissi,  kişilerin üzerindeki etkisini daha da arttırmaktadır. 17 Ağustos   depreminin   şiddeti,   etkilediği bölgenin büyüklüğü, yarattığı yıkım ve kayıplar, uzun  süre  devam  eden  artçı depremler,  geciken  kurtarma çalışmaları, depremzedelerin karşılaştığı barınma gibi sorunlar  bu  felaketin  etkisini   önceden karşılaşılan benzer felaketlerin etkisinin çok üstüne çıkarmıştır. Depremlerle ve diğer doğal afetlerle beraber insan yapımı afetler de diyebileceğimiz tecavüz, saldırı, savaş, trafik kazası, bir yakının kaybı veya öldürülmesi gibi olaylar da insanlarda benzer tepkilere yol açmaktadır.  Bunlardan  kişinin  işlevlerini bozacak kadar şiddetli olanlar ilk bir ay için Akut Stres Bozukluğu, bir aydan sonraki dönem  için  de  Travma  Sonrası  Stres Bozukluğu  olarak adlandırılır (Amerikan Psikiyatri  Birliği,   1994).   Hasta  olarak nitelendirilmemesi gereken pek çok normal bireyde de, benzer belirtiler özellikle ilk bir ay içerisinde ortaya çıkabilir. Bu stres, normal olmayan bir duruma normal bir cevap olarak tanımlanabilir. Bu yüzden, tanı sistemlerinde yer alan ‘işlevselliğin bozulması’ kavramı çok önemlidir ve tanı koymakta acele edip bu insanların etiketlenmesinden kaçınılmalıdır.

Deprem bölgesindeki kişilerle ilişki kurulduğunda yaşadıkları pek çok deneyimin normal bir sürecin parçası olduğu onlara bildirilmeli ve bu kişiler bu açıdan rahatlatılmalıdır. Ruh sağlığı çalışanlarının en önemli görevi bu sorunların uzamasını engellemektir.

Ursano ve arkadaşlarının aktardığına göre (1999), böyle bir travmaya cevap dört dönem içerir. Birinci dönem, felaketin hemen sonrasıdır. Bu dönemde inanmamayı, korku ve konfüzyonu içeren güçlü duygular vardır, insanlar birbirine yardım etmeye çalışır, kurtarma personeli, aile ve komşular en çok kullanılan destek sistemleridir. İkinci dönem, olaydan sonraki ikinci hafta başlar ve birkaç ay sürebilir. Bu dönemde tekrar inşa çalışmaları başlar, felakete uğrayan topluluğa dışarıdan yardımlar gelir. Bu uyum döneminde inkar ile rahatsız edici belirtiler birbirini izler. Uyum döneminin basında rahatsız edici belirtiler, son kısmında ise inkar daha belirgindir. Bu dönemde bulantı, yorgunluk, kızgınlık, ilgisizlik gibi belirtilerle doktorlara başvuru sıklaşır. Üçüncü dönem, bir yıla kadar devam eder, burada verilen sözlerin tutulmamasını izleyen hayal kırıklığı baskındır. Felakete uğrayan topluluğun birlik duygusu azalır ve bireysel sorunlar öne çıkmaya başlar. Son dönem olan yeniden yapılanma ise yıllar sürebilir. Bireyler tekrar yaşamlarım düzene koyarlar. Bu belirtilerden kurtulmak için başlangıçtaki yakınmaların olayın tekrar değerlendirilmesiyle çözülmesi, anlamlandırılması ve yeni bir benlik kavramıyla bütün­leştirilmesi gerekir.

Travmatik olayın doğası: Yeteri kadar tehdit edici olan bir olayla karşılaşan herkeste travma sonrası stres bozukluğu ortaya çıkabilir. Ancak her birey olaya farklı tepkiler gösterebilir. Bu yüzden kişisel farklılıklar göz önüne alınmalıdır. Olayın ne denli yakınında bulunulduğu da önemlidir. Yapılan çalışmalarda travmaya fiziksel olarak daha yakın olanların travmanın psikolojik etkilerinden daha fazla etkilendiği görülmüştür. 1988’deki Ermenistan depreminden sonra Pynoss ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada da depremin merkezinde yaşayan çocukların, çevre şehirlerde yaşayanlara göre çok daha fazla belirti gösterdiği izlenmiştir (1993). Kişinin olay sırasında öleceğini düşünüp düşünmediği, ölü ve yaralı insanları görüp görmediği, yakınlarını kaybedip kaybetmediği, olayın ani olması ve yaşamı tehdit etme derecesinin önemli olduğu belirtilmektedir. Toplum kişinin fiziksel ve duygusal destek sistemini oluşturduğundan toplumun geniş kesimini etkileyen, insanların iş kaynaklarını yok eden felaketler daha fazla etki gösterir.

 

Risk ve koruyucu/aktörler

Afet anlarında psikolojik bakımın en temel ve ana işlevi fiziksel bakımın sosyal açıdan desteklenmesidir. Fiziksel bakım, psikolojik bakımdır ve tüm organizasyonların temel işlevidir. Koruyucu etmenler açısından bu konu anahtardır.

Yaş: Değişik yaş gruplarında belirtilerin biçiminin değiştiği üzerinde durulmaktadır.

Cinsiyet: Bazı çalışmalarda kadınların, bazılarında da erkeklerin sorunlara çok duyarlı olduğu belirtilmektedir.

Okul:  Psikolojik yardım kabul eden okullarda 5 ay sonraki kaygı ve korku puanları daha düşük çıkmıştır. Bu sonuç, okulun tavrının korunmada önemli olduğunu düşündür­mektedir.

Bireysel özellikler: Bilgi edinmeye çalışma, deneme girişiminde bulunma, olumlu biçimde kendi kendine konuşma, dikkatin başka yöne çevrilmesi, gevşeme ve düşünceleri durdurma gibi yöntemleri kullanan çocukların daha az endişe yaşadığı görülmüştür. Band ve Weisz’e (1988) göre, çocuklarda birincil ve ikincil başa çıkma modelleri vardır. Birincil başa çıkma modelinde, çocuk rahatsızlık veren uyaranı doğrudan değiştirmeye çalışır, örneğin kaçar. İkincil başa çıkma çıkma modelinde ise rahatsızlık veren uyaranın varlığı kabul edilir ve en az rahatsızlık hissedecek davranış bulunmaya çalışılır. Birincil başa çıkma yöntemleri genelde yetersiz kalır ve yaşın ilerlemesine paralel olarak ikincil başa çıkma yöntemlerinin kullanımı artar.

Olaya ailenin, toplumun, bireyin yüklediği anlam  olayın  yaratacağı  sonuçları  etkiler. Bireylerin   kendini   sorumlu   tutması   veya önlenebilir olduğunu düşünüp sorumlu gördüğü kişilere yönlendirdiği öfke gibi konular önemlidir. Her bireyin olaya yüklediği anlam geçmiş yaşantılarının ve mevcut fizyolojik durumunun ve ortamının etkisiyle oluşur. Anlam durağan değil değişkendir, kişinin psikososyal ortamı değiştikçe olaya yüklediği anlam da değişir.

Aile: Travmatik olaydan sonra evini, işini ve gelirini yitirerek ikinci bir travma yaşayan kimi aileler birbirine destek olurken, kimi ailelerde eşler arası tartışma ve şiddet olayları görülebilir ve bu durum çocuklara da yansır. Anne baba kendi duygusal cevaplarını denetlemede zorlanıyorsa çocuklarına daha az yardımcı olacaktır. İlk anda duyularını paylaşmakta güçlük çeken aileler daha sonra bu paylaşımı isteyebilmektedir. Travma sonrası çocukların bir kısmı ailelerini de üzmemek kaygısı ile deneyimlerini onlarla paylaşamamaktadırlar. Afet sonrası yetişkinlerin karşılaştığı ve uzun süreli olabilen ev, iş gibi kayıplar çocukların fiziksel istismar riskini arttırabilir (Adams ve Adams, 1984).

Yüksek risk grupları: Kurtarma çalışmalarında görev yapan her türlü kişiler, izciler, askerler, polisler, enkaz çalışmalarında çalışan işçiler, özellikle aynı zamanda yakınlarım yitirmiş olan kişiler ve onlara destek veren gönüllüler (ruh sağlığı çalışanları dahil), afetin unutulmuş kurban­ları olmamalı ve onlara da destek sağlanmalıdır.

Travma sonrası ortaya çıkabilecek belirtiler

Pek çok çocuk bir kaza sonrasında tekrarlayıcı, rahatsız edici düşüncelerle boğuşur. Bu her zaman olabilse de, en çok çocuk sakinken ya da uykuya dalmak üzere iken görülür. Diğer zamanlarda travmayla ilgili anılar çevrenin ilişkili uyarılarıyla hatırlanır. Örneğin; deprem sırasında enkaz altında kalan ve yaralanan yengesinin yanında gördüğü kedinin yüzünü gözünün önünden silemeyen 8 yaşındaki erkek çocuk kedi görmeye tahammül edemiyor, yemek yiye­miyor, kabuslar görüyor ve annesinin yanından ayrılmıyordu. Onu rahatlatan tek şey, kediyi kovalaması, yengesi için yardım çağırması ve yaşamını kurtararak sorunla başedebilmesiydi. Çocuk ve gençlerde uyku bozukluklarına özellikle ilk haftalarda çok sık rastlandığı, karanlık korkusu, kabuslardan korkma ve gece sık  sık  uyanma   gibi,   belirtilerle   sık karşılaşıldığı belirtilmektedir. Ayrılma kaygısı çocuklarda   olduğu   gibi   gençlerde   de görülebilmektedir. Örneğin, çocuk cerrahisinde yatan, anne ve babası depremde ölen 50 günlük bir bebeğin yanında refakatçi olarak kalması gereken babaannesiyle birlikte hastanede bulunan, 18 yaşındaki genç bir kızda bile ciddi ayrılma kaygısı olduğu, tuvalete bile yalnız gidemediği tarafımızdan değerlendirilmiştir. Bazı çocuklar arkadaşlarıyla ve ailesiyle beraberken daha saldırgan, hırçın ve sinirli olabilmekte ve duyularını  açığa vura­mamaktadır. Ailesi ya da arkadaşları sıklıkla onları daha fazla yaralamamak için soru sormadıkları zaman da bunu reddedilme olarak algılayabilmektedirler.

Çocuklarda dikkati yoğunlaştırmayla ilgili güçlükler ve bellek sorunları da görülebilir. Bu sorunlar yeni bilgiyi öğrenmede ya da eskisini hatırlamada güçlük olarak kendini ortaya koyabilir. Ancak  izleme çalışmalarında bu sorunların iki sene içersinde büyük oranda gerilediği görülmüştür. Çocuk ve gençler, ortamdaki tehlikelere karşı çok daha duyarlı hale gelirler ve diğer olayların haberlerinden bile rahatsız olurlar. Hastahanede izlediğimiz hemen hemen tüm çocuklarda, televizyondaki sadece depremle ilgili olan değil, olumsuz bilgiler içerebilecek tüm haberlere karşı bir kaçınma vardı. Genel olarak yaşayanlar hayatın çok kırılgan olduğunu öğrenmişler ve bu onların yaşama bakışını değiştirmiş, inançlarını, değerlerini ve insanlara olan güvenlerini yeniden sorgulamalarına neden gördüğü kedinin yüzünü gözünün önünden silemeyen 8 yaşındaki erkek çocuk kedi görmeye tahammül edemiyor, yemek yiye­miyor, kabuslar görüyor ve annesinin yanından ayrılmıyordu. Onu rahatlatan tek şey, kediyi kovalaması, yengesi için yardım çağırması ve yaşamım kurtararak sorunla başedebilmesiydi. Çocuk ve gençlerde uyku bozukluklarına özellikle ilk haftalarda çok sık rastlandığı, karanlık korkusu, kabuslardan korkma ve gece sık  sık  uyanma   gibi,   belirtilerle   sık karşılaşıldığı belirtilmektedir. Ayrılma kaygısı çocuklarda   olduğu   gibi   gençlerde   de görülebilmektedir. Örneğin, çocuk cerrahisinde yatan, anne ve babası depremde ölen 50 günlük bir bebeğin yanında refakatçi olarak kalması gereken babaannesiyle birlikte hastanede bulunan, 18 yaşındaki genç bir kızda bile ciddi ayrılma kaygısı olduğu, tuvalete bile yalnız gidemediği tarafımızdan değerlendirilmiştir. Bazı çocuklar arkadaşlarıyla ve ailesiyle beraberken daha saldırgan, hırçın ve sinirli olabilmekte ve duyularını  açığa vura­mamaktadır. Ailesi ya da arkadaşları sıklıkla onları daha fazla yaralamamak için soru sormadıkları zaman da bunu reddedilme olarak algılayabilmektedirler.

Çocuklarda dikkati yoğunlaştırmayla ilgili güçlükler ve bellek sorunları da görülebilir. Bu sorunlar yeni bilgiyi öğrenmede ya da eskisini hatırlamada güçlük olarak kendini ortaya koyabilir. Ancak” izleme çalışmalarında bu sorunların iki sene içersinde büyük oranda gerilediği görülmüştür. Çocuk ve gençler, ortamdaki tehlikelere karşı çok daha duyarlı hale gelirler ve diğer olayların haberlerinden bile rahatsız olurlar. Hastahanede izlediğimiz hemen hemen tüm çocuklarda, televizyondaki sadece depremle ilgili olan değil, olumsuz bilgiler içerebilecek tüm haberlere karşı bir kaçınma vardı. Genel olarak yaşayanlar hayatın çok kırılgan olduğunu öğrenmişler ve bu onların yaşama bakışım değiştirmiş, inançlarım, değerlerini ve insanlara olan güvenlerini yeniden sorgulamalarına neden olmuştur. Gençler, yaşadıkları bazı deneyimlerden sonra  değerlerinin,   inançlarının  sarsıldığını, yıkıldığını,   gelecekle   ilgili   beklentilerinin azaldığını, önceliklerinin değiştiğini ve yoğun isyan   duygusu   içinde   olduklarını   belirt­mektedirler. Bazıları gündelik bir yaşam sürerken, diğerleri günlük olayları basit, önemsiz olaylar olarak görmeye başlamaktadır. Bazı çocuk ve gençlerde  ilişkili  konularla  ilgili  korkular başlarken, diğerlerinde olayla ilgili şeylerden kaçınma görülebilmektedir. Yaşayanın suçluluğu, yani niye kendisinin değil de diğerlerinin öldüğü, niye daha fazla insan kurtaramadığı, niye böyle çaresiz  olmak  durumunda  kaldıkları,  niye insanların  göz göre  göre  ötmek  zorunda bırakılması şeklinde pek çok sorular ortaya çıkabilmektedir. Deprem bölgesinde görevli bir askerimiz araba sürerken ‘sanki cesetler kolumdan geri çekip, bizi de kurtar diye yalvarıyorlar’ düşüncesini   kafamdan   atamıyorum   diyerek güçlüğünü vurgulamıştır. Saplantı ve depresyonun oldukça yüksek oranlarda  görüldüğü  araş­tırmalarla  da  ortaya  konmuştur.   Özkıyım düşünceleri ve madde kullanımının da görüle­bildiği belirtilmektedir. Ayrıca, çocukların bir kısmında belirgin kaygının geliştiği, ancak panik ataklarının  ortaya  çıkmasını  yıllar  sonra olabildiği vurgulanmaktadır.

Pek çok çocuğun önceden ilgi gösterdiği aktivitelere ilgi göstermez hale gelebildiği, içe kapandığı ve bedensel yakınmalarının olduğu da belirtilmektedir. Okul öncesi çocukların çok daha fazla regresyon, davranım bozukluğu ve saldırgan davranışlar gösterdikleri üzerinde de durul­maktadır. Ortopedi kliniğinde yatan dört yaşındaki bir çocuğumuz, iki yıl kadar önce tuvalet eğitiminin tamamlanmış olmasına rağmen, dep­remden sonra devamlı altına çiş ve kakasını kaçırıyor ve dedesinin yanından ayrılmakta güçlük çekiyordu.

Korkunun doğası ve çeşitleri

Çocukların pek çoğu gelişimleri boyunca değişen derecelerde, yoğunluk ve sürede korku deneyimi yaşarlar. Bu korkuların bir kısmı kısa süreli olur ve sorun yaratmaz. Bir kısmı ise çocuğun günlük işlevlerini ciddi şekilde etkiler. Korku genel anlamda sevgi, öfke, neşe ya da üzüntü gibi doğal bir duygudur. Tehlike karşısında oluşan en doğal tepkidir ve türü korumaya yöneliktir. Her çocuk, gelişimi sırasında doğal olarak diğer duygular gibi bu duyguyu da yaşar. Önemli olan çocukların korkularının   iyi   gözlenmesi,   çocuklara korkularım açıklama olanağı sağlanması ve korkuların   sürekliliğinin   araştırılmasıdır. Değişik yaş gruplarının farklı bilişsel gelişim düzeyleri,    onların    farklı    nesnelerden korkmasına neden olur (Erol, Şahin, Özcebe, 1990). Rachman’a göre (1997), korkular ayrı ancak çoğu zaman beraber olabilen üç yolla kazanılır.   Bunlar,   doğrudan  şartlanma (örneğin  bir çocuğun  köpek tarafından saldırıya uğradıktan sonra duyduğu korku), modelleme (çocuğun   ağabeyinin   gece korkularım izlemesiyle oluşan) ve yanlış bilgilendirmedir (depremi tanrının cezalandırması olarak anlatmakdır). En sık görülen 10 korku maddesi değerlendirildiğinde bunların genelde modelleme ya da yanlış bilgilendirme sonucu oluştuğu görülmüştür. Ancak tüm korku çeşitleri bu mekanizmalarla açıklanamamaktadır.

Ülkemizde 9-13 yaş grubu çocuk ve gençlerle yapılan bir çalışmada, kızlar daha fazla sayıda ve daha yoğun olarak korku bildirmişlerdir (Erol, Şahin, 1995). Bu sonuç önceki çalışmalarla aynı doğrultuda bir bulgudur (Fonseca, Yule, Erol, 1994; Arslan, Verhulst, Van der Ende, Erol, 1997). En yoğun olarak bildirilen 10 korku maddesi değer­lendirildiğinde ise, anne babanın ölümü ve ayrılıkla ilişkili maddeler en üst sırada yer almıştır.   Bunu   dini   içerikli   korkular (cehennem, şeytan, dini bir kuralı çiğneme) izlemiştir. Kendine gelebilecek tehlike ve fiziksel örselenmeler, sosyal korkular ve hayvan korkuları da en sık rastlanan korkular arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın faktör analizinde deprem korkusu, bilinmeyenden süreli olur ve sorun yaratmaz. Bir kısmı ise çocuğun günlük işlevlerini ciddi şekilde etkiler. Korku genel anlamda sevgi, öfke, neşe ya da üzüntü gibi doğal bir duygudur. Tehlike karşısında oluşan en doğal tepkidir ve türü korumaya yöneliktir. Her çocuk, gelişimi sırasında doğal olarak diğer duygular gibi bu duyguyu da yaşar. Önemli olan çocukların korkularının   iyi   gözlenmesi,   çocuklara korkularını açıklama olanağı sağlanması ve korkuların   sürekliliğinin   araştırılmasıdır. Değişik yaş gruplarının farklı bilişsel gelişim düzeyleri,    onların    farklı    nesnelerden korkmasına neden olur (Erol, Şahin, Özcebe, 1990). Rachman’a göre (1997), korkular ayrı ancak çoğu zaman beraber olabilen üç yolla kazanılır.   Bunlar,   doğrudan  şartlanma (örneğin  bir çocuğun  köpek tarafından saldırıya uğradıktan sonra duyduğu korku), modelleme   (çocuğun   ağabeyinin   gece korkularım izlemesiyle oluşan) ve yanlış bilgilendirmedir (depremi tanrının cezalandırması olarak anlatmakdır). En sık görülen 10 korku maddesi değerlendirildiğinde bunların genelde modelleme ya da yanlış bilgilendirme sonucu oluştuğu görülmüştür. Ancak tüm korku çeşitleri bu mekanizmalarla açıklanamamaktadır.

Ülkemizde 9-13 yaş grubu çocuk ve gençlerle yapılan bir çalışmada, kızlar daha fazla sayıda ve daha yoğun olarak korku bildirmişlerdir (Erol, Şahin, 1995). Bu sonuç önceki çalışmalarla aynı doğrultuda bir bulgudur (Fonseca, Yule, Erol, 1994; Arslan, Verhulst, Van der Ende, Erol, 1997)ı En yoğun olarak bildirilen 10 korku maddesi değer­lendirildiğinde ise, anne babanın ölümü ve ayrılıkla ilişkili maddeler en üst sırada yer almıştır.   Bunu   dini   içerikli   korkular (cehennem, şeytan, dini bir kuralı çiğneme) izlemiştir. Kendine gelebilecek tehlike ve fiziksel örselenmeler, sosyal korkular ve hayvan korkuları da en sık rastlanan korkular arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın faktör analizinde deprem korkusu, bilinmeyenden korku olarak adlandırılan maddeler arasında yer almış ve çocukların %53’ü tarafından bildi­rilmiştir (Erol, Şahin ve Özcebe, 1990). Sonuçlara bakıldığında, ülkemizdeki çocukların en başta gelen korkusu olan yakınların kaybı ve ayrılığın deprem dolayısıyla şu anda gerçek haline gelmiş olduğunu görüyoruz. Bu, depremin acı da olsa doğal bir sonucu olarak görülebilir. Ancak, bilinçli bazı din adamlarımızın aksine bazı çevrelerce depremin  ‘Allah’ın bazı kişileri cezalandırma biçimi’ ya da ‘kıyametin habercisi’ olarak sunulması, çocuklarımızın çok duyarlı olduğu bu konuda onların korku ve kaygılarını artırıcı yönde etki yaratmaktadır. Kliniğimizde izlenen bir çocuğun annesi, 4 yaşındaki çocuğunun artık uyurken ellerini dua eder şekilde tuttuğundan bahsetmiştir. Kanımızca zaten çok ağır bir stres yaşamış olan bu çocukların, bir de duyarlı oldukları bu konuda psikolojik olarak örselenmesi onlara zarar vermektedir.

Deprem sonrası depremden oldukça uzak bölgelerde   yaşayan   çocuklarda   bile   eski korkularıyla ilişkili olan veya olmayan korkular ve birtakım gerileme belirtileri görülmeye başlanmıştır. Özellikle daha önce değinildiği gibi ayrılıkla ve dini konularla ilgili korkular yeniden artmaya başlamıştır. Deprem merkezinden uzakta yaşayan insanlar için de deprem, bilişsel dünyamızı ve dünyanın güvenli bir yer olduğu konusundaki  kabullenmelerimizi  sarsmış ve gelecekle ilgili beklentilerimizde değişikliklere yol açmıştır. Dini korkuları nedeniyle izlediğimiz 11 yaşındaki bir kız çocuğunun depremden sonra kıyamet kopacağı endişesi ile beraber yakınmaları artmış ve uykusu tamamen düzensiz hale gelmiştir.

Belirtilerde kültürel farklar olduğu unutul­mamalıdır. Kobe depreminden sonra Japonya’da yapılan   çalışmalarda,   Japon   çocuklarında regresyon belirtilerinin daha öne çıktığı ve ailelerin bu dönemde bu çocuksu özellikleri kabullendikleri ve de daha ileride büyük sorunların yaşanmadığı belirtilmiştir (Nagao ve ark., 1995). Travma sonrası çocuklarla yapılan çalışmalar, genellikle Batı Avrupa ve Kuzey Amerika kaynaklıdır. Bu çalışmaların Türkiye toplumuna   ne   kadar   uyduğu,   bizim çocuklarını izin travmaya ne şekilde tepkiler gösterdiği araştırılmalıdır.

Başa çıkma ve önemi

Bir kişinin önemli bir stresten kurtulma kapasitesini   belirleyen   önemli   faktörler arasında; stresin doğası, kişi tarafından veya başkası tarafından stresin yetkin şekilde ele alınması, kişinin önceki başa çıkma becerileri, kişinin kendisine, stres kaynağına ve geleceğe olan yaklaşımı, iç enerjilerini kontrol ederek gereken işlevler için yönlendirebilmesi, strese saplanıp kalmaması, var olan kaynakları kullanma  becerisi   ve   onu   destekleyen sistemlerin varlığı ve bu desteğin kalitesi yer alır. Burada başa çıkma becerilerinin önemi açıktır. Bu becerilerin geliştirilmesi için önce kişilerin yanlış kabullenmeleri ve bilgilendirilmelerinin öğrenilmesi ve düzeltilmeye çalışılması  gerekmektedir.   Hemen  kulla­nılabilecek düzeltici bir yaklaşım, kişinin diğerlerinden ve özellikle de bölge dışından gelip, olayları daha nesnel değerlendirebilecek birisi tarafından bilgilendirilmesini, stresin daha kolay başa  çıkılabilecek parçalara bölünmesini,   kişiler   arası   destek   ve cesaretlendirmeyi, dış koşulların olabildiğince düzeltilmesini ve model olarak kullanılabilecek kişilerin gözlenmesini içerir. Adapazarı’nda, o bölgenin izcileriyle, gençleri tanıştırılmış ve birlikte olabilmeleri ve onları örnek almaları sağlanmaya  çalışılarak,   aralarında  kalıcı birlikteliğin oluşturulmasına özen gösteril­miştir.

Kişinin direncini arttıran kaynaklar arasında kişinin kendine güveni, stresi değerlendirmede kullandığı değer yargıları, alternatif çözüm yolları bulabilmedeki esnekliği, destekleyici ilişkileri, başa çıkmanın önemini kavraması yer alır. Küçük parçalara bölünen strese karşı kazanılan her zafer önemlidir. Çevrenin desteği, kişiye seçme şansı tanıması, kişinin gelecek beklentileri, direnci arttırmada önemli anahtarlardır.

Ailesinde yoğun endişe görülen, yapısal kaygısı yüksek olan, evi daha fazla zarar gören ve uzun süreli yer değiştirmeler yaşayan çocuklarda uzun süreli anksiyete bozukluğu gelişme riski daha fazladır. Deprem merkezine yakın olan çocuklarda ve ölümle doğrudan karşılaşanlarda risk artmıştır.

Aslında toplumdaki bireylere başa çıkma becerilerinin   önceden   öğretilmesi   gerekir. Önceden bu becerileri edinmiş bireyler, sorunlarla karşılaştıklarında daha rahat başa çıkabilecek ve iyi birer model olabileceklerdir.

Günlük Stresler

Stres değerlendirilirken, diğer ortamlardan ve durumlardan yalıtılmış olarak düşünülmemelidir. Stresin o birey için zamanlaması ve diğer faktörlerle olan birleşimi önemlidir. Bireyin iç durumu, olayı algılayış biçimi, stresi bekleyip beklememesi, kaynakların farkına varması ve verdiği tepkiler ikincil streslerin oluşma olasılığını belirleyecektir. Ne yazık ki, deprem önceden tahmin edilemeyen bir olaydır ve bu özelliği insanlar üzerindeki yıkıcılığım arttırmaktadır. Janis’e göre (1982), önceden hazırlanılamayan stresler veya kişiye verilen yersiz sözler onun başa çıkmasını güçleştirmektedir.

Ne var ki, böyle büyük bir felaketten sonra bile insanların günlük yaşamları ve onun getirdiği sıkıntılar,   doğal   olarak   tekrar   gündeme gelmektedir. Her sabah kalkınca çözümlenmesi gereken sorunların ağırlığı, yaşanan çaresizlik hergün tekrarlandığı için bireyin üzerinde büyük bir etki bırakabilir. Bu durumda kişi birçok olayı birleştirip hepsini stresli olarak algılamaya ve toplumun desteğini yetersiz görmeye başlayabilir. Ancak çoğu kişi, yaşanan yıkım ve kayıpların çokluğu karşısında bu sorunları çok önemsiz görür ve yardım istemez veya yardımcı olabilecek kişiler ya da çevre tarafından garip karşılanacağını düşünerek yardım isteyemez. Bu, çocuklarda daha belirgindir. Yetişkinler hayatlarım tekrar düzene koymakla o kadar meşgullerdir ki, çocukları farketmeyebilirler bile. Çocuklar da utanarak veya suçluluk duyarak yalnız olduklarını söyleyemeyebilirler. Burada ruh sağlığı çalışanlarına   ve   halkı    bilgilendirebilecek durumdaki herkese düşen görev, sorun için başvurmaktan   kaçınılmaması   gerektiğinin halka anlatılmasıdır.

Yaşanan Kayıplar

Burada depremle beraber ortaya çıkan kayıpların çokluğundan ve bunların yetişkinler ve çocuklar üzerindeki etkilerinden daha fazla sözetme gereği ortaya çıkmaktadır. Depremdeki kayıplar sevilen kişilerin, yuvanın ve alışılan  günlük  ortamın  kaybı  şeklinde gerçekleşmiştir. Bağlanma nesnelerinin kaybı, çocukları daha sonraki duygusal sorunlar için daha riskli hale getirmektedir. Uzun süreli veya geçici olarak birçok çocuk yaşadıkları yerleri terketmek zorunda kalmıştır. Normal şartlarda bile büyük bir stres olan bu durum, kayıpların olduğu böyle bir ortamda çok büyük bir stres haline gelebilir.

Yuva ve Çocuğun Yuvayı Değerlendirmesi

İnsanın yuvası fiziksel bir yapı, yemek yenen ve uyunan bir yer ve bir mülkiyetten daha fazladır. Yuva, ayrıca hepimiz için özgün olan ve herhangi bir yerde herhangi bir zamanda bir kokuyla, bir sesle veya sevdiğimiz birisinin bir bakışıyla aklımıza geliveren bir duygular bileşimidir de. Yuvamız duygusal yaşantımızın merkezindedir. Yuva, güvenlik, sıcak kucaklamalar, tatlı gülüşler, kahkahalar demektir. Aile bireylerine ait olma hissi verir. Orada aile ve ailenin sırları vardır, insan kendini yalnız hissetmeden tek başına olabilir, bağırabilir, ağlayabilir, dünya tehlikeli bir yer olduğunda oraya sığınabilir. Çocuklar orada büyür, nasıl yardım edebileceklerini öğrenir. İnsan yuvasında şu anın zevkini çıkarır ve geleceğin hayalini kurar, orası insanın istediği kişi olabildiği ve hayal kurmakta özgür olduğu yerdir.

Her çocuğun yuvasıyla ilgili değerlendinnesi farklıdır. Bir bebek için yuva annesinin kolları ve onun verebileceği sıcaklık, destek ve güvenlik demektir. Kendi başına hareket etmeye başlayan bir bebek için anne, yuvanın merkezi haline gelir. Ufak araştırıcı etrafını öğrenmeye çalışırken sık sık   anneye   dönmeye   gereksinimi   duyar. Konuşmaya  başlayan  çocuk,  evdeki  diğer bireylerden dünyayı öğrenir ve evin fiziksel ortamının öriemini de anlamaya başlar. Yirmi ay civarında bir bebek bile bir ‘ev’ ile ‘yuva’nın farkını anlayabilir.

İnsanın yuvasının kaybı bir binanın veya malın kaybından çok daha ileridir. Bu, alışkanlıklardan ve çevreden kopma anlamına gelir. Deprem dolayısıyla birçok aile geçici barınaklarda kalmak zorunda bulunuyor. Ufak bebeklerin gelişimi için annenin sağlıklı olması ve bebeklerin ihtiyaçlarının karşılanması durumunda bu barınaklar önceki evlerinden çok farklı değildir. Her durumda en önemli belirleyici annenin psikolojik durumudur. Ancak daha büyük çocuklar için alıştıkları ortamdan koparılmak başlı başına bir stres kaynağıdır. Buna, çocukların çevrelerinin önemli bir parçası olan arkadaşlarının, oyun alanlarının, tanıdıkları ve sevdikleri yerlerin kaybı da eklenirse, günlük alışkanlıklardan ne kadar uzaklaşıldığı daha açık anlaşılacaktır. Deprem bölgesinde yaşayan ve baştan beri kurtarma çalışmalarında yer alan 18 yaşındaki bir izcimiz, ‘bana koyan doğup büyüdüğüm yerin yok olması, halkınım yok olması, bir kısmınının göç etmesi ve diğerlerinin ölmesi, peki ben şimdi kimin için çalışıyorum’ tarzındaki isyanı ile duygusunu dile getirmiştir. Bu yüzden, bu ailelerin bir an önce yuva olarak  kabul  edebilecekleri  yerleşim birimlerine yerleştirilmeleri çok önemlidir.

Toplumsal Destek

Toplum bir aile için farklı bir yuva görevini görebilir. Komşular, geniş aile, arkadaş grubu, yuvanın hissettirdiği güvenlik, destek ve sevgi duygularını verebilir.  Toplumsal  yuvamızda değerliyizdir, saygı görürüz ve bazen korunuruz da. Çoğu mutlu anlarımızı onlarla paylaşırız.

Davranışlarımızın birçoğu toplumun belirlediği ortak paydalar çevresinde oluşur. ‘Toplum yuvamız’ yeteri kadar güçlüyse, bizi ufak veya büyük krizlerimizde korur. Toplumun desteği, aile ve çocuğu çok etkiler. Eğer karmaşa hakim olursa bireylerin kaygısı artar ve çocukların kendini güvende hissetmesi güçleşir. Bu yüzden, bu bölgelerdeki toplumsal desteğin azalmadan sürmesine özen gösterilmelidir.

Kriz İdaresi: Kritik Stres Açıklaması

Anlamlandırma (debriefing), ilk olarak duyguların   açıklanmasının   zor   olduğu kültürlerde, acil müdahele personelinin maruz kalacakları olaylara duygusal olarak hazırlanmasında, sonra da değişik travmalardan etkilenen çocuklara psikolojik müdahalede kullanılmıştır (Yule, 1994). Travmadan sonraki birkaç gün içinde çocuklar dışarıdan bir liderin yardımıyla gruplar halinde toplanır. Lider kuralları koyar ve orada duyguları ‘paylaşmak ve birbirlerine yardım etmek için olduklarını ve konuşulanların özel olduğunu açıklar. Hepsi konuşmaları için desteklenir, ama kimse konuşmaya zorunlu değildir. Sonra herkes yaşadıklarını açıklar. Bu açıklamalar etrafta dolaşan söylentilerin etkisini azaltmak için de faydalıdır. Grup üyelerine olayın farkına vardıklarında ne hissettikleri sorulur. Bu, doğal olarak sözü şu anda ne hissettiklerine getirir. Bu şekilde çocuklar kendi duygularını anlatır ve diğerlerinin de duygularını öğrenirler. Lider, onların tepkilerini anormal bir olaya normal bir cevap olarak tanımlar. Pek çok çocuk kendisi gibi hisseden başkalarının da olduğunu öğrenmekle rahatlar. Lider grupta konuşulanları açıklar ve çocuklara tepkilerini kontrol edebilmeleri için basit yollar gösterir. Ayrıca, çocuklara eğer sorunlar devam ederse diğer yardım yollarının da bulunduğu açıklanır. Bu  yaklaşımın   özellikle   rahatsız  edici düşünceleri azalttığı ve koruyucu olduğu düşünülmektedir (Yule, 1991, 1992).

Grup Desteği

Afet  durumlarında,  bireylerin  psikolojik durumunu korumak için ilk yapılması gereken fiziksel ortamın düzeltilmesidir. Travma sonrası stresin  yatıştırılması  için  duyguların  ifade edilmesi desteklenebilir, süreğenliğin azaltılması için toplumsal destek programları hazırlanmalıdır, toplum ve bu bireylerle çalışan personel, travma ve kayba normal tepkiler konusunda eğitilmelidir.

Toplumda ve okulda doğal gruplar olduğundan, terapötik desteği buralara yöneltmenin önemli olduğu belirtilmektedir. Burada amaç, belirsizliğe ve bilgisizliğe bağlı kaygıyı azaltmak için  bilgilendirme,  duyguların  paylaşılması, çocuğun başa çıkma beceri ve duygusunun artırılması ve bazı ortak sorunların çözülmeye çalışılmasıdır. Destek grubu bireylere güven, paylaşma duygusu, amaç, farklı bakış açışı, durumun ve kaynakların tekrar değerlendirilmesi ve gereken kaynakları sağlar. Ancak bu gruplarda empati kaybolursa, çözüm dayatmaya başlanırsa, kişiye kendi davranışını seçmede yeterli özgürlük tanınmazsa ve kişinin kendi yaşamından sorumlu olduğu yadsınırsa yararsız duruma gelir. Travma sonrası stres bozukluğu gelişen çocuklarda, 6-8 kişilik gruplarla çalışmanın  uygun  olduğu belirtilmektedir. Her seansta hangi konunun konusulacağı belli olan yapılandırılmış bir sistem ya da tamamen yapılandırılmamış, sorun çözmeye yönelik ve ebeveyn grubuyla beraber giden bir sistem izlenebileceği vurgulanmaktadır. Deprem bölgesine giden ekibimizde gebe annelerle, bebekleri olan annelerle, çocuklarla, gençlerle ve Türk Tabipler Birliği’nden gelen istek üzerine yas yaşayan annelerle ve eşlerle grup uygulamaları yapılmıştır. Genel olarak grup desteği ya da terapisine rağmen sorunları devam edenlerin bireysel terapiye alınması gerektiği önerilmektedir (Yule, 1994).

Bireysel Destek

Esas  odak  noktasının  bilişsel-davranışsal terapiler olduğu vurgulanmaktadır (Yule 1994). Çocuklara resim çizdirilerek de olayı hatırlamaları sağlanır. Bireyler bir dönemde olayla yüzleşmeleri gerektiğini farkederler. Rachman’a göre kısa maruz bırakma (exposure) seansları kişiyi duyarsızlaştırmak yerine daha da duyarlı hale getirir (1980). Yeterli seanslarla kaçınma ve rahatsız edici düşüncelere çözümler geti­rilebilir. Bir başka önemli nokta da uykudur. Burada sorun uykuya dalamama ya da kabuslar nedeniyle uykudan uyanma şeklinde olabilir. Birincisi için gevşeme teknikleri, ikincisi için bilişsel-davranışçı    tekniklerin    (örneğin, rüyaların hatırlanarak iyi şekilde sonlan-dırılması) uygulanabileceği üzerinde durul­maktadır (Yu le, 1994).

Travmaya bağlı kaçınma davranışı özellikle ilk aydan sonra belirginleşir. Bireylerin desteklenmesi sırasında kaçınmayı engel­leyecek her tutum bu dönemde değerlidir. Yıkılan evlerini veya okullarını ziyaret etmek duyguların  ifade  edilmesini  kolaylaştırır. Olayların   serbestçe   yaşanması   sırasında kaçınma davranışı ortaya çıkabilir. Çocukların kendi duyularını anlamalarına ve depremin onların üzerinde bıraktığı etkiyi anlatmalarına yardımcı olmak gereklidir. Çocuklar toplumun kendileri için neler yaptığım bilmeye ihtiyaç duyarlar. Çevresindeki kişilerin güçlükleriyle başa çıkma konusunda kendilerine yardım etmeye   hazır   olduğunu   bilmek   durumundadırlar. Yeniden yapılanma çalışmalarında bu çocuklara görev verilmesi onların yaşayabilecekleri    çaresizlik    duyularını azaltacaktır. Aile bireylerini kaybetmiş olan çocuklarda ise yas tepkileri göz önünde bulundurulmalı ve bu çocuklarda suçluluk duygularının   daha   belirgin   olabileceği unutulmamalıdır.

Korunma

Depremle ilgili olarak üç psikolojik risk faktörü vardır. Bunlar, korkutucu olayın travma yaratan etkisi, bağlanma objelerinin kaybı ve olaydan sonraki yaşamda karşılaşılan streslerdir. Depremle ilgili olarak gelişen korkularda, diğer korkulara benzer korunma yolları kullanılabilir. Gelişimlerinin bir parçası olarak, çocuklar korkuları üzerinde denetim sağlamayı aşağıdaki yollarla öğrenerek gelişti­rirler;

1- Tehlikeli olan ve olmayan durumları ayırt etmeyi ve ne zaman korkması ve kaçınmağı gerektiğini ayırt etmeyi öğrenmek,

2- Günlük yaşamı etkilemeden tehlikelerden kaçınmayı öğrenmek (örneğin, araba çarpmasından korktuğu için evde oturmak yerine karşıdan karşıya geçmeyi öğrenerek),

3- Tehlikeli olabilecek bir durumdan olumlu sonuçlar çıkarabilecek pratik becerileri öğrenmek (örneğin, boğulmamak için yüzmeyi öğrenmek),

4- Kaçınılmaz, ancak göreceli olarak rahatsız edici durumlarla, gerçeklerle başa çıkmayı öğrenerek (örneğin, doktora gitme), (Spence, 1994).

Deprem gibi bir çevresel felaketin tamamen denetlenmesi olası değildir. Ancak çocuklarda korku  yaratacak  televizyon  programlarının, depremin ilk günlerindeki sorunların tekrar tekrar televizyonlarda gösterilmesinin, sorunların yetiş­kinler tarafından sürekli canlı tutulmasının önlenmesi ve bu durumların kontrol edilebilmesine özen gösterilmelidir.

Aile: Anne babanın davranışlarının çocukluk korkularının gelişiminde önemli yer tuttuğu da bilinmektedir. Korku ve kaygılar doğrudan ya da dolaylı yoldan çocuklara aktarılabilmektedir. Olaydan sonra, anne ve babaları çok kaygılı ve koruyucu olan çocuklarda daha fazla sorun görülmektedir. Aile ayrıca çocuğun kaçınma davranışını destekleyebilir, böylece bu çocuklar kaçındıkları olay ya da durumla ilgili işlevsel başa çıkma yollarını öğrenmekte zorlanırlar. Bazen de aileler farketmeden korku davranışını sosyal açıdan desteklerler ve ‘bu konuya yoğun ilgi göstererek sorunu güçlendirirler. Bunu sorunun ortadan kalkması için iyi niyetle yaparlar. Ancak bu arada çocuğun sorunla başettiği ve korkusuzca davrandığı durumları gözardı ederek sadece soruna yoğun ilgi gösterirler. O zaman kazanan sorun, kaybeden ise aile, ilişki ve toplum olur.

Genellikle kaygı ve korkuları olan çocuklar yeteneklerini küçümserler ve herhangi bir başarıdan dolayı kendilerini ödüllendirmeyi bilmezler. Anne babaların yaklaşımı ve beklentileri çocuğun kendine güvenini ve başa çıkma yollarını etkileyecektir. Modelleme için aileden  başka  kardeşler,  televizyon  ve öğretmenler de alternatif kaynaklardır. Gözle­yerek öğrenme çok önemli olduğundan olumlu örneklerin  izlenmesi,  korku  davranışının azalması için kullanılabilir.

Başa çıkmanın kolaylaşması için önceden de belirtildiği gibi ilk basamak bilgilen­dirmedir.  Depremden  etkilenen  bölgenin büyüklüğü ve yıkımın fazlalığı etkilenmiş olabilecek her çocuğun tek tek ele alınmasını olanaksız hale getirmektedir. Bunun için. birçok kuruluş tarafından broşürler bastırılmış ve dağıtılmıştır. Burada amaç anne babalara, bölgede çalışan doktor, hemşire, ebe ve öğretmen gibi görevlilere çocukların karşı karşıya olduğu riskleri ve bunlara karşı yapılabilecek olanları açıklamaktır. Aslında bu bilgilendirmelerin depremden önce yapılmış olması çok daha faydalı olurdu. Başa çıkma yöntemlerinin bireylere önceden öğretilmiş olması olaya verilen tepkileri değiştirecek ve insanların  eski   durumlarına  dönmelerini kolaylaştıracaktır. Ancak ülkemizde özellikle çocuk ruh sağlığına yönelik ilginin yeterli olmayışı bunun gerçekleştirilmesini geciktir­miştir. Depremden sonra ise çeşitli medya kuruluşlarında bilgilendirici yayınlar yapıl­mıştır.

Kobe depreminden sonra bölgedekiler için telefonla danışma hatları kurulmuştur (Nagao ve ark., 1995). Bu hatların halkı bilgilen­dirmekte oldukça faydalı olduğu, ancak en fazla ihtiyacı olanlara ulaşılmakta yine de güçlükler yaşandığı bildirilmiştir.

Afet  bölgelerinde  çalışan  gönüllülere verilen desteğin koruma açısından önemi gözardı edilmemelidir. Ekibimiz izcilere, askerlere, muhtarlara, Kızılay görevlilerine ve hemşirelere destek olmaya çalışmıştır.

Deprem sonrası önemli bir nokta, yukarıda belirtildiği gibi zaten toplumumuzda yüksek oranda görülen dini korkular gibi korkuların bilinçsiz şekilde körüklenmesidir. Bir diğer önemli nokta da, bu insanların depremle ilgili olmayabilecek diğer hastalıklar, günlük yaşam olayları, insan ilişkileri gibi konularda da sorunları olabileceğidir. Pek çok birey böyle durumlarda depremle karşılaştırıldığında önemsiz gibi duran böyle konularda yardım istemekte zorlanırlar. Hatta bazen profesyonel psikolojik. danışmanlar ve klinisyenler de bu gibi sorunları hafife almak gibi bir tavır alabilirler. Oysa herşeye rağmen yaşamın devam ettiği bu bölgelerde, insanların normal koşullar altında ciddi sıkıntı yaratabilecek bu gibi sorunlarıyla da ilgilenilmesi ve   bireylerin   bu   konularda da  yardım isteyebileceklerinin onlara bildirilmesi önemli görülmektedir.

Sık sık bu tip felaketlerle karşılaşan ve bundan sonra da yaşadığımız coğrafya nedeniyle yeniden böyle olaylarla karşılaşma olasılığı yüksek olan toplumumuzun, bu gibi afetlerin olası zararlı psikolojik  sonuçlarından  korunabilmesi  için yeterli destek birimlerinin oluşturulması ve genel olarak topluma stresle, korkularla başa çıkma yollarının öğretilmesi gereklidir. Bunun için de konuyla ilgilenenlerin ve bu bilgiyi topluma aktarabileceklerin yakın işbirliği gerekmektedir.

DEPREM, KAYIPLARIMIZ VE YAS

Aşağıdaki bilgi ve öneriler Türk Psikologlar Derneği  Deprem  Özel   Çalışma  Grubu ekiplerinin deprem bölgesinde 70’den fazla çadırkentte çeşitli kayıpları olan yüzlerce kişi ile yapılan görüşmelerden ve bu alanda uzun yıllar çalışmış ve dünyanın çeşitli yerlerinde araştırmalar yapmış olan uzmanların önerilerinden derlenmiştir.

17 Ağustos 1999’da yaşadığımız ve ulusça hepimizi yasa boğan depremden sonra, çok sevdiğiniz bir ya da bir kaç yakınınızı kaybetmiş olabilirsiniz. O günden bu yana da yaşam size çok zor geliyor olabilir. “Onlar olmadan yaşayamam”, “Onlarsız hayatın anla­mı yoki” gibi düşünceler içinde olabilirsiniz. Kuşkusuz yaşadığınız bu yoğun ve dayanılması çok güç acıyı en iyi kendiniz bilirsiniz. Çevrenizdeki yakınlarınız ne kadar paylaşmaya çalışsa da, “ateş en fazla düştüğü yeri yakar”.

Bununla beraber, aşağıdaki bulguların da işinize  yarayabileceğini  umuyoruz:  Eğer kendinize karşı biraz sabırlı olursanız, düşüncelerinizin zaman içinde, “Onlarsız yaşa­yamam” dan,  “Onları  çok,  ama  çok özlüyorum”a, “Aklıma geldikçe hala çok acı çekiyorum”a dönüştüğünü; bir zaman sonra da, “Onların anılarının varolabilmesi için benim yaşamam gerek” diyebildiğinizi göreceksiniz.

Sevdiklerimizin kaybından sonra yaşadığımız yas tepkisi çok doğal ve olması gereken bir duygudur. Sevdiği bir insanı kaybettikten sonra, hiç bir şey olmamış gibi yaşamaya çalışmak, bir insanın kendine verebileceği en büyük zararlardan biridir.

Yakınım kaybetmiş biri olarak, aşağıdaki bedensel, düşünsel, duygusal ve davranışsal tepkilerin bazılarım göstermiş ve bazılarım da hala gösteriyor olabilirsiniz:

4 Olay anında bir şok ve uyuşma duygusu hissetmiş olabilirsiniz.

4Sevdiğiniz insanın öldüğüne bu olayın gerçek olduğuna inanamıyor olabilirsiniz.

4Onun ölümüne engel olamadığınızı düşün­düğünüz ve ölüm gerçeği ile yüz yüze geldi­ğiniz için yoğun bir çaresizlik duygusu içine girebilirsiniz.

4Yaşadığınız acı içinde kendinizi çok yalnız hissedebilirsiniz.

4Kaybettiğiniz yakınınızın yüzü, gözünüzün önünden, sesi kulağınızdan gitmiyor olabilir.

4Her türlü olay, bir isim, bir kıyafet, belirli bir yaştaki bir kişi, bir şarkı, bir yer, yakınınızla ilişkili gördüğünüz her şey, size onu hatır­latabilir.

4Kimileri resimlerine bakamaz, kimileri ise resimlerine bakarak rahatlayabilir.

4Kendiniz kurtulduğunuz için sevinç, onları kaybettiğiniz için ise üzüntü ve suçluluk duyuyor olabilirsiniz.

4Onları kurtaramadığınızı düşünüp, kendinize ve diğer insanlara öfke duyabilirsiniz.

4Kendinizi ya da başkalarını suçlayabilirsiniz.

4Herkesin bu tür olaylarla başa çıkma, kendini rahatlatma yolu farklı olabilir. Ama siz doğal olarak kendi derdinizle yoğrulduğunuzdan, herhangi birinin sizinkinden daha farklı olan “kendini teselli yolu” sizi öfkelendirebilir.

4Kayıpları  olmayan  insanların  gülüp eğlenmeleri size dokunabilir.

4″Keşke”lerle başlayan cümlelerle yakınımızı kaybetmeden önce yaptığınızı ya da yapmadığınızı düşündüğünüz bir şeyden ötürü pişmanlık duyabilirsiniz.

4Kaybettiğiniz    kişiyi    çok    özlüyor olabilirsiniz.

4Karamsarlık yaşayabilir, hiçbir şey yap­mak istemeyebilirsiniz.

4Gerginlik ve tedirginlik içinde, yerinizde duramıyor olabilirsiniz.

4Aklınızı işinize veremeyebilirsiniz.

4Sabahları yataktan kalkmada güçlük çeke­bilir, kendinizi sürekli yorgun hissede­bilirsiniz.

4İştahınızda azalmalar ya da artmalar olabilir.

4Uykusuzluk,   konsantrasyon   güçlükleri çekebilir ya da aşırı uyuyabilirsiniz.

4Boğazınızda bir yumru hissi, göğsünüzde ağrı olabilir. Ağlamak istediğiniz halde ağlayamayabilirsiniz.

4Alkol ya da ilaçlar a başvurmuş ya da başvurmayı düşünüyor olabilirsiniz.

4Umutsuzluk içinde olabilir, içinizde bir boşluk hissedebilir, kendinizi değersiz olarak görebilirsiniz.

4Kendi  ölümünüzü  düşünüp   korkuya kapılabilirsiniz.

4Başınıza gelen bu olayın büyük bir haksızlık olduğunu düşünebilirsiniz.

4Bunun neden bir başkasının değil de sizin başınıza geldiğim sorup, bir anlam vermeye çalışıyor olabilirsiniz.

4Yaşadığınız acının, herkesin yaşadığından daha fazla olduğunu düşünebilirsiniz.

4 İçinize kapanmak isteyebilirsiniz.

4Sorumluluklarınız arttıkça, neye nereden başlayacağınızı bilemeyebilirsiniz.

4Zaman içinde, duygularınızın yoğunluğunun azaldığım sandığınız ve tam bu kaybı kabul etmeye  başladığınız  bir  sırada,   başta hissettiğiniz acılar aynı yoğunlukta geri gelebilir.

4Bayramlar, yaş günleri,  bazı özel yıl dönümleri acınızı aynı tazelikte yeniden yaşayabilirsiniz.

4Çevrenizdeki kayıpları olan kişilerin daha iyi durumda oldugunu görüp sizin acınızın hiçbir zaman hafiflemeyeceğini düşünebilirsiniz.

4Geleceği düşünmek çok zor gelebilir. Şimdiki zaman da çok acı vericidir. Bu yüzden sürekli olarak geçmiş üzerinde durabilirsiniz.

4Kaybettiğiniz kişi ile bağınızın sürdüğünü hissetmek amacıyla, o hayattayken birlikte yaptığınız şeyleri sürdürmek, hala varmış gibi, yaşadığı mekanın düzenim korumak, sofrada ona da yer ayırmak,vb. davranışlar içine girebilirsiniz-

Bu duyguların, düşüncelerin ve bedensel tepkilerin hepsi çok normaldir ve tüm dünyada yaşayan insanların bu tür kayıplar karşısında gösterdiği  evrensel  tepkilerdir.  Ancak  bu tepkilerin dozunun ne olduğu ve gündelik yaşamınızı sürdürmenizi engelleyip engellemediği de çok önemlidir. Eğer söz konusu tepkileriniz çok yoğunsa, gittikçe daha çok artıyorsa ve gündelik yaşamınızda büyük aksamalara yol açıyorsa, bir uzmandan yardım almanızda yarar olabilir. Özellikle alkol ve ilaç kullanımı için bu konuya dikkat etmenizi öneririz.

Aşağıdaki ipuçları, dünyanın pek çok yerinde yakınlarını kaybeden kişilerle yapılan bilimsel çalışmalarda, acıyla başa çıkmada işe yarar olarak değerlendirilmiştir. Şu anda size çok zor gelse de, bu önerileri uygulamaya çalışmanızın zamanla acınızı biraz olsun hafifletebildiğini ve kendinizi daha iyi hissettiğinizi görecek­siniz.

4Acılarınız biraz daha katlanılabilir hale gelmesi epey zaman alacaktır. Bu yüzden kendinize ve aynı kaybı yaşayan yakınlarınıza karşı sabırlı olun.

4Bu kayıp daha önce yaşadığınız hiçbir acıyla karşılaştırılamayacak kadar büyük olsa da, daha önce yaşadığınız acılar sıra­sında acınızı hafifletmek için yaptıklarınızı hatırlamaya ve yine bunları yapmaya çalışın.

4″Keşke “lerle   başlayan   düşünceleriniz yüzünden pişmanlıklar ve suçluluk yaşa­dığınız durumlarda, bu duyguları yaşayan siz değil de bir arkadaşınız olsaydı, ona neler söyleyeceğinizi düşünün ve kendinize de bunları hatırlatın.

4Olabildiğince erken bir zaman içinde, yaşadığınız kayıp olayından önceki gün­delik yaşantınıza (çalışma hayatı, ev işleri, alış  veriş,   ziyaretler,  vb.)   dönmeye çabalayın. Böylece aklınızı o olaydan uzaklaştırıp, zihninizi dinlendirebilirsiniz.

4Daha önce yaşadığınız acılar bu acıyla kıyaslanamasa da, bugüne kadar ayakta durabildiğinizi    kendinize    hatırlatıp, başedebilme gücünüzü gözardı etmeyin.

4Kaybettiğiniz kişiyi hatırlatan olay, eşya, resim, yer, vb. hatırlatıcılarla zaman içinde, yavaş yavaş yüzleşmeye çalışın. Başlangıçta bunu yapmak çok acı verse de uzun   vadede   acınızın   katılaşmasını önleyeceği için daha katlanılabilir düzeye gelmesinde yardımcı olacaktır.

4Yaşadığınız olayı, kaybınız karşısındaki duygu, düşünce ve davranışlarınızı, yakınlarınızla ya da benzer kayıpları olanlarla paylaşmaya çalışın, ağlamaktan sakın kaçınmayın. Paylaştıkça rahatlayacaksınız. Acınızı paylaştığınızda ve ağladığınızda o acı içinizde katılaşıp kalmayacaktır. Acınızı katlanılabilir hale   getirecek   bilgiler,   her   zaman uzmanlardan   gelmez.   Sizinkine   benzer kayıpları, acıları olan ve bunlara katlanmaya çalışan diğer insanları dinleyerek de bir şeyler öğrenebilirsiniz.

Arada sırada, bu olaydan on yıl sonrasım hayal ederek, bu olayı o zaman diliminde nasıl yadedeceğinizi kendinize söyleyin.

Bayramlarda, yıldönümlerinde vb. özel günlerde bu acılarınızın aynı yoğunlukta yeniden yaşanabileceğim bilin ve hazırlıklı olun.

4Kendinizi yoğun bir çaresizlik, umutsuzluk, karamsarlık içinde hissettiğinizde, mümkünse bir yürüyüş yaparak ya da burnunuzdan derin nefesler alıp, ağzınızdan vererek, bedeninize olabildiğince fazla oksijen girmesini sağlayın. Bu oksijen, bedeninizdeki o gerginliği ve iç sıkıntısını hafifletecektir.

4Zaman geçtikçe, “neden?” diye sormak yerine “bundan sonra ne yapabilirim?” demenin size iyi geldiğim göreceksiniz. En basta bu sorunun yanıtı “hiçbir şey” olabilir ve bu da normaldir.  Ancak zamanla yapabileceğiniz şeylerin çoğaldığına tanık olacaksınız.

4Şimdiki zamanın açışını yaşamak, geçmişin sizi alıp götürmesine izin vermemek ve gelecekle ilgili olumlu beklentiler içine girmek de yararlı olabilir.

4İnsanoğlu olarak doğadaki varoluşumuzun gerçeklerini (ölümün kaçınılmazlığını, ölüm karşısındaki çaresizliğimizi, olayları kontrol etmedeki  sınırlılıklarımızı  ve  geleceğin bilinmezliğini) kabul edip olayları daha bilgece yorumlamaya çalışın.

4Düşüncelerinizin, “Ben onsuz/onlarsız nasıl yaşarım?”dan,  “Onları özlüyorum” a ; “Onları hep seveceğim”e; “Birlikte ne güzel günlerimiz oldu” ya ve, “Ben varolduğum sürece onları da anılarımda yaşatacağım” a   doğru   bir   gelişim göstermesine yardımcı olun.

4Sevdiklerinizin kaybına bağlı bu acının, onların bir zamanlar var olduğunun ve sizin tarafınızdan çok sevildiklerinin bir göstergesi ya da kanıtı olduğunu kendinize hatırlatın. Bu tür bir bakış açışı, acınızı daha katlanılabilir kılacak ve belki bir parça avunmanıza yardımcı olacaktır.

DEPREMİN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

ÇOCUKLARIN DEPREM FELAKETİ İLE BAŞA ÇIKMALARINA NASIL YARDIM EDEBİLİRSİNİZ?

 

Deprem gibi bir felaketle başa çıkmak, hem siz hem de çocuklarınız için çok zor bir iştir. En başta, hayatınız altüst olmuştur. Pek çok yeni ve bilinmeyen   zorlukların   üstesinden  gelmek durumunda kalmışsınızdır. Evinizin yeniden inşa edilmesi ya da tamir görmesi, iş değiştirmek zorunda kalmanız ve mahremiyetinizin kaybolması gibi pek çok olay sizi derinden etki­leyebilir. Bu ani değişikliklerle başa çıkama­yacağınızı sanabilirsiniz. Kuşkusuz bu felakette de yaşadığınız sıkıntıları en iyi siz biliyorsunuz. Ama eğer imkan bulabilirseniz, yaşadığınız sıkıntılarla   başedebilmek   için   lütfen   bu önerilerimizi de dikkate alınız.

ü Çocuklar depremin kendisinden korktukları kadar, bu olayın hayatlarında yol açacağı değişikliklerden, belirsizlikten ve sorunlar­dan da korkarlar. Böyle bir felaketten sonra çocuğun yaşadığı psikolojik sıkıntı, davranışlarında değişmelere ve birtakım belirtilere yol açabilir.

Bir deprem felaketinde çocuğunuzun davranışı nelerden etkilenir?

ü Sizin felaket karşısında gösterdiğiniz tepki­ler, çocuğunuzun da bu olaya nasıl bir anlam vereceğini ve bu olayla nasıl başa çıkacağını belirler. Çocuklar normal zamanda da anne babalarının   endişelerinin   farkındadırlar.

Ama özellikle bir kriz durumunda bu konuda daha duyarlı hale gelirler. Sizi izleyip tepkilerinizden ipuçları yakalamaya çalışırlar. Siz panik içindeyseniz çocuk daha çok panik yaşar, karamsar ya da çökkün olursanız çocuk olumsuzluklardan daha çok etkilenir. Bu nedenle endişelerinizi çocuklarınızla paylaşmalı, onlara bu zorlukların üstesinden gelebileceğinizi söylemelisiniz.

ü Çocuğun depremden nasıl etkilendiği onun yaşı ile de bağlantılıdır. Henüz okul çağına gelmemiş çocuklar, olan biteni anlamada ve yaşadıkları duyguları dile getirmede güçlük çekerler. Hissettik­lerini konuşarak paylaşamadıkları için de olaydan daha fazla etkilenirler. Altı yaşında bir çocuk korkusunu okula gitmek istemeyerek gösterirken, ergenlik çağındaki bir çocuk korkusunu açıkça göstermekten kaçınabilir. Felaket sonrası dönemde ise bu çocukların okul başarısı düşebilir, sizinle sık sık tartışmalara girebilirler.

Bir deprem felaketinin ardından, çocuklarınızda aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilir:

ü Depremin tekrarlayacağından, ya da depremi hatırlatacak bazı işaretlerden (oturduğu koltuğun, yatağın sallanması, uyku sırasındaki gürültü, vb.) aşırı korkma;

ü Çok kolay ve sık sık sinirlenme, ağlama ve sızlanma;

ü Saldırganlık gösterme, yaramazlık yapma ve dikkatini bir işe verememe;

ü Okulda ve evde daha önce hiç yapmadığı davranışları yapma; Örneğin hiç kavga etmeyen çocuğunuzun kavga etmesi;

ü Daha hareketli olma ve yerinde duramama;

ü Felakete   ilişkin   korkular   yaşama; örneğin, sizden tamamen ayrılacağından korktuğu için yanınızda yatmak isteye­bilir, yağmurdan gök gürültüsünden ve fırtınadan korkabilir;

ü Uykuda kabuslar görme, çığlık atma ve yatak ıslatma;

ü Yalnız kalmaktan, yanındakilerin uzaklaşmasından korkma, peşinizde dolanma, okula ya da kreşe gitmekten korkma, tuvalette yalnız bırakılmaktan korkma;

ü Parmak emme, altını ıslatma, biberondan beslenmeyi isteme, sürekli kucakta tutul­mayı isteme gibi bebeksi davranışlar gösterme;

ü Doktor tarafından sebebi bulunamayan mide bulantısı, karın ağrıları, kusma; başağrısı, baş dönmesi, beslenme ve uyku düzensizlikleri  gibi  şikayetler gösterme;

ü Sessizleşip içine kapanma, yaşanan bu olaylar üzerinde konuşmaktan kaçınma;

ü Sürekli bu konu üzerinde konuşmayı isteme (özellikle daha büyük çocuklar) ya da oyunlarında ve masallarında deprem felaketine ilişkin konuları işleme;

ü Bu deprem felaketinin, kendisinin daha önceden yapmış olduğu bir “kabahat” yüzünden olduğunu düşünüp, suçluluk duyma.

Bazı çocuklar bu davranışların hiçbirini göstermeyebilir,   yaşadıkları   sıkıntı   dıştan farkedilmeyebilir ve herhangi bir belirti gözlenmeyebilir. Bazı çocuklarda ise bu sıkıntılara bağlı davranışlar, haftalar ya da aylar sonra ortaya çıkabilir.

 

Çocuklarınıza bu konuda yardım etmek için neler yapabilirsiniz?

ü Çocukları, yaşanan olaylar hakkında bilgilendirmenin büyük yararı vardır; onlara destek olmak, aile ve akrabaların felaket  sonrasındaki  yaraları  sarma çalışmalarında onlara görev vermek, aile ve akrabaların birarada oldukları duygusunu yaşamalarına da katkıda bulunur. Bu zorlukları birlikte aşabilmek, deprem felaketinden çok sonraları bile sürebile­cek ve aile bağlarını güçlendirecek bir “birlik beraberlik” duygusu yaşatacaktır.

ü Yaşadıklarınızla ve durumla ilgili olarak bir şey saklamadan, yanlış bilgi vermeden onunla anlayabileceği bir dille konuşun. Konuşurken diz çökün ve onun göz hizasına gelmeye çalışın, ellerini tutun, unutmayın çocuğunuzun güven ve destek dolu dünyası bir anda yerle bir olmuştur. Sorularına doğru ve basit cevaplar verin. Ailenize neler olduğunu çocuklarınıza açıklayın. Onla­rın anlayacağı basit sözcükler kullanın. Doğruyu söyleyin. Örneğin, okul öncesi bir çocuk için, “Ayşe, deprem oldu ve evimiz yıkıldı. Bir süre onun içinde oturamayacağız. Teyzenlere gideceğiz” gibi  bir açıklama yeterli  olabilir. Yaşadığınız bu ciddi durumu, olduğundan daha hafif bir şekilde aktarmaya çalışmayın. Ancak varolanı da abartmayın. Çocuğa, ailesinin, akraba­ların ve diğer tanıdıkların koruması altında olduğu konusunda güvence verin. Onlara şu tür cümlelerle yaklaşabi­lirsiniz: “Evet canım, deprem tehlikeli bir şey. Başımızdan çok üzücü olaylar geçti. Ama bizler şimdi güvencedeyiz. Baki bu konu ile ilgili kişiler ve tüm yardım kurumları bize yardım ediyor, hepsi geçecek ve eski günlerimize döneceğiz”.

Çocuğun başına gelen felaketi anlamasına yardımcı olun. Çocuklar   anlamadıkları şeylerden korkarlar. Çocuğa depremin ne oldu­ğunu, nasıl oluştuğunu, çok ender olarak ortaya  çıktığını, ama şimşek çakması, gök gürültüsü ya da fırtına kadar olağan bir doğa olayı olduğunu anlatın. Çocuklar, bu felaketin kendi yaptıkları herhangi bir ‘kabahat’la ilişkili olmadığını, bunda suçlu olmadıklarını ve söz konusu bu felaketin kendilerine verilen bir “ceza” olmadığını çok iyi anlamalıdırlar. Kendi duygularınızı paylaşın. Çocuğunuzun “ne” söylediğini ve “nasıl” söylediğini dinleyin. Sesinin tonu, yüz ifadesi, gözlerindeki ifade, dudaklarındaki ve ellerindeki titreme gibi ipuçlarına dikkat edin. Bütün bunlarda korku, kaygı, güvensizlik, kuşku gibi işaretler var mı? Çocuğunuzun söylediklerini sizin tekrarlamanız işe yarayabilir. Örneğin “Bunu söylemek seni korkutuyor  mu?”   “Sanki  tekrar deprem olacakmış gibi mi geliyor? ” Böylece çocuğunuz dile  gelen  duygularda  kendi  duyularını tanıyacak ve onun duyularını anladığınızıgörecektir.

ü Ona güven  verin.   “Hiç  korkma, birlikteyiz”, “Seni seviyorum”, ‘”Seni koruyacağım”, gibi cümleler kullanın. Bu sözleri bir kez söylediniz diye çocuğun hemen anlayacağını ve rahat­layacağını sanmayın. Olabildiğince sık tekrar edin. Çocuğunuzu kucağınıza alın, sarılın, rahatlatın. Yakın temas ona kendisini terk etmeyeceğiniz mesajını verir.

ü Uykudan önce onunla birlikte daha fazla zaman geçirin, konuşun, güven verin. Eğer imkanınız varsa, çocuğunuzun yattığı yerin karanlık olmamasına çalışın. Çocuğunuzu geceleri yatırırken   karşılaşabileceğiniz   bazı sorunlar vardır: Çocuğunuz kabuslar görebilir, merak etmeyin bu kabusların aslında çocuğunuza yararı vardır. Bu insan beyninin gösterdiği son derece doğal bir tepkidir. Bu sayede iç dünyasında yaşadığı yoğun duyguları boşaltma olanağı bulur. Çocuğunuz bu kabusları gerçek sanabilir, korkuyla bağırıp sarsılabilir, telaşa kapılmayın, ona sarılın ve gördüklerini anlatmasını isteyin ve araya girmeden soruma kadar da dinleyin, “Kötü bir rüya görmüşsün, herhalde sana gerçekmiş gibi geldi, rüyanda saklandığını, ağladığını, bağırdığını, kaçtığını söylüyorsun, sana hak veriyorum,  ben de olsam aynısını hissederdim”  gibi   şeyler  söyleyin;  Kesinlikle “korkulacak birşey yok” demeyin. Çünkü çocuğunuz korkmuştur, bunun için suçluluk ya da utanç hissetmemelidir.

Onun kabuslarım azaltabilirsiniz. Örneğin, gün içinde onu oyalayacak ve bedenen yoracak oyunlar oynamasıni sağlayın. Çok kötü bir felakete maruz kaldınız ve belki de canınız burnunuzda ve tükendiğinizi hissediyorsunuz. Fakat kendinizi biraz zorlayıp yapabilirseniz çocuğunuzu yatırmadan önce ona bir masal anlatabilir, ninni söyleyebilir, onunla oynayabilirseniz kendinizi daha iyi hissedebilirsiniz.

ü Çocuğunuz   oyun   oynarken  onu izlemeye çalışın. Neler söylediğini ve nasıl söylediğini dinleyin. Çocuğunuz oyuncaklarıyla ya da arkadaşlarıyla oynarken kızgınlık gösterebilir. Bu çok doğaldır. “Gel yavrum, anlıyorum canın sıkkın, sıkıntın geçinceye kadar seninle biraz oturalım” diyerek onu konuşa­bileceğiniz bir yere çekin.

ü Gerginliğini azaltıcı etkinlikler düzenleyin. Çocuğunuzu oyundan uzaklaştırmayın. Oyuncaklarıyla veya güvenli ve açık alanlarda oynamasını sağlayın. Eğer çocuğunuz çok küçükse ve sevdiği, onsuz yapamadığı bir oyuncağını ya da benzeri bir şeyi kaybettiyse ve bunun için ağlayıp yas tutuyorsa bu duruma izin verin, susturmaya çalışmayın. Bir zaman sonra da eğer mümkünse kaybettiği o şeyin yerine yenisini sağlamaya çalışın.

ü Olanaklar ölçüsünde, gündelik alışkanlıklannızı sürdürün ya da yeni koşullar  altındaki  yaşantınızı  da olabildiğince eskilerine benzetmeye çalışın. Örneğin, yemek saatlerini, onu yatırdığınızda masal anlatmayı, öğleden sonra uykularını sürdürün. Alışkanlık­ların birden ortadan kalkması özellikle daha büyük çocuklarda kendi başına ciddi bir stres yaratabilir.

ü Bu olaydan sonra, kendinizin de neler hissettiğini çocuklarınızla paylaşın; başınıza gelenlere nasıl olumlu bir şekilde    yaklaşmaya    çalıştığınızı anlatın.   Örneğin   şöyle   bir   şey söyleyebilirsiniz:    “Evden   ayrılmak zorunda kaldığımız için ben de çok üzgünüm, ağlamamın nedeni bu. Gel bana bir sarıl. Çok iyi gelecek.” Çocuklarınızın duyularını ve yaşadığı sıkıntıyı anladığınızı ve hepsini kabul ettiğinizi de belirten sözcükler kullanın. Örneğin, “Ahmetçiğim, ağlamanın hiç bir   sakıncası   yok.   Ağlayabilirsin. Halanlarda rahat edeceğiz. ” Çocuğunuza,   hissettiklerini   dinlemeye   hazır olduğunuzu, yaşadığı duyguların hepsi­nin çok normal olduğunu söyleyin.

ü Cesaret, sabır, kararlılık, yardım­laşma, problemleri çözmeye çalışma ve sorunlarla başa çıkma konusunda çaba gösterme gibi davranışlarınızla, çocuklarınıza örnek olmaya çalışın. Çocuklarınızın dikkatini, benzer felaketi yaşamış diğer ailelere ve onlara yardımcı olmaya çalışan diğer insanlara çekmeye çalışın. “Ellerinden geleni yapıyorlar Ayşeciğim. Bak dün bütün gece karşı evdekileri kurtarmaya çalıştılar. Komşularımız da aynı şekilde uğraşıyorlar. Bu işi atlatmak için hep birlikte çalışmalıyız” şeklinde bir şeyler söyleye­bilirsiniz. Çocuğunuza yardımcı olmak için, yaşadıklarınızla nasıl baş ettiğinizi anlatabilirsiniz. Örneğin, “Kendimi kötü hissettiğimde birlikte yaşadığımız güzel günleri düşünüyorum ve kendime ileride herşeyin  yeniden  düzeleceğini hatırlatıyorum. Bu beni biraz olsun rahatlatıyor, belki sen de denersin. “

Rahatlamak ve sakinleşmek için kendinize zaman ayırın. Kriz ortamından uzaklaşmak için işinize çok kısa bir ara verin. Örneğin bir kaç dakika yürüyün.  Zihninizi  sakinleştirmeye çalışın. Eğer siz sağlam olursanız ailenize daha çok yardım edebilirsiniz.

Son olarak kısaca şunları öneriyoruz:

ü Gündelik yaşamınızı en kısa zamanda düzene sokun,

ü Planlara tüm ailenin katılmasını sağlayın, Kendi duygularınızı paylaşın,

ü Çocuklara bağırıp çağırmaktan ve dayak atmaktan kaçının,

ü Eğer  çocukları  bir  yere   göndermek zorundaysanız bunu onlara mutlaka anlatın ve onlarla iletişimi kesmeyin,

ü Yardım istemekten korkmayın. Böyle bir felaketle kimse tek başına başedemez,

ü Sizin için en önemli olan işleri belirleyin ve bunları sırayla ele alın,

ü Sezgilerinize   güvenin.   Buraya   kadar başardığınıza göre gerisini de halledersiniz.

YAKINLARININ KAYBINI ANLAMALARI İÇİN ÇOCUKLARA NASIL YARDIMCI OLABİLİRSİNİZ?

Ailenin bir üyesi öldüğünde, tüm çocuklar şöyle ya da böyle bundan etkilenir ve yetişkinlerden farklı davranırlar. Yaşı çok küçük olan çocuklar ölümü anlamakta zorlanabilirler. Sevdiği birini kaybeden bir çocuğun kendini güvende hissetmesi ancak ailcdeki en yakın üyelerden gelecek sevgi ve şefkatle mümkün­dür.

Ölüm   acısının  ve  yaşanan   karmaşık duyguların üstesinden gelmek çok güçtür. Küçük çocuklar aileden birinin ölümüyle ilgili duyularını dile getiremezler. Bu yüzden çocuklar, ölüm hiç olmamış ve kendileri bundan hiç etkilenmemiş gibi davranabilirler. Ölümle ilgili  duyularını  anlaşılması  zor,  farklı davranışlarla ve oyunlarıyla belli ederler. Çok küçük çocuklar bile, ifade edememelerine rağmen derin bir yas duygusu yaşarlar.

Okul öncesi yaştaki çocuklar ölümü genellikle geçici bir durum sanırlar. Ölenin geri gelmesinin mümkün olduğuna inanırlar. Çizgi filmlerde ölen ve tekrar yaşama dönen kahramanlar gibi ölen insanların da canlanıp yeniden yaşama döneceğine inanırlar. Yaşları 5 ila 9 arasında olan  çocuklar, ölümü yetişkinler gibi algılamaya daha hazırdırlar ama yine de kendilerinin veya yakınlarının ölebileceğine inanmazlar.

 

Çocuklar sevdikleri birinin ölümü karsısında nasıl davranırlar?

Yas tepkisi beş aşamadan oluşur. Bunlar şok, korku, öfke, suçluluk ve kederdir. Bu  aşamalar, aslında ister çocuk, ister yetişkin, ister doktor, ister hemşire olsun, ölümü yaşayan herkes için geçerlidir. Ancak herkesin bu aşamalardan geçerken gösterdiği davranışlar farklılaşabilir.

Kardeşi ya da anne-babasından biri ölen çocuk, çok büyük bir şok yaşayabileceği için bu ölümün gerçek olduğuna inanmaz. Sanki olmamış gibi davranabilir. Aile üyeleri ya da akrabalar, kendileri olayın sökünü üzerlerinden atamadıkları için, çocuğu istemeden ihmal edebilirler. “Çocuktur” diye onun neler hissettiği ile ilgilenmeyebilirler. Bu da durumu daha karmaşık hale getirir.

Anne ya da babasının ölümünden sonra çocuk kendisine şimdi kimin bakacağını merak eder, kaygı duyabilir. Sevdiği diğer insanları da kaybedeceğini düşündüğü için yoğun bir korku içinde olabilir. Yakınlarının eteğine yapışır ve sıklıkla kendisin; sevip sevmediklerini ya da ne kadar sevdiklerim sorabilir.

Ölen kişi, çocuğun dünyasında çok önemli bir yer tuttuğu, çocuk kendini onun yanında güvende hissettiği ve o kişinin ölümü ile birlikte bu güven duygusunu yitirdiği için çocuk öfkelenebilir, kızabilir ve saldırganlaşabilir. Bunlar normaldir. Bu öfke, onun itiş-kakışmalı oyunlarında, kabuslarında, gergin ve sinirli davranışlarında kendini gösterebilir. Çocuğun öfkesini, ailenin sağ kalan bireylerine yöneltmesi de epey sık görülür.

Annesi ya da babası ölen bir çocuk genellikle, daha küçük bir çocukmuş gibi davranabilir. Bebeksi   tavırlarla,   sürekli beslenmeyi, kucaklanmayı ve altının bağlanmasını isteyebilir. Konuşması bebek gibi olur parmağım emmeye, kekelemeye ve gece altını ıslatmaya başlayabilir.

BUNLARIN ÇOK DOĞAL AMA GEÇİCİ TEPKİLER OLDUĞUNU UNUTMAYIN.

Küçük çocuklar yakınlarının ölümüne kendilerinin neden olduğuna inanırlar. Şöyle ki, eğer depremden çok daha önce, kardeşi, anne ya da babasına kızdığı için, yasinin gereği çok doğal bir tepki olarak, “keşke ölse” diye düşünmüşse bu dileğinin gerçekleştiğini sanır ve bundan büyük bir suçluluk duyabilir. Çocuk baş ve  mide  ağrısı  çekebilir,  kendisinin  de öleceğinden korkabilir. Daha büyük çocuklar ölen kişiyi taklit edici davranışlar içine girebilir.

Çocuğun  ölüm olayı  karşısında  gösterebileceği bu davranışların hepsi normaldir. Bu tür bir yas sürecinden geçen kişi için zaman önemli bir etmendir. Uzmanlara göre, çocuğun önemli bir ölüm olayının ardından 6 ay sonra, artık yavaş yavaş normal davranışlarına dönmesi ve günlük yaşantısın) sürdürmesi beklenir.  Ancak aileler,  bu davranışların yanında, normal olmayan belirtilerin de farkında olmalıdırlar. Ölümü izleyen haftalarda, bazı çocukların ölen yakınının sağ olduğu konusunda ısrar etmesi doğaldır. Ama ölümün uzunca bir süre inkar edilmesi veya ölenin arkasından ağlayıp üzülmekten kaçınmak üzüntüyü uzun bir süre bastırmak, sağlıklı tepkiler değildir. Bu davranışlar, daha ileride kendilerini ciddi sorunlar halinde gösterebilirler. Eğer bu altı aylık süre sonunda, söz konusu tepkiler devam ediyorsa ve aşağıdaki türden belirtiler varsa, çocukla ilgilenen kişilerin bir öğretmen, çocuk doktoru ya da bir ruh sağlığı uzmanından yardım istemeleri yararlı olacaktır.

  • Çocuğun altı aydan daha uzun sürecek şekilde, gündelik olaylar ve faaliyetlerle ilgilenmemesi, herşeye karşı  ilgisiz olması;
  • Altı aydan daha uzun bir süre, “bebeksi” davranışlarını sürdürmesi;
  • Ölen kişinin davranışlarını aşırı şekilde taklit etmesi, sürekli onunla beraber olmak istediğini tekrarlaması;
  • Arkadaşlarından uzaklaşması;
  • Okul başarısının çok önemli bir şekilde gerilemesi; okula gitmek istememesi;

Ölüm Olayının Çocuğa Söylenmesi

Sevilen birinin ölümünün ardından geride kalanlar için en zor işlerden biri, bu konuyu çocuğa söylemektir. Aile üyeleri zaten kendileri kederliyken, bu sorun katmerlenmektedir

Ölümü kabul etmek ve bu üzüntünün üstesinden gelmek, pek çok yetişkin için bile çözülmesi zor bir sorun olduğundan, onlar çocukların da bu konuyla başedemeyeceğine inanırlar.   Ölümle   ilgili   konuşmalardan, törenlerden çocuğu uzak tutmaya çalışarak, onu koruyacaklarım sanırlar. Asıl bu durum çocukları kaygılandırır, şaşkınlık yaşamalarına ve kendilerini yalnız hissetmelerine yol açar. Çevrelerindeki insanlardan en çok destek ve güvence istedikleri bir zamanda, zihinlerini kurcalayan pek çok soruyla başbaşa kalırlar. Bu sorulardan bazıları arasında: “Bana şimdi kim bakacak?”, “Babam/annem/kardeşim/dedem, vb. neden öldü?”, “Ne zaman gelecek?” gibi sorular bulunmaktadır. Çocukların bu sorularına, onların anlayabileceği bir dille, olabildiğince gerçek ama basit cevaplar verin. Örneğin, 5 yaşından küçük bir çocuğa, ölen kişinin, uzun bir yolculuğa çıktığını, bu yolculuğun bildiğimiz yolculuklardan farklı olduğunu, o yüzden kendisine veda edemediğini ama her zaman bizi sevmeye devam edeceğini, bizi düşüneceğini söyleyebilirsiniz. Eğer çocuk 6 yaşında ya da daha büyük ise, ölümü, diğer canlıların (bir çiçek veya bir hayvan gibi) ölümü ile ilgili bir örnek vererek açıklayabilirsiniz.

 ü Ölümün ardından olabildiğince kısa bir sürede gündelik yaşantıya dönün.

Kimsenin kendisini bırakmayacağına, onu sevip bakacağına inanabilmesi için, şefkat ve ilginizi sık sık, çok açık bir biçimde gösterin. Sorularına yanıt vermiş olsanız bile o size tekrar tekrar sorabilir.

 ü Sabırlı davranın ve sorularını tekrar tekrar yanıtlayın. Bazen çocuğun sorularının cevaplanması kadar sormaya cesaret edemediği ancak sizin sezdiğiniz   ihtiyaçları da önemli olabilir. Bunların hepsi için çocuğu tatmin edecek şekilde açıklama yapmaya dikkat edin. Örneğin “Babam ne zaman geri gelecek?” sorusunun altında, “Bize kim bakacak?”, “Bizi kim koruyacak?” korkusu olabileceğinden, yanıtınız şöyle olabilir: “Yavrum, baban maalesef geri gelmeyecek, biz onu artık göremeyeceğiz ama hep seveceğiz. Hep düşüneceğiz. Ama merak etme hayatımız çok fazla değişmeyecek, sen okuluna gidebilecek­sin,  arkadaşlarınla  oyun  oynamayı sürdürebileceksin. Ben de hep yanında olacağım ve seni koruyacağım.”

Çocuk böyle bir durumda yapılması gereken uygun davranışların da ne olduğunu bileme­yebilir. Sorular sorması, hissettiklerim söylemesi için cesaret verin. Kendi başınızdan geçmiş ölüm olaylarında neleri merak ettiğinizi; ailedeki bu kayıpla ilgili olarak yaşadığınız duyguları paylaşın.  Ama  asla,  “Metin   olmalısın, ağlamamalısın, sen ağlarsan o da üzülür gibi” sözlerle, neler hissetmesi, neler hissetmemesi gerektiğini söylemeyin.

ü  Size sevgisini göstermesine izin verin.

Yakın  bir zamanda sevdiği  başka insanların ölmeyeceği konusunda güven­ce verin. Ölüm olayının çocuğun o kişiye yönelik herhangi bir kızgınlığıyla ilişkili olmadığını özellikle vurgulayın.

ü Cenaze töreninin ne olduğunu ve neden yapıldığını açıklayın, fakat gelmesi için ısrar etmeyin. Cenaze törenine katılma konusunda çocuk çok ısrarcı olursa katılmasında sakınca yoktur. Korku içinde olan bir çocuğu cenaze törenine gitmesi için zorlamak doğru değildir. Onun yerine, dua etmesi, bir süre sonra ziyaret etmek amacıyla kabristana götürülmesi uygun olacaktır.

ü Çocuklar bir kez ölümü kabullendiklerinde, yaşadıkları üzüntüyü, zaman zaman ve bazen de hiç beklenmedik anlarda ifade edecek­lerdir ve bu uzun sürebilir. Geride kalan  akrabaların,  çocukla  birlikte olabildiğince fazla zaman geçirmeleri, ona korku ve üzüntülerini açıklamak için olanak tanımaları çok yararlıdır. Ancak özellikle okul çağındaki ve daha büyük çocukların, istedikleri zaman yalnız kalmalarına da izin verin. Zaman zaman üzüntülerini kendi başlarına yaşamak istemelerim anlayışla karşılayın.

ÇOCUKLARIN ÖLÜMÜ ANLAMALARI VE ÖLÜMÜN ÜSTESİNDEN GELEBİLMELERİ İÇİN, HER FIRSATTA ÇOCUĞU ŞEYİN, YALNIZ KALMAYACAĞINA VE GÜVENDE   OLDUĞUNA   İNANDIRIN. GERÇEKLERİ ANLAYACAĞI DİLLE ANLATIN VE VERDİĞİNİZ YANITLARIN TUTARLI OLMASINA DİKKAT EDİN.

DEPREMDEN ETKİLENEN ÖĞRENCİLERİNİZE NASIL YARDIMCI OLABİLİRSİNİZ?

Yaşamımızda kontrol edemediğimiz ya da önceden kestiremediğimiz olayların var olduğunu anlamak ve kabul etmek çocuklar için oldukça güçtür. En kötüsü de biz yetişkinlerin bir felaketi etkisiz, hale getiremiyor, tekrar başımıza gelmesini önleyemiyor ve çaresiz kalıyor olmamızdır.

Deprem, diğer pek çok doğal felaket gibi ani olması ve yarattığı sonuçlar açısından psikolojik anlamda bir travma olarak kabul edilmektedir. Yurdumuzun Marmara Bölgesinde etkili olan ve “yüzyılın depremi” olarak anılan 17 Ağustos 1999 depremi, binlerce can kaybına, pek çok ailenin evsiz kalmasına, yaralanmaya ve çok büyük miktarlarda mal kaybına yol açtı. Pek çok aile ve çocuk evlerinden ve yaşadıkları yerlerden uzaklaşmak zorunda kaldılar. Bu insanlar, ailelerini,  akrabalarını,   arkadaşlarını   ve komşularını   oldukça   üzücü   bir   şekilde kaybettiler. Aynı zamanda evlerini ve sahip oldukları özel eşyalarnı kaybetmenin acısını yaşadılar. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen hayatta kalanlar olarak bizler, yaşamı sürdürmek ve psikolojik sağlığı korumak için yaşamı normalleştirme göreviyle karşı karşıyayız.

 

Travma Nedir? Ne Tür Tepkilere Yol Açar?

Bireyin varlığını doğrudan tehdit ve tüm  yaşamını alt üst eden, ani olarak ortaya çıkan ve korku  veren  her yaşantı  travma  olarak tanımlanır. Marmara depremi gibi büyük çapta yıkıcı olan doğal afetler ise büyük travmalar olarak ele alınır. Felaket, bir yandan günlük yaşamı derinden etkilerken, öbür yandan kayıplara katlanmak oldukça güçtür. Travmaya uğramış çocuk ve ergenler yaşanılan kötü olayı ve kayıpları hatırlatan anılar ve bunların verdiği acılarla karşı karşıyadırlar. Travmanın yarattığı psikolojik etkiler ve belirtiler travma anında pek görülmese de; ya hemen ya da uzunca bir süre sonra  çok  tipik  bir  şekilde  kendilerini gösterebilirler. Bunlar; yoğun bir korku, endişe, çaresizlik ve suçluluk duyguları gibi psikolojik tepkiler ve fiziksel belirtiler (kalp atış hızında artma, göğüs ve mide ağrıları gibi) şeklinde kendini gösterir. Travma sonrası stres tepkileri genel olarak üç grupta ele alınır:

  1. Depremle ilgili sahneler tekrar tekrar yaşanır. Olayın zihinde yeniden canlanmasına yol açan her ses, koku, görüntü ve benzeri duyumların yol açtığı duygusal ve fiziksel tepkiler sonucu çocuk, o anı tekrar yaşıyormuş gibi davranır.
  2. Depremi hatırlatan yerlerden, insanlardan ve diğer ipuçlarından kaçınma cabası vardır. Bu da bireyin yasamdaki pek çok şeye karşı ilgisinin kaybolmasına yol açabilir. Hatta bazı durumlarda bu tepkiler, gençlerin kendilerini diğer insanlardan koparmalarına ve içlerine kapanmalarına yol açabilir.
  3. Beden, tehlike hala devam ediyormuş gibi fiziksel tepkiler verir. Çocuk ve gençlerde görülebilecek bu tepkilerden bazıları, her an deprem olacakmış gibi bir uyarılma, kolaylıkla ürkme ve diken üstünde olma, gerginlik, öfke patlamaları, uykuya dalma, uyumada güçlük ve dikkati toplayamamadır.

Deprem gibi doğal bir afette çocuklar ve aileleri, depremin yol açtığı yoğun korkuların yanı sıra farklı türden kayıplar yaşarlar. Evlerini, eşyalarını, sevdiklerini ve alıştıkları düzenli yaşam tarzlarını kaybedebilirler. İnsan için her önemli kayıp bir travmadır ve üzüntü, öfke, suçluluk, pişmanlık gibi bir dizi duyguya yol açar. Bunlar normaldir ve başlangıçta acı verici olmasma rağmen sağlıklıdır. Kaybedilen kişi, çocuk ya da gencin yaşamında ne denli önemli ise tepkiler de o denli yoğun olabilir

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, gençlerin   kayıp   karşısındaki   tepkileridir. Gençler, travmatik kaybın yarattığı sorunları ya anne babalarından ve diğer yetişkinlerden tamamen  koparak  çözmeye  çalışırlar  ve kendilerine aşırı güven gösterebilirler veya tam tersine çevrelerindeki yetişkinlere tümüyle bağımlı hale gelebilirler.

Marmara Depreminde pek çok çocuk ve ergen hem depremi, hem de kaybı birlikte yaşamıştır. Böylesine ani ve travmatik bir kayıp yaşayan gençlerin, yas tepkileriyle başetmeleri daha zordur. Çünkü böyle bir durumda yas tepkisi, travma yüzünden normal bir seyir takip edemez. Çocuk ve ergenin zihni, çok uzun bir süre kayba yol açan olayla ve koşullara ait trajik anılarla meşgul olur. Bu da “karmaşık yas” süreci adı verilen daha zorlayıcı bir duygu yoğunlaşmasına yol açar. Bu süreçte, ölüme yol açan travmatik olayın tekrarlayıcı görüntüleri ya da anıları nedeniyle ölen kişiyle ilişkili olumlu anılar bazen hatırlanamaz; bu da sevilen kişinin ölümünü kabul etmeyi ve buna uyum sağlamayı zorlaştırır. Ergen kendisine bu travmatik kaybı hatırlatan ilişkilerden ve olumlu etkinliklerden de kaçındığından hakkında konuşacağı, düşüneceği, hissedeceği ve uğraşacağı alanlar daralır. Ergenin  yaşamını  yeniden  yapılandırması zorlaşır, normal gelişimi kesintiye uğrayabilir.

Ergenlerin bazıları stres tepkileri ve duygusal problemler açısından daha fazla risk altında olabilirler. Örneğin;

  • Depremden kısa bir süre önce ya da depremde aileden birini ya da arkadaşını kaybetmiş olanlar,
  • Destekleyici olmayan, karmaşık ya da şiddetin yer aldığı bir aile ortamında bulunanlar,
  • Anne ve babası deprem sonrası stres tepkilerini yoğun biçimde yaşayanlar,
  • Depreme bağlı olarak ciddi bir yaralanma geçirenler,
  • Başkaları hakkında endişe duyan, onların yardımına koşan; fakat kendi duygularından ve durumundan söz etmeyenler,
  • Aşırı hareketli olup yerinde duramayanlar,
  • Öğretmenin dikkatini çekmek için yarışan, sık sık söz isteyen ve başkalarının sözünü kesenler,
  • Okul kurallarına uymamakta direnenler ve bu nedenle sorun çıkaranlar,
  • Çok çabuk duygusal tepki gösterenler. Örneğin, çabuk kızıp, çabuk ağlayanlar.

Öğretmen bazen çocukların yas tepkilerinin farklılaştığını görebilir. Bu durum çocuklar arasındaki bireysel farklılığa bağlı olabileceği gibi; söz konusu ölüm olayına şahit olma ya da olmama ile de bağlantılı olabilir. Örneğin, eğer çocuğun yakını gözünün önünde ölmüşse yaşanan bu ani şok, o andaki görüntü ve seslerin zihinde birbirinden kopuk imgeler seki inde asılıp kalmasına yol açar. Birey o anda bunları birbiriyle ilişkilendirerek zihhine yerleştirecek bir durumda değildir. Bu nedenle yaşanmış tüm görüntüler ve sesler, aynen olayın gerçekleştiği anda olduğu gibi aniden canlanır ve bireyde korkunç bir kaygıya yol açar. Genellikle bu durumlarda yas tutma sürecinin normal olarak yaşanması güçleşir. Diğer yandan, ölüm olayına şahit olmayan çocuklar ve ergenler de ölümden etkilenirler. Ancak, onlar ölümle ilgili doğrudan bir şok yaşamamışlardır. Bu şoku, yakınlarının ölümünü  öğrendiklerinde    yaşarlar    ve görmedikleri ayrıntıları zihinlerinde kurguladıkları hayallerle tamamlarlar. Bununla birlikte birey,  bütün  bu  düşündüklerim  zihninde ilişkilendirebildiği için, ölüm anma şahit olmuş kişilerde olduğu gibi yaşanan birbirinden kopuk görüntüler zihnine hücum etmez ve normal yas sürecinin yaşanmasına engel olmaz. Ne var ki bu hayaller de kaygı uyandırır ve stres tepkilerine yol açabilir. Her iki durumda da eğer kişinin yaşadığı duygular çok yoğun ve günlük yaşamım tümüyle olumsuz bir şekilde etki­leyecek türden ise bireye özel bir ilgi gösterilmesi gerekebilir.

Stres tepkilerinin yanı sıra çocuk ve ergenin ruh sağlığını tehlikeye atan bir diğer durum da depresyon riskidir. Depresyon, stres tepkilerinden  farklıdır ve  farklı  belirtiler gösterir. Bunlar; yoğun bir hassasiyet, iştah kaybı, dikkati toplamada güçlük, yaşamdan alınan zevk ve yaşama olan ilginin önemli ölçüde azalması, yorgunluk, enerji kaybı, kendini değersiz bulma, suçluluk duyguları, umutsuzluk ve intihar düşünceleridir.

Depresif tepkiler bazen çok ciddi olabilir ve şu sonuçlardan bazılarına yol açabilir:

  • Okul başarısında ciddi bir düşüş ve öğrenme güçlüğü,
  • Kendini sosyal ilişkilerden uzaklaştırma,
  • Normal yaşam etkinliklerine ilgi gösterme­me,
  • Alkol veya uyuşturucudan medet umma,
  • Depresyonu gizlemeye çalışan davranışlar (neşeli, enerjikmiş gibi görünmeye çalışma),
  • İntihar girişimleri.

Travma sonrasında ortaya çıkan yukarıdaki psikolojik tepkilerin yanı sıra, çocuk ve ergenlerde fiziksel belirtiler de görülür. Bu belirtiler, doktor tarafından tıbbi bir nedeni bulunmayan baş ağrısı, mide ağrısı, göğüste daralma ile iştah ve sindirim sistemi (kabızlık  veya ishal gibi) sorunlarıdır. Bu fiziksel belirtiler travma sonrası yas tepkilerine ve depresyona eşlik ederler ve genellikle de kişideki stres düzeyinin arttığını gösterirler.

Stres Tepkileri, Çocuk ve Gençlerin Yaşamlarını Nasıl Etkiler?

Tüm stres tepkileri günlük yaşantıyı aksatır. Depremle ilgili anılar, dikkati ve konsantrasyonu kesintiye uğratır, öğrenmeyi ve okul başarısını ciddi bir şekilde zedeler. Deprem öncesini anımsatan etkinlik ve ilgilerden kaçınma, ergenin bugünkü   etkinliklerini,   ilgilerini, düşüncelerini ve gelecekle ilgili planlarını sınırlar. Bazen travmayı birlikte yaşayan aile üyeleri, travmadan sonra birbirlerine travmayı ammsatıcı uyaran etkisi yaparlar. Bu yüzden de acı çekmemek için birbirlerinden uzak durmayı tercih edebilirler.

Uyku, konsantrasyon ve dikkat problemleri, ders çalışmayı ve okul başarısını etkiler. Özellikle ergenler yaşanan yoğun duygulardan uzaklaşmak   için   alkol   ve   uyuşturucu kullanabilirler. Pervasız ve kendi kendilerine zarar verici davranışlar içine girebilirler. Bu saldırgan davranışların yanı sıra bazen de tutarsız  bir  biçimde  içine  kapanma ve yapabileceklerini de yapmaktan kaçınma davra­nışı gösterebilirler.

Stres Tepkilerini Ağırlaştıran Faktörler Nelerdir?

  1. Depremi hatırlatan yerler, insanlar, görün­tüler, sesler, kokular ve bunlara eşlik eden duygular. Bu “hatırlatıcılar” yıllar sonra bile aynı duyguları uyarabilir.
  • Ani yüksek sesler,
  • Depremin yaşandığı yer,
  • Yaralı birini görme,
  • Başka bir depremle ilgili haber ve görüntüler,
  • Ambulans, vinç ve kepçe gibi araç­lar.
  1. Kayıpları hatırlatan özel günler.
  • Ergenin ölen kişiyle paylaştığı olay­lar, bayram doğum  günü gibi kutlamalar,
  • Ergenin evini ya da ailesinden birini kaybetmesi sonucu ortaya çıkan ya­şam sorunları,
  • Ailenin gelirinde azalma,
  • Ailenin diğer üyelerindeki yas ve depresyon tepkileri,
  • Ailede temel rol ve işlevlerin değişmesi, sorumlulukların artması,
  • Bazı imkanların elden gitmesi (örn., spora devam edememe),
  • Korunma ve güven duygusunun kaybolması.
  1. Deprem sonrasında değişen yaşam koşulları:
  • Sevdiği insanların yanında olmaması,
  • Anne ya da babasının yasta olması,
  • Anne ve babasının güç yaşam koşullarıyla uğraşırken kendisine zaman ayıramaması,
  • Değer verdiği özel eşyalarını kaybetmiş olması,
  • Koşulların deprem öncesindekinden daha kötü olması,
  • Tanımadığı kimselerle bir arada yaşaması.

Bir Öğretmen Olarak Depremden Etkilenmiş Çocuk ve Ergenlere Nasıl Yardım Edebilirsiniz?

Bu türden önemli travmatik olaylardan sonra toplumun yaralarının sarılmasında öğretmenlerin ve okulun rolü çok önemlidir. Öğretmenler olarak  sizin  en  önemli  sorumluluğunuz, öğrencilerinizin içinde bulunduğu duygusal durumu göz önüne alarak onlara en iyi eğitimi sağlamaktır. Bu öğretim yılında sizler, hem kendi yaşadığınız kayıplarla başa çıkmak, hem öğrencilerin depremin psikolojik etkilerinden kurtulmalarına yardımcı olmak, hem de onlara normal gelişimleri doğrultusunda eğitim vermek zorundasınız. Bu kolay bir iş değildir. Kendinizi iyice zorlanmış hissedebilirsiniz. Aşağıdaki öneriler, önünüzdeki bu zor dönemde sizlere bir parça destek olabilir. Bununla beraber, öğrencinizin   psikolojik   sorunları   baş edemeyeceğiniz boyutlara varmış olabilir. Bu öğrencilerinizi vakit geçirmeden psikolojik yardım almak üzere bir uzmana ulaşmalarına yardımcı olmalısınız.

 

Önce  Kendinizi Hazırlayın

Çocuklara yardım edeceğiniz için başta sizin kendinizi iyi hissetmeniz gereklidir. Depremi siz de yaşadığınız  için  aynı  türden travma deneyimlerine sahip olabilirsiniz. Karşınızdaki öğrencilerin ve ailelerinin sorunları, size kendi sorunlarınızı hatırlatabilir. Bu yüzden çocuklara destek vermek  için kendinizi  hazırlamak durumundasınız:

ü Diğer öğretmen arkadaşlarınızla konuş­mak ve birbirinize destek vermek için zaman ayırın.

ü Fiziksel açıdan kendinize iyi bakın. Düzenli yemek yiyin ve uyuyun. Gerekli tıbbi kontrollerinizi yaptırın. Ailenizden birinin yardıma ihtiyacı varken başkalarına bir şey öğretmek zor bir iştir. Bu yüzden  kendi  ailenizin  ihtiyaçları karşılamak  için  de  zaman  ayırın. Kendinizi öğrencilerinize yakından bağ­lanmış hissettiğiniz durumda bile belli zamanlarda aile üyeleriniz veya arkadaşlarınızla birlikte olmaya çalışın.

Genel Eğitimsel Hedefler ve Etkinlikler

Unutmayın ki hem siz hem de çocuklar olan bitenden dolayı değiştiniz. Travma yaşayan çocuklar konsantrasyon,  dikkat kaybı  ve davranış güçlükleri içindedirler. Bazı çocuklar içine kapanık ve çok sessiz iken, diğerleri aşırı derecede hareketli ve saldırganca davrana­bilirler.

ü Eğitime başlamadan önce çocukları yaşadıklarıyla ilgili olarak konuşturun, yazdırın ve çizdirin. Tüm bu etkinlikler onların yaşadıklarım yeniden yapılan­dırmalarını ve olayın üstesinden daha kolaylıkla gelmelerini sağlayacaktır. Ancak, bizim kültürümüzde olumsuz duyguların ifade edilmesi çok yaygın olarak gözlenmediği için depremle ilgili konuşma ve tartışmalara katılmak iste­meyen çocuklar olabilir. Onların bu isteğine saygı gösterin ve katılmaları için zorlamayın. Bir köşede sessizce oturup konuşmaları sadece dinleyen bir çocuk bile diğerlerinin konuşmalarından olduk­ça yararlanabilir. En azından kendi tepkilerinin diğer çocuklarınkine, hatta en cesur arkadaşınınkine, ne kadar benzediğim görüp rahatlayabilir. Bazen de sınıf içi konuşmalar sırasında bazı çocuklar yeniden olayı yaşıyormuş gibi aşırı tepki verebilirler. Bu durumda sınıf içi tartışmaya ara verin ya da bırakın.

ü Öğrencilerinizi meraklı gazetecilerden koruyun. Medyanın çocukları, öykü çıkarmak   için   kullanmalarına   izin vermeyin.

ü Dersleri daha kısa tütün, yavaş ilerleyin ve daha az ev ödevi verin.

ü Haftada bir veya iki kere dersi bir kenara bırakıp çocukların günlük yaşamlarında karşılaştıkları sorunlar hakkında konuşun. Özellikle ergenler bu tür durumlarda sorunlara çözüm yolları bulma ve bu yeteneklerin; geliştirmede oldukça başa­rılıdırlar.

ü Çocuğun sınıf içi davranışında ve okul başarısında gözlediğiniz herhangi bir değişmeyi tam olarak anlamak için anne babaları okula davet edin ve konuşun. Anne ve babalardan alacağınız bilgiler size, çocuktaki değişmenin nereden kaynaklandığını gösterebilir.

ü Öğrencilerinize,   yaşadıklarının   zor; ancak, geçici olduğunu ve her şeyin mutlaka  yoluna   gireceğini   sıklıkla hatırlatın.

ü Psikolojik yardıma gereksinimi olan çocukları ve aileleri belirlemeye çalışın.

ü Okullar, çocuklar arasında arkadaşlık, birlik beraberlik ve aidiyet duygularının yeniden kurulmasına yardım etmek için uygun   ortamlardır.   Bayramları   ve çocukların doğum günlerini kutlamak gibi etkinlikleri bu amaçlar için kullanın.

ü Okul ortamını aileleri bir araya getirmek ve tanıştırmak için de kullanın.

Anne babalar okulda verilecek psikososyal eğitim ile yaşadıkları duygusal ve fiziksel tepkilerin neler olduğunu, kendilerine normal gelmeyen bu tepkilerin aslında travma ve kayıp hallerinde  ortaya çıkan sıradan  tepkiler olduğunu öğrenerek rahatlayabilirler. Örneğin, bir travmayı birlikte yaşayan aile üyelerinin, daha sonra birbirleri için travmayı anımsatan uyaran   olduklarım   ve   bu   yüzden   de birbirlerinden uzaklaşabileceklerini öğrenmele­ri, birbirlerini daha iyi anlayabilmeleri ve destek olabilmeleri için çok önemlidir.

ü Bazı çocuklar yaşadıkları olağandışı duygulardan dolayı suçluluk duyabilirler. Onlara bu  duyguların  her  insanın gösterdiği doğal ve gerekli tepkiler olduğunu söyleyin. Öğrencilerinizi rahat­latın.

ü Geçmişle bağlantı kurarak kendilerini bir süreklilik ve aynılık duygusu (yani kimlik duygusu) içinde görmelerini sağlayın. Bunun için aşağıdaki uygu­lamayı yapabilirsiniz.

Çocukların en önemli gereksinimlerinden biri benliklerindeki ve yaşamlarındaki aynılık ve süreklilik hissini korumaktır. Bunu yapmanın birçok yolu vardır. Okullarda uygulanabilecek en iyi yöntemlerden biri çocukların kendileri için  bir  yaşam  çizelgesi  hazırlamalarını sağlamaktır. Bu, aşamalı olarak oluşturulan bir albüm biçiminde olabilir. Çocuklar nerede ve ne zaman doğduklarını belirtir; yaşadıkları şehrin, köyün ve okulun, evlerinin ve odalarının, en iyi arkadaşlarını, yapmaktan en çok hoşlandıkları şeyin ya da en çok sevdikleri eşyanın, oyuncağın veya evcil hayvanın resmim çizerler, îkinci bölümde ailelerinin resmim çizerler. Kendi başlarına ya da bir aile büyüğünden yardım alarak, vefat eden kişileri de içeren bir aile albümü yapabilir; albüme bu kişilerle ilgili özel hikayeler   yazabilirler.   Üçüncü   bölümde depremden   sonra   nerede   yerleştiklerini, karşılaştıkları insanları, çadırkent yaşamını, buradaki oyun arkadaşlarını anlatabilirler. Bunu devam ettirebilir, yaşadıkları yeni yerleri ve tanıştıkları yeni insanları ve arkadaşları buna ekleyebilirler. Bu etkinliğin amacı çocuklara, yaşamın sürekliliğini kavratmaktır. Diğer bir deyişle bu süreç, çocuklara yaşamın devam ettiği ve eskiden yapabildikleri pek çok etkinliği yeniden yapabilecekleri duygusunu vermeye çalışır. Ancak, bu sırada bazı olumsuz duygu ve düşüncelerin  kaydedilmesi  gerekebilir.  Bu yüzden öğretmen, etkinlik sırasında oluşabilecek üzüntü ve benzeri olumsuz tepkilere karşı hazırlıklı olmalıdır.

ü Öğrencilerle, depremi hatırlatan uyaranlar ve bunlara verilen tepkiler tartışılabilir.

Öğrenciler bu hatırlatıcıları kağıda dökebilir ya da bunların resmini çizebilirler. Bunlar arasından  bazılarını  seçerek  sınıfta,  özel oturumlarda   ele   alabilirsiniz.   Çocuklara, depremi   hatırlatan   bir   uyarıcıya   maruz kaldıklarında duygusal destek almak ya da kendilerim  güvende  hissetmek  için  ebeveynlerine, öğretmenlerine, güvendikleri büyüklerine, kardeşlerine ve arkadaşlarına başvur­malarını öğretebilirsiniz. Çocukların, depremi hatırlatan gereksiz hatırlatıcıları azaltmak için hangi yollara başvurduklarını, sınıf içinde tartışmalarını ve birbirlerinden işe yarayan yolları öğrenmelerini sağlayabilirsiniz. Bunlarla başedemeyen çocukları ise bir uzmana yönlendirmelisiniz.

Öğrenciler Karşısında Kendi Duygularınızı Nasıl Kontrol Edebilirsiniz?

Öğretmenler de duyularını ifade etme­lidirler. Önemli olan samimi olmaktır. Dikkat etmeniz gereken nokta, kişisel deneyimlerinizle ilgili detaylardan söz ederken öğrencilerinizde yeni travmatik endişeler uyandırmamaktır. Öğrenciler, öğretmenlerinin tepkilerini de tıpkı kendi ana babalarınınki gibi yakından izlerler. Bu nedenle çocukların aktardıklarına karşı tepki göstermeniz gerekirse, dürüst olun. Onları yargılamayın. Çocuklar için önemli olan sizin bununla başedebilecek güçte olmanız ve bunu onlara gösterebilmenizdir. Böylece çocuklara yardımcı olabilirsiniz. Örneğin, hissedilen artçı bir depremin ardından korku ve endişenizi çocuklarla paylaşabilir; aynı zamanda da almaları    gereken    önlemler    konusunda konuşabilirsiniz.

Öğrencilerin Sınıf İçi Davranışlarında Ortaya Çıkan Değişiklikler Nelerdir?

Bunlarla Nasıl Başa Çıkarsınız?

w Travma geçirmiş çocuklar okulda ve okul arkadaşlarına karşı sinirli olabilir ve saldırgan davranışlar gösterebilirler.

w Çocuklarda artarak görülen sinirli  ve saldırgan    davranışlarla    başedebilmek öğretmenler için özellikle zordur. Bu değişikliklerin bazıları travma sonrası stres tepkileridir.  Bazıları  da  özel  travma hatırlatıcılarına  karşı   verilmiş  tepkiler olabilir. Örneğin, ebeveyninden birini kay­betmiş bir genç, arkadaşlarının kendi ana babalarıyla ilgili sorunları tartışmalarından rahatsız olabilir. Kendisi üzüntü duyduğu gibi arkadaşlarına da kızabilir.

Daha küçük çocuklar kızgınlıklarını ve diğer yoğun duyularını oyunlarda ortaya çıkara­bilirler.

Sinirli, uyumsuz ya da saldırgan davranışı ortadan kaldırmanın en iyi yolu, çocuklardan beklenen  davranışların  neler olduğunu onlarla  açık  açık konuşmaktır.  Aynı zamanda deprem gibi bir travmayı ve kayıpları yaşadıktan sonra davranışları kontrol etmenin ne kadar zor olduğunu da öğrencilerinizle tartışın. Davranışlarım nasıl daha iyi kontrol edebilecekleri ve kontrol edemedikleri durumlarda da öğretmenlerinden   nasıl   destek   alabileceklerini söyleyin. Neden kızdıklarını arkadaşlarına anlatmalarının  da yararlı  olabileceğini anlatın. Böylece birbirlerine nasıl yardım edebileceklerini de öğrenmiş olurlar.

w Çocuklar yaşlarına, uygun  olmayan davranışlar sergileyebilirler.

w Çocuklar faaliyetler sırasında diğer aile üyelerinden ya   da   öğretmenlerinden ayrılmaktan korkabilirler. Öğretmenlerine daha bağımlı hale gelirler, bireysel olarak çalışmakta, hatta okula gelmekte zorlana­bilirler. Bazen gençlerde bile bu tür ayrılma korkusu görülür. Yaşadıkları bunca olaydan sonra çocuklarından ayrılmak anne ve babaya da zor gelebilir ve bu durum çocukların ayrılık kaygılarını bir kat daha artırabilir.

w Daha küçük çocuklar parmak emme ya da bir oyuncağa bağlanma gibi bebeklik çağına özgü, kendi kendini yatıştırma yöntemlerine başvurabilirler. Çocuklarda altını ıslatma ya da büyük abdestini kaçırma görülebilir.

w Yasa uygun olmayan davranışları ortadan kaldırmanın en iyi yolu çocukla ya da gençle beraber, davranışın daha önceki düzeyine dönmesi için bir program uygulamaktır. Günlük travma hatırlatıcılarının ve yaşanan gerilimlerin bu davranışların ortaya çıkmasındaki katkısı da bilinirse düzelmeyi sağlayan gerçekçi bir program uygulanabilir.

w Çocuklar içlerine kapanabilir ve aşırı sessiz olabilirler.

w Bazı çocuklar içine kapanır ve aşırı sessiz olur. Sınıfta hiçbir sorun yaratmazlar; ancak depresyona girmiş olabilirler. Aşırı saldırgan çocuklar gibi bunların da ortaya çıkarılması ve yardım  alması  gerekir.  Sınıf içi etkinliklere katılabilmek ve arkadaşlarıyla bir arada olabilmek için yardıma ihtiyaçları vardır.   Bu   çocuklar  güven   duygusu hissetmeli ve teşvik edilmelidir. Onlar için özel zaman ayırın ve geçmişteki deneyimleri ve kayıpları ile ilgili süregelen endişeleri konusunda sizinle konuşmalarını sağlayın. Kendi hallerine bırakırsınız çevreden izole olur, çalışmalarında geri kalır, sosyal becerilerini geliştirme ve normal sosyal faaliyetlere katılma konusundaki fırsatları kaçırırlar.

w Çocukları vaktinden önce etkilemekten kaçının.

w Bir çocuğa ya da gence, “sorun çıkaran”, “suçlu”, “ağır öğrenen”, “öğrenme özürlü”, “güdüsüz” ya da “okula karşı ilgisiz” olarak etiket koymak kolaydır. Önemli olan, travmanın, kaybın ya da güçlüklerin okul başarısı ve davranışları üzerindeki etkisini anlamaktır. Uygun yardım sağlandığında bu sorunların çoğu çözülebilir.

w Travma geçiren çocukların çoğu rahat uyku uyuyamaz.

w Bir travmadan sonra çocuklar çoğu zaman en ufak seste uyanır ve tekrar uyumakta güçlük çekerler. Özellikle gün içinde travmayı   hatırlatan   uyarıcılara   maruz kalmışlarsa; uykuları daha da düzensizleşir, kabus görürler ve dinlenemeden uyanırlar. Yorgun çocuk, konsantre olamaz ve iyi öğrenemez, arkadaşları ya da öğretmenleri onu sinirlendirir. Bu sorunlardan biriyle karşılaşırsanız çocuğun, anne babasından ya da yakınlarından uykusu hakkında bilgi alınız ve okula yorgun geldiğini onlara bildiriniz. Uykusunu zorlaştıran hatırlatıcılar konusunda ana babaya bilgi veriniz ve çocuk yatarken ya da gece uyanınca ona duygusal ve fiziksel destek vermelerini öneriniz. Gerekirse bir uzmandan yardım isteyebile­ceklerini hatırlatınız.

w Çocuğun hayatında görülen ve çocuğu etkileyebilecek yeni gelişmeler ya da değişikliklerle ilgili bilgi alın ve aile üyeleriyle ilgili yeni bilgi toplayın.

w Ana   babaların   ve   çocukların   sizi bilgilendirmelerini sağlayacak bir yöntem bulun. Günlük programa başlamadan önce vakit   ayırıp   ana   babaların   sizinle konuşmasını sağlayabilirsiniz. Öğle saatinde veya  okul  dışında  çocukların  içinde bulundukları durumla ilgili olarak sizinle konuşmalarına   imkan    tanıyabilirsiniz. Önemli olan, ailelere ve çocuklara konuyla ilgili olarak sürekli bilgilenmek istediğinizi ve durumun  okul  başarısı üzerindeki etkilerinin farkında olduğunuzu göstermek­tir. Örneğin, çocuk aileden biri ile ilgili üzücü haberler getirirse onun ödevini ya da sınavım kısa bir süre erteleyebilirsiniz.

w Özellikle depremden büyük yara almış, kayıplara uğramış ya da olumsuz koşullara maruz kalmaya devam eden çocuklarda bu tepkiler uzun süre devam edebilir. Hazırlıklı olun.

w Çocuklarda aylar ya da yıllar sonra tepkilerin tekrar görülebileceğini  bilin. Örneğin, depremin yıldönümünde ya da bir başka deprem ya da ölüm haberleri karşısında çocuklar tepki gösterebilirler. Çocukları ve gençleri bu duruma karşı hazırlayabilirsiniz. Onlarla önceden konuşarak bu tepkilerle başedebilmek için ne yapabileceklerini belirleyebilirsiniz. Ayrıca, ana babaları ve okul arkadaşlarını da bu sırada çocuğa gereken destek konusunda bilinçlendirebilirsiniz. Bir taraftan okul başarısında ya da davranışlarında görülebi­lecek geçici değişikliklere karşı hoşgörülü olurken, diğer yandan da aynı davranışlara sınır koymak ve normal çalışmaya dönüş için çocuğa belli bir zaman tanımak yararlı olur.

w İyileşme haftalar, aylar ya da yıllar içinde aşamalar halinde meydana gelir. Bazı çocukların ya da gençlerin diğerlerine göre daha yavaş ilerleme göstermesi ve zaman zaman gerilemesi cesaretinizi kırmamalıdır.

w Gençleri okul sonrası etkinliklerle meşgul ederek onların okula ve sosyal yaşama yeniden katılmalarını sağlamak çok önemlidir.

w Deprem sonrası yaşanan bazı tepkiler gençlerde kaza ve yaralanmayla sonuçlanan riskli davranışlara (örneğin, aşırı hızlı motorlu araç kullanmak, tehlikeli oyunlar oynamak), uyuşturucu ve alkol kullanımına ve suç işleme eğilimi gibi pervasız davranışlara yol açabilir. Gençler saldırgan düşünce ve duygular içinde olabilirler ve genellikle  bu  duygularla  baş  etmeye hazırlıklı   olmayabilirler.   Pervasız   ve saldırgan davranış eğilimleri konusunda gençleri uyarmak ve buna yol açan faktörlerin genellikle kayıp ya da travma ile ilgili hatırlatıcılar olduğunu vurgulamak önemlidir. Gençlere, ne kendilerine ne de yakın arkadaşlarının başına bir daha böyle bir   felaketin   gelmeyeceği   konusunda güvence vermek ve eğer varsa intihar ile ilgili   düşünce   ve   planlarım   sizlerle paylaşmalarım sağlayacak kadar yakın ve güven dolu bir ilişki kurmak önemlidir.

w Gençlerin bu güçlüklerle baş etmelerini kolaylaştıracak yollardan biri, travma ve kayıplarıyla   ilgili   tepkileri   üzerinde konuşma gereksinimlerini karşılamak ve onları kendileri için anlamlı olan projeler içinde çalışmaya yönlendirmek olmalıdır. Örneğin, kaybı olan ergenler, yaşlılara, küçük çocuklara veya engellilere yardım eden kurumlarda gönüllü görev alabilirler. Ergenlere spor ve diğer sosyal etkinlikler için de fırsat tanınmalıdır. Gençleri yardım faaliyetlerine ve diğer sosyal etkinliklere yönlendirerek, onların özgüvenlerini yeni­den kazanmalarına yardımcı olun.

Normal Gelişimi Sağlamak ve Sürdürmek

Öğrencilerin bir çoğu ölüm veya yer değiştirme gibi nedenlerle arkadaşlarım kaybet­miş olabilirler. Bu yüzden çocuklara yeni arkadaşlıklar kurma ya da kesintiye uğrayanları yeniden başlatma yönünde yardımcı olunmalıdır.

ü Depremde olan bitenlerin sonucu olarak yaşamlarında   ve   özellikle   de   okul yaşantılarında nelerin değiştiğini çocuklarla konuşun. Günlük sorunlarını öğrenin ve çözmelerine yardımcı olun.

ü Deprem sonrası koşullarda çeşitli etkinlikler için hangi fırsat ve imkanların var olduğunu öğrenip bulmalarına yardımcı olun.

ü Yapılandırılmış   sınıf   içi   etkinlikleri kullanarak çocukların ilgilerini, hobilerini ve amaçlarım  öğrenebilir ve daha sonra kendilerine   uygun   etkinliklere   nasıl ulaşabilecekleriyle    ilgili    problemleri çözmelerine yardımcı olabilirsiniz.

ü Akran ilişkileri kurma ve olumlu sosyal becerileri geliştirmeleri yönünde destek verebilirsiniz.

ü Temel öğretimin önemli hedeflerinden biri çocuklara arkadaşlık kurma ve ortak bir amaç için işbirliği içinde çalışma gibi önemli sosyal becerileri kazandırmaktır. Sınıf ortamı, yeni arkadaşlıklar kurmak için çok uygundur. Bunu kolaylaştıracak bazı yollar da vardır:

¡ Duvar resmi çizme. Çocuklar 4 ya da 5 kişilik gruplar oluşturarak duvar resimleri çizebilirler. Örneğin, şehirlerinin gele­cekte   nasıl   olmasını   istediklerini resmedebilirler.

¡ Grup tartışması. Yine birkaç kişilik gruplar  halinde,  birer  konu  seçip tartışabilirler.  Bir  çocuk  tartışmayı yönetirken diğeri ortaya çıkan fikirleri yazabilir, bir başkası herkesin fikrini söyleme  fırsatı  bulup  bulamadığım kontrol edebilir ve bir öğrenci de sunucu rolü   üstlenerek   tartışmayı   sınıfa özetleyebilir. Tüm öğrenme yaşantıları bir grup çalışmasıyla tamamlanabilir. Örneğin farklı gruplar, bitkinin farklı düzeylerdeki ışık altında büyümesini gözleyebilir   ve   her   grup   kendi deneyindeki gelişmeleri yazarak sınıfa sunabilir.

Yukarıdaki türden olumlu sosyal etkinlikler özellikle   travma   yaşamış   çocuklar   için önemlidir. Çünkü bu çocuklar yaşadıklarından dolayı kendilerini farklı, yalnız ve diğer çocuk gruplarının dışında hissetmektedirler.

Sınıfta Eğitim Ortamını Sağlama

¡ Travma   yaşamış    çocukların    sorun davranışlarıyla baş etmelerine yardım etmek ve   sınıf   disiplinini   sağlamak   özel uygulamaları gerektirir.

¡ Öğrenciler, deprem gibi bir travmadan sonra yoğun utanma ve suçluluk duyguları içinde olabileceklerinden   sınıf   içi   kurallara uymadıklarında, hakaret içeren azarlama ve yüzleştirmelere başvurmak uygun bir yol değildir.

¡ Bu   durumlarda   anlayışlı   olunmalıdır. Gerektiğinde küçük çocuklara kısa bir mola .verdirmek daha büyük olanlara ise sınıf içi kuralları izlemenin kendisine niçin zor geldiğine dair bir paragraf yazmasını istemek çok daha yararlıdır. Böylece çocuklar hissettikleri üzerinde düşünebilir ve kendilerim daha iyi anlayabilirler.

¡ Travma  geçirmiş  çocuklar  kendilerine depremde   yaşadıklarım   hatırlatan   ani uyaranlar karşısında kolaylıkla huzursuz olabildikleri, kaygılandıkları, utandıkları, ağladıkları veya öfkelendikleri için, bu öğrencilerin söz konusu uyaranlardan kısa bir mola ile uzak tutulmaları, bu duyguları yaşamalarım önleyecektir.

¡ Örneğin, annesini kaybetmiş bir çocuk, arkadaşının, farkında olmadan sarf ettiği ve kendisine annesini hatırlatan bir sözü karşısında ağlayabilir veya kızabilir. Çocuk tam ağlayacakken onu oradan uzaklaştırarak Soluklandırmak ve çok kısa bir süre yalnız kalmasını sağlamak, bu duygularla baş etmede doğru stratejileri anlaması ve kazanması için yardımcı olacaktır.

Aşırı Hareketli Çocuklarla Baş Etmede Özel Teknikler

î Verdiğiniz ödevleri bu çocuklar için küçük parçalara bolün.  Örneğin  üç  sayfalık matematik problemlerim sayfa sayfa verin ve her birini tamamladığında ödüllendirin.

î Fiziksel olarak aktif olabilecekleri fırsatlar yaratın. Bunu sınıfın da yararına olabilecek şekilde okul rutinleri içinde yapabilirsiniz. Örneğin, bir iş için bir yerlere gönderin, sınav kağıtlarını ona dağıttırın ve toplanırın, teneffüslerde öğretmenin yardımcısı rolünü verin.

î Ders planım yaparken sözel materyale görsel bilgi ve ipuçları da ekleyin

î Yönergeleri tekrarlayın. Örneğin ev ödevlerinin deftere tam olarak yazılıp yazıl-madığından emin olun.

î Her fırsatta onların enerjilerini olumlu etkinliklere yönlendin? hem olumlu yönde harcamalarım sağlayın hem de kendilerine olan güvenlerini pekiştirin.

Son olarak burada edindiğiniz bilgiler,   travma   yaşamış   öğrencinizin sorunlarım anlamada ya da çözümlemede yeterli olmadığında, öğrencinizin durumunu mesai arkadaşlarınızla tartışın ve en uygun çözümü ve öğrenciye en yararı dokunacak uygulamayı bulmaya çalışın. Ancak, yine de sonuç alamadığınız durumlarda mutlaka bir uzmana başvurun.

DEPREMDEN ETKİLENEN ÇOCUKLARINIZA NASIL YARDIMCI OLABİLİRSİNİZ?

Körfez Depremi gibi büyük bir coğrafi bölgede yer alan ve toplumun büyük bir kısmını etkileyen doğal felaketler, sadece bölgede yaşayanları değil tüm ulusu derinden sarsan olaylardır. Bölgede yaşayanlar için kendilerine fiziksel ve sosyal destek veren çevrenin neredeyse tümüyle zarar görmesi, durumu daha da güçleştirir. Evimizi, yakın akraba ve arkadaşlarımızı   kaybetmiş   olmanın   açısı büyüktür.   Bu   kayıpların   üstüne,   yaşam koşullarındaki  değişmeler de  eklendiğinde yaşadığımız stres artar. Örneğin, kötü hava koşulları, barınma koşullarının istediğimiz gibi olmaması, çocukların okul  durumu, artçı depremlerin siirme olasılığı gibi pek çok faktör yaşanan stresi arttırır. Ayrıca üzüntü, pişmanlık, öfke gibi yaşamakta olduğumuz tüm duygular çocuklarımızla olan ilişkilerimizi daha da güçleştirebilir. Ne var ki çocuklar da bu doğal felaketten aynı bizim gibi etkilenmişlerdir. Araştırmalar doğal felaketlerden en çok yara alan grupların çocuklar, gençler ve yaşlılar olduğunu göstermektedir. Ancak anne ve babalarından; arkadaşlarından, öğretmenlerinden ve diğer aile üyelerinden yakın ilgi ve destek gören çocukların doğal afetin sonuçlarından daha az etkilendiklerini ve daha kolay ve çabuk başa çıktıklarım iyi biliyoruz.

Çocuklarınıza yardımcı olabilmeniz için sizin yardıma muhtaç durumda olmamanız gerekir. Eğer kendinizi çocuklarınızla aşağıda önerildiği şekilde ilgilenecek kadar iyi hissetmiyorsanız psikolojik   yardım   atmaktan   çekinmeyin. Kendinizi iyi hissetseniz, önerilere uysamz bile deprem sonrasındaki bu iyileşme sürecinin zaman alacağım, bazı olayların ve yaşantıların zaman zaman durumu geriye götüreceğini bilin. iyileşme sürecinde, en çok yarar gördüğünüz önerilere ağırlık verin, geleceğe yönelin ve genellikle olumlu bir tutum içinde olmaya çalışın. Elinizdeki broşür bu konuda size yardımcı olmak üzere hazırlanmıştır. Bu broşürün dışında ihtiyacınız olan her türlü desteği alabileceğiniz herkese ve her kuruma baş vurmaktan çekinmeyin.

 

Çocuklar için Depremin Anlamı Nedir?

Çocuklar  da  yetişkinler  gibi   deprem felaketihden korkarlar. Ne var ki depremi, biz yetişkinler gibi kontrolümüz dışında olan doğal bir olay olarak anlamakta güçlük çekerler. Üstelik çocuklar, kendilerini  koruyan ve tamamen güven duydukları yetişkinlerin bu olay karşısında çaresiz kalmasından endişe duyarlar.

  • Okulöncesi donemdeki   çocuklar   bu felaketin, anne babasının onaylamadığı bir düşüncesi  ya  da  davranışı  nedeniyle başlarına geldiğini sanırlar.
  • Okul çağındaki çocuklar ise doğal olayları anlayabilirler: Ancak, böylesine büyük bir felaketi daha önce yaptıkları kötü bir davranıştan dolayı kendilerine verilen bir ceza olarak algılayabilirler.
  • Ergenlerin depremi algılayışı ise yetiş-kinlerinkine oldukça benzerdir. Ancak bu felaketin kendi başlarına gelmiş olmasından öfke duyabilirler.

Çocukların Depreme Olan Tepkilerini Neler Etkiler?

Çocukların deprem felaketi karşısındaki tepkileri birbirinden farklı olabilir. Bazıları depremin hemen ardından birtakım davranış değişiklikleri gösterirken, bazıları günler ve haftalar, hatta aylarca hiçbirşey olmamış gibi davranıp daha sonra problemli davranışlar sergileyebilirler. Bu yüzden önümüzdeki aylar içinde elinizdeki broşürü zaman zaman alıp okuyun. Böylece depremin normal psikolojik etkileri konusunda hem daha iyi bilgilenecek hem de önerileri unutmamış olacaksınız.

Çocukların depremden etkilenme derecesini bir takım faktörler belirlemektedir. Bunlar:

  • Ailenin tepkisi: Çocuk depremden doğrudan etkilenmese bile ailesinin deprem karşı­sındaki tepkileri ve korkularından çok etkilenebilir. Çocuğun deprem karşısında çaresiz kalan   ailesine   olan   güveni sarsılabilir. Ailesinin felaket karşısındaki korku ve kaygılarından en çok da okul öncesi yaş grubundaki çocuklar etkilenirler. Bu nedenle bir yandan kendinizi diğer yandan da çocuklannrzı yeniden güçlendirmeye çalışınız.
  • Kayıp derecesi: Çocuğun deprem fela-ketinde tanık olduğu ya da gördüğü hasar ve kayıp ne kadar büyük ise etkilenme derecesi de o kadar fazla olacaktır. Özellikle aileden bir veya daha fazla kişinin öldüğü veya ağır yaralandığı, çocuğun kendisinin yaralandığı ya da evinin ve okulunun yaşanamaz hale geldiği durumlarda çocuk, bu felaketle başa çıkmada oldukça zorlanır. Aile üyelerinden birinin ölümünden dolayı rollerin değiştiği, örneğin, annenin baba, ablanın anne rolünü üstlenmek zorunda kalması gibi durumlarda aile içi ilişkilerde zorluklar yaşanacaktır. Çocuk, bu koşullarda yeni yaşama geçerken daha da zorlanacaktır.

Depremi yaşamayan çocuklar bile, hiçbir kayıpları olmadığı halde televizyonda gördüklerinden ve yetişkinlerin olay hakkındaki konuşmalarından   etkilenebilir   ve   benzer tepkileri gösterebilirler.

  • Yaş/Cinsiyet: Çocukların zihni yetişkinle-rinkinden daha esnek ve işlenmeye daha uygun olduğu için, çocuklar hem olumlu hem de olumsuz etkilere daha açıktırlar. Bu nedenle felakette   yaşanan   olaylardan etkilenme   olasılıkları   daha  yüksektir. Cinsiyet açısından ise kız çocuklarında içe dönük ve sessiz, sakin olma; erkek çocuklarında  ise  hiperaktif davranışlar (olduğu yerde duramama, sürekli hareket etme) daha fazla görülmektedir.
  • Daha önceki yaşantılar: Depremden önce başka örseleyici yaşantıları olan çocuklar bu felaketten daha çok etkilenebilirler. Örneğin, anne babası boşanmış, kendisi şiddete maruz kalmış, aile içinde şiddeti gözlemlemiş ya da ailesinde ciddi bir sağlık problemi yaşayan çocuklar gibi. Ayrıca deprem öncesinde de bazı psikolojik problemleri olan veya okul başarısı zaten iyi olmayan çocukların, bu tür yaşantıları olmayan çocuklara göre deprem felaketinden daha çok etkilenmeleri bek­lenebilir. Ancak şu da unutulmamalıdır ki yaşça daha büyük olup daha önceki yıllarda stresli durumlardan geçmiş ve bununla baş edebilmiş çocukların, deprem felaketinin yarattığı etkilerden de diğer çocuklara göre daha kolay sıyrılması mümkündür.
  • Depremin dolaylı   etkileri:   Deprem felaketinin pek çok olumsuz etkisi, sadece çocuğun   doğrudan   yaşadığı   deprem sarsıntısı, yıkıntılar, yaralanma ve kayıplar nedeniyle ortaya çıkmaz. Depremin dolaylı etkileri de çocuğun yaşadığı güçlükleri artırıcı bir rol oynayabilir ve iyileşme sürecim geciktirebilir.
  • Günlük yaşantı: Evin yıkılması veya hasarlı olması nedeniyle başka yere taşınılması, kalabalık ve rahat olmayan alışılmışın dışındaki ortamlarda yaşamak zorunda-kalınması ve günlük işleyişin çeşitli nedenlerle aksaması durumlarında çocuklar deprem felakeünden daha fazla etkileneceklerdir.
  • Ayrılık: Çocuk ailesinden herhangi bir bireyi kaybetmemiş olsa da, herhangi bir nedenle bir süre onlardan ayrı yaşamak zorunda kaldığında, bu durum onun üzerinde ilave bir kaygı ve stres yaratacaktır.
  • Aile içi ilişkiler: Aile içinde hastalık ya da ölüm gibi nedenlerle rollerin değiştiği, aile içi ilişkilerin bozulduğu, ailedeki yetişkinlerden birinin fazla miktarda alkol almaya başladığı, şiddetin ortaya çıktığı ya da var olan şiddetin arttığı durumlarda iyileşme gecikecektir.
  • Ekonomik koşullar: Ailenin geçim kaynaklarının kısıtlandığı ya da yok olduğu, ihtiyaçların karşılanmasının ak­sadığı durumlarda çocuk daha olumsuz etkilenecektir.
  • Sosyal destek: Anne babanın çocuğuna olan ilgi ve desteğinin azalması, çocuğun arkadaşları ve komşularıyla ilişkide oldu­ğu sosyal çevrenin bozulması da çocuğun düzelmesini geciktirecektir.

Depremin Çocuklar Üzerindeki Genel Etkileri

Depremden sonra çocuğunuz,

  • depremin tekrarlayacağından veya bu fela­keti hatırlatan şeylerden (örneğin, ambulans, kepçe, asker, itfaiyeci, siren sesi, toz kokuşu, duman gibi) korkabilir,
  • ani seslerden ve gürültüden korkabilir,
  • depremden sonraki yaşamı konusunda endişeli olabilir,
  • yetişkinlerin depremi ve sonuçlarım engelleyememiş olması nedeniyle onlara olan güvenini yitirebilir,
  • deprem öncesine göre daha kolay kırılabilir, küsebilir, ağlayabilir,
  • önceden sessiz, uyumlu bir çocukken gürültülü ve saldırgan hale gelebilir veya neşeli, girişken bir çocukken utangaç ve ürkek olabilir,
  • dikkatim toplamada güçlük çekebilir,
  • her zaman hoşlanarak oynadığı oyunları artık oynamak istemeyebilir,
  • daha hareketli olup, hareketlerim bir türlü kontrol ödemeyebilir,
  • tek başına uyumaktan korktuğu için anne babası veya diğer bir kişiyle beraber yatmak isteyebilir,
  • uykuya dalmada güçlük çekebilir,
  • anne ve babasını gözünün önünden ayırmak istemeyebilir, yalnız kalmaktan korkabilir,
  • okula veya yuvaya gitmek istemeyebilir,
  • parmak emmek, altına kaçırmak gibi daha küçük yaşlarda gösterdiği davranışları tekrar sergilemeye başlayabilir,
  • iştahı kesilebilir,
  • mide bulantısı, karın ağrısı, baş ağrısı, kusma gibi fiziksel tepkiler gösterebilir,
  • anne babasının istemediği ancak kendisinin yaptığı bir davranıştan veya söylediği sözden dolayı depremin meydana geldiğini düşünebilir ve   bunun   için   suçluluk hissedebilir,
  • konuşmakta güçlük çekebilir,
  • küçük çocuklar tekrar tekrar depremle ilgili oyunlar oynayabilir,
  • büyük çocukların bazıları hep deprem hakkında konuşmak isterken, bazıları bunun konusulmasından hoşlanmayabilir   ve kendisi de konuşmayabilir,
  • yetişkinlerin büyük kayıpların yanında önemsiz gördüğü bir nesne çocuk için çok önemli olabilir.  Örneğin,  sevilen  bir oyuncağım ya da battaniyesini kaybetme çocuğu çok üzebilir, onun için ağlayabilir ve ısrarla onu geri isteyebilir.

Bebeklik Dönemi

Bebekler depremden doğrudan etkilenmezler; ancak, annenin aşırı kaygı, korku ve güvensizlik duyguları içinde olması bebeğine vereceği bakımı ve onunla iletişimini olumsuz yönde etkileyebilir. Bebek, altı kirlendiğinde, acıktığında, kendini huzursuz hissettiğinde farklı türden ağlamalar gösterir. Annenin bunlara duyarsız kalması ve ihtiyaçları geciktirmesi ya da   çok   mekanik   bir   şekilde,   bebekle konuşmadan onunla duygusal bir iletişime geçmeden bu ihtiyaçları karşılaması bebeğin gelişimine zarar verebilir. Bebekler stres ve güvensizlik koşul larında yoğun bir ağlama tutturabilirler,yatıştırılmaları, yeniden huzur ve güven duymaları güçleşebilir. Bu türden bir bakımın çok uzun sürmesi durumunda ise bebek ilende içine kapanabilir.

Okul Öncesi

Okul öncesi dönemindeki çocuklar (2-5 yaş), depremin neden olduğu kayıplar ve yaşam şartlarında meydana gelen değişiklerle başa çıkmada oldukça zorlanırlar. Çünkü yaşamda bu tür deneyimleri az olduğu için başa çıkma yetenekleri de tam olarak gelişmemiştir. Bu nedenle de anne babanın, yakın akrabalarının ve öğretmenlerin in desteğine ihtiyaç duyarlar.

Bu donemdeki çocuklar genellikle felaketten etkilendiklerim sözel olarak ifade edememelerine rağmen, kaygılı ve üzgün olduklarım davranışlarıyla belli ederler.

2-6 yaşları arasındaki çocuklarda görüle­bilecek bazı değişiklikler şunlardır:

  • yeme sorunları; iştahsızlık ya da aşırı yemek yeme, kusma, ishal ya da kabızlık,
  • uyku sorunları; uyuyamama, aşırı uyuma ya da kabus görme,
  • parmak emme, altına kaçırma gibi bebeksi davranışlar,
  • karanlıktan, hayvanlardan, yabancılardan veya canavarlardan korkma, daha önce korkmadığı, ancak ona depremi hatırlatan gürültülerden ve yerlerden korkma,
  • annesinin eteğine yapışıp onu bırakmama ve ayrılmaktan korkma,
  • kendini güvende hissettiği   yerden ayrılmak istememe (çadırdan dışarı çıkmak istememe gibi),
  • sürekli anne ya da babayla birlikte uyu­mak isteme,
  • tam olarak açıklayamadığı ağrılardan şikayet etme,
  • sinirlilik, söz dinlememe ve aşırı hare­ketlilik.

Okul Çağı

Bu yaş grubundaki çocuklarda bebeksi davranışlar oldukça yaygın biçimde görülebilir. Çocuk ya tam olarak içe kapanır ya da daha saldırganlaşır. Depremde özellikle oyuneak-larının, kendisine armağan olarak verilmiş olan eşyaların ve beslediği ev hayvanlarının kay-bından çok etkilenirler.

6-11 yaşları arasındaki bir çocuk,

  • daha sinirli olabilir; arkadaşları ve kardeşleriyle geçinmekte zorlanabilir,
  • saldırgan davranışlar gösterebilir ya da içine kapanabilir, oyun oynamak isteme­yebilir,
  • anne babasının dikkatini çekmek için kardeşleriyle yarış içine girebilir,
  • arkadaşlarıyla ya da aile üyeleriyle birlikte olmak istemeyebilir, ya da anne babasının yanından hiç ayrılmayabilir,
  • okula gitmek istemeyebilir,
  • kendini halsiz hissedebilir, sınıfta uyuya kalabilir,
  • okul başarısı düşebilir,
  • dikkatini toplamada zorlanabilir,
  • geceleri kabus görebilir, iyi uyuyama-yabilir,
  • sanki hiç birşey olmamış ya da hissetmiyormuş gibi görünebilir,
  • sık sık ağlayıp, sızlanarak mızmızlık yapabilir,
  • yedirmenizi ve giydirmenizi isteyebilir,
  • başağrısı, görme ve işitme ile ilgili şikayetlerde bulunabilir,
  • ısrarlı kaşıntıları olabilir,
  • mide bulantısı görülebilir,
  • tam olarak açıklayamadığı ağrılardan şikayet edebilir,
  • rüzgar, yağmur ve fırtına gibi diğer doğa olaylarından korkabilir,
  • söz dinlemeyebilir,
  • basından geçenlerle ilgili olarak sürekli konuşmak isteyebilir,
  • daha önce olmayan tikler gösterebilir,
  • konuşmada güçlük çekebilir, kekeleye-bilir,
  • depremde yaşadıklarım abartabilir ya da çarpıtabilir.

Ergenlik

Bu yaş grubunda akran ilişkileri çok önemlidir. Ergenler arkadaşlarından yakın ilgi ve kabul görmek; korkularıyla ve diğer tüm duygularıyla oldukları gibi kabul edilmek isterler. Kaygı ve gerginliklerini, saldırganlıkla, isyankari ıkla, içe kapanma ya da dikkat çekmeye çalışarak ortaya koyarlar. Bu yaş grubundaki gençler, pek çok kişi ölmüş iken kendilerinin kurtulmuş olmalarının verdiği bir suçluluk duygusu içinde olabilirler. Akranları tarafından kabul görmeyen ergenler içlerine kapanabilir ve bu ergenlerde depresyon gözlenebilir. Depremin yaralarının   sarılmasıyla   ilgili   toplumsal çabalarda   kendilerine   yetişkinler   kadar sorumluluk   tanınmadığı   için   kendilerim engellenmiş hissedebilirler. Ergenlik dönemi, yetişkinliğe uzun bir geçiş dönemidir. Bu dönemin  basında  ve  sonunda  gençlerde gözlenebilecek tepkiler de değişebilir. Bu nedenle burada ergenlik dönemine ait tepkiler 11-14 ve 14-18 yaş grupları olarak ayrı ayrı ele alınmıştır.

11-14 yaşlarındaki ergenlerde gözlenebilecek tepkiler:

  • fiziksel şikayetler (baş dönmesi, başağrısı, mide bulantısı gibi),
  • aşırı yemek yeme ya da iştahsızlık,
  • aşırı uyuma ya da hiç uyuyamama şeklinde uyku bozuklukları,
  • belirsiz, tam açıklanamayan ağrı ve acılar,
  • daha önce ilgi duyduğu şeylere karşı ilgisini kaybetme ve içine kapanma,
  • sorumluluklarım yerine getirememe,
  • okula gitmeme, okul başarısında düşme,
  • anne babanın ve öğretmeninin dikkatini üzerine çekmeye çalışma,
  • okulda ve evde kural lara karşı gelme,
  • kardeşleriyle ve arkadaşlarıyla olan ilişki-lerinde bozulma, akranlarına ilgi gösterme­me,
  • içki veya sigara içme, esrar ve eroin gibi uyuşturucuları kullanma eğilimi,
  • ölen yakınıyla birlikte olma isteğini dile getirme ve bazılarının bu sebeple intihar girişiminde bulunması.

14-18 yaşlarındaki ergenler ise,

  • kendilerim suçlu hissedebilirler,
  • çaresizlik duyguları içinde olabilirler,
  • felaket karşısındaki duyularını  kabul etmeyebilirler,
  • hareketlerinde aşırı bir artış ya da azalma olabilir,
  • dikkati toplama ve planlı davranmada güçlük çekebilirler,
  • aileden ve akranlarından uzaklaşıp yalnız kalmak isteyebilirler,
  • alkol, sigara ve uyuşturucu (esrar, eroin vb.) kullanmak isteyebilir ve suç işleyebilirler,
  • aile üyelerine ve akranlarına karşı saldırgan davranışlar içine girebilirler,
  • depremin ortaya çıkardığı bazı tepkileri kabullenmeyebilirler,
  • başağrısı ve belirsiz diğer fiziksel şikayetler olabilir,
  • hastalanmayla ilgili korkular yaşayabilirler,
  • genç kızlarda ağrılı ay hali ya da ay hali olmama görülebilir.

Bazı ergenler deprem felaketinde kurtarma çalışmalarına yardım ettikleri için birçok yaralı ve ölüyle karşılaşmış olabilirler. Ergenler bu dayanılması   güç   görüntüler   karşısındaki duyularını çoğu kez nasıl ifade edeceklerini bilemezler ve bazı ergenler engellenme, öfke ve suçluluk   duygularıyla,  suç   davranışlarına yönelebilirler. Deprem sonrası kurtarma ve yardım çalışmalarına etkin bir şekilde katılmış olan ergenlerde ayrıca aşağıdaki tepkiler görülebilir:

  • Sindirim sistemi ile ilgili problemler,
  • Cilt döküntüleri,
  • Astım krizleri,
  • Sinirlilik ve gerginlik.

Bu Tepkiler Ne Zaman Özel İlgi Gerektirir?

Yukarıda sayılan tepkiler çocuk ve gençlerin deprem gibi bir felaketi takip eden zamanda göstermeleri beklenen doğal tepkilerdir. Çocuk ya da genç, depremden önce fiziksel şiddete maruz kalmış, ciddi bir hastalık geçirmiş, ya da birtakım sorunları ve problemleri olmuş ise depremin psikolojik etkilerim daha yoğun yaşayabilir. Özellikle deprem öncesinde bunların üstesinden gelememiş iken bir de depremi yaşadıysa bu felaketle başa çıkmada çok zorlanabilir. Yukarıda sayılan olağan tepkilerin uzun süre devam ettiği ve çocuğun günlük yaşamım sürdürmesini engellediği durumlarda tepkilerine özel bir ilgi gösterilmelidir. Böyle durumlarda çocuk ya da gencin uzman bir kişi tarafından değerlendirilip desteklenmesi gerekebilir. Bu durumlar şöyle sıralanabilir:

  • Çocuğun davranışlarında ve genel halinde ortaya çıkan ve 2 haftadan daha uzun süren olağandışı değişimler gözlendiğinde,
  • Çocuk yukarıda sayılan olağan tepkilerden pekçoğunu birarada gösteriyorsa,
  • Çocuğun davranışlarındaki değişimler çok farklı durumlarda da görülüyorsa, örneğin, hem evde, hem de okulda arkadaşlarıyla birlikteyken,
  • Çocuk kendine zarar vermeye çalışıyor ya da vereceğin; ifade ediyorsa,
  • Çocuğun daha önceden iyi olan okul başarısında önemli ve devam eden bir düşüş gözlemleniyorsa.

Bu Tepkilerle Başa Çıkmak İçin Neler yapılabilir?

Çocukları bilgilendirmek, onlara duygusal destek vermek, felaketle başa çıkmadaki çabalarınıza onları da katmak ailenizi bir araya getirmede yardımcı olacaktır. Deprem gibi büyük bir felaket karşısında ailenin birbirine   kenetlenmesi,   aile   ilişkilerini depremden sonra da devam edecek şekilde güçlendirir.

  • Deprem hakkında konuşmaktan çekinme­yin.

Başınızdan geçen olayı küçümsemeyin. Size ne  kadar  zor  gelirse  gelsin  gerçekleri saklamadan olan biteni çocuğunuza anlatın. Eğer çocuk üzülecek diye gerçekler saklanırsa, o zaman neler olduğunu kendisi anlamaya ve yorumlamaya çalışacaktır. Böyle bir durumda kendisinin fikir yürütmesi   daha   fazla endişelenmesine ve korkmasına neden olur. Çocuğa, gerçekleri saklamadan anlaşılır bir dilde anlatmak onun size güven duymasını sağlar. Ergenlerin ise bu konuyu akranları ve diğer yetişkinlerle konuşmasına, tartışmasına izin verin. Ergenler de deprem ve alınacak önlemler konusunda ne kadar bilgilenirlerse yaşamlarım da o kadar kontrol altına alabilir; gelecekleriyle ilgili planlar yapıp, çalışabilirler.

  • Deprem konusunu siz açmayın, fakat çocuğunuz bu konuda konuşmak istedi-ğinde onu dinleyin, sorularım cevaplayın, ona destek olup onu rahatlatın.

Çocuğunuzun duyularını ifade edebilmesi için gerekirse mutlu, üzgün, kızgın, korkmuş gibi duygu bildiren kelimeleri kullanarak siz kendi duygularınızdan söz edin.

  • Çocuğunuzu neler hissettiğim söylemesi için zorlamayın, bırakın kendisi için uygun zamanı o seçsin. Birey bazen kendinde aşırı stres yaratan durumları kabul etmekte zorlanır. Bu durumda yaşanan stresi inkar etmek faydalı olabilir. Aynı şekilde ağlamak, aşırı uyumak ya da hayaller kurarak bu travmatik durumdan geçici olarak uzaklaşmak çocukları ve özellikle ergenleri rahatlatabilir.
  • Çocuğunuzu depremin, hiçbir şekilde onun bir hatası sonucu olmadığı konusunda ikna edin.

Ona anlayabileceği bir dilde depremin ne olduğunu, neden olduğunu ve depremin kendi davranışları ya da sözleri için bir ceza olmadığım açıkça anlatın. Örneğin, “deprem aynı yağmurun yağması, rüzgarın esmesi gibi bizim kontrolümüzde olmayan bir olay, yani sen akşam yemeğini yemediğini, kardeşine küfür ettiğini, arkadaşını dövdüğünü, anneni üzdüğün için olmadı” gibi ifadeler kullanın.

  • Çocuğunuzun bu olayda daha fazla örselenmesine elinizden geldiğince engel olun.

Örneğin,   televizyonda   yıkılmış   evleri, ağlayan insanları, yaralıları gösteren programları izlemesini engelleyin. Çocuğunuzu, onu üzen, tekrar   depremi   hatırlatan   durumlardan, olaylardan ve yerlerden korumaya çalışın.

  • Elinizden gelen en kısa sürede depremden önceki ev düzeninizi sağlamaya ya da yeni bir düzen oluşturmaya çalışın.

Çocuklar için düzenli bir günlük program uygulayın. Örneğin, her sabah kalkıp birlikte kahvaltı etmek, ortalığı toplamak, birlikte oyun oynamak, öğle yemeğinderi sonra birlikte bir süre kitap okumak, uyumak gibi. Farklı birşeyler yapmanız gereken günlerde çocuğunuza bunu önceden anlatın.

  • Çocuğunuza karşı sıcak ve sevecen davranın.

Çocuğunuz sizin yanınızda olmak istiyor, yalnız kalmaktan korkuyorsa, ona sarılın, kucaklayın, öpün, onu sevdiğinizi, onun yanında olacağınızı, onu bırakmayacağınızı söyleyin. Dokunma, okşama, sarılma özellikle küçük çocuklar için çok önemlidir. Felaket dönenünde, bir süre için çocuğun istediklerini yapmanın bir sakıncası yoktur, aksine böyle olağanüstü bir dönemde az da olsa gerekebilir. Bu dönemde çocuğunuzun şımaracağından korkmayın.

  • Yatma zamanı geldiğinde çocuğunuzun yanında olmaya çalışın.

Uykudan önce ona hikaye okuyun ya da anlatın, sırtım okşayın, gün hakkında sessizce konuşun. Geceleri istiyorsa ışığı açık bırakın, biraz fazla uyumasına ya da çok korkuyorsa yanınızda yatmasına göz yumun.

  • Herhangi bir nedenle çocuğunuzdan bir süre ayrılmanız gerekirse, ona nereye gideceğinizi mutlaka anlatın ve döne-ceğinizden emin olmasını sağlayın.
  • Çocuğunuzdan beklediğiniz davranışlar ve sorumluluklar hakkında onunla konuşun.

Çocuğunuzun isteklerini yerine getirmeniz, onun bu olayda yaşadıklarını atlatması için ne kadar gerekli ise, bir yandan da düzenli bir yaşama geçmek için kurallar koymak da o kadar önemlidir. Eğer çocuğunuz hiçbir kuralı dinlemiyorsa, onunla yapması ve yapmaması gereken davranışları ve o davranışları neden yapması ya da yapmaması gerektiği konusunda konusun, istediğiniz davranışları sergilediğinde “aferin ne kadar güzel” gibi sözlerle onu ödüllendirin. Çok zorda kalsanız bile ona vurmayın ve herhangi bir fiziksel ceza uygulamayın.

  • Ailenin birarada olmasını sağlayın.

Aile üyelerinin birlikte olması travmanın atlatılması için önemlidir. Ayrıca akrabalarınız ya da komşularınız sizi merak edip, telefonla aradıklarında çocuğunuzla bunu paylaşın. Bunlar çocuğa başkaları tarafından da düşünülüp, sevildiği duygusunu verecektir. Sosyal destek için akrabalarınızla ve yakın aile çevrenizle ilişkilerinizi en kısa sürede yeniden kurun ve sürdürün.

  • Çocuğunuzun kendini ifade etmesini kolaylaştırın.

Çocuğu deprem hakkında oyunlar oynaması (kepçe, kamyon, ambulans vs. ile), resimler yapması  veya  bu  konuda  yaşadıklarım, hissettiklerim yazması için destekleyin. Böylece çocuk sözel olarak ifade edemediği duyularını ortaya koyma olanağı bulacaktır. Yaptığı resimleri ya da yazdıklarım eve asabilir ya da yakın akrabalarınıza gönderebilirsiniz.

  • Çocuğunuzun bazı  şeyleri   kontrol etmesini sağlayın.

Deprem gibi üzerinde hiçbir kontrolümüzün olmadığı bir durum yaşarken biz de kendimize olan  güvenimizi  yitirebiliriz.  Hayatımızın kontrolümüz altında olduğunu hissetmek bizim güvenlik duygumuz için ne denli önemli ise; çocuklar için de o kadar önemlidir. Bu nedenle günlük yapılan işleri planlayın ve planlamaya çocuğunuzun da katılmasını sağlayın. Ayrıca çocuğunuza mümkün olduğunca çok ufak da olsa kararlar alabilmesi için seçenekler sunmaya çalışın. Örneğin, birkaç giysiyi, yiyeceği ya da oyuncağı gösterip kendisinin karar vermesini sağlayın.

  • Çocuğunuzun yetişkinlere yeniden güvenmesini sağlayın.

Deprem felaketi çocuğun sadece kendine olan güvenini değil, deprem felaketine engel olamadıkları için yetişkinlere olan güvenini de yitirmesine neden olur. Çocuğunuzun güvenini tekrar kazanmak için, ona verdiğiniz sözleri mutlaka tütün ya da yerine getiremeyeceğinizi düşündüğünüz şeyler için söz vermeyin.

  • Çocuğunuzun geleceğe güvenle bakmasını sağlayın.

Kısa süreli gelecek için çocuğunuzla birlikte gerçekleşebilecek planlar yapın ve gerçek-leştirin.   Örneğin,   haftaya   okul   kaydını yenileyelim, anneannenlere gidelim gibi. Böyle deneyimler çocuğun gelecekle ilgili belirsiz­likten kurtulmasıni ve tekrar gelecekten birşeyler beklemesini sağlar.

  • Eşinizi kaybettiyseniz çocuğunuzun, onunla olan ilişkisini ve onun verdiği bakımı özleyebileceğini unutmayın.

Bu özlemini, sizin bakımınızı protesto ederek ifade edebilir. Bu konuda duyarlı ve hoşgörülü olun.

  • Çocuğunuzun sağlığına dikkat edin.

Sağlıklı bir çocuk diğer yaşamsal güçlüklerle daha kolay başa çıkar. Bu nedenle çocuğunuzun dengeli beslenmesine, yeterince dinlenmesine, temiz yerlerde bulunmasına ve kişisel temiz-liğine dikkat edin.

  • Çocuğunuz aile ile ilgili ek sorumluluklar aldıysa, arada bir bunları azaltma yollarım arayın.

Örneğin, bir sabah daha geç uyanması ya da günlük işler yerine arkadaşları ile birtakım faaliyetler yapması için fırsat tanıyın. Size ve aileye yardım etmek” için yaptıkları konusunda kendisini takdir ettiğinizi. ve onunla gurur duyduğunuzu sık sık dile getirin.

  • Ergenlik çağındaki gençlere  sosyal ilişkilerim yeniden kurmaları konusunda destek olun.

Gençlerin   deprem   felaketini   atlatabilmelerinde, arkadaş bağlarım tekrar kurmaları önemlidir.   Bu   bağların   kurulması   için yetişkinlerin gençleri desteklemesi gerekebilir. Sosyal etkinliklere katılmaları için onları cesaretlendirin; spor yapabilmeleri için gönüllü kuruluşlardan yardım isteyin, gereken koşulları oluşturun. Hiçbir şey yapamıyorsa yürüyüşler yapmasını sağlayın. Ayrıca normale dönme çalışmalarında gençlerin de katkısını almak onların kendine olan güvenlerini artırabilir, gençlerin el ele vererek birlikte çalışması ise birliktelik duygusunun gelişmesi için önemlidir. Başkalarına yardım etmek pek çok gencin kendini daha güçlü hissetmesini sağlayacaktır. Bu amaçla gerektiğinde bulunduğunuz bölgede gönüllü kuruluşların sağladığı rehabilitasyon olanaklarından yararlanın.

  • Çocuğunuzun uyku problemleriyle ilgilenin.

Gece uykusunda korkuyla sayıklayan ya da uykudan ağlayarak uyanan çocuğunuzun yanma gidin, onu sakinleştirin, odayı hemen aydın-latmayın  ve  yüksek  sesle   konuşmayın. “Herhalde çok kötü bir rüya gördün” diyerek onun gördüklerini anlatmasını sağlayın ve kesmeden dinleyin. Sakın “Korkacak bir şey yok” demeyin. “Anladım çok korkmuşsun, tüm bunlar sana gerçekmiş gibi geldi” diyerek korkusunu anladığınızı belirtin, ama bunun gerçek olmadığı konusunda onu ikna etmeye çalışın. Yanında duracağınızı, şimdi güvende olduğunu söyleyin ve mümkünse tekrar uykuya dalana kadar yanında durun. Uyku sorunu olan çocukların gündüz oyun ve diğer etkinliklerle yorulmalarım sağlayın. Gece uykusundan önce mümkünse ılık bir banyo aldırın. Tüm bunlar çocuğun kaygısını azaltacak ve kendini güvende hissetmesini sağlayacaktır.

  • Niçin okula gitmek istemediğim anlamaya çalışın.

Böyle bir felaketten sonra küçük çocukların okula gitmek istememelerinin bir nedeni, ailelerinden   ve   sevdiklerinden   ayrılmak istememeleri olabilir. Ailenin de güvensizlik nedeniyle   çocuğu   okula   göndermedeki isteksizliği bu durumu daha da körükleyebilir. Eğer çocuğunuz okulda başarılı bir çocuksa okula geç başlatmayın ya da okula gidemediği günlerin sayışım olabildiğince az tütün. Bu çocuklar, okulda bazı şeyleri kaçırdıkları ve arkadaşlarına yetişemeyecekleri düşüncesiyle de okula gitmek istemeyecekleri için başarıları düşecektir. Başarısı düşük olan çocuklar ise deprem sonrasındaki bu karmaşıklık ve belirsiz yaşam koşullarında, okula ve ev ödevlerine dikkatlerini yoğunlaştırmakta güçlük çekecekler ve okul başarıları daha da düşecektir. Bu nedenle günlük yaşamınızı mümkün olduğunca düzene şokun ve çocuğunuzun bu sebeple bir endişe yaşamamasını sağlayın. Öğretmeniyle iletişimini koruyun; hatta deprem öncesine göre daha yoğun bir iletişime geçin.  Çünkü çocuğunuz sizin problemlerinize duyarlıdır ve bunlara bir yenisini katmamak için size sorunlarından söz etmeyebilir. Bunun yerine yakın bulduğu öğretmeniyle derdini paylaşabilir ya da bu sorunu okul ortamında gösterebilir.

  • Çocuğunuzun yasına destek olun.

Yaşanan deprem felaketinin ve buna bağlı kayıpların ardından çocuğun ölüm hakkındaki soruları artacaktır. Bu soruların altındaki önemli kaygılardan  biri   anne  ya  da  babasını kaybedeceği korkusudur. Bazen kendi ölüm korkunuzdan dolayı, bazen de kendi yasınızı yaşadığınız için çocuğun bu konudaki soru ve endişeleriyle çok fazla ilgilenemeyebilirsiniz. Anne   babalar,   bazen   de   çocuklarının üzülmemeleri ve onları acıdan korumak için ölüm hakkında konuşmak istemeyebilirler. Ancak çocuklarla ile duyguları paylaşmak, onlarla anlayabilecekleri düzeyde konuşmak ve kullandığımız   kelimelere   dikkat   ederek açıklamalarda bulunmak yararlıdır.  Çünkü çocuklar bilmedikleri  konularda fanteziler üretmeye ve kendi kendilerine bazı açıklamalar getirmeye çalışacaklardır. Genellikle de bu açıklamalar çocuklar için gerçek olandan daha korkutucudur. Anne ya da babasından birini kaybeden ve diğerinin de öleceğinden korkan bir çocuğa   yanında   olduğunuzu,   onu   hiç bırakmayacağın izi ve yeniden eskiden yaptığı pek  çok  şeyi  yapabileceğini  söyleyerek gelecekle ilgili endişelerim gidermeye çalışın. Ölen anne ya da babası kendisini bırakıp gittiği için öfkeli olan bir çocuğun da öfkesini boşaltmasını sağlayın. Kum, su ve oyun hamuru gibi malzemelerle oynama, spor yapma çocuğa bu konuda yardımcı olacaktır. Ayrıca yakını ölen herkesin onun yaşadığı duyguların aynısını yaşadığım hatırlatın. Anne ya da babasının ölümünden kendini sorumlu tutan ve bu yüzden yoğun suçluluk duygusu yaşayan çocuklar ise genellikle onu üzdükleri, ya da kızdıkları bir zamanda onun ölmesini istedikleri için bunun gerçekleştiğim sanırlar. Bu çocuklara, yaşamda bazı olayların (ölüm ve doğal afetler gibiı bizim kontrol edemeyeceğimiz olaylar olduğunu ve bu ölümün   de   kesinlikle   kendi   hatasından kaynaklanmadığım    anlamasını    sağlayın. Ergenlerin yası yaşamak istemelerim ve bazen yalnız kalmak istemelerini anlayışla karşılayın, onlara destek olun ve ölen kişi hakkında konuşmak istediklerinde mutlaka konusun ve giderek olumlu anıları ön plana çıkarın.

Bu Olayla Ailenizle Birlikte Başedin

Deprem gibi doğal bir afette ortaya çıkan bu çok normal ama geçici tepkilerle her birinizin tek tek başetmesi elbette önemlidir. Ancak aile olarak yaralannızın daha kısa sürede sarılması ve normal günlük yaşama dönebilmeniz için aşağıdaki noktalara dikkat etmeniz önemlidir.

  • Çok büyük bir felaket yaşadığınızı; şaşırmış, sarsılmış ve desteğe ihtiyacınız olduğunu kabul etmeniz iyileşme sürecinin çok önemli bir kısmıdır.
  • Her aile üyesinin depremden farklı bir şekilde etkilenmiş olduğunu ve herkesin yeniden eskiye dönmesinin farklı sürelerde gerçekleşebileceğini unutmayın.
  • Yaşamı yeniden kurma çabalanna ve günlük işlere tüm aile üyelerini katın.
  • Aile üyelerinin rollerinde bazı değişmeler olabilir; esnek ve dikkatli olun. Örneğin, bir ergen hayatında ilk kez kardeşlerinin de bakımını üstlenmek zorunda kalabilir. Bu arada ergenin kendi ihtiyaçlarının da karşılanmış olmasına dikkat edin. Ev ile ilgili sorumlulukları bir kişiye yüklememeye çalışın, paylaşın.
  • Birbirinize yakın ilgi, şefkat ve anlayış gösterin.

KAYNAK :

Türk Psikologlar Derneği, Türk Psikoloji Bülteni, Cilt : 5  Sayı : 14 Eylül 1999

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :