- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Çocuk Cinsel İstismarı

Çocuk Cinsel İstismarı sitemize 25 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Çocuk Cinsel İstismarı

Cinsel istismar Kepme ve Kepme (1978) tarafından, bağımlı, gelişimsel olarak olgunlaşmamış çocuk ve ergenlerin tam olarak kavrayamadıkları cinsel aktivitelerde bulundurulmaları yada aile rolleriyle ilgili sosyal tabuların çiğnenmesi olarak tanımlanmıştır. Jarvis ve diğerleri (1998) ise çocuk cinsel istismarını “cinsel temas kurma baskısıyla bir kimsenin, 16 yaşından küçük bir kimseye cinsellik içeren bir şekilde dokunmasıyla yaşanan istenmeyen bir deneyim” olarak tanımlamışlardır. Bir çok uzman da ensest türü ilişkileri bu listeye dahil etmektedir. Bazı araştırmacılara göre, istismarda bulunan kişilerin kurbanlarından en az 5 yaş büyük oldukları vakalarda, kurbanlar 14 yaş ve altındadırlar. (Bazı araştırmacılar kurbanların 14 yaş ve altında, istismarda bulunan kişilerin de kurbanlarından en az 5 yaş büyük olduklarını öne sürmektedirler?). Çocuklukta meydana gelen bir çok cinsel istismar, ergenlikte ve bazen de yetişkinlikte devam edebilmektedir. Wyatt’a göre (1999), çocuk cinsel istismarı, 18 yaşından küçük birisiyle, herhangi bir yaştan ve istismara uğrayan kişiyle farklı şekillerde ilişkisi olabilen bir kişi tarafından cinsellik içeren bir vücut teması kurulmasıdır. Vücut teması, göğsün yada genital bölgenin okşanmasını yada vajinal, oral veya anal yolla cinsel birleşme girişimlerini veya eylemlerini kapsamaktadır. Wyatt’a göre, eğer istismarda bulunan kişi kurbandan en az 5 yaş büyükse, bu olay çocuk cinsel istismarı olarak tanımlanır.

Çocukken cinsel istismara uğramış yada istismar sonucu psikolojik semptomlar geliştirmiş olan yetişkinlerin sayısı tam olarak bilinememektedir (Farrants, 1998). Bunun nedeni, kurbanın duyduğu utanç ve bazen de olayın gizliliğidir (mahrem olması?). Çocuk cinsel istismarının görülme oranı kadınlarda % 6 ile % 62 arasındayken, erkeklerde % 3 ile % 13 arasındadır (Lanning, 1999). Bununla birlikte, McCourt ve diğerlerine göre (1998) erkek çocukların cinsel istismarı çoğunlukla “olduğundan daha az rapor edilmekte ve farkına varılamamakta”dır. Günümüzdeki tahminlere göre, her dört kız çocuktan biri ve her on erkek çocuktan biri cinsel istismara uğramaktadır (Lannig, 1999). Halihazırdaki çocuk jenerasyonu büyüdüğünde ve yaşadıkları deneyimleri açıkladıklarında istismarın şu anki durumuyla ilgili daha fazla bilgi sahibi olunabilecektir. Günümüzde meydana gelen hızlı sosyal değişimler, değişen ve yeniden şekillenen aile yapısı, yüksek orandaki mobilite ve manevi değerlere verilen önemin artması nedeniyle, çocuk cinsel istismarı vakalarının geçmişte olduğundan daha yaygın ve giderek artmakta olduğu düşünülmektedir.

Arata (1998) 860 kadın katılımcıya uyguladığı bir ankette, katılımcıların % 24’ünün çocukluklarında cinsel istismara uğradıklarını belirttikleri sonucuna ulaşmıştır. Ankete katılan kadınları büyük çoğunluğu (Asya kökenlidir?). Yine bazı araştırmalara göre çocuk cinsel istismarı Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da diğer kültürlere oranla daha yaygındır. Bununla birlikte, Romero’ya göre (1999) Afrika kökenli Amerikalılar (siyahlar) ve beyaz insanlar arasında çocuk cinsel istismarının yaygınlığı ve koşulları arasında anlamlı farklılıklar yoktur. Araştırmacı 1999 yılında 300 Latin kökenli kadınla yaptığı çalışma sonucunda, katılımcıların 100 tanesinin 18 yaşından önce cinsel istismara uğradıklarını belirttikleri sonucuna ulaşmıştır. Latin kökenli ve beyaz insanların istismara uğrama oranları arasındaki farklılıklar çelişkilidir. Bazı araştırmacılara göre Latin kökenliler için bu oran daha düşüktür.

Cinsel istismarda bulunan kişilerin çoğunluğu erkektir (McCourt ve diğerleri, 1998). Verilere göre, istismarda bulunan kişilerin % 85 ile % 90’ı erkektir. Romero’nun (1999) Latin kökenli kadınlarla yaptığı çalışmada, istismarda bulunan kişilerin % 96’sının erkek olduğu bildirilmiştir.

Açığa Vurma

Bazı çocukların cinsel istismara uğradıklarını ergenliğe kadar, hatta ergenlikte bile açıklamadıkları varsayılmış ve ampirik olarak kanıtlanmıştır (Arate, 1988). Bununla birlikte, son yıllarda, toplumun çocuk cinsel istismarı konusundaki farkındalığı oldukça artmıştır. Açığa vurulmuş ve medyada tartışılmış bir çok vaka mevcuttur. Bu gelişme, çocukların kendilerine cinsel istismarda bulunan bir kişi olduğunu yetişkinlere söyleme cesaretini arttırmıştır. Yine de cinsel istismarın açığa vurulması hala göreceli olarak seyrektir ve uzmanlar bu konuyla uğraşmaya tam olarak hazır değildirler. Kurbanlar ve aileleri bu nedenle, kriz anında terapötik yardımdan yoksun kalmaktadırlar. Çocuklar işbirliği yapabilir hatta bazen cinsel deneyimlerden hoşlanabilirler. Cinsel eylemler, sıcak bir bağlamda olabilir, rüşvet ve özel ayrıcalıklarla çocuklar cinsel istismarı kabullenebilirler fakat büyüdükleri zaman sırlarını aniden açığa vururlar. Bunun nedeni küçük kardeşlerini koruma yada saldırganın katlanılmaz sahipleniciliğinden ve kıskançlığından kurtulma isteği olabilir. Diğer taraftan, Romero (1999) yaptığı çalışmanın sonucunda, araştırmasına katılan kadınların yaklaşık % 60’ının cinsel istismara uğradıklarını açığa vurmadıklarını bulmuştur. Bunun nedenlerinden bazıları, istismara uğrayan kişilerin olumsuz bir tepkiyle karşılaşacaklarını beklemeleri ve kendilerine inanılmayacağından korkmaları hatta bu olaydan dolayı kendilerinin suçlanabilecekleri ve daha ciddi bir sorunla karşılaşabilecekleri düşüncesidir. Bazı kadınlar ailelerini korumak istemekte, bazıları bu olay hakkında düşünmek istememekte ve bazıları da olayı diğerlerinin bilmesine izin vermektedirler.

Jarvis ve diğerleri (1998), çocuk cinsel istismarının farklı türleri arasında ayrım yapmak için girişimlerde bulunulduğunu belirtmişlerdir. Bazı çalışmalar çocuk cinsel istismarını ergenlik öncesi istismarla ilişkilendirirken, bazıları da ergenlik sonrası istismarın daha fazla travmatik olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca, cinsel istismarın detayları hakkındaki anıların hatırlanmamasının, yaygın ve tipik olarak, daha genç yaşta olmakla, istismarın daha uzun süreli olmasıyla ve istismar esnasında meydana gelen zararla bağlantılı olduğu öne sürülmektedir. Bununla birlikte, cinsel istismara maruz kalmış çocukların % 60’ının, detayların unutulmasından amneziye kadar uzanan bir hafıza kaybı yaşadıkları bulgulanmıştır.

Genel olarak, travmatik olayları açığa vuran kişilerin daha az stres yaşadıkları, daha fazla destek gördükleri ve fiziksel semptomlarında azalma olduğu düşünülmektedir. Özellikle, annenin, çocuğunun uğradığı cinsel istismara verdiği tepki çocuğun iyileşmesi için gereklidir. Diğer taraftan, çocuğa yöneltilen öfke, çocuğa inanmama ve suçlama, çocuğun sıkıntısını arttırmaktadır (McCourt ve diğerleri, 1998). Bazı araştırmacılar da annenin rolüne aynı şekilde vurgu yapmışlardır. Çocuğun cinsel istismarı açığa vurmasına ebeveynlerin verdiği tepkinin şeklinin ve daha sonra sağlanan desteğin niteliğinin, çocuğun iyileşme kapasitesi ve ileriki yılarda sağlıklı olması üzerinde önemli bir etkisi olduğu öne sürülmektedir. Olayı açığa vurma, travma sonrası stres bozukluğunun daha az (şiddetli) olması ile bağlantılıdır.

Travma sonrası stres bozukluğu semptomlarının düzeyinin, olayı açığa vurmama ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Söylemek söylememekten daha iyidir. Annelerin de hikayelerini anlatma ihtiyacı duydukları öne sürülmektedir. Ne olduğunu, nasıl öğrendiklerini ve ne hissettiklerini defalarca anlatmaya ihtiyaç duymaktadırlar. Çocukların, daha fazla zarar verici saldırıları anlatma olasılıkları daha azdır. Cinsel istismara uğramış bir çok çocuk için bu olay hiçbir zaman diğerleriyle paylaşamayacakları utanç verici bir sırdır. Bu çocuklar, karmaşık olarak suçluluk, öfke ve utanç hissederler. Anneleri tarafından daha fazla olumlu tepki ve destek alan çocuklar, yetişkin olduklarında daha uyum sağlayıcı ve daha yüksek oranda benlik saygısına sahip olurlar. Diğer taraftan, olayı açıkladıklarında ters bir tepki almış olan çocukların psikopatoloji düzeyleri, istismara uğramamış yada istismara uğrayıp bunu açığa vurmamış çocuklarınkinden daha yüksektir. Ergenlerin bir çoğu, arkadaşlarına açıldıklarında olumlu bir tepkiyle karşılanmaktadırlar.

Risk Faktörlerinin Özellikleri

Goldstein ve Tyler (1998), boşanma sürecinde olan 9000 aileyi incelemiş ve boşanma vakalarının yüzde 1’den 8’e kadar çocuk cinsel istismarı iddiası içerdiğini bulmuşlardır. Araştırmacılar ayrıca, başka bir çalışmada, vakaların % 14’ünün kasıtlı olarak sahte iddialar içerdiğini bulmuşlardır. Maalesef bu gergin atmosfer gerçek iddiaların da kuşkuda kalmasına yol açmaktadır.

Porter’e göre (1984) bazı çocuklar diğer çocuklardan daha korunmasızdır (hassas). Boşanma oranlarındaki artış ve bunun sonucunda yeniden şekillenen aile yapısı üvey baba, üvey çocuk ilişkilerini etkilemektedir. Araştırmalar, bir takım aile özelliklerinin ve büyüme deneyimlerinin çocuk cinsel istismarında risk faktörleri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Finkelhor’a göre (1984), ebeveynlerin çatışması, boşanma, sözel ve fiziksel şiddet, çocukları denetleme hataları, üvey babanın varlığı, ebeveyn yokluğu, ebeveynlerin hastalığı, ebeveynlerin ayrı olması, anne olmadan yaşama, ve alkolik bir anneyle yaşama çocuk cinsel istismarının risk faktörlerdir. Benzer olarak, önceki aile yaşamlarından sevgi ve dikkat görememiş olan tek ebeveynli çocuklar yada boşanmış ebeveynlerin çocukları halihazırdaki aileleri içerisinde duygusal gereksinimlerini doyurmayı isteyebilirler. Cezalandırıcı, depresif, psikotik, uyuşturucu bağımlısı ve kendi çocukluğunda cinsel istismara uğramış bir annenin çocuğu risk altındadır. Çocuğa yakın olan fakat onu koruyamayan annelerin çoğunluğu zayıf ve bağımlı annelerdir. Babalar ise genellikle otoriterdir, eşleriyle cinsel gereksinimlerini tatmin edemezler ve alkoliktirler. Bu tür adamlar ergen çocuklarının davranışlarını yanlış yorumlarlar ve çocukları tarafından cinsel olarak uyarılırlar.

Düşük sosyoekonomik sınıf, fakirlik ve kalabalık aile çocuk cinsel istismarındaki temel faktörlerdir. İstismara uğramış olan bir çok kız çocuğu diğer erkeklerle de cinsel ilişkiye girmeye başlar. Bu tür kızlar sıklıkla önlerine gelen erkekle cinsel ilişkiye girer ve hamile kalırlar bu da onlar için aileleriyle yaşadıkları evden bir kaçış yoludur. Enseste maruz kalmış kişilerin çoğu, ailelerini terk ettikten sonra kendilerini daha güvende hissedebilirler. Jarvis ve diğerlerine göre (1998), seks endüstrisinde çalışanlarla çocuk cinsel istismarı arasında bir bağlantı olduğunu belirtmişlerdir.

İstismara uğramış kız çocukları, cinsel olarak evlilikten çekinebilirler yada diğerleri bir çok partnerle cinsel ilişkiye girerken, onlar cinsel aktivitelerden kaçınmaya çalışabilirler. Çocukluklarında cinsel istismara uğrayan kişilerin bazıları bütün ilişkilere cinsellik açısından bakmaya başlayabilirler çünkü bunun sevgiyi elde etmenin tek yolu olduğunu düşünürler. Aşk konusunda, karşılıklı alma ve vermede zorluklar yaşarlar. Yetişkinlik yaşamlarında da, orgazm olamayabilirler ve homoseksüel ilişkileri daha çekici bulabilirler. Ayrıca, öfkelerini ifade etmekte de zorluk yaşayabilirler. Zuravin ve Fontanella (1999) yaptıkları meta-analizlerde, çocuk cinsel istismarı ile depresyon arasında pozitif bir ilişki olduğunu bulmuşlardır. Ebeveyn psikopatolojisi, anne depresyonu, ebeveyn ölümü yada boşanma depresyona yol açmaktadır. Bu araştırmacıların çalışmalarında 513 kadın arasında çocuklukta cinsel istismara uğrama oranı % 46’dır. Araştırmacılara göre, ayrıca, çocukluk cinsel istismarı benlik saygısını azaltır, alkol sorunlarına, çoğul kişilik bozukluğuna, travma sonrası stres sendromuna ve sınırda kişilik bozukluğuna yol açar. Jarvin ve diğerleri (1988) madde kötüye kullanımı olan kişilerin % 73’ünün ensest ilişki, %23’ünün de aile dışında cinsel istismar yaşadıklarını bulmuşlardır. Eğer uygun tedaviyi görmezlerse, depresyona girebilirler yada kafaları karışabilir. Benzer şekilde, çocukluklarında cinsel istismara uğrayan kişilerde intihar girişimi yaygındır (Remero, 1999). Jarvis (1998) çocukluk cinsel istismarı ile madde kötüye kullanımı arasındaki ilişkiyi inceleyen bir araştırma yapmıştır. Araştırmanın sonucuna göre, cinsel istismara uğramış kadınlar, yüksek oranda, madde kötüye kullanımı riski altındadır. Kadınlar, travmaya ilişkin anılarını bastırmak için madde kullanıyor olabilirler. Cinsel istismar düşük benlik saygısına ve sosyal yalıtıma neden olur. Kimyasal maddeler (uyuşturucular) toplum ve benlik arasındaki mesafeyi korumak için kullanılır. Bununla birlikte, Arata’ya göre (1998) istismara uğradığını açığa vurmayan kadınlar daha fazla kaçınma hatta içe dönme (intrusive?) semptomları gösterirler.

Bir çok klinisyen çocukluklarında cinsel istismara uğramış kişilerin yetişkinlikteki cinsel davranışlarının 3 örüntüsü olduğunu düşünmektedir.

1) Genellikle uyuşturucu ve alkol kötüye kullanımı ile ilişkili olarak rasgele cinsel ilişkiye girme davranışı.

2) Cinsel soğukluk ve uzun süreli cinsel ve duygusal ilişki kuramama.

3) Hiçbir olumsuz belirti göstermeme.

Cinsel eylemler yüzünden suçlanmayanlar ve ailelerinden ve arkadaşlarından çok fazla destek alan kişiler çok fazla semptom göstermemekte, sevgi dolu, cinsel olarak tatmin edici ve istikrarlı bir ilişki kurabilmektedirler. Bir çok vakada, çocukluklarında cinsel istismara uğramış kişilerin, yetişkinliklerinde kendilerini daha az değerli bir insan olarak algıladıkları görülmektedir. Bu kişiler genellikle depresiftir ve bir tür kirlilik, bulaşıcılık hissi yaşamaktadırlar. Benlik saygısı sorunları yaşayan kişiler, yetişkinlikteki ilişkilerinde çok fazla zorluklar yaşamaktadırlar.

Aşağıdaki bölümlerde çocukluk cinsel istismarı hakkında genel bir takım bilgiler yer almaktadır. Burada, daha çok okul öncesi çocukların (0-5 yaş) cinsel istismar deneyimlerine odaklanılacak ve tasarlanan tedavi planlarına değinilecektir.

Küçük Çocuklarda Cinsel İstismar Belirtileri: Ulusal Çocuk İstismarı ve İhmali Merkezine göre (1978), çocuk cinsel istismarı vakalarının %15 – 18’i, beş yaşından küçük çocuklardan oluşmaktadır. Küçük çocukların cinsel istismara verdiği tepkiler ve gösterdikleri semptomlar okul çağındaki ve ergenlikteki çocuklarınkinden biraz farklıdır.

Black ve DeBlassie (1993) yaptıkları geniş literatür taraması sonucunda yaşa özgü semptomların bir listesini yapmışlardır. Genel olarak, küçük çocuklar yetişkinlerden, özellikle suçlulardan korkmaya başlarlar. Önceki gelişim dönemlerine doğru bir gerileme gösterebilirler. Örneğin, daha fazla ayrılık anksiyetesi, aşırı ölçüde ağlama ve bağırma davranışı sergileyebilirler. Diğer bazı belirtiler ise, çekingenlik yada saldırganlık formunda olabilen aşırı uçta davranışsal sorunlar, uyumada güçlük ve kabuslardır.

Bazı küçük çocuklar cinsel temalarla zihinsel olarak meşguliyet gösterebilirler. Kendini uyarma, çok fazla mastürbasyon yapma gibi davranışlarda bulunabilirler yada arkadaşlarıyla, oyuncaklarıyla veya evcil hayvanlarıyla cinsel içerikli oyunlar  oynayabilirler. Bunlara ek olarak, gerileme, gece işemesini (enüresis), banyo yaparken, alt bezi değişirken yada giyinip soyunurken bir anda zarar göreceği korkusuna kapılma gibi davranışları içerebilir.

Fiziksel itaat psikolojik sıkıntılara eşlik edebilir. Küçük çocukların genital organları kızarmış yada şişmiş olabilir, vücutlarında, vajinalarında veya anüslerinde kırmızı noktalar ve çürükler olabilir. Ebeveynler ve hekimler bu belirtiler konusunda dikkatli olmalıdırlar. Semptomlar genel olarak iki grupta toplanabilir; içselleştirilen (içe atılan) semptomlar (depresyon ve anksiyete gibi) ve dışa vurulan  semptomlar (saldırganlık gibi). Bununla birlikte, bu içselleştirme ve dışa vurma sınıflandırması, okul çağındaki ve daha büyük yaştaki çocuklar için çoğunlukla doğrudur.

Tedavi Yaklaşımları:

Çocuk cinsel istismarı medyada geniş ölçüde tartışılmasına ve profesyonellerin dikkatini çekmesine karşın, kurbanlar için olaydan bahsetmek hala zor bir durumdur. Bu nedenle, öğretmenler ve danışmanlar küçük çocukların hareketlerini ve davranışlarını gözlemlerken dikkatli olmalıdırlar. Danışman, bir başvuru ile karşılaştığında yapması gereken ilk şey çocuğun yaşını, cinsiyetini ve gelişimsel düzeyini öğrenmesidir.

Tedavideki en önemli şey, çocuğun gelişimsel düzeyinin bilinmesidir. Gelişim dönemi, çocuğun gösterdiği semptomların derecesinin önemini etkileyebilir (Hughes & Baker, 1990, syf.87). Bilişsel gelişim açısından bakıldığında, çocuklar duyusal motor düzeyde oldukları için cinsel istismarın ve onunla bağlantılı sosyal ve psikolojik duygu ve beklentilerin anlamını anlayamazlar. Bilişsel olarak, bu dönem “sembolik düşünce”nin ortaya çıktığı ilk dönemdir. Bu dönem, bir nesnenin yada durumun yerini başka bir şeyin alabileceği zihin durumudur ve bunun vasıtasıyla çocuklar bilgileri hatırlar ve zihinlerinde depolarlar. Bununla birlikte, bu sadece birincil düzeyde gerçekleşir ve çocuklar iletişim ve düşünme yetenekleri üzerinde hakimiyet kuramazlar. Bu nedenle, bilişsel ve davranışçı terapiler küçük çocuklar için uygun değildir. Bir çok nedenden dolayı ben psikodinamik yönelimli oyun terapisi kullanmayı tercih etmekteyim. Küçük çocuklar dil yeteneğine çok iyi sahip olmadıkları yada konuşmaktan korktukları için, geleneksel “konuşma” terapisi yada analizi uygun değildir.

Oyun terapisinin açıklaması: Freud’a göre psikanaliz çocuklara uygulanabilir. Bununla birlikte, Freud’un takipçileri Anna Freud ve Melanie Klein geleneksel psikanalizin yedi yaşından küçük çocuklarda işe yaramadığının farkına varmışlardır. Anna Freud ve Melanie Klein (Hughes ve Baker, 1996, syf.86 da belirttikleri gibi), oyunun, çocukların kelimelerle söyleyemediklerini ifade ettikleri önemli bir araç olduğunu keşfetmişlerdir. Daha küçük çocuklar için farklı oyun terapileri geliştirmişlerdir.

İlkokul öğretmeni ve çocuk analisti olan, Freud’un öğrencilerinden Hermine von Hug-Hellmuth, çocukların tedavisinde psikanalitik yöntemi uygulayan ilk kişilerden biridir. Hug-Hellmuth, çocukları evlerinde ve doğal oyunlarını oynarken gözlemlemiştir. Bu yaklaşıma göre, çok basit düzeydeki bir oyun eğlencelidir ve fiziksel ve psikolojik gerilimi azaltır.

Oyun Terapisinin Bazı Temel Varsayımları

1) Oyun, çocukların kişilik özelliklerini ve çatışmalarını, sembolik anlam taşıyan materyallere ve oyuncaklara yansıtmasını sağlar.

2) Oyun çocuğun iç dünyasını açığa çıkartan bir iletişim dilini temsil eder. Bu nedenle, oyun, danışman için gözlemlemek ve çocuğun oynadığı oyunun sembolik anlamını anlamaktır.

3) Oyun bir problem üzerinde hakimiyet sağlar. Çocuklar aynı oyunu defalarca oynayarak yaşamlarını kontrol etme duygusunu yaşarlar. Oyunun yansıtma gücü, çocuklar için, çözümsüz görünen konular üzerinde kontrol ve otorite sağlayabilecekleri bir ortam yaratır.

4) Oyun ayrıca, çocuğun kabul edilemez olduğunu düşündüğü saldırganlık içeren duygularını ifade etme olanağı sağlar.

5) Yabancılarla (danışmanla) konuşmak çocuğu kaygılandırabilir yada rahatsız edebilir. Oyuncaklarla oynamak ve resim çizmek gerilimi azaltmak için bir araç olabilir.

Intervention:  5 gelişim dönemi öne sürmek istiyorum. Bu modelde, her aşama, tek bir dönem olabilir yada her aşama iki yada üç dönemden oluşabilir. Bu, durumun ne kadar hassas olduğuna ve polis, doktor yada mahkeme gibi ilişkili sosyal kurumlara bağlıdır. Burada ben, küçük çocukların yabancı kişiler (grubun dışındakiler) tarafından istismar edildiğini varsayıyorum.

1) Giriş ve İlk Görüşme: Çocuk cinsel istismarı vakaları genellikle ilk olarak polise bildirilir. Daha sonra polis, sosyal ve tıbbi hizmet kurumlarını bilgilendirir. Bundan sonra da mümkün olduğunca çabuk bir şekilde tıbbi incelemeler yapmak gerekir. Çocuk cinsel istismarı, bu vakalarla uğraşan uzmanlarda, uzmanlık eksikliği, yetersiz kaynaklar yada bürokratik engeller nedeniyle sıkıntı ve belirsizlik yaratır. Bu konuyla ilgilenmek üzere, eğitimli, deneyimli ve çok-disiplinli gruplar oluşturulmalıdır. Bu gruplarda, sosyal çalışmacılar, doktorlar, hemşireler ve polis kendi işlerini görüşmek için bir araya gelmelidir. Birincil sorumluluk çocukları daha fazla istismara uğramaktan korumaktır; bu nedenle çocukları hastaneye yada başka bir sosyal kuruma yatırma olanağı bulunmalıdır. Çocuk cinsel istismarı, acil konsültasyon gerektiren bir konu olarak ele alınmalıdır. Uzmanlar, çocuğu başka birine yönlendirerek zamanlarını harcamamalıdırlar.

Danışmanla nasıl iletişime geçildiğine bağlı olarak, danışmanın yapması gereken ilk şey problemleri belirlemektir. Danışmanın öncelikli görevlerinden bir tanesi de çocuğun niçin danışmanla görüştüğünü anlamasını sağlamaktır. Bu nedenle, yargılayıcı olmayan, dürüst ve net açıklamalar yapmak gerekmektedir.

Danışmanın hem ebeveynleri hem de çocuğu bir arada görmesi gerektiği düşünülmektedir. Çocukla ebeveynlerinin yanında görüşmek çocuğun ayrılık anksiyetesini azaltmasına ve ebeveynlerin çocuk hakkında bilgi vermesine yardımcı olur. En önemli terapötik adım bütün aile bireylerinin olayı bilmesini sağlamaktır. Terapistler ailenin bütün birinci dereceden üyelerini en az bir iki defa bir araya getirmelidir.

Ebeveynlerin verdiği bilgilerden sonra, çocukların olayı yalnız başlarına anlatmaları da sağlanmalıdır. Danışman, hızla, süpervizörlerine, çalışma arkadaşlarına danışmalı ve vakayı polise bildirip çocuğu muayene için doktora göndermelidir. Bu süreç boyunca danışman durumu abartmamak ve aşırı kaygı yaratmamak için dikkatli olmalıdır. Çocuğun ve aile bireylerinin isimlerini gizli tutmak ve onları etiketlenmekten korumak da ayrıca önemlidir. Eğer yasal işlemler başlamışsa, danışman tedaviye devam edebilir.

Porter (1984) bazı stratejiler önermiştir:

  1. çocuğun ciddi tıbbi problemlerine dikkat etmek
  2. çocuğun ciddi duygusal problemlerine dikkat etmek
  3. çocuğu cinsel istismardan korumak
  4. çocuğun ve ailenin tıbbi ve psikolojik tedavisi için yasal gereksinimlere uygun planlar yapmak.

İlk görüşmedeki önemli noktalardan bir tanesi de çocuğu kötü yada suçlu olmadığı bilgisiyle güçlendirmektir. Başına gelenler onun suçu değildir. Çocuğun korkularını ve kaygılarını normalleştirmek gereklidir. Bu durumun temel amacı olumlu duyguları pekiştirmek ve olumsuz duyguları azaltmaktır (Black, DeBlassie, 1993).

Bununla birlikte, eğer çocuğun mahkemede bulunması gerekiyorsa çok miktarda desteğe ihtiyacı vardır. Tanıklık etmek (ifade vermek?) en az cinsel istismar kadar travmatik olabilir. Baker’a göre (1997) eğer çocuk soruşturma başlamadan önce gerçekten istismara uğramamışsa, yasal işlemlerin bitiminde yasal sistem tarafından istismara uğramış olacaktır. Bu nedenle, ilk açıklama yapıldıktan mümkün olduğunca hemen sonra soruşturmanın başlaması önemlidir.

2) Güven İlişkisinin Kurulması: Psikodinamik yaklaşımın temel özelliği travma yaşayan çocuk ile danışman arasında bir ilişki kurmaktır. Görüşmeci, çocuğun kardeşleri, aileyle olan ilişkisi, evin kaç odası olduğu, kimin nerede uyuduğu gibi genel ailevi konular hakkında konuşarak çocukla bir karşılıklı anlayış ilişkisi (rapport) geliştirmelidir. Çocuğa kimin baktığı, onu kimin yatağa götürdüğü gibi sorular da sorulmalıdır. Terapötik anlaşma, gerçek bir ilgi ve de saygılı ve empatik bir yaklaşım ile gerçekleştirilir. Bu durum, çocuğa isteklerini, korkularını ve çatışmalarını ifade etme olanağı verir ve bunun sonucunda danışmanın çocuğun bilincinde olmadığı düşünceleri, duyguları ve davranışları tanımlamasına ve yorumlamasına olanak sağlar. Cinsel istismar güveni yok ettiği için, çocuğu yargılamadan dinlemek ve çocuğu koşulsuz olarak kabullenmek önemlidir. Bu aşamada yapılacak olan şey çocuğun ve ailenin duygularını normalleştirmektir.

Porter’a göre (1994) uzmanlar çocuğu ona inanıldığına ve cinsel temas zevk verici olsa da olanlardan sorumlu olmadığına inandırmak zorundadırlar. Ayrıca, eğer çocuk özgürce konuşursa, uzmanlar şaşırma, korku yada onaylamama davranışları sergilememelidirler. Böyle durumlarda, danışman yönlendirici sorular sormamaya özen göstermelidir. Eğer çocuk fiziksel olarak zarar görmüşse, rahatlatma amacıyla yapılan fiziksel temaslardan da kaçınılmalıdır.

3) Oyun Görüşmesi (Çocuğa Hikayesini Anlattırmak): Oyun görüşmesi, çocukların psikolojik uyumunun sağlanmasında anahtar bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Oyun, çocuğun kişiliğinin ve dünyaya bakış açısının gelişimine katkıda bulunan bilinç dışı güçlerin ve kişiler arası deneyimlerin yansımasını açığa çıkarır. Bu, nasıl ve hangi düzeyde istismarın olduğunu anlama açısından danışmanlığın ana bölümlerinden biridir. Yukarıda belirtildiği gibi, küçük çocuklar dili iyi kullanamadıklarından, oyun terapisi, resim çizme, hikaye anlatma gibi yansıtıcı teknikler küçük çocuklar için en uygun tekniklerdir. Oyun görüşmesinin amacı, problemin doğasını belirlemek için çocuktan bilgi almaktır. Oyun esnasında çocuklar içsel deneyimlerini ve çatışmalarını bilinç dışı olarak ifade ederler. Çocuklar genellikle sözlü ifadelerde zorlandıkları için, duygu ifadeleri sözel olmayan yollarla açığa çıkmaktadır. Kaygılı çocuklar etrafta huzursuzca dolaşabilir, saçlarıyla, elbiseleriyle, eşyalarla oynayabilirler. Oyun aktiviteleri esnasında ortaya çıkan uyarılma etkileri, çocuğu hangi konuların rahatsız ettiği konusunda bilgi kaynağı olabilirler. Ayrıca, oyunun içeriği, düzeni, yapısı, oyundaki aktörler ve çocukla oyuncaklar arasındaki iletişim, onun diğerleriyle olan ilişkileri hakkında fikir verebilir. Çocuklar genellikle oyuncaklarıyla özdeşim kurar ve onlarla konuşurlar. Oyuna başladıktan kısa bir süre sonra yetişkinlerin varlığını unutur ve oyun oynamaya ve oyuncaklarla konuşmaya devam ederler. Danışman dikkatlice izler ve oyundaki ana temaları ve insanları tanımlamaya çalışır. Ara sıra oyuna katılır ve çocuklara “ayıcık ne hissediyor, onu korkutan şey ne?” gibi sorular sorar. Oyun görüşmesi genellikle yapılandırılmamış bir görüşmedir. Çocuğa içsel çatışmalarını açığa çıkarma fırsatı verir.

Bir çok danışmana göre, bazı çocuklar oyuncak evlerle özgürce oynayarak yada resim çizerek bilgi verebilirler. Bazıları da hikaye anlatan oyunları yada kukla oyunları oynayarak rahat hissedebilirler. Küçük çocuklarla konuşmak ve oynamak yada iddialar hakkında görüşme yapmak özen ve dikkat gerektirir. Güvenilen bir yetişkin gibi başka bir insanın varlığı yardımcı olabilir.

Çocuklar, travmatik olaylardan sonra oynadıkları oyunlarda, kurban, suçlu, kurtarıcı yada tanık gibi farklı rolleri canlandırabilirler. Önce belirli bir rol üzerine odaklanabilirler fakat konular tartışıldıkça bu rolü değiştirirler.

4) Çocukların Reaksiyonunu Paylaşmak: Şimdiye kadar çocuk bir ok “sırrını” açıklamıştır ve danışma süreci çoğunlukla oyundan ibarettir, danışman yapılandırıcı ve yönlendirici değildir. Bu aşamadan sonra ise, danışman çocuğun ne hissettiği, nasıl tepki verdiği, olayı kimsenin bilip bilmediği ve bu olay hakkında hiç konuşup konuşmadığı gibi daha doğrudan sorular sormaya başlayabilir.

Bu aşamanın amacı kaygı azaltıcı teknikleri öğretmek, sosyal destek ve empatiyi arttırmak, kişiler arası sınırlar ve sorumluluklar hakkındaki farkındalığı geliştirmektir. Çocuğa sorumluluk, suçu işleyen kişinin davranışı ve istismarın doğası ve anlamı hakkındaki yüklemlemelerini değiştirmesi öğretilebilir. Anlama, farkındalık ve sözcüklerle ifade edebilme de çocuklar için önemlidir. Danışmanlığın bu bölümündeki amaç, çocuğun kendi iç dünyasını anlama yeteneğini geliştirmektir. Çocuk daha fazla şey anlatır ve olayla ilgili tanımlarını daha ayrıntılı yapar. Bu da bir yada iki oturumda olabilir.

Eğer doğrudan konuşma ve iletişim çocuk için hala zorsa, hikaye anlatma, rol yapma, kağıt oyunları, resim çizme, hikaye yazma gibi etkinlikler çocuğun güvenli bir şekilde açılmasına yardımcı olabilir. Danışman, çocuktan ailesi hakkında bir resim çizmesini yada bir hikaye anlatmasını yada giriş, gelişme ve sonuçtan oluşan bir hikaye oluşturmasını isteyebilir. Her çocuk farklıdır ve farklı gelişimsel düzeyleri takip eder, bu nedenle her aktivite çocuğun duygusal sosyal ve bilişsel gelişimine uygun olmalıdır. Bunlara ek olarak, danışman, basit ve düz bir dil kullanmalı, durmalı ve beklemeli, çocuğun düşüncelerini toparlaması ve tepki vermesi için yeterli zamanı sağlamalıdır. Bütün bunlar, tedavinin nasıl ilerlediğine, çocuğun kendisini rahat, güvende hissetmesine ve başına gelmiş olan olayla ilgili konuları konuşmak isteyip istememesine bağlıdır. Danışmanlar esnek bir yaklaşım sergilemelidirler. Eğer çocuk geri çekilir ve regrese olursa daha fazla oyun içeren yaklaşımlar kullanılabilir. Bununla birlikte, çocukların güvende hissedip bir sonraki adıma geçmeye hazır oldukları beklenir.

5) Hayatta kalma, İyileşme ve Sonlandırma: Bu kısım, tedavi planının sonudur. Danışman ve çocuk, o ana kadar neler yaptıklarına tekrar bakabilirler. Danışman, çocuğun şu anda gerçekten ne hissettiğine dikkat etmeli ve eğer zamanı geldiyse tedaviyi sonlandırmalıdır.

Çocuk ve danışman arasındaki bağlanma konuların da üzerinde durulmalıdır. Danışman, çocuğa, sonlandırma sürecini basit şekilde anlatır. Bununla birlikte, atılacak her adımda çocuğa dünyanın şu anda emniyetli olduğu ve istismarın yinelenmeyeceği fark ettirilmelidir. Eğer çocuklar geçmişte yaşadıkları duygulardan dolayı üzgün ve kötü hissediyorlarsa, güvenebilecekleri insanlar olduğu konusunda emin olmaları sağlanmalıdır. Eğer danışmanı tekrar görmek istiyorlarsa, bunu yapabilecekleri belirtilmelidir. Ebeveynlerin bu tip durumlarla nasıl baş edileceği ve istismarın uzun süreli etkileri konusunda bilgilendirilmeleri gerekmektedir.

Eğer cinsel istismara uğramış olan çocuk herhangi bir ilerleme göstermezse, tedavi süreci beklenenden daha uzun sürebilir. Ruh sağlığı uzmanları tek bir travmatik olayla uzun süreli istismar arasındaki ayrımı yapmalıdırlar. İkincisini tedavi etmek daha uzun zaman alır.

Değerlendirmeler: İlk ve ileri düzey bir tanı koymak için projektif teknikler faydalı olabilir. Bunlardan bazıları, Ev, Ağaç, İnsan çizme testi,  CAT, diğer çizimler ve hikaye anlatmadır. Ayrıca, kukla oyunları da çocuğa hikayesini anlattırmak ve onun iç dünyasına girerek sorunlarını anlamak için faydalı olabilir. Projektif teknikler terapinin herhangi bir evresinde uygulanabilir.

Bunların yanı sıra, diğer bazı objektif ölçme araçları da faydalı olabilir. Fakat bu tür araçlar genellikle ebeveynlerden bilgi almak amacıyla kullanılırlar. Danışmanların, ebeveynlerin ve öğretmenlerin gözlemleri de problemi tanılamak ve danışmanlık süresince meydana gelen ilerleme için önemli araçlardır.

Oyun Terapisinin Sınırlılıkları: Psikodinamik yaklaşımın dezavantajlarından bir tanesi de sübjektif yargılara duyulan güvendir. Herhangi bir oyun, kelime veya hareket farklı uzmanlar tarafından farklı şekillerde yorumlanabilir. Oyun, çizim ve hikaye anlatımı teknikleri için  de benzer eleştiriler yapılabilir.

Diğer bir eksiklik ise, her danışma merkezi (agency) için bir oyun odası, oyuncaklar ve oyun terapisti bulundurmak pahalıya mal olabilir. Yine de, iyi eğitimli bir danışman, çocuktan daha fazla bilgi almak için herhangi bir materyali yaratıcı ve yapıcı bir biçimde kullanabilir. Ayrıca, bir ofisin bir köşesinin, çok fazla para harcanmadan bir oyun alanına dönüştürülmesi de mümkündür (Hughes, Baker, 1990, syf. 107).

Danışman Tarafından Yaşanan Sorunlar: Cinsel istismara uğramış olan çocukların tedavisinde dikkat edilmesi gereken bazı konular vardır. Önemli faktörlerden bir tanesi, danışanın ve danışmanın yaşları ve cinsiyetleridir. Bazen çocuklar, istismarda bulunan kişiyle aynı cinsiyetten olan bir danışmanın yanında kendilerini iyi hissetmezler.

Daha geleneksel bir psikanalitik yaklaşıma göre, çocuğun danışmanla ilişki kurma tarzı transferans reaksiyonunun açığa vurulmasıdır; yani çocuk diğer yetişkinlerle olan çatışmalarını danışmana yansıtır. Buna transferans adı verilir. Danışmanlık bilinç dışı bir süreç olduğundan , istismara uğramış olan çocuk duygularını doğal olarak terapistine yansıtır. Danışman bunun farkında olmalı ve bunu bir tedavi aracına dönüştürmelidir. Buna benzer olarak, danışman da kendi güvensizlik ve memnuniyetsizlik duygularını danışana yansıtabilir; buna da karşıt-transferans adı verilir (Hughes, Baker, 1990, syf. 107). Bu nedenle, danışmanın kendi duygularının farkında olması gerekmektedir. Bu durum özellikle çocukluklarında cinsel istismara uğramış olan danışmanlar için önemli bir sorun olabilir. Bu yüzden, iş arkadaşlarından destek almak ve süpervizörlerle çalışmak gereklidir. Eğer bu sorun danışmanın başa çıkma yeteneğini aşıyorsa, danışanın başka bir uzmana havale edilmesi gerekebilir.

Danışmanın donanımsız, deneyimsiz ve bu konuda eğitimsiz olması da olasıdır. Cinsel istismara uğramış olan danışanlar, uzman bir terapistin müdahale etmesi gereken kişilik bölünmesi yada buna benzer dissosiyatif semptomlar gösterebilirler. Bu tür vakalarda, eğer gerekliyse, danışman ek bir eğitim alabilir. Cinsel istismar vakaları uzmanların tedavilerini gerektirir, eğer danışman kendisini yetersiz hissediyorsa, süpervizyon almalı veya danışanı diğer bir uzmana göndermelidir. Bu durum, küçük ilçelerde, kırsal alanlarda veya yalıtılmış yerlerde problem teşkil edebilir. Fakat inançlı olarak elden gelenin en iyisinin yapılması gerekmektedir.

Önleme:

Araştırmalar, cinsel istismar deneyiminin, çocuğun zihin sağlığı ve gelişimi üzerinde kısa ve uzun vadeleri etkileri olduğunu göstermektedir. Bu tür, acı verici bir deneyim, çocuğun okulda, evde ve de ilerideki yetişkinlik yaşamında sağlıklı işlev görmesini engelleyici olabilir. THUS, PREVETION IS ONE OF THE ESSENTIAL COMPONENTS IN FUTURE INCIDENTS OF ABUSE. Lanning’e göre (1999), cinsel istismarın erken tespiti, çocuğun iyileşme ve sağlıklı bir yetişkin olabilme süreci için gereklidir. Çocukluk cinsel istismarının önlenmesi ve tedavisi, tıbbi personeli, sosyal çalışmacıları, eğitimcileri ve ebeveynleri içeren bir takım çalışması gerektirir.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :