- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Çocuğunuzun Duygusal Zekasını Nasıl Geliştirebilirsiniz

Çocuğunuzun Duygusal Zekasını Nasıl Geliştirebilirsiniz sitemize 25 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Seminerin Adı                        : Çocuğunuzun Duygusal Zekâsını Nasıl Geliştirebilirsiniz?

Yapıldığı Tarih                      : 21.12.2006, Perşembe

Süresi                                     : Bir Buçuk Saat (13.30 – 15.00)

Konu                                      : Anne-Baba Çocuğun Duygusal Zekâ Gelişimi İçin Neler Yapabilir?

İçerik                                      : Duygusal Zekâ ve Unsurları (Duygusal zekânın unsurları hakkında birçok farklı sınıflama vardır. Bu seminerde anne-baba için işlevsel olacağı düşünülen dört farklı boyut belirlenerek, bu boyutların üzerinde durulmuştur: Kendi duygularını anlama, başkalarının duygularını anlama, kendi duygularını yönetme, iletişim ve uyum sağlama becerileri) Hakkında Genel Bilgi

                                        Anne-Baba Tutumları ve Bu Tutumların Çocuk Üzerindeki Etkileri, Çocuğun Duygusal Zekâ Gelişimine Etkileri

                                        Anne-Babanın Çocuğuyla Empati Kurabilmesinin Önemi, Bunun Çocuğun Duygusal Zekâ Gelişimine Etkileri

                                        Aktif Dinlemenin Aile İçi İletişimdeki Önemi, Bunun Çocuğun Duygusal Zekâ Gelişimine Etkileri

                                        Problem Çözmede (Çocuğun Olumsuz Davranışlarını Değiştirmede) Uygulanması Gereken Adımlar

                                        Duygusal Zekânın Okul Başarısı ile İlişkisi

Yer                                          : Şehit Cihan Yıldız İlköğretim Okulu (Mamak)

Katılımcı Sayısı                      : 100–110 Arası

Katılımcıların Özellikleri       : Gelen velilerin hemen hepsinin bayan olduğu; sadece iki tane erkek velinin olduğu gözlenmiştir. Yaşlarının 30’un üstünde olduğu, hatta çoğunluğunun orta yaşı geçkin olduğu gözlenmiştir. Bunun yanında çok genç velilerin olduğu da söylenebilir. Velilerin hepsinin ilgiyle dinlemediği, birkaç tanesinin uyuduğu; fakat çoğunun ilgili olduğu gözlenmiştir. Velilerin eğitim düzeyi hakkında herhangi geçerli bir bilgi yoktur fakat üniversite ya da lise mezunlarının olmadığı bile söylenebilir. Buna rağmen bu kadar ilgili olmaları ve birçoğunun ilgiyle izlemesi şaşırtıcı ve sevindirici bir durumdur.

Nasıl Ulaşıldı?                       : Ankara Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitimde Psikolojik Hizmetler Anabilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olan Tuncay Ayas’ın, Şehit Cihan Yıldız İlköğretim Okulu Müdürü’nü tanıyor olması sonucunda gerekli bağlantılar kurulmuş ve seminer için gün ayarlanmıştır. Seminerin konusunu ve gününü, okuldan üç öğretmen bir hafta süresince velilere duyurmuştur. Yapılan seminer okulda daha önce planlanan ve yapılmakta olan etkinlikler (her ay farklı bir konu hakkında velileri bilgilendirme etkinlikleri) çerçevesinde sunulmuştur.

İŞLEYİŞ

Anlatılan Konular

            Bu bölümde yukarda içerik kısmında genel başlıklarıyla verilen konular tüm içeriğini kapsayacak bir şekilde özetlenecektir.

            “Duygusal zekâ nedir? (Öncelikle duygusal zekânın genel anlamda tanımı yapılmıştır.)

            Genel anlamıyla duygusal zekâ, kendi duygularımızı anlamak olduğu kadar, başkalarının da duygularını anlamak, önemsemek ve duyarlılık göstererek ihtiyaçlarına karşılık verebilmektir. Duygusal zekânın temelinde duyguları anlamak, önemsemek, onları kullanabilmek, ihtiyaçlarımıza ve başkalarının ihtiyaçlarına cevap verebilmesini sağlamak yer alır. Duygusal zekâ bu anlamda bir takım unsurlar içerir. Duygusal zekânın farklı boyutları (bu boyutlar velilerin öngörülen ihtiyaçları doğrultusunda belirlenmiştir) vardır:

  • Kendi duygularını anlama: Bu boyutu açıklarken insanın kendi duygularını tanımasının, anlamasının öneminden ve duyguları yönetebilmek ve diğer insanların duygularını anlayabilmek için de öncelikle duyguları tanımanın gerekliliğinden bahsedilmiştir. Ayrıca duygularını tanıyabilen insanların özelliklerinden ve avantajlarından (hayatlarını daha iyi idare edebilirler, kendi kararlarını kendileri verebilirler, ne istediklerini bilirler…) bahsedilmiştir.
  • Kendi duygularını yönetme: Duyguları idare edebilme ve harekete geçirebilmenin öneminden; özellikle öfke, kaygı, kızgınlık, karamsarlık, alınganlık gibi duyguların yaşamı olumsuz etkilememesi için duyguları kontrol edebilmenin gerekliliğinden; son olarak da duygularını kontrol edebilen insanların özelliklerinden (hayatın tatsız sürprizlerine karşı daha çabuk toparlanabilme, gün içerisinde yaşanılan bir olayın tüm günü olumsuz etkilemesine izin vermeme…) bahsedilmiştir.
  • Empati: Empati, bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısı ile bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması ve hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi süreci, olarak açıklanmıştır. Bu açıklama ardından, empati kurmada önemli noktalar belirtilmiş ve bu noktalarla bağlantılı olarak sempati ile empati arasında fark olduğundan, ikisinin aynı şey olmadığından bahsedilmiştir. Empati kurmak karşıdakinin düşüncelerini benimsemek, her söylediğini kabul etmek değildir, açıklamasıyla ikisi arasında fark belirtilmiştir.
  • Uyum sağlama ve iletişim becerileri: Bu boyutu açıklarken ise, öncelikle sağlıklı iletişim için yapılması gerekenlerden, iletişim çatışmalarından ve bu çatışmaların nelerden kaynaklanabileceğinden; dinlemenin iletişim için öneminden; çevreye rahat uyum sağlayabilmenin yaşamı kolaylaştırabileceğinden söz edilmiştir.

Bu aşamada genel anlamda duygusal zekâdan ve duygusal zekânın belirlenen boyutlarından bahsedilmiştir, ilk bölümde. Tüm bu konular, daha açık ve anlaşılır olabilmesi için olabildiğince çok örnekle açıklanmaya çalışılmıştır. Zaman zaman seminer sırasında konuşurken akla gelen örnekler de kullanılmıştır.

Bu giriş niteliğindeki konuşma sonrasında, asıl konuyla alakalı olan bölüme geçilmiştir. Anne-baba olarak, oradaki bireylerin anne-baba rolleri göz önüne alınarak, çocuklarının duygusal zekâ gelişimine nasıl katkıda bulunabilecekleri açıklanmaya alışılmıştır bu bölümde.

Bu açıklama dört genel başlık altında toplanmıştır:

  1. Ana-baba tutumlarının etkisi
  2. Empatinin önemi
  3. Aktif dinlemenin önemi
  4. Problem çözme basamakları  (çocuğun olumsuz davranışlarını değiştirebilmek için)

Ana-baba tutumlarının çocuğun duygusal zekâ gelişimine katkısı bölümünde, “Anne-baba olarak kendinizi ne kadar tanıyorsunuz?” sorusundan yola çıkılmıştır. Bu doğrultuda bireylerin farklı rollerinin olduğundan ve orada bulunan bireylerin anne-baba rolüne de sahip olduklarından; anne-baba olarak bireyin kendisini tanımasının, çocuğuna karşı davranışlarının farkında olmasının öneminden ve tabiî ki anne-babanın kendi duygusal zekâsını geliştirmeden çocuğunun duygusal zekâsına katkı sunamayacağından bahsedilmiştir. Bu anlamda anne-baba olarak bireylerin davranışlarının, duygularının farkında olmalarının; kendilerini tanımalarının ve anlayabilmelerinin önemi vurgulanmıştır.

Çocuklarına olan davranışlarını daha rahat görebilmeleri ve bu davranışların neden olabileceği sorunların farkına varmalarını sağlamak için, anne-baba duyarlılığı ve anne-baba talepkarlığına dayalı olan Diana Baumrind’e ait, ana-baba tutumları ve bu tutumlarının etkilerini açıklayan bir sınıflama anlatılmıştır.

Bu sınıflamaya göre anne-babalar duyarlılık ve talepkarlıklarına göre dört gruba ayrılırlar:

  1. İzin verici anne-babalar
  2. Buyurucu anne-babalar
  3. İlgisiz anne-babalar
  4. Açıklayıcı-otoriter anne-babalar

Duyarlılık ve talepkarlık kavramları ile anlatılmak istenenler açıklanmıştır öncelikle.

Anne-baba duyarlılığı, ana-babanın çocuğun ihtiyaçlarına kabul edici, destekleyici ve

onaylayıcı bir biçimde karşılık verme derecesidir. Anne-baba talepkarlığı ise ana-babanın çocuktan olgun ve sorumlu davranışlar bekleme derecesidir. Bu kavramların üzerinde özellikle durulmuş, daha anlaşılır olabilmesi için kavramlar somutlaştırılmıştır. Örneğin, anne-baba talepkarlığından bahsederken çocuğun kapasitesinin, yeteneklerinin, ilgilerinin farkında olarak ondan yapabileceği kadar beklemenin öneminden bahsedilmiştir. Bu noktada da “Çocuğunuzun matematiğe karşı yeteneği olmayabilir, sayısal dersleri yapmakta zorlanabilir ve bundan dolayı da notları düşük olabilir. Bu durumda ondan çok yüksek notlar beklemek hem onu kaygılandıracaktır hem de üzülmesine neden olacaktır.” şeklinde bir örnek verilmiştir.

            Bu açıklamalardan sonra dört farklı anne-baba tutumu, özellikleri ve çocuktaki etkileriyle tek tek açıklanmıştır.

            Bu açıklamalardan genel olarak bahsetmek gerekirse: İzin verici anne-babaların duyarlı fakat talepkar olmadıklarından, çocuktan bazı şeylerin talep edilmesi gerektiğinden çünkü çocuğun buna da ihtiyacının olacağından, anne-babanın çocuğa model olması ve model olarak kendisini çocuğuna kabul ettirebilmesinin öneminden bahsedilmiştir. Ayrıca bu ortamda yetişen çocukların akranlarından daha çabuk etkilendiklerinden, anne-babayı model almadıklarından, bir değerler sistemi oluşturamadıklarından, kişiliklerini oluşturmada zorluklar yaşayabileceklerinden bahsedilmiştir.

            Buyurucu anne-babanın aslında çocuğunu değerli ve özerk bir varlık olarak göremediğinden bundan dolayı da onun ihtiyaçlarına karşı duyarsız fakat aşırı talepkar olduklarından bahsedilmiştir. Bunun sonucunda ise çocuğun, bağımlı, pasif, kendi kararlarını alamayan, sosyal ilişkilerde yetersiz, özgüveni eksik bir birey olabileceğinin üzerinde durulmuştur.

            İlgisiz anne-babaların ise ne duyarlı ne de talepkar olduklarından, çocuklarına karşı çok ihmalkâr olduklarından söz edilmiştir. Çocuklarına karar alırken fikirlerini sormadıklarından ve onlara ayıracakları zamanı ve enerjiyi en aza indirmeye çalıştıklarından söz edilmiştir. Bu şekilde çocuk, hata yapmaya daha eğilimli bir birey haline gelecektir. Araştırmalar da bunu göstermektedir.

            Son olarak da olması gerektiği gibi, anne-baba olarak sorumluluklarını bilen ve o doğrultuda davranan açıklayıcı-otoriter anne-babalardan bahsedilmiştir. Bu anne-babalar için disiplinin de önemli olduğundan fakat aynı zamanda çocuklarını bir birey olarak da gördüklerinden ve çocuklarının düşüncelerine, duygularına önem verdiklerinden bahsedilmiştir. Ev içerisinde bir takım kuralların yer aldığından fakat bu kuralların çocukların da katılımı ile oluşturulduğundan ve aynı zamanda çok katı, değiştirilemez kurallar yerine yeri geldiğinde esnek olabilen kuralların olduğundan söz edilmiştir. Ve böyle bir ev ortamında büyüyen bireyin özgüveni yüksek, sorumlu, sosyal becerileri yüksek, uyumlu, okul başarısı yüksek, duygusal zekâsı yüksek bir birey olacağı belirtilmiştir.

            Tüm bunlar açıklandıktan sonra bir müddet kendi anne-babalarının kendilerine karşı davranışları, tutumları üzerinde düşünmeleri; bunların şu anda anne-baba olarak kendi davranışlarını ne kadar etkilediğini anlamaya çalışmaları ve çocuklarına nasıl davrandıkları (onların ihtiyaçlarına olan yaklaşımları, onlardan bekledikleri davranışlar) konusunda biraz düşünmeleri istenmiştir. Kendilerini anne-baba olarak tanımaları için bu doğrultuda sürekli sorgulamalarının gerekliliği üzerinde durulmuştur. Bu bölümün sonunda vurgulanan ise “Değişim için hiçbir zaman geç değildir.” sözü olmuştur. Hataların, eksikliklerin her zaman olabileceği; önemli olanın bunları düzeltmeye çalışmak olduğu vurgulanmıştır.

            Aşırı koruyucu anne-baba tutumunun da çocuğun davranışları açısından önemli bir konu olduğu düşünülerek anne-baba davranışları bu açıdan da kısaca irdelenmeye çalışılmıştır.

            Aşırı koruyucu anne-baba tutumlarının çocuğun sorumluluk almasında, özgüven duygusunun gelişiminde, kendi kararlarını alabilmesinde, bağımsızlık duygusunun gelişiminde çok olumsuz etkilere neden olabileceği açıklanmıştır. Bu konuda sorumlu anne-baba tutumu ile aşırı-koruyucu anne-baba tutumunun ayrımının net yapılabilmesi için örnekler verilmiştir.

            Eşyalarını toplamadığı için sürekli kaybeden bir çocuk örneğinden yola çıkılarak iki farklı anne-baba davranışı irdelenmiş ve doğru olanın, çocuğun sorumluluklarına katlanması gerektiğinin bilincinde olabilmesini sağlayabilmek açısından sorumlu anne-baba davranışı olduğu sonucuna varılmıştır.

            Anne-baba tutumları ardından, empati konunsa geçilmiştir. Çocuğun duygularını, düşüncelerini, ihtiyaçlarını anlayabilmenin öneminden; bunun çocukla sağlıklı ilişki kurmak açısından ne kadar önemli olduğundan bahsedilmiştir.

            Bu konu açıklanırken bir etkinlik yapılmıştır. Velilerden bir dakikalığına gözlerini kapamaları, çocukluklarına geri dönmeleri, çocukluktaki merak duygularını ve anne-babalarına soru sorma isteklerini hatırlamaları istenmiştir.

            Bu etkinliğin yapılma amacı ise şu şekilde açıklanabilir: İnsanlar büyüdükçe geçmişteki durumlarını, davranışlarını, duygularını çok çabuk unutabiliyorlar. Çocukluktaki merak duygusu ve her şeyi sorma, öğrenme istediği birçok kez anne-babayı sıkabilir. Oysaki yeni toplumsallaşan ve yetişkinler kadar deneyime sahip olmayan çocuk öğrenmek ister ve bu öğrenme isteğiyle sürekli soru sorabilir. Bu olumlu karşılanması gereken bir durumdur. İşte çocukluklarını unutan yetişkinlere, o duyguyu ve heyecanı tekrar hatırlatmaktı amaç, bugün çocuklarını daha iyi anlayabilmeleri için.

            Bu örnekle bağlantılı olarak empatiden bahsedilmiştir. Empatinin duygusal zekânın en önemli boyutlarından biri olduğundan; eğer anne-baba çocuğunun duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışırsa çocuğun da başkalarının ihtiyaçlarını, duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışacağından ve bu doğrultuda davranacağından söz edilmiştir.

            Empatiden sonra ise üçüncü konu olan aktif dinlemenin önemine geçilmiştir. Empati kurabilmenin önkoşulu olarak aktif dinleme şeklinde bir giriş yapılmıştır konuya. Çünkü empati kurabilmek, çocuğu anlayabilmek için gerekli en önemli şey, çocuğu dinlemektir.

            Bu noktada dinlemek ve işitmek arasındaki farka dikkat çekilmiş ve aktif dinlemenin farkı anlatılmıştır. Televizyon izlemeye çalışırken aynı zamanda çocuğu dinlemeye çalışmanın ya da maç, dizi izlerken çocuğun anlattıklarını dinlermiş gibi yapmanın fakat dinlenmediği için tepki verememenin doğurabileceği olumsuz sonuçlardan bahsedilmiştir.

            “Peki, nedir aktif dinleme?” diyerek söze başlanmış ve aktif dinlemenin tanımı ve aktif dinleyici olabilmenin özellikleri açıklanmıştır.

            Aktif dinlemede karşılıklı saygının önemli olduğu; çocuğu bir birey olarak kabul edip sorunlarını, duygularını küçümsememek gerektiği açıklanmıştır.

            Aktif dinleme örnekleri anne-baba, çocuk arasında geçen bir takım diyaloglar yoluyla verilmiştir. Verilen örneklerden biri şudur:

            Çocuk: Öğretmen haksızlık yaptı. Artık o sınıfta başarılı olamam.

            Anne-baba: Kızgın ve umutsuzsun. Onun için pes ediyorsun.

            Bu örnekten yola çıkarak aktif dinlemenin, iletişimi devam ettirmede (ani ve sert bir tepki vermeyerek); daha olumlu ilişkiler geliştirebilmede (çocuklarına onu anladıklarını belli ederek); çocuğun kendi duygularını anlamasında ona yardımcı olmada (duygusal zekâsının gelişiminde) etkili ve çok önemli olduğu açıklanmıştır. (Bu konuda üç örnek verilmiştir ve içi üzerinde de konuşulmuştur.)

            Son olarak bahsedilen konu ise çocukla anne-baba arasında çıkan uyumsuzluklar, anlaşmazlıklardır.

            Anne-baba açıklayıcı ve sorumlu olabilir, çocuğunun duygularını ve ihtiyaçlarını anlayabilir, onu birey olarak görüp aktif dinleyebilir fakat bunlar anlaşmazlıkların hepsini engelleyebilir mi? Tüm bunları anne-baba olarak uyguluyor olmak, tüm sorunları çözebilir mi?

            Bu noktada anlaşmazlıkların hayatın doğal bir parçası olduğundan ve bir anne-babanın çocuğuyla anlaşmazlık yaşamasının çok doğal olduğundan bahsedilmiştir. Çünkü çocuklar da birer bireydir ve anne-babadan farklı düşünebilirler.

“Anlaşmazlıklar olumludur ve bireye birçok şey katabilir, olumlu bir şekilde çözümlenebilirse.” düşüncesinden hareketle çocuğun olumsuz davranışlarını olumluya dönüştürebilmenin yolları açıklanmaya başlanmıştır.

Olumsuz davranışların değişimini sağlamak için önerilen altı adımda uygulanan model şudur:

  1. Çocukların kişiliklerine saldırmadan kendi duygunuzu ifade edin: Bu ilk adımdır ve ben dilini kullanmayı gerektirmektedir. Bu noktada ben dilinden kısaca bahsedilmiştir ve somutlaştırmak için bir örnek verilmiştir. “Bugün, okuldan gelince eşyalarını toplamadığın için çok sinirlendim.”
  2. Beklentilerinizi söyleyin: Aynı örnekten yola çıkılarak devam edilmiştir. “Okuldan geldikten sonra kıyafetlerini toplamanı istiyorum çünkü tüm gün evi toplamak için çabalıyorum ve sen geldiğinde evi dağınık görünce üzülüyorum.”
  3. Çocuğunuza hatasını nasıl düzelteceğini söyleyin: “Şimdi yapman gereken tek şey kıyafetlerini toplamak. Ve bundan sonra da düzenli olmanı istiyorum.”
  4. Çocuğa seçme hakkı verin: “İstersen toplamayabilirsin fakat benden de toplamamı bekleme bundan sonra. Hatta kıyafetlerinin kirli olup olmadığına bile bakmam ve kirli giyinmek zorunda kalabilirsin ya da bu kontrolü sen yaparsın kirli ise bana verirsin değilse kaldırırsın, ben de yıkarım. Seçim senin.
  5. Kararlı olun: bu noktada kararlı olmanın ne kadar önemli olduğundan bahsedilmiştir. Hatta bu altı basamaklık modelde de en temel ve en önemli noktanın anne-babanın aldığı kararları ne olursa olsun uygulamasının gerekliliği olduğu düşünülmektedir. Bu doğrultuda velilere biraz önceki örneğin devamı olarak, gerekirse çocuklarının okula kirli gitmelerini göze almaları gerektiği söylenmiştir. Hatta çoğu anne olduğu için buna katlanamayacakları ve kararlı olamayacakları ama bunun doğru bir tutum olmayacağını ve yapılan davranışın aslında çocuklarının iyiliği için yapıldığı açıklanmıştır.
  6. Problem çözümü: Eğer hala aynı şekilde davranıyorsa çocuk, çözüm için ona sorun ve sabırlı davranın. “Sence nasıl bir çözüm bulmalıyız?”

Bu altı basamaklı modelden sonra, çocuklarına bazı davranışları öğretebilmek ve çocuklarının bazı olumsuz davranışlarını değiştirebilmek için anne-babalara küçük bir oyun öğretilmeye çalışılmıştır. Birbirine zıt anlamlı kelimeleri kullanarak çocuğun sorunları çözmesine yardım edilebileceği açıklanmıştır öncelikle. –den sonra/-den önce, şimdi/sonra, aynı/faklı… gibi. Bu oyunların çocukların sorunları hakkında düşünmeleri için etkili olabileceği söylenmiştir ve bir örnekle oyunlar somutlaştırmaya çalışılmıştır.

Anne-baba: Hadi gel seninle önce/sonra oyunu oynayalım. Şimdi sana bazı davranışlar söyleyeceğim sen hangisinin önce, hangisinin sonra yapıldığını bulmaya çalışacaksın. Dondurma yemekten önce mi yenir sonra mı?

Çocuk: Tabiî ki sonra. Yemekten sonra yemeliyiz ki karnımız doymasın, yemek yiyebilelim.

Anne-baba: Peki ödevlerini televizyon izlemeden önce mi yapacaksın sonra mı?

Çocuk: Ödevlerimi önce yaparsam rahat rahat televizyon izleyebilirim.

Bu tür oyunların, kuralları öğretmek için kullanabilecekleri belirtilmiştir.

Ardından çocukların birbiri ile olan anlaşmazlıklarını şiddet, kavga yoluyla çözme çabalarını engelleyecek bir teknikten bahsedilmiştir, kaplumbağa tekniği.

Kaplumbağa tekniği çocukların çatışma-çözme becerilerini geliştirmek için küçük bir oyundur. Bu küçük bir çocuğun annesine, çocuğun arkadaşlarına şiddet uygulamasını engellemek için önerilmiştir.

Çocuğa kavga anında, ellerini önünde omuz hizasında bağlaması, başını yere eğmesi, gözlerini kapaması ve ayaklarını birleştirmesi söylenmiştir ve öğretilmiştir. Bu tekniğin işe yaradığı gözlenmiştir. Velilere bu tekniğin anlatılmasının nedeni ise faydalı olabileceğinin düşünülmesidir.

Tüm bu anlatılanlardan sonra ise düşünen beyin ile hisseden beyin arasındaki fark duygusal zekânın öneminin bir kez daha kavranması açısından anlatılmıştır. Bunun için bir örnek kullanılmıştır. Kocası başkasına âşık olduğu için boşanmak durumunda kalan bir kadının sözleri ile gözünün yaşarmasından yola çıkılarak, gözlerinin yaşanmasının hisseden beyinden; artık umurumda değil, bağımsız olmak güzel şey gibi sözlerinse düşünen beyinden kaynaklandığı açıklanmıştır.

Hisseden beyin ile düşünen beyin arasındaki bağlardan, beyne ilk gelen düşüncelerin ilk başta hisseden beyinde işlendiğinden daha sonra düşünen beyinde işlendiğinden bahsedilmiştir. Bu konunun yaşanan anlaşmazlıklar, kavgalarla bağlantısı kurulmuştur. Bir olayın ardından anında tepki vermenin zaman zaman sağlıksız olabileceğinden, bir süre sakinleşip düşünebilmek için kendimize zaman ayırmamızın gerekliliğinden bahsedilmiştir. Ayrıca duygularımı yönetebilmenin aslında ne kadar önemli olduğu, yaşamımızı ne derecede etkilediği bir kez daha vurgulanmıştır.

Duygusal zekânın akademik başarı ile ilişkisi üzerinde durulmuştur, duygusal zekânın önemine son kez değinmeden önce.

Yaşanabilecek uyum sorunlarından, çocukların akranlarıyla yaşayabilecekleri çatışmalardan söz edilmiştir önce. Tüm bu durumların çocuğun akademik başarısını etkileyeceğinden, bu durumlarla baş edebilmesi için ise duygusal zekâsının yüksek olmasının yani duygularını kontrol edebilmesinin, yönetebilmesinin gerekliliğinden bahsedilmiştir. Saldırganlık, öfke, kaygı gibi negatif duyguların çocukların öğrenmelerini zorlaştıracağı çünkü duygusal problemler yaşayan ve bunlarla baş edemeyen çocuğun zihninin yaşadığı problemlere odaklandığı, beynin dikkatini ve enerjisini bu duygular üzerine yoğunlaştırdığı için ise çocuğun dikkatini toplayamayacağı örneklerle açıklanmıştır.

Seminer şu sözlerle sona erdirilmiştir:

“Duygusal zekâ becerileri yaşadığımız dönemde çok önemlidir. Çünkü ailelerin çocuklardan akademik anlamda olsun, başarı anlamında olsun beklentileri artmıştır. Ve bunları karşılamaya çalışan çocuklar zaman zaman kendilerini aşan sorumluluklar yüklenmek durumunda kalabiliyorlar. Bu durum ise onların kaygılanmasına, heyecanlı ve sinirli bireyler olmalarına yol açıyor. Anne-babaların ise çocuklarına bu duyguları tanıtarak, onları bunlarla baş edebilecek yeterliliğe getirmek gibi bir misyonu var. En azından siz şu anda burada olduğunuz göre bu konuda çocuklarınıza yardım etmek istiyor olmalısınız ve yapabilirsiniz de. Çocuğunuzun uyum sorunlarını aşarak kendine daha çok güvenen, kendine ve başkalarına saygı duyan bir birey olmasını sağlayabilirsiniz. Çocuğunuzun daha sosyal ve daha rahat iletişim kurabilen; kendisini, yeteneklerini, ilgilerini tanıyan; duygularını tanıyan ve yönetebilen bir birey haline gelmesine katkıda bulunabilirsiniz.

İşe çocuğunuza zaman ayırmakla ve onun anlattıklarını ilgi ile dinlemekle başlayabilirsiniz. Unutmayın küçük şeyler fark yaratır.”

Konuları Anlatma Biçimi

            İlk başta genel anlamda nelerden bahsedileceği anlatılmış. Ardından konular raporun “anlatılan konular” başlıklı bölümünde yazıldığı sıra ile anlatılmaya başlanmıştır.

            Örnek kullanımına çok dikkat edilmiştir. Çünkü somutlaştırmanın ve konuları açık hale getirmenin önemli olacağı, bu şekilde daha çok ilgi ile dinleneceği düşünülmüştür.

            Konuşmacılar gerek kendi ailelerinden, gerekse yakın çevrelerinde karşılaştıkları olaylardan, durumlardan örnekler vererek hem ortamı daha samimi bir hale getirmeye hem de konuyu daha anlaşılır kılmaya çalışmışlardır.

            Seminer öncesinde önemli ve vurgulanması gerekli görülen cümleler hem ilgiyi toplayabilmek, canlı tutmayı sağlamak hem konuşmacıların konunun gidişatını görebilmeleri açısından power point sunusu olarak hazırlanmıştır. Ve sunu hazırlanırken de özellikle canlı renkler tercih edilmiştir, ilgi uyandırması için.

            Uygulanan etkinliklerden ve izleyiciyi aktif kılmak amacıyla sorulan sorulardan raporun “anlatılan konular” bölümünde söz edilmiştir.

SEMİNERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

            Seminer genel anlamda olumlu bir hava içerisinde geçmiştir. İlk başta katılımcıların sayısı yirmi-otuzken ilk on beş dakikada yüzlere ulaşması hatta geçmesi heyecanı arttırıcı bir etken olmuştur. Ancak konuşmaya başlayınca bu heyecanın dindiği; samimi bir ortam yaratılınca, insanların ilgiyle izlediği gözlenince kaygıların azaldığı gözlenmiştir. Özellikle herkesin hayatında yaşanabilecek örneklerin verilmesi, katılımcıların ilgilerini arttırmıştır. Kendilerine ve çocuklarıyla yaşadıkları sorunlara değinilmesi zaman zaman söz almalarını ve duygularını grupla paylaşmalarını sağlamıştır. Bu anlamda seminerin oradaki insanların düzeyinde verildiği, katılımcıları sıkmadığı gözlenmiştir.

            Hazırlanan slaytlarda konuların içeriği yazmadığı için, zaman zaman konuşurken elde tutulan kağıtlara bakmak gerekmiştir ki göz ilişkisini kesmek anlamında az da olsa olumsuz etki yarattığı düşünülmektedir. Bu durum çok fazla yaşanmamıştır çünkü hazırlanan notlardaki kuramsal bilgilerden çok, konuşma anında akla gelen önceki gözlemlere dayalı örnekler ve bilgilerden bahsedilmiştir. Seminerin havasını olumlu kılan noktanın da bu olduğu düşünülmektedir.

            Yer bulma konusunda ilk başta sıkıntı yaşandığı için, ilk başta seminerin gidişatı bir-iki kez kesilmiştir, fakat bunlar çok kısa süreli aralar olmuştur ve olumsuz bir etki yarattığı düşünülmemektedir. Yalnızca bir kez yeni gelen veliler için konuyu tekrar açıklamak gerekmiştir.

            Gelen velilerin hemen hepsi bayan olduğu için küçük çocuğu olanlar, çocuklarıyla birlikte gelmiştir. Yetişkin eğitimin aşılması gereken sorunlarından biri daha doğrusu yetişkinleri özellikle bayanları engelleyici bir etken olduğu bilinmektedir, küçük çocukların varlığı. Seminere gelen bayanların bir kısmı çocuğunu da yanında getirmeyi tercih etmiştir. Zaman zaman ise özellikle seminerin sonlarına doğru çocukların sıkıldığı, bundan dolayı da ortalıkta dolaşıp, konuşmaya başladıkları gözlenmiştir. Bu durum seminerin sonlarında biraz zorluk yaratmıştır.

            Bunlar dışında seminer süresince çok olumsuz bir durum ile karşılaşılmamış, seminer olumlu bir havada gerçekleştirilmiştir.

            Velilerin çok memnun kaldığı, okul müdüründen çocukları için de böyle bir seminerin yararlı olacağını düşündükleri için bir daha yapılmasını istedikleri, okul müdürü tarafından iletilmiştir.

            Seminer sona erdikten sonra yaklaşık yarım saat, özel bir durum sormak için gelen velilerle konuşulmuştur. Bir kısmı çocuğunun davranışları ile ilgili birtakım sorular sormuş; kimisi böyle bir seminerin bir de çocukları için yapılmasını talep etmiş; kimisi ise okunabilecek kaynak kitap ismi almış; birçoğu da seminer için teşekkür etmiştir.

            Seminerin verilen haliyle oldukça iyi tepkiler aldığı açıktır. Ancak daha iyi bir hale getirebileceği de düşünülmektedir.

Semineri hazırlama aşamasında özellikle kuramsal bilgilerden kaçınılmıştır ancak yine de bazı yerlerde bazı kavramları açıklarken bu bilgileri kullanmak gerekmiştir ki bu doğrultuda önce kuramsal olarak kavramın tanımı verilip ardından örneklerle açıklama yapılmıştır ki bu örneklerin çoğu o anda doğaçlama olarak çıkmıştır. Bu gözlemlerin ardından aslında kuramsal bilginin çok da gerekli olmadığı düşünülmektedir. Örneklere, yapılabilecek uygulamalara yoğunlaşmak daha çok ilgiyle izlenmesini sağlayacaktır. Nitekim seminerin başında bu durum fark edildiği için sonrasında örneklerle devam ettirilmiştir, seminer.

            Seminerde konuşmacıların kendi ailelerinden örnekler vermeleri ortamın daha samimi olmasını sağladığı düşünülmektedir. Katılımcılar istedikleri zaman söz alabilmiş vermek istedikleri tepkileri verebilmişlerdir.

Seminer planında gözlenebilen eksiklikleri ise şunlardır:

            Seminerin sonunda “Sorusu olan var mı?” şeklinde bir soru yöneltilmemiştir velilere. Bir kısmı gelip sorularını seminer sonunda sormuştur ancak yine de böyle bir sorunun herkese yöneltilmemesinin bir eksiklik olduğu düşünülmektedir.

Velilerin yaralanabilecekleri kitapların isimlerinin hazırlanan slaytlarda belirtilebileceği akla gelmiştir sonradan. Bunun da bir eksiklik olduğu düşünülmektedir. Ayrıca seminer bitiminde yardımcı kitap isimleri isteyenler olmuştur. Ancak daha önceden düşünülerek hazırlanmış bir listenin daha yararlı olabileceği ve slaytta gösterilerek de daha fazla kişiye ulaşılabileceği düşünülmektedir.

Yararlanabilecekleri kitapların listesinin ayrıca bir sayfada önceden hazırlanmış bir şekilde bu işle ilgilenebilecek bir veliye de bırakılabileceği düşünülmektedir.

Seminer ilk başta çok fazla heyecan uyandırsa da konuşmaya başlanılan anla birlikte bu heyecan azalmıştır. Konu duygusal zekâ olduğu için ki duyguları paylaşabilmekle de doğru orantılıdır aslında konu, o anki duyguları katılımcılarla paylaşmak heyecanın azalmasında bir başka etmendir.

Katılımcıların birçoğunun memnun kaldığı ve bir şeyler öğrenmiş oldukları düşünülmektedir. Özellikle anlatılanları öğrenebilme ve kendi yaşamlarında uygulayabilme noktasında verilen örneklerin, önerilerin onların yaşamlarına uzak olmamasına özen gösterilmiştir. Yapamayacakları, uygulayamayacakları, kendi yaşam gerçeklerine uzak olan örneklerin ilgiyi arttırmaktan çok azaltacağı düşünüldüğü için bu noktada onların yaşam gerçeklerinden yola çıkılarak örnekler verilmiş, öneriler sunulmuştur. Bu durumun seminerin beğenilmesinde oldukça önemli bir nokta olduğu düşünülmektedir.

Katılımcılar, seminere geldikleri ve ilgili oldukları için tebrik edilmiş ve bu ilgilerinden yola çıkarak her şeyin üstesinden gelebilecekleri konusunda yüreklendirilmişlerdir.

Seminerin sonunda bir anda birçok kişinin gelip, çocukları konusunda yardım istemeleri oldukça ilginç bir deneyim olmuştur. Az da olsa ilerde yapılacak mesleğe ve ne gibi sorunlarla insanların başvurabileceklerine dair bilgiye sahip olunduğu, daha doğrusu somut bir şekilde bu sorunlar görüldüğü için, seminerin iyi bir deneyim ortamı yarattığı düşünülmektedir.

İnsanların saygı duyarak ve sorunlarına çözüm bulabileceklerini düşünerek gelip bir şeyler sorması oldukça heyecan verici bir deneyim ortamı sağlamıştır.

Sonuç olarak bu seminer yaşantısının, velilere yönelik bir konuşmanın nasıl yapılması gerektiği; beklentilerinin neler olabileceği; ilgiyi arttırmak için neler yapılması gerektiği; bir seminerin nasıl planlanacağı; hazırlanan sununun dikkat çekici olmasının nasıl sağlanabileceği; okul ortamının hissedilmesi konularında oldukça fazla deneyim elde etme imkânı sağladığı düşünülmektedir. Alınan sonuç ise memnun edicidir. Seminer hazırlama aşamasında oldukça stres yaşanmış ve zorlanılmış olunsa da, insanlardan alına olumlu tepkiler tekrar bir seminer verme noktasında güdülenme sağlamıştır.

Bu seminerin hazırlanmasında kullanılan kaynak kitaplar ise şunlardır:

Doğan CÜCELOĞLU – Yeniden İnsan İnsana

Üstün DÖKMEN – İletişim Çatışmaları ve Empati

Don DİNKMEYER&Gary D. MCKAY – Biz Bir Aileyiz

  1. Lawrence Thapiro – Yüksek EQ’lu Çocuk Yetiştirmek

 

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :