- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Beslenme Bozuklukları

Beslenme Bozuklukları sitemize 18 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 1 kişi tarafından ziyaret edilmiş.
  1. RUH SAĞLIĞI VE UYUM BOZUKLUĞUNU

1947’de Dünya Sağlık Teşkilatı sağlığı; tam bir fizik zeka ve sosyal iyilik halidir; ruh sağlığı ise: kişinin kendisiyle ve çevresiyle barışık ahenkli bir uyum halidir, diye tanımladı.

Kendi iç dünyasıyla ve çevresindeki diğer insanlarla çatışma halinde olan insanın ruh sağlığından söz edemeyiz.

Ruh sağlığı bireyin, öteki bireyin ruh sağlığı ile uyuşabilen ölçüde vücut,  zeka  ve duyu bakımından en uygun gelişmesine izin veren bir koşuldur.(Kırkıncıoğlu,1995)

Başka bir tanımda Ruh Sağlığı: yetişkin insanın veya çocuğun kendine, aile üyelerine, arkadaşlarına ve yabancılara karşı davranışlarında neler hissettiğini, zor durumlar karşısında nasıl davrandığını, geleneklere,  görgü kurallarına, toplumun dini ve ahlaki değerlerine nasıl baktığını, karşılaştığı olayları nasıl yorumladığını, zevklerini , eğilimlerini ve hayata bakış açısını belirleyen duygusal güçlere ruh sağlığı denir.(Çankırılı,2001)

  • ÇOCUK RUH SAĞLIĞININ ÖNEMİ

Çocukların ve yetişkinlerin ruh sağlığı ve üzerindeki etki birbirlerinden farklıdır. Bazıları vardır ki çocuklarda normal sayılırken yetişkinlerde görülürse dengesiz veya anormal olarak değerlendirilebilir. Örneğin; karanlıktan korkmak, istedikleri yerine gelmediğinde ağlayıp tepinmek… Hatta çocuklar da içinde bulundukları yaş gruplarına göre değişik tepkiler gösterebilirler. Bu nedenle çocukları yaşlarına göre ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.

Çocuk ruh sağlığının değerlendirilmesinde gelişim dönemlerinde ortaya çıkan değişik ruhsal özelliklerin dikkate alınması daha doğru olabilir.(Kırkıncıoğlu,1995)

Her çocuk bazen canımızı sıkan ve bizi endişelendiren davranışlarda bulunabilir. Hemen telaşa kapılıp bunları ruh sağlığının bozulduğunu gösteren işaretler olarak değerlendirmemiz gerekmez. Bu tür davranışlar gelişme ve büyümenin normal sonuçları olabileceği için sabırla ve anlayışla karşılamalı, isterse kendisini dinlemeye ve sıkıntısını paylaşmaya hazır olduğumuzu hissettirmeliyiz. “Ne oldu sana, haydi anlat!” diyerek sıkıştırmak, paylaşmak değildir.

  • Çocuğun Davranış Dilini Doğru Yorumlamalıyız

Karşımızdaki kişi veya kişilerle iletişimde bulunmak için mutlaka söz dilini kullanmamız gerekmez. Davranışlarımızın da bir dili vardır: Buna “ vücut dili ” diyoruz.

Çocuk davranışlarında bir dili ve anlamı vardır. Anne salonda oturmuş televizyonda dizi izlerken çocuğun ikide bir önünden geçip görüşünü kapatması vücut diliyle bir mesajdır. Bu mesajda çocuk “Anne televizyon benden daha mı önemli?  Ben senin evladınım, sevgine ve ilgine ihtiyacım var, bana da zaman ayır…” demektedir. Eğer anne mesajı doğru algılamazsa, çocuğun davranışını “ yaramazlık ” olarak değerlendirecek , “ çekil önümden, televizyonu göremiyorum! Odana git , oyuncaklarınla oyna..” diyerek çocuğu başından savmaya çalışacaktır. Çocuk annenin sözlerini şöyle yorumlar : “ Haklıymışım, televizyon benden daha önemliymiş. Annem beni sevmiyor…”

Yaramzlık olarak değerlendirdiğimiz çocuk davranışları aslında duygusal açlığı giderilmezse, ruh sağlığı yara almaya başlayacak “ davranış bozukluğu ” dediğimiz altını ıslatma, tırnak yeme, yalan söyleme, saldırganlık vb. daha ciddi işaretler ortaya çıkacaktır.

Sebep ne olursa olsun en büyük  görev yine aileye düşmektedir. Aile talep etmedikçe ve istekli olmadıkça hiçbir ruh sağlığı uzmanı kapılarını çalıp “çocuğunuzu tedavi edeceğim” demez.

Birde dayak konusunda: “ Çocuk aslında dayaktan çok dayak sırsında söylenen aşağılayıcı sözlerden ve takınılan düşmanca tavırdan incinir. Küçük bir çocuk yanan sobaya doğru elini uzatırken, anne onu bu davranışından caydırmak için eline bir tokat vurduğu zaman çocuk döner annesinin yüzüne bakar. Annenin asık suratlı ve öfkeli olduğunu gördüğü zaman sobayı unutur ağlamaya başlar. Çocuğu ağlatan eline vurulan tokat değildir, annenin tokat atarken takındığı tutumdur. Aynı anne tokat atarken hafif gülümsese çocuğun duyguları incinmeyecek ve ağlamayacaktır. Eski terbiyeciler buna  “ŞEFKAT TOKATI” derler. (Çankırılı,2001)

  • OBEZ ( ŞİŞMAN ) ÇOCUKLAR

Bu durumdaki çocuk ve gençte uyumsuzluk görülmeye başlar. Akranlarının arasına katılamaz. Zaten onu almazlar. Yani itilir. İçine kapanık, kendine güvensizdir.  Yalancılık, bazen saldırganlık, tırnak yeme, tikler, asilik, korkulu rüyalar baş gösterir. Özellikle çocukluk yıllarında alınan fazla kilolar, erişkinlikte karşılaşılabilecek ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlar.

  • Nedenine göre tedavi etmek gerekir. Hormonlara bağlı ise bir Endokrin servisinde hem hormon hem de diyet tedavisi yapılmalıdır.
  • Beslenme şekline bağlı ise; bunu değiştirmelidir. Bunun için de, çocuğa ya da gence beslenme bilgisi vermek, dengeli beslenmeyi öğretmek ve bunu uygulamak gerekir. Bunun yanı sıra çocuğu yeteneği doğrultusunda fazla enerjiyi yakmak için fiziksel aktiviteye yöneltmelidir. Gencin psikolojik sorunları varsa bunlar giderilmelidir. Bazı insanlar yiyerek psikolojik rahatlamaya çalışırlar. Sağlığa zararlı bir boşalma olduğundan bundan kaçınmak daha başka deşarj yolları bulmak gerekir.(Kırkıncıoğlu,1995)

 

2.BESLENME BOZUKLUKLARI VE BAŞLICALARI

Beslenme; büyüme, gelişme, yaşamın ve fizyolojik işlevlerin sürdürülmesi, sağlıklı ve üretken olmak için besin ve besin öğelerinin kullanılmasıdır.

Bu halin çeşitli fizyolojik ve psikolojik sebeplerle etkilenmesi beslenme bozukluklarını doğurur.()

 

  1. BESLENME BOZUKLUKLARININ GENEL SEBEPLERİ
  • Psikolojik sorunları aşırı yemek yeme ile gidermeye çalışmak obeziteye,
  • Yemeyi reddetme şeklinde kendini gösteren bozukluğa anoreksiya nevroza,

Anoreksiya nervozanın daha farklı  ve ileriki boyutuna ise bulumıa nevroza, denilmektedir.

Bu yeme bozuklukları; aile içi şiddet, boşanmış anne-babalar, taciz, okul sorunları, iş sorunları vb., psikolojik, sosyolojik ve biyolojik nedenlerden kaynaklanabilmektedir. Kişi yemek yemekle sanki bedeninin gelişmesini durdurmak ister, bazen de tam tersine ideal bedene sahip olacağını zanneder.

Çocuklarda beslenme bozukluğunun kontrolü: Kolun üst kısmının ölçülmesi

1 yaşından sonra, bir çocuğun kolunun üst kısmının ortasında kol çevresi 13 ½ cm’ den daha azsa çocukta beslenme bozukluğu var demektir. Yüzünün, ayaklarının ve ellerinin “şişman” olması önemli değildir. Kol ölçüsü 12 ½ cm’ den daha az ise çocukta ciddi şekilde beslenme bozukluğu var demektir.

Çocuğun yeterli beslenip beslenemediğini anlamanın başka bir yolu da, onu düzenli bir biçimde tartmaktır; ilk yıl, ayda 1 kez, sonra 3 ayda bir olmak üzere. Sağlıklı ve dengeli beslenen bir çocuk düzenli olarak kilo alır. (Werner,1992)

  1. TARİHÇESİ

1960’ lar da yapılan araştırmalarda sadece doymuş yağların insanlarda kolesterol düzeyini yükselttiğini ; bunun da koroner kalp hastalık riskini arttırdığı düşünülmüş ve insanların şişmanlaması bunun gibi rahatsızlıklarla incelenmiştir. Obezite yani şişmanlık ayrı bir inceleme alanı değildir.

1976’ da daha çok gelişmiş ülkelerde beslenme kültürüne bağlı olarak dikkat çekmiştir. ŞU AN;

21.yy’ ın adeta modası diyebileceğimiz “ aşırı kilolu insanlar ” çoğalmıştır.

Günümüzde geniş araştırma konusudur. Pek çok açıdan incelenmektedir.

  1. OBEZİTE VE PSİKOLOJİK PROBLEMLER

     Bazı çocuklar yemeği silah olarak kullanır ve anne baba sevgisini suistimal eder. Bazıları içine kapanır ve obezitelerini sorun yaparak tek başına kalır. Rutter davranış testleri kullanılarak obez kızlarda yüksek sonuç elde edilmiş ve obez kızların obez olmayanlara göre spesifik olmayan türde davranış bozuklukları daha çok görülmüştür. Obez ve obez olmayan erkeklerde bu fark yoktur. Bazı obez çocuklar kendi kendilerine oturmaya ve ele geçirilmesi mümkün olmayan hedeflere aşırı istekli olmayı deneyebilirler. Aşırı yemek yeme ile hedeflerine ulaşmadaki başarısızlığı kompane ederler, bu şekilde en azından yaşıtlarından daha büyük ve daha özeldirler. Obezite’nin altında bulunan psikolojik problemler nedir?

  • Aileleri , arkadaş yetersizliği
  • Kötü okul performansı
  • Başarısızlık

Başarısızlık , obezite  görülmeden de olur.

Arkadaş yetersizliği  ve kendine acımaya obezite sebep olmaktan çok katkıda bulunur. Daha az kararlılık , rahatsızlıklara tolerans azalması ve bağımsız olmaya ve kendi kendine bir şeyler  yapmaya isteksizlik obez çocukların çoğunda görülen özelliklerdir.

Başarılı zayıflama işlemi çocuğun kendi saygınlığı geliştir ve daha önce içine dönük çocuğun kişiliği daha atılgan olur. Diyet uygulaması bazılarında kişilikle ilgili rahatsızlıkları örter veya daha da arttırır.

Adolesan öncesinde erkekler özellikle saldırgan olabilirler. Ve diyet için çevrelerini kandırır. Adolesan dönemde iletişim bozulabilir ve diyette çocuğa yardım etmek isteyen anne baba ile geçimsiz olurlar. Fakat bu yaş grubunda çocuklar çok bağımsızdır. Herhangi bir şekilde açık olarak iletişim kurmak kolay değildir.

Diyet için yetersiz yardım yapıldığında ve diyette uymadığı için anne, babası ve kardeşleri tarafından ayıplandığında yıkıcı davranışlar çok sık görülür. Bu çocuklar özellikle kendileri zayıflama girişiminde bulunmayan obez anne – baba çocuklarıdır. Bu çevre koşullarında zayıflama işlemi genellikle başarısızdır.

OBEZİTE

Obezite, son yıllarda kardiyovasküler hastalıklar ve endokrinoloji alanıda doğurduğu komplikasyonlar daha iyi anlaşıldığından, estetik olmaktan çok , klinik bir konu olarak ağırlığını duyurmaya başlamıştır. Obezite,eğer bir hastalığa eşlik eden tipte obezite değilse primer sorun olarak ele alınır. Cushing  hastalığı , beyin tümörü , hipotiroidizm, hipogonadizm, insülinoma gibi bir tabloya eşlik eden obezite durumlarında ise , primer hastalığın tedavisine öncelikle önem vermek gerekir.(HATEMİ)

6.1 OBEZİTENİN NEDENLERİ

  • Basit obezite (ekzojen)
  • Metabolik ve hormonal bozukluklara sekonder obezite
  • Genetik sendromlarla birlikte olan obezite

 

 

 

6.2. YANLIŞ İNANIŞLAR

Halk arasında ; obezitenin nedenleri arasında “ aile içinde geçiş gösterir” bilgisi, “ oburluğun ve tembelliğin sonucudur” inancı, “ şişmanların bünyesi  onların şişman olmasına neden olmaktadır” psikolojisi gibi inanışlar doğru değildir.

  • Diyetler işe yaramaz. Verdiklerinizi sonradan alırsınız. DOĞRUSU: Uzun dönemli programlar ile yeniden kilo almamak mümkündür.
  • Şişmanlar alıcı insanlardır; Şişmanlar oral (ağızcıl) kişilik yapısındadır, hep almaya yönelik davranırlar. DOĞRUSU: Son araştırmalar belirli bir kişilik özelliğinin obezite grubunda daha fazla olduğunu göstermiyor.
  • Şişmanlar daha fazla yerler. DOĞRUSU: Araştırmalar şişmanların ince olan arkadaşlarından daha fazla yemediklerini ama yediklerinin daha fazla yağ olarak depolandığını ya da az yediklerinde zayıf kişilerin şişmanlara oranla daha fazla kilo verdiklerini gösteriyor.
  • Şişmanlar kilolu oldukları için acıkmazlar. DOĞRUSU: tam tersine kan şekerini düzenleyen etmenler nedeni ile daha fazla acıkırlar.

6.3. TEŞHİS

DERİ KIVRIM KALINLIĞI TESTİ: Bunun için ölçümde özel pergeller kullanılır. Ölçüm yapılacak yer yeterli açıklıkta olmalıdır.

VÜCUT EMPEDANSININ ÖLÇÜMÜ: Çıplak ayakla iki elektrota basılmasıyla ve elektrotların vücuda yerleştirilmesiyle ölçülür. Empedansı belirleyen faktörler; yağ , yağsız doku oranı ve vücut elektrolit oranlarıdır.

BKİ : Beden Kitle İndeksinin 25’ in üzerinde olması obezite varlığını gösterir.

ÖLÇÜMÜ: kilo/boy x boy

6.4. TEDAVİSİ

Obezite tedavisi, sonuca ulaşılması kolay tedavilerden değildir. Obezite çok yönlü bir sorun olduğundan , hekimin aynı zamanda psikolog olması , diyet listesi düzenlerken de psikoloji bilgisi ile ekonomi bilgisini bir araya getirmesi gerekir.  Kendisi obez olan bir hekimin diyet listelerini hastası “önce kendine baksın” düşüncesiyle inanmadan uygular.

Hastaya ümit dolu sözler söylenmeli.

Ayrıca obezite de davranış tedavisi, ameliyatla tedavi, ilaçla tedavi ve ilk basamak olarak beslenme tedavisi vardır.

 Beslenme tedavisinde: Yeterli enerji gereksinimini sağlayacak şekilde beslenilir. Bireyin ortalama olarak bir günde aldığı kaloriden 500 – 1000 kcal eksiltilmesi haftada 0,5-1 kg kaybına olanak sağlar. Enerjinin makro besin  öğelerine dağılımı iyi sağlanmalıdır. Enerji ayarlanması şu şekilde olmalı. %55-60 karbonhidrat, %15-20 protein, %25-30 yağdan gelecek şekilde ayarlanmalıdır. (EV ve Aile Ansiklopedisi,—-)

6.5. ÖNERİLER

İyi bir beslenme programı için hastanın beslenme alışkanlıklarını bilmesi gerekir. Ayrıca yeme konusunda kendini frenleyemeyen bireyler besin günlükleri tutup gün içerisinde yediklerini o deftere not almalılar,böylece ne kadar yediklerini kendileri de görebilir.

Bu kişilerin besinleri yağdan fakir ve proteinden zengin olmalıdır. Günlük yaşantılarında teknolojik kaynaklardan biraz uzak kalmalılar. Örn: asansör kullanmayın, iş yerinize eğer otobüsle gidiyorsanız bir veya iki durak önceden inin. İş yerinizde iseniz öğle paydosunda sipariş vermeyin kendiniz gidip alın ve yiyin. Çocuklarımız gelişme çağında olduğu için, gerek kalmadıkça diyet listeleri ellerine tutulmamalı. Onlara yapabileceğimiz en büyük iyilik onları fast-food dan olabildiğince uzak tutmak olmalı. Eğer ısrarla bu tür yiyecekler istiyorlarsa siz evde kendiniz sağlıklı bir ortamda ve hatta yağ, karbonhidrat ve protein miktarına dikkat ederek hazırlayabilirsiniz. Meyve ve sebze yemeleri için ailecek birlik olunmalıdır.(Dönmez,2009 J)

Güne erken başlayın. Günde 7-8 saatten fazla uyumayın, uyandıktan sonra yatakta kalmayın. Bol sıvı tüketin. (şişmanlık, ev ansiklopedisi)

 

  1. İŞTAHSIZLIK

İştah durumunun yok olması iştahsızlığı doğurur. Çocuğun iştahsızlığı ne zamandan beri devam ettiği araştırılmalıdır. Eğer belli bir zamandan beri olmuşsa önemlidir. Ancak doğduğundan beri böyledir deniyorsa ihtiyatla yaklaşılmalıdır… Dikkat edilmesi gereken bir diğer hususta; iştahsızlık yakınması olan çocuğun ruh dünyası nasıldır? Eğer kendisine yöneltilen ilgiye gülücük ve sevgi ortamında cevap veriyorsa, oyunlara iyi katılıyor arkadaşları ile iyi ilişki kuruyorsa iştahsızlık şikayeti yerine yemek yemeyi ret üzerine durulmalıdır.

İştahsız çocuk:   İştah ve doyma hormonal kontrol altında olan iki olaydır. Çocuk doktorlarına en sık yapılan şikayetlerden biri iştahsızlıktır. Yemek yememe veya yemek reddi iştahsızlıktan farklıdır. Herhangi bir hastalıkla ilgili olabilir iken anne-çocuk ilişkisinden de kaynaklanabilir. İştahsızlık gerçekten var ise altta önemli bir hastalığın olabileceği unutulmamalıdır. Bunu anlamak işin şunlara dikkat edilmelidir.

  1. Çocuk kilo alıyor mu? Boy – kilo dengesi nasıl? Bunlara bakılır.
  2. İştahsızlık ne zamandan beri devam ediyor? Eğer belli bir zamandan beri olmuşsa önemlidir. Ancak doğduğundan beri böyle ise ihtiyatla yaklaşılabilir.
  3. İştahsızlığı bağlı ateş, karın ağrısı, bulantı, terleme, halsizlik gibi semptomlar eşlik ediyor mu?
  4. İştahsızlık yakınması olan çocuğun ruh dünyası nasıldır?

7.1. İŞTAHSIZLIĞIN SEBEPLERİ

PSİKOLOJİK: Çocuklar yemeği silah olarak kullanırlar. Kimi çocuklar anne ve baba ilgisinden mahrum kaldığında ya da aşırı ilgi karşısında kendilerince tepki oluşturuyorlar.

7.2. ÇOCUK ACIKMIYOR

Önemli durum: çocuğun yemek yememesi, hemen doktorun çağrılmasını gerektiren bir husus değildir. Ancak bir durumda bu zorunluluk ortaya çıkar: Yemek istememe birden ve toptan (bebek bir kaşık bile yemek yemez) belirli aralarla çocuk ağlar, bazen de kusma görülür. Bu durumda doktoru çağırın (fıtık, apandisit olabilir), derhal ameliyat gerekebilir (kakada kan görülürse tahminler daha da kuvvetlenir).

Diğer durumlar: Sindirim bozuklukları, ateş vs.. Bir anne, çocuğun iştahsızlığının nedenini hemen anlayamazsa merak eder. Hasta çocuğun yemek yememesi normaldir, fakat sağlığı yerinde bir çocuğun iştahsızlığı anne için şüpheli bir durumdur.

Bu iştahsızlık biraz uzarsa, anne hemen çocuğun iştahsız olduğuna karar verir, çünkü bazı sinirli çocukların haftalar boyunca yemek istemeyip, yemek saatlerinin gerçek bir dram havasına girdiğini duymuştur.

İştahsız çocuk ana babasına büyük üzüntü olur, iştahsızlık hastalığının tedavisi çok önemlidir. Ancak çocuk birkaç gün iştahsız görünse bile, iştahsızlığa hemen kara verilmez. Bu karara varmadan önce nedenler iyice araştırılmalıdır. (Pernoud,—-)

Birinci durum: İşe çocuğun ateşine bakmakla başlayın. Sonra normal görünmeyen her şeyi kontrol edin: Burun akması, öksürük, ciltte sivilceler, ishal, kabızlık, kusma gibi. Çok küçük çocukta kilo artması.  Bu durumda doktora başvurulmalı.

Önemli not: eğer çocuğunuz bir hastalıkta veya rejim bozukluğundan yemek yemiyorsa ısrar etmeyin bildiğiniz gibi ateşli durumlarda veya ishalde yemek verilmez. Siz de tabiata uyn ve iyileştikten sonra da, biraz zayıflamış olsa da hemen yemek için zorlamayın. Sabırlı olun, normal olarak yediklerini sindirmeye başladığı zaman iştahı yerine gelir. Belki de bir iki hafta oburlar gibi yemek yer.

İkinci durum:  Dişlerin çıkması.  Bazı belirtiler, iştahı kesen dişlerin çıkışını gösterir. 6, 8 veya 9 aylık bir bebek ağlıyor uyumuyor, kakası değişik, arkası kızarık ve salyası akıyorsa diş etlerine bakın, kırmızılık ve bir dişin çıkmak üzere olduğunu görürsünüz.

Üçüncü durum:  İştahsızlık tek belirtidir. Çocuk her zamankinden daha az yer, sizin de farkına vardığınız belirti sadece budur. Herhangi bir hastalığa neden olabilecek başka bir şey yoktur. Normalden daha az acıkabilir, çocuğun da iştahı büyükler gibi bir günden düğerine, bür yemekten öbür yemeğe değişebilir. (Pernoud,—-)

7.3. NEDENLERİ

Çocuk hasta olabilir, çocuk o gün içerisinde çok abur cubur yemiştir, bebek ise dişleri çıkıyor olabilir, kabızlık ve ishal olabilir, karın ağrısı veya kansızlık gibi nedenler öne sürülebilir.

7.4. ÖNERİLER

İlk yapılması gereken iştahsızlığın bir hastalık sonucunda mı yoksa psikolojik nedenler mi olduğuna karar verilmelidir. Bunu içinde ; beslenme anamnezi alınır.

  1. ANOREKSİYA NERVOZA& BLUMIA

Bizim konumuz çocukluk dönemi beslenme bozukluklarıdır. Anoreksiya ve Blumia ise genel olarak 12-18 yaş arsında başlayan bir beslenme bozukluğu olduğu için biz kısaca ele alacağız..

8.1. ANOREKSİYA

Şişmanlamaya karşı ağır korku yüzünden bilinçli olarak aşırı zayıf kalma çabaları ile beliren bir bozukluktur. Toplumda ortaya çıkma sıklığı  bilinmemekle birlikte eskiden sanıldığı gibi çok ender rastlanan bir rahatsızlık değildir. Anoreksia Nervozalı bireylerin yaklaşık %95’i kadındır ve bir kişinin kız kardeşinde bu tür bir bozukluk varsa o kişide aynı hastalık riski belirgin oranda artmaktadır. Bozukluk daha üst sosyoekonomik sınıflarda daha sıktır. En temel belirti aşırı kilo alma korkusudur. Bu durum kişinin yiyecek konusunda neredeyse fobik olacak noktaya dek varmasına neden olabilir. Şişmanlama korkusunun yanı sıra beden imgesinde de bozulma vardır. Buna bağlı olarak bu kişiler çok zayıf ve ince olsalar bile kendilerini şişman bulabilirler. Vücut ağırlığını kontrol altında tutabilmek için iki yolu kullanırlar: Kişilerin bir bölümü yiyecek alımını ileri derecede kısıtlarlar. Zaten aldıkları çok az yiyeceğin de çok az kalorili yiyecekler olmasına dikkat ederler.  Bu kişiler buna rağmen ağır egzersizlerde yaparlar. Diğer gruptaki kişilerde yiyecek alımının ileri derecede azaldığı açlık dönemleri ile aşırı yeme dönemlerinin birbirini izlediği gözlenir. Bu gruptaki kişiler, aşırı yemeden şişmanlayacakları korkusuyla boğazlarına parmaklarını bastırarak kusarlar. Sık sık bunu yapan kişilerin el sırtında deri sertleşmesi olabilir. Sık kusan kişilerde mide asidinin etkisiyle dişlerde bozukluklar, çürümeler olur. Bu kişilerin yeme davranışlarında ve yiyeceklerle olan ilişkilerinde gariplikler gözlenebilir. Yiyecekleri saklayabilir, yemek yapmak için mutfakta saatlerce uğraşabilir. Anoreksia Nervoza’nın  nedenleri günümüzde kesin olarak bilinmemektedir. Hastalığın oluşumu psikolojik, sosyolojik ve biyolojik olmak üzere üç boyutta ele alınabilir. Hastalığın ergenlikte ortaya çıktığı; bu dönemin cinsel ve sosyal çatışmalarla yüklü oluşu  dikkate alınacak olursa; cinsel ve sosyal çatışmalarla başa çıkma konusundaki yetersizliklerin yiyeceklerden fobik kaçınma şeklinde ortaya çıkması öne sürülebilir.

  1. OBEZİTE AŞISI

Küresel bir salgın olma yolunda hızla ilerleyen obezite, dünya genelinde, ölümlerin yaklaşık %30’unun nedeni.

Dünya sağlık örgütüne göre dünyada 1milyardan fazla kişi aşırı kilo ve bunların en az 300 milyonu klinik olarak obez.

Dünya sağlık örgütünün 2003 tarihli raporuna göre 1980’lerden beri, şeker ve doymuş yağ miktarları yüksek olan gıdaların tüketiminin artması, fiziksel etkinliklerin azalmasıyla birleşince obezite oranları dünyanın bazı bölgelerinde 3 kattan fazla artış göstermiş.

Obezite için geliştirilmiş var olan ilaçlarla tedavi yöntemleri ya istenmeyen yan etkileri nedeniyle ya da en iyi olasılıkla ancak %50 ‘lik bir grupta %5-10 ‘luk bir kilo kaybı sağlayabildiğinden çok etkili değiller. Daha etkili olan cerrahi müdahelelerse , hastaların %0,5-1 ‘inin ölümle yüz-yüze getirebiliyor.

Bunlar hızlı ve kolay kiloy vermeye sebep olamadığı  ve yanında birçok  hastalıklara sebep oldukları için günümüzde bilim adamları obez aşısı üzerinde çalışıyorlar.

Aşılar bilindiği gibi bağışıklık sistemimizi etkileyip bakteri ve virüslerle savaşmaya ve yok etmeye yardımcı olurlar.

Buradan yola çıkarak , Zürih , İsviçre ‘de bulunan biyoteknoloji firması “ Cytos Biotechnology AG” nin geliştirmekte olduğu obezite aşısı, diğer  zayıflama ilaçlarından farklı olarak , kilo verdirmek için bağışıklık sisteminde yardım alması. Klasik aşılardan farklı olarak da , vücut ağırlığı istenen kiloda sabitleninceye kadar aşının tekrarı gerekiyor.

Aşının amacı , vücutta “ghrelin hormonuna” karşı bir bağışıklık tepkisi oluşturmak.

Ghrelin , yeme alışkanlığını düzenlediği yakın zamanda anlaşılan bir peptid yani (proteinlerin yapı taşı  olan amino asitlerin en fazla 50’sinin bir araya gelmesiyle oluşan kısa zincirdir.). Aşı , hastaların bağışıklık sistemine kan dolaşımındaki ghreline bağlanacak antikorlarlar üretmeyi öğretmeyi üzere tasarlanmış ancak henüz nasıl çalıştığı tam olarak bilinmiyor. İştahı uyandırdığını gösteren çalışmalar var. İştahsız hastalarla yapılan bir çalışmada “Ghrelin” verilen kişiler iştah arttırıcı ilaç olanlara göre daha fazla açlık hissederek daha fazla yemek yemişler.

Kilo verme amacıyla yapılan diyetlerden sonra da ghrelin  düzeyi hızla yükseliyor. Bunun , birçok insanın güçlükle verdiği kiloları , diyeti bırakır bırakmaz geri almaya başlamasıyla ilgili olduğu düşünülüyor.

Çalışmalar ayrıca , mide bypass ameliyatlarının başarısını kısmen de olsa ,midenin küçültülmesiyle azalan “ghrelin” düzeyi ne bağlı olduğunu gösteriyor.

Tüm bunlar , ghrelinin insanlarda gıda alımı ve vücut ağırlığının düzenleyicisi olduğunu düşündürüyor.

CYT009-GhrQb’yle aşılamanın ,ghreline bağlanacak antikorların oluşumuna neden olması ve böylece ghrelinin etkinliğini gösterdiği  beyne gidişini engellemesi ya da azaltması  umuluyor. Bu durumda beyne daha az açlık sinyali ulaşacak.

Farelerle yapılan deneyler, CYT009-GhrQb’ nin yüksek düzeyde ghrelin antikoruna neden olduğunu göstermiş. Ayrıca , CYT009-GhrQb’yle aşılanan fareler , uygulanan yüksek yağ diyetinden , aşılanmayan farelere göre %15’ e kadar az kilo alımıyla kurtulmuştur. Aynı biçimde insanlara fazladan enjekte edilen ghrelinde, daha fazla açlığa  ve dolayısıyla daha fazla yemek yemeye neden oluyor.

Bu yüzden araştırmacılar , ghrelinin engellenmesiyle herhangi bir diyete bağlı kalmanın çok daha kolay olacağını düşünüyorlar(Bilim ve Teknik,Şubat2006)

 

 

  1. DÜNYA HABERLERİ

 

1- Araştırma, California’daki ortaokul ve lise öğrencileri üzerinde yapıldı. Eyalet genelindeki öğrencilerin 2002-2005 yılları arasında ağırlıkları ve yemek bilgileri toplandı ve çapraz referansla veriler okulların yakınlarındaki fast food zincirlerinin verileriyle karşılaştırıldı. Araştırmanın sonucunda, okulların yakınındaki bu lokantaların öğrencilerin yemek yeme alışkanlığını etkilediği, öğrencilerde aşırı şişmanlığa ve obeziteye yol açtığı ortaya çıktı.

2-                                                                    BİR MEKTUP

Arkadaşlar 2 yıl önce kronik bir blumia  hastasıydım . Günde yaklaşık 5 öğün 3 kişilik yemek yer hatta daha da fazlasını sonra ise kusardım. Ailem ilk başlarda anlamadı ama hızlı bir şekilde 70 kilodan 50 kiloya düştüğümde ki bu yaklaşık 6 ay kadar bir süre içinde oldu anladılar. Her yeme bozukluğu hastası olan gibi benim ailemde ilk başlarda destek oldu ama daha sonrasında ise baş edemedikleri için bağırmalar düşmanca tavırlar başladı. Aynaya her baktığımda 20 kilo vermiş olmama rağmen kilolu görüyordum kendimi, elimin üzerinde kusarken dişlerim dayandığı için elime bir yara açıldı. Sonrasında ise kıpkırmızı şiş gözler boğazımda rahatsızlık sonra ise istem dışı kusmalar başladı. 49 kiloya düştüğümde ki benimki anoraksiyayla eşlik eden blumiaydı yani bazı günler kusuyor bazı günler hiç yemiyordum. Bir kriz geldi ellerim titremeye başım dönmeye başladı ve sonrasını hatırlamıyorum.  Gözlerimi hastahanede açtım, sürekli kusmaktan dolayı 20 yaşında yüksek tansiyon hastası olmuştum ve vücudumda yaşamsal gereksinimler için tek damla besin yoktu. Doktorum ya yemek yiyeceksin ya da öleceksin birini tercih et dedi ve o günden sonra ufak ufak yemeye başladım ama kusmalar sıklıkla yine devam etti ama artık sosyal yaşamımı bile kusmalarıma göre düzenliyor kimi günler okulda da kusuyordum ve bunun böyle gitmeyeceğini anladığım ve kusmaktan kendime bunu yapmaktan tiksindiğimi nefret ettiğimi anladığım gün okulda kendimi bir hamburger aldım.  Bunu yiyip derse gireceğim ve kusmayacağım dedim kendime. İstersem yine kilo alayım sorun değil dengeli beslenerek veririm fazlaları dedim. Çünkü kusmaktan ve yememekten dolayı metabolizma yavaşlar bir süre sonra durur yediğiniz her şeyi depolamaya çalışır. O gün o hamburgeri yedim ve derse girdim derste kıvrandım diyebilirim. Aklıma defalarca tuvalete gitmek için izin istemek geldi ama tuttum kendimi ara verildiğinde ise tuvaletin önünden bile geçmeyip yolumu değiştirdim kısaca resmen kendimi zorladım direndim ve akşam eve dönerken bu işi sağlamlaştırmam gerek diyerek bir pakette bisküvi yedim.  Akşamda evde yemek yedim. Uzun zamandır yiyipte kusmadığım ilk geceydi ve o kadar büyük bir rahatlama hissettim ki annemler bile artık kusmadığımı görünce bana iyi davranmaya evdeki yemeklere daha az yağ koyup diyet yemeklerle beni kusmamaya teşvik ettiler. Tek sorun 1 ayda 9 kilo almam oldu ki bu çok normaldi uzun zamandır çalışmayan metabolizmam ilk kez yemek gördü ve yakmakta biraz zorlandı ama fazla sürmeden metabolizmam eski düzenine yediklerimi yakmaya başladı. Yani diyorum ki işin aslı kafada bitiyor arkadaşlar lütfen kusarken ne kadar tiksindiğinizi tüm vücudunuza nasıl zarar verdiğinizi ve devam ederseniz ilerde ne gibi sağlık sorunlarıyla yaşamak zorunda kalacağınızı düşünün. Ben şu an 22 yaşında yüksek tansiyon hastasıyım. Kusmasam böyle bir sorunum da olmayacaktı ama Allaha şükür atlattım sizde başarabilirsiniz. En fazla kilo alacaksınız bir dönem ama ömür boyu kusup durmaktansa bir dönem kilo almayı yavaş yavaş metabolizmanızı canlandırmayı kabul etmeniz en doğru ve mantıklı olanı. Şu an kilom 55 ve inanın 2 yıldır ne diyet yapıyorum ne kusuyorum sadece günde 6 öğün 3ü ara 3ü ana ve bol bol yürüyüş hareket. Zaten kısa süre içinde vücudunuz yediklerinizi yakmaya başlayacak. Herkese bol şans diliyorum.

                                                                                                     Sevgiler…

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :